Etiket: feray aytekin aydoğan

  • ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    ‘Dersler siyasal İslam’ın hedeflediği içerikte; Mücadele cephesini oluşturmak zorundayız’-VİDEO

    PİRHA – Eğitimci Feray Aytekin Aydoğan, AKP’nin 22 yıllık süreçte eğitim alanını kendi istediği formata dönüştürdüğünü belirterek, iktidarın eğitimin laik, bilimsel içeriğini yok etmeyi amaçladığını kaydetti. Aytekin Aydoğan, “Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin de çok ötesine geçmiş durumda. Artık imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor” diye belirtti.

    Türkiye’de eğitim-öğretim sistemi hiçbir zaman tam anlamıyla laik, demokratik, bilimsel olmadı. 12 Eylül ile birlikte zorunlu olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi adı altında Sünni din eğitimi, bu dersi almak istemeyen ve özellikle de Alevi çocuklar için bir zulüm haline dönüştü.

    Neredeyse yüz yıldır devam eden tekçi eğitim sistemi 22 yıllık AKP iktidarı döneminde daha da ırkçı, dinci bir kimliğe büründü.

    AKP önce 2012-2013 öğretim yılında 4+4+4 diye tanımlanan, laik eğitim sistemini dinci eğitime dönüştüren yasa çıkardı. O dönem AKP güdümündeki Anayasa Mahkemesi de bu yasaya onay verdi.

    Öğretim Birliği Yasası’yla kurulan imam hatip okulları eğitim-öğretimin temeli durumuna getirildi. Diğer meslek okullarının orta kısmı bulunmazken, imam hatip ortaokulu açma olanağı yaratıldı.

    İmam okulları dışındaki diğer okulların eğitim-öğretim programlarına Kuran-ı Kerim, Peygamberin Hayatı, din bilgisi dersleri eklenerek tüm okulların kısmen de olsa imam hatipleştirilmesi sağlandı. Okullardan felsefe dersleri kaldırıldı. İlk ve orta öğretim kesintili 12 yıla çıkarıldı. Kız çocukların 14 yaşından itibaren okullardan uzaklaşmasına neden oldu.

    Millî Eğitim Bakanlığı’nın Diyanet İşleri Başkanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı ile imzaladığı “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında Diyanet’le, tarikatlar ve dini vakıflarla işbirliği yapıldı. Okullara imamlar atandı. Çocuklar ders saatlerinde camilere götürülüyor.

    ÇEDES ile dincileşme yetmiyormuş gibi Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli adıyla yeni müfredat hazırlandı. 9 Eylül 2024’ten itibaren okul öncesi, ilkokul 1, ortaokul 5 ve lise 9. sınıftan başlamak üzere kademeli şekilde uygulanıyor. Yeni müfredatla dini derslerin saatleri arttırıldı. Okullarda dinciliğin önünü açan bu müfredat hem eğitim eğitimcilerin, hem velilerin tepkisini çekti.

    Başka bir sorun ise hükümetin tasarruf tedbirleri gerekçesiyle okullarda temizlik personeli çalıştırmaması. Bu nedenle okullarda hijyen problemi ortaya çıktı, hem öğrenciler hem de öğretmenler çeşitli hastalıklarla karşı karşıya.

    Laik, demokratik, parasız, bilimsel eğitimden hızla uzaklaşılmasını, tekçi, dinci eğitim sisteminin topluma dayatılmasını, eğitimde yaşanan diğer sorunları eğitimciler ve veliler PİRHA’ya değerlendiriyor.

    Eğitimde yaşanan sorunları ve çözüm önerilerini önceki dönem Eğitim Sen Genel Başkanlarından Feray Aytekin Aydoğan ile konuştuk.

    “EĞİTİMİN LAİK, BİLİMSEL İÇERİĞİNİ YOK ETMEYİ AMAÇLAYAN BİR MÜFREDAT”

    PİRHA-AKP hükümeti, “Türkiye’nin Yüzyılı Maarif Modeli” adıyla hazırladığı müfredatla eğitim sistemini yeni bir aşamaya geçirmek istiyor. Bu “yeni” olanda neler var, eskisinden farkı nedir?

    FERAY AYTEKİN AYDOĞAN: AKP 2002 yılında iktidara geldiği dönemden bugüne müfredatta çok sayıda değişiklik yaptı. Ancak bugüne kadar olan değişiklikler daha lokaldi. Örneğin 2018 yılını hatırlarsak, evrimin tamamen çıkartılıp cihatın girmesi şeklindeydi ve bu kesintisiz sürdürüldü. Bu müfredat tartışmalarının yoğunlaştığı dönemde Milli Eğitim Bakanı, bu çalışmanın aslında çok uzun yıllardır devam ettiğini söylemişti. Uzun süredir de illerde çeşitli maarif müfettişlikleri, başkanlıkları kurularak, maarif buluşmaları, söyleşileri yapılıyordu. Bu platform yapılarına baktığımızda şunu görüyoruz; genelde AKP, STK adını verdiği tarikat yapıları ve çeşitli sermaye grupları ile bunu planladı. Diğer değişikliklerden farklı olarak daha önce lokal olan değişiklikler şu an bütünlüklü olarak bütün derslere; ilkokuldaki hayat bilgisi dersinden ortaöğretimde, lisede fizik, kimya dersine kadar bütün derslerin içeriğinin tekrar düzenlendiği bir değişiklik bu.

    Maarif modeli değişikliğine baktığımızda AKP’nin 2 temel hattını görüyoruz. Birinci temel hat, eğitimin tamamen laik, bilimsel içeriğinin yok edilmesi; aslında son kırıntılarının da bu müfredatla hedef alındığını görüyoruz. İkinci temel hedef de yine AKP’nin, eğitimdeki temel hat olan  parasız, kamusal eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, hatta okulu ortadan kaldırmak olduğunu görüyoruz. Temel argümanları da şu; ‘köklerden geleceğe, yerli ve millilik’ ifadeleri ile laik, kamusal, zorunlu eğitimin yerli ve milli olmadığı, geleneği yansıtmadığı, batının dayattığı uygulamalar olduğu, tekrar köklere geriye dönüleceği vurguları var. Bunu tamamen siyasal İslam’ın kavramları üzerinden yapıyor. Örneğin bütün dersler ‘değerler’ adını verdikleri kavramlar üzerine inşa edilmiş durumda. Nedir peki bu değerler? Fıtrat, şükür, kanaat, kader, haram, helal, medevvet, ahilik gibi… Bunların hepsini bütün kitapların içeriklerinde görebiliyorsunuz. Bütün derslerin, bunların üzerinden yapılandırıldığı bir müfredat var. Bu müfredat da evrensel olan çocuğun üstün yararını esas alan; işte barış, kardeşlik, insan hakları, çocuk hakları, cumhuriyet; kağıt üzerinde yönetildiğimiz iddia edildiği ve artık meclisin işlevinin ortadan kaldırılmasıyla da açıkça gördüğümüz ama hala cumhuriyet ile yönetildiğimizi söylerken bu değerler arasında cumhuriyet vurgusu yok. O yüzden şu anda aslında Türkiye tarihinin en kapsamlı laik, kamusal, parasız eğitimin son kırıntılarını yok etmeyi amaçlayan bir müfredatla karşı karşıyayız.”

    16 SAAT DİN DERSİ DAYATMASI!

    -Bir bütün olarak eğitimdeki bilim dışı ve laiklik karşıtı uygulamalar özellikle dini bir çerçeveye oturtuluyor. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

    Özellikle genel seçimlerden sonra bunu ne kadar hızlandırdıklarını net olarak gördük. 1980 Darbesi sonrası zorunlu din derslerine karşı mücadele ederken 4+4+4’le birlikte ‘seçmeli’ adı altında öğretmen ataması ve okul idaresi baskısı gibi çeşitli yöntemlerle imam hatip olmayan bir ortaokulda dahi 8 saate kadar uzanan fiili zorunlu din derslerinin hayata geçtiğini gördük. Genel seçimden sonra ortaöğretimde 16 saate kadar çıkan uygulamaları da gördük. Aşamalı bir şekilde mescitler okullara yerleştirilmişti, yine seçim sonrasında okul öncesinden itibaren mescidin zorunlu hale getirilmesini de gördük. Şu anda herhangi bir mahalleye ilişkin onlarca şu örneği sıralayabiliriz; mesela birçok mahallede imam hatip dışında çocukların gidebileceği bir ortaokul yok. Ayrıca meslek liselerinin arttırılması üzerinden bir okullaşma politikası izlediler. Yine liselerde çocuklar zaten belli bir dilime giremediklerinde zorunlu olarak imam hatipli oluyorlar. Çünkü gidebilecekleri okul yok.

    Milli Eğitim Bakanı göreve başladıktan kısa bir süre sonra ‘karma eğitimi kaldıracağız’ demişti. Aslında karma eğitimi büyük oranda AKP 22 yılda kaldırdı. Öncelikle imam hatiplerde ayırabiliyorsa binaları ayırdı, ayıramıyorsa aynı bina içerisinde sınıf ve koridorları ayırdı. 2018 yılında ortaöğretim kurumları yönetmeliğinde bir değişiklik yaptılar ve liselerde karma eğitimin tamamen kaldırılmasını yönetmelik eliyle düzenlediler. Örneğin kamuoyunda çeşitli müdürlerin ‘karma eğitime izin vermeyeceğim’ dediği haberler yer alıyor. Ancak bu münferit değil, bu cesareti zaten yasalardan alıyorlardı. Şimdi müfredat değişikliği ile birlikte şunu görüyoruz; hem karma eğitimi tartışmaya açıyorlar hem karma eğitimle birlikte zorunlu eğitimi de tartışmaya açıyorlar. Örneğin müfredatta ‘değerler’ adı altında vurgulardan biri ahilik ve fütüvvet. Ahiliği siyasi İslam’ın tarihine dayandırıyorlar. ‘Usta-kalfa-çırak ilişkisi, patron-işçi ilişkisi bizim geçmişimizde var’ diyorlar. Usta, patronun, sana iş öğreten, ekmek verendir. O yüzden fütüvvetle de ‘koşulsuz itaat’ diyor. O yüzden ‘koşulsuz itaat edeceksin’ diyor. Yani bu vurgularla dini, emeğin sömürüsüne, laik eğitim karşıtlığında bir rıza aygıtı haline getiriyor. Devamında da ‘laik eğitim nasıl yerli ve milli değil ise zorunlu eğitim de yerli ve milli değil. 4+4+4 sistemini tekrar değiştireceğiz’ diyorlar. Aslında bunun altında yatan okulu ortadan kaldırmaktır. Ayrıca ‘zorunlu eğitimi de ortadan kaldıracağız’ diyorlar. Bunun da karma, laik eğitiminin dayatması olduğunu söylüyorlar. MESEM’lerle zaten bunun çok net örneğini gördük. Büyük bir aldatmaca olarak çocukları bir gün okulda gösteriyorlar. Kaldı ki bir günde eğitim öğretim gerçekleştiği anlamına gelmez. Diğer günler ise çocukları çalıştırıyorlar ve şimdi ‘4 yeni okul modeli, mesleki ve teknik eğitim politika belgesi’ diyorlar. Müfredat eliyle ‘Ahilik, Fütüvvet’ gibi vurguları değerler altına koyarak ailelere, çocukları okul dışına çıkmanın erken yaşta çocuk işçi olmanın bir rıza aygıtı olarak kullanıyorlar.

    “NEDEN EĞİTİM DEĞİL DE MAARİF?”

    Müfredatla birlikte hayata geçirdikleri politikalarla şu anda temel amaç bir yandan laik ve bilimsel eğitimi tamamen ortadan kaldırmak, parası olanın parası yettiği kadar eğitime ulaşması, özel okullaşma oranını arttırmak ve fiilen devlet okullarını paralı hale getirmek ki OECD raporunda bile devlet okulları için ‘Türkiye Anayasasında parasız ifadesi vardır ama fiili uygulama olarak yarı özeldir’ diyor. Bir yandan da çocuk işçiliğini olabildiğince yaygınlaştırmak, yani yoksulun, emekçinin çocuklarını tamamen eğitimden koparmak ve bunun için de dini, temel araç olarak kullanmak ve bunu bir rıza aygıtı haline getirmek, eğitimi de tamamen paralı yapmak istiyorlar. Müfredat aslında bütün bu kapsamlı saldırıyı en net şekilde hayata geçiren bir program. Zaten isminin içinde yer alan ifadelerde bile bunu görüyoruz. Örneğin neden eğitim değil de maarif? Raporlarında ‘artık eğitimden maarife, öğretmenden muallime, öğrenciden talebeye geçişin zamanı’ diyorlar. Peki niye ‘Yeni Türkiye yüzyılı’ deniliyor? Hepimiz biliyoruz, bir siyasi partinin sloganı bu. Bütün dünyanın her yerinde müfredatlarda çocuğun üstün yararı esas alınırken bu müfredat bir siyasi partinin, Cumhur İttifakının çıkarını ve bekasını esas alıyor.”

    “LAİK VE KAMUSAL EĞİTİM MÜCADELESİ AYRILMAZ”

    -Eğitim sistemi; okullaşmadan, öğretmen açığına, çocukların temiz su içememesinden, milyonlarca çocuğun yatağa aç girmesine kadar birçok sorunla karşı karşıya. Bu sorunlar yeterince gündeme getirilebiliyor mu? Getirilemiyorsa neden? Bu sorunlar nasıl gündeme oturtulabilir?

    Aslında eğitimi konuşurken o ülkenin geleceğini konuşuyoruz aynı zamanda. Eğitim, toplumun tamamını kapsayan bir alan, o yüzden bütün bu toprakları ilgilendiriyor. Ancak biz bu konuda bütün demokratik örgütler olarak kendimize de oku çevirmek gerektiğini düşünüyorum. 22 yılda örneğin muhalefette çok uzun bir süre ‘laik eğitim’ demek sakıncalı bir ifade olarak görüldü. Laik eğitim demek ‘baskıcı uygulamalar, eskiye dönüş, kafatasçılık’ demek gibi suçlamalarla maalesef karşılaştık. Bunlar sebebiyle de en geniş birleşik mücadele hattını oluşturamadık. Birlikte hangi politik zeminde ortaklaşacağımız konusunda bir araya gelemedik. Şu an ise bu yıkımı hepimiz yaşıyoruz. Örneğin Aladağ bunun çok net bir fotoğrafıydı. Önce köy okullarını kapattılar. Eğitimin en temel ilkesi erişilebilir olmasıydı. En yoksul köydeki okulları kapattılar, sonra en yakın ilçelerdeki kamu yurtlarını kapattılar ve o alanları tarikatlara, sermaye gruplarına verdiler. Aladağ’da çocukları neden kaybettik? Yoksulluktan ve çaresizlikten kaynaklı çocuklar, tarikatlara mecbur bırakıldı. Böylesi onlarca acı yaşamışken laik eğitimi hala tartışıyor olmamız gerçekten akıl dışı bir durum.

    Şimdi herkes çocukların eğitimini parayla satın almak zorunda kalıyor. Özel ile kamu okulları arasındaki eşitsizliği hepimiz yaşıyoruz. Özetle neden bu kadar büyük yıkım ve saldırı olmasına rağmen güçlü bir şekilde sürekli eğitimi gündem yapmayı ve buna ilişkin en geniş cephe olmayı başaramadık? Çünkü laik ve kamusal eğitim mücadelesi ayrılmaz bir mücadeleydi. AKP, tam da bunu bildiği için hem laik ve bilimsel eğitimden hem de kamusal eğitimi hedef alarak saldırdı. Bütünlüklü bir şekilde saldırdılar ama biz bunu bütünlüklü bir şekilde gören ve tutum alan bir yerden hareket edemedik.”

    “BÜTÜN DERSLER DİNİ BİR İÇERİK KAZANMIŞ DURUMDA”

    – Alevi çocukların zorunlu din derslerine zorunlu katılımı bu yıl da devam ediyor? Danıştay’ın, AİHM’nin Alevi çocukların din derslerinden muaf tutulması için verdiği kararlar var. Ancak iktidar mahkeme kararlarını uygulamıyor. Bu kararların uygulanması nasıl sağlanabilir?

    Çok üzgünüm ama okullardaki şu an son tablo zorunlu din dersinin çok ötesine geçmiş bir tablo. 2000’li yıllarda öğretmenliğe başladım ve o günden bugüne zorunlu din derslerinin kaldırılması temel taleplerimiz arasındaydı. Ancak 2012 yılında 4+4+4 sistemle birlikte ‘seçmeli dersler’ adı altında çok sayıda din dersi de fiilen zorunlu hale getirildi. Çok sayıdaki branştan atama yapılmayarak, ilk 3 sırada sürekli din öğretmeni atayarak zorunlu hale getirildi. Okul idarecilerinin özellikle mülakatla belirlenmesi, AKP’nin belirlediği kişilerin sadece okul idaresi olabilmesi ile bu hayata geçirilebildi. Şu an imam hatip olmayan bir ortaokul ya da lisede dahi çocuklar 8-12 saat arası din dersi alıyor. Şu an müfredat değişikliği ile zaten bütün derslerin içerikleri siyasal İslam’ın hedeflediği bir içerikle biçimlendirilmiş durumda.

    “‘TÜRK SOSYAL HAYATINDA AİLE’ DERSİ İSLAM HUKUKUNA GÖRE KANUNLARI SIRALIYOR”

    Örneğin ‘adabı muaşeret’ diye bir ders var şu an. Normalde bu dersi temel gündelik bir takım görgü kuralları içeriği diye düşünürüz ancak bu dersin içeriğinde yemeye hangi duayla başlanacağı, bittikten sonra hangi dua ile sonlandırılacağı veya peygamberlerin yemek sırasında hangi davranışları yaptıkları anlatılıyor. Veya ‘Türk sosyal hayatında aile’ diye bir ders var, örneğin Medeni Kanun yerine İslam hukukuna göre kanunları sıralıyor. Kadınların çalışma hayatının olmasını aileye suç, tehdit olarak gösteriyor bu ders. ‘Kültür ve Medeniyetimiz’ isimli bir ders var ve bu derste Alevilere, kadınlara hakaret eden, laikliği hedef alan Nurettin Topçular, Necip Fazıl Kısakürek Sezai Karakoç var. Yani artık 80 darbesi sonrasındaki zorunlu din dersi tabii ki kaldırılmalı ve her zaman mücadelemizin ana taleplerinden biri olacak ama şu an geldiğimiz tablo itibari ile hem seçmeli dersler hem de müfredatla birlikte bütün dersler dini bir içerik kazanmış durumda.

    “ÇOCUKLARIMIZIN GELECEĞİNİ DE KAYBETMEK ÜZEREYİZ”

    – Zorunlu din derslerinin kaldırılmasından ana dilinde eğitimin verilmesine, çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesinden öğretmenlerin atanmasına kadar yaşanan sorunlara karşı toplumsal muhalefetin (Alevi kurumları, eğitim sendikaları, siyasi partiler vb.) yeterli tepkiyi ve farkındalığı ortaya koyamamasını neye bağlıyorsunuz?

    Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bütün muhalefet güçlerinin, yeterli tepkiyi bugüne kadar ortaya koyamamasının temel nedeni laik, kamusal, parasız eğitim ilkesinde birleşememek olduğunu düşünüyorum. AKP 22 yıldır kesintisiz bir şekilde bu iki hattı hedef alıp bütünlüklü saldırdı ama bütün muhalefet odakları bu saldırıya karşı ortak ilkelerde bir araya gelemediğimiz için bütünlüklü bir cephe kuramadık. Hayat hepimizi öyle bir noktaya getirdi ki tartıştığımız tüm başlıklarla birlikte parasız, kamusal, laik, bilimsel eğitimi de çocuklarımızın bugünü ve geleceğini de kaybetmek üzereyiz.

    Artık bu ilkede bir araya gelmek zorundayız. Birleşik mücadele cephesini oluşturmak zorundayız. Her durumda birbirimizin çaresi biziz. Artık bunu hep birlikte başarmak zorundayız.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    -‘İnsanlar örgütlü olmadığı için çocuklarını otoriter, gerici, ırkçı rejimlere teslim ediyor’- VİDEO
    -‘AKP, okulları hem dincileştirme hem piyasalaştırma amacında; büyük tepki vermeliyiz’-VİDEO

  • 11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri sona erdi – VİDEO

    11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri sona erdi – VİDEO

    PİRHA-PSAKD Edremit Şubesi’nin düzenlediği 11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri ikinci gününde panel ve konserler ile tamamlandı. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi çocukların yoğun asimilasyona tabi tutulduğunu söyledi. Eğitim Sen önceki dönem Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ise, “Şu an eğitimin hiçbir kademesinde laiklikten söz etmemiz mümkün değil” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi’nin Balıkesir’in Edremit ilçesinde bu yıl 11’incisini düzenlediği Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri ikinci gün etkinliklerinin ardından son buldu. Anma etkinliği ‘Eğitimde, Yaşamda, Kimlikte Eşitsizlik’ paneli ile başlayıp Celo Boluz, Gani Pekşen ve Berivan Polat konseri ve semah eşliğinde son buldu.

    “EĞİTİMDE, YAŞAMDA, KİMLİKTE EŞİTSİZLİK”

    Panelde ilk yer alan isim PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe oldu. Erçe, “Laik eğitim elden gidiyor demek yanlıştır. Eğitim, hiçbir zaman tam anlamıyla laik olmamıştır. Arzu ettiğimiz eğitim sistemine ulaşamadık ancak bu dönemde okullara zorunlu kılınan din dersleri sokulduktan sonra özellikle Alevilerin çocukları yoğun asimilasyona tabi tutulmuş durumda. Gelinen aşamada din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri yetmemiş gibi bir de seçmeli din dersleri müfredata konulmuştur” diyerek eğitim alanında yürütülen dinci politikaların altını çizdi.

    “YÜZ BİNLERCE ÇOCUK CEMAAT VE TARİKATLARIN ELİNE BIRAKILMIŞ DURUMDA”

    Önceki dönem Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan ise eğitimin tarikatların eline bırakıldığını belirterek konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

    “Eğitim piyasalaştırılması, satılığa çıkarılmasıyla paran kadar eğitim adım adım inşaa edildi. İkinci temel adım ise eğitimin dinselleştirilmesiydi. Laik eğitim Türkiye tarihi boyunca çok zarar gördü. Ama şu an eğitimin hiçbir kademesinde laik ve bilimsel eğitimden söz etmemiz mümkün değil. Bu memleketin ilericileri olarak bu uyarıları sokak sokak yapmıştık. 2010 Referandumu çok kritikti . Bu referandumun bize bir özgürlük getirmeyeceği, başta eğitim olmak üzere bütün yaşamı ve dinselleştirme ve piyasalaştırma üzerinden tek adam rejimi, siyasal islam inşaasının hızlanacağı bir adım olduğunu örgütlemeye çalıştık. Şu an yoksulluktan ve çaresizlikten kaynaklı yüz binlerce çocuk ya çocuk işçi, ya evlendirilmekle karşı karşıya ya da cemaat ve tarikatların eline bırakılmış durumda.”

    “KATLİAMLAR TOPLUMLARIN ÖRGÜTSÜZ OLDUĞU KESİMLERDE YAPILMIŞTIR”

    Panelde son olarak PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm konuşma yaptı. Gülüm, ” Toplum hak alma mücadelesini gösterdiğinde sistemin Gazi, Madımak, Gar ve Suruç Katliamı hamlelerini görebiliriz. Hepsinin tekabul ettiği dönem, ezilenler cephesinde mücadelenin güçlü olduğu dönemdir. Bu mücadeleyi zayıflatmaya yönelik dönemlerdir. Katliamlar toplumların örgütsüz olduğu kesimlerde yapılmıştır. En zayıf halka nerede görülmüşse katliamlar orada olmuştur” dedi.

    11. Edremit Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri, Celo Boluz, Gani Pekşen ve Berivan Polat konseri ve semah ile son buldu.

    Dilan ŞİMŞEK- Eren GÖKTEPE / BALIKESİR

  • Aydoğan’dan okul bahçesinde namaz kılınmasına tepki: Toplumsal yaşamın dizayn edilmesidir

    Aydoğan’dan okul bahçesinde namaz kılınmasına tepki: Toplumsal yaşamın dizayn edilmesidir

    PİRHA -Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, cuma namazlarında öğretmenlerin görevlendirilmesi ve okul bahçelerinde namazın kılınmasına tepki göstererek, “Bu alınan karar, yeni rejim inşasına hız verildiğinin, toplumsal yaşam alanlarının tamamının dizayn edilme süreçlerinin göstergesidir” dedi.

    Cuma namazlarının okul bahçesinde kılınmasına tepki gösteren Eğitim-sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, camilerin açılışı için 29 Mayıs tarihinin seçilmesi ve cuma namazı için okul bahçelerinin seçilmiş olmasının inşa edilmek istenen yeni rejimin somut görünümü olduğunu belirtti.

    Aydoğan, “Sultan Ahmet Meydanı’nda ve okullarda kılınacak cuma namazının Fetih cuması olarak adlandırılması İstanbul’un Fetih tarihi ile ilişkilendirilmesi de eğitim alanındaki 23 vurgusu 2023 vizyon belgesi şeklinde de oluşturulan yeni rejimin inşasında attıkları adımlardan bağımsız değildir” dedi.

    Okullarda namazın kılınması ve öğretmenlerin görevlendirilmesinin kamu okullarının kuruluş amaçlarına aykırı olduğunu belirten Aydoğan, bu uygulamanın toplumsal yaşam alanlarının tamamen dizayn edilme süreçlerinin hızlandırılacağının bir göstergesi olduğuna vurgu yaptı.

    “LAİKLİK HEDEF ALINIYOR”

    Salgın riski yayılımı devam ederken kamusal alanda toplu namaz  çağrılarının yapılması hem eğitim emekçilerini hemde tüm toplumun sağlığını riske attığını kaydeden Aydoğan,  konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Yazıları yayınlayan ve görevlendirmeleri yapanlar salgın riskinin azaldığı yönünde bilimsel verilere sahipse namaz kullanabilecek çok sayıda cami mevcutken, okulların okul bahçelerinin namaz kullanımına açılması yönünde alınan karar açıkça laikliğin hedef alınmasıdır, toplumsal yaşamın dizayn edilmesi sürecinin devamıdır.

    Okul bahçelerinin namazlara açılması ve öğretmenlerin çağrılması, tüm inançlara eşit mesafede olması gereken kamusal alanlar olan eğitim kurumlarına mescit açma zorunluluğu getirilmesinden, üniversite kampüslerine cami inşaatları yapılmasına, dini yapılar ve cemaatlerle imzalanan protokoller eliyle mesleğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı hedef alınarak sınıflarımızda eğitimci olmayan kişilerin girmesinin önünü açılması ve laikliği hedef alan onlarca uygulamadan bağımsız değildir. Geçmişte olduğu gibi bugün de kazanılacak bir laiklik mücadelemizi inatla umutla sürdüreceğiz. Tarih boyunca toplumsal dönüşümün, aydınlanmanın mücadelesini örmekten, örgütlemekten bir an olsun vazgeçmeyen eğitim ve bilim emekçileri olarak haklarımıza özgürlüklerimize geleceğimize öğrencilerimizin eğitim hakkını sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Eğitim Sen mitinginde binler buluştu-VİDEO

    Eğitim Sen mitinginde binler buluştu-VİDEO

    PİRHA – Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ‘Haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı’ talepleriyle Ankara’da miting yaptı. Yüksek katılımın olduğu mitingte ihraçlar, düşük ve güvencesiz çalışma koşulları, anadilde eğitim ve daha birçok konu gündeme getirildi.

    Haberin videosu yükleniyor

    Eğitim Sen üyesi binlerce emekçi, ‘Haklarımız, geleceğimiz ve öğrencilerimizin eğitim hakkı için 23 Kasım’da Ankara’ya’ sloganıyla Tandoğan Meydanı’nda buluştu.

    Birçok ilden katılımın olduğu miting yoğun güvenlik önlemleri altında saat 13’te başladı.

    ‘Tekrar geri döneceğiz, zamlara hayır, anadilde eğitim haktır’ pankartlarının taşındığı mitingte Türkiye’nin Suriye’de sürdürdüğü operasyon da sloganlarla kınandı.

    Mitinge siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinden de yoğun destek gelirken lise ve üniversiteli öğrenciler de ‘Parasız eğitim istiyoruz’ pankartı ile meydanda yerini aldı.

    “BASKILARA İNAT ANKARA’DAYIZ”

    Programın açılış konuşmasını yapan Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Selam olsun 111 yıllık mücadele tarihini Encümen-i Muallimin’ den TÖS’ten, TÖB DER’ den Eğitim Sen’e inatla, umutla, inançla sürdürenlere” diyerek şöyle devam etti:

    “Selam olsun haklarına, bugününe, geleceğine sahip çıkanlara. Selam olsun biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız sesini örgütlemekten bir an olsun vazgeçmeyenlere. Selam olsun savaş çığırtkanlarına inat ‘Çocuğun gördüğü düştür barış, ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış’ çığlığını yükseltenlere.

    Biz 80 darbesinde katledilen, ihraç edilen, tutuklanan sürgün edilen arkadaşlarımızı unutmadık, unutmayacağız. 80 darbecilerinin Öğretmenler Günü olarak dayattıkları gün ancak ve ancak mücadele günü olacaktır bizim için…

    80 darbecilerinin ruhu yaşıyor. Ama hiçbir zaman unutulmasın ki bizim yaşadığımız toprakların tarihi baskının, hukuksuzluğun, adaletsizliğin tarihi olduğu gibi direnişin ve umudu örgütlemenin de tarihidir aynı zamanda… Bu yüzden memleketin her yerinde dimdik ayaktayız. Bu yüzden valiliğin, iktidarın tüm engellemelerine, baskılarına inat bugün Ankara’dayız.

    Biz Eğitim Senliler, biz KESK’liler ihraçların %96’ sının yaşandığı arkadaşlarını yalnız bırakan, sırtını dönen yandaş sendikalara inat tüm arkadaşlarımız mesleklerine geri dönünceye kadar umudu, dayanışmayı, mücadeleyi ilmek ilmek örme kararlılığımızı haykırmak için bugün Ankara’dayız.

    Güvencesizliğin, mobbingin yaşatıldığı eşlerinden, çocuklarından kilometrelerce uzakta çalışmak zorunda bırakılan tüm sözleşmeli arkadaşlarımız için buradayız. Kamuda, özelde, rehabilitasyon merkezlerinde ücretli, güvencesiz çalışmak zorunda bırakılan, ataması yapılmadığı için başka işlerde çalışırken iş cinayetlerinde veya geleceğe dair umudu kalmadığı için intiharlarla kaybettiğimiz ataması yapılmayan arkadaşlarımız için bugün buradayız.

    Ataması yapılmayan meslektaşlarımızın umutları, okulsuz, öğretmensiz bırakılan öğrencilerimizin hayalleri ‘maliyet’ meselesi yapılamaz. 700 bini aşan ve artık toplumsal bir sorun haline gelen ataması yapılmayan arkadaşlarımızın umutlarına umut olmak için bugün Ankara’dayız.

    3600 ek gösterge hakkımız, en temel kamusal emeklilik hakkımızdır, seçim malzemesi yapılamaz. 3600 ek göstergeyi tüm eğitim ve bilim emekçileri, tüm kamu emekçileri için birlikte kazanacağız demek için bugün Ankara’dayız.

    Ülkenin vergi gelirinin %70’inden fazlasını patronlar değil, biz bu ülkenin emekçileri ödüyoruz. Artan oranlı vergi dilimine son demek için, az kazanandan az, çok kazanandan çok vergi alınsın diye haykırmak için bugün Ankara’dayız.

    Kadrolu, sözleşmeli, ücretli ayrıştırmasını reddediyoruz. Tüm arkadaşlarımızın kadrolu atanması, eşit haklara sahip olması mücadelesi için bugün Ankara’dayız.

    “ÇOCUKLARIMIZA ONURLU BİR GELECEK BIRAKACAĞIZ. YA SİZ”

    Öğrencilerimiz, çocuklarımız… En çok ama en çok bu topraklarda geçmişten bugüne onlar içindir mücadelemiz… Biz en yüksek sesle öğrencilerimiz için attık sloganlarımızı en gür sesimizle… Haykırdık ülkenin her yerinde sokaklarda… ‘Biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız. Ya Siz?’ diye…

    Gerici, ırkçı, piyasacı, cinsiyetçi müfredat ile, kütüphanelerimizin, laboratuvarlarımızın, sanat atölyelerimizin, spor salonlarımızın olmadığı okullarda zorunlu mescit uygulamaları ile, zorunlu imam hatipleştirme politikalarıyla, 80 darbecilerinin dayattığı zorunlu din dersleri ile birlikte seçmeli adı altında din derslerini de fiilen zorunlu hale getirmeleriyle laik eğitim, bilimsel eğitim yok edildi. Ensar’lar da tacizler, tecavüzlerle, Aladağ’ larda çığlık çığlığa yanarak öğrencilerimizin, çocuklarımızın hayallerini, yaşamlarını kaybettiğine tanıklık ettik. Aladağ yanmaya devam ediyor, unutturmayacağız.  Öğrencilerimizin bilimsel eğitim hakkı için bugün Ankara’dayız.”

    “ANADİLİNDE EĞİTİMİ SAVUNMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    “Bu toprakların dilleri… En büyük zenginliğimiz… Bizi biz yapan en temel değerimiz… Anadilinde eğitimi savunmaktan bir an olsun vazgeçmedik, vazgeçmeyeceğiz. Tüm öğrencilerimizin anadilinde eğitim hakkı en temel haktır sesini yükseltmek için bugün Ankara’dayız.

    Ve velilerimiz… Çocuklarının eğitim hakkı için yıllardır mücadele eden, okulları mücadele alanlarına dönüştüren, çocuklarını karanlığa, sermayeye, cemaatlere teslim etmeyen, aydınlığı, umudu örgütleyen velilerimiz… Bugün burada aydınlık yarınları birlikte örgütlemek için Ankara’dayız.”

    “KAYYIM YENİ REJİMİN DE İFLASIDIR”

    Mitingte konuşma yapan bir diğer isim ise Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik oldu.

    Bozgeyik, eğitim alanında özelleştirme ve güvencesiz çalışmanın arttığına işaret ederek şunları söyledi:

    “Türk-İslam sentezci, gerici, ırkçı, asimilasyon politikaları hız kazandı. Kürtlerin, Alevilerin talepleri yok sayılıyor. Faşizan baskılarla toplumu nefes alamaz hale getirmek istediklerini biliyoruz. OHAL, yaşamımızın her hücresine müdahale etmenin aracı haline geldi. 130 bin kamu emekçisi sorgusuzca işten atıldı. Çalışma, seyahat, ifade özgürlüğümüz ortadan kaldırıldı. Bir anayasasızlık süreci inşa edilerek Kürde, Alevi’ye, kadınlara, emekçilere, barış isteyen herkese düşman hukuku uygulandı. Yani bir tür tek adam rejimi inşa edildi.

    31 Mart seçimlerinden sonra yeniden devreye konulan kayyımlar bir tür yönetememe krizidir. Kayyımlar şiddettir. Kayyımlar sadece belediye binalarının ele geçirilmesi olarak görülmemelidir. Kürt halkının siyasi iradesinin yok sayılmasıdır. Esasında yeni rejimin de iflasıdır.”

    Miting, Grup Giz’in ezgileri eşliğinde halaylarla son buldu.

    PİRHA / ANKARA

  • ‘MEB, tarikat ve cemaatlere sosyal etkinlik yaptıracak’-VİDEO

    ‘MEB, tarikat ve cemaatlere sosyal etkinlik yaptıracak’-VİDEO

    PİRHA – MEB, Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nden “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”ni çıkardı. Değişiklikle okullarda, uluslararası ve yerli sivil toplum kuruluşlarının ‘sosyal etkinlik’ yapmasının önünü açan bir madde eklendi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan, “Son yönetmelikle birlikte MEB, eğitim kurumlarını protokol ve işbirlikleri ile sınırlı kalmayıp çok daha geniş yetkiler vererek dini yapılara devretmiş durumda” dedi. 

    Haberin videosu

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde değişiklik yaparak, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” ifadesini etkinlik alanlarından çıkardı. Yönetmelik değişikliği ile okullarda, uluslararası kuruluşlarla, sivil toplum kuruluşlarının (STK) sosyal etkinlik yapmasının önünü açan bir madde eklendi.

    Yönetmelikte çarpıcı olan bir diğer değişiklik ise okullarda, uluslararası kuruluşlarla, sivil toplum kuruluşlarının sosyal etkinlik yapmasının önünü açan madde oldu. MEB’in yıllardır çeşitli dini vakıf ve derneklerle yürüttüğü protokoller tartışma konusuydu.

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, yönetmelik değişikliğine dair dava açacaklarını belirterek şunları söyledi:

    “Aslında bu yeni bir uygulama değil. Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK, özellikle son yıllarda adım adım bazı vesayet mekanizmalarında toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef göstermesi ile kadın mücadelesinde kazandığımız bütün kazanımları bir bir yok ediyor. Önce Milli Eğitim Bakanlığı 162 okulda hayata geçirilecek olan toplumsal cinsiyete duyarlı okul projesini yine bu vesayet mekanizmalarının çeşitli yayın organlarında hedef göstermesi sonucunda sonlandırdı. Üstelik bir gün öncesinde Milli Eğitim Bakanı çıkıp bir programda ‘toplumsal cinsiyete duyarlı okul eğitimlerini tamamladık 162 okulda hayata geçireceğiz’ açıklamasını yapmıştı. Hemen proje hedef gösterilmeye başlandı. Milli eğitim bakanının açıklamasının hemen ertesi gününde bu projenin sonlandırıldığı açıklandı. Devamında YÖK, toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden tutum belgesi hazırlamıştı. Müfredatın düzenlenmesinden, toplumsal cinsiyet eşitliğinin ders olarak okutulmasına ve birtakım projelerin hayata geçirilmesine kadar… Ve tüm rektörlüklere göndermişti. Ardından yeni YÖK başkanı bir açıklama yaparak ‘toplumsal cinsiyet eşitliğe bizim değerlerimizle mütenasip değildir, uygun değildir. Sonlandırıyoruz, diyerek sitelerinden bu tutum belgesini kaldırdılar.

    “MEB, EĞİTİM KURUMLARINI DİNİ YAPILARA DEVRETTİ”

    Son yayınlanan yönetmelikle birlikte tüm sosyal etkinlik alanlarından toplumsal cinsiyet eşitliği çıkarıldı ve devamında da bu sosyal etkinlik faaliyetlerini STK ve uluslararası kuruluşlarla birlikte devam edeceği söylendi. Şimdi biz 17 yıla baktığımızda özellikle 4+4+4 sisteminden sonra bu STK ve uluslararası kuruluşların Aladağ, Karaman, Kulp, Taşkent, Dikili ve en son Ümraniye Fıkıh Der vakasında yaşadığımız gibi kimler olduğunu çok iyi biliyoruz. Son yönetmelikle birlikte tüm eğitim kurumlarını Milli Eğitim Bakanlığı protokol ve işbirlikleri ile sınırlı kalmayıp çok daha geniş yetkiler vererek bu dini yapılara devretmiş durumda.”

    Feray Aytekin Aydoğan, yapılan değişiklik ile kadınların yok sayıldığını ifade ederek şöyle devam etti:

    “İktidar, genel olarak kendi rejimlerini inşa etmek noktasında başlangıç olarak kadınları ve kız çocuklarını hedef alıyor. Yeni rejim inşasına ancak toplumsal cinsiyet eşitliğini yok sayarak, kendi ideolojileri doğrultusunda bir inşa süreci hayata geçiriyor. Biz bunu söylemlerinde de çokça gördük. Örneğin; ‘işsizliğin nedeni kadınlardır. Kadınların kariyeri anneliktir. 3 yetmez 5 çocuk doğurun’ söylemleriyle kadınları bütün toplumsal yaşam alanlarından yok sayan politikaları hayata geçiriyorlar.”

    “MEB, TARİKAT VE CEMAATLERE SOSYAL ETKİNLİK YAPTIRACAK”

    Yapılan değişikliğe bir tepki de CHP kanadından geldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Lale Karabıyık, “MEB, tarikat ve cemaatlere okullarda sosyal etkinlik yaptıracak” diyerek şunları söyledi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı vakıf ve derneklere yetkilerini devretmesi nedeniyle eleştirilirken, Sosyal Etkinlikler Yönetmeliğinde yaptığı değişiklik ile tarikat, cemaat, vakıf ve derneklerin okullara girebilmesi için yeni bir kapı daha araladı. Daha önceki süreçlerde tarikat ve cemaatlere ait vakıf, dernekler üzerinden kurulan yurtlarda neler yaşandığı ortada. Aladağ’da, Karaman’da yaşananlar MEB’e ders olmamış. Protokoller çerçevesinde okullara giren vakıf ve dernekler bundan sonra elini kolunu sallaya sallaya okullara girecek. Yandaş okul müdürleri de buna engel olamayacak. Yönetmelik değişikliğinde gördüğümüz en önemli nokta, bu vakıf ve derneklerin yaygın ve örgün eğitim kapsamında her düzeyinde etkinlik yapabilecek olması. Yani 4 yaşındaki çocuğa da, 70 yaşındaki yurttaşa da ulaşmış olacaklar. Eğitimde Toplumsal Cinsiyet Eşitliğinin Geliştirilmesi Projesi’ni bir gazetenin olumsuz haberleri ile kaldıran MEB, tüm mevzuatta temizlik yapıyor.”

    Eren Güven – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Karma eğitimin uygulanmadığı okul oranı yüzde 15’e ulaştı

    Karma eğitimin uygulanmadığı okul oranı yüzde 15’e ulaştı

    LGS çerçevesinde öğrenci alan okullarda karma eğitimin uygulanmadığı okullar Bolu, Kırşehir ve Siirt’te yüzde 30’u geçti.

    Eğitim Sen’in yaptığı çalışmaya göre, Liselere Geçiş Sistemi (LGS) çerçevesinde merkezi sınavla öğrenci alan okullarda karma eğitimin uygulanmadığı okullar Bolu, Kırşehir ve Siirt’te yüzde 30’u geçti. Bu oran İstanbul’da yüzde 21. Türkiye genelinde tek cinsiyetli, karma eğitimin uygulanmadığı okul oranı yüzde 15’e ulaşmış durumda.

    Cumhuriyet’ten Figen Atalay’ın haberine göre; Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, merkezi yerleştirme puanı ile kayıt alan tek cinsiyetli okullardaki öğrenci oranının Bolu’da yüzde 36 olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

    “Bolu’yu Siirt, Kırşehir, Kütahya, Bayburt, Kırıkkale, Isparta, Muş, Karaman, Bingöl, Aksaray gibi iller izliyor. 136 bin 510 merkezi yerleştirme kontenjanının 12 bin 60’ı sadece kız öğrencilere (kız okullarına), 8 bin 100’ü sadece erkek öğrencilere (erkek okullarına) ayrıştırılmış olup geriye kalan 116 bin 350’si yani yüzde 85.23’ü karma eğitim sürdürüyor. Ancak 136 bin 510 merkezi yerleştirme kontenjanının 28 bin 650’sinin (334 imam hatip lisesi) imam hatip liselerinden ve hafızlık projesi yürüten 180 kontenjanlı 5 imam hatip lisesinden oluştuğu bilgisi ve bu liselerde kız-erkek sınıflarının da ayrı olması gerçekliğinden hareketle bu oranlar çok daha yüksek bir düzeye çıkıyor. Özetle en az 5 öğrenciden biri artık karma eğitim olmayan okullarda öğrenim görüyor. LGS yerleştirme sonuçları da bu durumun güncel göstergesini oluşturuyor.”

    “İNSAN DOĞASINA AYKIRI”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, karma eğitimin önemini şöyle anlattı: “Karma eğitim sadece eğitim alanı ile sınırlı olmayan; toplumsal, sosyolojik, pedagojik açıdan çok yönlü özellikleri olan bir uygulamadır. Karma eğitimin öğrencilerin sosyal yaşamının her alanında iç içe olduğu karşı cinsle ilişkilerinde küçük yaşlardan itibaren birbirini anlamakta ve iletişim kurmakta önemli bir işlevi vardır. Karma olmayan ve tek cinsiyete dayalı bir eğitimin toplumda kutuplaşmalar yaratması kaçınılmazdır.

    Türkiye’de eğitimin niteliği sürekli düşerken cinsiyet ayrımcılığı üzerinden oluşturulacak okullarda kız ya da erkek öğrencilerin sadece başarılı değil, mutlu olmaları da mümkün değildir. Eğitim çocuğun kendini keşfettiği tüm yeteneklerini, yaratıcılığını ortaya çıkardığı, çocuğun kendi olduğu, özgürleştiği bir süreçtir. Hangi gerekçeyle olursa olsun, tek cinsiyete dayalı eğitimi savunmak, insan doğasına ve eğitim bilimine temelden aykırı bir düşüncedir. Karma eğitim Dünya genelinde mücadele edilerek kazanılmış bir haktır. Laikliğin, bilimsel eğitimin vazgeçilmezidir. Farklı cinsiyetlerin ruh ve beden sağlığı ile olağan kişisel gelişimi, farklı cinsiyetlerin birbirinden ayrılmasını değil, birbirine yakın olmasını, farklılıkları bilmesini ve birbirine saygı göstermesini gerektirir.”

    EN YÜKSEK ORAN BOLU’DA

    Tek cinsiyetli kontenjan veya yerleştirme yüzdelik oranları şöyle: Bolu: 35.71, Kırşehir: 33.33 Siirt 33.33 Kütahya: 29.03, Bayburt: 28.57, Kırıkkale: 28.57 Isparta: 28.00 Muş: 28.00, Karaman: 27.78, Bingöl: 26.67 Aksaray: 25.00, Bitlis: 24.00, Gaziantep: 23.88 Erzincan: 23.81, Şanlıurfa: 23.81, Adıyaman: 23.53, Osmaniye: 23.33 Batman: 21.95 Hakkâri: 21.74 Ağrı: 21.21, Çorum: 21.21 İstanbul: 21.15 Kastamonu: 21.05 Sakarya: 20.93, Yozgat: 20.69 Afyonkarahisar: 19.51 Kocaeli: 18.92 Eskşehir: 18.87, Kayseri: 18.82, Manisa: 18.57 Kilis: 18.18 Tokat: 18.18 Rize: 17.39 Konya: 16.42, Diyarbakır: 16.16, Bilecik: 15.38 Gümüşhane:15.38, Türkiye ortalaması: 14.77.

  • Aytekin: 80 darbesiyle gelen zorunlu din dersi devam ettiriliyor-VİDEO

    Aytekin: 80 darbesiyle gelen zorunlu din dersi devam ettiriliyor-VİDEO

    PİRHA – MEB’in Anadolu Liselerine yönelik yeni düzenlemesiyle birlikte matematik seçmeli ders olmaktan çıkartıldı, din kültürü dersi ise zorunlu hale getirildi. “Zorunlu din dersi meselesi 80 darbesi ile birlikte geldi” diyen Eğitim-Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Var olan iktidar 80 darbesi ile hesaplaşma üzerinden dil kurarken 80 darbecilerine rahmet okutur bir süreç işletiliyor” dedi.

    Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un açıkladığı Anadolu liselerine getirilen yeni sistem, eğitimcilerin eleştiri odağı oldu. Yeni düzenlemeyle birlikte din kültürü ve ahlak bilgisi dersi zorunlu dersler arasında kalırken, matematik, felsefe, tarih gibi dersler ise seçmeli hale geldi.

    EĞİTİM SİSTEMİ MUĞLAKLIKLAR SORUNU

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “1980 Darbesi ile değiştirilen eğitim hakkı ihlali olan meselenin devam edeceğini gördük” diyerek şunları söyledi:

    “Aslında zorunlu din kültürü ve ahlak bilgisi uygulamasına devam ettirildi. 1980 Darbesi ile değiştirilen eğitim hakkı ihlali olan meselenin devam edeceğini gördük. Öncelikle MEB’in açıklamasında çok ciddi muğlaklıklar olduğunu söyleyebilirim. Ortak dersler arasına 10. ve 11. sınıfta sadece din kültürü ve ahlak bilgisi, Türk dili ve edebiyatı ile bilgi kuramı dersi alınmış durumda. Onun dışındaki spor ve sanat dersleri ise seçmeli ders olarak tanımlanmış. Fen bilimleri, sosyal bilimler, yabancı dil gibi alanlara dair çok net ifadeler vurgulanmış. Ama Matematik neden ortak dersler arasına alınmadı, temel bir soru olarak önümüzde duruyor. Ya da fen bilimleri grubunda yer alan derslerde olmazsa olmaz olarak ifade ettiklerimiz neden ortak dersler arasında yer almadı? Bunlar muğlaklığını koruyor.”

    DÜZENLEME SADECE ANADOLU LİSELERİNİ KAPSIYOR

    Aytekin, temel sorunlardan bir diğerinin ise derslerin birleştirilmesi durumunun olduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Örneğin 9. sınıf için ‘doğa bilimleri’ ya da ‘sosyal bilimler’ denilmiş. Sosyal bilimler içerisine baktığımızda tarih mi, coğrafya mı, psikoloji mi, sosyoloji mi? Bu dersler kim ve hangi branşlar tarafından verilecek temel bir sorun. Bu proje 2020 yılında hayata geçirilecek. Her ne kadar öğrenciler bu dersleri seçecek denilse de biz bunu önceki dönemlerde de yaşamıştık. O zamanlarda da dramadan matematik uygulamalarına kadar çok sayıda seçmeli ders vardı ama seçmeli adındaki din derslerinin fiilen zorunlu olarak okul yönetimleri tarafından öğrenciler yönlendirildi. Biz buna tanıklık ettik var olan okul yönetimlerinin bu haliyle ortak dersler dışında tanımlanan derslerin seçimi nasıl olacak soru işareti. Hem öğretmenler arası ciddi bir eşitsizliğin ortaya çıkma durumu var hem de öğrencilerimizin ilgi ve yetenek becerileri doğrultusunda yönlendirilme riski var. Çok fazla okul türü mevcut ve açıklama sadece Anadolu Liseleri üzerinden yapıldı. Diğer okul türlerinde bunun uygulaması nasıl olacak başlı başına muğlak bir açıklama. Artık hem öğrencilerin hem eğitimcilerin hem velilerin kaygıları eğitimde yaşanan Tüm bu olumsuzluklarla o kadar büyük bir boyuta ulaştı ki muğlaklık içeren bir açıklamanın yapılmasını anlamakta zorluk çekiyoruz.”

    “HİÇBİR BİLİMSELLİĞİ OLMAYAN MÜFREDAT”

    MEB’in son düzenlemesi ile bilimsel eğitimden vazgeçildiğini de ifade eden Feray Aytekin Aydoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “2012’den bu yana bizler her atılan adımda bunu görüyoruz. Evrim konusu müfredattan çıkarıldı ve değerler eğitimi adı altında hiçbir bilimselliği olmayan müfredat ile karşı karşıyayız. Örneğin müfredatın omurgasında; ‘şükür, kanaat, ibadet’ gibi kavramlar var ama cumhuriyet ile yönetildiğimiz ifade ediliyor. Fakat laiklik yok. Barış yok. Demokrasi yok. Çocuk hakları yok. Ders saatleri çizelgesi üzerinden bir değişim algısı yaratmaya çalışılıyor. Neden bu tür süreçler öğretmenlerle birlikte yürütülmüyor? ‘Tüm kesimlerle görüşüldü’ deniliyor ama Eğitim-Sen olarak bilgimiz yok.”

    Bakanlığın ‘esnek ve modüler sistem’ adı altında duyurduğu yeni düzenlemenin özünde yeni bir özelleştirme süreci olduğunu da ifade eden Aytekin’in aktarımları şöyle:

    “Esneklik ve Modüler kavramlarını duyduğumuzda ciddi endişeler yaşıyoruz. Buradaki en temel sorun; iktidarın eğitim süresince politik hattı olan dinselleştirme ve özelleştirme uygulamalarıdır. Yani yine bir özelleştirme süreci ile birlikte planlanan bir süreç görüyoruz. Bu ders çizelgesi öğrencilerin seçimi üzerinden tarif edilmek isteniyor. Açıklamaların içeriğine baktığımız kadarıyla öğrencilerin seçimi gibi bir sürecin olmayacağını görüyoruz. Bu ders çizelgesi meselesi ile birlikte son derece kaotik bir süreç yaşatıldı.”

     DÜNYANIN EN MUTSUZ ÖĞRENCİLERİ TÜRKİYE’DE

    MEB’in düzenlemesinde bulunan ders sayısının azaltılması konusunun Eğitim-Sen’in de gündeminde olduğunu söyleyen Aytekin, şöyle devam etti:

    “Fakat bizim şöyle bir önerimiz vardı; okul öncesi eğitim tüm öğrenciler için parasız ve zorunlu olmalı. Sınava dayalı eğitim yapılmamalı. Sporun, sanatın, bilimin, felsefenin ve temel olarak kamusal eğitimin esas alındığı bir eğitim planlaması olmalı ki artık öğrencilerimiz okullarda kendilerini mutlu hissetmiyorlar. Dünyanın en mutsuz ve kaygılı öğrencilerinin ülkemizde olduğu gerçekliği var. Şimdi okul öncesinden itibaren mescit zorunlu ama okul öncesinden itibaren laboratuar, kütüphane, sanat atölyeleri, spor salonları yok.”

    Aytekin, Avrupa ülkelerinde zorunlu din dersi uygulamasının eğitim hakkı ihlali olduğunu da hatırlatarak şöyle devam etti:

    “Durum bizim ülkemizde de böyleydi. Zorunlu din dersi meselesi 80 darbesi ile birlikte bu noktaya getirildi. Var olan iktidar 80 darbesi ile hesaplaşma üzerinden dil kurarken 80 darbecilerine rahmet okutur bir süreç işletiliyor. Temel eğitim sürecinde hiçbir şekilde farklı okul türü olmamalıdır. ‘Din okulu’ gibi bir kavram hiçbir Avrupa ülkesinde yok. Okullar başlı başına bir yaşam alanı olmalı ki öğrencilerimiz kendilerini mutlu hissetsin ve nitelikli eğitimden bahsedebilelim. Meseleyi sadece matematik dersi olarak da görmüyoruz. Sosyal bilimlerden, fen bilimlerinden bağımsız da düşünülemez. Seçmeli ders olarak tarif edilen derslerin sanat ve spor dersleri olduğunu görüyoruz. 16-17 yılda sanat ve spor dersleri hiç olmadığı kadar kıyım yaşadı. Sürekli hedef alındı.”

    Aytekin, “Böylesi bir eğitim anlayışı ile biat eden sorgulamayan bir gençlik yaratılmak isteniyor” diyerek şunları da ekledi:

    “‘Kindar ve dindar’ olarak da tarif edilmişti. Sorgulamayan, eleştirmeyen, var olanı kabul eden bir gençlik yaratılmak isteniyor. Aynı zamanda yoksul aile çocukları için ‘paran kadar eğitim’ denilerek sınıfsal bir noktaya doğru gidiliyor.”

    Eren Güven / ANKARA

     

     

  • Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    PİRHA – MEB ile Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından organize edilen Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin tartışmaları sürüyor.Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin hiçbir pedogojik eğitime uygun olmadığını vurgulayarak “tüm eğitim kurumları dini çevrelerce kuşatıldı” dedi.  Eğitim Sen Genel Başkanı  Aydoğan, yapılan protokolün uzun süredir yürütülen bir ideolojik hattın devamı olduğunun altını çizdi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, ilkokul çocuklarını ara tatilde camide namaz kılmaya teşvik eden projenin detaylarını PİRHA’ya değerlendirdi. Programın, çocuklar üzerinde olumsuz gelişim sağlayacağını söyleyen Aydoğan, “Cemaatler ve dini yapılar üzerinden vakıf, dernek adı altında çalışmaların hiçbiri eğitim niteliği taşımıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerini bile Diyanet ve bu dini yapılar almış durumda” dedi.

    Eğitime ayrılan bütçenin her yıl gerilediğini belirten Aydoğan, “Diyanetin bütçesi en büyük kalemlerden biri” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Din İşleri Genel Müdürlükleri içeresinde de en büyük kalem din öğretimi genel müdürlüğüne ayrıldı. Ayrıca birçok kamu kaynağının da aynı zamanda kamu binalarının, kamu arsalarının, Türgev’e, İHA’ya, Ensar’a ve daha onlarca yapıya devredildiğini görüyoruz.”

    “BU UYGULAMA TAM BİR ÇOCUK İSTİSMARDIR”

    Haydi Çocuklar Camiye protokolüyle 6-13 yaş aralığındaki çocukların hedefte olduğunu belirten Aydoğan, “hangi eğitimci ya da pedagog ile konuşursanız konuşun, bir çocuğun soyut bilgiye ulaşım yaşı 12-13 aralığıdır” dedi. Aydoğan ayrıca soyut bilgiyi alma olgunluğuna gelmemiş çocuklara herhangi bir dini inancın dayatılmasının da çocuk hakkı ihlali olduğunu söyledi.

    Aydoğan, devletin kendi eliyle çocukları istismar ettiğini de belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Devlet, kendi eliyle çocukları adım adım istismar etmeye devam ediyor. Özellikle 15-16 yıldır toplum genelinde yaşadığımız bir kutuplaştırma var. Gerçekten çok tehlikeli bir süreç işletiliyor. Her okulda ailesi farklı inançlara sahip çocuklar mevcut. Farklı inanca sahip bir çocuğun bile kendini öteki hissettirdiği bir duyguyu yaratmaya kimsenin hakkı yok. Yani her anlamda bir çocuk istismarı ve çocuk hakkı ihlali ile karşı karşıyayız.”

    “ÇOCUK İSTİSMARINA DEVAM’ DİYEN BİR SÜREÇLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Hükümet ile dini oluşumlar arasında yapılan protokollerin istismara yol açtığını belirten Aydoğan, Ensar Vakfı bünyesinde 2016’da yaşanan hak ihlallerini de hatırlattı. Aydoğan devamında, “Eğitim-Sen olarak açtığımız davada Ensar’ın, Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığı protokol üzerinden ki şu an hukukun bu kadar adaletsiz işlediği bir süreçte bile Danıştay, bizim itirazımızı haklı buldu. Danıştay net bir şekilde diyor ki eğitim, eğitimcilerin sorumluluğundadır. Adı ne olursa olsun eğitim meselesi başka bir yapıya devredilemez. Günümüzde yine Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü, Ensar’la birlikte açtığımız davaya rağmen bir protokol imzalamış. Kendi Danıştay kararlarını bile dinlemeyen ve ısrarla bu çocuk istismarına, çocuk hakkı ihlaline devam eden bir süreçle karşı karşıyayız” diye konuştu.

    “BİNLERCE ÖĞRENCİMİZİN MAĞDURİYETİNİN VEBALİNİ KİM ÜSTLENECEK?”

    Aydoğan, iktidarın “dininin, dilinin, kininin davacısı yeni bir nesil yaratacağız’ sözlerini hatırlattı, “Eğitim meselesini dini yapılara teslim edemezsiniz” diyerek sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

    “15 Temmuz sonrasında Milli Eğitim’in çocuklarımızı, derneklere teslim ettiği çok sayıda oluşum kapatıldı. Bu tür yapılara teslim edilen binlerce öğrencimizin yaşadığı mağduriyetin vebalini kim üstlenecek? O dönem Türkiye Dil Olimpiyatları adı altında onlarca yerde çalışma yapılmıştı. Şimdi başka isimler adı altında yine bu süreç devam ediyor. O dönemde de itiraz edip,  basın açıklamaları yapmıştık. Eğitim meselesini, öğrencilerimizi bu yapıya teslim edemezsiniz. Bunun sonuçları çok ağır olacak demiştik. O dönemde yine hedef alınmış, yine bedel ödemek zorunda bırakılmıştık. Şimdi aynı süreç başka isimler adı altında devam ettiriliyor.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN /ANKARA

     

  • MEB, Öğretmenler Günü’nde cami ve okullarda hatim okutacak

    MEB, Öğretmenler Günü’nde cami ve okullarda hatim okutacak

    MEB, 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle cami ve okullarda hatim okutma kararı aldı.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB),15 Temmuz darbe girişiminde hayatını kaybeden öğretmenler için 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde cami ve okullarda hatim okutma kararı aldı. Karara tepki gösteren Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, öğretmenlere ve öğrencilere dayatılan laiklik karşıtı uygulamaları kabul edilemeyeceklerini söyledi.

    Birgün’den Mustafa Bildirici’nin haberine göre, MEB, bu yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü’nde, geçen yıl da olduğu gibi “Hatim” etkinliği düzenleneceğini duyurdu. Din Öğretimi Genel Müdürlüğü, il milli eğitim müdürlüklerine yazı göndererek “gönüllü” öğretmenler ile öğrenci ve velilerin de hatim etkinliğine katılabileceğini belirtti. Müdürlüğün, “2018 yılı Öğretmenler Günü Kutlamaları” başlığıyla milli eğitim müdürlüklerine gönderdiği yazıda, “Öğretmenler günü münasebetiyle görevi başında şehit olan öğretmenler, 15 Temmuz Demokrasi Mücadelesi’nde şehit olan öğretmenler ve ebediyete intikal etmiş tüm öğretmenlerimiz için hatimler okunması planlanmaktadır” denildi.

    Karara tepki gösteren Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, öğretmenlere ve öğrencilere dayatılan laiklik karşıtı uygulamaları kabul edilemeyeceklerini söyledi. (HABER MERKEZİ)

  • Eğitim-Sen konferansında HDP ve CHP’li vekillerin katılımıyla ‘OHAL ve Müfredat’ tartışıldı

    Eğitim-Sen konferansında HDP ve CHP’li vekillerin katılımıyla ‘OHAL ve Müfredat’ tartışıldı

    PİRHA- OHAL ve Müfredat panelinde konuşan Eğitim -Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, “Neden bilimsel eğitim diyoruz? Çünkü bilimsel eğitim öğrencilerin inançlarından ve ailelerinin kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğratılmamasıdır” diye konuştu.

    Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şubesi tarafından “OHAL ve Müfredat” konulu panel düzenlendi. Karşıyaka Belediyesi Nikah Salonu’nda düzenlenen panele konuşmacı olarak Çukurova Üniversitesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Adnan Gümüş, Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu konuşmacı olarak katıldı. Panelin moderatörlüğünü ise Eğitim Sen İzmir 2 Nolu Şube Başkanı Hasan Ali Kılıç yaptı. Panel Müfredat ve OHAL konularının ayrı ayrı ele alındığı iki bölümle devam etti.

    ZORUNLU DİN DERSİ AİHM KARARINA RAĞMEN KALDIRILMADI

    Yeni müfretatı ve eğitim sistemini değerlendiren Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Adnan Gümüş şunları söyledi:

    “11 ve 12’nci sınıflarda liselerde matematik, fizik, kimya, biyoloji ve psikoloji dersleri zorunlu olmaktan çıkarıldı. Din kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini AİHM kararına rağmen zorunlu ders olmaktan çıkarılmadı. Her defasında Anayasayı önümüze çıkarıyorlar. Ama Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi İmam Hatip Lisesi (İHL) dersleri arasından çıkarıldı. İmam Hatip Liselerinden Din Kültürü Dersinin çıkarılabildiği gibi diğer liselerden de çıkarılabilir. Çünkü kültürden rahatsızlar. Bu nedenle çıkardılar.”

    “İTAATKAR DEĞİL SORGULAYAN BİREYLER YETİŞTİRİYORUZ”

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan da, Eğitim Sen üyelerinin TÖBDER döneminden bu yana her türlü bedeli ödediğini ve ödemeye devam ettiğini belirterek şunları dile getirdi:

    “4+4+4 sisteminin hayata geçirildiği günden bu yana bilimsel eğitim ortadan kaldırılmak isteniyor. Neden bilimsel eğitim diyoruz? Çünkü bilimsel eğitim öğrencilerin inançlarından ve ailelerinin kimliklerinden dolayı ayrımcılığa uğratılmamasıdır. Bilimsel eğitim toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefler. İtaatkar değil, sorgulayan bireyler yetiştirir. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Dindar, kindar nesil yetiştireceğiz” diyerek yoksul ailelerin çocuklarının eğitim haklarının ortadan kaldırıldığı bir süreçten geçiliyor. 2016 yılından bu yana her türlü cemaate okullarda faaliyet yürütmesinin ve bununla birlikte 15 Temmuz sonrası kapatılan bazı derneklerin başka isimlerle faaliyetlerini yürütmesinin önünü açtılar. İmam Hatiplerin 7 kat, özel okulların sayıları ise 12 kat arttırıldı.”

    OKULLARDA MESCİT YAPILARAK FARKLI İNANÇLARDAKİ ÇOCUKLAR MAĞDUR EDİLİYOR

    Yeni müfredatlar ile mescitlerin okulda zorunlu hale getirildiğine değinen Aydoğan şunları kaydetti:

    “Laboratuvarların, spor salonlarının ve konferans salonlarının olmadığı yerlere yeni müfredatlar ile mescit yapılması zorunlu hale getirildi. Kamusal alanda hiçbir ibadet dayatılamaz. Hiçbir çocuğun farklı inanca sahip olması mağduriyetini hiçbir devlet kaldıramaz. Kamusal alandaki en büyük saldırılardan biridir. Kız öğrencilerin başları yasal olarak 9 yaşından itibaren, fiilen ise okul öncesi kapatılmıştır. Çocuk hakkı ihlalilidir. 2013 yılından bu yana hayatını kaybeden işçi çocuk sayısını 260’ı buldu ve okul okumaları engellenen yoksul çocuklarının çocuk işçi olarak iş cinayetlerine kurban gitmesinin önü açıldı. Tüm baskı ve zorluklara teslim olmayacağız.”

    “ALEVİLERİN AİHM İLE KAZANDIĞI YASAL HAKLAR KABUL EDİLMİYOR”

    “Anayasamız ülkemizde yaşayan farklılıkları nasıl tanımlıyorsa, müfredatta Anayasanın yansımasıdır” diyen HDP Gaziantep Milletvekili Mahmut Toğrul ise şunları belirtti:

    “Müfredat bir ülkenin Anayasası gibidir. Anayasamız ülkemizde yaşayan farklılıkları nasıl tanımlıyorsa, müfredatta Anayasanın yansımasıdır. Devlet Alevileri nasıl tanımlıyor nasıl var ediyor ise müfredat da bunun yansımasıdır. Tüm farklılıkları yok sayan, inkar eden ve kendine göre bir nesil yetiştirmeye çalışan bir iktidar var. Aleviler yıllardır bu ülkenin ulusal mahkemelerinde olmadı, uluslararası mahkemelerde haklarını savundular ve kazandılar. Ama buna rağmen AKP ihtiyaçları karşılamadı. Tam anlamıyla farklılıklarımızı reddeden bir müfredat. 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası saldırılar ve 15 Temmuz ile birlikte gazetecilerin tutuklandı, kamu emekçileri ve akademisyenlerin ihraç edilerek toplum zapturapt altına alındı. İşte bu dönemde müfredat değişikliğinin gündeme getirilmesi bilinçlidir. Bu girdaptan çıkışın bir tek yolu var. Tüm farklılıklarımızla bir araya gelmeliyiz. En geniş zeminde ortak bir platforma bir araya gelmeliyiz. Korku bulaşıcıdır. Ama cesaret de bulaşıcıdır. Bizim cesareti bulaştırmamız gerekiyor.”

    “İNSAN HAKLARI SAVUNUCULARI AJAN İLAN EDİLİYOR”

     

    İnsan hakları savunucularını tutukladılar, gazetecileri tutukladılar, dernek ve kurumlar kapatıldı” diyen CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da şöyle konuştu:

    “80’li ve 90’lı yılların başında yine aynı şeyleri söylemeye başladık. 2000’li yıllar oldu yine böyle demeye başladık. 2017 yılına gelmişiz gerçekten ben böyle bir dönem görmedim. O dönem insanlar ‘hele bir mahkemeye çıksak’ diyorlardı. Ne olursa olsun bir mahkemeydi. İyi kötü. Ama şimdi ‘Mahkemeye gitmeyelim. Cezaevinde kalalım’ diyecek duruma geldi insanlar. İnsan hakları savunucularını tutukladılar, gazetecileri tutukladılar, dernek ve kurumlar kapatıldı. En baştaki adam da kalkıp insan hakları savunucularını ajan ilan ediyor. Ve bu yapıldıktan sonra hangi hakim çıkıp da bunları serbest bırakacak. Bunların ajan olmadığını söyleyecek.”

    ÇOK KIRILDIM DEDİĞİ KİŞİYE TEŞEKKÜR EDİYOR

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bugün İstanbul’da kendi adının verildiği İmam Hatip Lisesi’nin açılışını hatırlatan Tanrıkulu son olarak şunları aktardı:

    “Ne yaptılar Erdoğan’ın okuduğu imam hatip lisesini yıkıp yerine yenisini yaptılar. Adına da Erdoğan’ın adını verdiler. Yerine 60 milyon değerinde bir imam hatip lisesi yapıldı. Kim yaptı peki biliyor musunuz? O imam hatip lisesini İstanbul’un siluetini bozan ikiz kulelerini inşa eden, o gökdelenlerin müteahhidi Mesut Toprak yaptı. 60 milyon değerinde imam hatip lisesini yaptı. Bugün o ‘çok kırıldım. Bir daha selam vermeyeceğim’ dediği kişiye imam hatip lisesi yaptığı için teşekkür ediyor. Ne oldu o kuleler tıraşlandı mı? Tıraşlanmadı.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR