Etiket: fehmi tosun

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hala sokak ortasında gazeteciler katlediliyor, hukuk yok!-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, 1073. Hafta eyleminde 19 Ekim 1995’te kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir dosyasını gündeme getirdi. Hanım Tosun, konuşmasında “Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Eğer etkilenseydiniz adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de hukuk yoktur” dedi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak adına 1073. hafta eylemi için yine Galatasaray Meydanı’ndaydı.

    Ellerinde karanfillerle alana gelen Cumartesi İnsanları, bu hafta gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu.

    Basın açıklamasını Cumartesi İnsanlarından Özlem Zıngıl okudu.

    “DELİLLER TOPLANMADI, SORUMLULAR AÇIKLANMADI”

    “Fehmi Tosun nerede?” sorusunun 30 yıldır cevapsız bırakıldığını söyleyen Zıngıl, şu açıklamayı yaptı:

    “Dosyalar, hiçbir esaslı işlem yapılmaksızın zamanaşımına sürükleniyor. Yargı, ihlali ortadan kaldıracak adımları atmıyor. Böylece kaybedilenlerin akıbeti hâlâ bilinmiyor, failler ise cezasızlık zırhıyla korunuyor. Bu durum, hem adalet duygusunu yok ediyor hem de ailelerin yaralarının sarılmasını engelliyor. Gözaltında kaybedilmelerle ilgili hakikatin inkâr edilmesi ve suçların cezasız bırakılması, kayıp yakınlarında derin travmalar yaratan bir devlet şiddeti olarak sürüyor.

    1073.haftamızda, inkârın, cezasızlığın ve şiddetin gölgesinde, üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi ile birlikte soruyoruz: Fehmi Tosun nerede?

    35 yaşında, beş çocuk babası Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltıdan sonra iki arkadaş birlikte evden ayrıldılar. Aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giyimli üç kişi, 34 UD 597 plakalı beyaz bir Renault araçla Fehmi Tosun’u evinin önüne getirdi. Eşi ve çocuklarını görünce , ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar yanına koştu, ama Fehmi zorla araca bindirilerek götürüldü. Hanım Tosun hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Aracın plakasını verdi, müdahale edilmesini istedi. Ancak polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra, ‘Bizim yapacağımız bir şey yok.’ diyerek hiçbir işlem yapmadı.

    Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurdu ve olayı kamuoyuna taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkâr edildi. Ve o günden sonra, ne Fehmi’den ne de birlikte evden çıktığı Hüseyin Aydemir’den bir daha haber alınamadı. İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada şöyle dedi:

    “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.”

    Fehmi Tosun’un yaşam hakkının ihlalindeki devletin sorumluluğunu AİHM’de kabul etmesine rağmen, iktidar bu dosyada etkin bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. Aile, tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.

    Sonuçta, Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilmesini açığa çıkaracak hiçbir adım atılmadı. Deliller toplanmadı, sorumlular tespit edilmedi. Dosya, bilinçli biçimde zamanaşımına sürüklendi.

    Bugün bir kez daha adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Artık yeter! İnkâra ve cezasızlığa son verin. Evrensel insan hakları hukukundan doğan yükümlülüklerinizi yerine getirin. Fehmi Tosun dosyasında adaleti sağlayın.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “SİZ DE BU KAYIPLARDAN BİRİ OLABİLİRDİNİZ!”

    Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise konuşmasında şunlara dikkat çekti:

    “30 sene önce burada mücadeleye başladım. Mücadeleye başlarken de şunu söyledim; ‘Eşimin geri gelmeyeceğini bilmiyorum ama bir daha kimse gözaltında kaybolmasın diye buradayım’. Eğer bu ülkede demokrasiden, hukuktan bahsediliyorsa önce yollarını Galatasaray’dan çevirsinler. İnsanlar buradan gelip geçerken bizlere bakıp gezmelere gidiyorlar! ‘Bu insanlar neden buradalar?’ diye sormuyorlar bile. Şunu biliyoruz ki dünyaya sesimizi duyurmasaydık rğer siz de bu kayıplardan birisi olabilirdiniz. bir daha kimse bizim gibi acı çekmesin, göz altındaydı ailesini kaybetmesin. Ama maalesef ülkeyi yönetenler sağırdır, kördür. Ülkeyi yönetenlerden bazıları ‘bu hikayi dinlerden etkilendim’ diyor. Hayır, etkilenmediniz. Eğer etkilenseydiniz, kendinizi o insanların yerine koysaydınız adalet adımı atardınız. Hala sokak ortasında bir gazeteci dövülerek öldürülebiliyorsa bu ülkede ne adalet ne de  hukuk yoktur. Benim şu an bu hükümetten hiçbir umudum yok ama şunu onlara söylüyorum; vazgeçmeyeceğiz.”

    “BEYAZ TOROSLARIN KAPTAN ŞOFÖRLERİ DE VAR!”

    Fehmi Tosun dosyasının “Tam bir beyaz Toros dosyası” olduğunu söyleyen Avukat Eren Keskin ise şu konuşmayı yaptı:

    “Gerçekleri ortaya çıkarmayan her dönemin iktidarı, aynı dosyanın altına imza atıyor. ‘Beyaz Toroslar dönemi kötüydü’ demek yetmiyor, onların ‘Kaptan şoförleri’ var. Onlar halen aramızda. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve daha birçok isim… Çok tanık var ama savcı dinlemedi. Siz eğer kontra güçlerin özel hayatını koruyorsanız zaten bu suça ortaksınız. Yargı, bu tür dosyaların daima örtüsü oldu.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri: Fehmi Tosun’a ne oldu?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Fehmi Tosun’a ne oldu?-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri’nin 1021. Hafta eyleminde 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi. Açıklamada, “Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin” denildi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları ve Türkiye’nin en uzun soluklu eylemi olan Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, 1021. haftada devam etti.

    Galatasaray Meydanı’nda yapılan basın açıklamasında, 29 yıl önce gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun için adalet istendi.

    1021. hafta buluşmasının basın açıklamasını, Cumartesi İnsanlarından Sebla Arcan okudu.

    “FEHMİ TOSUN ZORLA ARACA BİNDİRİLEREK GÖTÜRÜLDÜ”

    Sebla Arcan, 1021. haftada, inkar ve cezasızlık politikalarına karşı üç kuşaktır hakikat ve adalet mücadelesi yürüten Tosun Ailesi’ne eşlik ettiklerini belirterek açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun, Lice’nin Licok köyünde yaşıyordu. Köylerinde yaşama olanakları yok edilen Tosun Ailesi İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı. Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995 sabahı yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte Avcılar’daki evinde kahvaltı etti. Kahvaltı sonrası, iki arkadaş birlikte evden ayrıldı ve bir daha geri dönemedi. Fehmi Tosun, aynı günün akşamında, silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault marka bir araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle birlikte evin bahçesine doğru ilerlerken, kendisini gören eşi ve çocuklarına “Beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar yanına koşunca Fehmi Tosun zorla araca bindirilerek götürüldü.

    “GÖZALTINA ALINDIĞI İNKÂR EDİLDİ”

    Hanım Tosun, hemen Avcılar Karakolu’na giderek eşinin kaçırıldığını bildirdi. Eşini kaçıran aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Ancak, polisler, plakayı kontrol ettikten ve bazı telefon görüşmeleri yaptıktan sonra “Bizim yapacağımız bir şey yok” diyerek olaya müdahale etmediler. Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, tüm yasal yollara başvurarak, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak, Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    “AİLE, AYM’DEN DE SONUÇ ALAMADI”

    İç hukuk yollarından sonuç alamayan aile, AİHM’e başvurdu. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada “Hükümetimiz, Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir dedi. AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı Fehmi Tosun dosyasında etkin bir soruşturma yapılmasını sağlama yükümlülüğünü yerine getirmedi. Zamanaşımı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilen dosya kapatıldı. Takipsizlik kararlarına yapılan itirazlar reddedildi. İdari ve yargısal yollarının tamamını tüketen aile, Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvurudan da sonuç alamadı.

    “ZAMANAŞIMININ ARKASINA SAKLANMAYIN”

    Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedilişinin 29.yılında, adli ve siyasi makamlara sesleniyoruz: Zamanaşımının arkasına saklanmayın, Fehmi Tosun’un akıbetiyle ilgili etkin bir soruşturma ve kovuşturma yapma yükümlülüğünüzü yerine getirin. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    “MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”

    Tosun ailesinin avukatı ve İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin açıklama sonrası şunları söyledi:

    “Gözaltında kaybetme sistematik olarak işleniyor. Fehmi tosun dosyası bir çok dosyadan farklı. Fehmi tosun beni öldüreckler deyip delil bıraktı ve plaka vardı. Kızı Besna tanıktı mahkeme bunu kabul etmedi. Sadece kaçıranlar değil savcılar hakimlerde suçlu. Uluslararası hukuku eleştirmek gerekiyor AİHM sağcı aimadan çok etkilendi. Bu politikaya karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.”

    “CEZASIZLIK ALGISINI BÖYLE Mİ YIKACAĞIZ?”

    Besna Tosun, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’e seslenerek “Hesap sormak için buradayız. 29 yıl önce anneler için oturup oturup giderler demişti biz buradayız senin katil olduğunu söylemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi. Tosun, Recep Tayyip Erdoğan’a da seslenerek “Sayın Cumhurbaşkanı cezasızlık algını yıkmalıyız dedi jitem dosyasında beraat kararı onaylandı. Cezasızlık algısı böyle mi yıkacağız? Toplumun güvenlik ve adalet algısını yıkmak boynumuzun borcu dedi evet boynunuzun borcu. Katiller yargılanmadıysa toplum sustuğu içindir. Hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Annelere karşı hepimizin borcu var. Bunlar insanlığa karşı işlenen suçlar. İnsanlığa karşı işlenen suçun tanığıyım dinlenmedim bile. 6 yıldır diyalog kurmaya çalışıyoruz, cezalık algısını böyle mi yıkacağız?” diye konuştu.

    1021. Hafta buluşması Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Mücadeleyle geçen bir ömür: Besna Tosun – VİDEO

    Mücadeleyle geçen bir ömür: Besna Tosun – VİDEO

    PİRHA- 28 yıldır gözaltında kaybedilen babası Fehmi Tosun’un akıbetini soran Besna Tosun mücadele hayatını PİRHA’ya anlattı. Tosun, “Hep şunu söylüyoruz; kaybedilme süreklilik taşıyan, devam eden bir suç. Bunun bıraktığı iz de böyle. O acının sona ermesi için o yasın tamamlanması için bunun bir sonuca varması gerekiyor” dedi.

    1990’lı yılların başından itibaren bir ‘devlet geleneği’ haline gelen gözaltında kaybetme ve faillerin açıklanmamasına karşı Besna Tosun 12 yaşından bugüne dek sürdürdüğü mücadele hayatını PİRHA’ya anlattı.

    “BABAMIN GÖZALTINDA KAYBEDİLMESİNİN TANIĞIYIM” 

    Besna Tosun 1995 yılında başlayan mücadelesini şu sözlerle anlattı:
    “1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun‘un kızıyım. Aynı zamanda babamın gözaltında kaybedilmesinin tanığıyım. Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995’te evimizin önünden üç sivil polis tarafından gözlerimizin önünde kaçırıldı ve kaybedildi. Babamın kaybedilmesinin hemen ardından bizler hem bütün resmi makamlara başvuruda bulunduk hem de İnsan Hakları Derneği’ne başvurduk. İnsan Hakları Derneği’ne başvurduktan sonra Cumartesi Anneleri’nden haberdar olduk. Dolayısıyla babam kaybedildikten iki hafta sonra biz de annemle beraber cumartesi eylemlerine katılmaya başladık. O zaman 12 yaşındaydım ve 28 yıldır Cumartesi Anneleri’yle birlikte hem babamın akıbetinin açıklanması hem diğer kayıpların akıbetinin açıklanması ve onları kaybedenlerin yargılanması için mücadele ediyoruz.”

    “CUMARTESİ ANNELERİ BİR KADIN Hareketi” 

    Tosun mücadelenin öncüsünün kadınlar olduğunu belirterek, “Kaybedilenlerin büyük bir çoğunluğu erkek dolayısıyla o erkekleri arayanlar da kadınlar. Yani evladını arayan anneler, eşlerini arayan kadınlar, babalarını arayan kız çocukları, abilerini arayan kadınlar. Bu arama mücadelesini başlatanlar kadınlar. Dolayısıyla Cumartesi Anneleri de bir kadın hareketi diyebiliriz”dedi.

    “KUŞAKTAN KUŞAĞA SÜREN DİRENİŞİN Simgesi” 

    Cumartesi Anneleri eyleminin 968’inci haftasında gözaltına alınırken polis tarafından işkence gören Tosun, şunları söyledi:
    “Önceki hafta çok ciddi bir işkenceye maruz kalmıştım. Geçen hafta da geldiğimde el ele, kol kola yürüdüğümüz kadınlar bizi bu meydanda büyüten kadınlardı. Ümit Efe gibi yıllarca ömrünü insan hakları mücadelesine vermiş biriydi elimi tutan. Diğer yanımda 12 Eylül’den beri abisi Hayrettin Eren’i arayan İkbal Eren vardı. Yine ömrünü insan hakları mücadelesine veren Eren Keskin ve Leman yurtsever vardı. Bu mücadeleyi başlatan, bize bu mücadeleyi miras bırakan, bize mücadele etmeyi öğreten, direniş geleneğini bırakan kadınlardı. Ben bu meydana geldiğimde 12 yaşındaydım 28 yıl sonra onların 90’larda yaşadığı şiddeti ben yaşadım. 28 yıl sonra yine aynı kadınlarla kolkola yürüdük benim için çok anlamlıydı orada kol kola yürümek kuşaktan kuşağa süren direnişin simgesiydi.”

    “ANNELERİMİZİN BİZE BIRAKTIĞI MİRAS!”

    Tosun, “Bütün hayatınızı buna göre kuruyorsunuz. 28 yıldır hepimiz için geçerli tabi ki. Diğer insanlar gibi bir hayatımızda da var işimiz, çocuklarımız, sosyal bir hayatımız var. Ama bütün her şeyi cumartesiye göre kuruyoruz” diyerek hayatın tüm akışının buraya bağlı olduğunu belirtti. Devamında, “Tatil programı bile yaparken buradaki arkadaşlarımızla haberleşerek yapıyoruz. Nöbetleşe tatile gidiyoruz. Bir ‘cumartesi’ var ve orada büyük bir sorumluluk var. Hayatımızın büyük bir parçası. Sadece bizim için değil, bu ülke için çok önemli. Adaletin sağlanması için, bu ülkenin hafızası için çok önemli. Onun sorumluluğu var ve o sorumluluğu bilerek yaşıyoruz hepimiz. Vazgeçtiğimizde umut yok olur. Bizim umudumuzu besleyen şey vazgeçmemiş olmak. Bu mücadeleyi sürdürüyor olmak. Bu da annelerimizin bize bıraktığı miras” dedi.

    “SEVDİKLERİMİZİN NE YAŞADIKLARINI NE ÖLDÜKLERİNİ BİLİYORUZ”

    Besna Tosun, kaybedilmenin devam eden bir suç olduğunun altını çizerek,  “Kanıksayabileceğimiz, alışabileceğimiz bir şey değil. Hep şunu söylüyoruz; kaybedilme süreklilik taşıyan, devam eden bir suç. Bunun bıraktığı iz de böyle. Devam eden bir yastan, ızdıraptan bahsediyoruz. Sevdiklerimiz kaybedildi ve ne yaşadıklarını biliyoruz, ne öldüklerini biliyoruz. O belirsizliğin yarattığı ızdırap sürekli devam ediyor. Dolayısıyla siz de o acıyla bu şekilde baş ediyorsunuz. O acının sona ermesi için, o yasın tamamlanması için bunun bir sonuca varması gerekiyor. Acınız nasıl taze ise, o umudu da mücadeleyle taze tutuyor hayata öyle devam ediyorsunuz. Baş etmenin başka yolu yok. Mesela ben mücadele etmesem nasıl yaşardım, nasıl hayatta kalırdım gerçekten bilmiyorum.” dedi.

    “MÜCADELEYİ OĞLUMA DEVRETMEK İSTEMİYORUM”

    Tosun, son olarak bu mücadeleyi oğluna miras olarak bırakmak istemediğini şu sözlerle ifade etti:

    “Aslında bu kadar sıkı tutunma sebeplerimden biri bu. Ben annemden devraldım. 28 yıldır bu hukuksuzluk, adaletsizlik değişmedi. Bunun oğluma kalmasını, onun devralmasını istemiyorum. Zaten çocuklarımız özgürce yaşasın, eşit yaşasın diye mücadele ediyoruz. Çocuğuma böyle bir şey bırakmak istemiyorum. Bunu bırakmak zorunda kalmamalıyım ama sonuca varamazsa hiçbirimizin çocuğunun buna kayıtsız kalacağını düşünmüyorum, ister istemez devrediyor bu pratik.”

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri: Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor-VİDEO

    PİRHA-938. hafta açıklamasında Cumhur İttifakı’na katılan Hür Dava Partisi’ne değinen Cumartesi Anneleri, “Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle adalet mücadelelerini sürdüren Cumartesi Anneleri 938. hafta açıklamasında Hür Dava Partisi’nin (HÜDA PAR) Cumhur İttifakı’na katılmasına değindi.

    Açıklamada HÜDA PAR’ın 1990’lı yıllardaki cinayetleriyle hafızalarda yer edinmiş Hizbullah ile ilişkisine vurgu yapılırken, “Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor” denildi.

    “HİZBULLAH ÜZERİNDEN MESAJ VERİLİYOR”

    938. hafta açıklamasını gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Jiyan Tosun okurken, şu ifadelere yer verildi:

    “Geçmişin karanlığı ile topluma gözdağı vermekten vazgeçin. Geçtiğimiz günlerde topluma faili belli cinayetler ve zorla kaybetmelerle özdeşleşmiş JİTEM üzerinden verilen mesajdan sonra şimdi de adı 90’lı yıllardaki vahşet uygulamalarıyla anılan Hizbullah üzerinden mesaj veriliyor.

    Zira adı Hizbullah ile anılan HÜDA PAR yetkilileri, geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti’nin daveti ile Cumhur İttifakı’nı desteklemek üzere görüşmelere başladıklarını açıkladı.

    Kamuoyunun da bildiği gibi; Hizbullah’ın terör örgütü kapsamına alınması sonrasında aynı çevre 2003 yılında Mustazaflar Derneği’ni kurdu. Dernek, Diyarbakır 2. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından “Hizbullah terör örgütünün amacı doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu” gerekçesiyle kapatılınca Hür Dava Partisi yani HÜDA PAR adı altında partileşti.

    “VAHŞETTE SINIR TANIMAYAN İŞKENCE YÖNTEMLERİ KULLANILDI”

    Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Cemal Tutar mahkemede yaptığı savunmasında, işledikleri cinayetleri Allah’ın yardımıyla yaptıklarını, faaliyetleri ile asker ve polisin sevgisini kazandıklarını söylemişti. Peki asker ve polisin sevgisini kazanmalarını sağlayan bu faaliyetler nelerdi?

    Ahlaksız olarak damgaladıkları pantolon veya kısa etek giyinen kadınların yüzüne kezzap atmak. Kürt siyasetçileri, imamları, gazetecileri, emniyet mensuplarını herkesin gözü önünde sokak ortasında öldürmek. Politik ya da inançsal aidiyetleri nedeniyle köylüleri, kendilerine tabi olmayı reddeden İslamî yapıların önderlerini kaçırdıktan sonra en vahşi yöntemlerle öldürüp bedenlerini yok etmek. Domuz bağı gibi vahşette sınır tanımayan işkence yöntemlerini kullanmak.

    Susurluk sonrası artık işlevini tamamlamış olduğu düşünülen Hizbullah’ın tasfiyesi gündeme geldi. 2000 yılında yapılan polis operasyonları ile işledikleri suçlar gözler önüne serildi. Tanık oldukları karşısında dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan “Ne filmlerde ne kitaplarda böyle bir vahşeti gördük, duyduk” dedi.

    “HİZBULLAH ZORLA KAYBETMELER DEMEK”

    Kayıp yakınlarının Galatasaray’da, Diyarbakır Koşuyolu’nda, Batman Gülistan Caddesi’nde fotoğraflarını taşıdığı çok sayıda insan Hizbullah tarafından, güvenlik güçlerinin göz yumması, yol vermesi sonucunda zorla kaçırılarak kaybedildiler.

    Bu yüzden Hizbullah bizim için zorla kaybetmeler demek. Yeraltı sorgu evleri, sorgu köyleri demek. Domuz bağı gibi vahşi yöntemlerle yapılan işkence demek. Kendisi gibi olmayana ölüm demek. Kısacası kan demek, vahşet demek.

    938. haftamızda iktidara sesleniyoruz: Yapmayın, seçim hesaplarınız için 90’ların vahşet simgelerini yeniden dolaşıma sokarak yaralarımızı, travmalarımızı tetiklemeyin… Tüm toplumsal yaralarımızın sarılması için, demokrasiye, insan haklarına, eşitliğe, özgürlüğe, huzur ve refaha ihtiyacımız var. Zerresine hasret kaldığımız adalete ihtiyacımız var. Hukukun üstünlüğüne dayanan bir ülkeye ihtiyacımız var. Özgür ve adil bir seçim sürecine ihtiyacımız var. Artık yeter! Geçmişin karanlığı ile topluma gözdağı vermekten vazgeçin.

    Biz özgür, eşit ve adil bir ülke talebiyle mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz. Evlatlarımızı kaybedenleri ve kaybedenleri sahiplenenleri unutmayacağız.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 916. hafta açıklamasında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Dava avukatlarından Eren Keskin dosyaya ilişkin “Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması amacıyla sürdürdükleri eylemlerinin 916. haftasında Fehmi Tosun ile Hüseyin Aydemir’in akıbetini sordu. Cumartesi Anneleri ile İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi tarafından yapılan açıklamaya Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ile dava avukatlarından Eren Keskin de katıldı.

    “CEZASIZLIK SONUCU KAYIPLARIMIZA VE ADALETE ULAŞAMIYORUZ”

    İHD İstanbul Şubesi’nden Leman Yurtsever‘in okuduğu açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Türkiye’de yüzlerce insan gözaltında kaybedilmesine rağmen, bu insanlığa karşı suç, yönetenler tarafından yok sayılmaya devam ediliyor. Zorla kaybetme suçunda sistematikleştirilen cezasızlık uygulaması sonucu, kayıplarımıza ve adalete ulaşamıyoruz. Kayıp yakınlarının “sevdiklerimizin biz öldükten sonra bulunmasını istemiyoruz” haykırışı ise 916 haftadır karşılık bulmuyor. Devletin kayıpları bulmama ve sorumluları cezalandırmama geleneği yüzünden, bir babamız daha son nefesini evladının adıyla verdi.

    916. haftamızda; geçtiğimiz günlerde 27 yıllık arayışını bize miras bırakarak aramızdan ayrılan Selahattin Aydemir’in
    bıraktığı yerden, ‘Hüseyin Aydemir ve Fehmi Tosun’u unutmadık’ diyerek kamuoyu karşısındayız. 35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun ve 34 yaşındaki 6 çocuk babası Hüseyin Aydemir Liceliydiler. Yaşadıkları ağır baskılar nedeniyle Lice’yi terk ederek aileleriyle birlikte İstanbul’a taşınmak zorunda kaldılar. 19 Ekim 1995 sabahı Fehmi Tosun ve arkadaşı Hüseyin Aydemir, birlikte kahvaltı ettikten sonra Tosun ailesinin Avcılar’daki evinden çıktılar.

    “AİLE TÜM YASAL YOLLARA BAŞVURDU”

    Fehmi Tosun; akşam saatlerinde, silahlı ve telsizli sivil polisler tarafından, 34 UD 597 plakalı beyaz Toros bir araçla evinin önüne getirildi. Kendisini gören eşi ve çocuklarına “Gözaltına alındım, beni öldürecekler!” diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca, zorla araca bindirilerek evinin önünden götürüldü. Olaya çevredeki komşular da tanık oldu. Hemen Avcılar Karakolu’na giden Hanım Tosun olanları anlattı, aracın plakasını verdi ve duruma müdahale edilmesini istedi. Plakayı kontrol eden ve telefonla görüşmeler yapan görevliler “Bizim yapacağımız bir şey yok” dedi.
    Hüseyin Aydemir’in İstanbul Aksaray’da sivil polisler tarafından gözaltına alındığını öğrenen Aydemir Ailesi de, tüm yasal yollara başvurdu.

    Her yerde oğullarını arayan aile, Hüseyin’in polisler tarafından Ankara’ya götürüldüğü, Ankara emniyetindeyken de askeri yetkililerce teslim alındığı bilgisine ulaştı. Tosun ve Aydemir Aileleri tüm yasal yollara başvurdu, ancak Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltına alındığı devletin bütün kademelerince inkâr edildi. İç hukuktan sonuç alınamayınca, dava Hanım Tosun tarafından AİHM’e taşındı. 2003 yılında sonuçlanan davada, hükümet AİHM’e verdiği savunmada; “Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolması olayının meydana gelmesinden dolayı üzgündür. Bir kimsenin kaybolması olayı hakkındaki soruşturmanın eksik yapılmasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2.
    maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir.” dedi ve yaşam hakkı ihlallerinde gerekli tüm önlemleri alıp, etkili soruşturmaların yürütülmesini zorunlu kılan talimatları vermeyi taahhüt etti.

    “İKTİDARI, GEREKLİ ADIMLARI ATMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Zamanaşımı nedeniyle takipsizlik kararı verilen Fehmi Tosun dosyası, İHD avukatı Eren Keskin tarafından Anayasa
    Mahkemesi’ne taşındı. Hükümetin taahhüdüne rağmen cezasızlık geleneğini bozmayan Anayasa Mahkemesi de zamanaşımı gerekçesiyle dosyayı kapattı. Aile, Fehmi Tosun’un götürüldüğü aracın araştırılması ve tanıkların dinlenerek yeniden soruşturma yapılması talebiyle 31 Mayıs 2022 tarihinde Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Fehmi Tosun’un gözaltında kaybedildiğini uluslararası mahkeme önünde kabul eden AKP hükümetini, verdiği taahhüdü yerine getirmeye ve bir an önce gerekli adımları atmaya çağırıyoruz.

    Gözaltında kaybedilişlerinin 27. yılında; adli mercileri, Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir’in gözaltında kaybedilmesiyle işlenen suça ortak olmaktan vazgeçerek, etkin soruşturma ve kovuşturma faaliyeti yürütmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin; Fehmi Tosun ve Hüseyin Aydemir için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 217 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız olan Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    “ORTADA, HUKUKUN ARAÇ OLARAK KULLANILDIĞI BİR DEVLET SUÇU VAR”

    Okunan açıklamanın ardından söz alan Hanım Tosun ise “Devlet yetkililerine sesleniyoruz. Bir an önce Galatasaray Meydanı’nı açın. Galatasaray Meydanı’nı kapatmak, ağzımızı kapatmak değil. Son kayıp bulunana, devlet hesap verene kadar ne olursa olsun kayıplarımızı aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Av. Eren Keskin ise şunları söyledi:

    “Türkiye’deki zorla kaybetme dosyalarında 20 yılda hiçbir delil toplanmadan bütün dosyalar zaman aşımına düşürülüyor. Fehmi Tosun dosyasında aile bütün delilleri en başında savcılığa sunmuş. Tosun’un kaçırıldığı aracın plakası elimizde. Yeniden Küçükçekmece Savcılığına başvurduk. Savcıların yapacağı aslında çok basit bir şey. Söz konusu olay tarihinde bu aracın kime ait olduğunu sormak. Ama aylar geçmesine rağmen hala bir sonuç alamadık. Deliller var olmasına rağmen değerlendirilmemiş olması zorla kaybetme olaylarında hukukun bir kılıf olarak kullanılması ve bunun sistematik olması, sadece gözaltına alan polisleri değil soruşturmayan savcıların, dava açılsa bile karar vermeyen mahkemelerin hepsinin sistematik olduğu yani bunun çok açıkça hukukun araç olarak kullanılan bir devlet suçu olduğu ortadadır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ersoy: Fehmi Tosun’u kaçıran aracın plakası niçin araştırılmıyor?

    Ersoy: Fehmi Tosun’u kaçıran aracın plakası niçin araştırılmıyor?

    HDP Milletvekili Oya Ersoy, 26 yıl önce Fehmi Tosun’u kaçıran aracın plakasının araştırılmamasına ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a soru önergesi verdi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, 26 yıl önce 19 Ekim 1995 sabahı evden çıktıktan sonra kendisinden haber alınamayan 35 yaşındaki Fehmi Tosun’u kaçıran plakanın araştırılmamasına ilişkin Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’a soru önergesi verdi.

    Ersoy, Tosun’un eşi ve çocuklarının gözleri önünde 34 UD 597 plakalı beyaz bir araca zorla bindirilerek kaçırılmasının ardından plakanın araştırılmasına ilişkin başvuruların reddedilmesini soru önergesi ile Meclis gündemine taşıdı.

    20 YILIN SONUNDA DOSYA KAPATILDI

    Ersoy, Fehmi Tosun’un kaçırılması ve kaybedilmesiyle ilgili soruşturmanın Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 1997/13776 soruşturma dosyası ile başlatıldığını ve 2015/25023 karar numarası ile de kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiğini belirtti. Ersoy, Tosun’un avukatlarının soruşturma boyunca olayın aydınlatılması için ileri sürdüğü tüm taleplerin yerinde görülmediğini, adeta zamanaşımı süresinin dolmasının beklendiğini ve 20 yılın sonunda dosyanın kapatıldığını kaydetti.

    “YAPILANLAR HUKUK DIŞI”

    Tosun’un kaçırıldığı aracın plakasının bulunduğu halde savcılık tarafından araştırılmadığını ifade eden Ersoy, Tosun’un avukatları tarafından aracın kimin adına kayıtlı olduğu bilgisinin İçişleri Bakanlığı’na sorulmasına rağmen, “özel hayatın gizliliği gerekçe gösterilerek” bilgi edinme talebinin reddedildiğini vurguladı. Yapılanların hukuk dışı olduğunu belirten Ersoy, olayın ortaya çıkarılması ve Fehmi Tosun’un akıbetinin açıklanması için söz konusu plakanın olay tarihinde kimin üzerine kayıtlı olduğu bilgisinin dava süreci için önem taşıdığını vurguladı.

    Ersoy, yanıtlanması talebiyle Fuat Oktay’a şu soruları yöneltti:

    “*34 UD 597 plakalı araç 19.10.1995 tarihinde kimin adına kayıtlıdır?

    *34 UD 597 plakalı aracın kimin adına kayıtlı olduğu bilgisi Fehmi Tosun’un ailesi ve avukatlarına niçin verilmemektedir?

    *Aracın kimin adına kayıtlı olduğuna ve olayla ilgisine dair de bir araştırma yapılmış mıdır?

    *Olayın ortaya çıkarılması açısından son derece önemli olan söz konusu plakanın, olay tarihinde kimin üzerine kayıtlı olduğunun yaşamsal önemine rağmen bilgi edinme yasası çerçevesinde avukatlara bilgi verilmemesinin dava sürecini sekteye uğratacağını düşünüyor musunuz?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 865. Hafta eyleminde Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu!-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi annelerinin, 865. Hafta eyleminde bir kez daha gözaltında kaybedilen insanların akıbeti soruldu. Yapılan basın açıklamasında, 1995’te evinden kaçırılan Fehmi Tosun’a işaret edilerek “AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti” denildi.

    Cumartesi Annelerinin, faili meçhul olaylara dikkat çekmek amacıyla bir kez daha basın açıklaması yaptı. 865. Hafta eylemi, pandemi koşulları sebebiyle online gerçekleşti.

    “KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ”

    865. Hafta eyleminde 1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un akıbeti soruldu. “Fehmi Tosun için adalet istiyoruz” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi insanlarından Aylin Tekiner okudu. Tekiner, AKP iktidarının, Tosun’un gözaltında kaybedildiğini inkar ettiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “35 yaşındaki 5 çocuk babası Fehmi Tosun İstanbul/ Avcılar’da yaşıyordu. 19 Ekim 1995 sabahı evine gelen arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kahvaltı ettiler. Kahvaltı sonrası evden birlikte çıktılar. İki arkadaş bir daha ailelerine geri dönemediler.

    Akşam saatlerinde silahlı, telsizli, sivil giysili üç kişi tarafından 34 UD 597 plakalı beyaz Renault araçla evinin önüne getirildi. Bu kişilerle evin bahçesine doğru ilerlerken kendisini gören eşi ve çocuklarına ‘Beni öldürecekler!’ diye bağırdı. Onlar Fehmi’nin yanına koşunca zorla araca bindirilerek götürüldü. Olaya mahalleliler de tanık oldu.

    Eşi Hanım Tosun ve İnsan Hakları Derneği, yasal yollara başvurdu, olayı hükümetin ilgili birimlerine ve kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak Fehmi Tosun’un gözaltına alındığı devletin tüm kademelerince inkar edildi ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    AİHM’de Fehmi Tosun’un yaşam hakkı ihlali ile ilgili devletin sorumluluğunu kabul eden AKP iktidarı, ardından onun gözaltında kaybedildiğini inkar etmeye devam etti.

    865. haftamızda Tosun Ailesi ile birlikte ‘Fehmi Tosun dosyasında hakikatin ve adaletin sağlanması için kuşaktan kuşağa aktararak sürdürdüğümüz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz!’ diyeceğiz.”

    PİRHA/İSTANBUL