PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) öncülüğünde, Dersim’in Pertek ilçesine bağlı Zeve (Dorutay) köyü Sultan Xıdır Cemevi’nde Hızır Cem’i yürütüldü.
Dersim’in Pertek ilçesinde bulunan Zeve Sultan Xıdır Cemevi, Demokratik Alevi Dernekleri’nin organize ettiği Hızır Cemi yürütüldü.
Hızır Cemi için Zeve köyüne gelenler ilk önce köyde bulunan Sultan Xıdır Türbesini ziyaret etti ve burada niyazlar dağıtıldı. Ardından cemevine geçildi ve burada oruçlar açıldı.
Hızır Cemi’ni, Axuçan Ocağı’ndan Pir İnanç Dolu ve Abidin Güzel, Kureyşan Ocağı’ndan Fetiye Yıldırım, Şıx Delil Berxecan Ocağı’ndan ise Ahmet Doğan ve Ergün Haydaroğlu yürüttü. Ayrıca Hızır Cemi’nde Adıyaman Bulam Genç Semah ekibi semah tutarken, zakirliği ise Ali Çelik yürüttü.
Cemde, lokmalar paylaşıldı, gulbenkler okundu ve dualar Hızır’ın bereketi için verildi. Pirler ve analar, Hızır’ın dayanışmayı, paylaşmayı ve dara düşenlere el uzatmayı simgelediğinin altını çizerek, bu inancın toplumsal yaşamda önemine dikkat çekti.
Cem sonunda birlik ve beraberlik mesajları verilerek, tüm canlara Hızır’ın lokmasının ulaşması temennisinde bulunuldu.
PİRHA- Aleviliğin yüzyıllardır baskı, inkâr ve asimilasyon politikalarıyla karşı karşıya olduğunu belirten Fetiye Yıldırım, günümüzde bu sürecin yeni biçimlerle devam ettiğini vurgulayarak, asimilasyonun artık daha çok içselleştirilerek, oto asimilasyon boyutuna taşındığını ifade etti.
Asimilasyon, bir kültürün, topluluğun ya da bireyin baskın kültürün değerlerini, dilini, yaşam biçiminin zorla benimsetilerek, kendi özgün kimliğini kaybetmesi süreci olarak karşımıza çıkıyor. Genellikle dışsal baskı, politik yönlendirme veya toplumsal zorlamalarla gerçekleşir. Ulus-devlet inşasında “tek dil, tek kimlik” politikalarıyla sıkça kullanılmıştır. Asimilasyon politikaları, kültürel çeşitliliğin azalmasına ve azınlık kimliklerinin silinmesine yol açar.
Oto-asimilasyon ise ise bireyin kendi içinde baskın kültürü “doğal” veya “kaçınılmaz” görmesiyle ortaya çıkar. Bireyin veya topluluğun, doğrudan dış baskı olmaksızın, kendi isteğiyle ya da içselleştirilmiş toplumsal baskılarla baskın kültüre uyum sağlaması olarak da tanımlana bilinir.
Asimilasyon ve Oto-asimilasyon kıskacında olan Aleviliğin durumunu, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez yöneticisi Fetiye Yıldırım Ana ile konuştuk.
“ALEVİLİKTE ASİMİLASYON YENİ BİR BOYUT KAZANDI”
-Alevilik yüzyıllardır baskı ve inkâr politikalarıyla karşı karşıya. Bugün asimilasyon sizce hangi yeni biçimler altında sürdürülüyor? FETİYE YILDIRIM: Yıllarca süren asimilasyon politikaları altında bozulmuş bir toplum var. Bunun inanç üzerinde, toplum üzerinde, kültürel yaşam üzerinde etkileri çok büyük oluyor. Şimdiki duruma baktığımız zaman artık öyle savaşla, katliamla, silahla değil de daha çok içimize dönük bir asimilasyon politikası uygulanmakta. Bu nedir? Kendimizi inkar ediyoruz. Korkudan başımıza bir şey gelmesin, ‘Aleviyiz’ demeyelim, işte ‘Kürt’ olduğumuzu söylemeyelim gibi. Bunlar çocukluğumuzdan beri bizlere söyleniyordu. Ev içerisinde başka bir dünya yaşıyorken, evden çıktığımızda başka bir dünyaya giriş yapıyorduk. Tabi bu durum bizim için çok büyük bir çelişki yaratıyordu. Evdeki yaşam daha bütünsel, daha toplumsal, daha ruhani bir yaşamdı. Komşu ilişkilerine baktığın zaman, toplumsal ilişkilere baktığın zaman daha paylaşımcı, birbirine hoşgörü gösteren, rızalık gösteren, müsahiplik ve kivralık ilişkilerimizin var olduğu, ritüellerimizin tamamen Hakk aşkıyla yapıldığı bir dönem vardı. Evden çıktığımızda, okula geldiğimizde ise karşımıza tam tersi bir dünya çıkıyordu. Sonra anladık ki biz başka bir toplumuz, başka bir yaşam tarzımız var. İnançlarımız, ritüellerimiz tamamen doğayla ilişkili.
“ASİMİLASYON ARTIK İÇİMİZDE VE KENDİMİZ YÜRÜTÜYORUZ”
-Oto asimilasyon kavramını Alevi toplumu açısından nasıl tanımlarsınız? Bu süreç hangi gündelik pratiklerle yeniden üretiliyor?
FETİYE YILDIRIM: Oto-asimilasyon zaten hani başka bir gücün yapmasına gerek kalmadan gerçekleşen bir durumdur. Kendi kendimizi asimile etme anlamına geliyor. Kendimizi ilkel gördük, inkar ettik, küçümsedik. Bu bireyselde olabilir, toplumsalda olabilir. Kendimizi inkar ederken de, ‘Biz Alevi değiliz, biz de Müslümanız’ gibi bir argüman geliştirerek, kendi inanç ve kültürümüzü, kendimizce inkar ettik.
“ALEVİLİKTE DEVLETİN ROLÜ OLMAMALIDIR”
-Aleviliğin devletle kurmaya zorlandığı ilişki, inancın özünü nasıl dönüştürüyor?
FETİYE YILDIRIM: Günümüz için düşünürsek, bizim devlete ihtiyacımız yok. Çünkü biz kendi hukukumuzu, meclisimizi, kendi cemevlerimiz içerisinde yapmışız. Lokmalarımızla hizmet yürütülmüş bir Yol vardır. Bu Yol’a talip olan herkes, bu yolun hakkını vermiştir. Hizmetini de vermiştir. Güncel sorularla söyleyecek olursam, ‘Cemevinin elektriği yok, suyu yok, bu yok, şu yok” söylemleri doğru değildir. Biz Hakk lokmasıyla kendi Yol’umuzu yürütürüz. Çünkü bizim yolumuz ‘Reya Haq’ dediğimiz Yol’dur. Yani Hakk’ın Yoludur. Bütün herkesi de kapsar. O yolun talibi, piri, rayberi, mürşiti yani ilkelerini bilen bir insan, o yolun nasıl yürüyeceğini de bilir. Bizde yolumuzu bu şekilde yürütüyoruz.
“İNANÇ SENİN İÇİNDEDİR”
-İnanç dilinin sadeleşmesi ile içinin boşaltılması arasındaki sınır sizce nerede başlıyor?
FETİYE YILDIRIM: İnanç dili, kadimden bu yana gelen bir dildir. Siz bunu değiştirdiğiniz zaman farklı anlamlar alır. İnanç, senin içindedir. Bu yüzden ‘Enel Hak’ demiştir Hallacı Mansur. Senin Hakkı aradığın yer, yüreğindedir, vicdanındadır, ahlakındadır. Peki kadimden bu yana gelen bu kavramsal anlamlar nasıl sadeleştirilir? Sadeleştirilirse o zaman bozulmuş olur.
“İNANÇ KÜLTÜREL BİR MİRAS DEĞİLDİR, YAŞAMIN KENDİSİDİR”
-Cem erkânının, deyişlerin ve yol öğretilerinin “kültürel miras” başlığı altında sunulması Alevilik açısından ne anlama geliyor?
FETİYE YILDIRIM: Bir inanç kültürünü de belirler, dilini de belirler. Ama inanç bir kültürel miras değildir. İnanç zaten vardır. Kültürün içinde vardır. O yaşam tarzının içinde vardır. O kadimde yaşayan komünal toplumun içerisinde vardır. Çünkü öylesine derindir ki, müsahiplik ile kardeşliği koymuştur. Oradaki bağla, senin kardeşleşmeni, bütünleşmeni sağlar. İkrar olursun. İkrar olmadan bu yol yürümez. Bu yüzden birimiz olmadan öbürü olmaz. Bizim ikrarımız böyledir. Senin rızalığın olmadan ben bir şey yapamam. Ancak gönül birliğiyle, rızalıkla olur bunlar. İnançta bir miras olarak gelmiyor. Aslında yaşamın kendisidir. Yaşamda senin kültürünü, dilini, inancını, nasıl toplumsal ilişkilerini kuracağını söyler ve öğretir.
“PİRLER VE ANALAR YOLUN TEMİNATIDIR”
-Pirler ve Analar bu dönüşüm karşısında yol gösterici bir rol üstlenebiliyor mu, yoksa baskılar karşısında geri mi çekiliyor?
FETİYE YILDIRIM: Bu dönemde Pir ve Analar daha da yol gösterici olmaya başladılar. Geçmişte zayıflayan bu kurum, tekrardan yol gösterici olmaya başladı. Pir ve Analar olarak yolumuzu sürdürmeliyiz. Eğer Analar ve Pirler bu yoldan uzaklaşırsa, o zaman bu toplum yok olur. Yolun yürütücüsü olmadan yol yürümez. Bu yüzden Pirler ve Analar olarak yolumuzun gereklerini, anlam ve manasını bilerek, o doğrultuda gitmeliyiz. Bu Hakk inancını sonuna kadar yürütmeliyiz.
“KURUMSALLAŞMA ALEVİLİĞİN ÖZÜNE SADIK KALINIRSA ANLAMLI OLUR”
-Aleviliğin kurumsallaşması (cemevleri, dernekler, federasyonlar) asimilasyona karşı bir direnç mi, yoksa yeni bir uyum biçimi mi yarattı? FETİYE YILDIRIM: Bir bakıma birlik olmakta yarar vardır. Bir olabilirsin, federasyon olabilirsin, dernekler olabilirsin. Mutlaka pozitif etkileri olacaktır. Eğer özünü yürütürsen, gerçek anlamda, yol anlayışıyla bunu yaparsan kurumsallaşma olabilir. Bir cemevinin nasıl olduğunu, cemevinde senin meclisinin, dar ve didarının nasıl olduğunu bilirsen olmalı. Ama gidip kendi inancının ve yolunun gereklerini yerine getirmeyip, özünü boşaltırsan olmaz. Bizim yolumuz da, inancımızda bellidir.
“ALEVİLİK EN ÇOK DEVLET POLİTİKALARIYLA AŞINDIRILIYOR”
-Sizce Alevilik bugün en çok nerede aşındırılıyor: devlet politikalarında mı, kent yaşamında mı, aile içinde mi?
FETİYE YILDIRIM: Aile içinde değil. Aile hala yolunu, inancını sürdürmektedir. Alevilik, kentlerde örgütlenemedi, yolumuz kentlerde devam ettirilemedi. Bu yüzden kentlere göç eden Alevilik aşındırıldı. Ama asıl darbe nereden geliyor derseniz; devlet tarafından geliyor diyebiliriz. Çünkü senin değiştirmek istiyor, dönüştürmek istiyor. Bir taraftan ötekileştirirken, diğer taraftan da diyor ki: ‘Sen benim inancımda olursan, biz sana ses çıkarmayız. Biz sizin yerinize Aleviliği yürütürüz’ diyorlar. Bizim yolumuz başkasının yürüteceği yol değildir.
“İNANÇ BİR GÖREV DEĞİL, VAROLUŞTUR”
-İnanç pratiklerinin “gönüllülükten” çıkıp “göreve” dönüşmesi oto asimilasyonun bir göstergesi midir?
FETİYE YILDIRIM: Oto-asimilasyonla inancın bir göreve dönüşmesinden söz edebiliriz. Oysa biz ne diyoruz? Hakk bizde diyoruz. İnanç bendedir, Hakk bendedir. Bu yüzden inanç bir görev değildir. Bu yapmam gereken, yaşamam gereken bir şeydir. Eğer ben bu ilkeler içerisinde yaşamazsam, o zaman bu evren de anlamsızlaşıyor. İnsan da anlamsızlaşıyor. Doğum yoluyla ben kendimi ispatlamışım. Hak o kanaldan geldi, o yoldan geldi. Bu ruhani bir şey değil midir? Bu yüzden inanç bir görev olamaz.
“KENDİMİZLE YÜZLEŞMEDEN KURTULUŞ YOK”
-Aleviliğin kendini koruyabilmesi için önce neyle yüzleşmesi gerekiyor: dış baskılarla mı, iç çözülmeyle mi?
FETİYE YILDIRIM: Önce kendimizden başlayacağız. Çünkü ne ararsan kendinde ara demişlerdir. Her şey bizdeyse, her şey bendeyse çözümü de yine ben bulmalıyım. Hakkı arayan Hallac-ı Mansur nasıl kendinde bulduysa, biz de o şekilde kendimizde bulmalıyız.
PİRHA-DAD Kadın Meclisi’nin düzenlediği Analar Çalıştayı’nın 2. gününde Muhabbet Cemi yürütüldü. Hakk’a uğurlama erkânlarının çok önemli bir sorun olduğuna vurgu yapan Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç, “Günümüzde yapılan Hakk’a uğurlama erkânları içler acısı. Maalesef Hakk’a yürüyen canlarımızı camiye götürmekten beter ediyoruz. Hakk’a yürüyenler için onun kutsallarına onun ana dilinde seslenilsin” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi’nin düzenlediği Analar Çalıştayı’nın 2. gününde Muhabbet Cemi yürütüldü.
Cem erkânını Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç, Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok, Kureyşan Ocağı evladı Fetiye Yıldırım, Sinemilli Ocağı evladı Fadime Bakır ve Baba Mansur Ocağı evladı Fidan Yıldız yürütürken Melek Ruşen ise zakirlik yaptı.
Hakk’a uğurlama erkânlarının çok önemli bir sorun olduğuna vurgu yapan Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç, “Günümüzde yapılan Hakk’a uğurlama erkânları içler acısı. Maalesef Hakk’a yürüyen canlarımızı camiye götürmekten beter ediyoruz. Bizim kimsenin inancına ve yaşam biçimine söyleyecek bir sözümüz yoktur ama bizim bir inancımız var. Hakk’a yürüyenler için onun kutsallarına onun anadilinde seslenilsin” diye belirtti.
“DÜNYA MALININ PEŞİNE DÜŞTÜK YOLUMUZU UNUTTUK”
Pir, talip ilişkisi ve ikrarın bittiğini belirten Seyit Derviş Cemal Ocağı evladı Cevahir Altunok, “Ocaklarımız körlendi, dumanımız artık tütmez oldu, zalimlerin eline düştük asimilasyona uğradık, dünya malının peşine düştük yolumuzu unuttuk. Biz hepimiz yol evlatlarıyız kimse kimseden üstün değildir, pir ile talip et ile tırnaktır. O yüzden ocaklarımıza, yolumuza ve dilimize sahip çıkalım. İnancımızı yeniden yaşatalım sorunlarımızı çözmek için pir kapısına gidelim” dedi.
İnançlarından uzaklaştıklarını ifade eden Kureyşan Ocağı evladı Fetiye Yıldırım, “Hakk’a uğurlama erkânını kendi inancımıza göre yapmalıyız. Eğer bir yerde insanlar arasında sorun varsa o sorun çözüldükten sonra cem yürütülür. Eskiden insanlarımız kendi aralarında ki sorunlarını kendi içlerinde çözerlerdi” diye konuştu.
“ALEVİ İNANCI HERKESİN GAYRETİYLE YÜRÜR”
Alevi inancının herkesin gayretiyle yürüyeceğine dikkat çeken Sinemilli Ocağı evladı Fadime Bakır, “Herkes güzellikten yana olup kimsenin hakkını yemezse yolumuzu sürdürürüz” diye ifade etti.
Konuşmaların ardından semah dönülüp, aşure lokmaları pay edildi.
PİRHA- DAD Kadın Meclisi tarafından düzenlenen Analar Çalıştayı, “Ocak örgütlenmesi ve ana mürşitliği” başlığıyla devam etti. Kadınların yolu aydınlatacağını ifade eden DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Şen, “Kadınlar bu yolun öncüsüdür. Analarımızın çocuklarına yolu çok doğru bir şekilde göstermesi gerekiyor” dedi.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, tarafından düzenlenen Analar Çalıştayı “Ocak örgütlenmesi ve ana mürşitliği” başlıklı konuda konuşmalarla devam etti.
“KADINLAR BU YOLUN ÖNCÜSÜDÜR”
İkinci oturumda açılış konuşmasını yapan DAD Adıyaman Şube Eş Başkanı Melek Şen, “Kadınlar bu yolu aydınlatacak. Kadınlar bu yolun öncüsüdür. Analarımızın çocuklarına yolu çok doğru bir şekilde göstermesi gerekiyor” diye belirtti.
“KADIN BU YOLUN REHBERİ VE ÖZÜDÜR”
Demokratik Alevi Kadınlar Birliği’nin mesajını Meryem Can, okudu.
“Bugün burada bir araya gelişimiz, sadece bir çalıştayın değil, kadim bir hafızanın, bastırılmış bir hakikatin, kadın yüzlü bir yolun yeniden konuşulmasıdır. Bu bir başlangıç değil, yüzyıllardır süren bir direnişin, bir varoluş mücadelesinin devamıdır. Bizler, Raa ya da Rêya Heq inancına gönül vermiş canlar olarak biliriz ki; kadın bu yolun eşi, yarısı, rehberi ve özüdür. Doğumla varoluşu ispatlanan Hakk, kadının bedeninde ve ruhunda tecelli etmiştir. Bu yüzden bizde kadın sadece ‘kadın’ değil, Ana’dır, Şifadır, Yoldur, Hak’tır. Alevilikte Can hukuku, kadını ve erkeği değil, canı esas alır. Cinsiyet değil, kemâlet ölçülür. Yol erkânında herkes kendi gerçeğiyle, kendi sözüyle duruşuyla vardır.”
BİZ SADECE HAKK’IN YOLUNA HİZMET EDERİZ”
Alevi inancındaki ocak kavramının tarihselliğine dikkat çeken Kureyşan Ocağı evladı Fetiye Yıldırım, “Sayfalarca yazsak bu yolun sözünü bitiremeyiz ama burada can cana gelince sözler yetersiz kalıyor. Biz kimseye hizmet etmeyiz, kul olmayız. Yalnızca Ra Hakk’a, Hakk’ın yoluna hizmet ederiz. O yolun delili de ışıktır. Bizim sırladıklarımız ışıktır” dedi.
“İNANCIMIZDA SORUN YOK SORUN YAŞADIĞIMIZ ZAMANDA VE İNSANLARDA”
Burada olduğu için çok mutlu olduğunu söyleyen Derviş Cemal Ocağı evladı Firaz Yalvaç, “Hak meydanını bizlere açan canlara çok teşekkür ediyorum, emekleri Hakk için olsun. Yolumuzun güzelliklerini bugün birçok candan duydum. İnancımız ne kitaplara ne de günlere sığar. Yolumuzda hiçbir sorun yok sorun yaşadığımız zamanda ve insanlarda. Ancak ne yazık ki asimilasyon bizleri yolumuzdan çok uzaklaştırmış” diye konuştu.
PİRHA-4 Mayıs’ın “Dersim’in kara günü” olduğunu ifade eden DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Dersim’de insanlara yaşatılanlar dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayacak bir zulümdür. Bir dönem suskunluk yaşandı, büyüklerimiz belki yaşadıkları travmadan dolayı belki de kinin büyümemesi için Dersim Katliamı’ndan bahsetmedi” diye belirtti.
4 Mayıs 1937’de Bakanlar Kurulu kararıyla gerçekleşen Dersim Tertelesi’nin 88. yıldönümü. O gün alınan karar sonrasında Dersim’de çok büyük bir insanlık suçu işlendi. 1937-38 yıllarında Dersim’de yaşananlar, uluslararası hukuka göre soykırım olarak adlandırılıyor. Ancak aradan 88 yıl geçmesine rağmen devlet arşivleri açılmadı, o dönemde neler yaşandığının tespiti yapılmadı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Dersim Tertelesi’nin 88. yılında PİRHA’ya konuştu.
“TOPLUMUMUZ, CUMHURİYET DÖNEMİNE OLUMLU BAKMIŞ AMA DAHA SONRA SOYKIRIMA UĞRADI”
Fetiye Yıldırım, 4 Mayıs tarihinin “Dersim’in kara günü” olduğunu belirterek cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Dersim’de yaşananlara dikkat çekti. YFetiye Yıldırım, 1937-38’de Dersim’de yapılanlara dair şunları söyledi:
“Cumhuriyet döneminde sonra tekke ve zaviyelerin kapatılmasının Aleviler üzerindeki etkisine baktığımızda en büyük zararı bizim inancımız görmüştür. Dersim Katliamı’nda dağ, taş, doğa, ziyaret, kutsal olarak gördüğümüz her şeyi yakıp, yıktılar. Sadece insanlarımıza saldırmadılar, aynı zamanda doğamıza da saldırdılar. Naşit Hakkı Uluğ, gazeteci kimliği ile Dersim’e gelip uzun yıllar kalıp istihbarat topladıktan sonra Dersim’i şu şekilde tanımlıyor: ‘Dersim’in tarihi, tabiatı ile gelenek ve görenekleri asidir. Hurafelerin demir pençesi altındadır.’ Toplumumuzun hukuku, ekonomisi, yaşamı, dili ve kimliği inancımızla birlikte oluşmuştur. İnancımıza hurafe denmesi çok ağır bir suçlamadır.
Bizim toplumumuz Osmanlı’dan sonra Cumhuriyet’e daha olumlu bakmıştır iyi gelişmeler olabilir diye ama maalesef düşünülen olmamış ve Cumhuriyet döneminde Dersim’e soykırım uygulanmış. Tekke ve zaviyelerin kapatılması ile dergâhlarımız, cemlerimiz yasaklanmış ve inancımıza yönelik her türlü baskı yapılmıştır. İnancımız en büyük darbeyi Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. İnanç önderlerimizi idam ediyorlar, sakallarını kesiyorlar ama pir, mürşit, talip ilişkisiyle yolumuzu devam ettiriyoruz. Daha sonra katliam ve asimilasyon politikaları uygulanıyor ama bugün inancımız devam ediyor ve hiçbir zaman da bitmeyecek. Daha sonra ise Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuş ve tek din, tek dil ve tek kimlik dayatması yapılmış. Alınan kararlarda biz bunları sadece katledersek baş edebiliriz denilmiş” dedi.
“DERSİM’DE İNSANLARA YAŞATILANLAR BAŞKA HİÇBİR YERDE RASTLANILMAYACAK BİR ZULÜMDÜR”
Dersim Tertelesi’nden kurtulanların hepsinde bir travma oluştuğunu vurgulayan Yıldırım, “Katliamdan sonra dilini, kültürünü bilmediği yerlere sürgün edildiler ve ikinci bir kırımı da orada yaşadılar. Kadınları Türkleştirmek için askerlere verdiler. Dersim’de insanlara yaşatılanlar dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmayacak bir zulümdür. Bu kadar zulümden sonra bu halk nasıl düzelebilir? Yok ettiklerini zannettiler ama öyle bir şey olmadı. Biz eğer kendi inancımızı yürütemezsek ve inancımızdan uzaklaşırsak yok oluruz. Bir dönem suskunluk yaşandı, büyüklerimiz belki yaşadıkları travmadan dolayı belki de kinin büyümemesi için Dersim Katliamı’ndan bahsetmedi” diye konuştu.
PİRHA-DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da yapılacak ‘Barış Duvarı’ eylemine katılım çağrısı yaparak, Suriye’deki katliamı durdurmak için eylemlerin devam etmesi gerektiğini belirtti.
Suriye’nin batısındaki Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus kentlerinde HTŞ’ye bağlı gruplar, SMO ve IŞİD’in, 6 Mart tarihinden bu yana Alevileri hedef aldığı saldırılarda binlerce sivil katledildi, binlercesi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi. Bu saldırılardan en çok etkilenen kesim ise kadınlar ve çocuklar oldu. Soykırım saldırıları devam ederken son bir ayda çok sayıda kadın, çeteler tarafından kaçırıldı.
Suriye’de katledilen, kaçırılan, cinsel istismara maruz kalan Alevi kadınlarla dayanışmak için oluşturulan Suriye İçin Kadın İnisiyatifi, 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi yapacak.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Hatay Samandağ’da yapılacak eyleme katılım çağrısı yaptı.
“BİZ BARIŞ İSTİYORUZ”
Kadınların 24 Nisan’da Samandağ’da barış duvarı oluşturacaklarını ifade eden Fetiye Yıldırım, “Kadınların yapacağı eylem çok önemli bundan sonra da Suriye’deki katliamı durdurmak için eylemlerin devam etmesi gerekiyor. Savaşı kadınlar durduracaktır. Biz barış istiyoruz, çocuklarımızın ölmesini istemiyoruz. 24 Nisan’da kadınların yazmaları barışın sembolü olarak Suriye’ye aksın. Bütün kadınları 24 Nisan’da Samandağ’daki eyleme katılmalarını bekliyorum” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nin çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Suriye’de yapılan katliamları protesto etmek amacıyla 24 Nisan’da Samandağ’da yapılacak eylem için çağrı yaptı.
Suriye’deki Alevi katliamlarına karşı oluşturulan ‘Suriye İçin Kadın İnisiyatifi’ 24 Nisan’da Hatay Samandağ’da ‘Barış Duvarı’ eylemi gerçekleştirecek.
Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi’nin çağrısıyla Dersim’de bir araya gelen kadınlar açıklama yaparak, 24 Nisan’daki eylem için çağrı yaptı. Açıklamayı Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım okudu.
“KADINLAR KAÇIRILIYOR, ÖLDÜRÜLÜYOR VE DÜNYA SUSUYOR”
Suriye’de Alevilerin katledildiğini ifade eden Fetiye Yıldırım, “Kadınlar kaçırılıyor, tecavüze uğruyor, öldürülüyor; akıbetleri bilinmiyor. Bu toprakların tüm kadim halkları, inançları yok edilmek isteniyor ve dünya susuyor. Biz bu suskunluğu biliyoruz. Maraş’ta, Sivas’ta, Dersim’de susanları da, seyredenleri de unutmadık! Halepçe’den Şengal’e, Roboski’den bugüne kadar bu coğrafyada yaşatılan kıyımın tanıklarıyız. Emperyalist ülkelerin, bir yüzyıl daha Ortadoğu’yu yeniden şekillendirme planları; halkların katli, sürgünü ve kamplarda yaşatılması pahasına devam ediyor. Mezopotamya’yı ve Ortadoğu’yu kanla yeniden dizayn ediyorlar.
Erkek egemen sistemin öznesi erkekler, savaşlarda kadınlara ve kız çocuklarına karşı her türlü cinsel saldırıyı hak ve meşru görüyor. Kadınlar, savaşta ve militarist ortamda tarafların işgal alanı olarak kabul ediliyor; toplu cinsel saldırılara maruz kalıyor. Bosna Hersekli kadınların, Ezidi kadınların, Arap Alevi kadınların, Kürt kadınların yaşadıkları; erkek egemen sistemin, militarizmle daha da güçlendirilmiş erkek ve devlet şiddetinin somut halidir” dedi.
“KAÇIRILAN KADINLARIN SESİ OLMAK İÇİN 24 NİSAN’DA SAMANDAĞ’DAYIZ”
Suriye’de Alevilere yönelik insanlık dışı vahşetin tüm dünyanın gözleri önünde sürdüğünü belirten Yıldırım, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Alevilik inancına düşman olan HTŞ; Suriye’de Alevileri katlederek ve yurtlarından kovmaya çalışarak, topyekûn bir yok oluşu hedefliyor. Bir halk, bir inanç, bir kültür; bütün hafızasıyla birlikte silinmek isteniyor. Biz Alevi kadınlar, kadın yoldaşlarımızla birlikte buna izin vermeyeceğimizi bir kez daha sağır kulaklara duyurmak için buradayız! Suriye’deki Aleviler ve Alevi kadınlarla dayanışma halindeyiz.
Cihatçı çetelerin saldırıları altında olan Alevi kadınların yanındayız diyerek 140 kadın örgütü yan yana geldik. Biz kadınlar başından beri bu saldırılara sessiz kalmadık, kalmayacağız! Katledilen canların, susturulan feryatların, kaçırılan kadınların sesi olmak için 24 Nisan’da Samandağ’dayız! Bugün Suriye’de yakılan ateş, yarın hepimizin evine düşebilir, bunun farkındayız. Bu nedenle; tüm kadınları, demokratik toplum mücadelesi verenleri, sol-sosyalistleri, insan hakları savunucularını ve tüm halkları Samandağ’da sesimize ses olmaya, mücadelemizde yer almaya çağırıyoruz!”
PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri, Kirmanckî anadil atölyesi öğrencileri olan çocuklarla birlikte Aleviler için kutsal olan Kara Çarşamba (Çarseme Şiya) nedeniyle Gola Çeto Ziyaretgâhı’na giderek çerağ uyandırdı.
Dersim’de Alevilerin inanışına göre “Xızır Ayı” olarak da bilinen Şubat ayından sonra Mart ayının ilk üç çarşambası “Kara Çarşamba” olarak kabul edilir. Yüzyıllardır devam eden bir gelenek olan “Kara Çarşamba” aynı zamanda baharın başlangıcı sayılıyor. Evlerde ve kutsal mekanlarda çıralar yakılır, kurbanlar kesilir ve lokmalar dağıtılır. Dersimliler bu ritüellerle yılın iyi geçmesini ve kötülüklerin defedilmesini diler.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi, Pülümür ile Munzur Çayı’nın birleştiği yer olan ve Dersim’de kutsal kabul edilen Gola Çeto Ziyaretgâhı’nda, Kara Çarşamba (Çarseme Şiya) nedeniyle Kirmanckî anadil atölyesi öğrencileri olan çocuklarla birlikte çerağ uyandırdı. Çocuklar, uyandırdıkları çerağlarla barışa dair dileklerde bulundu.
“YAKACAĞIMIZ ÇERAĞLAR ÜLKEYE BARIŞ GETİRSİN”
DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Kara Çarşamba’nın yer ile göğün birbiriyle ikrarlaştığı bir gün olduğunu belirterek “Masumu pakların yakacağı çerağlar ışık olsun, ülkenin yaşadığı bu kaos dolu günlerde barış getirsin. Kötülükler uzak gitsin çocuklarımızdan, savaşlar dursun” dedi.
PİRHA-87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de ağıtlarla anıldı. DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz” dedi.
Bundan tam 87 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyd Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.
87 yıl önce Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edilen Seyit Rıza ve yoldaşları Dersim’de Raber Diler, Hüsnü Güngör ve Hasan Ekici’nin söylediği ağıtlarla anıldı. Ağıtların ardından çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.
“SEYİT RIZA’NIN DİZ ÇÖKMEYEN DURUŞUNU VASİYET OLARAK ALDIK”
Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının 15 Kasım’da ışıksız meydanlarda idam edildiklerini ifade eden DAD Genel Merkez Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “Pir Seyit Rıza’nın diz çökmeyen duruşunu vasiyet olarak algılayan ve bu konuda ikrarlı olan torunları olarak diz çökmeyeceğiz. Zaman sahipsiz, mekân rızasız, mazlum çaresiz değildir” diye konuştu.
PİRHA-Cumhuriyetin birinci yüzyılında yaşanan Dersim, Ermeni, Ağrı, Zilan, Sivas, Çorum ve Maraş katliamlarının toplumun üzerinde acı bir yara olduğunu belirten DAD Yöneticisi Fetiye Yıldırım, “İnsanlar Kürt ve Alevi oldukları için korkunç zulümlerle karşılaştılar, bunu kimse inkâr edemez. Cumhuriyetin ikinci yüzyılını birinci yüzyılında yaşadığımız gibi olmaması için devleti yönetenlerin artık yüzlerini halka dönmesi gerekiyor” dedi.
Türkiye Cumhuriyeti 100 yılını geride bırakıyor. Türkiye, geride kalan 100 yılda “tek dil, tek din, tek kimlik” ile yönetildi.
Geride kalan 100 yılda Aleviler, kırım, yok sayma, asimilasyon uygulamalarıyla karşı karşıya kaldı. Alevi köylerine cami yapılmaya, çocuklarına zorunlu din dersi verilmeye devam edildi. Alevi sözcüğünün yasaklı olduğu 80 yıl boyunca Alevi toplumu, kendi varlığını korumak için yoğun bir çaba harcadı.
Aleviler ise ikinci 100 yıla eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasi özlemiyle giriyor. 1950’li yıllardan başlayarak örgütlenme çalışmalarına başlayan Aleviler, Sivas Madımak Katliamı sonrası hak, eşit yurttaşlık mücadelesini daha da artırdı.
Dergahları, ziyaretgahları, kutsal mekanları işgal altında olan Alevi toplumu, son olarak Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı eliyle dağıtılmak isteniyor.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Yöneticisi Fetiye Yıldırım, Cumhuriyet’in nasıl bir 100 yılının geride bırakıldığını, Alevilerin ‘teklik’ politikalarından nasıl etkilendiğini ve Alevilerin ikinci 100 yıla girerken eşit yurttaşlık, özgürlük, barış ve demokrasinin gerçekleşmesi için nasıl bir yol izlemesi gerektiğini PİRHA’ya anlattı.
“ALEVİ VE KÜRT TOPLUMU ÜZERİNDE ZULÜM POLİTİKALARI UYGULANDI”
Önce heyecanlı ama sonradan da hüsranla geçen bir yüzyıl olduğunu söyleyen Fetiye Yıldırım, “Yüzyıl içerisinde barışçıl bir dönem geçmedi. Cumhuriyetin birinci yüzyılında Dersim, Ermeni, Ağrı, Zilan, Sivas, Çorum ve Maraş katliamları toplum üzerinde acı bir yaradır” dedi.
Alevi ve Kürt toplumu üzerinde asimilasyon, baskı ve zulüm politikalarının uygulandığını söyleyen Yıldırım, “Cumhuriyet dönemi içerisinde yaşanan darbelerle, savaşlarla hafızamızda hep kötü anılar var. Cumhuriyeti demokrasi ile yönetme şekli olarak düşündüğümüzde çok eksik kaldığını söyleyebiliriz. Bizim inancımıza müdahale edilmemesini istiyoruz ama inancımıza öyle saldırılar oldu ki insanlarımız cemlerini gizli yapmak zorunda kaldı. İnsanlar Kürt ve Alevi oldukları için korkunç zulümlerle karşılaştılar, bunu kimse inkâr edemez. Ramazan ayında oruç tutmadıkları için Aleviler zulme uğradılar, öldürüldüler, Maraş’ta masum insanları öldürdüler. Halkların birbirleriyle düşmanlığı yoktur, insanlar arasında ayrım politikaları üreten sistemdir” ifadelerini kullandı.
“GİDEREK GERİCİLEŞEN BİR ÜLKEYE DÖNÜŞTÜ”
Alevilerin kendi özüne dönmesi gerektiğini belirten Fetiye Yıldırım, şöyle devam etti:
“Alevilerin hak ve hakikat yolunu iyi anlaması gerekiyor. Alevilerin kendi içerisinde birliği sağlaması gerekiyor. Ayrı kurumlarla ve derneklerle bu iş olmaz, bütünleşmemiz gerekiyor. Alevi yolu içerisinde özümüze döndüğümüz zaman hakikati bulacağız. Aleviler olarak cumhuriyetin birinci yüzyılında katliamlara uğradık, ateşlerde yakıldık, göçe zorlandık, köylerimiz yakıldı, çocuklarımız toplatılıp kuran kurslarına gönderilip eğitildi. Cumhuriyetin ikinci yüzyılını birinci yüzyılında yaşadığımız gibi olmaması için devleti yönetenlerin artık yüzlerini halka dönmesi gerekiyor. İkinci yüzyıl diyoruz ama böyle giderse cumhuriyet diye bir şey de kalamayacak. Giderek gericileşen bir ülkeye evrildik. Herkes ülkenin geldiği noktanın farkına varmalı, sadece Aleviler ve Kürtler değil, Türkler de bu durumun farkına varmalı. Biz istiyoruz ki tüm dünya halklarının kardeşliğiyle birlikte ülkemiz içerisinde de barışla, sevgiyle yaşayalım.”