Etiket: fotoğraf

  • Mersin’den İnsan Hikayeleri sergilendi- VİDEO

    Mersin’den İnsan Hikayeleri sergilendi- VİDEO

    PİRHA- Mersin Fotoğraf Derneği’nin hazırlamış olduğu Mersin’den İnsan Hikayeleri adlı belgesel fotoğraf projesi sergi açılışı ve multimedya gösterimi yapıldı.

    Mersin Fotoğraf Derneği Belgesel Fotoğraf Atölyesi’nin 2019 yılından bu yana başladığı belgesel fotoğraf projesinin final çıktıları sergilendi.

    Kent belleği, kent kültürü, kentleşme, kamusal alanlar, Mersin’e dair kentsel ve kırsal insan hikayeleri konularına odaklanan projede 6 öykü fotoğraflarla anlatılıyor.

    İNSANA DAİR HİKAYELER 

    Sergide erkek şiddetinden öldürülen kadınların geride bıraktıkları anılar, yörük yaşamı, insan- mekan çalışması kapsamında Alanya Caddesi ve Kushimoto Sokağındaki yaşam, kentte yaşayan Hristiyanlar, Arslanköylü kadınların tiyatro sahneleme süreci gibi konular yer alıyor.

    Anlatılan 6 hikayenin insana dair izler taşıdığını söyleyen Proje Koordinatörü Murat Çiçek, görünmeyenin arkasındaki meselelerin fotoğraflar aracılığıyla görünür olmasını ve fotoğraflarla anlattıkları hikayelerin bağlamının konuşulmasını istediklerini belirtti.

    Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN

  • Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi, Dersim Katliamı sergisi düzenledi-VİDEO

    Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi, Dersim Katliamı sergisi düzenledi-VİDEO

    PİRHA-Dersim Katliamı’nın üzerinden tam 85 yıl geçti. Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi, Dersim Belediyesi önünde fotoğraf, belgeler ve dönemin gazeteleriyle 1937-1938 Dersim Katliamı sergisi düzenledi.

    Dersim Katliamı’nın üzerinden tam 85 yıl geçti. 85 yıl önce Dersim’in önde gelenlerinden Seyid Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan mahkeme sonucunda Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi.

    Vecihi Timuroğlu Kütüphanesi, Dersim Belediyesi önünde fotoğraflar, belgeler ve dönemin gazeteleriyle 1937-1938 Dersim Katliamı sergisi düzenledi. Sergiye Dersimli yurttaşlar yoğun ilgi gösterdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Fotoğraf sanatçısı Abalı: İşçileri, emekçileri fotoğraflayarak, tarihe not düşüyorum-VİDEO

    Fotoğraf sanatçısı Abalı: İşçileri, emekçileri fotoğraflayarak, tarihe not düşüyorum-VİDEO

    PİRHA- Fotoğraf sanatçısı Ali Osman Abalı, koronavirüs salgınının sokağa yansımasını çekti. ‘Evde Kal’ çağrılarının yoksulları teyet geçtiğini belirten Abalı “İşçi, kağıt toplayıcısı, ev işçileri, seyyar satıcılar sokakta ve işyerlerinde. Çünkü evde kaldıkları zaman yiyecek ekmek bulamayacaklar. Bende onların zamansız ve mekansız yaşamlarına ortak oldum” dedi.

    Haberin videosu

    Koronavirüs salgını dünyadaki etkisini sürdürmeye devam ediyor. Salgından korunmanın başlıca koşulu ise fiziksel mesafeyi korumak. Yetkililer aylardır ‘evde kal’ çağrıları yaparken ve fiziksel mesafeyi koruyun derken, çalışmak zorunda kalan milyonlarca işçi ve emekçi ise salgın tehdidine karşı çalışmak zorunda kalıyor.

    Fotoğraf sanatçısı Ali Osman Abalı da çalışmak zorunda kalanları fotoğraflıyor. PİRHA’ya konuşan Abalı, bu süreçte her alan gibi sanatında etkilendiğini belirterek, “İnsanların barınma ve yemeğe ihtiyaç duyduğu bir zamanda sanata duyulan ihtiyacın öteleniyor. Bu da doğaldır belki ama sanat da ihtiyaçlar listesinde en önde olması gerekenlerden biridir çünkü yeme içme ihtiyacı kadar insanları bilinçlendirir, hüzünlendirir, bulutların üstüne çıkartır” dedi.

    “AYNI GEMİDE DEĞİLİZ”

    İçinde bulunulan sürecin atlatılıp güzel günler görüleceğini vurgulayan Abalı, sokakta gördüklerine ilişkin şunları belirtti:

    “Uzun zamandır sokaklarda fotoğraf çekiyorum. Pandemi öncesi ve sonrasını kıyaslayacak ciddi bir arşive sahibim. Tekil ve çoğul fotoğraflar oluyor bunlar. Çeşitli sınıf ve zümreleri fotoğraflarını siyah beyaz oluşturmaya çalışıyorum. Fotoğraf makinemle, ezilen halkların, yoksul bireylerin, lgbti bireylerin yanında, onların sesi, gözü, kulağı olarak onların görülmeyen yanlarını göstermeye, anlatmaya çalışıyorum. Çektiğim çeşitli sınıf ve zümreler, fabrika işçileri, temizlik işçileri kağıt toplayıcısı gençler, çocuklar, ev temizliğine giden kadınlar, yoksun insanlar sokakta. Korunaklı alanlarından herkes evine kapanmış ama kağıt toplayıcısı çocuklar hala dışarıda, işçi sınıfı yine aynı şekilde, fabrika işçileri sabahları servis bekliyor, akşamlar iş dönüşünde serviste dönüyor. Sosyal mesafeyi korudukları yok. Herkes “aynı gemideyiz” gibi bir laf ediyor. Asla öyle bir şey yok. İşçi sınıfı hala dışarıda, çöp toplayan çocuklar, temizlikçi kadınlar, fabrikalarda çalışan işçiler işlerine gidip geliyorlar. Bakkallar, marketler açık. Bu durum bizim aynı gemide olmadığımızı gösteriyor.”

    “MEKANSIZ VE ZAMANSIZ FOTOĞRAFLAR ÇEKİYORUM”

    Ağırlıklı olarak siyah beyaz fotoğraflar halinde çalışma yaptığını söyleyen Abalı, “Çocuk ve kadın ağırlık fotoğraflar çalışıyorum. Çalıştığım sınıfı fotoğraflarken daha çok mekansız ve zamansız fotoğraflamaya çalışıyorum. Çünkü mekanın ve zamanın hiçbir önemi yok.  Onları daha fazla dramatize etmeye gerek yok. Bir derdim var, fotoğraflarla derdimi anlatmaya çalışıyorum. Pandemi döneminde de o yüzden sokaktayım. Hemen hemen her gün çıkıp fotoğraf çekiyorum” dedi.

    Abalı, 2013 yılında yaşamını yitiren tiyatro sanatçısı Erhan Sönmez ile ilgili  ‘Ne Güzel Gülerdin Sen Çocuk’ adlı bir belgesel yaptığını da belirterek, “Gülmeye ve umut etmeye ihtiyacımızın olduğu bir dönemde izlenebilir” dedi.

    aliosmanabali.com

    Diren KESER/MERSİN

  • Kadın öğrenci yurdunda kar maskeli şahısların fotoğraf çektiği iddia edildi-VİDEO

    Kadın öğrenci yurdunda kar maskeli şahısların fotoğraf çektiği iddia edildi-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kadın öğrencilerin kaldığı yurda giren kar maskeli iki şahsın içeride fotoğraf çekip kaçtığı iddia edildi.

    Haberin videosu

    Dersim’de ‘Gülistan Doku bulunsun’ eylemleri Dersim’de devam ediyor.

    Kadın öğrencilerin yurtlarda yaptığı eylemler sürerken yurtta kar maskeli iki şahsın içeride fotoğraf çekip kaçtığı iddia edildi.

    Özel güvenlik ve polislerin kamera kayıtlarını incelemeye aldığı gelen bilgiler arasında.

    PİRHA/DERSİM

  • Skandal; Alevi yol önderi Başköylü Hasan Efendi’yi Onbaşı Hasan ilan ettiler

    Skandal; Alevi yol önderi Başköylü Hasan Efendi’yi Onbaşı Hasan ilan ettiler

    PİRHA- Filistinli Şeyh İkrime Sabri, Batı Şeria’nın Tulkern şehrindeki bir müzede bulunan ve Alevi yol önderlerinden Başköylü Hasan Efendi’ye ait olan fotoğrafın Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan’a ait olduğunu söyledi. Olay sosyal medyada ve Alevi cephesinde tepki ile karşılandı.

    Anadolu Ajansı’nın girdiği haberde, Başköylü Hasan Efendi’ye ait olan fotoğrafın sözde Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına rağmen Kudüs’ü terk etmeyerek 1982 yılındaki vefatına kadar Mescid-i Aksa’daki nöbetini sürdüren Osmanlı askeri Iğdırlı Onbaşı Hasan’a ait bir fotoğraf olduğunu ileri sürdü.

    AA muhabirine konuşan 80 yaşındaki Şeyh İkrime Sabri, Aksa’daki son Osmanlı askeri olarak bilinen Onbaşı Hasan’ı görme fırsatı bulduğunu iddia ederek, dijital bir kopyasını incelediği söz konusu fotoğrafın gerçekten Onbaşı Hasan’a ait olduğunu teyit etmişti.

    Başköylü Hasan Efendiye ait olan fotoğrafın sözde Onbaşı Hasan’a ait olduğunu ileri süren AA, Onbaşı Hasan’ın 1917 yılında doğduğunu ve öldüğü tarih olan 1982 yılına Kudüs’te kalan son Osmanlı askeri olduğu bilgisini verdi . Oysa ki fotoğrafın ait olduğu Alevi yol önderi Başköylü Hasan Efendi 1895  yılında doğmuş ve 1 Temmuz 1973 yılında hakka yürümüştü.

    Haber sosyal medyada alay konusu olurken, tepki ile karşılandı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Nemrut Dağı ziyaretçi akınına uğruyor-VİDEO

    Nemrut Dağı ziyaretçi akınına uğruyor-VİDEO

    PİRHA-1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Nemrut Dağı, şimdilerde ziyaretçi akınına uğruyor. Uzun bir yol ve zorlu bir tırmanıştan sonra zirveye varan ziyaretçiler hayranlıkla hemen fotoğraf çekmeye başlıyorlar. 

    Adıyaman’ın Kahta ilçesinde 2150 metre yükseklikte yer alan Nemrut Dağı, 2 bin yıllık bir kültürel zenginliğe sahip. Milattan önce 1’inci yüzyılda Nemrut Dağı ve çevresinde kurulan Kommagene Krallığı 141 yıl boyunca bu bölgede hüküm sürmüş, milattan sonra 72 yılında da Roma hakimiyetine girmiştir. Nemrut Dağı üzerinde bulunan tarihi eserler Kommagene Krallığı’na aittir. 1881 yılında bölgede yol yapımında çalışan Alman mühendis Karl Sester, eserlerin üzerindeki Grekçe yazıları çözüp bu heykel ve eserlerin Kommagene Krallığı’na ait olduğunu ve kral 1’inci Antiochos’un emriyle yapıldığını keşfetmiştir. Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı mezarı, anıtsal heykelleri ve benzersiz manzarası ile Helenistik Dönemin en görkemli kalıntılarından birisidir. Anıtsal heykeller doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmıştır. Doğu terası kutsal merkezdir ve bu nedenle en önemli heykel ve mimari kalıntılar burada bulunmaktadır. İyi korunmuş durumdaki dev heykeller kireç taşı bloklarından yapılmıştır ve 8-10 metre yüksekliktedir.

    1987 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan Nemrut Dağı, şimdilerde ziyaretçi akınına uğruyor. Gün batımını izlemek için gelen ziyaretçiler önce patika gibi merdivenlerden oluşan bir yoldan dağa tırmanıyor.

    Zirveye yaklaştıkça yol daha da dikleşiyor ve bazı yerlerde merdiven kayboluyor. Zorlu bir tırmanıştan sonra zirveye varanların çoğu hemen fotoğraf çekmeye başlıyor. Türkiye’nin birçok ilinden Nemrut Dağı’nı görmek için tek başına, arkadaşlarıyla, ailesiyle, sevgilisiyle birlikte gelenler haliyle güneşin batışını da izlemeden dağdan inmiyor.

    “TÜRKİYE’DE TARİHE VE KÜLTÜRE YETERİ KADAR ÖNEM VERİLMİYOR”

    Nemrut Dağı’na ilk defa gelen 26. Dönem HDP Batman Milletvekili Mehmet Ali Aslan, çok muhteşem bulduğunu söylüyor. Nemrut Dağı’nı. 1. Antiochos ve diğer kralları Nemrut Dağı’na getiren şeyin ne olduğunu düşünmeden edemeyen Aslan, “Benim bildiğim kadarıyla tarihte yükseklik bir avantajdı. Kaleler, kralların evleri hep yükseklerde olur. Düşmana karşı bir avantaj olduğu gibi sağlık ve zeka üzerinde de olumlu bir etkisi var yüksekliğin” şeklinde ifade ediyor. Nemrut Dağı’na çıkınca sanki kanının temizlendiğini, rahatladığını hissettiğini söyleyen Aslan, bu tarihi mekanların gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için korunması gerektiğine dikkat çekiyor. Türkiye’de tarihe ve kültüre yeteri kadar önem verilmediğini üzülerek belirten Aslan, şöyle devam ediyor konuşmasına:

    “Avrupa kentlerinde küçük bir taş olsa hemen vitrine alıp koruyorlar, üzerine gerekli bilgilendirmeleri yapıyorlar. Düşünün burası 1987’de Dünya Kültür Mirası’na kazandırıldı. Yani çok geç bir tarih aslında. Bunun gibi Türkiye’de birçok yer var daha Dünya Kültür Mirası’nda da yer almıyor, örneğin Hasankeyf. Bu anlamda inşallah tarihi ve kültürel bilinç yükselir ve ona göre de adımlar atılır.”

    Doğal tabiat içinde insanın manevi olarak dünyadaki keşmekeşlikten arındığını ifade eden Aslan, herkese Nemrut Dağı’na çıkmayı tavsiye ediyor.

    İLKOKUL HAYALİNİ GERÇEKLEŞTİRMENİN MUTLULUĞU

    İlkokul birinci sınıftan beri Nemrut Dağı’na çıkmayı hayal eden Dilek Yıldız da eşi ve kızıyla birlikte Nemrut Dağı’na çıkarak hayalini gerçekleştirmenin heyecanı içinde.

    “Hep kitaplarda ve televizyonlarda gördüğümde içim gidiyordu. ‘Ah diyordum ben de bir gitsem” diyen Dilek Yıldız, tam Nemrut Dağı’na gelirken yolda arabalarının bozulduğunu, bunun üzerine ‘Eyvah yine göremeyeceğim’ diyerek üzüldüğünü anlatıyor. Yolda bir rehbere rica ederek buraya kadar geldiklerini söyleyen Dilek Yıldız, Nemrut Dağı’nı çok beğendiğini, çok değişik bir atmosferinin olduğunu ve onca yolu gelmesine değdiğini de ekliyor.

    “ŞU ANDAKİ TEKNOLOJİYLE BİZ HALA DÜŞÜNEMİYORUZ”

    Dilek Yıldız’ın eşi İsmet Yıldız ise heykellere hayranlıkla bakarak şunları ifade ediyor:

    “O zamanki teknolojiyle buraları yapmaları, buralara çıkmaları, bu taşları getirmeleri veya bu heykelleri yapmaları yani şu andaki teknolojiyle biz hala düşünemiyoruz, tasarlayamıyoruz, kıyaslayamıyoruz. Ama inanıyorum ki onlar teknoloji olarak bizlerden çok daha ilerideydi. Dünyanın sayılı harikalarından biri. Türkiye’de yaşayan herkesin gelip görmesini isterim.”

    “YÜZLECE KEZ ÇIKTIM YÜZLERCE KEZ YİNE ÇIKACAĞIM”

    Fotoğraf çekmek için yüzlerce kez Nemrut Dağı’na çıktığını söyleyen Adıyaman Fotoğraf Yolcuları Derneği Başkan Yardımcısı Musa Gürbüz de Nemrut Dağı’nın farklı bir enerjisi olduğuna inandığını belirtiyor. Nemrut Dağı’na her çıkışında rahatlamış olarak geri döndüğünü söyleyen Gürbüz, belki yüzlerce kez yine Nemrut Dağı’na çıkacağını ekliyor.

    “HER İNSANIN AYAĞI OLMAK ZORUNDA DEĞİL”

    İnsanların Nemrut Dağı’na çıkarken çok zorlandıklarına dikkat çeken Gürbüz, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Her insanın ayağı olmak zorunda değil. Ayağı olmayan insanlar buraya nasıl çıkacak? Bunun için buraya bir teleferik kurulması şart bence. Teleferik ekonomik sebeplerle kurulmuyor. Bir de Adıyaman’ın siyasetçileri bana göre sanki istediğini alamayan ya da almak istemeyen, meclise gittikten sonra ‘koltuğuma yapışayım da memlekete ne olursa olsun’ diyen insanlardan seçiliyor. Muhtemelen bundan kaynaklı da yapılmıyor. İnsanlar dünyanın her yerinden buraya geliyorsa özellikle buranın ulaşımıyla ilgili bir teleferik kurulmalı. Kurulduktan sonra da çok kısa bir sürede kendi kendini finanse edeceğine inanıyorum. Buraya yılda bir milyon insan geliyorsa teleferik kurulduktan sonra muhtemelen bu sayı ikiye, üçe katlanacak.”

    Suay ABAK/Mustafa YÜKSEL
    ADIYAMAN

  • Araştırmacı-Yazar Aydın Alevilerin dergah ve ocaklarını 2 bine yakın görselle kayıt altına aldı- VİDEO

    Araştırmacı-Yazar Aydın Alevilerin dergah ve ocaklarını 2 bine yakın görselle kayıt altına aldı- VİDEO

    PİRHA-Kişisel çabaları ile Alevilere ait dergah, türbe, ocak, dede ve babaları ziyaret ederek orada yapılan cemlere de katılarak bunları foto, kamera ve ses kaydı ile kayıt altına alan Ayhan Aydın, “Kişisel arşivim 800 mikro küçük kaset, 600 kadar CD ve yapmış olduğum radyo kayıtları ile birlikte yaklaşık olarak 2 bin tane görselden oluşuyor. Kişisel arşivim ise Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Dokümantasyon Merkezi’nde yer almaktadır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın kendi kişisel çabaları ile 25 yıl boyunca Alevi dergah, türbe, dede, ocak ve cemlere ilişkin 2 bine yakın görsel arşiv oluşturdu.

    Bu sevdaya yaklaşık 30 yıl önce dedesi Ahmet Zemci Aydın’nın kendince oluşturduğu kütüphanesinden kitaplar okuyarak bu yola girdiğini belirten Aydın, “Beni etkileyen en çok Pir Sultan Abdal’ın nefesleri ve ozanların şiirleri oldu” dedi.

    “ARŞİV OLUŞTURMA İNSANLIK TARİHİ İLE YAŞIT”

    Arşiv oluşturma, kütüphane oluşturma ve biriktirme bilincinin insanlık tarihi ile yaşıt olduğunu belirten Aydın, “Türkiye ve Anadolu’da da bu var. Bu insanlar bilinçsiz ve kültürsüz dememek lazım. Benim yaptığım çalışma olması gereken çalışmaların yanında çok küçük bir şeydir. Ben hiçbir çalışmayı ne küçümserim ne de gereğinden fazla abartırım. Ben basın ve yayıncı olarak söyleyişiler yapmam lazım. Ozanların, dedelerin, bilim insanlarının, yazarların ve bu işi yaşatan zakirlerin bilgilerini derleyip, toparlayıp kitap haline getirmeliyim. Kısacası sözlü kültürü yazılı kültüre çevirmek için gayret göstermeliyim” dedi.

    “TEK AMACIM BU KAYITLARI YAZILI HALE GETİRMEK”

    Araştırmacı Yazar Ayhan Aydın oluşturduğu kişisel arşivin oluşumunu ise şöyle anlattı:

    “Ben biriktireyim de bir arşive dönüştüreyim fikri yoktu. Geleneğin içinde bir insan olarak bu yolda ilerlerken her şey gelişti. Ben bütün bunları etkinliklerde, panellerde, söyleşilerde, anmalarda, cemlerde öğrendim. Benim farkım 30 yıllık bir süre içerisinde bu yapının tamamen içinde olmamdı. Hem profesyonel hem de hobi olarak bunu yapıyordum. Her şeyim Alevilik Bektaşilikti. Ancak tüm bu yapılanlardan bir beklenti içerisine girerek arşiv çalışması yapmadım. Tek amacım bunları kaydederek hem elimde bir veri olur hem de onları deşifre edip yazılı hale getirerek amacıma ulaşmış olurum. Bu görüntüler çok önemli. Ve bu işi yapmam için beni kimse görevlendirmiş değildir. İlk çekimi 2000 yılında yaptım. 18 yıl boyunca aralıksız devam ettim. Kendi amatör el kameramla çektim ve dört kamera eskittim. Küçük boy kasetler kullanarak tamamen kendi imkanlarım ile bütün cemleri, söyleyişileri kaydede kaydede bir aşivin oluşmasını sağladım. Bir de çalışmış olduğum kurum olan Cem Vakfı tarafından engellensem de ve engeller ile karşılaşsam da yaptıkları etkinlikleri de kayıt altına almaya çalıştım. Ve Cem Vakfı’nın elinde var olan arşivinin oluşmasını da ben sağladım.”

    “ARŞİV 2 BİNE YAKIN GÖRSELDEN OLUŞUYOR”

    Aydın, “Kişisel arşivim 800 mikro küçük kaset, 600 kadar CD ve yapmış olduğum radyo kayıtları ile birlikte yaklaşık olarak 2 bin tane görselden oluşuyor. Kendi emek ve çabalarım ile oluşturduğum bu kişisel arşivim ise şu anda Avrupa Köln merkezli Alevi Bektaşi Kültür Enstitüsü’nün de dahil olduğu bir protokol gereği Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Dokümantasyon Merkezinde’dir. Bu arşivde girdiğim görgü cemleri, musahiplik cemleri olmak üzere 40 farklı yörenin cemi var” ifadelerini kullandı.

    “ARŞİVİ KİŞİSEL İMKANLARIMLA OLUŞTURDUM”

    Araştırmacı-Yazar Ayhan Aydın Alevi dergah, türbe, ocak, dede ve cemlerine ilişkin kişisel olarak oluşturduğu arşive ilişkin son olarak şunları kaydetti:

    “Yunanistan’da, Bulgaristan’da Makedonya’da, Arnavutlukta, Bosnahersek’teki Alevi Bektaşi türbelerindeki, tekkelerindeki inanç önderleri ile yapılan söyleyişiler yer alıyor. Yaklaşık 30 yıllık bir çalışma olan bu arşiv çalışmasında derlemeler ile başkalarınında vermiş olduğu CD ve kasetler var. Televizyon programlarının da yer aldığı bu arşiv benzersiz tek örnek diyemeyeceğim ama bu konuda yapılmış önemli çabalardan birisi diyebilirim. Bunun yanı sıra binlerce kareden oluşan fotoğraf arşivimde var. Bu fotoğrafları nerede çektiğim, hangi dedenin kim olduğuna ait bir foto arşivi de oluşturmaya çalıştım. Son olaraktan bir de ses kaydı arşivi oluşturdum. Kurumlar içerisinde çalışıldığında kurumlar bunları kendine mal edebilirler. Ancak kendi imkanlarım ve birçok insanın maddi katkısı ile yaptığım gezilerde o görüntü çekimlerimi oluşturmaya çalıştım. Bu arşivde Şah Kulu Dergahı arşivindedir.” (HABER MERKEZİ)

  • Çektiği Fotoğraflardan dolayı tutuklanan gazeteci tahliye oldu

    Çektiği Fotoğraflardan dolayı tutuklanan gazeteci tahliye oldu

    PİRHA – Farklı dönemlerde gerçekleşen basın açıklaması, yürüyüş ve etkinlikleri fotoğrafladığı gerekçesiyle ‘örgüt üyeliği’ ile suçlanan ve 7 aydır tutuklu olan Dersim-Munzur Radyo Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Çağrı yargılandığı davanın ilk duruşmasında tahliye oldu.

    Tunceli Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında 28 Mart tarihinde tutuklanan Dersim-Munzur Radyo Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Çağrı’nın yargılandığı davanın ilk duruşması Tunceli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Elazığ E Tipi Kapalı Cezaevinde 7 aydır tutuklu bulunan Çağrı, duruşmaya SEGBİS’le katılırken, avukatı Fatma Kalsen, mahkeme salonunda hazır bulundu. HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, HDP PM Üyesi Cevdet Konak’ta mahkeme salonunda duruşmayı izledi.

     FOTOĞRAF ÇEKMEK SUÇ DELİLİ

    Kabul edilen 5 sayfalık iddianamede Çağrı’nın basın kartı olmasına rağmen “Basın mensubu olmadığı halde grubun fotoğrafını çektiği” ibaresi dikkat çekti. 2015 ve 2017 tarihleri arasında düzenlenen basın açıklamaları, Munzur Festivali kapsamında gösterimi yapılan filmin sinevizyon kurulumuna yardım etme, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kent merkezinde kadınların yaptığı yürüyüşün fotoğraflarını çekme, DBP’li Dersim Belediyesi’ne atanan kayyumu protesto edenlerin fotoğrafını çekmek suç sayılarak mahkeme başkanı tarafından Çağrı’ya soruldu.

    BASIN ÇALIŞANLARI KİME VE NEYE GÖRE DEĞERLENDİRİLİYOR?

    Çağrı, hazırlanan iddianamede öne sürülen suçları reddetti. İddianamenin tutarsızlıklarla dolu olduğunu belirten Çağrı, “Türkiye’deki basın çalışanları kime ve neye göre değerlendiriliyor. Bütün Dersim halkı benim basın çalışanı olduğumu bilir. Sadece savcıyı ikna edemedik.” dedi Dersim-Munzur Radyo’nun sadece bir müzik kutusundan ibaret olmadığını ifade eden Çağrı, çalıştığı dönemde düzenli biçimde haber ve tartışma programlarının yapıldığını ve programlar için düzenlenen etkinliklerde haber takibi yaptığını söyledi. Son olarak basın çalışanı olduğunu belirten Çağrı,hakkındaki suçlamaları kabul etmeyerek beraatini talep etti.

    “ CAN DÜNDAR VE ERDEM GÜL DAVA KARARI EMSAL ALINMALI”

    Avukat Fatma Kalsen ise müvekkilinin basın mensuplarının olduğu yerde söz konusu etkinlik ve açıklamaların haber takibini yaptığını, basın mensubu olmasına rağmen örgüt üyeliği ile suçlanmasını hukuka uygun görmediklerini kaydetti. Anayasa mahkemesinin Can Dündar ve Erdem Gül için aldığı kararın emsal olarak görülmesini söyleyen Kalsen, basın özgürlüğü ve halkın haber alma hakkının olması ile Çağrı’nın tahliyesini talep etti. (HABER MERKEZİ)