PİRHA- Büyük halk ozanı Feyzullah Çınar Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi Cemevindeki etkinlikle anıldı.
Alevi müziğinin unutulmaz ustası, halk ozanı Feyzullah Çınar, Hakk’a yürüyüşünün 42. yılında, Bornova Cemevinde düzenlenen etkinlikle anıldı. Anmaya Feyzullah Çınar’ın kızı Hüsniye Çınar ve kardeşi Aziz Çınar’ın yanı sıra çok sayıda seveni katıldı.
Anma öncesinde Feyzullah Çınar’ın hayatına dair kısa bir gösterim yapıldı.
“SAZI EŞİTLİK, ADALET VE BARIŞI SÖYLERDİ”
Anmada konuşan Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Feyzullah Çınar’ın ozanlık geleneğinin muhalif kimliğine vurgu yaparak, “Feyzullah Çınar sadece bir saz ustası, bir türkü söyleyeni değildi. O, halkın vicdanını dile getiren, Pir Sultan’ın, Nesimi’nin, Hallac-ı Mansur’un yolundan yürüyen bir hakikat eriydi. Sazını eline aldığında sadece ezgi değil, adalet, özgürlük ve eşitlik söylerdi. Her telde bir isyan, her sözde bir umut yankılanırdı. O, inancını saklamadan, korkmadan yaşayan bir Aleviydi. Düzeni değil, halkı savunan bir yürek taşıyordu. Ve bu yüzden kimi zaman yasaklandı, kimi zaman susturulmak istendi. Ama o hiçbir zaman susmadı” diye belirtti.
Çelik, devamında ise, “Onun türküleri, sadece birer melodi değil; birer direniş çağrısı, birer insanlık dersi, birer barış duasıdır. Feyzullah Çınar’ın mirası bize bir yol bırakmıştır. O yol, Pir Sultan’ın yoludur; O yol, hakikatin, adaletin, kardeşliğin yoludur. Bizler Bornova Cemevi olarak, bu yolun bugünkü yürüyenleriyiz. Alevi kültürünü, ozan geleneğini, insanı merkeze alan bu inancı yaşatmak, Feyzullah Çınar’a, Pir Sultan’a, bütün hakikat erenlerine olan borcumuzdur” ifadelerini kullandı.
Anma; Mesut Akbaba, Hüseyin Koçak ve Ali Onur Geyik’in halk ozanı Feyzullah Çınar’dan nefesler seslendirmesi ile son buldu.
PİRHA -Kısaslı Aşık Berdari, zakirliğe nasıl başladığını, bağlama ile Alevi inancının ilişkisini, kent yaşamındaki Aleviliği anlattı. Aşık Berdari, “Toplum bir ormana benzer. Kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olur. ‘Yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak, gençlerimize kültürümüzü aşılamadığımız müddetçe gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin, topluma faydalı olması gerektiğine inanıyorum” dedi.
‘Aşık Berdari’ olarak bilinen İbrahim Halil Elveren, 1968 yılında Urfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Kısas köyünde doğdu.
“Henüz dünyaya gelmeden, ana karnında cemlerde bulundum” diyen Aşık Berdari, çocuk yaştan itibaren cemlerde, sohbetlerde yer alarak kendisini yetiştirdi. Önce büyüklerinden özenerek eline aldığı bağlamaya, ardından ise kelimeleri özenle birbirine yakıştırarak şiir yazmaya başladı. Zakirlik yolunda pişmeye başlayınca Âşık Doksandaon’dan (İsmail Kondu) ‘Berdari’ mahlasını aldı.
İlk ve Ortaokul eğitimini Kısas’ta tamamlayan Aşık Berdari, Şanlıurfa Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri ve Mobilya bölümünden mezun oldu. Üniversite eğitimini ise İşletme bölümüyle sonlandıran Berdari, yaşamının sonraki bölümünü Ankara’da geçirmeye karar verdi.
Çankaya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nde çalışma yürüten Aşık Berdari, yaşamı boyunca çok sayıda şiir ve besteye de imza attı.
“AŞIKLARIN TINILARI İLE BÜYÜDÜK”
Aşık Berdari ile zakirliğe nasıl başladığı konusunda sohbet ettik. Kısas köyünün, aşık ve ozanlık geleneği bakımından sahip olduğu değerlere işaret eden Berdari, şu ifadeleri kullandı:
“Kısas o civarda tek Türkmen Alevi köyü. Sonradan bölgeye yerleşmiş, içimizde %30’a yakın bir Sünni nüfus da var. Kısas’ta periyodik olarak her hafta perşembe günleri cem yapılır. Her akşam gençler, yaşlılar, Kısaslı insanlar köy odasına gelir, güncel ya da bilmediği konular hakkında cevaplar almak için oradaki bilge insanlarla sohbet eder. Dolayısıyla cemde büyümenin vermiş olduğu avantajla, Doksandaon, Dertli Divani, Aşık Sefai, Aşık Büryani, Aşık Halimi, Aşık İsyani, Aşık Meftuni, Aşık Fedai gibi büyüklerin yanında, onların tınıları ile büyüdük. O Usta çırak ilişkisinden kaynaklı 16 yaşlarında bir bağlama ile cemlerde zakirliğe başladım.”
“ZAKİRLERİN DONANIMLI OLMASI GEREKİYOR”
Zakirliğin sadece bağlama çalıp söylemenin de ötesinde olduğunun altını çizen Aşık Berdari, “Hissedilerek icra edilmeli” diye de belirtiyor. Zakirlik yapan bireyin, toplumu aydınlatma rolünün de olduğunu anlatan Aşık Berdari sözlerine şöyle devam etti:
“Alevilik’te 5 temel unsur var; bunlar istek, bilmek, inanmak, ilerlemek ve mevzilenmek. Önce zakir olmak isteyeceksin. Günümüzde saz çalanlara ‘Zakir’ deniliyor. Halbuki kelime anlamı ‘zikreden, söyleyen’ anlamındadır. Kısas’ta çok iyi zakirlerimiz vardı. Hüseyin Öztürkmen, Mehmet Erdem, Bakır Polat gibi ismini sayamayacağım zakirlerimiz vardı. Cemde en büyük yük zakirlerdedir. Zaten cemi yürüten baba, dede, pir, mürşit olmadığı dönemlerde cemi yürütme görevi zakirlere düşer. O nedenle zakirler her yönden gelişmiş olmalı. Gerekirse Sıtkı’dan, Sadık’tan, Virani’den, Nesimi’den, 7 Ulu Ozan’dan ve aynı zamanda güncel konularda; yani gelen taliplerin sormuş olduğu sorulara cevap verebilecek, kendi kendini yetiştirebilmiş, donanımlı olması gerekiyor.”
“BAĞLAMA, ALEVİLİK İÇİN GÜL İLE BÜLBÜL GİBİDİR”
Aşık Berdari, memleketi Kısas’ta bağlama sanatına olan ilgiye de dikkat çekti.
Enstrüman olarak bağlamanın Alevi inancındaki yerini de yorumlayan Aşık Berdari, “Bağlama, Alevilik için gül ile bülbül, et ile tırnak, can ile ciğer’ gibidir. Çocukluk dönemlerimizde deyiş söyleyenlere ‘ayet söylüyor’ anlamında bakılırdı. Ayetleri cüra ve bağlamamızla dile getirmişiz. Alevi kültürünün bir yazılı kaynağı yok, hep yok edilmiş. Hatta günümüzde bile dağlara sürülüyor, yok sayılıyoruz. İşte o dönemlerde Aleviler, cemlerinde bağlamalarıyla ibadet ettikleri gibi bütün dert, neşe, hüzün ve kederlerini de bağlamayla dile getirdiklerinden dolayı bağlama ve deyiş Alevilikte ayrılmaz bir ikilidir.”
“CEMLERDE DAİMA DOKSANDA ON’UN YANINDA OTURDUM”
Aşıklık geleneğinde ‘pişmenin’ bir sonu olmadığını ifade eden Berdari, öğretinin sınırsız olduğunu da vurguladı.
Aşık Berdari “Mesela cemi yürüten kişi ‘Bildiğimizin alimi, bilmediğimizin talibiyiz’ der. Dipsiz bir umman, kainat gibi düşünmek gerek. Dolayısıyla ‘ben bu işi çok iyi biliyorum, ben bu işin üstadıyım’ demek uygun değil. Mesela günümüzde çok iyi bağlama çalan canlarımız var, bizler de topal karınca misali bu yolda yürümeye devam ediyoruz” diye de ekledi.
Kısas’ta yapılan cemlerde olgunlaşmaya başladığını belirten Aşık Berdari, feyz aldığı isimlere de değindi. “En fazla Doksanda On’dan (İsmail Kondu) etkilendim” diyen Berdari, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Sesi, bağlaması güzel olan çok sayıda ağabeylerimiz vardı, bağlamaya başlamamızda mutlaka onların etkisi oldu ama Doksanda On’daki felsefi içerikli eserlere, onun okur-yazar olmayışı, Kısas’tan farklı bir yere gitmeyişi ve ‘ağzından çıkan kelimeleri nasıl olur da yazar?’ sorusu beni ona itmeye başladı. Cemlerde sürekli yanında otururdum. Daha sonra Aşık Hüdai, Mahsuni Şerif ile de çok zaman geçirdim. Onlardan etkilendim diye düşünüyorum. O dönemlerde Kısas taraflarına deyiş türünde kasetler de gelmezdi. Almanya’dan ya da Hacı Bektaş Veli anma törenlerine giden canlarımız, Mahsuni Şerif, Aşık Gülabi, Ali Nurşani’nin kasetlerini getirirlerdi. Ama sorunlarımızı dile getiren Mahsuni Şerif olduğundan olsa gerek Mahsuni’den çok etkilendim. ‘Gökte uçan kılavuzsuz kuş olmaz’ denir. Daimi Baba da der ki ‘Kaptan kaba doldum boşaldım’. Yani boş bir kabı, diğer bir dolu kaptan doldurduğunuz zaman en azından bulaşığı kalır. Yani o tür zakirlerle oturduğunuz zaman ister istemez o kültüre ilgi duyma düşüncesi geçiyor. Kırsal kesimde saz çalıp değiş söyleyen, toplum kurallarına riayet edenleri biraz daha el üstünde tutarlar. Bu da yeni başlayanlar için güzel bir etkileşim olabiliyor.”
“İNANCIMIZIN GİDİŞATI İYİ DEĞİL”
Aşık Berdari, Alevi inancının şehirde nasıl değişime uğradığı konusu üzerinde de durdu. “Asıl Alevilik kırsalda kaldı diyen Berdari, günümüz cemevlerinin işlevsiz halini de eleştirdi. İnanç içerisindeki olumsuz değişimlere dikkat çeken Aşık Berdari şunları söyledi:
“Toplum, bir ormana benzer. Çürümüş veya kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip, yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olmaya mahkum olduğu gibi biz, gençlerimize bu kültürü aşılamadığımız müddetçe; ‘evet yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak ben gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin topluma faydalı olup, bilgi vermesi gerekir. Bu insanların kendi kendini formatlaması ve yeteri kadar, en azından bilgi sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Yoksa her yerde koca cemevi binaları var ancak içinde sadece yaşlılar yer alıyor!”
“HER ŞİİR YAZAN ŞAİR, OZAN, AŞIK OLMUYOR”
Aşık Berdari, son olarak zakirlikte söz üretip, beste icra etmenin önemine değindi. Şiir yazmayı “Uzun konuları kısa dörtlüklerle yerinde anlatma sanatıdır” sözleriyle tarif eden Aşık Berdari, şöyle devam etti:
“Hüdai Baba ile Ankara’da sık sık görüşürdük. Bir sabah bir araya geldiğimizde ‘Akşam ben doğurdum’ dedi. Ben de ‘Ne alem adamsın, ‘doğurdum’ demek nedir?’ diye sormuştum. O da bana ‘şiir yazdım şiir’ diye cevap vermişti. Yani Deryami Babanın bahsettiği gibi;
Mesela ben şiir yazmıyorum, şiir ‘beni yaz’ diyor. Ayrıca ozanlarda, aşıklarda en önemli konu; ozan çağına ışık tutmalı.
Feyzullah Çınar’ın dediği gibi ‘Kefeni boynunda, bağlaması elinde’ olmalı. Söyleyebileceklerini yazmalı, söyleyemeyeceklerini yazmamalı. Haklının yanında, haksızın karşısında olmalı. Ozanlık zordur. Bizim felsefemizdeki gibi ‘demirden leblebiye, ateşten gömlek’ misali öyle her şiir yazan da şair, ozan, aşık olmuyor diye düşünüyorum. Mesela bizim düşüncemizde bir insanın dili, dini, ırkı, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun ayırmayız. Yunus’un felsefesindeki gibi yaratılanı yaratandan dolayı seviyoruz. Yani bedel ödenmeyince hiçbir şey olmuyor. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerekiyor.”
PİRHA- Halk Ozanı Feyzullah Çınar’ın Hakk’a yürümesinin üzerinden 39 yıl geçti. Aşıklık geleneğinin sürdürücülerinden olan Çınar, 1983 yılında Ankara’da geçirdiği kalp krizi sonrasında Hakk’a yürümüştü.
Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıh yöresi Gürpınar köyünde, 1937 yılında dünyaya gelen Feyzullah Çınar, küçük yaşta saza merak sarar, o dönem âşıklık geleneğini sürdüren, büyüklerini ilgiyle takip eder.
İlk gurbet deneyimini 17 yaşında İstanbul’a giderek yaşar. Hamallık ve bakkal çıraklığı gibi çeşitli işlerde çalıştıktan sonra askerlik vazifesini tamamladıktan sonra köyüne döner. Köyünde uzun süre kalamaz ve tekrar İstanbul’a çalışmaya gider. Çınar, dostları sayesinde İstanbul itfaiyesinde göreve başlar, fakat bu işi de kısa sürdüğü için tekrar köyüne döner. Maddi imkânsızlıklardan dolayı tekrar gurbete çıkar ve böylece Ankara serüveni başlar. Tuzluçayır’a yerleşir, bu dönemlerde tüm hayatını değiştirecek olan dostu Fikret Otyam ile tanışır.
“AVRUPA’YA AÇILAN İLK OZANLARDAN”
İlk plağı olarak bilinen “Fazilet” 1966 yılında çıkar ve 200 bin satar. O yıllarda Alevî deyişi söylemek kolay değildir. Fakat buna rağmen yaptığı plaklardan çok fazla maddi kazanç elde edemeyen Feyzullah Çınar, geçim sıkıntısına düşer, zor bir dönem başlamıştır. Fikret Otyam aracılığı ile Ankara Belediyesi temizlik işlerinde çalışmaya başlar. Tanıştığı Fransız Profesör, İrene Melikoff ile Avrupa’ya gider. Bu anlamda Avrupa’ya açılan ilk ozandır. Çeşitli Avrupa ülkelerinde Alevilik ve halk ozanlığı hakkında konferanslar verir. Radyo ve televizyonlarda programlar yapar, konserler düzenler. Burada bir ilk daha yaşar. Tüm gelirini Fransa’daki kimsesiz çocuklara bıraktığı bir Long Play çıkarır.
YASAKLAMA, CEZAEVİ, İŞKENCE..
Türkiye’ye dönüşünde Çınar örgütlenmenin gereğine inandığı için OZAN-DER kuruluşunda da yer alır. Bu arada plak ve kaset çalışmaları, konserler, dergi ve gazetelerle söyleşiler ve çok kısıtlı da olsa TRT’de programlar devam eder. Tiyatro çalışmalarında Pir Sultan Abdal’ı canlandırır. Âşığın yaşadığı dönem, toplumsal açıdan zor bir dönem olup, devrimci ve emekçilerin yanında yer alması, Çınar’ı deyişlerin yanında bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen ağıt ve türküleri söylemeye iter. Çınar’ın bu çıkışları, dik duruşu, halkı tarafından ödüllendirilir ve halk ozanı kimliğini hak ederek kazanan ender kişilerden olur. Bu başkaldırısı, halkının sevgisi yanında Çınar’a yasaklar, işkence ve cezaevi kapılarını açar. Avrupa’ya çıkışı yasaklanır. Ülke sorunlarına kayıtsız kalamayan Feyzullah Çınar, türkülerinde bu sorunları sıklıkla dile getirmiştir. Ülke sorunlarını ve siyasi yapıyı o kadar çok dile getirir ki konser verdiği yerlerde olaylar çıkar, tutuklanır ve bu durum en sonunda pasaportuna el konmasına kadar gider.
ANKARA’DA HAKK’A YÜRÜR
Kısa yaşamına, türlü baskı ve yasaklara rağmen, 80 tane 45’lik plak, 4 adet Long Play, 20’ye yakın kaset, 200’e yakın eser, sayısız halk konseri ve turne sığdırır. Kendi tabiriyle o bir işçiydi. 23 Ekim 1983 Pazartesi sabah erkenden işe gitmek üzere yola çıkar. Kurtuluş Parkı’ndan geçtiği sırada rahatsızlanır ve kalbine yenik düşerek Hakk’a yürür.
PİRHA – Ankara’da PSAKD Yenimahalle Şube’sinin müzik korosunda yer alan Gülsen Elif Toprak, müziğe olan tutkusunu anlattı. Toprak, “Sivas’ta ozanların içinde büyüdüm. Müziğe ilgim vardı ancak kendimi geliştirecek koşullar yoktu. Şimdi ise oğlumla birlikte, büyük bir istekle koro çalışmasında yer alıyorum” dedi.
Gülsen Elif Toprak, Sivas’ın Divriği ilçesinin ozanları ile meşhur Çamşıhı bölgesinde dünyaya geldi. Toprak, yaptığı evliliğin ardından ise Balova köyünde yaşamını devam ettirdi.
‘Çamşıhı’ bölgesinin sekiz köyü kapsadığını belirten Toprak, kendi köyünün ise ‘Şahin Köyü’ olduğunu aktardı. Zengin bir kültüre sahip olan Çamşıhı’dan 20 sene önce ayrılıp Ankara’ya geldiklerini anlatan Toprak, birçok ozan ile birlikte büyüdüğünü söyledi.
Gülsen Elif Toprak, Çamşıhı’nın kültür-sanatı ile bilindiğini söyleyerek şunları söyledi:
“Büyük ozanlarımız vardır. Aşık Ali Metin, Feyzullah Çınar, Mahmut Erdal, Mehmet Ali Karababa gibi ozanların içerisinde büyüdük. Bunların hepsi benim amcam olur. Tabi o dönem erkek ozanlar çoktu ve kadın isimler pek yoktu.
Öğretmenim sürekli sınıfta bana türkü söyletirdi. ‘Türkü söylersen derslerini 5 yapacağım’ derdi. Söylememden ötürü ailemin tepkisi ise hep olumluydu. Çünkü aydın bir ailem vardı. Örneğin Aşık Ali Metin amcam, küçük yaşta beni götürmek istedi. ‘Götürüp yetiştirmek istiyorum’ demişti. ‘Ancak hiçbir şeyine karışmayacaksınız’ diye de belirtmiş. Fakat annem, dayanamayacağını söyleyip beni bırakmamış. Belki o zaman gitseydim şu an müzik anlamında çok iyi yerlerde olabilirdim. Yine de mutluyum. Ailemle birlikte çok güzel bir hayatım var ama sanat anlamında daha farklı bir hayatım da olabilirdi.”
“DEYİŞLERİMİZ BİZLERİ DAHA ÇOK DERİNE GÖTÜRÜYOR”
Gülsen Elif Toprak, kendisi için müziğin ne anlam ifade ettiğine de açıklık getirerek şöyle devam etti:
“Benim için müzik çok güzel bir uğraş. Bizlerin söyleyemeyip, konuşamadıklarımızı yani içimizdekini dışa ancak türkülerimizle yansıtabiliyoruz. Türkü söylemeyen, dinlemeyen insan mutlu olamaz. Ben de türkü söylediğim zamanlarda çok mutlu oluyorum. Hele ki deyişlerimiz bizleri daha çok derine götürüyor. Deyişlerle birlikte inancımızı yürütüyoruz ama o deyişler bizi daha çok inancımıza bağlıyor.”
Gülsen Elif Toprak, kendince yöre ezgilerini seslendirmenin ötesinde ilk müzik çalışmalarına nasıl başladığını da anlattı. Oğlu Cihan Toprak’ı bağlama kursuna yönlendirdikten sonra solistliğe daha çok heves duyduğunu belirterek şunları dile getirdi:
“Kendimce ara ara söylerdim. Sonrasında oğlumu bağlama kursuna yönlendirdim. Oğlum da saz çalışını benim söylememle birlikte geliştirdi. Oğlumla birlikte daha iyi düzeye geldik. Oğlumu yönlendirdikten sonra ben de cemevi bünyesindeki müzik çalışmalarına dahil oldum. Bazen kimi etkinliklerde de çağıran olduğunda söylüyorum. Örneğin köyümüzün şenlikleri olduğunda, dernek gecelerinde çıkıp söylüyorum. Sahnede müzik yapmak ise ayrı bir mutluluk veriyor.”
“MÜZİK, CEMEVİNDE DAHA ÇOK BİRLEŞTİRİCİ OLUYOR”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube’deki müzik çalışmalarına da değinen Gülsen Elif Toprak, müzik uğraşının, insanda büyük bir memnuniyet yarattığını belirtip “Müzik eğitmenimiz Türkan Akbıyık, bizleri çok iyi yetiştiriyor. Bizler de seve seve haftada bir gidiyoruz. Tabii o bir gün dahi çok büyük mutlulukla gitmemize sebep oluyor” ifadelerini kullandı. Elif Toprak, cemevindeki faaliyetlerinden ötürü çok mutlu olduklarını da dile getirerek şöyle devam etti:
“Cemevinde müzik aracılığıyla kurduğunuz ilişkilerim belki aile-akraba ilişkilerinden daha güzel. Oradaki insanları gördüğüm zaman kendi kardeşlerimi görür gibi oluyorum. En çok sevdiğim insanların orada olduğunu hissediyorum. Yani ailemin içerisine girmiş gibi oluyorum. Cemevi bizlere huzur, mutluluk veriyor. Müzik, cemevinde daha çok birleştirici oluyor.”
“MÜZİK ALANINDA DAHA İYİ YERDE OLABİLİRDİM…”
Gülsen Elif Toprak, aynı zamanda bir iş hayatının olduğuna da işaret etti. 15 Yıldır özel bir firmada aşçılık yaptığını aktaran Toprak, “Belki de bu iş hayatına girmeyip belediyelerin korosuna gitseydim daha iyi yerlerde olabilirdim. Örneğin bir konservatuardan çağrı almıştım. Oranın eğitmeni, ‘Gel birlikte çalışalım’ demişti ama bir iş sahibi olduğum için bir türlü dahil olamadım. Hayat şartları beni bu işe bağladı ama daha iyi yerlerde de olabilirdim” dedi.
PİRHA- Alevi kurumları ve yöre dernekleri, Tuzluçayır Mahallesi’nde düzenledikleri etkinlikle halk ozanı Feyzullah Çınar’ı andı.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği ve Yuva ve Külahlı Köyleri Derneği, düzenledikleri etkinlikle halk ozanı Feyzullah Çınar’ı andı.
Mamak Tuzluçayır Mahallesi’ndeki Feyzullah Çınar Parkı’nda yapılan anmaya çok sayıda yurttaş katıldı.
‘Feyzullah Çınar Bin Yıldır Saz Çalan Ozandır’ sloganıyla düzenlenen etkinlik programı dara duruşla başladı. Anma programının açılış konuşmasını Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak yaptı. Karabudak sunumunda; “Bizde yol vardır. Yol süren ozanlarımız vardır. Şiir okuyan, deyiş söyleyen, Cem tutan… Yol bugüne kadar onların sayesinde gelmiştir. Feyzullah Çınar da bu yolun evlatlarından birisidir” dedi.
“DİK DURUŞU, HALKI TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLDİ VE HALK OZANI KİMLİĞİNİ KAZANDI”
Ana Fatma Cemevi yöneticilerinden Melahat Teke, halk ozanı Feyzullah Çınar’ın biyografisini okudu. Teke şunları dile getirdi:
“Hak ve hakikat için dünden bugüne bedel ödeyen, işkence gören, bu yolda canını veren tüm canlarımız için özümüz dardadır. Feyzullah Çınar, 15 Kasım 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıh yöresi Gürpınar (Çamoağa) köyünde doğdu. Küçük yaşta saza merak saran ozanımız dönemin aşıklık geleneğini sürdüren, Çamşıh’a gelen büyükIerini ilgiyle takip etti. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Alevilik ve halk ozanlığı hakkında konferanslar verdi. Radyo ve televizyonlarda programlar yaptı, konserler düzenledi. Çınar örgütlenmenin gereğine inandığı için OZAN-DER kuruluşunda da yer aldı. Bu arada plak ve kaset çalışmaları, konserler, dergi ve gazetelerle söyleşiler ve çok kısıtlı da olsa TRT’de programları devam etti. Tiyatro çalışmalarında Pir Sultan Abdal’ı canlandırdı.
Toplumsal açıdan zor yıllardı. Devrimci ve emekçilerin üzerindeki baskılar Çınar’ı deyişlerin yanında bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen ağıt ve türküleri söylemeye itti. Çınar’ın bu çıkışları, dik duruşu, halkı tarafından ödüllendirildi ve halk ozanı kimliğini hak ederek kazanan ender kişilerden oldu. Bu başkaldırısı, halkının sevgisi yanında Çınar’a yasaklar, işkence ve cezaevi kapılarını açtı. Türlü baskı ve yasaklara rağmen Çınar, kısa yaşamına 80 tane 45’lik plak, 4 adet Long Play, 20’ye yakın kaset 200 yakın eser, sayısız halk konseri ve turne sığdırdı.
Hakk’a yürümesinin ardından Feyzullah Çınar’a Tuzluçayır’da adını taşıyan bir park yapıldı ve içine de heybetini yansıtan heykeli dikildi. Yaşar Kemal ‘Feyzullah Çınar bin yıldır saz çalan bir ozandır’ demiştir. Alevi hakikatinin sırrına eren, hak ve hakikat yolunda emek veren bedel ödeyen, bin yıldır saz çalan büyük ozanımız Feyzullah Çınar’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”
“FRANSA’DA HALK OZANLIĞI KÜRSÜSÜ VARDI, BURADA ÇÖPÇÜLÜK YAPIYORDU”
Çınar’ın biyografisinin okunmasının ardından kendisini tanıyan yakınları ve arkadaşları söz alarak duygu ve düşüncelerini dile getirdiler.
Madımak Katliamı’nda kardeşini yitiren Hüseyin Karababa, şu aktarımda bulundu:
“Feyzullah amcayı yakından tanıyan birisiyim. Feyzullah amcanın heykelini bu parka koyduk anısını yaşatmak için ancak geçtiğimiz yıllarda bu heykelin sazını kırdılar. Uzun bir süre de yapılmadı. Uzun süre kırık saz yerde kaldı. Biz tekrardan sahip çıktık ve heykeli yeniden yaptırdık.
Feyzullah Çınar nerede ne konuşacağını bilen çok iyi bir adamdı. Saygıdeğer bir insandı. Üzülerek şunu söylemeliyim ki Feyzullah Çınar’ın Fransa’da kürsüsü var, halk ozanlığı kürsüsü… Bu kadar değer kazanmış bir adamdır. Ama maalesef sosyal demokratların belediye başkanlığını aldıkları Ankara’da Feyzullah Çınar’a çöp toplamayı layık gördüler. Feyzullah Çınar çöpçü olarak öldü. Elinde çöp süpürgesi vardı öldüğü zaman. Alevi Dede geleneğini bilinçli olarak ayaklar altına alan, itibarsızlaştıran bir mantıkla çok uzun zamandan bu yana uğraşıyoruz. İçinde bulunduğumuz durum da yol büyüklerimizin eline çöpçü süpürgesini vererek aşağılayarak, küçümseyerek, onu ozanlık geleneğinden kopartan bir mantıktır. O da bunu kaldıramadı ve kahrından öldü. Çünkü sistem onu o kadar çok sıkıştırmıştı ki ekmek yiyecek hali bile yoktu. Hiç kimsenin sahip çıkmadığı bir ortamdaydı. Gidebileceği her yer kesilmişti, izole edilmişti. Belediyede dedi ki, ‘Gel sana çöpçülük vereyim, sen buraları süpür. Ekmeğini de öyle kazan’. Böyle onurlandırdılar büyük ozanı. Saygı ile anıyorum kendisini.”
“BATIDA ÇOK SATANLAR LİSTESİNDE BİZDE ESAMESİ OKUNMUYOR”
Feyzullah Çınar’ın akrabası Şehriban Metin ise; “Buradaki bu sessizlik, kimsesizlik beni çok yaralıyor. Heykeli merak edip gelen bile yok. Feyzullah amca bizim yakın akrabamızdı. Çocukluğumuzda biz Divriği’de otururken evimize gelirdi. Babamın inanılmaz saygı duyduğu, saatlerce dinlediği, benim onların muhabbetlerine defalarca tanık olduğum büyük bir isim. Akrabamdan öte edebiyatın içerisinde halk ozanlığı geleneği olan birisidir. Çok güçlü bir ses biliyorum ama hepsinden önemlisi çok güzel bir yüreği vardı ve çok cesurdu. Feyzullah Çınar, yurtdışında 60’ların 70’lerin 80’lerin seslerinden çok satanlar listesine giriyor. Batı ile kendimizi sanat anlamında kıyaslarsak çok geriyiz ama bizde esamesi okunmuyor. Yaşadığı yerde de kimse merak edip de heykelin etrafında toplanıp bir şey yapmıyor. Bu çok üzüyor beni. Saygı ile anıyorum kendisini” ifadelerini kullandı.
Konuşmaların ardından yapılan anma etkinliğine Murat Yılmaz, Hüseyin Karababa ve Hıdır Çelebi’nin söylediği deyişlerle son verildi.
Alevi kurum ve yöre derneklerinin gerçekleştirdiği etkinliğe Mamak Halkevi, Alınteri, Divriği Kültür Derneği ve Türkiye İşçi Partisi de destek verdi.
PİRHA- Ankara’da bulunan Alevi kurumları ve yöre dernekleri 23 Ekim’de Tuzluçayır Mahallesi’nde düzenleyecekleri etkinlikle Halk Ozanı Feyzullah Çınar’ı anacak.
Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, Ana Fatma Cemevi, Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Vartolular Derneği Ve Yuva Ve Külahlı Köyleri Derneği yarın (23.10.2021) düzenleyecekleri bir etkinlikle halk ozanı Feyzullah Çınar’ı anacak.
Tuzluçayır Mahallesi’nde bulunan Feyzullah Çınar Parkı’nda yapılacak anma ekinliği saat 11:00’de başlayacak.
‘Feyzullah Çınar Bin Yıldır Saz Çalan Ozandır’ sloganıyla düzenlenecek etkinlik programı dara duruşla başlayacak. Ardından sunumlar ve konuşmalar yapılarak, deyişler söylenecek.
PİRHA- Büyük halk ozanı Feyzullah Çınar Hakk’a yürüyüşünün 37. yılında, Ankara’da Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) şube binasında bir araya gelen yakınları ve aleviler tarafından anıldı.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, halk ozanı Feyzullah Çınar’ın Hakk’a yürüyüşünün 37. yılı dolayısıyla Ankara Şubede anma etkinliği gerçekleştirdi. Anmaya Feyzullah Çınar’ın yakınları ve DAD üyeleri katıldı.
Korona nedeniyle sınırlı sayıda katılımla yapılan anmada açılış konuşmasından önce hak ve hakikat için dünden bugüne bedel ödeyen işkence gören bu yolda canını veren tüm canlarımız için özümüz dardadır denilerek bir dakikalık saygı duruşu yapılıp, çerağ uyandırıldı.
Anmada ilk konuşmayı yapan Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Eş Başkanı Mustafa Karabudak, Feyzullah Çınar’ın 15 Kasım 1937 yılında Sivas’ın Divriği ilçesi Çamşıh yöresi Gürpınar (Çamoağa) köyünde doğduğunu belirterek şunları söyledi:
“Küçük yaşta saza merak saran ozanımız dönem aşıklık geleneğini sürdüren, Çamşıh’a gelen büyüklerini ilgiyle takip etti. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Alevilik ve halk ozanlığı hakkında konferanslar verdi. Radyo ve televizyonlarda programlar yaptı, konserler düzenledi. Çınar örgütlenmenin gereğine inandığı için OZAN-DER kuruluşunda da yer aldı. Bu arada plak ve kaset çalışmaları, konserler, dergi ve gazetelerle söyleşiler ve çok kısıtlı da olsa TRT’de programlar devam etti. Tiyatro çalışmalarında Pir Sultan Abdal’ı canlandırdı.
“DİK DURUŞU HALK TARAFINDAN ÖDÜLLENDİRİLDİ”
Toplumsal açıdan zor yıllardı. Devrimci ve emekçilerin üzerindeki baskılar Çınar’ı deyişlerin yanında bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen ağıt ve türküleri söylemeye itti. Çınar’ın bu çıkışları, dik duruşu, halkı tarafından ödüllendirildi ve halk ozanı kimliğini hak ederek kazanan ender kişilerden oldu. Bu başkaldırısı, halkının sevgisi yanında Çınar’a yasaklar, işkence ve cezaevi kapılarını açtı. Avrupa’ya çıkışı yasaklandı. Kısa yaşamına, türlü baskı ve yasaklara rağmen Çınar, 80 tane 45’lik plak, 4 adet Long Play, 20’ye yakın kaset, 200’e yakın eser, sayısız halk konseri ve turne sığdırdı.
İŞE GİDERKEN KALP KRİZİ GEÇİREREK HAKK’A YÜRÜDÜ
Kendi tabiriyle o bir işçiydi. 23 Ekim 1983 Pazartesi sabah erkenden işe gitmek üzere yola çıktı. Kurtuluş Parkı’ndan geçtiği sırada rahatsızlandı ve geçirdiği kalp krizi sonucu hakka yürüdü.
Feyzullah Çınar, ardında 200’e yakın ölümsüz eser ve örnek bir kişilik bıraktı. Hakk’a yürümesinin ardından Feyzullah Çınar’a Tuzluçayır’da adını taşıyan bir park yapıldı ve içine de heybetini yansıtan heykeli dikildi. Yaşar Kemal “Feyzullah Çınar bin yıldır saz çalan bir ozandır” demiştir. Alevi hakikatinin sırrına eren, hak ve hakikat yolunda emek veren bedel ödeyen, bin yıldır saz çalan büyük ozanımız Feyzullah Çınar’ı bir kez daha saygıyla anıyoruz.”
Karabudak’ın ardından Feyzullah Çınarın akrabası Sivas’ta katledilen Gülsüm Karababa’nın kardeşi Nilgün Karababa da yaptığı konuşmada, Feyzullah Çınar’ı çocukluğunda tanıdığını, evlerinde saz çalıp türküler söylediği babasıyla birlikte turnelere çıkan bir amca olarak hatırladığını söyledi.
Karaba şöyle devam etti:
“Sabahlara kadar türküler söylenirdi geldiği zaman. O bölgede kim varsa bizim evimize akın ederdi. Babamla birlikte çalıp söylerlerdi ve birbirlerine espri yaparlardı. Aklımda kalan Maraş üzerine söylenen dertli turnalari, babamla birlikte doldurdukları kasetleri çok muhafaza ettik ama 2 Temmuz 1993 yılında Madımak Katliamı’nda bizim evimize gelen, kimler geldi bilmiyoruz ama bizim bütün arşivimizi götürdüler. O kadar bir sağlam arşiv vardı ki evimizde, hepsi gitti sadece bizim hafızalarımızda kaldılar.”
ŞEHRİBAN METİN: ALEVİLİKTE MUHABBETİN NE OLDUĞUNU FEYZULLAH AMCADAN ÖĞRENDİM
Şehriban Metin ise, Feyzullah Çınar’a ilişkin şunları ifade etti:
“Çocukluğumuzda tanıyoruz, bizim Feyzullah amcamız. Bütün ozanlık geleneği için çağımızın Pir Sultanı ama bizim için Feyzullah amca. Kendi evimizden çok iyi hatırlıyorum çocukları ve eşiyle birlikte gelirdi ve uzun süre kalırdı. Alevilikte muhabbetin ne olduğunu Feyzullah amcayı çocukken izlerken, saz çalarken, türkü söylerken öğrendim. Ne oldu, ne olması gerektiğine dair bilgiyi aldığımı sanıyorum. Feyzullah amca inanılmaz bir sessizlikle ve saygıyla dinlenirdi. Kendisi görüntü olarakta derviş gibi bir insandı. Babam ona hayrandı, halasının oğluydu ve babam derdi ki hiçbir şeye inanmıyorum ama eğer inanılacak bir şey varsa o herhâlde Feyzullah’tır derdi.
MUSTAFA ÇINAR: ‘İMAM HÜSEYİN’İN KANI NİCE OLDU’ DİYE HESAP SORDU
Feyzullah Çınar’ın Yeğeni/ ABF Denetleme Kurul Başkanı Mustafa Çınar da, “Canım, canım, canım bu üç canım farklı dökülürdü amcamın ağzından. O kadehlerin yudumlanışındaki o sıcaklığı unutmak mümkün değil. Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes yatağına çekilmişken amcamı yakaladığımda Alevi halk ozanı olmak mı? Yoksa devrimci halk ozanı olmak mı diye sorduğunda göz bebekleri büyümüştü. Ve bana sen Marks olabilir misin? diye sordu. Anladım ki aşmak gerekiyordu. Yarına taşımak adına, önüne hedef koyduğu, önündeki hedefleri aşabilmek ve daha iyisi olabilmek adına yoğun bir çalışmanın olması gerektiği çok açık ve netti. Kimsenin ağzına dolayamadığı o süreçte İmam Hüseyin’in kanı nice oldu diye hesap soran, cezaevlerinde yatan birçok kişiliği bünyesinde barındıran bir isimden söz ediyoruz” diye konuştu.
METİN AKTAN: FEYZULLAH ÇINAR’IN ALEVİ DEYİŞLERİ, TÜRKÜLERİ BİZE HEP IŞIK OLDU
Divriği önceki dönem başkanlarından Metin Aktan şöyle konuştu:
“Divriği kendi özel konumuyla, coğrafyasıyla, tarihiyle, kültürü ile sanatıyla çok özel bölgelerden birisidir. Bu bölgeden gerçekten çok değerli sanatçılar çıkmıştır, Divriği madenleri içerisinde direnişi simgeleyen emekçilerle birlikte emekçi direnişiyle çok özel bir ruh çıkmıştır. Bu ruhu sadece kendi bölgelerinde değil, gittikleri her yerde bu ruhu yaşatmışlardır. Ozanlarıyla, devrimci mücadeleci yürekli insanlarıyla her yerde yaşatmışlardır. Feyzullah Çınar ozanımız bu neferlerden birisidir. O aynı zamanda bir devrimcidir. Bizim en zor dönemlerimizde onun türküleri, onun şiirleri onun ezgileri, onun Alevi deyişleri bize hep ışık olmuştur.
HÜSEYİN KARABABA: PARİS’TE KÜRSÜSÜ OLAN FEYZULLAH ÇINARI BELEDİYEDE ÇÖPÇÜ YAPTILAR
Feyzullah Çınar’ın akrabası Hüseyin Karababa da şunları kaydetti:
“Sivas Çamşıh ilçesinden göçen aşiretimiz Tuzluçayır, Natoyolu, Ege mahallesine yerleşti. Feyzullah Çınar bu yerleşimin önemli bir unsurudur. Tuzluçayır yerleşkesini yaratan adamdır. O tarihlerde de dede geleneğine, aşiret geleneğine büyük bir saldırı vardı. Biz dede olduğumuz için sanki bir başkalarını sömürüyormuşuz, onların ellerindeki ekmekleri alıyormuşuz gibi propaganda ile gidiliyordu. Özellikle Doğu Perinçek’in Pedacı tayfası yapıyordu. Biz bu hışma uğramış bir aileyiz. Feyzullah Çınar Paris’te ismini yazdıran bir adamken, Çankaya Belediyesi’nin çöpçüsü olarak çalışıyordu, bilerek aşağılıyorlardı. O tarihten bu tarihe dede geleneği bilinçli olarak aşağılanıyor, eziliyor. Özellikle derneklerin kurulmasının sebebi de dedelerimizin üzerine bir elbise giyindirmek. Onları emrinde bulunduran birileri olmalı. Feyzullah Çınar ölmedi, Feyzullah Çınar gerginliğinden öldü. Siz Paris’te kürsüsü olan bir müzisyeni alıyorsunuz, burada sokak çöpçüsü olarak işe sokuyorsunuz. Adamı kıskıvrak yapıyorsunuz, ekmeksiz, susuz bırakıyorsunuz, baskı, baskı, baskı izolasyon ve Feyzullah Çınar ölüyor. Feyzullah Çınar bizim geleneğimizin en büyük ozanıydı.”
Aynı zamanda sanatçı olan Karababa, konuşmasından sonra Feyzullah Çınar’ın bir bestesini çalıp söyledi. Zakir Hıdır Çelebi ve Grup Pervaz da Feyzullah Çınarın eserlerini seslendirdiler.
PİRHA – DAD Ankara Şubesi, Hakk’a yürüyüşünün 37. yılında Feyzullah Çınar’ı anıyor.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, halk ozanı Feyzullah Çınar’ı ölümünün 37. yılında yapacağı etkinlik ile anacak.
25 Ekim Pazar günü saat 14:00’de yapılacak ve Ankara Dersimliler Derneği, Ankara Varto-Der, Ankara Divriği Kültür Derneği’nin de destek vereceği “Feyzullah Çınar bin yıldır saz çalan ozandır” etkinliği CAN TV’den canlı olarak yayınlanacak.
PİRHA-Alevi ozanları, Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar, Şahkulu Sultan Vakfında anıldı. Programda, ozanların şiirlerinden örnekler verildi, eserleri seslendirildi.
Şahkulu Sultan Vakfı, Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar’ı anma programı gerçekleştirildi. Programda söyleşi ve ozanların eserlerinden dinletiler yapıldı.
Yazarlar Adil Ali Atalay, Rıza Zelyut ve Süleyman Zaman konuşmacı olarak katıldı. Programın ilk oturumunda Feyzullah Çınar, ikinci oturumunda Aşık İbreti ele alındı.
“BİZİM OZANLARIMIZ HAK AŞIĞIDIR”
Programın ilk oturumunda konuşan Zaman, Feyzullah Çınar’ı tanıtarak sözlerine başladı. Alevilerin değerlerine sahip çıkmasını gerektiğini belirten Zaman, “Bu noktada Feyzullah Çınar’ın öğretileri çok kıymetlidir.” dedi.
Programın devamında Zelyut, hak aşığı olduğuna vurgu yaparak, “Alevilerin en eski en kıymetli deyişlerini özünü bozmadan seslendirip bizlere ulaştırmıştır” dedi.
Programın ikinci oturumunda Aşık İbreti ele alındı.
ZAMAN, AŞIK İBRETİ’NİN ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER VEREREK FELSEFESİNİ ANLATTI
“Neden Batıni algıyı taşıyan ve yaşayan insanlar, egemenler tarafından yok edilmeye çalışılıyor?” diye soran Zaman, “Aşık İbreti hakikatçilerdendir” diyerek Aşık İbreti şiirlerinden örnekler felsefesini vererek anlattı.
Programın devamında Atalay, Aşık İbreti ve Alevilik ilişkisi üzerine konuştu. “Her Aleviyim diyen Alevi değildir. Aleviliği yaşayan Alevidir” diyen Atalay, Aşık İbreti’nin yaşamındaki zorluklardan bahsederek tüm yaşamını Alevi olarak sürdürdüğünü anlattı. Atalay, Aşık İbreti’den bir şiir okuyarak konuşmasını sonlandırdı.
Anma programı Erdal Yoksuli ve Mehmet Karabudak’ın bir dinletisiyle sona erdi.
PİRHA – Şahkulu Sultan Vakfı, 16 Aralık Pazar günü Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar’ı anma programı düzenledi.
İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Vakfı, Aşık İbreti ve Feyzullah Çınar’ı ana programı düzenledi. 16 Aralık Pazar günü yapılacak program saat 13.00’de başlayacak. Programda Yazar Adil Ali Atalay, Gazeteci Yazar Rıza Zelyurt ve Araştırmacı yazar Süleyman Zaman konuşmacı olarak katılacak. Anma programında Erdal Yoksuli ve Mehmet Karabudak’ın bir dinletisi de olacak.
PİRHA- Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi tarafından düzenlenen “Hakka yürüyüşünün 35. Yılında Ozan Feyzullah Çınar’ı Anma Programı” 30 Kasım cuma günü Datça Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.
Sunculuğunu Datça Müzikseverler Derneği Koro Şefi Sunma Sönmez’in yaptığı gece slayt gösterisi ve HBVAKV Datça Şubesi Cemevi Başkanı Murat Yıldırım’ın konuşmasıyla başladı.
Sonrasında Ozan Feyzullah Çınar’ın kızı Hüsniye Çınar, babasıyla ilgili sunum yaptı. Yaptığı sunumda önce bir evlat olarak babasını anlatan Hüsniye Çınar, sonra halka mal olmuş Aşık Feyzullah Çınar’dan bahsetti.
Etkinliğin dinleti bölümünde ise Aşık Dursun Alabıyık Feyzullah Çınar’ın eserlerini seslendirdi. Yine dinleti bölümünde Suna Sönmez, Melike Horozoğlu ve Kemal Kara Feyzullah Çınar deyişlerini seslendirdiler.
Datça Belediye Başkan yardımcısı İnci Bilgin, Datça’daki bir çok sivil toplum kurumlarının yöneticileri ve geniş bir seyirci kitlesinin katıldığı program, emeği geçenlere hazırlanan teşekkür belgelerinin sunulmasıyla sona erdi.
PİRHA – Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, Ozan Feyzullah Çınar’ı anacak.
Muğla Datça’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, ulu çınar Feyzullah Çınar’ı düzenlediği programla anıyor.
Kızı Hüsniye Çınar’ın konuşmacı olarak katılacağı programda Şef Suna Sönmez, Dursun Alabıyık ve Kemal Kara’nın da dinletisi olacak. 30 Kasım Cuma günü saat 20.00’de başlayacak anma programı Bülent Ecevit Kültür Merkezi’nde olacak.
FEYZULLAH ÇINAR KİMDİR?
Halk ozanı Feyzullah Çınar, 15 Kasım 1937’de Sivasın Divriği ilçesinin Sincan’ın bucağına bağlı Gürpınar Köyü’nde doğdu. 1950 yılında türkü söylemeye başladı. 1966 yılında ilk plağını çıkardı. Yaşamı sürecince; Alevi deyişleri ve toplumcu türkü sözleri nedeniyle hapse de girdi. 1983 yılında Hakka yürüdü.
PİRHA- Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, ulu çınar Feyzullah Çınar’ı anıyor.
İstanbul’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Okmeydanı Cemevi, hakk’a yürüyüşünün 35. Yılında, ulu çınar Feyzullah Çınar’ı düzenlediği programla anıyor.
Kızı Hüsniye Çınar’ın ve Araştırmacı Yazar Süleyman Zaman’ın anılarını, hayatını anlatacağı ve Mehmet Karabudak’ın eserlerini seslendireceği anma programı 2 Kasım Cuma akşamı saat 19.30’da Okmeydanı Cemevi konferans salonunda yapılacak.