Etiket: Feride Eralp

  • Feride Eralp: Gülistan Doku için sorulan soru bütün kadınlar için soruluyor-VİDEO

    Feride Eralp: Gülistan Doku için sorulan soru bütün kadınlar için soruluyor-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Türkiye’nin farklı kentlerinden 60’ı aşkın kadın, Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeleri yerinde takip etmek ve kadınlarla dayanışmak amacıyla Dersim’e gitti. Heyette yer alan Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Feride Eralp, Gülistan Doku dosyasının altı yıldır kadınların mücadelesi sayesinde gündemde kaldığını belirterek, üniversite içerisindeki suç ilişkilerine müdahale edilmediği sürece yeni Gülistan Doku vakalarının yaşanabileceği uyarısında bulundu.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Türkiye’nin farklı kentlerinden 60’ı aşkın kadın, Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeleri takip etmek ve kadınlarla dayanışmak amacıyla Dersim’e geldi. Heyette yer alan Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Feride Eralp, yaklaşık 15 yıl sonra yeniden geldiği Dersim’de gözlemlerini ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.

    “BU ÜLKENİN KADINLARI ALTI YILDIR GÜLİSTAN DOKU’YU SORMAYI BIRAKMADI”

    En son 2010 yılında Dersim’e geldiğini belirten Feride Eralp, o dönemin barış sürecinin etkilerinin hissedildiği farklı bir dönem olduğunu söyledi. Barış İçin Kadın Girişimi’nin kalekol protestolarını ve geri çekilme süreçlerini takip ettiğini hatırlatan Eralp, “Bu 15-16 yılda neler değişti? Özellikle 2015’te sürecin bitmesinden sonra yaşanan çatışmalı süreç, olağanüstü hal ve güvenlikçi politikaların bu kenti nasıl etkilediğini merak ediyordum. O yüzden Dersim’e biraz endişeli bir duyguyla geldim” dedi.

    Güvenlik politikalarının, kalekolların ve askerileştirmenin kentte yarattığı değişimin Gülistan Doku dosyasında da görülebildiğini düşündüğünü ifade eden Eralp, bunları yıllardır duyduğunu ve okuduğunu ancak yerinde görmenin çok daha çarpıcı olduğunu söyledi.

    Gülistan Doku dosyasının başından itibaren kadın hareketi açısından önemli bir duyarlılık yarattığını belirten Eralp, bunda Dersim’deki kadınların, öğrencilerin ve Gülistan Doku’nun ailesinin mücadelesinin belirleyici olduğunu söyledi.

    “Altı yıl boyunca bu soruyu sormayı bırakmamak, unutulmasına engel olmak çok önemliydi” diyen Eralp, kadınların 8 Mart’larda, 25 Kasım’larda ve birçok eylemde Gülistan Doku’nun adını taşımaya devam ettiğini belirtti.

    Eralp, “Bu kadar gün oldu ama Gülistan Doku’ya ne olduğunu hala bilmiyoruz diyerek altı yıldır sormayı bırakmadılar. Bunun bir nedeni var. Bir yandan Gülistan’ın başına gelenlere yönelik öfke var ama bir yandan da bunun münferit bir olay olmadığı gerçeği var” diye konuştu.

    “GÜLİSTAN İÇİN SORULAN SORU BÜTÜN KADINLAR İÇİN SORULUYOR”

    Türkiye’nin farklı kentlerinde benzer biçimlerde kaybedilen, öldürülen ya da akıbeti ortaya çıkarılmayan kadınlar olduğunu söyleyen Eralp, Karabük’te Dinay, Elazığ’da Yeldana Karman ve Ankara’da Nadira Kadirova örneklerini hatırlattı.

    “Gülistan için sorulan soru aynı zamanda kaybedilen, öldürülen ve akıbeti ortaya çıkarılmayan bütün kadınlar için soruluyor” diyen Eralp, genç kadınların özellikle üniversitelerde çeşitli şiddet biçimlerine maruz bırakıldığını ve bunun ülke çapında yaygın bir sorun olduğunu vurguladı.

    Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eralp, altı yıl boyunca dosyada bulunan birçok bilginin görmezden gelindiğini söyledi.

    “Altı yıl sonra ne ortaya çıktı?” diye soran Eralp, yeniden incelenen kamera kayıtlarının yıllardır dosyada bulunduğunu hatırlattı. Dosyanın yeniden açılmasıyla birlikte ortaya çıkan tablonun yalnızca bir kayıp dosyasını değil aynı zamanda bir suçun nasıl örtüldüğünü de gösterdiğini belirtti.

    “ÜNİVERSİTEDEKİ SUÇ İLİŞKİLERİ YERLİ YERİNDE DURUYOR”

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak farklı kentlerden gelen kadınlarla Dersim’de kadınlar, öğrenciler ve çeşitli kurumlarla görüştüklerini söyleyen Eralp, görüşmelerde en çok Munzur Üniversitesi’ne ilişkin kaygıları dinlediklerini anlattı.

    “Rektör değişmiş olabilir ama bize anlatılan şey değişen hiçbir şey olmadığı” diyen Eralp, üniversite içerisinde isimleri çeşitli iddialara konu olmuş kişilerin görevlerine devam ettiğini belirtti.

    “Bir yandan bazı soruşturmalar yürütülüyor gibi görünüyor ama üniversite içerisindeki yapıya gerçek anlamda dokunulmuş değil” ifadelerini kullanan Eralp, kadın öğrencilerin hala benzer risklerle karşı karşıya bırakıldığını söyledi.

    “KENTTE CİDDİ BİR GÜVENSİZLİK HALİ VAR”

    Kadınlarla yaptıkları görüşmeler sonucunda en büyük kaygılarının bu olduğunu belirten Eralp, “Bu kişiler işledikleri suçların cezasız kalacağı duygusuyla yaşamaya devam ettikçe yeni bir Gülistan Doku vakasının yaşanması an meselesi gibi görünüyor. Ne yazık ki Dersim’den böyle bir duyguyla ayrılıyoruz” dedi.

    Dersim’de yaygın bir güvensizlik atmosferi gözlemlediklerini söyleyen Eralp, “Esnaf öğrencilere güvenmiyor, öğrenciler esnafa güvenmiyor, öğrenciler birbirine güvenmiyor, hocalarına güvenmiyor” dedi.

    Bu ortamın kadın dayanışmasını da zorlaştırdığını belirten Eralp, kadınların şiddet ve taciz vakalarının peşine düştüklerinde faillerin değil, mücadele eden kadınların baskıya maruz kaldığını ifade etti.

    “ÜNİVERSİTE BİR EĞİTİM KURUMU DEĞİL DE DEVLET KAMPÜSÜ GİBİ”

    Kendilerine aktarılan bilgiler doğrultusunda üniversitenin giderek güvenlik kurumlarının ağırlık kazandığı bir yapıya dönüştüğünü söyleyen Eralp, “Deprem güçlendirmesi bahanesiyle üniversite içerisine valilik, adliye ve çeşitli resmi kurumlar taşınmış durumda. Dolayısıyla burası bir eğitim kurumu değil de devlet kampüsü gibi” dedi.

    Üniversite içerisinde kadın örgütlerinin ve demokratik kurumların faaliyet yürütmekte zorlandığını ifade eden Eralp, buna karşılık çeşitli vakıf ve cemaat yapılarının daha görünür hale geldiğini söyledi.

    “GERÇEK ADALET ANCAK KADINLARIN MÜCADELESİYLE MÜMKÜN”

    Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkan gelişmelerin kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu vurgulayan Eralp, Bedriye Doku’nun, Aygül Doku’nun ve Dersimli kadınların mücadelesinin bunun en önemli örneği olduğunu belirtti.

    “Karşımızda çok ciddi bir militer yapılanma ve arkasında devlet gücü bulunan erkekler var” diyen Eralp, buna rağmen kadınların bir arada olmaktan vazgeçmemesi gerektiğini söyledi.

    “Korkmamıza rağmen, endişe etmemize rağmen bir arada olmaktan vazgeçmemeliyiz” diyen Eralp, gerçek adaletin kadınların ortak mücadelesiyle mümkün olacağını ifade etti.

    Nuray ATMACA/DERSİM

  • Kadınlardan Meclis’e yürüyüş: Barış için Meclis’i göreve çağırıyoruz-VİDEO

    Kadınlardan Meclis’e yürüyüş: Barış için Meclis’i göreve çağırıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın İnsiyatifi’nin çağrısıyla Meclis’te bir araya gelen kadınlar, barışın önündeki engellerin kaldırılması ve barış için komisyon kurulması için Meclis’i göreve çağırdı.

    Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen sürecin muhataplarından barışın önündeki engellerin kaldırılması talebiyle Ankara Güvenpark’ta bir araya gelerek Meclis’e yürümek istedi.

    Polisin izin vermemesi üzerine kadınlar Meclis Parkı’nda bir araya gelerek yürüyüş gerçekleştirdi. Yürüyüşte kadınlar sık sık “Jin jiyan aşiti”, “Kadınlar barış istiyor” sloganları attı.

    “BARIŞ, EŞİTLİKÇİ BİR TEMELDE ELE ALINMALI”

    Meclis parkında yapılan basın açıklaması Kürtçe ve Türkçe okundu. Türkçe basın açıklamasını okuyan Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi’nden Feride Eralp; barışı demokratik, eşitlikçi bir çözüm geliştirilmesi odağında ele aldıklarını belirterek, “Bizler onlarca yıldır farklı zeminlerde barış için mücadele eden, farklı siyasetlerden, farklı toplumsal hareketlerden gelsek de barışa ihtiyacımızda ortaklaşan kadınlar, LGBTİ+lar olarak buradayız. Barışı da, Kürt sorununda tekçi, güvenlikçi anlayışın, yani bir halkın varlığını ve bugün her türlü itirazı ‘terör’ olarak tarifleyen anlayışın terk edilip demokratik, eşitlikçi bir çözüm geliştirilmesi odağında ele alıyoruz” dedi.

    “DÜNYA ALEVİ KATLİAMLARINA SESSİZ KALIYOR”

    Açıklamada başta Suriye’deki Alevi katliamları olmak üzere Ortadoğu’daki tüm katliamlara dünyanın sessiz kaldığına dikkat çeken Eralp, şunları söyledi:

    “Savaşçı zihniyetin daha geniş bir bağlamın parçası olduğunun farkındayız. Bugün dünyanın sessiz kaldığı Kürt, Alevi, Ezidi katliamları, Gazze’de İsrail’in süren soykırımı arasında bir bağ kuruyoruz. Yine aynı şekilde, devletin Kürt sorunu ekseninde yıllarca uygulayarak geliştirdiği kayyum gibi, her ses çıkaranı cezaevine atmak gibi baskı politikalarının bugün nasıl kapsamının genişletildiğini görüyoruz, deneyimliyoruz. Her gün yeni operasyonlara, gözaltılara, belediyelerin fethedilecek cephe ilan edilmesine, sokakların ve var oluşların yasak edilmesine, Onur Yürüyüşleri’ne katılmayı bırakalım “katılma ihtimali olanların” bile tutuklanmasına, Beyoğlu’nun ortasında polisin gözü önünde bina basan cihatçıların değil onlara tepki gösterenin cezalandırılmasına, halka, köylüye, doğaya, işçiye düşman yasaların torbaya doldurulup geçirilmesine uyanıyoruz. Bugün sırf bu yüzden yine bu meclisin kapısının önünde nöbet tutan Akbelen direnişçilerine, çevrecilere ve köylülere buradan selam gönderiyoruz. Bizim mücadelelerimiz iç içe, biliyoruz.”

    3 SOMUT TALEP SIRALANDI

    Feride Eralp, barışın inşası, Kürt sorununun barış içinde demokratik ve eşitlikçi çözümüne doğru bir yol açılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden şu talepleri beklediklerini duyurdu:

    “-Siyaset yapmak suç olmaktan çıksın. Buna zemin sağlayan Terörle Mücadele Kanunu gibi kanunlar kaldırılsın, hasta tutsaklar başta olmak üzere siyasi mahpuslar özgür bırakılsın.

    -Sınır ötesi harekâtlara, özel güvenlik bölgesi uygulamalarına, askeri yığınağa derhal son verilsin.

    -Tüm kayyumlar geri çekilsin!

    Bu üç talep yalnızca “barışa ihtiyacım var” diyen kadınların değil, toplumun bütününün temel ihtiyacı ve buradan başlayarak çok daha fazlasını konuşabiliriz.”

    GÜLTAN KIŞANAK’TAN KADIN MİLLETVEKİLLERİNE ÇAĞRI

    Açıklamanın ardından konuşan Siyasetçi Gültan Kışanak, Meclis’teki kadın milletvekillerini barış süreci için göreve çağırarak, “Biz artık yas tutmak istemiyoruz. Biz bu ülkede barış halayları kurmak istiyoruz. Bunun sorumluluğu da Meclis’tedir. PKK silah bırakma karar aldı Meclis’in de sorumluluk alması gerekiyor. Bu yasalar hepimize özgürlük alanları açacaktır. Demokratik siyaset özgürlük ile yürütülebilir. Herkesin demokratik siyasete katılabileceği yasal zeminlere ihtiyaç vardır. Biz kalıcı barışı inşa etmek istiyoruz. Demokrasi bir mücadele yolculuğudur. Demokrasi mücadelesi bizim için ilkeseldir, vazgeçilmezdir. Acil ihtiyacım savaş politikaları kaldıracak barışın önünü açacak yasalardır. Onurlu bir barışı kurmak için çalışıyoruz. Ülkenin her yerine barış köprüleri kurmaya kararlıyız. Meclis’i de göreve çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Açıklama, sloganlar ve zılgıtlar eşliğinde sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Kadınlar, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ panelinde bir araya geldi-VİDEO

    Kadınlar, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ panelinde bir araya geldi-VİDEO

    PİRHA- Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği, ‘İstanbul Sözleşmesi ve Sonrası’ konulu panel düzenledi. Panelin konuşmacılarından İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin “İstanbul Sözleşmesi, bizim coğrafyamızdan çıkan bir mücadelenin sonucu ortaya çıktı” dedi.

    Kadınlar ve LGBT+lar, İstanbul Sözleşmesi’ni ve sözleşmeden bir gecede çıkılmasının beraberinde gelen şiddeti ve sorunları konuşmak için Karşı Sanat’ta bir araya geldi. İnsan Hakları Derneği(İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Gazeteci Evrim Kepenek, Feminist Feride Eralp ve Diyarbakır Barosu’ndan avukat Aslı Pasinli’nin konuşmacı olduğu panelin moderatörlüğünü avukat Jiyan Tosun yaptı.

    “KADINA YÖNELİK ŞİDDET POLİTİKTİR”

    İlk konuşmayı yapan İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin sıkça devlet şiddetine çekerek, “Şöyle bir belirleme vardı sözleşmede;  hiçbir örf, hiçbir adet, hiçbir ahlak anlayışı kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz, devletlere bunu yüklüyordu. Sen toplumsal cinsiyetçi ahlak anlayışını değiştireceksin. Bunu ilk başta evet imzaladılar. 2011’de yürürlüğe girdi ama çok tartışılmadı. İşte kadına yönelik şiddet politiktir, o politik ortamın daha da gerileşmesi, daha sağcılaşması, ırkçı milliyetçiliğin yükselmesi, LGBT+lara  yönelik nefretin örgütlenmesi sonucunda sözleşmeden imza çekildi. Aslında bu bizim politik olarak yaşadığımız bir süreci de gösteriyor” dedi.

    “O SÖZLEŞMEYİ GERİ ALACAĞIMIZA İNANIYORUM”

    Keskin, kadın kurtuluş mücadelesinin biat etmez mücadelelerden olduğunu vurgulayarak, “Devletin dili de son derece sertleşmişti. Mesela 90’larda, 12 Eylül öncesinde devlet reddeder, yapmadık derdi hepimiz bilirdik yaptığını. Son 10 yıllık süreçte yaptık diyorlar, yaparız biz diyorlar. O nedenle zaten şiddet bu kadar gelişti. Devletin kullandığı dil topluma yayılıyor ve en çok kadını vuruyor. Bu kendi yarattıkları sistemin devamı için aileyi kutsuyorlar. Çünkü aileden başka hiçbir dayanakları yok. İstedikleri o resmi ideolojiyi Türk İslam sentezci ideolojiyi aile içinde örgütlüyorlar. Aileye bu yüzden ihtiyaçları var. Bu yüzden kadını aileye eve kapatmak istiyorlar. Ama ben kadın hakları mücadelesinin, kadın kurtuluş mücadelesinin bu coğrafyadaki gerçekten en biat etmez mücadelelerden biri olduğunu düşünüyorum. Kürt hareketi, kadın hareketi, LGBTI+ hareketi bu 3 hareket devletin bam teline basıyor. O nedenle de ben İstanbul Sözleşmesi tartışmalarının hiçbir zaman bitmeyeceğine ve bu sürecin devam edeceğine inanıyorum. O sözleşmeyi geri alacağımıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

    “KADINLARIN HAYATLARI SAYILARA İNDİRGENEMEZ”

    Eren Keskin’in ardından konuşan Gazeteci Evrim Kepenek, sözleşmenin feshi ve sonrasında medyanın etkisini vurgulayarak, “İstanbul Sözleşmesi’den çekildikten sonra Türkiye’de şiddet nasıl arttı, arttı mı? En fazla sorulan soru bu. Bizim devlet yetkililerine sorduğumuz soru da bu. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, sahaya vakalara erkeklere nasıl yansıdı diye sayı olarak baktığımız zaman, biz İstanbul Sözleşmesi’nden 21 mart 2020 birde çekilmişiz. Nisan’dan başlayarak 2021, 2022 ve 2023’ün Aralık ayına baktığımız aman cinayet sayının 863 olduğunu görüyoruz. Toplamda yaralı kadın sayısınınsa 2.108 olduğunu görüyoruz. Önce şunu söylemek gerekiyor, tabii ki bu sadece basına yansıyan veriler. Elbette bu sayının çok çok daha fazla olduğunu biliyoruz. Yine bu meseleye bakarken şunu da hatırlatmak gerekiyor, kadınların hayatları sayılara indirgenemez” diye konuştu.

    “GÜÇLÜ BİR KADIN HAREKETİ VAR”

    Ülkede güçlü bir kadın hareketinin olduğunu sözlerine ekleyen Kepenek, Bu sayının çok olması ya da az olması aslında bize bir şey söylemiyor. İstanbul Sözleşmesi’nden çekildik diye erkek şiddeti arttı şeklinde bir somut bir veri ortaya koyamam. Bunun ne kadar etkilediğini bence biz önümüzdeki yıllarda çok daha fazla göreceğiz. Yani İstanbul Sözleşmesi tartışması bizlerin gündeminden düşerse eğer belki o zaman göreceğiz. Şu anda bunun değerlendirmesinin tespitini yapmak için çok erken. Ama şunu biliyoruz ki ben o dönem İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiği zaman avukat arkadaşlarımızı arayıp sorduğumda herkes çok öfkeliydi. Sahalar doldu, alanlara inildi, insanlar sürekli tepkilerini dile getirdi. Avukatların şöyle uyarısı oldu, iyi ki olmuş. Avukat arkadaşlar “Lütfen haberlerinde şu vurguyu yap, İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi diye kadınlar korumasız değil” dedi. Yine de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var, yine de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi var. Aksine evet İstanbul Sözleşmesi yok ama bu ülkede çok güçlü bir kadın hareketi var. Feminist avukatlar var, kadın avukatlar var. Siz şiddet uyguladığınızda ceza alacaksınız” ifadelerini kullandı.

    “İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN BUGÜN ARKASINDA DURMUYORSANIZ, YARIN 6284’Ü KAYBEDERSİNİZ”

    Feminist Feride Eralp konuşmasında “Çoğunlukla uygulayıcıların yapması gerekeni yapmadığı için kadınların öldürüldüğü, yani süren bir şiddet sonucunda gerekli müdahaleler yapılmadığı için kadınların öldürüldüğü çocukların istismar edildiği bir ortamda bir de böylesi bir işte sırt sıvazlama gerçekleşmiş oluyor” diyerek karakolların, savcılardan, hakimlerin görevini yapmadığını İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmenin yol açtığı sorunlara değindi. Eralp, şöyle devam etti: “Yasayla uygulama arasındaki açığının iyice büyüdüğünü gördük ve bunun sonucunda 6284, Medeni Kanunu yani tüm yasal haklar bir nevi tartışmaya açılmış oldu. Yani İstanbul sözleşmesinden çekilirken işte AKP’li kadınların çok söylediği bir şey vardı,  “Merak etmeyin önemli değil 6284 var” diyorlardı. O zaman biz de bağıra bağıra anlatmaya çalışıyorduk. İstanbul Sözleşmesi’nin bugün arkasında durmuyorsanız, yarın 6284’ü kaybedersiniz. Onlar zannettiler ki böyle bir şey olmayacak ama İstanbul Sözleşmesi’nin hemen ardından 6284’ün bu özellikle uzaklaştırma kararlarında delil olması olmaması meselesi üzerinden nasıl tartışmaya açıldığını gördük. Halihazırda zaten etkili, uygulanmayan uzaklaştırma kararlarının bir de delil gerektirilmesi gibi bir yavaşlatılmayla kadınlar açısından nasıl iyice uygulanmaz, iyice şiddete açık hale getirir şey olacağını öngörmek zor değil” diye belirtti.

    YARGI TACİZİNİN YENİ ÇEŞİDİ: ÖRGÜT ÜYELİĞİ SORUŞTURMASI

    Paneldeki son konuşmayı Diyarbakır Barosu’ndan Avukat Aslı Pasinli yaptı. Pasinli, “8 Mart, 25 Kasım gibi etkinliklere Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de katılan arkadaşlarımıza 2911 yani gösteri kanunu muhalefetten soruşturmalar açılırken aynı eylemleri Diyarbakır’da, Şırnak’ta, Van’da katılmak bizler açısından silahlı terör örgütüne üyelikten soruşturmaya yol açıyor. Bu da tam olarak anlatmaya çalıştığım çoklu temel ayrımcılık meselesinde belirleyici bir husus çünkü yargı tacizin aslında yeni bir çeşidi ortaya konmuş oluyor” dedi.

    Panel, konukların sorduğu soruların cevaplanması ile son buldu.

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL

     

     

     

  • İstanbul’daki forumun ardından 8 kadın gözaltına alındı

    İstanbul’daki forumun ardından 8 kadın gözaltına alındı

    İstanbul’daki kadın forumunun dağılmasının ardından aralarında Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros’un da olduğu 8 kadın gözaltına alındı.

    İstanbul Sözleşmesini içi Abbasağa’da düzenlenecek olan forumun polislerce engellenmesinin ardından kadınlar Barbaros Meydanı’ına yürüyerek forumu gerçekleştirdi. Forumun sonlanmasının ardından kalabalık dağıldıktan sonra aralarında çoğunlukla forum düzenleyicilerinin olduğu 8 kadın gözaltına alındı.

    Gözaltına alınanların isimleri şöyle: Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros, Tuğçe Canpolat, Tuğçe Özçelik, Rüya Kurtuluş, Feride Eralp, Fulya Dağlı, Tülay Korkutan.

    “ARKADAŞLARIMIZI DERHAL SERBEST BIRAKIN”

    Gözaltıların ardından İstanbul Sözleşmesi Forumu’nu düzenleyen kadın örgütleri açıklama yaptı:

    “İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmeyeceğiz” demek için gerçekleştirmek istediğimiz, onlarca kadının, kadın örgütünün, kurumun buluştuğu İstanbul Forumumuz önce polislerce mesnetsiz gerekçelerle engellendi.

    Israrımızla Barbaros Meydanı’nda gerçekleştirdiğimiz forumumuz bittikten ve tüm kadınlar alandan ayrıldıktan sonra, forum düzenleyicilerinden olan arkadaşlarımız sokak ortasında, tek tek, sivil polislerce, sivil araçlara bindirilerek gözaltına alındı.

    Bugün hep birlikte bir söz söyledik; biz kadınların yaşam haklarımızı elimizden almanıza izin vermeyeceğiz, bu saldırılara karşı hep birlikte mücadele edeceğiz dedik. Bu sözün arkasındayız.

    Arkadaşlarımızın, adeta cadı avı gibi tek tek izlenerek, yaka paça, sivil polislerce sivil araçlara sürüklenerek gözaltına alınması bu sözden, kadınların birlikte mücadelesinden korkunun bir ifadesidir.

    Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın.

    Tek başına değil, bir aradayız! Haklarımızdan ve hayatlarımızdan, İstanbul Sözleşmesini uygulayın demekten vazgeçmeyeceğiz.