Etiket: fırik dede

  • Behzat Firik Çocuk Korosu Munzur Festivali’ni renklendirdi-VİDEO

    Behzat Firik Çocuk Korosu Munzur Festivali’ni renklendirdi-VİDEO

    PİRHA- 22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında Sanat Sokağı’nda Behzat Firik Kültür Merkezi Çocuk Korosu konseri düzenlendi. Kültür merkezi bünyesinde 3 yıldır çocuk korosu çalıştırılıyor ve aynı zamanda bağlama ve müzik eğitimi de veriliyor.

    22. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin birinci günü kapsamında Dersim Sanat Sokağı’nda Behzat Firik Kültür Merkezi Çocuk Korosu konseri düzenlendi. Yoğun bir katılımın olduğu konserde, çocuklar Kırmancki ve Türkçe kilamlar seslendirdi. Çocukların sergilediği performans, ilgiyle izlendi.

    Ovacık’ta faaliyet yürüten ve geçtiğimiz haftalarda kapatılan Behzat Firik Kültür merkezi, kurulduğu günden beri özellikle çocuklara yönelik kurs ve eğitimlere ağırlık veriyor. Kültür merkezi bünyesinde 3 yıldır çocuk korosu çalıştırılıyor ve aynı zamanda çocuklara bağlama ve müzik eğitimi de veriliyor.

    Behzat Firik Kültür Merkezi, ismini, 12 Eylül döneminde abisinin gözleri önünde ağaca bağlanarak yakılan Firik Dede’nin oğlu Behzat Firik’ten almaktadır.

    PİRHA/DERSİM

  • DAD Ankara Şubesi, Hakk’a yürüyüşünün 17. yılında Fırik Dedeyi unutmadı

    DAD Ankara Şubesi, Hakk’a yürüyüşünün 17. yılında Fırik Dedeyi unutmadı

    PİRHA-Hakk’a yürüyüşünün 17’nci yıldönümünde Derviş Cemal Ocağı’ndan Firik Dedeyi yazılı bir açıklama ile anan DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, oğlu Behzat Firik’in katledilmesi nedeniyle Firik Dedenin gözyaşının hiç dinmediğini, hiç konuşmadığını hatırlattı. Açıklamada “Hakk’a yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” denildi. 

    Dersim Ovacık’ta 10 Temmuz 2007’de Hakk’a yürüyen Firik Dede unutulmadı. Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Seyfi Firik Dede, yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yoluna, ritüellere ve öğretisine göre yaşadı.

    Oğlu Behzat Firik’in 1980’de işkence edilip ‘Kulaksız’ lakaplı emekli Piyade Albay Aytekin İçmez tarafından yakılması nedeniyle hayatı boyunca yas tuttu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, sözlü geleneğin son temsilcilerinden Firik Dede için yazılı bir açıklama yayınladı.

    “ACISI DA GÖZYAŞLARI DA HİÇ DİNMEDİ”

    Açıklamada, Firik Dede’nin gözyaşlarının hiç dinmediğine dikkat çekildi. Açıklamada şunlar ifade edildi:

    “Dersim Ovacık’ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Derviş Cemal pirlerinden Fırik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında, 106 yaşında hakka yürüdü. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak Kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan Behzat Firik’in de babasıdır. O günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan Firik Dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı.

    “BAŞIMIZA GELENİ SORMA OĞUL, BİR KARANLIK DÖNEMDİ”

    Bütün ziyaretler ve diyarlar bize küstüler…

    Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Yaşadığımız harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellâda kılavuz olma halimizi evliyalarımızda kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi. Bil ki oğul bütün karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur.

    “DERSİM’İN TILSIMINI BİZ BOZDUK OĞUL VE BEDELİNİ AĞIR ÖDEDİK”

    Bilir misin oğul toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Dersim’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımızsa mazlumun sığınma evleriydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük sonrada yol ve erkânı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersimin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik şimdi anlıyor musun neden küstüğümü!”

    Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır. Aşk ile.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • DAD Ankara Şube’den Firik Dede açıklaması

    DAD Ankara Şube’den Firik Dede açıklaması

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi; Dersim Ovacıklı, Derviş Cemal pirlerinden Firik Dede’yi Hakk’a yürümesinin 16. yılında yazılı bir açıklamayla andı. 

    Yaşadığı sürede hayatını Alevi Kızılbaş geleneğine göre sürdüren Dersim Ovacıklı Firik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında 106 yaşında Hakk’a yürümüştü. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, yaptığı yazılı açıklama ile Firik Dede’yi andı.

    “YAS TUTAN FİRİK DEDE, SAKALLARINI BİR DAHA KESMEDİ.”

    Yazılı bir açıklama yapan DAD Ankara Şube, Firik Dede’nin; 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta ağabeyinin gözleri önünde ağaca bağlanıp işkence yapılarak Kulaksız Yüzbaşı (Arslan Kulaksız) tarafından diri diri yakılan Behzat Firik’in de babası olmasına dikkat çekti.  Açıklamada, “O günden beri, acısı da, gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı” denildi.

    “BİL Kİ IŞIKTA LEKE YOKTUR”

    Açıklamaya şu ifadelerle devam edildi:

    “Bütün ziyaretler ve diyarlar bize küstüler…Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Yaşadığımız harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellâda kılavuz olma halimizi evliyalarımızda kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi.

    Bil ki oğul bütün karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur.
    Bilir misin oğul toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır?
    Sence bu bir tesadüf müdür?
    Unutma ki Dersim’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımızsa mazlumun sığınma evleriydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük sonra da yol ve erkânı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersim’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik. Şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    DAD Ankara Şube, “Hakk’a yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” dedi.

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’in büyük bilgesi Firik Dede unutulmadı: Hakk’a yürüyüşünün 16. yılı-VİDEO

    Dersim’in büyük bilgesi Firik Dede unutulmadı: Hakk’a yürüyüşünün 16. yılı-VİDEO

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacıklı Firik Dede, 16 yıl önce 106 yaşındayken Hakk’a yürüdü. 1980 askeri darbe günlerinde, Ovacık’ta işkence yapılıp diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacıklı ve Derviş Cemal Ocağı’nın bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, Yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve ‘Ocak’ kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başına dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu Yol önderlerinin gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, cemlerin yasaklandığı dönemlerde de cem yürüttüler. Defalarca gözaltına alındılar. Ama asla kararlılıklarından, Yol’dan ödün vermediler!

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda 15 kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve 20 kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

    OĞLUNU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Firik’in de babası olan Firik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Firik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Firik’in acısıyla yas tutan Firik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’nin bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da Yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’nin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Firik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü 38, yaralarına yeni yaralar eklemişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından Hakk’a yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken, “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hakk’a uğurlanan Firik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Tekçi zihniyetin tohumlarının atıldığı 12 Eylül Darbesi’ni bir kez daha lanetliyoruz’

    ‘Tekçi zihniyetin tohumlarının atıldığı 12 Eylül Darbesi’ni bir kez daha lanetliyoruz’

    PİRHA – Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi/Ana Fatma Cemevi, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yıldönümü sebebiyle açıklama yaparak “Tekçi zihniyetin tohumlarının atıldığı, insanlığın yüz karası olan bugünü bir kez daha lanetliyoruz” dedi. Açıklamada ayrıca, “Bedel ödeyen, onuruyla direnen, hak ve hakikat uğruna dara düşen, katledilen canlarımız için özümüz dardadır” denildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi/Ana Fatma Cemevi, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yıldönümü sebebiyle açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada 12 Eylül sonrasında Alevi coğrafyasındaki asimilasyona dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Bugün 12 Eylül. İnsanlık suçunun işlendiği, güllerin solduğu, genç fidanların tırpanlandığı, umutların, insanlık onurunun asker postallarıyla çiğnendiği gündür. İnsanlığın üzerine bir kara bulut gibi çöken cuntacılarının elinde tüm devrimcilerin, demokratların, Alevilerin, Kürtlerin kanı vardır. 12 Eylül’de ideolojik olarak devrimcileri hedef alan zihniyet, kimlikler üzerinden Kürt halkını ve inançsal olarak Aleviler üzerinden baskıcı, asimilasyoncu, kırım katliam politikalarını hayata geçirmiştir. Özellikle Dersim’de dönemin valisi Kenan Güven tarafından, Dersim bölgesinde 37- 38’de yaşananları gölgede bırakacak kadar ciddi bir kültürel asimilasyon yaşanmıştır. İnancından ve dilinden dolayı köylere baskı, zulüm yapılmış; 3000 çocuk ailelerinden alınıp yetiştirme yurtlarında asimile edilmiş; Dersim inanç haritasını değiştirmek için kente 82 tane cami yapılmış; ilçeler, köyler askerler tarafından denetlenip halka dini sorular sorulmuştur.”

    “HAKİKAT UĞRUNA DARA DÜŞEN CANLARIMIZ İÇİN ÖZÜMÜZ DARDADIR”

    Bugün dahi kaldırılması için mücadele verdiğimiz zorunlu din dersleri ve üniversitelerde özgün eğitimi rafa kaldıran YÖK, 12 Eylül faşist cuntasının ürünüdür. Tekçi zihniyetin tohumlarının atıldığı, milyonlarca insanın fişlendiği, binlerce insanın işkence gördüğü, onlarca insanın idam edildiği ve şaibeli bir şekilde katledildiği, insanlığın yüz karası olan bugünü bir kez daha lanetliyoruz. Bedel ödeyen, onuruyla direnen ve inancı, kimliği uğruna ipi göğüsleyen hak ve hakikat uğruna dara düşen, katledilen canlarımız için özümüz dardadır. Gözü önünde oğlunu ağaca bağlayıp yakan zihniyet karşısında bir daha hiç konuşmayan, dili lal olan Firik Dede şahsında bütün canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi Hakk’a yürüyüşünün 15. yılında Fırik Dedeyi andı

    DAD Ankara Şubesi Hakk’a yürüyüşünün 15. yılında Fırik Dedeyi andı

    PİRHA-Hakk’a yürüyüşünün 15’inci yıldönümünde Derviş Cemal Ocağı pirlerinden Fırik Dedeyi yazılı bir açıklama ile anan DAD Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, “Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Ana Fatma Cemevi, 10 Temmuz 2007 tarihinde Dersim Ovacık’ta Hakk’a yürüyen Fırik Dede için yazılı bir açıklama yayımladı. Hakk’a yürüyüşünün 15’inci yılında yapılan açıklamada “Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” denildi.

    “ACISI DA GÖZYAŞLARI DA HİÇ DİNMEDİ”

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “Dersim Ovacık’ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Derviş Cemal pirlerinden Fırik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında, 106 yaşında hakka yürüdü.

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak Kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan Behzat Fırik’in de babasıdır. O günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan Fırik Dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı.

    “BİL Kİ OĞUL BÜTÜN KARANLIKLAR KÖTÜDÜR”

    “Bütün ziyaretler ve diyarlar bize küstüler…

    Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Yaşadığımız harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellâda kılavuz olma halimizi evliyalarımızda kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi.

    Bil ki oğul bütün karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır Sence bu bir tesadüf müdür?

    “DERSİM’İN TILSIMINI BİZ BOZDUK OĞUL”

    Unutma ki Dersimin bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımızsa mazlumun sığınma evleriydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük sonrada yol ve erkânı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersimin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik şimdi anlıyor musun neden küstüğümü!”

    Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır. Aşk ile”

    PİRHA / ANKARA

  • Yazar Kabadayı Firik Dede’yi yazdı: Zulüm karşısında hakikat yolundan hiç ayrılmadı!

    Yazar Kabadayı Firik Dede’yi yazdı: Zulüm karşısında hakikat yolundan hiç ayrılmadı!

    PİRHA- Yazar Mehmet Kabadayı, Firik Dedenin, yaşamı boyunca derin acılar, sürgünler ve zulümler gördüğünü, Dersim 1937-1938 soykırımını yaşadığını ama hiçbir zaman zulümler karşısında yılmadığını ve ‘hakikat yol’udan hiçbir zaman ayrılmadığını yazdı. Kabadayı, “Halk bilgeleri ve ser verip sır vermeyen yiğitler hiçbir zaman ölmezler” dedi.

    Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 11 yıl önce kendi yıkık evinde Hakk’a yürüdü.

    Yazar Mehmet Kabadayı da, Firik Dede’ye ilişkin bir yazı kaleme aldı.

    Kabadayı, yazısında şunlara yer verdi:

    “Dersim Ovacık’ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Derviş Cemal Ocağı evlatlarından büyük Halk Bilgesi (İnsanı Kâmil) Firik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında, 106 yaşında Hakk’a yürüdü.

    Gerçek bir halk bilgesi (insanı kâmil) olan Firik DEDE, 1909 yılında yaşama gözlerini açar. Firik Dede, yaşamı boyunca derin acılar, sürgünler ve zulümler görür. Dersim 1937-1938 soykırımını yaşar. Kısacası 100 yıla sığan uzun ömründe yaşamadığı zulüm kalmaz. Ama Firik Dede, hiçbir zaman zulümler karşısında yılmaz ve Hakikat Yol’udan hiçbir zaman ayrılmaz!

    OĞLUNA YAPILAN ZULÜMDEN SONRA HİÇ KONUŞMADI

    10 Ekim 1981 günü devlet güçleri tarafından evinden alınıp götürüldükten sonra yoldaşlarını ele vermediği için oğlu Behzat FİRİK’in işkence ile yakılarak kulaksız yüzbaşı denilen vicdansız, cani ve faşist bir subay tarafından işkence edilerek ve yakılarak katledilmesiyle acıların en büyüğünü yaşayan, gerçek bir halk bilgesi (insanı kâmil) olan Firik DEDE, oğlu Behzat’a yapılan bu zulümden sonra yaşamış olduğu acıları dile getirir ve bir daha hiç konuşmaz…

    Firik DEDE, yaşamış olduğu acıları şöyle dile getirir: “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki, bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi…Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür?

    Unutma ki; Dersim’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da YOL ve ERKÂNI kaybettik.  Unutma ki; harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersim’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Büyük Bilge (insanı kâmil) Firik DEDE, tam 26 yıl yasını tuttuğu yiğit oğlu Behzat FİRİK’e 10 Temmuz 2007 tarihinde kavuşur. Halk bilgeleri ve ser verip sır vermeyen yiğitler hiçbir zaman ölmezler. (Koca Yunus Der ki; “ölür ise ten ölür, CAN ölesi değil!”) Sonsuza kadar yaşamaya devam ederler.

    Hakk’a yürüyen insan-ı kâmillerimizin (bilgelerimizin) hatırası önünde özümüz sonsuza kadar dardadır. Büyük bilge (insanı kâmil) olan Firik DEDE’yi sevgi ve saygıyla anıyorum. Anısına sonsuz saygıyla! DEVRİN DAİM, MEKÂNIN GÖNÜLLER OLSUN DEDE’M.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • DAD Ankara şube Firik Dede’yi andı

    DAD Ankara şube Firik Dede’yi andı

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi Dersim Ovacık’ta yaşayan ve sözlü geleneğin son temsilcilerinden Derviş Cemal pirlerinden Firik Dede’yi Hakk’a yürümesinin yıldönümünde anarak, “Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır” mesajı paylaştı.   

    Dersim Ovacık’ta yaşayan, sözlü geleneğin son temsilcilerinden, Derviş Cemal pirlerinden Firik Dede, 10 Temmuz 2007 yılında, 106 yaşında hakka yürüdü.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi yaptığı yazılı açıklama ile Firik Dede’yi andı.

    “SAKALLARINI BİR DAHA KESMEDİ, ACISI DA GÖZYAŞLARI DA HİÇ DİNMEDİ VE BİR DAHA HİÇ KONUŞMADI”

    DAD Ankara Şube yaptığı açıklamada Firik Dede’nin, 1980 askeri darbe günlerinde, Ovacık’ta abisinin gözleri önünde ağaca bağlanıp, işkence yapılarak Kulaksız yüzbaşı tarafından diri diri yakılan Behzat Firik’in de babası olduğunu hatırlatarak; “O günden beri, oğlunun acısıyla yas tutan Firik Dede, sakallarını bir daha kesmedi, acısı da gözyaşları da hiç dinmedi ve bir daha hiç konuşmadı” ifadelerini kullandı.

    “İNSAN-I KAMİLLERİMİZ ÖNÜNDE ÖZÜMÜZ DARDADIR”

    Yapılan açıklamada Firik Dede’nin yaşadıklarının anlatıldığı şu sözlere yer verildi:

    “Bütün ziyaretler ve diyarlar bize küstüler. Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Yaşadığımız harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellâda kılavuz olma halimizi evliyalarımızda kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize gidin ne haliniz varsa görün demişlerdi.

    Bil ki oğul bütün karanlıklar kötüdür. Ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır?

    Sence bu bir tesadüf müdür?

    Unutma ki Dersimin bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımızsa mazlumun sığınma evleriydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük sonrada yol ve erkânı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik ama onlar asla hazmetmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Dersimin tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik şimdi anlıyor musun neden küstüğümü! Hakka yürüyen insan-ı kamillerimizin hatırası önünde özümüz dardadır. Aşk ile.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede: Acısı, gözyaşları hiç dinmemişti

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede: Acısı, gözyaşları hiç dinmemişti

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 12 yıl önce kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu. 1980 askeri darbesi günlerinde; Ovacık’ta işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve “ocak” kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başında dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu yol önderlerinin yakalanıp gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, cemlerin yasaklandığı dönemlerde de cem düzenlediler. Defalarca gözaltına alındılar. Ama asla kararlılıklarından, Yol’dan ödün vermediler.

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda on beş kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve yirmi kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Fırik Dede’yi yakalatır.

    FIRİK DEDE’DEN SEYİT RIZA’YA MEKTUP

    Yapılan üst aramasında Fırik Dede’nin cebinden Seyit Rıza’ya ait bir mektup çıkar. Seyid Rıza cezaevindedir. Bu mektupta yazılı olan bazı deyimleri çözemezler ve ne anlama geldiğini söylemesi için de Firik Dede’ye günlerce işkence yaparlar. En çok da kime yazıldığını merak ederler, ama o inkar eder ve kendisinin de bilmediğini söyler.

    Fırik Dede’nin gözaltı haberi Ovacık’a ulaşır. Bunun üzerine babası, Hozat’a gelir ve oğlunu kurtarmak ister. Derken, Baba Firik askeriyeyle ilişkileri iyi olan bazı insanları devreye koyar. Bu arada bir gelişme olur. Hozat’ta zalimliğiyle nam salmış Tacim Yüzbaşı gitmiş, yerine daha ılımlı olduğu söylenen “Şevki Yüzbaşı” gelmiştir. Şevki Yüzbaşı da bu hatırlı dostlarını kırmaz, bir süre sonra Fırik Dede’yi sürgün kafilesine dahil edilmek üzere serbest bırakır. Herkes onları Balıkesir Dursunbey’de zannederken, baba oğul kaçarak Ovacık’a dönerler ve ölüme meydan okuyarak dervişane dolaşmaya devam ederler. Mahmut Ağa bakar ki bunlar durmuyor, hem sürgünde görünmek hem burada olmak zaten ölüm kararı anlamına geliyor, bu iki bilgenin ölümüne gönlü razı olmaz. Sonra eski Pulur Köprüsü’ne epey bir uzaklıkta Munzur suyunun kenarında bunlara yer altında gizli bir mahzen yapar ve ikisini de oraya gizler. Bu mahzenin yerini de ailesi dahil kimseye söylemez. Otuz sekiz biter, ama onlar 1941 yılına kadar gizli yaşamaya devam ederler. İhanetin kol gezdiği bir ortamda kimseye görünmezler. Sonra kaçak yaşayanlarla ilgili bir emir gelir; Bu durumda olanların haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmayacaktır diye. Onlar da bu vesile ile meydana çıkmış olurlar.

    OĞLU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Fırik’in acısıyla yas tutan Fırik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Fırik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü 38, yaralarına yeni yaralar eklenmişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından hakka yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-ı Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Fırik dedeyi anlatırken “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hak’ka uğurlanan Fırik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.(HABER MERKEZİ)

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

  • Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

    Dersim’in büyük bilgesi Fırik Dede’nin aramızdan ayrılışının 11. yılı

    PİRHA- Sözlü geleneğin son temsilcilerinden olan Dersim Ovacık’lı Fırik Dede, 106 yaşında, 11 yıl önce kendi yıkık evinde hayata gözlerini yumdu. 1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Aslen Dersim Ovacık’lı ve Devreş Cemal ocağının bir bireyi, asıl adı Seyfi Firik Dede olan Firik Bava yaşamı boyunca Alevi Kızılbaş geleneğine, yol’una, ritüellere ve öğretisine göre yaşayan ve bu öğretiyi topluma da sözleriyle, şiirleriyle ileten bir bilge.

    1909’da Qeredereşi’de doğdu. Küçük yaşta babasıyla birlikte Dersim’i diyar diyar dolaştı, sazıyla coştu, sözde ise ustalaştı. Kendi deyimiyle bu meşakkatli yolun ilk desturunu çok sevdiği babasından almıştı. O, Kırmanc cemaatleri içinde pişti ve “ocak” kültürünün deryalarından beslendi, o yaşta İnsan-ı Kamil sırrına erdi. Baba oğul bir gün olsun Qeredereşi’de durmadılar. Çünkü Dersim’in başında dolanan kara bulutları görmüşlerdi, yavaş yavaş Dersim’in birliği bozuluyordu. Öyle ki ikrar bile ikrarını tanımıyordu. Bu durumun farkında olan baba oğul Dersim’in başında dolanan büyük felakete karşı aşiretlerin birliği için dört bir yana fikir taşıdılar.

    Baba oğlun özellikle Hozat ve Ovacık aşiretleri arasında saygınlıkları tartışılmazdı. Öyle ki toplumsal adaletin terazisinde onlar, toplumun ortak vicdanı olmuşlardı. En amansız aşiret kavgalarında onlar hep hakkaniyeti söylediler ve doğrudan yana oldular. İşte bu sebepledir ki baba oğul, bu toplum nezdinde tartışmasız olarak haklı bir saygınlık kazanmışlardı…

    TÜM BASKILARA RAĞMEN GİZLİ GİZLİ CEM TUTARLAR

    Firik Dede ve babası, 1925 yılındaki “Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Kanunu” ile sadece Alevi Dergâhlarının kapatıldığı, Alevi Kızılbaş “Ana”, “Baba”, “Dede” ve “Pir”lerinin üfürükçü, muskacılarla aynıymış gibi kabul edildiği, bu yol önderlerinin yakalanıp gözaltına alındığı, mahkemelerde yargılandığı, Cem törenlerinin yasaklandığı dönemlerde de Cem düzenlediler. Defalarca gözaltına alınırlar. Ama asla kararlılıklarından, yol’dan ödün vermezler.

    1933 yılında Ovacık’ın Çexperi köyünde “Xızır Cemi” tutarlar. Ama cem yeri yine ihbar edilir. İkisi yakalanır Sırrı Yüzbaşı’ya teslim edilirler. Pirlerinin bu durumuna oldukça üzülen Kurno, İbrahim Sırrı Yüzbaşı’ya gider, sıkı bir pazarlığa oturur. Bu pazarlığın sonucunda on beş kilo bal, bir teneke yağ, bir kısır keçi ve yirmi kilo peyniri yüzbaşıya vererek pirlerini geri alır, ama olaylar peşini bırakmaz. Sonunda Firik Dede her yerde aranır duruma düşer. 1937’de Hozat Zankirek muhtarı olan amcası Çıla’dan Firik Dede’yi teslim etmesi istenir. Çıla bu ihaneti kabul etmeyince eşi ve çocuklarıyla birlikte kurşuna dizilir. Çıla’nın başına gelenleri duyan Firik Dede Zankirek’e koşar, belki aileden birini bulurum diye, ama nafile, sadece Çıla’nın kaynını bulur. Amcasından geriye kimsenin kalmamasına çok üzülür, ağıtlar yakar, boş konakta dövünür durur ve sonra da bir köşeye yığılır kalır. Firik Dede bu haldeyken aynı gece “Palancı Qumas” (milis) Peyik karakoluna haber vererek Firik Dede’yi yakalatır.

    FIRİK DEDE’DEN SEYİT RIZA’YA MEKTUP

    Yapılan üst aramasında Firik Dede’nin cebinden Seyit Rıza’ya ait bir mektup çıkar. Seyid Rıza cezaevindedir. Bu mektupta yazılı olan bazı deyimleri çözemezler ve ne anlama geldiğini söylemesi için de Firik Dede’ye günlerce işkence yaparlar. En çok da kime yazıldığını merak ederler, ama o inkar eder ve kendisinin de bilmediğini söyler.

    Firik Dede’nin gözaltı haberi Ovacık’a ulaşır. Bunun üzerine babası, Hozat’a gelir ve oğlunu kurtarmak ister. Derken, Baba Firik askeriyeyle ilişkileri iyi olan bazı insanları devreye koyar. Bu arada bir gelişme olur. Hozat’ta zalimliğiyle nam salmış Tacim Yüzbaşı gitmiş, yerine daha ılımlı olduğu söylenen “Şevki Yüzbaşı” gelmiştir. Şevki Yüzbaşı da bu hatırlı dostlarını kırmaz, bir süre sonra Fırik Dede’yi sürgün kafilesine dahil edilmek üzere serbest bırakır. Herkes onları Balıkesir Dursunbey’de zannederken, baba oğul kaçarak Ovacık’a dönerler ve ölüme meydan okuyarak dervişane dolaşmaya devam ederler. Mahmut Ağa bakar ki bunlar durmuyor, hem sürgünde görünmek hem burada olmak zaten ölüm kararı anlamına geliyor, bu iki bilgenin ölümüne gönlü razı olmaz. Sonra eski Pulur Köprüsü’ne epey bir uzaklıkta Munzur suyunun kenarında bunlara yer altında gizli bir mahzen yapar ve ikisini de oraya gizler. Bu mahzenin yerini de ailesi dahil kimseye söylemez. Otuz sekiz biter, ama onlar 1941 yılına kadar gizli yaşamaya devam ederler. İhanetin kol gezdiği bir ortamda kimseye görünmezler. Sonra kaçak yaşayanlarla ilgili bir emir gelir; Bu durumda olanların haklarında her hangi bir yasal işlem yapılmayacaktır diye. Onlar da bu vesile ile meydana çıkmış olurlar. 

    OĞLU İŞKENCEDE DİRİ DİRİ YAKILIR

    1980 askeri darbe günlerinde; Ovacık’ta askerler tarafından işkence yapılarak diri diri yakılarak öldürülen Behzat Fırik’in de babası olan Fırik Dede, o günden beri, oğlunun acısıyla yas tuttu. Acısı da gözyaşları da hiç dinmeyen Fırik Dede o günden sonra bir daha hiç konuşmadı.

    Oğlu Behzat Fırik’in acısıyla yas tutan Fırik Dede’nin son sözleri şunlar olmuştu:

    “Başımıza geleni sorma oğul, bir karanlık dönemdi. Harami sofralarında yer kapma yarışına girdiğimiz gün zaten kaybetmiştik her şeyi. Cellada kılavuz olma halimizi evliyalarımız da kabul etmemişti. Kabul etmediği içindir ki bize “gidin ne haliniz varsa görün” demişlerdi… Bil ki oğul, bütün karanlıklar kötüdür, ömrüm boyunca şafağa secde etmem bu sebepledir. Çünkü, seherin vakti ilk ışığın habercisidir ve bil ki ışıkta leke yoktur. Bilir misin oğul, toprak evlerimizin kapısı neden hep güneşe açılır? Sence bu bir tesadüf müdür? Unutma ki Tunceli’in bütün ulu ağaçları gövdelerinde bize yer açmıştı, dağlarımız ise mazlumun sığınma eviydi. Onların kerametinden bir gün olsun şüpheye düşmedim. Ama gel gör ki her sabah kapımızın eşiğini ısıtan o yüce varlığa önce biz sırtımızı döndük, sonra da yol ve erkanı kaybettik. Unutma ki harami sofralarındaki kan lokmasını biz hazmettik, ama onlar asla hazım etmedi. Kendi gerçeğine hep sadık kaldılar kısacası. Tunceli’in tılsımını biz bozduk oğul ve bedelini de ağır ödedik, şimdi anlıyor musun neden küstüğümü?”

    Fırik Dede son yarım asırda ne cem tuttu ne de taliplerini gezdi. Sanki dili lal olmuştu. Kolay değildi, onun yaşadıklarını yaşamak; çünkü otuz sekiz, yaralarına yeni yaralar eklenmişti ve bu son hesaplaşmaya da o, bir oğul ve bir de torun vermişti. Bundandır ki bir asırlık ömrünün son yıllarından hakka yürüdüğü güne kadar kimse onun güldüğüne tanık olmamıştı.

    İNSAN-I KAMİL BELGESELİ

    Dersimli yönetmen Buket Aydın, Firik Dede’nin hayatı özelinde, bölgedeki yaşamı aktaran ‘İnsan-i Kamil’ belgeselini çekmişti. Firik Dede için “İnsan-ı Kamil” adında bir belgesele imza atan yönetmen Buket Aydın, Firik dedeyi anlatırken “Bir kat yatak, bir kuzine, bir saz ve dört duvar” tanımını yapar. 10 Temmuz 2007 tarihinde Hak’ka uğurlanan Fırik Dede, koskoca, görkemli, aynı zamanda hüznün, acının, direnişin hiç eksilmediği bir tarihin tanığı.(HABER MERKEZİ)