Etiket: film

  • “ZAYİ” 5 Nisan’da Beyoğlu Sineması’nda izleyiciyle buluşacak-

    “ZAYİ” 5 Nisan’da Beyoğlu Sineması’nda izleyiciyle buluşacak-

    PİRHA- Yönetmen ve senarist Mem Yük’ün 2025 yapımı kısa filmi ZAYİ, insanın iç dünyasını görseller, diyaloglar ve anlatıcı üzerinden katmanlı bir anlatımla çözümlüyor. Film, 5 Nisan Pazar günü Beyoğlu Sineması’nda izleyiciyle buluşacak.

    ZAYİ, klasik hikâye anlatımının dışına çıkarak bir karakterin içsel çözülmesini üç ayrı anlatı düzlemi üzerinden kuruyor. Görsel dil, karakterin yalnızlığını ve kendine yabancılaşmasını öne çıkarırken; diyaloglar, söylenen ile yaşanan arasındaki çatışmayı açığa çıkarıyor. Anlatıcı ise karakteri bireysel bir hikâyeden çıkararak toplumsal bir zemine yerleştiriyor.

    Film, bir kayboluş anlatısından ziyade, “eksilme” ve içe doğru çözülen bir varoluş halini merkeze alıyor. Yapım, izleyiciye doğrudan sorular yöneltiyor: İyi olmak bir varoluş biçimi mi yoksa bir yok oluş süreci mi? İyilik, beklentiler üzerinden mi şekilleniyor? Yeterince “iyi” olmak insanı görünmez kılar mı?

    Baş karakter Abidin ile Nagihan’ın yıllara yayılan ilişkisi, tek bir cümleyle kapanırken; Nagihan’ın anlatımı üzerinden Abidin’in “iyi tarafı” ve zamanla eksilen yönleri görünür hale getiriliyor.

    Mem Yük, filminde birey, toplum ve ilişkiler arasındaki gerilimi sosyolojik bir perspektifle ele alırken; anlatımını görsel, diyalojik ve anlatısal katmanlar üzerine kuruyor.

    ZAYİ, 5 Nisan Pazar günü İstanbul’da Beyoğlu Sineması’nda gösterime girecek. Gösterim, filmin festival yolculuğu sonrası ilk izleyici buluşmalarından biri olacak.

    BİYOGRAFİ

    1993 yılında Kars’ın Kağızman ilçesine bağlı Çengilli köyünde doğan Mem Yük, sosyoloji ve felsefe eğitimi temelinde sinema üretimi yapan bir yönetmen ve senaristtir. Tiyatro yazarlığı ve yönetmenliği geçmişi bulunan Yük, sahne deneyimini sinema diline taşımaktadır.

    Sinemasında birey, toplumsal bellek ve ilişkisel dinamikleri sosyolojik bir çerçevede ele alan Yük, ilk kısa filmi ZAYİ (2025) ile ulusal ve uluslararası festivallerde birçok ödül ve resmi seçki başarısı elde etmiştir.

    2026 yılında prömiyer yapan ikinci filmi “Bahçede Unutulanlar (Forgotten in the Garden)” ile çalışmalarını sürdürmektedir.

    HABER MERKEZİ

  • Adil Okay’dan “Çatlı” filmine tepki: Katiller kahraman yapılıyor!-VİDEO

    Adil Okay’dan “Çatlı” filmine tepki: Katiller kahraman yapılıyor!-VİDEO

    PİRHA- Başta Bahçelievler Katliamı olmak üzere bir çok cinayetin sorumlusu olan Abdullah Çatlı’yı anlatan filmin yapılmasına tepki gösteren Sanatçı Adil Okay, filmin amacının bir katili “kahraman” yapmak olduğunu vurgulayarak, “Çatlı, Kurtlar Vadisi gibi filmlerle bu tarihi değiştirmeye çalışıyorlar. Buna karşı gerçek tarihin anlatıldığı filmlerin çoğalması gerekiyor” dedi.

    1970’li yıllarda adını duyuran, Bahçelievler Katliamı’nda 7 TİP’li öğrencinin katledilmesinden sorumlu olan ve sonraki yıllarda da çeşitli cinayetlerde adı geçen Abdullah Çatlı, son olarak Susurluk Kazası’nda Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ’ın kullandığı araçta yaşamını yitirdi. Toplumda büyük tepkiye yol açan kazanın ardından, karanlık ilişkilerin açığa çıkarılması için protestolar düzenlenmiş, Abdullah Çatlı’nın devlet içindeki bağlantılarının ortaya çıkarılması yönündeki talepler ise uzun süre gündemde kalmıştır.

    Tüm bu tartışmalar sürerken ve Abdullah Çatlı’nın karıştığı olaylar kamuoyunun hafızasında yerini korurken, “Çatlı” adlı bir filmin vizyona girmesi tepkilere neden oldu. Filmde Çatlı’nın kahramanlaştırıldığı yönündeki eleştiriler artarken, yapım kamuoyunda tartışılmaya devam ediyor.

    Sanatçı-Yazar Adil Okay ile sanat ve siyaset bağlamında “Çatlı” filmini konuştuk.

    Kısa bir zaman önce basından Abdullah Çatlı hakkında bir film yapıldığını öğrendiğini ifade eden Okay, bunu öğrendiğinde şok yaşadığını söyledi: “12 Eylül mağduru ve tarafı olarak beni bu şok etti. Türkiye’de gerek kontrgerilla, gerek devlet destekli faşist çeteler çok değerli insanları, gençleri, bilim insanlarını, siyasetçileri katlettiler.”

    “BAHÇELİEVLER KATLİAMININ SORUMLUSU ÇATLI’DIR”

    Abdullah Çatlı’nın adının Beyazıt Katliamı ve Bahçelievler Katliamı ile anıldığını hatırlatan Okay, “Bahçelievler Katliamı’nda bende üniversite öğrencisiydim. Yedi TİP’liyi, gencecik çocukları boğarak, kurşunlayarak, bıçaklayarak, hunharca öldürdüler ve bunların katillerinden birisi Abdullah Çatlı’ydı. Sadece bu katliam faili olması nedeniyle bile bu adamın adı lanetle anılmalıdır” dedi.

    3 Kasım 1996’da gerçekleşen ve Türkiye’yi ayağa kaldıran Susurluk Kazası’na dikkat çeken Okay, toplumda o dönemde devlet içindeki yapılanmaların açığa çıkarılması umudunun büyüdüğünü hatırlattı. Abdullah Çatlı’nın katil olduğunun bir kez daha dava sürecinde açığa çıktığını dile getiren Adil Okay, “Ne yazık ki bu süreç devam etmedi” diyerek toplumun beklentisinin mahkeme salonlarında sonlandırıldığını aktardı.

    “KATİLİ KAHRAMAN YAPIYORLAR”

    Abdullah Çatlı’yı kahraman yapan “Çatlı” filminin galası yapılırken, galaya Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Ethem Hacıosmanoğlu, ünlü sanatçılar Oktay Kaynarca, Cem Gelinoğlu, Emel Müftüoğlu ve Hakan Ural gibi isimlerin yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    Filmin amacının bir katili “kahraman” yapmak olduğunu vurgulayan Adil Okay,  “Dolayısıyla bu film aracıyla Abdullah Çatlı’yı ve Abdullah Çatlı gibi katillerin, arkadaşlarımızın, kardeşlerimizin, bu ülkenin pırıl pırıl değerlerinin katillerinin aklanması söz konusu” diyerek filmin yapılmasına tepki gösterdi.

    “ÇATLI GİBİLERİN GERÇEK YÜZÜNÜ GÖSTEREN FİLMLER YAPILMALI”

    “Katillerimizi affetmedik” diyerek sözlerini sürdüren Adil Okay, şunları ifade etti:

    “Türkiye’de ve dünyada resmi tarihin karşısında gerçek tarih yazımına muhalif sanatçılar katkı sunar. Zira bir resmi tarih vardır. Sanatçıların, muhalif sanatçıların görevi de gerçek tarih yazılmasına katkı sunmaktır.’Benim Karanlığın İçinde Aydınlık Gözler’ ve Dörtleri anlattığım tiyatro oyunum, Sırrı Süreyya Önder’in Beynelmilel filmi, Sonbahar filmi bu resmi tarih yazımına karşı gerçek tarihin toplumla buluşturulmasıdır. Çatlı, Kurtlar Vadisi gibi filmlerle bu tarihi değiştirmeye çalışıyorlar. Birçok sanatçı korku imparatorluğunun etkisiyle sessiz kaldı, kalıyor. Sessiz kalmak da suç ortağı olmak demektir. Teşhir etmek, konuşmak lazım. Konuşsunlar. Susmasınlar. Artık korkmasınlar.”

    Gerçek tarihin anlatıldığı filmlerin çoğalması çağrısında bulunan Adil Okay, “Çatlı gibilerin gerçek yüzünü gösteren filmler yapılmalı. Çünkü seyirci kendini orada kahramanlarla özdeşleştirir. Sinemacılara iş düşüyor” ifadelerini kullandı.

    Diren KESER/MERSİN

  • FilmAmed Belgesel Film Festivali başlıyor

    FilmAmed Belgesel Film Festivali başlıyor

    PİRHA-Bu yıl 9’uncusu düzenlenecek olan FilmAmed Belgesel Film Festivali’nin programı belli oldu. Festival kapsamında 24’ü resmi seçki, 5’i gösterim seçkisi olmak üzere toplam 29 belgesel gösterilecek. 

    Ortadoğu Sinema Akademisi ve Peyas (Kayapınar) Belediyesi’nin ortaklığında düzenlenecek olan 9’uncu FilmAmed Belgesel Film Festivali’nin programı belli oldu. Festival kapsamında 24’ü resmi seçki, 5’i gösterim seçkisi olmak üzere toplam 29 belgesel gösterilecek.

    Yönetmenliğini gazeteci Azad Altay’ın yaptığı; Mezopotamya Ajansı (MA), Dicle Fırat Gazeteciler Derneği ve Pel Yapım’ın katkılarıyla çekilen “Bîra Sûrê/Sur’un Hafızası” belgeseli de festivalde gösterilecek filmler arasında yer alıyor. Bîra Sûrê’nin prömiyeri, 28 Eylül’de saat 20.00’da gerçekleşecek.

    26 EYLÜL

    Açılış Programı

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    Konser: Mehmet Atlı

    Saat:19.30

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    Açılış Filmi: Jinwar/Nadya Derwiş

    Saat: 20.30

    Yer: ÇandAmed Kongre Salonu

    27 EYLÜL

    Masterclass: Ayşe Polat ile Sinema ve Belgesel Sinemada SenaristYönetmen Deneyimi

    Saat: 11.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Shot the Voice of Freedom/Zainap Entezar

    Saat:14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bizim İsmail/Fatin Kanat/ Önder İnce

    Saat:16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Ezda/Halime Aktürk ve Sweet Home Adana/Nagehan Uskan

    Saat:18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bir Sürgünün Not Defteri/Mert Güncüer

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Son Büyük Simege:Surp Giragos Kilisesi/Eren Kahraman

    Saat:13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Landless Like The Wind/Borhan Ahmedi

    Saat:15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Rojîn’s Dream/Serwa Aliveisy

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Yeni Han/Bingöl Elmas

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    28 EYLÜL 

    Atölye: Fikirden Filme, Belgesel Sinemada Anlatım Olanakları/Samuel Aubin-Güliz Sağlam

    Saat: 12.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Üçüncü Gurbet/Mediha Güzelgün

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Grape Season/Ebrahim Hesari

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Walk of Iris/Burcu Güler

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Stêrka Li Ser Xetê/Berivan Saruhan

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Habibullah/Adnan Zandi

    Saat:18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: The Last 5 Minutes/Şehram Maslakhi

    Saat: 18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bîra Sûre/Azad Altay

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Bizim İsmail/Fatin Kanat/Önder İnce

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Son Büyük Simge:Surp Giragos Kilisesi/Eren Kahraman

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Dahomey/Mati Diop

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: AState of Passion/ Carol Mansour&Muna Khalidi

    Saat: 15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu

    Film: Rengê Kevir/Tuğba Yaşar

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Zarafet ve Şiddet Arasında/Şirin Bahar Demirel

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: 36/Rêzan Mir Uğurlu

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    29 EYLÜL

    Panel: Belgesel Sinemada Toplumsal Cinsiyet Temsillerinin Etik Yansımaları

    Saat: 11.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Domates Biber Depresyonu/Aybüke Avcı

    Saat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Görünür Görünmez:Bir (Oto)Sansür Antolojisi

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Dargeçit/Berke Baş

    Saat: 18.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: YİBO/Şükran Demir/Özgür Ünal

    Saat: 20.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: A Fedayee Film/Kamala Aljafari

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu -2

    Film: Rengê Kevir/Tuğba Yaşar

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Zarafet ve Şiddet Arasında/Şirin Bahar Demirel

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film:36/Rêzan Mir Uğurlu

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Landless Like The Wind/Borhan Ahmedi

    Saat: 17.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Sürgün Asla Bitmez/Bahar Bektaş

    Saat: 19.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Ezda/Halime Aktürk

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Sweet Home Adana/Nagehan Uskan

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Stêrka Li Ser Xetê/Barivan Saruhan

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Bîra Sûre/Azad Altay

    Saat: 15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Üçüncü Gurbet/Medha Güzelgün

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Grape Season/Ebrahim Hesari

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Bir Sürgünün Not Defteri/Mert Güncüer

    Saat: 17.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: The Last 5 Minutes/Şehram Maslakhi

    Saat: 19.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: A State of Passion/Carol Mansour&Muna Khalidi

    Saat: 13.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Film: Jinwar/Nadya Derwiş

    Saat: 15.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    30 EYLÜL 

    Panel: Yas, Hafıza, Mücadele: Belgesel Sinemada Tanıklık ve Adalet

    Saat: 12.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Shot the Voice of Freedom/Zainap Entezar

    Sat: 14.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Yeni Han/Bingöl Elmas

    Saat: 16.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-1

    Film: Habibullah/Adnan Zandi

    Saat: 13.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Görünür Görünmez: Bir (Oto)Sansür Antolojisi

    Saat: 15.00

    Yer: Bezgin Bekir Sinema Salonu

    Film: Domates Biber Depresyon/Aybüke Avcı

    Saat: 13.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Dargeçit/Berke Baş

    Saat: 15.00

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu-2

    Film: Walk of Iris/Burcu Güler

    Saat:13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: YİBO/Şükran Demir/Özgür Ünal

    Saat: 13.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: Rojinîs Dream/Serwa Aliveisy

    Saat:15.00

    Yer: Amed Şehir Tiyatrosu

    Film: A Fedayee Film/Kamala Aljafari

    Saat: 13.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Film: Sürgün Asla Bitmez/Bahar Bektaş

    Saat: 15.00

    Yer: Bağlar Gençlik Merkezi Sinema Salonu

    Kapanış filmi: Li Ber Siya Spîndarê/Kenan Diler

    Saat: 17.30

    Yer: ÇandAmed Sinema Salonu

    Ödül Töreni

    Saat:19.30

    Yer: ÇandAmed Tiyatro Salonu

     

  • Oy’una Geldik filminin yasaklanmasına Ovacıklılar tepki gösterdi!-VİDEO

    Oy’una Geldik filminin yasaklanmasına Ovacıklılar tepki gösterdi!-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Kazım Öz‘ün ‘Oy’una Geldik’ filmi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yasaklandı.Yasağa filmin çekildiği Ovacık’tan tepki geldi. Ovacıklı yurttaşlar, “İnsanların yaşam tarzıyla ilgili çekilmiş bir filmin yasaklanmasını kınıyoruz” dediler. 

    Yönetmen Kazım Öz‘ün “Oy’una Geldik” filmi, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yasaklandı. Telif Hakları Genel Müdürlüğü İstanbul Telif Hakları ve Sinema Müdürlüğü tarafından iletilen kararda, filmin gösterime uygun bulunmadığı açıklandı.

    “Oy’una Geldik” filminin yasaklanmasına dair PİRHA’ya konuşan Ovacıklı yurttaşlar, filmin yasaklanmasına tepki gösterdi.

    “ŞİDDETLE KARŞI ÇIKIYORUZ”

    Murat Genç, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün yazarlığını yaptığı, Yönetmen Kazım Öz’ün çektiği sinema filminde Ovacık’ta daha önceden yaşanmış bir sinema filminde hiçbir siyasi partiyi, iktidarı ilgilendirecek hiçbir konunun olmadığının altını çizerek, “İnsanların yaşam tarzıyla ilgili çekilmiş bir filmin yasaklanmasını kınıyoruz. İlçemizde çekilen bu sinema filminin hem turizm anlamında hem tanıtım anlamında önemli olan bu filmin bu şekilde yasaklanmasını doğru bulmuyoruz. İlçemiz ve ilimiz için turizm açısından değerli olan böyle bir filmin tanıtımının engellenmesine şiddetle karşı çıkıyoruz” dedi.

    “KÜLTÜR SANATA DÜŞMAN BİR İKTİDAR VAR”

    Hıdır Saylı, film yasaklanmasının, filmi daha popüler yaptığına dikkat çekerek, “Eskiden de öyleydi. 1980’lerde Kibar Feyzo’yu gizli izliyorduk. O zaman onu da yasaklamışlardı ama rekor kırmıştı. Belediye başkanından dolayı da olabilir, kayyım atadılar diye. Sahnelerde bir şey yok. Onların beğenmediği bir şey de olsa yasaklayamazlar. Filmde bir karakter canlandırıyorum. Belediye başkanına yaranmak, belediyede işe girmek için çabalayan birini oynuyorum. Politik komedi filmi. Bir tarafta solcu adaylar diğer tarafta da sağcı adaylar var. Böyle küçük yerleri anlatan bir komedi filmi. Farz edelim ki komünizm propagandası yapılıyor, bu durumda yine yasaklanmaması gerek. Kültür sanata düşman bir iktidar” diye konuştu.

    “İZLENME REKORLARI KIRACAK”

    Alaattin Alkan adlı yurttaş ise, günümüzde filmlerin yasaklanması kabul edilebilir bir şey olmadığının altını çizerek, “Bu film yasaktan sonra izlenme rekorları kıracak. Film aslında bir güldürü filmi. Belediyedeki yolsuzlukları komedi ile gün yüzüne çıkaran bir film. Yönetmenin de söylediği gibi 100 bin liralık bir ihaleyisürekli arttırarak 600 yüz bin liraya nasıl çıkarıldığını anlatıyor. Şimdi Türkiye’de belediyelerin tamamı yolsuzluğa battığı için filmden rahatsız oldular demek ki” şeklinde ifade etti.

    Nuray ATMACA- Eyüp HANOĞLU/OVACIK

    İLGİLİ HABERLER: 

    Kazım Öz’ün ‘Oy’una Geldik’ filmine bakanlıktan yasak

    >Yönetmen Kazım Öz’den sinema sektörüne ‘Bana destek olun demiyorum, tavrınızı koyun’ eleştirisi!

  • 31. Altın Koza Film Festivali Başlıyor

    31. Altın Koza Film Festivali Başlıyor

    PİRHA- Türkiye’de kültür-sanat alanında önemli bir yere sahip Altın Koza Film Festivali’nin 31’incisi bugün başlıyor.

    Bu yıl 31’incisi düzenlenen ve Türkiye’nin en köklü film festivallerinden biri olan Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali bugün seyirciyle buluşuyor. Bir çok dalda ödüllerin verileceği festival, 23-29 Eylül tarihleri arasında olacak.

    31. ULUSLARARASI ALTIN KOZA FİLM FESTİVALİ‘nin bugünkü programı şöyle:

    FOTOĞRAF SERGİ

    Vadullah Taş

    ‘Edebiyattan Sinemaya, 1960–1990 Lobi

    (23-29 Eylül 2024)

    Açılış Saati: 23 Eylül Pazartesi 17:00 Yer: ABB Tiyatro Salonu

    FOTOĞRAF SERGİ

    Tahir Yüksel

    ‘‘Endişesiz Bir Ülke, Endişesiz Bir Dünya İçin…’’

    (23-29 Eylül 2024)

    Açılış Saati: 24 Eylül Salı 18:00 Yer: Seyhan Belediyesi / Çırçır Fabrikası Sergi Salonu

    “PARAZİT” SİNEMA GÖSTERİMİ

    Yer: Atatürk Parkı

    Tarih: 23 Eylül Pazartesi

    “AŞK MEVSİMİ” SİNEMA GÖSTERİMİ

    Yer: Sarıçam Atatürk Parkı

    Tarih: 23 Eylül Pazartesi

    “NADİDE HAYAT” SİNEMA GÖSTERİMİ

    Yer: Yüreğir Belediyesi Kültür Merkezi Yanı

    Tarih: 23 Eylül Pazartesi

    “MUTLU AİLE DEFTERİ” SİNEMA GÖSTERİMİ

    Yer: Aski Spor Salonu

    Tarih: 23 Eylül Pazartesi

    AÇILIŞ VE “ORHAN KEMAL EMEK ÖDÜLLERİ TÖRENİ Muzaffer HİÇDURMAZ, Güler ÖKTEN, Mazlum KİPER”

    Tarih: 23 Eylül Pazartesi

    Sunucu: Volkan SEVERCAN

    Konser: Nilüfer

    Yer: Merkez Park Amfi Tiyatro

    Saat: 20.00

    Festival programı için:

    https://www.altinkozaff.org.tr/gosterim-cizelgesi/

    PİRHA/ADANA

     

  • 18’inci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali açılışını yaptı- VİDEO

    18’inci Uluslararası İşçi Filmleri Festivali açılışını yaptı- VİDEO

    PİRHA- Bu yıl 18’incisi düzenlenen Uluslararası İşçi Filmleri Festivali, açılış gecesi etkinlikleri ile başladı. Sokak Lambaları ve Adres filmleri ile başlayan festivalde üç gün boyunca emek temalı filmler izleyenlerle buluşacak.

    Mersin’de yapılan Uluslararası İşçi Filmleri’nin açılışı Yenişehir Belediyesi’nin Akademi Salonu’nda yapıldı. Festivalin açılışına kentte bulunan çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisinin yanı sıra onlarca yurttaş katıldı.

    Toplumsal cinsiyet eşitliği, kent, çevre, göç, mültecilik, insan hakları, sağlık konularını odağına alan 42 filmin yer aldığı festival üç gün sürecek.

    “FİLMLERLE UMUDU YAYMAYI DİLİYORUZ”

    Açılış gecesinde konuşan festival komitesinden Ecem Berfin İyidoğan, festivalin 18 yıldır yüzlerce gönüllünün emeği ile devam ettiğini belirterek, “Filmler domino etkisi yaratır. Bir replikle umut verilir, umut yayılır. Bir sahne ile yüzümüzü güldürür, mutluluk yayılır. Bir müzik ile hüznünü içimizde tuttuğumuz acılara dokunur, acılar yayılır. Bir gerçekle yüzleştirir, yalanın mumu söner. O yüzdendir ki diktatörlüklerde festivaller yasaklanır, müzik engellenir, kitaplar yakılır ” dedi.

    Açılış konuşmasının ardından festival, “Sokak Lambaları” ve “Adres” filmlerinin gösterileriyle devam etti. Ardından festival sanatçılar Serdar Keskin ve Yeliz Güzel’in şarkılarıyla son buldu.

    FESTİVAL PROGRAMI:

    Festival kapsamında gösterime girecek olan filmler 17, 18 ve 19 Kasım günlerinde izleyicilere sunulacak. Üç günlük program şöyle:

    17 Kasım Cuma günkü program Yenişehir Belediyesi Akdemi Salonu’nda olacak. Program kapsamında ise şu filmler yer alacak; Huzur Çiftliği, Godard Etkisi, Ercan & Aysun, Zeytinliğin Ardı, İkizköy, Herşey Mümkün, Temassız, TThe Other Half, “Don Don” Kurşunu, Kimse Gitmezdi, Yalvarırım Beni Beğen ve Herşey Dahil.

    18 Kasım Cumartesi günkü program kapsamındaki filmler ise Yenişehir’de bulunan Mersin Tabip Odası’nda (MTO) gösterime girecek. Program kapsamında şu filmler yer alacak; Dizi Yazmayı Çok Sevdim, Ölümüne Boşanmak, Karanfil Meydanı, Dinama Mesken, Larva, March 8 2020: A Memoir, Graveyard, Footprints of Ants, Sesler ve Kilitler, Metamazon, Hell is Empty, Yellow Line, Please, Toprağa Değil Suya Gömülü ve Karanlık Gece. Film haricinde yönetmenlerden Seda Gökçe ve Nejla Demir’in  “Sansüre Takılanlar” konulu söyleşisi olacak.

    19 Kasım Pazar günkü program ise Yenişehir’de bulunan Elektrikler Mühendisleri Odası (EMO) gösterime girecek. Program kapsamında şu filmler yer alacak; Molozda Çekiç Sesleri, When We Fight, Herşey Yolunda, Melancholic Breasts, Mothertruckers, Invisible Women, Fraktal, Ümitli Karanlık Yolculuk, World of Garbage, Posta, Living Wage, Aşk Mark ve Ölüm, İyi Patron. Filmlerin haricinde Yönetmen Feryal Saygılıgil, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Enerji Sendikası Genel Başkanı Süleyman Keskin ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’ndan Duygu Eren’in katılacağı “Sınıf Mücadelesinin Rotası” konulu söyleşisi olacak.

    PİRHA/MERSİN

  • İlyas Salman: Kardeşliği, barışı, eşitliği ve özgürlüğü Anadolu Aleviliğinden öğrendim-VİDEO

    İlyas Salman: Kardeşliği, barışı, eşitliği ve özgürlüğü Anadolu Aleviliğinden öğrendim-VİDEO

    PİRHA-Ovacık’ta, eski belediye başkanlarını ve belediyeciliği konu edinen ‘Oyuna geldik’ filminin etkinliği yapıldı. Türkmen Alevi olarak dünyaya geldiğini söyleyen İlyas Salman, “Kardeşliği, barışı, aydınlığı, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, devrimi, sevmeyi ve sevilmeyi Anadolu Aleviliğinden öğrendim” dedi.

    Ovacık’ta, eski belediye başkanları ve belediyeciliği konu edinen ‘Oyuna geldik’ filminin etkinliği yapıldı. Etkinlikte Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, filmin yönetmeni Kazım Öz ve oyuncu İlyas Salman konuşma yaptı.

    “BİR COĞRAFYAYI EN İYİ KORUYACAK OLAN SANATTIR”

    Yaşadıkları coğrafyanın kıymetli bir yer olduğunu söyleyen Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül, “Bir coğrafyayı en iyi koruyacak ve kurtaracak olan sanattır. Gelirinin önemli bir kısmının belediyemize aktarılacağı ve gelen paranın kültür-sanat ve Munzur’un korunmasında kullanılacağı bir film projesi şuanda çekiliyor. Herkesin de bu projeyi kendi projesi gibi sahiplenmesini istiyoruz” diye belirtti.

    “UMARIM HERKES İYİ Kİ DESTEK VERDİK DİYECEK”

    Zor bir iş yaptıklarını belirten yönetmen Kazım Öz, “İnsanları güldürmeyi amaçlıyoruz. Umarım bu filmin galasını bir yaz günü açık havada burada izlediğimizde herkes iyi ki destek verdik diyeceksiniz” dedi.

    “ANADOLU ALEVİLİĞİNDEN ÇOK ŞEY KAZANDIM”

    Türkmen Alevi olarak dünyaya geldiğini vurgulayan İlyas Salman, “Anadolu Aleviliğinden çok şey kazandım. Kardeşliği, barışı, aydınlığı, eşitliği, özgürlüğü, demokrasiyi, devrimi, sevmeyi ve sevilmeyi Anadolu Aleviliğinden öğrendim. Artık dünyamızda Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Ermeni ve Laz yok iki türlü insan var bir çalışan insan var bir de çalan insan var sen hangisindensin buna karar ver” diye konuştu.

    Etkinlik yapılan konuşmaların ardından müzik ve şiir dinletisinin gerçekleşmesiyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Elif Ana filmi Gronzi’de 2 ödül aldı

    Elif Ana filmi Gronzi’de 2 ödül aldı

    PİRHA- Yönetmenliğini Kazım Öz ve Semih Aslanyürek’in yaptığı Elif Ana filmi, Uluslararası Altın Şövalye Film Festivalinde 2 ödül aldı. 

    Her yıl farklı şehirlerde düzenlenen Uluslararası Altın Şövalye Film Festivali, bu sene Rusya’nın Grozni kentinde gerçekleştirildi. Yönetmenliğini Kazım Öz ve Semir Aslanyürek’in yaptığı Elif Ana filmi, festivalde jüri özel ödülü ve festival organizasyon komitesinin özel ödülüne layık görüldü.

    Film, 1903 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Pulyan köyünde yaşama gözlerini açan Elif Sugan’ın yaşamını konu alıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yönetmen Öz: Elif Ana filminde insanların Aleviliği nasıl yaşadıklarını işlemeye çalıştık-VİDEO

    Yönetmen Öz: Elif Ana filminde insanların Aleviliği nasıl yaşadıklarını işlemeye çalıştık-VİDEO

    PİRHA-Elif Ana filminin Semir Arslanyürek ile birlikte yönetmenliğini üstlenen Kazım Öz, filme ilişkin CAN TV’de açıklamalarda bulundu. Yaklaşık 90 yıllık bir hikayeyi işlediklerini belirten Öz, “Kendi bölgesinde belli bir etki yaratan, iz bırakan, insanların hala onunla diyalog kurmaya çalıştığı, türbesinde dua ettiği, onun anılarıyla yaşadığı bir karakterden bahsediyoruz. Gerçekte insanlar Aleviliği nasıl yaşıyorlar? Film boyunca bunu işlemeye çalıştık” dedi.

    Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Pulyan köyünde 1903 yılında dünyaya gelen ve “İyilik İyiliktir” mottosuyla beyaz perdeye aktarılan, Alevi inancı ve kültürü açısından önemli bir figür olan Elif Sugan’ın hayatını konu alan Elif Ana filmi, 9 Aralık günü Türkiye’de vizyona girdi. Filmin yönetmenlerinden Kazım Öz, CAN TV‘de yayımlanan Can’da Bu Sabah programına konuk olurken, filme dair açıklamalarda bulundu.

    “YAKLAŞIK 90 YILLIK BİR HİKAYEYİ İŞLEDİK”

    Elif Ana’nın bölgedeki etkisine değinen Öz, şunları kaydetti:

    “Dönem filmiydi bu. Yaklaşık 90 yıllık bir hikayeyi işledik. Kendi bölgesinde belli bir etki yaratan, iz bırakan, insanların hala onunla diyalog kurmaya çalıştığı, türbesinde dua ettiği, onun anılarıyla yaşadığı bir karakterden bahsediyoruz. Temel görevimiz burada güçlü, iyi, herkesin anlayabileceği, dünyanın izleyebileceği bir film çekmek.

    Alevi ve Kürt sorununun olduğu ve bu sorunların çözülmek istenmediği, siyasi olarak kullanıldığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Tabi ki buna karşı da sorumluluklarımız var. Bir inancın asimile edildiği bir coğrafyadayız. İktidarların oluşturduğu bir Alevilik var. Bir de doğal Alevilik var. Bizim filmimizde doğal olan Alevilik söz konusu. Doğa ile iç içe, belli bir felsefesi olan bir yaklaşımdan bahsediyoruz. Objektif olmaya çalıştık. Siyasi bakış açısıyla “Biz bunu nereye çekebiliriz?” meselesi değil. Gerçekte insanlar Aleviliği nasıl yaşıyorlar? Film boyunca bunu işlemeye çalıştık.”

    “ALEVİ KÜRT HİKAYESİ ÇEKİYORSANIZ DERSİM’E DEĞİNMEK GEREK”

    Öz, Elif Ana filminde Dersim Katliamı’na da değinildiğini belirtirken, “Eli Ana’nın hayatına paralel olarak Türkiye siyasi panoramasını görüyoruz. Alevi Kürt hikayesi çekiyorsanız eğer Dersim’e değinmemek bence eksiklik. Aslında Maraş Katliamı’na da giden bir hikayeyi örüyoruz filmde. Maraş Katliamı Dersim 38’in bir devamı” ifadelerini kullandı.

    “MARAŞ KATLİAMI ÜZERİNE YAPILMIŞ TEK FİLM YOK”

    “Maraş Katliamı’nın üzerinden 44 yıl geçti ama hala bunun üzerine ülkede yapılmış tek film yok” diyen Kazım Öz, bu konuda özeleştiride de bulundu. Maraş Katliamı ile ilgili belgeselin bile zor bulunduğunu vurgulayan Öz, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Maraş’a dair bir kurmaca filmimiz yok. Maraş ile ilgili şu ana kadar yüzlerce yapılmalıydı. Neden yok? Sinemacılar olarak bizim de eksiliğimiz aslında. Burada bir yönlendirme, bazı konulara dokunulmaması gerektiği var. Zer’i çektiğimde de aynı şeyi fark ettim. Bu meseleyi anlatmak için aslında bir film yetmez. Elif Ana’nı hikayesini anlatırken de tüm Maraş’ı anlatamayız zaten.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Elif Ana’ filminin İzmir galasına yoğun ilgi-VİDEO

    ‘Elif Ana’ filminin İzmir galasına yoğun ilgi-VİDEO

    PİRHA- Alevi inancında önemli bir yere sahip olan ve Maraş’ta çokça bilinen Elif Sugan’ın hayatını konu alan Elif Ana filminin İzmir galası yoğun katılımla gerçekleşti.

    Yönetmenliğini  Kazım Öz’ün yaptığı 1903 yılında Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Pulyan köyünde dünyaya gelen ve “İyilik İyiliktir” mottosuyla önemli bir kişilik olan Elif Sugan’ın hayatını konu alan “Elif Ana” filminin galası oyuncuların katılımıyla Tarihi Hava Gazı Fabrikasında gerçekleşti.

    “GALA’DA 12 BİN İZLEYİCİYE ULAŞTIK”

    Film gösteriminin ardından söz alan oyuncu Orhan Aydın, şuana kadar sadece galalarda 12 binden fazla izleyiciye ulaştıklarını belirterek şunları söyledi: “Bu filmi yaklaşık iki yıllık bir sürede yaptık. Umuyoruz ki aynı şekilde izlenmeye devam eder. Buradan İBB Başkanı Tunç Soyer ve emek veren herkese teşekkür ederim.”

    “İÇİMİZDE İYİLİĞİ MAYALADI”

    Daha sonra söz alan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer ise, “Bazı filmler vardır izlersiniz ve salondan çıkarsınız bazı filmlerden çıkamazsınız, içinizde bir şeyler mayalarlar. Dönem filmleri sadece dönemi anlatmazlar.  O güne ışık tutarlar geleceği aydınlattılar. Elif Ana hepimizin içinde iyiliği mayaladı. Bütün sanatçı, oyuncu ve emekçilere teşekkür ederim” ifadelerini kullandı.

    “SÖZ SEYİRCİDE”

    Ortaya güzel bir yaşam hikayesi koyduklarını belirten Oyuncu İlyas Salman ise Elif Ana filminde emeği geçen herkese çok teşekkür ettiğini ifade ederek artık sözün seyircide olduğunu söyledi.

    Elif Ana filmi 9 Aralık’ta sinemaseverlerle buluşacak.

    FİLMİN KONUSU

    Film 1903 yılında Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Pulyan köyünde dünyaya gelen Anado erenlerinden Elif Sugan’ın hayatını anlatıyor. Sevgi, barış, eşitlik, paylaşım, hoşgörü ve merhamet gibi değerleri benimseyen Sugan’ın, çocukluğundan gençliğine, evliliğine, yaşamı boyunca hayat yoldaşı Arap Ali’yle çobanlık yapmasına ve dedeler tarafından kendisine ermişlik postu verilmesi anlatılıyor. Sugan’ın 83 yıllık ömründen kesitlerin bulunduğu film, Türkiye’nin yakın dönem sosyal ve politik tarihini onun görmeyen gözlerinden izleyiciye aktarıyor.

    OYUNCULAR

    Filmin senaristliğini de Kazım Öz’ün yanı sıra Semir Aslanyürek, Nihat Behram yapıyor. İlyas Salman’ın da rol aldığı filmde ayrıca Sermiyan Midyat, Cezmi Baskın, Füsun Demirel, Orhan Aydın, Turgay Tanülkü, Cansu Fırıncı, Ali Sürmeli, Necmettin Çobanoğlu, Rıza Sönmez, Muhlis Asan, Erdal Ayna, Kazım Çarman, Levent Üzümcü, Hülya Diken ve Eray Türk gibi bir çok tanınmış oyuncu oynadı. Filmin müziklerini ise Erkan Oğur yaptı.

    PİRHA/İZMİR

  • Hakikat: Şeyh Bedreddin filmi vizyona giriyor; Yönetmen Alak PİRHA’ya konuştu-VİDEO

    Hakikat: Şeyh Bedreddin filmi vizyona giriyor; Yönetmen Alak PİRHA’ya konuştu-VİDEO

    PİRHA – 8 Ekim’de vizyona girecek Hakikat: Şeyh Bedreddin filminin ön gösterimi yapıldı. İstanbul Levent’te yer alan Kanyon AVM’de gerçekleşen gösterime yapımcı ekip, görüntü yönetmeni ve yönetmen katıldı. Yapımcı Meryem Doğan ve Yönetmen Hakan Alak, PİRHA’ya konuştu. 

    Şeyh Bedrettin’in hayatını konu alan “Hakikat: Şeyh Bedrettin” filminin ön gösterimi İstanbul Levent’te bulunan Kanyon Alışveriş Merkezi’nde yapıldı. 8 Ekim’de vizyona girecek olan filmin ön gösterimine yönetmen ve yapımcılar katıldı.  

    Film, Anadolu’nun ilk eşitlikçi-sosyalist isyanı olarak değerlendirilen ve 1416 yılında Osmanlı devletine karşı başlayan Şeyh Bedrettin İsyanını konu alıyor. Filmin senaristliğini Ali Şahin, yönetmenliğini ise Hakan Alak üstlendi. Şeyh Bedrettin’i sanatçı Suavi’nin canlandırdığı filmde, Bülent Emrah Parlak Börklüce Mustafa’yı, Saygın Soysal ise Torlak Kemal karekterlerini canlandırıyor.

    Hakikat filmi Nazım Hikmet Ran’ın ünlü Şeyh Bedreddin Destanı’ndan uyarlandı. Destanın son kısmında yer alan Ahmet’in hikayesi beyaz perdeye yansıtıldı. 

    Filmin yapımcılarından Meryem Doğan, filmi PİRHA’ya değerlendirdi. Bu filmin bir ilk olduğunu belirten Doğan, bu durumun heyecan ve gurur verici olduğunu vurguladı. “Her filmde olduğu gibi bizim de yaşadığımız zorluklar oldu. 3 yıllık bir emeğin sonunda beyaz perdeye taşımak zorlu ama güzel bir süreç oldu.” dedi. Filmde Hubyar semahının dönüldüğü sahneler de var. Özel olarak Hubyar Semahı’nın neden seçildiğini sorduğumuzda Doğan, sahnede en uygun görselliği olan semahın Hubyar semahı olduğunu söyledi. 

    Ali Ferit karakteri filmde önemli karakterlerden. Ali Ferit’in Ortaklar köyüne dönüşünü Doğan, “Her sahnesi çok etkileyiciydi. Ali Ferit’in dönüşünü de izleyici anlayabilecektir. Mücadelenin içindeki hakkı ve hakkı savunmanın onun dönüşündeki etkisini gösterecektir” dedi.

    “SUYUN DA KULUN DA SAHİBİ DEĞİLSİNİZ”

    Şeyh Bedreddin’in felsefesine uygun replikler verilmiş. Bu da filmde Şeyh Bedreddin’in düşüncelerinin özeti niteliğinde. Sahnelerin birinde Şeyh Bedreddin mağrurlanan karakterlerden birine “Suyun da kulun da sahibi değilsiniz” diyor. Yönetmen Hakan Alak da neden Şeyh Bedreddin’i işlediklerini ve hikayenin nasıl başladığını şu şekilde aktardı:

    “Hikaye aslında Ali Şahin’in 40 sayfalık bir senaryosu ile başladı. Ben senaryoya beraber çalışmak üzere sonrasından dahil oldum. Bu onun hayaliydi. Filmin yapımcılarından biri. Birlikte filmi yeni baştan ele aldık ve yeni bir dünya kurduk. Karakterler ekledik ve çıkardık. Bu aşamada benim de yönetmenliğim gündeme geldi. Şeyh Bedreddin filmi yapmak Türkiye’de birçok sinemacının hayalidir. Yazılmış birçok sinema var, biz başaran olduk. Sinemacı olmayanların bile hayalidir. Biz zorlu sürecin sonunda bitiren olduk. Biraz filmi anlattığımız biçimi, başka Bedreddin hikayeleri, o hakikati anlatılacak alanları da açık bıraktık” dedi.

    12 farklı Robin Hood filmi olduğunu belirten Alak, “Bizim hikayelerimiz niye böyle olmasın? Bizim hikayelerimiz hiç yok. Modern diyebileceğimiz 90’lar sonrası sinemada hikayelerimiz işlenmedi” diyerek sözlerine devam etti.

    Alak, hep hamasi ve egemenlerin sinemasının olduğunu söylüyor. Hikayelerde egemenlerin fethetme tarihlerinin işlendiğini vurguluyor. Hakikat filmi için de dönemin ilk filmi olabileceğini belirtiyor. “Biz seyirci ile güçlü bir bağ kurmayı başarırsak bizden sonrakilerin de önü açılır” dedi.

    “SENİN ASIL TARİHİN BU!”

    Yönetmen Hakan Alak, filme gelenlerin ilk olarak iyi bir film izlediğini bilmesini istediğini söylüyor. “İyi bir film seyredersiniz, mesajınız muhakkak geçer.” dedi. Filmin tüm tarihi de vermeyeceğini söyleyen yönetmen seyircide merak uyandıracağını ve film sonrası okuyacağını, izleyeceğini belirtiyor. “98 dakikalık bir film izletiyoruz. Seyirciye iyi bir film izletip ona senin asıl tarihin bu fikrini verirsek arkasında merakı da tetiklenir.” dedi.

    “Bizim ecdadımız köyde görünüp kaybolan o insanlar. Bunu bilerek bile çıksa izleyici film amacına ulaşmıştır.” diyerek sözlerine şunları ekledi: “Politik mesajı geçer zaten önemli olan duygusunun da geçmesi. Bu topraklarda bu insanlar yaşadı, bunlar yaşandı denilsin.”

    Şeyh Bedreddinlere dair de duygularını aktaran Alak, “600 sene önce yaşadılar. Yenildiler ama hala haklarında filmler çekiliyor, sahnelerde oyunları oynanıyor. İki üç kelimeden Nazım bir dünya yarattı. Böyle yaşarsın, böyle var olursun. Şeyh Bedreddin’in dediği gibi ‘Eğer bir şey bıraktıysan ve insanlar seni anıyorsa sen ölmezsin.’ Tarihte böyle kültürler vardı öldü demezler de yaşadı derler. Bedreddin yaşadı, Börklüce Mustafa yaşadı, Torlak Kemal yaşadı.”

    HELİN YILMAZ -BARIŞ KOP/ İSTANBUL

     

  • Altın Koza’da ödüller dağıtıldı

    Altın Koza’da ödüller dağıtıldı

    PİRHA-28’incisi düzenlenen Uluslararası Altın Koza Film Festivali’nde ödüller verildi. En İyi Film Ödülü, Ahmet Necdet Çupur’un yönettiği “Yaramaz Çocuklar” filmine verilirken, En İyi Yönetmen ödülü de ‘Bir Nefes Daha’ filmiyle Nisan Dağ aldı.

    Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından bu yıl düzenlenen 28. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu.

    Çukurova Üniversitesi Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen ödül töreninde, En İyi Film ödülüne Ahmet Necdet Çupur’un yönettiği “Yaramaz Çocuklar” filmi layık görülürken, En İyi Yönetmen ödülü de ‘Bir Nefes Daha’ filmiyle Nisan Dağ aldı. En İyi Erkek Oyuncu Ödülü “Cemil Şov” filmindeki performansıyla Ozan Çelik’e, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü ise “Koridor” filmdeki performanslarıyla Ayşe Demre ve Emel Göksu’ya verildi.

    Festivalde, ödüle layık görülen isimler ve yapımlar şöyle:

    ULUSAL UZUN METRAJ FİLM YARIŞMASI ÖDÜLLERİ

    EN İYİ FİLM ÖDÜLÜ

    Yaramaz Çocuklar (Ahmet Necdet Çupur)

    YILMAZ GÜNEY ÖDÜLÜ

    Zin ve Ali’nin Hikayesi (Mehmet Ali Konar)

    ADANA İZLEYİCİ ÖDÜLÜ

    Sen Ben Lenin (Tufan Taştan)

    EN İYİ YÖNETMEN ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)

    EN İYİ SENARYO ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)

    EN İYİ KADIN OYUNCU ÖDÜLÜ

    Koridor (Emel Göksu-Ayşe Demirel)

    EN İYİ ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜ

    Cemil Şov (Ozan Çelik)

    EN İYİ MÜZİK ÖDÜLÜ

    Cemil Şov (Taner Yücel)

    EN İYİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ ÖDÜLÜ

    Koridor (İlker Berke)

    EN İYİ SANAT YÖNETMENİ ÖDÜLÜ

    Koridor (Berrin Önal)

    EN İYİ KURGU ÖDÜLÜ

    Yaramaz Çocuklar (Mathilde Van De Moortel-Elif Uluengin-Nicolas Suburlati)

    EN İYİ YARDIMCI KADIN OYUNCU ÖDÜLÜ

    Lacivert Gece (Aslı Bankoğlu)

    EN İYİ YARDIMCI ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Eren Çiğdem)

    UMUT VEREN KADIN OYUNCU ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Hayal Köseoğlu)

    UMUT VEREN ERKEK OYUNCU ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Oktay Çubuk)

    FİLM YÖNETMENLERİ DERNEĞİ EN İYİ YÖNETMEN ÖDÜLÜ

    Bir Nefes Daha (Nisan Dağ)

    SİYAD CÜNEYT CEBENOYAN EN İYİ FİLM ÖDÜLÜ

    Zin ve Ali’nin Hikayesi (Mehmet Ali Konar)

    KADİR BEYCİOĞLU JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

    Dermansız (Hakkı Kurtuluş-Melik Saraçoğlu)

    MANSİYON ÖDÜLÜ

    Yaramaz Çocuklar (Zeynep Çupur)

    ULUSAL ÖĞRENCİ FİLMLERİ YARIŞMASI

    EN İYİ BELGESEL

    Kış- Yönetmen Berrin   Öz

    EN İYİ CANLANDIRMA FİLM

    Sudan Çıkmış Balık – Yönetmen Nur Özkaya

    EN İYİ DENEYSEL FİLM

    Sürgünde Bir Yıl – Yönetmen Malaz Usta

    EN İYİ KURMACA FİLM

    Mesafeler – Yönetmen Efe Subaşı

    JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

    Yoksul Adamlar Nasıl Ölür? – Yönetmen Serkan Kaçmaz

    EN İYİ FİLM

    Arasta – Yönetmen Hüseyin Baltacı ve Mutlu Kahya

    ULUSLARARASI ÖĞRENCİ FİLMLERİ YARIŞMASI 

    EN İYİ FİLM

    TAPINAK – Yönetmen Murat Uğurlu

    JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

    AMAYI – Yönetmen Subarna Das

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Dersim’in Divane Delileri’, ‘Suya Yazılmış Zaman’ ismiyle beyazperdeye aktarılıyor

    ‘Dersim’in Divane Delileri’, ‘Suya Yazılmış Zaman’ ismiyle beyazperdeye aktarılıyor

    PİRHA- Senarist ve Yönetmen Mustafa Diyar Demirsoy, Yazar Nurettin Aslan’ın yazdığı  “Dersim’in Divane Delileri”ni “Suya Yazılmış Zaman” ismiyle beyazperdeye aktarıyor. Hem “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabı, hem de “Suya Yazılmış Zaman” filminin hazırlıklarını Nurettin Aslan ve Mustafa Didar Demirsoy ile konuştuk.

    Yunus Emre’nin bir şiirinde” Ben bir deli divaneyim / Aklım da yâr olmaz bana” dediği gibi, deli divaneler genel anlamda, davranışları aşırı ve taşkın, bir şeye çok düşkün ve çılgın olan kimse olarak tanımlanır. Toplumların genel kabul gören ortak düşüncesinden farklı düşünürler ve hayalleri de diğerlerinden genellikle farklı olur.

    Gençlik dönemlerinde aklıyla alay edilen kuantum fiziğin kuramcısı Albert Einstein’dan, yazdığı yüzden fazla romanla dünya klasikleri arasında yer alan Balzac’a ve hatta divane olarak tanımlanan filozof Diyojen’e kadar insanlık tarihinde deli/divane ve dahilik arasında gidip gelen birçok tanınmış sima vardır. Bunlara bilinçaltının dışa vurumuyla  ilgilenen ünlü ressam Salvador Dali’yi ve bir çok bilinen şahsiyeti de ekleyebiliriz.

    Her köyün bir delisi vardır sözü günümüzde de hemen hemen her toplum için geçerliliğini korumaktadır. Divane deliler yaşadıkları topluma, zamana ve toplumların sosyo-kültürel durumlarına göre, ya saygı görüp onore edilmişler ya da hakarete uğramış veya insanlık dışı muamelelere dahi maruz kalabilmişlerdir.

    “Tanrı zar atmaz” diyen izafiyet kuramcısı Albert Einstein aynı dönemde  yaşasaydı ‘dünya yuvarlaktır’ dediği için engizisyon mahkemesinde yargılanan Galileo ile aynı kaderi paylaşacaktı.

    Deli divanelere karşı her toplumda, kültürel şekillenmede, kır ve kent toplumsallaşmasında ve ideolojik şekillenmesinde de farklı bakış açıları olmuştur.

    Fransa’da heykeltıraş Auguste Rodin tarafından Düşünen Adam heykeli yapılırken, Dersim’de deli divane olarak bilinen Şeuşen’in heykeli dikilmiştir.

    Her toplumda olmasına karşın Dersim’in deli ve divanelerinin bu kadar bilinir kılınmasının nedeni Dersim’de kendilerine gösterilen saygı sevgi ve onlarla kurulan ilişki boyutudur.

    Yazar Nurettin Aslan‘ın yazdığı “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabıyla bu konunun daha da görünür ve konuşulur olmasını sağladı.

    Senarist ve yönetmen Mustafa Diyar Demirsoy ise bu kitaptan esinlenerek senaryosunu yazdı ve “Dersim’in Divane Delileri”ni “Suya Yazılmış Zaman” isimli film ile beyazperdeye aktarıyor.

    Hem “Dersim’in Divane Delileri” isimli kitabı, hem de “Suya Yazılmış Zaman” filminin hazırlıklarını Nurettin Aslan ve Mustafa Diyar Demirsoy ile konuştuk.

    PİRHA: “Dersim’in Divane Delileri” kitabını konuşmak istiyorum. Önce bu kitabın serüveni ile başlayalım.

    NURETTİN ASLAN: 2000’li yıllarda Norveçli bir yazarın kitabını okumuştum. Bu kitapta dünyanın en açık sözlü insanlarının deliler ve çocuklar olduğu anlatılıyordu. Bu söz çok hoşuma gitmişti. Ben daha önce Dersim’in delileri ile çok haşır neşir olmuş, onlarla sohbet etmiştim ve zaman zaman da yardımcı olmaya  çalıştığım dönemler olmuştu. Öncelikle çok daha detaylı bir araştırmaya koyuldum ve daha sonra da “Dersim’in Delileri” kitabımın birinci bölümü yayınlandı.

    Siz bu kitapta şizofren ya da doğuştan gelen psikolojik rahatsızlıkları olan insanlardan ziyade daha sonra çeşitli travmalar yaşamış insanlardan bahsediyorsunuz. Dersimlilerin bakış açısı nasıldır?

    NURETTİN ASLAN: Dersimliler kendi “divane ve delileri”ne çok değer verirler. Kitapta anlatmak istediğim de buydu. Geçmişten günümüze travmalar yaşanmış bütün toplumların delileri bol olur. Dersimliler de büyük travmalar yaşamış bir toplumdur. Bu travmalar sonucudur ki, her şeyini  yitirmiş olmanın yanında, aklını yitirmiş birçok insana da rastlamak mümkündür. Bu durumu acıya düşmüş bir toplumun travması olarak görmek mümkün. Ben bu kitabımda doğuştan gelen rahatsızlıkları olan insanları yazmadım. Özellikle yaşamı boyunca çeşitli acılara maruz kalmış, örneğin sevda yarası, ihanete uğramış ve özellikle de zeka düzeyi olarak toplum ortalamasının üzerinde olup kendini rahat ifade edememiş  olanları yazdım.

    Deliliğin tarihini araştıran Michel Foucault der ki, “insanlar ne zaman tımarhaneye kapatılırsa o zaman deli olur.”  Dersim’deki deliler toplumun da onların günlük ihtiyaçlarını ve gereksinimlerini karşılamalarından dolayı özgür yaşarlar. Diğer bir boyutu da inançtır. Dersim bilindiği gibi Alevi Kızılbaş inancındadır. Tüm insanlara karşı hümanist bir bakış açısı vardır ve bundan dolayı buranın deli ve divaneleri de çok değer görürler. Bir örnekle anlatmaya çalışayım: Dersim’in en tanınmış delilerinden birisi de Şeuşen’dir. Fransızlar kendi düşünen adam heykelini dikerken Dersim Şeuşen`in heykelini dikmiştir. Dersim bu anlamda dünyada olabilecek ilklerden birini gerçekleştirmiştir. Bugün Dersimliler burasını bir türbe haline getirmişlerdir.

    Dünya edebiyatına ve sinemasına baktığımızda genellikle delileri şizofren ve korkutucu insanlar olarak lanse ettiklerine tanık oluyoruz. Farklı bir ruh halini göstermeye çalışıyorlar. 

    NURETTİN ASLAN: Bu çok doğru bir tespit. Özellikle de Amerikan sinemasında deliler yakan yıkan öldüren pisikopatlar şeklinde lanse edilir. Dersim’de bunu göremezsiniz. Burada herkesin tanıdığı bildiği Firik Dede’yi örnek olarak vermek isterim. Dersim 37-38 de yaşamış olan Fırik Dede’nin, 1980 askeri darbe günlerinde oğlu Behzat Fırik, Ovacık’ta işkence yapıldıktan sonra diri diri yakılarak öldürülmüştü. Fırik Dede o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu, o günden sonra bir daha hiç konuşmadı. Fırik Dede klamlarını ve de deyişlerini söylese de ölünceye dek hiç kimseyle konuşmayarak divaneleşmiştir. Bir diğer örnek ise Şeuşen’dir. 1938’i yaşamış Dersim’in acılarını bilen çok iyi bir duvar ustasıdır. Zamanla divaneleşmiş birisidir. Sokaklarda gezen ve hiç kimseye zararı olmayan bir insandır. Bir nüfus sayımında sokağa çıkma yasağı uygulanmaktadır. Birgün sokaklarda gezerken hiç kimsenin olmadığını fark eder ve Dersimlilerin tekrar katledildiğini düşünerek polis karakolunu taşlamaya başlar. Daha sonra kendisini sakinleştirmek için tanıdık bir aileye götürülür, orada nüfus sayımından dolayı sokaklarda kimsenin olmadığı  söylenir ve sakinleştirilir.

     Bu kitap yayınlandıktan sonra Dersimlilerden, okurlardan ve genel olarak edebiyat çevrelerinden ne tür tepkiler aldınız?

    NURETTİN ASLAN: Kitabın ilk baskısının adı “Dersim’in Delileri”ydi. Daha sonra Dersimlilerden gelen eleştiriler üzerine ikinci kitabın adını “Dersim’in Divane Delileri” olarak değiştirdik. Genel olarak Dersimlilerden, bütün okurlardan ve edebiyat çevrelerinden olumlu eleştiriler aldığımızı söyleyebilirim.

     “Dersim’in Deli Divaneleri”ni senaryolaştırıp sinemaya aktarma düşüncesi nereden doğdu?

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Bu kitapla ilgili duyumlarım vardı, fakat ilk olarak, Nurettin Aslan ile ortak bir arkadaşımızın bu kitabı bana ulaştırması üzerine okudum ve çok ilgimi çekti. Daha sonra da detaylı olarak üzerinde çalışmaya başladım. Sosyal bir yaraya parmak basan bu kitabın sinemaya aktarılması gerektiğine karar verdik ve senaryosunu yazmaya başladım. Kitabın içinde birçok farklı kişi ve hikaye var. Kitaptan esinlenerek yazdığımız senaryoda deli ve divanelik olgusunun yanında yurt dışında da çekimlerimiz olacak ve burada da mültecilik olgusunu da işliyoruz.

    Bir sinema yönetmeni ve senarist olarak deli ve divanelik olgusunu nasıl tanımlıyorsunuz?

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Delilik dediğimiz kavram, modern hayatın ya da modern aklın bize dayattığı bir olgudur. Kapitalizmle birlikte modern akla dayalı sistemler kurulduktan sonra genellikle “ehlileşmiş” ve kendine  bağımlı toplumları yaratma çabası içinde olmuştur. Kentleşme ve sanayileşme ile birlikte gördüğümüz cafcaflı yaşamın arka planında ise gettolaştırılmış, ötekileştirilmiş yığınlarca insan olduğunu görüyoruz.  Bu filmde modern aklın bize dayattığı yaşamın aynı zamanda bu deli divane dediğimiz insanlara nasıl yaklaştığını ele almaktayız. Kentleşme ve modernitenin ürettiği aklın deli diye niteleyerek tımarhanelere tıkarken, Dersim’de bu insanlara derviş gözüyle bakılıyor ve  kutsanıyor. Tabii ki bu durumda Dersim’in kadim kültürü ve Alevi inancının da önemli bir etkisi vardır. Biz Bu filmde aynı zamanda, modern akılla Dersim’deki bakış açısı arasındaki farkı da ortaya koyacağız.

    Bu filmin çekimleri nerelerde yapılacak?

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY:  Filmin bir bölümü Almanya’nın Stuttgart ve Berlin kentlerinde, İstanbul’da ve filmin yüzde sekseni Dersim’de çekilecek.

    Genel dünya sinemasına baktığımızda delilik olgusunun sinemanın önemli bir figürü olduğunu görüyoruz.

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Delilik konusu sinemada da edebiyatta da ilgi uyandıran bir olgudur. Sinema bir sanat dalı olmasının yanında önemli yatırımların yapıldığı bir sektördür aynı zamanda. Sermayedarlar para kazanmak uğruna ilgi çeken konuları olumlu ya da olumsuz anlamda abartarak beyazperdeye yansıtmak ister. Bana göre deli olarak nitelendirilen insanların toplumun diğer bireylerinden bir farkı yoktur ve hatta zaman zaman toplum ortalamasının biraz daha üzerinde konumlanabildiklerini gözlemleyebiliriz. Diğer bir yandan şu soruyu da kendimize sormamız gerekiyor: Kriminal suç işleyenlere baktığımız zaman faillerinin kaç tanesi deli diye nitelendirilen insanlardan oluşmaktadır?

    Şu aşamada “Suya Yazılmış Zaman” filminin altyapı çalışmaları devam ediyor, biraz da filmin hazırlık aşamasından bahseder misiniz?

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY:  Filmin senaryosu tamamlandı ve filmde rol alacak oyuncular büyük oranda belirlendi. Altyapı çalışmalarını devam ettiriyoruz ancak pandemiden dolayı büyük kısıtlamalar içindeyiz. Rahat seyahat edememe ve pandemiden dolayı ekip olarak bir araya gelememe sıkıntısı yaşıyoruz. 2021 Haziran’ında filmin startını vermek istiyoruz. Eğer çok olumsuz koşullar karşımıza çıkmazsa bu filmin Ekim 2021 tarihinde vizyona girmesini planlıyoruz. Tabii ki bağımsız sinema yaptığımız için de finansal altyapısını da oluşturmaya çalışıyoruz.

    Sinema pahalı bir sanat dalı, finansal altyapısını nasıl oluşturuyorsunuz, bu konuda toplumdan veya ilgili kurumlardan bir talebiniz var mı?

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY: Biz bu filmi herhangi bir sinema şirketinin yapımcılığında çekmiyoruz. Tamamen bir “bağımsız sinema” filmi şeklinde ve kendi imkanlarımızla çekmek istiyoruz. İlgi duyan kurumların ve insanların desteği ve sponsorluğunda çekmeyi planlıyoruz. Bu anlamda kurumlarımızın ve dostlarımızın da maddi ve manevi anlamda desteğine ihtiyacımız var.

    NURETTİN ASLAN: Bu projemizi sadece bir sinema filmi olarak düşünmemek lazım. Biz bu kadim toprakların kadim inancı boyutunda bir pencere açmak istiyoruz. Bu aynı zamanda Dersim’in uluslararası alanlarda da tanınması için önemli bir pencere açılacaktır. Bu anlamda tüm Dersimli ve Dersim dostlarının maddi manevi katkısına ihtiyacımız olduğunu da belirtmek isterim.

     MUSTAFA DİYAR DEMİRSOY

    Urfa’nın Suruç ilçesine bağlı Atlılar ( Xerabé i Xelil ) köyünde 1976 da doğdu. Çocuk yaşta ailesi ile birlikte mevsimlik işçi olarak Adana’ya taşındı. Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü‘nü bitirdi. Adana’da yerel bir televizyonda Genel Yayın yönetmenliği yaptı ve farklı gazete ve dergilerde röportajları yayınlandı. İstanbul’da bir süre öğretmenlik de yapan Demirsoy üniversitede başladığı tiyatro çalışmalarını 2002’de bir televizyon dizisi ile devam ettirdi. Birçok televizyon dizisi ve sinema filminde oyuncu olarak rol aldı. Daha sonra senaryosunu yazıp yönettiği ilk uzun metraj sinema filmi ‘Adressiz Sorgular’ı çekti. Birçok uzun metraj filme yapımcı, senaryo, yönetmen ve oyuncu olarak imza attı. Dönem dönem bazı sitelerde edebî yazıları da yayınlanmakta olan Demirsoy’un Esmer Zamanlar isimli romanı da yakında okuyucuya sunulacak.

    NURETTİN ASLAN

    1965 yılında Dersim’in Hozat ilçesi Pakıra köyünde doğdu. 16 yaşında tutuklanarak bir yıla yakın cezaevinde kaldı. Sonraki yıllarda tekrar tutukluluk ve cezaevi kaldıktan sonra 1990 yılında yurt dışına çıktı. 25 yıldır Almanya’dadır. Uzun yıllar ikinci başkanlığını yürüttüğü Avrupa Dersim Dernekleri Federasyonu Eşbaşkanıdır. Dört romanı ve bir şiir kitabı bulunuyor.

    Abidin ÇETİN/ İSVİÇRE

  • Yönetmen Öz: Dersim 38, bir fiziki soykırım ve aynı zamanda bir kültür ve dil kırımıdır

    Yönetmen Öz: Dersim 38, bir fiziki soykırım ve aynı zamanda bir kültür ve dil kırımıdır

    PİRHA- Yönetmen Kazım Öz, Dersim 38’in sadece bir fiziki soykırım değil aynı zamanda bir kültür ve dil kırımı olduğuna dikkat çekti. Öz, “Son 20-30 yılda Dersim 38 çok konuşuldu, edebiyat ve tarihsel araştırma alanlarında belli bir yol da alındı ama olayın boyutu ile ortaya çıkan ürünler arasında büyük bir uçurum var. Dünya da bu konuda henüz çok fazla bilgi sahibi değil” dedi.

    4 Mayıs 1937 yılında TBMM’de Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı ‘Dersim Tenkil Kararları’ adlı kararname sonucu on binlerce insan yaşamını yitirdi ve başka yerlere sürgün edildi.

    Dersim halkının “Tertele” dediği katliamda, resmi rakamlara göre 1937’de bin 737, 1938’da ise 6 bin 868 kişi katledildi. Ancak, tarih araştırmacıları ve birçok kaynağa göre katliamda aralarında binlerce çocuk, yaşlı, kadın olmak üzere 70 bin kadar insan katledildi. On binlerce kişi sürgün edildi, ailelerinden alınan kız çocukları ise askerlere verildi.

    Yaklaşık 2 yıl boyunca yaşanan katliamın ve katliamdan geriye kalan acı hikayelerden ortaya çıkan roman, öykü, müzik, şiir, sinema bu yaşanmışlığın ne kadarını yansıtabildi?

    Dersim Katliamını ve sinemayı yaptığı filmlerle bir çok ödül almış senarist-yönetmen Kazım Öz’le konuştuk.

    DİREN KESER- 4 Mayıs 1937’de başlayan ve hala etkisi devam eden “Dersim Tertelesi”nin 83’ncü yılındayız. Bu süreci nasıl okuyorsunuz?

    KAZIM ÖZ-Dersim 38 bir soykırımdır. Soykırımların etkisi yüzlerce yıl devam eder. Bir toplumun tarihinde en büyük kırılmalar soykırımlardır. Kaldı ki Dersim 38 sadece bir fiziki soykırım değil aynı zamanda bir kültür ve dil kırımıdır. Kuşaktan kuşağa devam eden ciddi etkileri vardır. Korku, öfke, inkar duyguları kuşaktan kuşa devam edecektir.

    Geçen sürede bir yüzleşme gerçekleşemedi. Sizce bunun nedeni nedir?

    Birinci nedeni Dersimlilerin büyük bir kısmının bu soykırımı bilince çıkaramaması, ikinci nedeni de soykırımın yaşandığı dönemdeki devlet zihniyetinin geçen yıllara rağmen ciddi bir değişime uğramamasıdır.

    Sanat bu yüzleşmenin bir aracı olmaz mıydı?

    Sanat, hukuk veya bilim elbette bu yüzleşmenin bir aracı olabilirdi ancak olamadı. Bunun nedeni bu kavramların da iktidarların uyguladıkları politikalardan pay almış olmasıdır. Günümüzde ‘demokrasi’ veya ‘barış’ gibi kavramlar nasıl kirlendilerse, hatta bu kavramlar tam tersi anlamlarına denk gelecek şekilde nasıl kullanıldılarsa ‘sanat, hukuk ve bilim’ de aynı biçimde roller üstlendiler. Son elli yılda dünyadaki devletlerin yaptığı tüm operasyonların (yani savaş) ismine bakın içinde mutlaka ‘barış’, ‘huzur’, ‘demokrasi’ kavramlarını göreceksiniz.  Böyle bir ortamda sanat üretimi, suya sabuna dokunmayan, sadece bir eğlence aracı olarak var olan, hatta politikanın kötü bir uzantısı olabilen örneklerle dolup taştı. Doğru örnekler hem çok az hem de sistemin dışında kaldıkları için topluma ulaşmada ciddi sorunlar yaşadılar.

    Dersim Katliamı’nın sinemaya yansıması nasıl?

    Dersim soykırımı sinemaya yok denecek kadar az yansımış durumdadır. Son 20-30 yılda Dersim 38 çok konuşuldu, edebiyat ve tarihsel araştırma alanlarında belli bir yol da alındı ama olayın boyutu ile ortaya çıkan ürünler arasında büyük bir uçurum var. Dünya da bu konuda çok fazla bilgi sahibi değil henüz.

    Son filminiz olan ZER’de Dersim 38 Katliamı’nın günümüze yansımalarını bir şarkı üzerinden gerçekleştiriyorsun. Dersim’de yaşananları anlatan filmlerin daha fazla yapılması için ne yapılmalı?

    Sinema, güzel sanatların diğer alanlarına göre çok daha zor ve kolektif bir iş. Birçok alanı içinde barındıran bir disiplin olarak sinema; edebiyat, ekonomi, teknoloji vb alanların gelişmişlik düzeyi ile bağlantılı olarak ilerliyor. Daha fazla üretim için bu alanların dayanışmasına ihtiyaç var. Ayrıca seyircinin de büyük desteğine ihtiyaç var. Seyirci bu konuları işleyen filmleri talep etmeli ve desteklemeli.

    Korona günlerinde neler yapıyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?

    Çekimlerine başladığımız ‘Bir kar tanesinin ömrü’ isimli filmimiz salgından dolayı yarım kaldı. O proje ile uğraşıyorum. Bir yandan başka eserler okuyorum ve izliyorum.

    Kazım Öz Kimdir?

    Yıldız Teknik Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği eğitimi gördü. Daha sonra Marmara Üniversitesi’nde Sinema Yüksek Lisans eğitimi gördü. 1992 yılında Teatra Jiyana Nu da bir süre yönetmen olarak çalıştı. Daha sonra Yapım 13&Mezopotamya Sinema’ın kurucularından biri oldu ve uzun yıllar orada çalıştı. Yönetmenliğinin yanı sıra senaristlik ve yapımcılık da yapmaktadır.

    Sinema film: Fotoğraf (2001) Uzak / Dur (2005) Fırtına / Bahoz (2008) Bir Varmış Bir Yokmuş / He Bû Tune Bû (2014) Zer (2017), Toprak / Ax (1999)

    Belgesel: Çınara Spi, Son Mevsim: Şavaklar / Demsala Dawî: Şewaxan (2009)

    Diren KESER/MERSİN

     

     

  • MEB talimat verdi: ‘Türkler Geliyor’ filmine tüm öğrenciler götürülsün

    MEB talimat verdi: ‘Türkler Geliyor’ filmine tüm öğrenciler götürülsün

    MEB, il milli eğitim müdürlerine talimat göndererek ilk ve orta dereceli tüm okullardaki öğrencilerin, “milli bilinç” kazandırılması amacıyla “Türkler Geliyor/Adaletin Kılıcı” filmine götürülmesini istedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 81 ilin Milli Eğitim Müdürü’ne yazılı talimat göndererek görme-işitme-zihinsel engelliler okullarının da aralarında yer aldığı ilk ve orta dereceli tüm okullardaki öğrencilerin, “milli bilinç” kazandırılması amacıyla “Türkler Geliyor/Adaletin Kılıcı” filmine götürülmesini istedi.

    Bozdağ Film Yapımcılık, film vizyona girmeden bir  gün önce 16 Ocak 2020 tarihinde MEB Yenilik ve Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğü’ne verdiği dilekçesinde, 17 Ocak’ta vizyona girecek olan filmin, Diriliş Ertuğrul, Kut’ül Amare, Yunus Emre, ‘Aşkın Yolculuğu’ yapımları gibi Türkiye’de ve dünyada milli ve kültürel değerleri diriltmeyi hedefleyen bir başyapıt olduğunu iddia etti.

    Filme, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın da destek verdiği, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bağlı yurtlarda da gösterime sunulduğu belirtilerek, ilk ve orta dereceli okullardaki öğrencilere filmin tavsiye edilmesi talep edildi.

    10 YAŞ ALTINA YASAK

    Sözcü’den Sultan Uçar’ın haberine göre; Kültür ve Turizm Bakanlığı Yerli Sinema Eserlerine İlişkin Kayıt Tescil Belgesinde Türkler Geliyor Adaletin Kılıcı adlı filmin 10 yaş altı için uygun olmadığı, ‘şiddet-olumsuz örnek’ içerikleri nedeniyle 13 yaş üzerinin ise aile kontrolünde izlenebileceği izni verilmesine rağmen MEB’in 6-11 yaş grubunun eğitim gördüğü ilkokullara da filmin izletilmesini önermesi dikkat çekti.

    Yapımcı Mehmet Bozdağ, 2015 yılının Sanat Markası Ödülü’nü AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın elinden almıştı.

     

  • Şeyh Bedreddin’in hayatı film oluyor

    Şeyh Bedreddin’in hayatı film oluyor

    Şeyh Bedreddin’in hayatı film oluyor. Suavi, Bülent Emrah Parlak ve Gülsün Odabaşı rol alacak.

    Şeyh Bedreddin İsyanı film yapılacak. Şeyh Bedreddin’i müzisyen Suavi’nin canlandıracağı filmde Börklüce Mustafa’yı tiyatrocu Bülent Emrah Parlak canlandıracak.

    Filmin yapılacağını ilk olarak müzisyen sanatçı Suavi, Twitter hesabından yaptığı paylaşım ile duyurdu ve başrolü oynayacağını kaydetti.

    Independent Türkçe’den Ali Kemal Erdem‘in sorularını yanıtlayan Suavi, film teklifinin ilk defa 2018 yılının ekim ayında getirildiğini belirterek süreci şöyle anlattı:

    “Henüz ana karakterler belirleniyordu ve Şeyh Bedreddin karakterini benim canlandırmam istendi. Genel kültür anlamında zaten Şeyh Bedreddin’e ait yüklüce bir bilgiye sahiptim. Bu nedenle öneri geldiğinde çok etkilenmiştim. Çünkü önemli, heyecan verici ve cesur bir çalışmanın ana unsurlarından birisi olacaktım. Bu bile başlı başına değerli bir kazanımdı.”

    Suavi, canlandıracağı Şeyh Bedreddin ile alakalı olarak “Şeyh Bedreddin benim için hakikati, biat etmemeyi, cesareti, eşitlik ve adalet arayışını ve dahası kibirsizliği ifade etmektedir” diye konuştu.

    Filmin fikir babası ve hikayenin sahibinin Ali Şahin’in olduğunu kaydeden Suavi, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bu proje en başından beri üç kişilik kurucusu olan bir “Kolektif” çalışması. Adı ‘İşçi Sinema Kolektifi.’ Yani bu projenin öncüsü Kolektif. Ali Şahin kurucu üç üyeden birisi. Filmin senaryosu ise Ruges Kırıcı ve Yusuf Çetin’e ait. Senaryo doktoru ve yönetmeni ise Hasan Alak arkadaşımız.”

    BÖRKLÜCE MUSTAFA’YI BÜLENT PARLAK CANLANDIRACAK

    Suavi’nin verdiği bilgiye göre filmde kamuoyunun yakından tanıdığı sanatçı ve oyuncular da yer alacak. Şeyh Bedreddin’den sonra isyanın en önemli ismi olan Börklüce Mustafa’yı tiyatrocu Bülent Emrah Parlak’ın oynayacağını belirten Suavi, Orhan Alkaya, Mazlum Çimen, Sermet Yeşil, Ruges Kırıcı gibi bilinen isimlerin de filmde rol alacağını söyledi.

    ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE SİNEMALARDA

    Suavi, eğer ciddi bir sorun yaşanmazsa çekimlerin Mayıs ayında başlayacağını ve 18 Aralık 2020’de yani Şeyh Bedreddin’in ölüm yıldönümünde vizyona gireceğini söyledi.

    EDİRNE, SİVAS, İZMİR VE BİLECİK’TE ÇEKİLECEK?

    Suavi, film sahnelerinin Edirne, İzmir, Sivas ve Bilecik’te çekileceğini belirterek, sözlerini şöyle devam ettirdi:

    “Ana plato Edirne’de kurulacak. Edirne Büyük Şehir Belediyesi’de bu projenin bir bileşeni olarak destek ve katkılarda bulunacak. Ve film tamamlandığında bu plato; kültür ve turizm amaçlı olarak Edirne Büyükşehir Belediyesi’ne bırakılacak.”

    Bu projenin bir diğer önemli yanının da Türkiye’de kooperatif film üretimde bir ilk olması olduğunu söyleyen Suavi, “Çünkü bu projede kolektif anlayış gereği birden çok bileşen-destekçi kurumlar ve iş insanları da olacak. Ama projenin resmi muhatabı olarak da İmece Film imzası taşıyacaktır” diye konuştu.

    Suavi, projeyle ilgili beklentisini de şöyle açıkladı:

    “Umudum ve beklentim odur ki bu çalışma asıl amacına ulaşsın ve ilk hedefi olan Şeyh Bedreddin’i ve Hakikati ortaya çıkarsın. Hem hedefini yakalasın ve hem de genç kuşaklar için öğretici, heyecan, ilgi yaratıcı, daha da iyi çalışmalar için motive edici bir işlevi olsun.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘End Game’ Dünyanın en çok gişe yapan filmi oldu

    ‘End Game’ Dünyanın en çok gişe yapan filmi oldu

    PİRHA – Disney ve Marvel Cinematic Universe’in ortak yapımı süper kahraman hikayelerinin anlatıldığı Avengers: Endgame filmi sinema tarihinin en çok gişe yapan filmi oldu.

    Avengers: Endgame, yönetmen James Cameron’ın Avatar filminin 10 yıldır devam eden rekorunu kırdı.

    Avengers: Endgame’in cuma günü açıklanan dünya genelinde toplam gişesi 2 milyon 789 bin dolardı. Örümcek Adam, Demir Adam, Hulk, Karınca Adam, Kaptan Marvel, Karadul gibi kahramanların anlatıldığı film haftasonu gişesi öncesi Avatar’ın 500 bin dolar gerisindeydi.

    Geçtiğimiz haftasonu Endgame’in dünya genelinde 2.8 milyon gişe yapmış olması Marvel’in Başkanı Kevin Feige’e ‘dünyanın en çok gişe yapan filmi’ açıklamasını yapmaya sebep oldu.

    Feige, Amerika Birleşik Devletleri’nin San Diego şehrindeki Comic Con etkinliğinde Endgame’in Avatarı geçerek dünyanın en çok gişe yapan filmi olduğunu söyledi.

    Disney Studios’un Eşbaşkanı Alan Horn, “Avengers: Endgame’i bu tarihi zirveye taşıyan tüm hayranlarına ve Marvel Studios ile Walt Disney Studios’un ekiplerine büyük tebrikler.” dedi.

    Avengers Endgame nisan ayında gösterime girdikten sonra 1.2 milyar dolar ile tüm zamanların en iyi açılış gişesi yapan film de olmuştu.

    Endgame haziran ayında ise altı dakikalık yeni görüntüler eklenmiş versiyonuyla yeniden gösterime girdi.

    Geçtiğimiz Mart ayında 21st Century Fox’u satın alan Disney en çok gişe yapan ikinci film Avatar’ın da sahibi. Disney bu satın almanın ardından dünya genelinde en çok gişe yapan ilk 10 filmden 7’sini elinde bulunduruyor.

    PİRHA / ANKARA

  • ‘Bedreddiniler’ filminin çalışmalarına bugün yapılan söyleşi ile başlandı-VİDEO

    ‘Bedreddiniler’ filminin çalışmalarına bugün yapılan söyleşi ile başlandı-VİDEO

    PİRHA- İşçi Filmleri Kollektifi çekeceği uzun metrajlı Şeyh Bedreddin filmini, düzenledikleri bir söyleşiyle başlattı.

    İşçi Filmleri Kollektifi Şeyh Bedreddin isyanını konu alan “Bedreddiniler” filminin tanıtımı için söyleşi düzenledi. Ortak Yaşamı Geliştirme Vakfı’nda düzenlenen söyleşide filmin senaryosu hakkında bilgi veren senaristler senaryoyu yazarken yazılı Şeyh Bedreddin kaynaklarının az olmasından yakındı.

    Filmin hikayesi 4 ayrı dönemde geçiyor. 4 ayrı dönem tek bir hikayede birleştirilmiş. Filmin senaryosuna 4 yıl önce başladıklarını söyleyen senaristler film için çeşitli siyasi, toplumsal kurum ve kuruluşlarla görüştüklerini ve filmi kollektif bir şekilde yapacaklarını duyurdular. Filmin İzmir ve Diyarbakır’da çekilmesi planlanıyor.

    Söyleşinin ikinci bölümünde ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, tarihçi Ayşe Hür ve tarihçi Hasan Ateş söz aldı.

    İlk olarak söz alan tarihçi Ayşe Hür, Şeyh Bedreddin’in hikayesini anlatan herkesin onu Tomas More, Campanella, Agust Comt, Luther gibi kişiliklere benzettiğine dikkat çekti.

    “DİNLER VE DEVRİMLER YARIM KALMIŞTIR”

    İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “Şeyh Bedreddin öteki İslam tarihinin bir parçasıdır” dedi. Tarih yazımında hiç kimsenin tarafsız olmadığını belirten Eliaçık, “Bu topraklarda arkasında kral, padişah hükümdar olmayan hiçbir fikir, din yayılmamıştır. Tarihte hiçbir din başarılı olmamıştır. Dinler ve devrimler yarım kalmıştır. Devrimler gerçekleştikten sonra kendini yok ederler. Yok etmezse devletleşmiş olur” diye ifade etti.

    BAGİ: DEVLETE BAŞKALDIRAN MÜSLÜMAN

    Şeyh Bedreddin’in çıplak asıldığını söyleyen Eliaçık, “Şeyh Bedreddin bagidir Osmanlı Devleti’ne göre. Bagi, devlete isyan eden Müslümanlar demektir. Malı haram kanı helal fetvası bu nedenle verilir. Hallacı Mansur ve Nesimi hakkında da aynı fetva verilmiştir. Şeyh Bedreddin bu yüzden çıplak asılmıştır” diye konuştu. Eliaçık, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “PEYGAMBER ZAMANINDA CAMİ YOKTU”

    “Şeyh Bedreddin Selçuklu soyuna dayandırıyor kendini. Osmanlı’nın kadısı olacak şekilde bir eğitimden geçmiş bir kadının oğlu. Mısır’a gitmiş. Şeyh Bedreddin’in düşüncesini şekillendiren iki şey vardır. Bursa’da bir Yahudi’nin yakılmasına şahit oluyor. Onun savunduğu görüş her üç din adına açılmış olan tapınakların rahiplerini rahatsız ediyor çünkü. Diyor ki bir insanın her üç tapınağa gitmesi de caizdir. Tanrı hepsindedir. Dinlerin eşitliğini avunuyor. Dinlerin birbirinden farkı yoktur. Hatta tapınakların tanrıya ulaşmada engel olduğunu söylüyor. O Yahudi yakılınca Bedreddin travma geçiriyor… İslam tarihinde muhalif akımların hepsi dinlere hoşgörüyle yaklaşmıştır. Ama saltanatlar tapınak kurarak ‘buraya geleceksiniz’ demişlerdir. Camiler peygamber zamanında yoktu. Sadece Cuma hutbelerinde cemaat toplanırdı.”

    BEDREDDİN ULUS DEVLET ANLAYIŞI İÇİN NEDEN TEHLİKELİDİR?

    “Bu film halk kitlelerine Bedreddin şahsında başka bir Müslümanlığın olduğunu, bunu Alevilerin anladığı Rıza Şehri ile Diyarbakır’daki Mazlumların anladığı başka bir ülkeyle mümkün olabileceğini gösterirse başarılı olur” diyen Eliaçık, Şeyh Bedreddin’in egemenler tarafından enden tehlikeli olarak görüldüğünü şöyle açıkladı:

    “Bedreddin, bu topraklara egemen olan ulus devlet anlayışı için tehlikelidir. Şeyh Bedreddin Müslümanlıktan, Türklükten, Sünnilikten geliyor. Bu yüzden devlet ve ulus kimliği açısından çok tehlikelidir.”

     TARİH YAZIMINA KÖYLÜLER İLK DEFA GİRİYOR

    Son olarak söz alan tarihçi Hasan Ateş, Bedreddin’i önemli kılan şeyin sünni din aliminin eylem adamına dönüşmesi olduğunu belirtti. Bedreddin isyanıyla birlikte sıradan köylülerin Osmanlı tarih yazımına girdiği için Türkiye tarih yazımı açısından önemli olduğuna dikkat çeken Ateş, “Osmanlı toplumunun sınıfsal yapısını deşifre eden bir şey var burada” dedi.

    Börklüce ile ilgili Nazım Hikmet’in şiirinden başka yakın geçmişe kadar bilinen herhangi bir şey olmadığını dile getiren Ateş, Radi Fiş’in romanında Börklüce’yi, savaştan yorulmuş bir kazasker olarak tasvir ettiğini ancak sıradan bir köylü olmadığını yazdığını aktardı.

    Bedreddin ve Börklüce’nin egemen devlet algısının kırılmaya uğramasını sağladığını söyleyen Ateş, Bedreddin ayaklanmasının ahalinin kendi hayatı üzerinde söz söylemeye başladığını gösterdiğini belirtti.

    Panel soru-cevap bölümüyle devam etti.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Yönetmen Öz: İktidar çıkardığı sinema yasasıyla üretimi kontrol altına almaya çalışıyor- VİDEO

    Yönetmen Öz: İktidar çıkardığı sinema yasasıyla üretimi kontrol altına almaya çalışıyor- VİDEO

    PİRHA- Mevcut iktidar tarafından çıkarılan sinema yasasıyla birlikte mevcut üretimlerin kontrol altına alınmak istendiğini kaydeden Zer’in yönetmeni Kazım Öz, iktidarın sanat üzerindeki baskısının giderek arttığının altını çizdi. Öz, film gösterimi yapacak salon bulamamalarını da örnek gösterdi. 

    Yönetmen Kazım Öz’ün çektiği ‘Beyaz Çınar’ belgeseli İzmir Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde izleyici ile buluştu. AKP hükümetinin özellikle sanata yönelik yaptırımlarının arttığı bir dönemde salon bulmak neredeyse zor. Özellikle Kürt sanatına ilişkin yapılan filmlere yönelik sansür sürerken, yapılan politik filmlerden dolayı gözaltıların gittikçe arttığı bir dönemden geçiyoruz.

    “FİLMLERİ GÖSTERMEKTE SALONLARIN OTO SANSÜRÜ OLUYOR”

    Bu gözaltıları yaşayan yönetmen Kazım Öz de son zamanlarda gözaltının ardından denetimli serbestlik ile imzaya bağlı yaşadığını belirterek sanat ve sanatçıya yönelik baskıya dikkat çekti. PİRHA’ya kısa değerlendirmelerde bulunan Öz, Beyaz Çınar belgeselini iki yıl önce bitirdiğini ancak Türkiye’de bu tür alternatif sanatın dağıtım sorununun olduğunu belirtti.

    Salon bulmakta çektiği zorlukların altını çizen Öz, “En başta solon bulmakta zorlanıyoruz. Diğer yönüyle çeşitli siyasi engeller oluyor, bu filmleri göstermekte salonların oto sansürü oluyor. O açıdan seyircilerimize ulaşmakta gecikiyor ve zorlanıyoruz. Ama sonuçta öyle ya da böyle kitleye ulaşıyoruz.” dedi.

    “FİLMLERİN İZLEYİCİ İLE BULUŞMASI İKTİDARIN İNSAFINA KALDI”

    Özellikle son yıllarda siyasi atmosferin yarattığı ortamda Kürtçe ya da Kürtlerle ilgili sanat ve bunun dağıtımını yapmanın giderek zorlaştığına dikkat çeken Yönetmen Kazım Öz, iktidarın sanat üzerindeki baskısının giderek arttığının altını çizdi.

    Yapımcılar ve dağıtımcılar arasından yaşanan krizin sinema yasasıyla noktalandığına dikkat çeken Öz, son olarak çıkarılan sinema yasası ile birlikte yaptıkları filmlerin gösterilip gösterilmeyeceğinin iktidarın insafına kalacağını belirterek şöyle devam etti:

    “Çeşitli gözaltılar oluyor, davalar açılıyor, en küçük bir ifade özgürlüğüne tahammül gösterilmemiş oluyor. En son çıkan sinema yasasıyla yasal olarak hareket etmemiz imkansız hale geliyor. Çıkardığımız filmlerin kitleye ulaşması sadece iktidarın insafına kalıyor. Bu da önümüzde ki dönemde sanat üretimini ciddi şekilde etkileyecek.

    Yapımcılar ve dağıtımcılar arasında bir kriz patlak verdi. Mısır üzerinden gelişen bir kriz. Ama bu kriz nedense bir sinema yasasıyla noktalandı. Bu sinema yasasının içeriğine baktığımızda oldukça antidemokratik bir yasa. İçinde bir takım olumlu yanlar da var ama temelde baktığımızda bizim gibi film çeken yönetmen ve yapımcılar açısından oldukça zor bir dönemi işaret ediyor.

    “TÜRKİYE’DE SANAT KENDİ İÇİNDE BİR MUHALEFET TAŞIYOR”

    Örnek olarak; bir filmin gösterime girip girmeyeceğini sekiz kişilik bir kurul ama en az dört kişisi direk hükmet tarafından atanmış insanlar tarafından belirleniyor. Tabi ki bu hiçbir demokratik ülkede olmayacak bir şey. Burada bu uygulamaya çalışılıyor ama bunun da fiiliyatta işleyeceğini düşünmüyorum. Çünkü Türkiye’de sanat kendi içinde bir muhalefet taşıyor, değerli sanatçılar var, oyuncular var, yönetmenler var. Demokratik bir mücadeleyle bunu düzelteceklerine kendi üretimlerine devam edeceklerine inanıyorum.”

    “SANATÇILAR İMZAYA BAĞLI YAŞIYOR”

    Çıkarılan sinema yasasıyla mevcut üretimlerin kontrol altına alınmak istendiğini kaydeden Öz, asıl hedefin aykırı sesleri kısmak olduğu bunu da çıkardığı yasa ile yasal hale getirdiğini belirtti.

    Türkiye’de 25 yıldır sanat yapan Kazım Öz, yaptığı işlerden dolayı çoğu kez de gözaltına alındı. Hatta ilk gözaltısı 1999 yılında çektiği Ax (Toprak) kısa filmiyle başladı. Ax kısa filminin tamamının yasaklandığını kaydeden Öz, “27 dakikalık bir filmdi ama neredeyse Anayasa’nın 27. maddesini ihlalden tuhaf bir dava açılmıştı. Ondan berat etmiştim” dedi.

    “TOPLUM CENDEREYE ALINMIŞ DURUMDA”

    Bu gözaltıların sadece kendisine yönelik olmadığını bütün olarak sanatçılara yönelik bir politika olduğunu vurgulayan Öz, bir çok sanatçının imzaya bağlı yaşadığını belirtti. Öz, “Bir şekilde susturma ya da iktidarın istemediği konulara girmeme, onların ölçüleri doğrultusunda sanat yapmayı zorlayan bir süreç. Bu gözaltılar da buna bağlı. Bir çok sanatçı gözaltına alındı ve imzaya bağlı yaşıyor. Ben iki haftada bir imza veriyorum. Yani bir anlamda toplum buna sanatçılar da dahil cendereye alınmış durumda. Sürekli gözaltı psikolojisine itilmiş durumda. Bu Türkiye’nin geleceği açısından sanatın geleceği açısından mevcut bölgede bulunduğumuz ülkede barış açısından kötü bir durum.” diye nitelendirdi.

    Son gözaltısının Türkiye’deki siyasi atmosferden kaynaklı olduğuna, Gezi olayları, siyaset akademileri gibi çeşitli protesto gösterilerine ve telefon konuşmalarına dayanan bir iddianame hazırlandığını belirten Kazım Öz, 20 yıldır sinema yapan birinin bu gerekçelerle suçlanmasının politika olduğuna dikkat çekti.

    “DAHA ÇOK YAZMALI, ÇEKMELİ VE YÖNETMELİYİZ”

    Baskılara karşı her koşulda demokratik mücadele vereceklerini belirten Yönetmen Kazım Öz, sanatçıların üretimlerini bulundukları döneme ya da bulundukları dönemin iktidarına göre belirlemediklerini belirterek, “Sanat kendiliğinden bir dışa vurumdur. En başta vicdani bir duruştur. Tersine iktidar baskısının arttığı bir dönemlerde sanat daha çok duyarlı hale geliyor. Daha çok yazmalı, çekmeli ve yönetmeliyiz” diye konuştu.

    YENİ FİLM YOLDA

    Kazım Öz son olarak yeni bir film üzerinde çalıştığının müjdesini vererek, bu çalışmanın bir yol hikayesi olduğunu söyledi. Öz, “Daha çok bir kırık aşk hikayesi ama politik bir meselenin tetiklediği bir kırıklık. Aynı zamanda bir kadın hikayesi yine bir coğrafi yolculuk.” dedi.

    İzmir’de yapılan ‘Beyaz Çınar’ belgesel gösterimden sonra Dersim Hozat’lı olan Nesimi Ateş de klarnet çalarak keyifli dakikalar yaşattı.

    Semra ACAR /İZMİR

     

  • Şeyh Bedrettin film projesi için dayanışma yemeği düzenlendi-VİDEO

    Şeyh Bedrettin film projesi için dayanışma yemeği düzenlendi-VİDEO

    PİRHA- İşçi Filmleri Kollektifi’nin, Şeyh Bedrettin’e ilişkin uzun metraj sinema film projesi için dayanışma yemeğine Alevi kurum temsilcileri, siyasetçi, yazar, aydın, sanatçıların yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.

    İşçi Filmleri Kollektifi, Şeyh Bedrettin’i merkeze alarak aydın, demokrat kişileri işleyecekleri film projelerine destek amacıyla İstanbul Okmeydanı’nda bulunan bir düğün salonunda dayanışma yemeği düzenledi. Yapılmak istenen film için destek çağrısında bulunuldu.

    Dayanışma yemeğine Alevi pirleri Celal Fırat ve Sefa Öztürk, Alevi aktivist Servet Demir, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlul’nun yanı sıra Mustafa Alabora, Eşber Yağmurdereli, Suavi, Ferhat Tunç, Ayfer Düzdaş, Sezai Sarıoğlu, Hasan Ali, Betül Arın ve çok sayıda sanatçı, oyuncu ile yazar katıldı. Suavi ve Ferhat Tunç’un düet yaptıkları gecede, Ayfer Düzdaş ve Hasan Ali de sahne aldı.

    Filme desteğe gelen Garip Dede Dergahı Başkanı Pir Celal Fırat, etkinliğe ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Şeyh Bedrettin’in insanlık tarihi açısından çok önemli bir yeri olduğunu söyleyen Fırat, “Fakat toplumsal olarak söylemleri, hayata bakışı gibi Şeyh Bedrettin ile ilgili bilgi yok. Sadece onu felsefi bir inanç çerçevesinde görmek de doğru değil. Her anlamda insanları uyandıran, beni kara toprak da değil hakkı anlamış insanların gönlünde arayın diyen biri. Şeyh Bedrettin eşi benzeri olmayan bir figür.” dedi.

    “GARİP DEDE DERGAHI OLARAK PROJEYİ DESTEKLİYORUZ”

    Celal Fırat sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Onun için bu çalışma çok önemli. Garip Dede Dergahı olarak aynı zamanda diğer kurumlarımızla birlikte etkin bir destek veriyoruz. Şeyh Bedrettin toplumla görüştürülmesi lazım. Bazı üst kademedeki olan insanların Şeyh Bedrettin’i çok etkin bir şekilde görüyor ve biliyorlar. Ama toplumun yüzde 80’i Şeyh Bedrettin ile ilgili fazla bir bilgiye sahip değil. O film buna vesile olacaktır. Aynı çerçevede senaryoyu yazan arkadaşlar ile görüştüğümüzde yoğun bir şekilde Alevilikle ilgili anlatımlar var. Biz emeği geçen herkese teşekkür ediyoruz. Toplumun uyanması için bu üzerimize atılmış kara toprağın kaldırılması açısından çok önemsiyoruz. Hak cümlenin yoldaşı olsun.”

    FERHAT TUNÇ: GELECEĞİMİZ VE KÜLTÜRÜMÜZ İÇİN BÜYÜK BİR KAZANIM

    Sanatçı Ferhat Tunç da, “Yaşanmış bir tarih ama bugün aktarılması konusunda elbette herkesin mutlaka orada düşünmesi gerekiyor. Olsaydı belki çok farklı bir Türkiye’de yaşıyor olacaktık. Ama gecikilmiş de olsa bir adım atılıyor bugün. Sinema kolektifinin bu anlamda attığı bu adımı çok önemsiyorum.” dedi.

    Tunç sözlerine şöyle devam etti

    “Tarihimiz çok köklü bir tarih. Şeyh Bedrettin de yüzyılların tarihi. Ama bugüne aktarılırken son yüzyılda bu topraklarda yaşananlar destansı direnişler mücadeleler belki de yarına ışık olabilecek şeylerdi bunlar. Yeteri kadar belki sinemaya aktarılamadı. Bu anlamda bu çalışmayı önemsiyorum. İleride umarım sonuç alıcı olsun. Evet zor bir dönem yaşıyoruz. Kısıtlı imkanlarımız var. Ama en zoru da öyle bir sistemde yaşıyoruz ki alternatif bir çalışma ortaya koyabilmek artık düşünen yazan insanlar şarkı söyleyen insanların daha çok baskılandığı bir süreç. Bu karanlıktan bir şey çıkar mı? Bu konuda cesaretli olmak lazım. Bugün bu cesareti seziyorum. Bu cesaretli bir adımdır. Bu anlamda bu çalışmaya gönül vermiş ve emek katacak olan bütün arkadaşlarımızı şimdiden kutlamak istiyorum. Umarım sonuç alıcı olur. Biz de elimizden gelen desteği sunacağız. Ben kutluyorum. Umutluyum. Bu tarihsel direnişi sinemaya uyarlayabilirsek bu geleceğimiz ve kültürümüz için büyük bir kazanım olacaktır.”

    PİRHA/İSTANBUL