PİRHA-Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü’nde uzun yıllardır cem tutulmadığını belirten Meryem Öncel, “Eskiden cem evimiz vardı. Yeni cemevi yapılacak denilerek yıkıldı. Şimdi yaz tatillerinde cuma günleri okul bahçesinde cemlerimizi yürütüyoruz” dedi.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü’nde yaşayan Meryem Öncel, uzun yıllardır köyde cem tutulmadığını söyledi.
“YENİSİ YAPILACAK DENİLEREK CEMEVİMİZ YIKILDI”
Öncel, “Eskiden köyde Alevi canlarımız ve yaşlılar çoktu. Şimdi yaşlılarımız yok. Eskiden köyde cemevimiz vardı. Yenisini yapmak için cemevini yıktılar” dedi.
Köylerinde bulunan ve kullanılamayan okulda cemlerini yaptıklarını belirten Öncel, “Şimdi okul yeniden açıldığı için cem yapamıyoruz. Cemevimizi muhtarlık yaptıracak” diye belirtti.
“KÖYÜMÜZDE DEDE YOK, İZMİR’DEN GELİYOR”
Köyde yaşlı nüfusun kalmadığını da kaydeden Öncel, “Gençlerimizin hepsi turizm sektöründe çalışıyor yaşlılar da azaldı. Köyümüzün dedesi yok, dedemiz İzmir’den geliyor. 1 hafta 10 gün kalıyor” diye belirtti.
Ayrıca muhtarın çağrısıyla okul bahçesine cem erkanı için toplandıklarını belirten Öncel, ”Muhtarımız sağ olsun. Çok mutlu oldum” ifadesini kullandı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi ve Finike Gökbük Köyü muhtarlığının katkılarıyla Hıdırellez etkinliği çerçevesinde Müzik dinletisi gerçekleştirdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi ve Finike Gökbük Köyü muhtarlığının öncülüğünde Hıdırellez kapsamında müzik dinletisi verildi.
Finike Gökbük Köyü’nde yapılan etkinliğe Alevi Sanatçı Dil Tengi ve Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Zakir Süleyman Demir katıldı. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte deyişler ve türküler seslendirildi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü’nde Hıdırellez Cemi gerçekleştirdi. Cemde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere karşı kurulan ucube bir kurum olduğu, hizmet yürüten dedelere, zakirlere, analara, babalara yapılan para teklifiyle Alevileri bölmeye çalışan bir yapı olduğu vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü muhtarlığının katkılarıyla yapılan Hıdırellez Cemine Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı katıldı.
Finike Gökbük Köyü’nde yapılan Hıdırellez Ceminde konuşan Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, “Alevilerde cem Hakk’a ulaşmak için yapılan bir ibadettir, bir ritüeldir. Biz Hakk âşıklarının nefeslerini dillendirerek telli kuranımızla (saz) çaldığımız havalandırdığımız nefesleri Hakk’a ulaştırırız. Okuduğumuz nefeslerin sonunda Hakk aşığının, Ulu ozanların deyişlerde isimleri geçtiğinde de sağ elimizin başparmağına niyaz eder gönlümüze koyarız. O sevgili canların bize anlatmak istediğini, bizi uyandırmak istediği o ışığı aldık kabul ettik demek içindir” dedi.
“ALEVİLER İÇİN CEMLER, HEM BİR İBADET HEM DE SORUNLARINI ÇÖZDÜĞÜ BİR MUHABBET YERİDİR”
Cem erkânlarının genelde cemal cemale yapıldığını belirten Yalıncakoğlu, “Herkesin birbirine şahit olabileceği birbirini görebileceği bir alanda yapılıyor. Bizim cem erkanlarımız aynı zamanda bir halk mahkemesidir. Aleviler ne Selçuklu’da ne Osmanlı’da kadının huzuruna gidip adalet dilememişlerdir. Alevilerin mahkemesi genelde birini kırdığınız zaman, kırılmış olan kişi genelde cemin başında meydana gelir burada razılık ister. İstekte olan canlarda gelir burada sıkıntısını dile getirirler. Aleviler kendi arasındaki sorunlarını kendi içinde çözerler” diyerek sözlerini tamamladı.
ALEVİLER YAPILAN ZÜLMÜN, KATLİAMIN NEDENİ EŞİTLİKÇİ BİR YAŞAMI SAVUNMALARINDADIR”
Yüz yıllardır Alevilere yapılan zulüm ve katliamların aslında sebebi Ehlibeyti, 12 imamları, İmam Hüseyin’i çok sevdiklerinden dolayı olmadığını vurgulayan Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, “Bizim tarlalarımız birlikte ekiliyor, hayvanlarımız birlikte otlatılıyor, birlikte yayılıyor. Toplanan bütün mahsuller eşit bir şekilde dağıtılıyor. Burada zengin fakir yok. Böyle bir yaşam, padişahın, Osmanlı’nın, Selçuklu’nun, Abbasilerin saltanatlarını sürmesine mani. Bu köyü düşünün. Bu köyün bütün arazisi birlikte ekilse, biçilse elde edilen ürün bütün halka dağıtılsa buradaki muhtara payı ayrılsa. Muhtar tarafından da gelen giden garibana fukaraya dağıtılsa herkes eşit bir şekilde yaşasa” dedi.
Alevi Bektaşiliğin eline, beline diline, eşine, aşına işine, özüne, sözüne sadık olmaktan geçtiğini belirten Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim muhabbet meydanlarında kendi özümüzü pişirerek, Hakk, Muhammet, Ali’nin katarına girerek, bu ele dile bele sahip olmak, benliği, kini, kibri bir kenara bırakıp, özümüzdeki Hakk ile darı didar olmanın mücadelesi olarak görmemiz gerekiyor” dedi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI UCUBE BİR SİSTEM”
MHP’nin desteğiyle AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi ve Başkanlığı diye bir ucube kurum kurulduğunu belirten Sazcı, “Bu kurum şimdi Alevi Bektaşi köylerinde, ocaklarında hizmet yürüten dedelerle, zakirlerle, analarla, babalarla iletişime geçip, para teklif ederek kendi tarafına çekiyor” dedi.
Alevi Bektaşilerin süreklerinde olmayan uygulamalara tepki gösteren Sazcı, “Bunlardan biri Kadir-i Hun cemi gibi hizmetleri ekletmeye çalışıyorlar. Bizim buna karşı durmamız gereken çizgi belli. Kadimden beri süre gelen o Hüseyin’i duruş dediğimiz İmam Hüseyin’in duruşu” ifadesini kullandı.
“Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın sarayına gidip de onun yağlı aşına kaşık çalanlardan dede olmaz, rehber olmaz, pir olmaz, mürşit olmaz. Talip olmadıktan sonra rehber, dede, pir, mürşit bunların hiçbiri olamayacağını, bunları göz önünde bulundurup ona göre Yol erkan hizmetlerimizi yürütmemiz gerekiyor.”
Hıdır Ellez ceminde, gülbenglerin okunmasının, deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA-Hakk’a uğurlamada ciddi bir biçimde asimilasyona uğradıklarını vurgulayan Yanyatır Ocağı talibi Veli Akın, uğurlamanın Alevi inancının usulüne göre yapılması gerektini söyledi. Akın, “Ömrü boyunca camiye gitmemiş bir canımızın Hakk’a yürüdüğü zaman cenazesinin camiye götürülmesi ve hocanın arkasına dizilmeleri ağrıma gidiyor” dedi.
Alevi toplumunda en çok asimilasyon Hakk’a uğurlamada yaşanıyor. Hakk’a uğurlama erkanı ile ilgili Yanyatır Ocağı talibi Veli Akın,PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.
“DEDEMİZ YOK, CİDDİ BİR ASİMİLASYON YAŞIYORUZ”
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı mahallelerde Hakk’a uğurlama noktasında ciddi asimilasyon yaşandığını belirten Veli Akın, “Bizim buralarda da cenaze kaldırma konusunda dede boşluğu olması ve kendi kültürümüze sırt dönmemizin bir neticesidir. Bu da zamanla kanıksandı ve kurumsallaştı” dedi.
Çekilen çilenin hep aynı olduğunu vurgulayan Akın, “Ömrü boyunca camiye gitmemiş bir vatandaşın Hakka’a yürüdüğü zaman cenazesinin camiye götürülmesi ve hocanın arkasına dizilmeleri ağrıma gidiyor” diye konuştu.
“HAKK’A YÜRÜME ERKANLARI ALEVİ USULÜNE GÖRE OLMALI”
Hakk’a uğurlama erkanlarının halkın anlayacağı dilden yapılması gerektiğinin de altını çizen Akın, “Cenaze kaldırmada Alevi erkan ve usulüne göre cenaze yakınlarına hitap etmek durumundayız. Temenniler, dilekler ne söylenecekse söylenmeli ve helallik alınmalı. Canımızın sırlanmasında anlamadığınız yabancı dilde Arapça, İngilizce de olsa aynı. Anlamadığım bir dil bana göre yabancıdır. Öyle bir dille bu işin yapılmasını son derece aykırı buluyorum” ifadelerini kullandı.
Kendi köyü olan, Elmalı ilçesine bağlı Akçaeniş köyünde Hakk’a yürüyen yurttaşların cenazelerini artık kendilerinin kaldırmaya başladığını belirten Akın, şunları kaydetti:
“Benim arkadaşlarım çok iyi temenni ve dileklerde bulunarak cenazeyi kendi başlarına kaldırmaya başladılar. Bu da bir aşamadır. Hakk’a yürüyen can musahip Yol ehliyse vakit dar olur o gün sırlanamazsa ve o gece evde kalacaksa onun için ölümle, inançla, ibadet ve kültürle alakalı bir şekilde 3 telli cura ile nefes alınır. Bazı köylerde delil uyandırılır ama ben kendi köyümde delili de görmedim.”
PİRHA- Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Semah Eğitmeni Soner Turgay Satılmış, Antalya Finike bölgesinde Alevilere ait olan Eren Baba, Bedir Baba gibi Türbe ve Ziyaretgahlara sahip çıkılarak, lokmaların buralarda paylaşılması çağrısında bulundu.
Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Semah Eğitmeni Soner Turgay Satılmış, Antalya iline bağlı Finike ilçesi Gökbük Köyü/Mahallesi’nde bulunan “Kayıp Erenler Ziyaretgahıyla ilgili bilgi verdi.
Satılmış, bölgede Eren Baba, Bedir Baba gibi birçok ziyaretgahın olduğunu, Alevilerin bu türbeleri çocuklarıyla birlikte ziyaret ederek erenlere, kültüre sahip çıkma çağrısı yaptı.
“Kayıp Erenler”in yurt edinmek için geldiklerini söyleyen Satılmış, şu bilgileri paylaştı:
“Gökbük Köyü/Mahallesi girişinde 2 tane Kayıp Erenler, ziyaretgahın bulunduğu yerde oturup muhabbet edip cem yaparlarken o esnada oradan geçen 2 kadın bacımız siz kimlersiniz? Burası sizin neyiniz? diye soruyor. Onlar da burası bizim yerimiz, yurdumuz, diyorlar.
“KAYIP ERENLER TÜRBESİ KAYBOLAN 2 ERENİN ADINA YAPILAN BİR ZİYARETGAH”
Belli bir zaman sonra bakıyorlar erenler kayıp. O yüzden de burada otururken kaybolan erenlere ‘Kayıp Erenler’ diyorlar ve bir süre sonra burası ‘Kayıp Erenler’in yeri yurdu haline geliyor. Burada daha önce bir ağaç ve taşlar vardı. Köyde bulunan canlarımız çerağ yakıyorlar, muhabbet ediyorlar. Tabii zamanla bu bir gelenek haline geldi. Çocuğu olmayanlar çerağ uyandırıyorlar, adaklar adıyorlar, bez bağlıyorlar. Dolayısıyla burası bir ziyaret yeri haline geldi ve bu gelenek devam ediyor.”
“BÖLGEDE ALEVİ ERENLERİNE AİT ÇOK SAYIDA TÜRBE, ZİYARETGAH VE YATIRLAR VAR”
Bu bölgede birçok erene ait türbe ve yatırların olduğunu belirten Satılmış, “Finike Gülmez dağında Eren Baba, Bedir Baba türbesi var. Tabii bunlar bilinmediği zaman çoğu canlarımız bunlardan haberdar olamıyor. Bu taraflara gelenlere Eren Babayı, Bedir Babayı ve Kayıp Erenleri ziyaret etmelerini tavsiye ederim” dedi.
“LOKMALARIMIZI TÜRBE VE ZİYARETGAHLARIMIZDA PAYLAŞALIM”
Bu türbelerin bulunduğu yerlerde büyüklerin lokmaları paylaşmalarının gençlere de örnek olacağını söyleyen Abdal Musa Kültür ve Yaşatma Derneği Semah Eğitmeni Soner Turgay Satılmış, konuşmasının devamında şunları belirtti:
“Ana babalarımız, büyüklerimiz gelip burada lokmalar paylaştıktan sonra gençlerimiz de onlara bakarak aynı geleneğimizi sürdürebilirler. O yüzden lokmalarımızı burada paylaşmak ve bu geleneğin sürdürülmesi çok güzel. Hem gençlerimiz açısından hem de bu erenlerimizi anmak, hatırlamak, bunların izinden gitmek kadar daha güzel, bundan daha değerli ne olabilir ki? O yüzden böyle yerleri hiçbir zaman bırakmayalım diyoruz.”
PİRHA-Finike’ye bağlı Gökbük köyünde Rumlar tarafından yapıldığı tahmin edilen 400 yıllık tarihi taş değirmen var. Değirmenin sahibi Hasan Korkmazlar, değirmeni 1962 yalında aldıklarını belirterek, “O günden bugüne çevre köyler de dahil çalışan tek değirmendir” dedi.
Finike’ye bağlı bir Alevi mahallesi/köyü olan Göktürk‘te bulunan taş değirmenin sahibi Hasan Korkmazlar, değirmenin tarihi ile ilgili PİRHA’ya açıklamada bulundu.
Değirmenin mülkiyetini 1962 yılında aldıklarını belirten Gökbük köyü sakini Hasan Korkmazlar, “Eski Osmanlı tapulu, 1663 yılından bugüne kadar hala çalışmakta. Bu değirmene ‘soluk değirmen’ derler. Burayı aldığımızda burası bir ocaktı” dedi.
“BÖLGEDE DEĞİRMENLERİN HEPSİ OCAK OLDU, TEK ÇALIŞAN DEĞİRMEN”
Gökbük çevresindeki değirmenlerle ilgili bilgi de veren Korkmazlar, “Bu bölgede değirmenler vardı hepsi ocak oldu. O değirmenler 20-30 senedir çalışmıyor, sadece burası çalışıyor. Buranın asıl sahipleri Rumlar. Bu değirmende tahin, arpa, buğday öğütülür” diye konuştu.
Korkmazlar, değirmenin duvarlarının kuru taş örme işi olduğunu ve değirmen taşlarının el ile kaldırıldığını belirtti.
“TAPUSU 1633 YILINA AİT”
Tapusunun Osmanlı dönemine ait olduğunu belirten Korkmazlar, şunları kaydetti:
“Tapusunu telefonla çekip İstanbul’a gönderdik. Tapusunu İstanbul’dan okudular. 1633 yılına ait ama kime ait olduğu bilinmiyor. Bunu benden başka bilen yok. Kendi çocuklarıma öğreteyim diyorum, çocuklarım öğrenelim diyorlar ama öğrenmiyorlar. Ben sadece tarihine önem veriyorum. Buranın geçmiş tarihi var. Tarihi eser, az değil 400 yıllık geçmişi var. Bu değirmen 1962 yılında alındığında 12 yaşındaydım. Alındığından beri bunu bilirim. Bozulduğunda yapmayı biliyorum. Değirmene diş açılır. Diş açmayı, ayarlamasını bilirim. Çocukluğumdan beri bildiğim için bu benim hobim.”
PİRHA-Antalya’da geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ‘Pıngıdık’ etkinliği Finike’ye bağlı Çatallar Köyü’nde büyük bir coşkuyla yapıldı. Baharı karşılama etkinliği olarak kutlanan ‘Pıngıdık’; birliği, beraberliği, bereketi ve bölüşmeyi simgeliyor.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Çatallar Köyü’nde, geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ve baharı karşılama, birlik, dirlik, bereket ile bölüşmeyi simgelediği düşünülen ‘Pıngıdık’ etkinliği yapıldı. 21 Mart Nevruz’unda yapılması gereken etkinlik, köy nüfusunun çoğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor.
‘Pıngıdık’ etkinliğinin organizasyonunda yer alan Soner Çelik ve köylüler, yüzyıllardır devam ettirilen geleneği PİRHA’ya anlattı.
“PINGIDIK ASIRLARDAN BUGÜNE GELEN BİR ETKİNLİK”
Köylülerden Sergül Al, “Ben komşu köyden buraya gelin geldim. Pıngıdık asırlardır süre gelen bir etkinlik ve çocuklarımız hala devam ettirmeye çalışıyorlar. Biz de elimizden geldiği kadar onlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Anlamı ise birlik beraberlik ve baharı karşılama etkinliği” dedi.
Faiz Can Erol adlı çocuk ise” Bu köyün geleceklerinin gençleriyiz. Pıngıdık akşam saat 19.00 başlar. Pıngıdıkımızı hazırlamaya gideriz. Pıngıdıkımız önce evleri dolaşır sonra ise etkinlik alanına gelir herkesi eğlendirir. Pıngıdık etkinliği bittikten sonra burada bulunan lokmaları ev ev gezerek herkesin kapsına bırakırız” şeklinde ifade etti.
“BÜYÜKLERİMİZ BİZE ÖNDERLİK EDİYOR”
Fatmanur Demirel isimli genç ise ‘Pıngıdık’ etkinliğine ilk defa katıldığını ifade ederek “Çok daha yeniyim. Eskiden yapılan Pıngıdık etkinliklerine gelmiyordum. Burada gençlerimiz yaşlılarımız birliği ve beraberliği temsil etmek için ekmek yaparlar. Büyüklerimiz burada bize nasıl yapıldığını gösteriyor. Onlardan bir şeyler öğreniyoruz” diye konuştu.
“GELEN MİSAFİRLERİMİZE İKRAM ETMEK İÇİN LOKMALAR HAZIRLIYORUZ”
Fatma Çelik (Bebek Ana) etkinliğe ilişkin “Eskiden gelen geleneğimizi yapmaya çalışıyoruz. Nenelerimizden, dedelerimizden, atalarımızdan beri gelen birlik ve beraberlik için bir araya toplanıyoruz” diye ifade etti.
Eskiden cemler yaptıklarını artık yapamaz olduklarını da belirten Çelik, “dedemiz gelmiyor, mürebbimiz yok” derken Ayten Erkaya ise, “Biz bu hazırlıkları akşam gelecek olan misafirlerimiz için hazırlıyoruz. Gelen misafirlerimiz doysun, en azından sıcak bir çorba içmeleri için hep beraber büyüklerimizle birlikte ekmeklerimizi açıyoruz” dedi.
Pıngıdıkın bereketin simgesi olduğunu belirten Erkaya, “Türkmen geleneği olan Pıngıdık etkinliğini abilerimiz ablalarımız yapıyordu, şimdi de biz sürdürmeye çalışıyoruz” şeklinde konuştu.
“YAŞ AĞAÇ KESMEYİZ”
Organizasyon sorumlusu Soner Çelik ise, Pıngıdık geleneğine ilişkin şunları söyledi:
“Her yıl Pıngıdık şenliği altında toplanırız. Pıngıdık örf ve adetimiz birlik, beraberliğimizin simgesidir ve 200 yıldan beri kutlanır. Etkinlik için alanda yakmak için dağlardan odun toplarız. Biz orman köylüsüyüz. Ormandan yaş ağaç kesilmez, ölü ağaçlar toplanılır, onunla da yemek ve ekmek yapılır. Diğer odunlar ise alanda yakılarak etrafında semahlar dönülür. Gençler toplanır aralarında Pıngıdık belirlenir. Pıngıdığı hazırlayanların dışında kimse bilmez. Gece alanda toplanılır yemekler yenilir ardından oyunlar oynanır.”
PİRHA-Antalya’da geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ‘Pıngıdık’ etkinliği Finike’ye bağlı Çatallar Köyü’nde gerçekleştirildi. Baharı karşılama etkinliği olarak düzenlenen ‘Pıngıdık’; birliği, beraberliği, bereketi ve bölüşmeyi simgeliyor.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Çatallar Köyü’nde, geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ve baharı karşılama, birlik, dirlik, bereket ile bölüşmeyi simgelediği düşünülen ‘Pıngıdık’ etkinliği yapıldı. 21 Mart Nevruz’unda yapılması gereken etkinlik, köy nüfusunun çoğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor.
‘Pıngıdık’ etkinliğinin organizasyonunda yer alan Ulaş Al ile köylüler, yüzyıllardır devam ettirilen geleneği PİRHA‘ya anlattı.
“DAYANIŞMAYI GÖSTERİYORUZ”
Köylülerden Ayten Erkaya, geleneklerini yıllardır sürdürmeye çalıştıklarını belirtirken, “Büyüklerimizle birlikte burada ekmek yapıyoruz. Birliğimiz, beraberliğimiz olsun diye dayanışmamızı gösteriyoruz. Akşam 5 civarında köyümüzün genç erkekleri Pıngıdık denilen şahsı hazırlıyorlar. Pıngıdık, erkeklerden herhangi bekar bir genç birliği ve bereketi simgeliyor. Akşam eğlence zamanı Pıngıdık tüm evleri geziyor. Evlerden çörek otu, un gibi şeyler alıyor” dedi.
65 yaşındaki Melahat Fındık ise “Babam 100 yaşında öldü. Babamın çocukluğunda olan bir ritüel. Aslında köyümüzün gençlerinin kışın birlik, beraberlik olsun diye kapalı alanlarda yaptığı bir ritüeldi. Anneannelerimizden gelen bir olay olduğu için bizden önceki ve sonraki gençlik de bu olayı devam ettiriyor. Ama köyümüzün gençleri biraz daha açtı bu olayı. Sanatçılar getirdiler, köy meydanlarında yapılmaya başlandı. Daha önce kapalı alanlarda yapıyorduk. Kışın soğukta olduğu için azınlıktaydık. Un, susam, yağ toplanıyordu. Ritüele katılamayan yaşlılarımıza ekmek yapılıp paylaşılıyordu. Cemrenin düşme döneminde yapılıyor genelde” ifadelerini kullandı.
“BİRLİK, BERABERLİĞİ ÖĞRENİYORUZ“
Dilek Çelik de 9 sene önce gelin olarak köye geldiğini ifade ederek, “Ben çok fazla detayını bilmiyorum ama 9 senedir çok güzel eğleniyorum. Çok güzel bir adet. Herkes gelsin, görsün, izlesin, hissetsin, önyargılı olmasınlar. Özellikle Biz Tahtacı Alevilerle alakalı ön yargılı olmasınlar. Gelsinler, görsünler, tanımaya çalışsınlar” diye konuştu.
Fatma Çelik (Bebek Ana) etkinliğe ilişkin “Pıngıdık atamızdan gelen bir şey ve ninelerimizin, dedelerimizin zamanından beri bunu devam ettiriyoruz. Çocuklarımız devam ettiriyorlar” derken, Sinem Mesaj ise “26 sene önce Akçeniş’ten Çatallara gelin olarak geldim. Gençlerimiz tatilde bir araya geliyor. Ekmekler, çorbalar, çaylar yapıyoruz. Akşam alanımızda hep beraber eğleniyoruz” şeklinde konuştu.
Pıngıdık etkinliğine ilk olarak geçen sene şahit olduğunu belirten Sinem Nefer, “İnsanların içine girdim, samimiyetlerini gördüm. Çok farklı, güzel bir duygu. Büyüklerimiz bize ekmek açmasını öğretiyor. Birliği, beraberliği öğreniyoruz” dedi.
“ALEVİ, SÜNNİ AYRIMI OLMASIN”
Köye 13 yıl önce gelin olarak geldiğini belirten Faden Çelik ise şunları kaydetti:
“Ben de buraya gelin olarak geldim. Sünni bir insanım. Alevi geleneğini, göreneğini bilmiyordum buraya geldikten sonra öğrendim. İnsanlarımızla birlik içinde ilerletmeye devam ediyoruz. Burdur’dan buraya geleli 13 yıl oldu. Alevilikle ilgili birçok şey deniliyordu ama ben çok memnunum eşimden, ailesinden, her şeyden. Allah razı olsun her türlü. Sünni canlara çağrıda bulunuyorum. Yadırgamasınlar. Alevi, Sünni diye ayrım yapmasınlar. Bir arada olunuyor bir şekilde. Alevilik, Sünnilik ayrımı olmasın. Kesinlikle olumsuz bir şey görmedik. Normal bir ailede nasıl oluyorsa, Alevi ailede de aynı şekilde.”
“AĞAÇLARI, RIZALARINI ALARAK KESTİK”
Köye gelin olarak gelenlerden biri de Esengül Güngör. Güngör etkinliğe dair “Akçeniş’ten gelin geldim buraya. Birlik ve beraberlik için gençlerimizin yanındayız. Toplanıp genç kızlarımıza ekmek yapıyoruz. Yaptığımız ekmekleri alana götürüyoruz. Evli oğlanlarımız ekmeği kapıyor. Sacın üzerindeki ekmeği de bekarlar korumaya çalışıyor” dedi.
Organizasyon sorumlusu Ulaş Al ise Pıngıdık geleneğine ilişkin şunları söyledi:
“Bizler Alevi inançlı insanlar olduğumuz için bir cana kıyamayız. Bu ağaçlarımızı rızasını alarak kestik. Bu ağaçlar canlı bir ağaç olmamasına rağmen onların rızasını aldık. Perşembe’yi cumaya bağlayan akşam bu ağaçları kestik. Kesmemizdeki maksat yapacak olduğumuz etkinliğin bir bütünü. Bu etkinliğimizin ismi birlik, beraberlik, bereket simgesi olan bir şey. Ben yaklaşık 10 seneden beri bu etkinliğin içinde görev almaktayım. Dedemin dedesinin zamanında yapılan bir etkinlikte sadece saz ve cümbüş bu tarz şeyler oluyormuş. İnsanlar modernleşti ve etkinliğimizi büyüttük. Kendi çapımızda sanatçı getirmeye başladık. Alanlarımızı, ateşlerimizi büyük tutmaya, gelen insanlarımıza ikramda bulunmaya başladık.
“HERKES MUTLU OLUYOR”
Etkinliğimizde bekar genç erkekler ,Pıngıdık hazırlama ve odun işine bakar. Kızlarımız ise ekmek yapma işine bakar. Pıngıdık evde hazırlanır. Aramızdaki keçi postu giyecek olan bekar gencin kim olduğunu sadece bekar erkekler bilmez, başka kimse bilmez. Kendisine Mercan veya Osman olarak hitap edilir. Pıngıdık’ın omuzlarındaki çanlar birliği ve bereketi simgeliyor. Bu etkinlikte çok yoruluyoruz ama etkinliğin bitişinde o kadar mutlu oluyoruz ki, herkes bize teşekkür ederek ayrılıyor.”
PİRHA- Finike’ye bağlı Gökbük Köyü sakinlerinden Ahmet Kahyaoğlu köylerinde cemevi olmadığı için atıl durumda olan ilkokulun bir sınıfının cemevine dönüştürüldüğünü belirterek, “Alevi gibi doğuyoruz, Alevi gibi yaşıyoruz ama Hakk’a yürüdüğümüzde Sünni bir hocanın cenazemizi kaldırmasıyla Sünni gibi defnediliyoruz. Biz Hakk’a uğurlama erkanlarımızı inancımız çerçevesinde yapmak istiyoruz.
Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebi devlet tarafından karşılık bulmazken, ayrımcı ve asimilasyoncu politikalar devam ediyor. Buna karşın Alevi toplumu inancından ve inancını yürütmekten vazgeçmiyor.
Türkmen Alevi köyü olan Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü sakinlerinden Ahmet Kahyaoğlu, köylerinde cemevi olmadığı için atıl durumda olan ilkokulun bir sınıfının cemevine dönüştürüldüğünü aktardı.
Pandemi dolayısıyla yapamadıkları inanç ritüellerini yürütmeye başladıklarını belirten Kahyaoğlu, “Yılda bir dedemiz geliyor görgümüzü yapıyor, oruçlarımızı tutuyor, birlik kurbanlarımızı veriyor, ibadetlerimizi yerine getiriyoruz” dedi.
Kahyaoğlu, geçmişten günümüze devleti yönetenlerin Alevi toplumunun inanç merkezlerinde özgürce ibadet yapma hakkını gasp ettiğinin altını çizerek, “Kendi imkanlarımızda âtıl vaziyette kullanılmayan ilkokulun bir sınıfını cemevi yaptık. Orada mürebbimiz önderliğinde sağlık, cenaze vb. gibi acılı günlerimiz dışında 2 haftada bir cemimizi yapıyoruz. Yılda bir dedemiz geldiğinde yola girecek, ikrar verecek, musahip olacaklar için ‘Görgü Cemi’ yürütürüz” diye konuştu.
“DEDELERİMİZ YETERSİZ”
Yanyatır Ocağı’na bağlı olduklarını ifade eden Kahyaoğlu, en büyük sıkıntılarından birinin de dede sıkıntısı olduğuna işaret ederek, şunları dile getirdi:
“İnançlarımızı daha sık yaşayabilmemiz için dedelerimiz yetersiz. Dört dedemiz (mürebbi) vardı. Bunlardan ikisi Hakk’a yürüdü şu anda iki dedemiz var. Bize ulaşım açısından yakın olan yol ehli olan dedelerin gönderilmesini talep ediyoruz. Alevi gibi doğup, Alevi gibi yaşayıp Alevi gibi ölmek istiyoruz.
En büyük eksikliklerimizden birisi de Hakk’a uğurlama erkanlarının yürütülüşü. Alevi gibi doğuyoruz, Alevi gibi yaşıyoruz ama Hakk’a yürüdüğümüzde Sünni bir hocanın cenazemizi kaldırmasıyla Sünni gibi defnediliyoruz. Biz Hakk’a uğurlama erkanlarımızı inancımız çerçevesinde yapmak istiyoruz. Kendi düğünlerimizi de bayramlarımızı da kendi inançlarımıza göre yapmak istiyoruz. Bunun içinde bize Yol ehli yol önderleri gerek.”
PİRHA – Antalya’nın Finike ilçesindeki Kafi Baba Türbesi adeta unutulmaya yüz tutmuş durumda. Acil restorasyon yapılması gerektiğini belirten bölge halkı, türbenin kültürel bir değer olduğuna vurgu yaptı.
Antalya’nın Finike ilçesi Saklı Su Köyündeki Kafi Baba Türbesi adeta yok olma riskiyle karşı karşıya. Köy sakinlerinden Abdullah Ortaç, Kâfi Baba’nın tarihçesine dair bilgi vererek türbenin maruz kaldığı duruma dikkat çekti.
Abdullah Ortaç, Saklı Su köyünde doğup büyüdüğünü belirterek Kafi Baba’ya dair “Çocukluğumuz burada geçti. Kâfi Babayı, Abdal Musa ve Hacı Bektaş Veli’nin erenlerinden olduğunu çocukluğumuzdan beri bizler böyle bilir böyle tanırız” dedi.
HALA BİR ONARIM YOK!
Türbe çevresinin yıkılarak harabeye döndüğüne işaret eden Abdullah Ortaç, “Yıkılmış olan yapı Kâfi Baba döneminde aşevi olarak kullanılmış. Gelen gidene, yoksula yemek yapar, doyururlarmış. Burası bu şekilde hizmet görmüş. Mükemmel tarihi bir yer ancak yıkılmış. Restorasyonu yapılacağı söylenen yapı için hala bir onarım yok. Ortada bir bakım, çevre düzenlemesi yok” ifadelerini kullandı.
Abdullah Ortaç, türbe için biran önce çevre düzenlemesi ve restorasyon yapılması gerektiğini belirterek, “Türbeye ziyaret için gelenlerle daha iyi ilgilenecek, iyi bir yönetim, iyi bir temizlik, buraya bakacak, kontrol edebilecek aklı başında birisinin görevlendirilmesi gerek. Buraya gelip alkol ve uyuşturucu çekenlere karşı da önlem alınması gerekiyor” uyarısında bulundu.
Kâfi Baba Türbesinin çevresindeki akarsulara da dikkat çeken Ortaç, şu bilgileri paylaştı:
“Daha önceleri bu sular yoktu. Bölgede büyük bir deprem olması sebebiyle bu sular yeryüzüne intikal etti. Türbenin kenarındaki bu akarsu mükemmel. Direk bardağı daldır iç, su o derece temiz. Kâfi Babanın buraya yerleştiği dönemden beri sürekli akmaktadır. Buradan akan sular doğru Finike’nin denizine akmaktadır. O kadar temiz o kadar berrak su ki kendim bile sürekli buradan içerim.”
PİRHA-Antalya’nın Finike ilçesinde bulunan Kâfi Baba Türbesi’ne ziyaret gerçekleştiren Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği üyeleri, nefesler seslendirerek, semah döndüler. Türbede yapılan konuşmalarda Diyanet’in Alevi türbelerinden elini çekmesi istendi.
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği yöneticileri ve üyeleri, Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Turunçova, Yuvalılar Köyü’nde bulunan Kâfi Baba Türbesi‘ne ziyaret gerçekleştirdi. Ziyarette Kızıldeli Ocağı evlatlarından yol yürütücüsü Mustafa Sazcı, türbe içerisinde nefesler, deyişler dillendirdi. Verilen gülbengin ardından türbe önünde semah dönüldü.
“KADINCIK ANA İKİ KİŞİYE HACI BEKTAŞ’IN EMANETLERİNİ VERİYOR”
Kâfi Baba Türbesi ile ilgili olarak bilgiler veren Araştırmacı-Yazar Ali Aksüt, Alevi-Bektaşi kültürü için önemli bir mekanda olduklarını kaydetti.
Aksüt, “Burası 1326 yılında Bursa fethedildiği zaman; Kadıncık Ana Hacı Bektaş Veli’nin dergahında iken iki kişiye Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin emanetlerini veriyor. O iki kişiden biri Abdal Musa, biri de Seyitali Sultan Kızıl Deli. Abdal Musa 1326 yılında Bursa’nın fethinden sonra dervişler ile hükümetin arası bozulunca, “Senin başkentin, sarayın sana kalsın” dercesine Ege üzerinden Aydınoğulları’nın içerisine geliyor. Aydınoğulları’nın içerisinde kaldıktan sonra Denizli yatağında Yatağan Baba’dan tekrar el alıyor oradan da ‘Dağbağ’ dediğimiz dağlardan, denizlerden aşarak bu bölgeye geliyor. Bu bölgeye gelişinde tarihi bir önem olsa gerek. Abdal Musa rastgele bir şahsiyet değil. O insan bu bölgeye geliyor. Bu bölgede ifşaata başlıyor ve Abdal Musa bizim tarihimizde ‘Piri Sani’ diye adlandırılıyor. Birinci Pir Hacı Bektaş Veli’dir. Piri Sani 2. pir demektir. Yani “Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hakk’a yürüdü. Bundan sonra bu yolu yürütecek ikinci insan sensin” demektir. Kadıncık Ana eliyle ona bu görev veriliyor. İşte o güzel insan geliyor, burada dergahını kuruyor. Belli bir süre sonra da Elmalı Tekke köyüne gidiyor ve orada tekrar dergahını kuruyor. Orada da Hakk’a yürüyor” ifadelerini kullandı.
“KUTSAL OLAN BİR MEKAN ALEVİ DERGAHINA ÇEVRİLİYOR”
Aksüt, dergaha ilişkin sözlerini şöyle sürdürdü:
“Peki Abdal Musa’nın yanında kimler var? Alevi Bektaşi edebiyatının piri saydığımız Kaygusuz Abdal, Alanya beyi Hüsamettin Mahmut’un oğlu ve Karamanoğullarından. Hüsamettin Mahmut orada bir bey olacakken beyliği terk edip efsaneye göre “bir geyiğin ardına düştü de geliyor” deniyor ya bir geyiğin aslında ardına düştüğü falan yok. O bir sembolik sevgi anlatımı. Yani atalarının inancı olan bir tekkeye geliyor. İşte o sırada Kaygusuz Abdal ile birlikte buraya bir derviş daha geliyor. Buranın adı Saklı Su (Zengerder) ve sanırım eskiden Hristiyan dünyasından kalma bir mabet, sunak yeri olsa gerek. Yani burası yine bir kutsal mekân. O kutsal mekânı bir Alevi Bektaşi dergahına çeviriyorlar ve burada dergahını açıyor.”
“TÜRBELERİMİZE SAHİP ÇIKMALIYIZ”
Konyaaltı Alevi Bektaşi Kültürü Cemevi Derneği Başkan Yardımcısı Emire Ulutaş ise Alevilere ait dergah ve türbelere sahip çıkılması gerektiğini söyledi. “Burası Alevi kurumlarına ait yerlerdir” diyen Ulutaş, şöyle konuştu:
“Bizim isteğimiz Diyanet’in derhal elini türbelerimizden, ziyaretgahlarımızdan çekmeleridir. Ayrıca bu türbelere sahip çıkılmalı. Bunun gibi bir çok türbe var. Hala bakımsız halde olan örneğin Bali Baba Türbesi. Bizim değerlerimiz olan inançlarımızı besleyen büyük ulularımızın türbelerine sahip çıkmamız gerektiğini düşünüyorum.”
Kızıldeli Ocağı evladı yol yürütücüsü, Mustafa Sazcı da gerçekleştirilen ziyarete ilişkin şu ifadeleri kullandı:
“Diyanet tarafından asılan tabela ile birlikte Alevilerin burada inanç esaslarına uygun bir şekilde yolunu erkanını sürmeleri yasaklanıyordu. Lokma dağıtmak, delili uyarmak telli Kur’an dediğimiz bağlamayla nefesleri dinlendirmek burada yasaklanmış ve iki Diyanet görevlisi tarafından engelleniyordu. Geçen yıl buraya geldiğimizde ciddi şekilde mücadele sonucu burada yolumuzu, erkanımızı yaşatabileceğimiz bir ortam yarattık.
Bugün görüyoruz ki mücadelemiz sonuçlarını vermiş durumda. Kâfi Baba Türbe kapısına Diyanet tarafından asılmış olan İslamcı bir hurafe sayılan ancak Alevi Bektaşilerin inanç esaslarını yok sayan tabela bugün buradan kaldırılmış oldu. Onun dışında dergâh içerisinde bizler canlarla birlikte nefeslerimizi dillendirdik, semahlarımızı döndük, gülbengimizi verdik ve dergâh önünde tekrar semahlarımızı döndük. Bugün burada verilmesi gereken mücadelemizin başarıya ulaşması diğer dergahlarda da bunu yapabileceğimizin bir göstergesi haline geldi.
“DİYANET’İN EL KOYDUĞU DERGAHLAR ALEVİLERE İADE EDİLMELİ”
Antalya’da bulunan 46 dergahın korunması için mücadele edilmesi gerektiğini belirten Sazcı, sözlerini şöyle noktaladı:
“Bugün Antalya’da bulunan 46 dergâhın korunması, Diyanet tarafından el konulan dergahların tekrar Alevi kurumlarınca sahiplenilerek, Alevilere iade edilmesi konusunda büyük bir mücadele vermesi gerektiğini bizler düşünüyoruz. Bugün buraya gelen canların ayaklarına sağlık. Hakk erenler her ne dilekle her ne muratla geldilerse dileklerini, gönülden muratlarını versin aşk ile.”
PİRHA-Antalya Finike’deki Alevi köylerinden biri olan Çatallı köyü sakinleri, cem ve Hakk’a yürüme erkanına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulundu. Çatallı’da cemevinin olmadığını belirten köylüler, eskiden gelen dedeler ile evlerde cemler yapıldığını ancak şimdi ise dede olmadığı için Yolun yürütülemediğini ifade ettiler. Bir Çatallı köyü sakini muhtarın cemevi yapılması konusunda girişimde bulunmamasını da eleştirdi.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Çatallı köyü sakinleri, cem ve Hakk’a yürüme erkanı üzerine PİRHA‘ya açıklamalarda bulundular.
Finike’de üç Türkmen Alevi köyü olduğunu söyleyen Mahir Al, “Şu an Finike’de yüzde 20 civarında bir Alevi köyü var. Bir tanesinin adı Çatallar, bizim köyümüz ve Gökbük köyü ve Menevşelik olarak ayrılır. Bizim köyümüz şu an 250- 300 haneli bir köy. Hiçbir zaman birbirinden kopmamış her zaman birbirine destek çıkan ve bir şey olduğu zaman herkes bir birine koşan bir köydür” dedi.
“HAKKA YÜRÜYEN CANLARIMIZIN BAŞINDA SAZ ÇALARLARDI”
Köy sakinlerinden Ayşe Bilim Aslan ise Hakk’a yürüme erkanına ilişkin şunları söyledi:
“Cenaze hizmetlerimizi belediye karşılıyor. Belediye geliyor, kaldırıyor. Cenazelerimizde nefes söylenir. Musahiplerimiz cenaze evinde delil yakarlar. Hakk’a yürüyen canımızı başında saz çalarlar. Hakk’a yürüyen canların kimisini cemevinden kaldırırız. Dedemiz yok. Amasya’dan Mehmet dedemiz geliyor. Geniş evimiz olursa orada toplanılıyor. Şimdi dedelerimiz yaşlandı. Orta yaşlarımızda eşleri olmadığından dolayı katılamıyorlar.”
“ESKİDEN CEM YAPINCA ŞİKAYET EDİYORLARDI”
Çatallı köyünde cemevinin olmadığını belirten Nazime Demirel de köy muhtarına serzenişte bulundu. Demirel, “Köyümüze cemevi yapılması için muhtarımız bir şey yapmıyor. Muhtarı sizlere şikâyet ediyorum. Dedelerimiz geliyordu ama geniş bir evimiz yok. Eskiden yapılıyordu. Cem yapıyoruz diye şikâyet oluyordu. Karakol gelip basıyordu. Belediye başkanlarına eski okulumuzun olduğu yere bir yer yapın. Kapımız, tenceremiz, kazanımız, sacımız orada birlik olsun diyoruz. Belediye başkanı geliyor, ötekine atıyor. Borcum var, diyorlar. Borcun varsa ne yapalım? Oy alırken hiç borcum yok demiyorlar” diye konuştu.
“DEDE GELMEZ OLDU, HERKES DAĞILDI”
Fatma Çelik de, eskiden yapılan Hakk’a yürüme erkanlarına değinerek, şunları söyledi:
“Dedemiz olurdu, mürebbimiz olurdu öyle yürütürlerdi. Yaşlılarımız hizmet yapardı bizler de yanlarında olurduk. Hakk’a yürüyen canımızın cenazesinde nefes alırdık, deyişler söylenirdi. Şu an dedemiz de yok, yolumuz da yok. Eskiden cem yapıyorduk. Dede gelmez oldu, herkes dağıldı. Cemimizi yine biz evlerimizde yaparız. Fakat gelen dedemiz yok, dedemiz vardı Hakk’a yürüdü. Canlarımız hep bir olsunlar, hep bir arada olalım isterim ama maalesef yok.”
Ormanda kesilecek ağaç olduğunda başında deyişlerin okunduğunu kaydeden Soner Çelik de “Ağaçlar kolay kolay kesilmez. Allah’ın verdiği bir canlıdır. Bunu kesmemiz için kurban kesilir. Millet birlik olur, yemek verilir. Canlı olduğu için ona bir saygımız var. Kesmeden önce ağacın başında deyişler okunur, semah dönülür. Canlı olduğu için ona saygı olur” dedi.
PİRHA-Antalya’da geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ‘Pıngıdık’ etkinliği Finike’ye bağlı Çatallar köyünde gerçekleştirildi. Baharı karşılama etkinliği olarak düzenlenen ‘Pıngıdık’; birliği, beraberliği, bereketi ve bölüşmeyi simgeliyor.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Çatallar köyünde geleneksel olarak yüzyıllardır yapılan ve baharı karşılama, birlik, dirlik, bereket ile bölüşmeyi simgelediği düşünülen ‘Pıngıdık’ etkinliği yapıldı. 21 Mart Nevruz’unda yapılması gereken etkinlik, köy nüfusunun çoğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor.
‘Pıngıdık’ etkinliğinin organizasyonunda yer alan Ulaş Al ile köylüler, yüzyıllardır devam ettirilen geleneği PİRHA‘ya anlattı.
“PINGIDIK; BİRLİK, BERABERLİK, DİRLİKTİR”
Evli olup daha sonra ayrılan kişilerden etkinliği 2009 yılında devraldıklarını belirten Ulaş Al, Pıngıdık’ı 13 senedir kendilerinin organize ettiğini kaydetti. Geleneğe ilişkin bilgi veren Al, şunları söyledi:
“Pıngıdık’ın maksadı birlik, dirlik ve beraberliktir. Bir gün öncesinden evlerden odun toplarız. Pıngıdık’ımızın iki ismi vardır. Biri Mercan diğeri ise Osman’dır. Son anda bir genç belirleyerek, deriden yaptığımız postu giydiririz. Kenarına çanlar takarız. Pıngıdık, köy evlerini gezer. Gezdiği evlerden un, tuz, çörekotu toplar. Topladıkları da etkinlik yaptığımız yerde akşam bazlama, ekmek olarak tüm misafirlerimize sunulur.
Ayrıca kadınlar ekmek yaparken, evli olan erkekler sacın üstündeki ekmeği almaya çalışır. Bekar gençler de o ekmeği kaptırmamaya çalışır. Bunun anlamı ise bekar kişilerin evine ve ekmeğine sahip çıktığını göstermektir. Ekmeği kapmaya çalışanların verdiği mesaj ise ekmeği her türlü evlerine götürebildiğini göstermektir.”
“AKŞAM ATEŞİN ETRAFINDA SEMAH DÖNÜLÜR”
Al, etkinliğin normalde Nevruz bayramı döneminde yapıldığını vurgularken, “Ama biz bunu sömestr tatiline denk getiriyoruz. Sebebi ise köyün dışında okuyan gençlerimizin tatilde burada olmasıdır. Pıngıdık’ın evleri dolaştığı süre zarfında ona davul ve zurna eşlik eder. Yağ tenekeleri de çalınır. 2022 yılında konser tadında yapmaya başladık. Yılda bir kez yaptığımız etkinlik olduğu için insanların eğlenmesini, mutlu olmasını istiyoruz. Bir ve beraber olalım diye çevre köylerden, illerden misafirler gelirler. Gelen misafirlere bazlama, çorba, çay ikramında bulunuruz. Akşam ateşin etrafında semahlar dönülür. Oyun havaları oynanır. Herkes eşlik eder” ifadelerini kullandı.
“ASIRLARDIR SÜREN TÜRKMEN TAHTACI GELENEĞİ”
Köylüler Nazıma Demirel de ‘Pıngıdık’ etkinliğine dair “Çocukluğumdan beri bu etkinlikler yapılıyor. Çocuklarımız da bu geleneklerini sürdürmeye devam ediyor. Bizim zamanımızda bir evde yapıyorduk. Sabaha yakın çocuklarımız ekmekleri dağıtıyordu. Biz de bu geleneği sürdürmeyi çok seviyoruz. Gururla yapıyoruz. Çocuklar 15 gün tatile girdiğinde onlarla beraber oluyor işte. Atalarımızdan öyle gelmiş, öyle gidiyor. Birlik, beraberlik, dirlik, düzen olsun diye” şeklinde konuştu.
Ayten Erkaya ise, Pıngıdık’ın asırlardır süren Türkmen Tahtacı geleneği olduğunu belirtti. Etkinliğe gelenler gece geç saatlere kadar mengi ve semah dönerken, yapılan bazlama ve ekmekler, köydeki evler dolaşılarak dağıtıldı.
PİRHA- Türkmen Alevilerin yaşadığı Antalya Finike’ye bağlı Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köylerinde cemevi değil cami olduğunu söyledi. Kahyaoğlu, “Köyümüzün tamamı Alevi olmasına rağmen köyümüzde cami var ama cemevi yok. Taşıma eğitimin başlamasından sonra okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca veriyorlar. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanete verilmesine karşıyız” dedi.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü Türkmen Alevi yurttaşların yaşadığı bir köy. Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köyde yaşayanların tamamının Alevi olmasına rağmen köylerinde cemevi yerine cami olduğunu anlattı. Diyanet’e de seslenen Kahyaoğlu caminin cemevine dönüştürülmesini istedi.
Uzun yıllar turizm alanında çalıştığını ve şu anda emekli olduğunu ifade eden Kahyaoğlu, Manavgat Alevi Derneği’nin kuruculuğunu, Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 6 dönem Manavgat Şube Başkanlığı’nı, Merkez Disiplin Kurul Başkanlığı’nı ve AKD Genel sekreterliğini yaptığını aktardı.
“KÖYÜMÜZDEKİ OKULUN BİR SINIFINI CEMEVİ HALİNE GETİRDİK”
Gökbük Köyü’nün yaklaşık bin nüfusu olduğu ve köyde yaşayan genç nüfusun genelde turizm alanında çalıştığı bilgisini veren Kahyaoğlu; “Köyümüzün tamamı Alevi Türkmen’dir. Geçmiş dönemlerde 1980 öncesi evlerimizde cem yapıyorduk, 80’den sonra belli bir dönem, 10 yıl falan cem yapılmadı. Bir duraklama dönemi geldi. Yer yetersizliği, yaşanan darbenin etkisi, insanların yozlaşması, kentleşme etkili oldu bunda. Daha sonra evlerde başlayan küçük cemlerle tekrar başladık. Taşıma eğitimin başlamasından sonra da okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Ortalama 3 haftada bir cuma akşamı kısır cemi yapıyoruz. Yılda bir kerede dedemiz geliyor. Birlik kurbanlarıyla, lokmalarla cemlerimizi yapıyoruz. Musahip olacaklar, ikrar verecekler vs. bunlar yapılıyor. Okulumuzdaki cem salonumuzu ibadethane olarak kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“ÖDEDİĞİMİZ VERGİLER TÜM YURTTAŞLARIN ORTAK KULLANIM ALANLARI İÇİN HARCANSIN”
Eşit yurttaşlık talepleri olduğunu ve devlete verdikleri vergilerin başka bir inanç için harcanmasına karşı olduklarını vurgulayan Kahyaoğlu şunları dile getirdi:
“Bize gelen siyasiler burada bir köy konağı, bir cemevi, bir düğün salonu ve toplantı salonu yapmayı vaat ettiler. Biz Aleviler olarak eğer bugüne kadar bir okulun sınıfında cem yapıyorsak, bu durum bize gelen siyasilerin bugüne kadar verdikleri, vaat ettikleri ama tutmadıkları sözlerinden dolayıdır. Utanılacaksa onların utanması gerekir. Bizi hep ikinci sınıf vatandaş olarak gördüler. Biz devletten özel bir istek istemiyoruz. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca 7 bakanlığın bütçesinden fazla olan Diyanet’e veriyor. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanet’e verilmesine karşıyız. İnanç sahibi vatandaşlar kendi inanç giderlerini kendilerinin karşılaması gerekir. Cami hocaları devletten maaş alıyor, camilerin elektriklerini, sularını, devlet ödüyor. Biz diyoruz ki dedelerimizin maaşını biz verelim, elektriğimizi biz ödeyelim, devlete vergimizi verelim ama aynı şekilde Türkiye’de mevcut bulunan 200.000 üzerinde cami hocalarının da maaşlarının inanç sahibi insanlar tarafından karşılanmasından yanayız. O verilen vergilerle bir havuz oluşturarak okul, fabrika, hastane, yol, su, elektrik, üniversiteler yapılsın istiyoruz. Dini, dili, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun insanların ortak kullanabileceği, verdiğimiz vergilerle ortak kullanım alanların yaratılmasından yanayız.”
“ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPTILAR”
Köylerine Diyanet tarafından bir cami hocası atandığını söyleyen Kahyaoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Fakat köyümüzde camiye gidenimiz yok. Bizim köy Alevi olduğundan ibadethanemiz cemevidir. Cemevi olarakta okul sınıfını kullanıyoruz şu an. Müftülük merkezi sistemden yayın yapıyor burada. Merkezi sistemler bazen cuma günü vaaz veriyor. Bunları duyuyoruz. Ama biz camiye gitmiyoruz. Bizim ibadethanemiz cemevidir. Çok önce tarihi bir camii vardı. Geçmiş dönemlerde muhtar adaylarımızdan birileri cami yaptırmış. Tabii ki bu durum Diyanet’in de isteğidir, arayıpta bulamadığı bir şeydir. Alevi köylerine cemevi yerine cami yaptırmak sürekli birinci tercihleridir. Geçmiş dönemde 2-3 dönem muhtarlık yapmış bir amca tarafından köyümüze bir köy konağı, huzurevi, düğün salonu gibi hizmet binaları da yapıldı. Büyükşehir Belediyesi buraya Akdeniz Üniversite’si ile birlikte atıl olan köy konağını bir sağlık kuruluşu olarak açacaktı. Buraya öğrenciler gelip staj görecek, yaşlı insanlara, hasta insanlara sağlık ve bakım hizmetleri verecekti. Ne yazık ki şimdiye kadar Akdeniz Üniversitesi hiçbir adım atmadı. Köy konağımız şu anda boş arsa, atıl vaziyette beklemekte. Zaten biz Aleviler olarak belediyelerle yerel seçim öncesinde ve sonrasında bütün görüşmelerimizde böyle bir ihtiyacımız olduğunu dile getiriyoruz.”
“ATIL VAZİYETTE DURAN CAMİYİ CEMEVİ YAPABİLİZ”
‘Köyümüzün cemevine, kurbanlarımızı keseceğimiz, lokmalarımızı dağıtacağımız, cenazelerimizi ortak kaldırabileceğimiz bir konuta ihtiyacımız var’ diyen Kahyaoğlu, “Bunun adı cemevi olur, kültür evi olur, konak olur fark etmez. Önemli olan onun içindeki işlevdir. Alevi inanç öğretisine göre cenazelerimizi kaldırırız. Kilise de olur, havrada olur yani. Kilise de yapabilirler. Hatta Diyanetten talebimiz şudur. Burada atıl vaziyette hiç kullanılmayan bir cami var. Gelin bu camiden cami tabelasını indirelim, cemevi tabelasını asıp cemevi yapalım. Bu yapılabilir, kullanılabilir. Yazık bu milletin vergileriyle yapıldı bu. Bu basit bir şey, Diyanet köye verecek, muhtarlara kulanım hakkını devredecek. İnsanlar bunu cemevi olarak kullanabilirler. Bu gayet normal hem müsaitte.”
Finike’deki 4 köy okulunun ikisinde köy imamı, ikisinde ise eşleri ders vermeye başladı. Köy okullarından birinde eğitim veren imamın eşinin derslere çarşafla ve yüzü tamamen kapalı şekilde girdiği ortaya çıktı.
Cumhuriyet’te yer alan habere göre, Antalya Finike’de yüz yüze eğitimin başlamasının ardından 4 köy okulunun ikisinde köy imamı ikisinde ise eşleri ders vermeye başladı.
Köy okullarından birinde eğitim veren imamın eşinin derslere çarşafla ve yüzü tamamen kapalı şekilde girdiği ortaya çıktı. Öte yandan imam eşinin pedagojik formasyonu olmadığı ve ilahiyat mezunu olduğu öğrenildi.
BirGün’den Mustafa Kömüş’ün haberine göre, konuya ilişkin Finike İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden şu bilgiler verildi:
“İlçe milli eğitim müdürümüzün iyi niyetli kullandığı bir tasarruf var. Branş öğretmenleri, derse girecek öğretmenler de görevlendirildi bu mahallelerde. Öğretmenler gittiler bir iki gün çalıştalar. Daha sonra gidemeyiz uzak dediler ve görevden ayrıldılar. Görevlendirilen imam eşi ilahiyat fakültesi mezunu. Formasyon aldığında atanacak bir kişi. Özellikle imam eşi görevlendirilmiş diye bir şey yok. Bir ya da iki kişi görevlendirildiği halde istifa etti. Kimse bulunamayınca imamın eşi ilahiyat mezunu, üniversite mezunu denilerek görevlendirildi.”
İnternet olmamasına rağmen EBA Destek Noktası açılmasına ilişkin ise “Bu açılan yerlere biz daha sonra halk eğitim kursları açacağız. Taleplere göre. Buralar yıkıktı, harabelikti. Tamir ettirdik. Öğretmen arkadaşları, İŞKUR personelini görevlendirdik” dendi.
İmamın eşinin derse çarşafla girmesine ilişkin ise bilgilerinin olmadığını ve böyle bir şey doğruysa gerekenin yapılacağı aktarıldı.
PİRHA – Antalya Finike Çatallar Köyünde yaşayan Tahtacı Türkmen Alevileri her yıl geleneksel olarak kutladıkları dirliği, birliği, bereketi, bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık’ı kutladı.
Tahtacı Türkmen Aleviler’in her yıl çoşku ile kutladıkları, baharı karşılamayı, dirliği, birliği, bereketi, bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık etkinliğini bu yıl da coşkulu bir şekilde kutladı.
Antalya Finike Çatallar Köyünde yaşayan Tahtacı Türkmen Alevileri ateşler yakarak, türküler söyledi.
Pıngıdık geleneği her yıl 21 Mart’ta kutlanırken, son yıllarda köy nüfusunun çoğunluğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor.
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor.
Pıngıdık etkinliğinin hazırlığı birkaç gün önceden başlıyor. Şehir dışında olan köy halkının ve özellikle gençlerin bugüne özel köye gelmesi ile birlikte özellikle ergenlik çağına gelmiş erkekler toplanarak iş paylaşımı yapıyor.
Sabah erken saatlerde kalkan genç erkekler ormanlardan topladıkları ve kamyonla getirdikleri odunları belli bir alana yığmaya başlıyor. Kule şeklinde dizilen odunlar gece boyu yanacak şekilde istifleniyor. Güneş batmadan yaklaşık bir saat önce köy halkının yerini bilmediği ve gidilmesi yasak olan bir yerde pıngıdık olacak genç hazırlanmaya başlıyor.
Pıngıdık yapılan gence, siyah keçi postu giydiriliyor, yüzü siyaha boyanıyor. Pıngıdık olan gencin önünde ve omuzlarında bereketi simgeleyen çan takılı sopanın ucuna zil bağlanıyor. Böylece pıngıdık artık akşama hazır oluyor.
PINGIDIK GECE EV HALKINDAN LOKMA TOPLUYOR
Havanın kararması ile birlikte pıngıdık ve beraberinde gençler hazırlık yapılan yerden çıkarak yavaş yavaş evleri dolaşmayı başlıyor. Darbuka, teneke ve gençlerin sloganları ile başlayan etkinliğin sesinin duyulması ile köy halkı lambalarını kapatmaya başlıyor. Lamba kapatmanın katı bir kural olduğu köyde, pıngıdık olan genç lamba kapatılmadan asla kapıyı çalmıyor. Gençlerin çıkardığı sesler ile Pıngıdık’ın kendi evine yaklaştığını anlayan ev halkı ise bütçesi ve ekonomik durumuna göre Pıngıdık’a kuru yiyecek, odun, un veya bakliyat sunuyor. Pıngıdık’ın peşi sıra gelen gençler ise verilen lokmayı el arabaları içinde toplamaya başlıyor. Pıngıdık’ın ev halkı ile kısa oynayıp eğlenmesi ile sıra diğer eve geçiyor. Büyük heyacanla Pıngıdık’ı bekleyen ev halkı küçük, büyük demeden kapı önünde hazır bulunuyor.
GENÇ KIZLAR OCAK BAŞINA GEÇİYOR VE EKMEK ÇALINIYOR
Pıngıdık’ın uğradığı ve lokmasını veren ev halkı, havanın kararması ile dirlik ateşinin yakıldığı yere geçiyor. Genç kızlar kırmızı eşarp takarak kendi ekmek ocaklarını yakarak sofranın başına geçiyor. Önceden yoğrulan ekmek hamuru pişirilmeye başlanıyor. Bu arada Pıngıdık, ellerindeki tenekeleri çalarak arkasından gelen gençlerle birlikte dolaşmaya devam ediyor. Köy yerindeki tüm evlerin dolaşılması ile birlikte Pıngıdık def çalarak ateşin yakıldığı alana geliyor. Burada kısa sürede köy halkı içinde sağa sola koşturan Pıngıdık daha sonra oradan uzaklaşıyor.
GENÇ ERKEKLER EKMEK OCAĞI PEŞİNDE NÖBET TUTUYOR
Genç kızların pişirdiği ekmekler, evli olanlar tarafından çalınmasın diye genç erkekler tarafından nöbet tutuluyor. Yetişkinler ekmek çalmaya kalktığında ise gençler harekete geçiyor ve ekmek çalan yetişkini alandan çıkmadan yakalamaya çalışıyor. Daha sonra ekmekler köy halkı ve dışardan gelen konuklara ikram ediliyor. Tahtacı Aleviler bu kültür içinde inanç kimliğini de bularak yaşlı, genç demeden semah dönmeye başlıyor.
Gece yarısından sonra da artan malzeme ve ekmekler gençler tarafından ihtiyacı olan ailelerin kapısına gizlice bırakılıyor. İçerisinde bütün bu komünalite değerlerini barındıran bu gelenek bir diğer yılda gerçekleşmek üzere son buluyor.
PİRHA- Antalya’nın Finike ilçesinde bulunan ve Tahtacı Alevilerin yaşadığı Gökbük Köyü’ndeyiz. Bu köyde nesillerdir sürdürülen baharı karşılama, bereket, dirlik ve komünaliteyi simgeleyen Pıngıdık etkinliği, toplumu yılın bu zamanlarında bir araya getiriyor.
Haberin Videosu
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık geleneği halen özellikle gençlerin emekleri ile yaşatılmaya devam ediyor.
Pıngıdık geleneği her yıl 21 Mart’ta yapılırken, son yıllarda köy nüfusunun çoğunluğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor. Kilometrelerce yol dışarıdan gelen halk, baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor.
Kohu Dağı’ndan başlayarak güneye doğru uzanıp Finike ile Kaş’ı birbirinden ayıran Alacadağ’ın yüksek tepelerindeki kurulmuş bir köy olarak varıyoruz. Yüksek dağları beyaza bürünen köye inerken genelde yaşlı insan suretleri karşılıyor bizi. Köy eski bir Tahtacı Alevi köyü. Ajansımızın adı olan “Pir” duyulunca daha bir samimiyetle karşılıyorlar. Kısa çay faslından sonra cemlerinden, hakka yürüme erkanlarından, düğünlerinden bahsediyorlar. Kanyonları ve doğası ile meşhur bu köye onlarca belgeselci ve gazeteci gelmiş. Bahsedilenlere göre hepsi köylerini haberleştirip, geleneklerinden bahsetmişler. Ama ne hikmet ise gelenler o kimliklerinden hep kaçmış, yazmamış. Alevi, Tahtacı kimlikleri…
Yüzyıllardır Tahtacıların o coğrafyada sistem tarafından Alevi kimlikleri inkar edilse de Pıngıdık bir Tahtacı-Alevi geleneği olarak devam ediyor.
KOYUN POSTU, ÇINGIRAK VE İS İLE SÜSLENEN GENÇ, PINGIDIK OLUYOR
Pıngıdık etkinliğinin hazırlığı birkaç gün önceden başlıyor. Şehir dışında olan köy halkının ve özellikle gençlerin bugüne özel köye gelmesi ile birlikte ergenlik çağına gelmiş erkekler toplanarak iş paylaşımı yapılıyor. Sabah erken saatlerde kalkan genç erkekler ormanlardan topladıkları ve kamyonla getirdikleri odunları belli bir alana yığmaya başlıyor. Kule şeklinde dizilen odunlar gece boyu yanacak şekilde istifleniyor. Güneş batmadan yaklaşık saat önce köy halkının yerini bilmediği ve gidilmesi yasak olan bir yerde pıngıdık olacak genç hazırlanmaya başlıyor. Pıngıdık yapılan gence, siyah keçi postu giydiriliyor yüzü siyaha boyanıyor. Pıngıdık olan gencin önünde ve omuzlarında bereketi simgeleyen çan takılı sopanın ucuna zil bağlanıyor. Böylece pıngıdık artık akşama hazır oluyor.
PINGIDIK GECE EV HALKINDAN LOKMA TOPLUYOR
Havanın kararması ile birlikte pıngıdık ve beraberinde gençler hazırlık yapılan yerden çıkarak yavaş yavaş evleri dolaşmayı başlıyor. Darbuka, teneke ve gençlerin sloganları ile başlayan etkinliğin sesinin duyulması ile köy halkı lambalarını kapatmaya başlıyor. Lamba kapatmanın katı bir kural olduğu köyde, pıngıdık olan genç lamba kapatılmadan asla kapıyı çalmıyor. Gençlerin çıkardığı sesler ile Pıngıdık’ın kendi evine yaklaştığını anlayan ev halkı ise bütçesi ve ekonomik durumuna göre Pıngıdık’a kuru yiyecek, odun, un veya bakliyat sunuyor. Pıngıdık’ın peşi sıra gelen gençler ise verilen lokmayı el arabaları içinde toplamaya başlıyor. Pıngıdık’ın ev halkı ile kısa oynayıp eğlenmesi ile sıra diğer eve geçiyor. Büyük heyacanla Pıngıdık’ı bekleyen ev halkı küçük, büyük demeden kapı önünde hazır bulunuyor.
GENÇ KIZLAR OCAK BAŞINA GEÇİYOR VE EKMEK ÇALINIYOR
Pıngıdık’ın uğradığı ve lokmasını veren ev halkı, havanın kararması ile dirlik ateşinin yakıldığı yere geçiyor. Genç kızlar kırmızı eşarp takarak kendi ekmek ocaklarını yakarak sofranın başına geçiyor. Önceden yoğrulan ekmek hamuru pişirilmeye başlanıyor. Bu arada Pıngıdık, ellerindeki tenekeleri çalarak arkasından gelen gençlerle birlikte dolaşmaya devam ediyor. Köy yerindeki tüm evlerin dolaşılması ile birlikte Pıngıdık def çalarak ateşin yakıldığı alana geliyor. Burada kısa sürede köy halkı içinde sağa sola koşturan Pıngıdık daha sonra oradan uzaklaşıyor.
GENÇ ERKEKLER EKMEK OCAĞI PEŞİNDE NÖBET TUTUYOR
Genç kızların pişirdiği ekmekler, evli olanlar tarafından çalınmasın diye genç erkekler tarafından nöbet tutuluyor. Yetişkinler ekmek çalmaya kalktığında ise gençler harekete geçiyor ve ekmek çalan yetişkini alandan çıkmadan yakalamaya çalışıyor. Daha sonra ekmekler köy halkı ve dışardan gelen konuklara ikram ediliyor. Tahtacı Aleviler bu kültür içinde inanç kimliğini de bularak yaşlı, genç demeden semah dönmeye başlıyor.
Gece yarısından sonra da artan malzeme ve ekmekler gençler tarafından ihtiyacı olan ailelerin kapısına gizlice bırakılıyor. İçerisinde bütün bu komünalite değerlerini barındıran bu gelenek bir diğer yılda gerçekleşmek üzere son buluyor.