PİRHA- Fransa’nın Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen resmi anma töreninde yaşamını yitirenler anıldı. Sarcelles Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen programa çok sayıda Alevi kurumu, demokratik kitle örgütü ve siyasi temsilci katıldı.
Fransa’nın Paris’e bağlı Sarcelles kentinde bulunan Alevi Anıtı önünde, 2 Temmuz 1993’te yaşanan Sivas Madımak Katliamı’nın yıl dönümü dolayısıyla geleneksel resmi anma töreni düzenlendi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Sarcelles Belediyesi tarafından gerçekleştirilen anmada, Madımak’ta yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve yurttaş anıldı.
Anma törenine Alevi kurumlarının yanı sıra çok sayıda dost kurum ve kuruluş da katıldı. Belediye temsilcileri, milletvekilleri, MARDEF, PAZEM, Keldani Süryani Derneği, Ermeni toplumunun temsilcileri ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu anmada yer aldı. Anma programının hazırlığı Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) tarafından gerçekleştirildi.
MADIMAK’TA YAŞAMINI YİTİRENLERİN ANISINA ÇELENK
Tören kapsamında 20’den fazla kurum ve kuruluş, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin anısına Alevi Anıtı’na çelenk bıraktı. Çelenk sunumunun ardından semah dönüldü ve katılımcılar yaşamını yitirenleri saygıyla andı.
Programda ayrıca gençler tarafından günün anlam ve önemini anlatan anma metni Fransızca olarak okundu. Okunan metinde, Madımak Katliamı’nın unutulmaması ve benzer acıların bir daha yaşanmaması gerektiği vurgulandı.
Törende, Madımak Katliamı’nın hafızalarda canlı tutulmasının, adalet mücadelesinin sürdürülmesinin ve toplumsal barışın güçlendirilmesinin önemine dikkat çekildi.
PİRHA- Fransa’nın başkenti Paris’in Sarcelles banliyösünde, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ve Kürt Demokratik Toplumu tarafından organize edilen dayanışma gecesi, kültürel zenginlik ve toplumsal dayanışmanın bir araya geldiği etkinlik olarak dikkat çekti.
Fransa’nın Sarcelles banliyösünde dün akşam düzenlenen dayanışma gecesi, “Barışın öznesi ve demokratik toplumun güvencesiyiz”şiarıyla yapıldı. Etkinlik, Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA)ve Kürt Demokratik Toplumutarafından organize edildi ve farklı kültürlerden çok sayıda katılımcıyı bir araya getirdi.
Gecenin açılış konuşmasını FEDA Fransa temsilcilerigerçekleştirdi. Ardından Pir Rıza Yağmurtarafından okunan gülbang ile program başladı. Cemil Koçgiri’nin Kurmancî ve Kirmançkidillerinde okuduğu nefesler eşliğinde semah dönüldü, katılımcılar kültürel ritüelleri deneyimleme fırsatı buldu.
FEDA Eşbaşkanı Şahin Polat, gecede yaptığı konuşmada barış mücadelesine dikkat çekti, bu yolda verilen emekleri ve dayanışmanın önemini vurguladı. Konuşmada ayrıca Alevi halkının ve Suriye halklarının dostu olarak tanınan ve Hakk’a yürüyen PYD Eşbaşkanlık Konseyi üyesi Salih Muslimde anıldı.
Sanatçı Lale Koçgün, gece boyunca sahne alarak Türkçe, Kürtçe ve Ermenice eserlerseslendirdi; performans katılımcılar tarafından büyük beğeni topladı.
Etkinliğe, Fransa Demokratik Kürt Konseyi (CDKF) eşbaşkanları, Sarcelles belediye başkanları, Mardef, Cumhuriyet Halk Partisi ve çeşitli demokratik toplum kurumlarının temsilcilerikatıldı. Katılımcılar, kültürel gösteriler ve konuşmalar aracılığıyla barış ve demokratik dayanışma mesajlarını bir kez daha kamuoyuna taşıdı.
Gece, farklı dil ve kültürlerden gelen unsurların bir arada kutlanması ve toplumsal dayanışmanın öne çıkması açısından Fransa’daki Alevi ve Kürt toplumu için önemli bir buluşmaolarak kayıtlara geçti.
PİRHA-Paris Demokratik Alevi Federasyonu, Paris Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda kongresini yaptı. Kongrede Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulşaması için mücadele etme vurgusu öne çıktı.
Paris Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Paris Pir Sultan Abdal Dergâhı’nda kongresini yaptı. Kongreye FEDA Eş Başkanları Şahin Polat ve Hüsniye Küçükkeleş, DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Alevi ve yöre dernekleri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
Divanını Hüsniye Küçükkeleş, Ruken Göksungur ve Şahin Polat yürüttüğü kongrenin açılışı Pir Rıza Yağmur’un okuduğu gülbeng ile yapıldı.
FEDA Eş Başkanı Şahin Polat’ın örgütsel durum değerlendirmesinin ardından DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair konuştu.
“ALEVİLERİN HAK VE HAKİKAT ARAYIŞI KÜRT ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNDEN DAHA ÖNCE BAŞLADI”
Kürtlerin özgürlük mücadelesinin elli yıldır sürdüğüne dikkat çeken DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, “Alevilerin hak ve hakikat arayışı Kürt özgürlük mücadelesinden daha önce başlayan bir mücadeledir. Yaklaşık olarak bir yıldır çözüm süreci tartışması var. Biz çözüm süreciyle birlikte Alevi canlarımızda bir kaygıyı gözlemliyoruz. Aleviler bizlere, ‘Kürtler kendi meselelerini çözüyorlar peki biz ne olacağız?’ diye soruyorlar. Kürtlerin mücadelesi aynı zamanda Türkün, Arabın, Ermeninin, Lazın, Alevinin mücadelesidir. Barış süreci Alevilerin sorununu çözme umudunu da arttıracaktır. Bu sorunu çözmek için milyonda bir ihtimal de olsa barış mücadelesini sürdüreceğiz. Alevi toplumu da barış ve hakikat mücadelesinin merkezindedir. Barış Kürt kadar Aleviler içinde gerekli. Eşit yurttaşlık başta olmak üzere inançsal kimliğinin kabulü için barış sürecinin öznesi olmalıdır” dedi.
Konuşmaların ardından 17 kişilik yeni yönetim belirtildi.
PİRHA- Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) “Alevi Halkı Barış İçin Mücadele Ediyor” başlıklı halk toplantıları yapacak.
FEDA tarafından yapılan çağrıda, “İnancımızda barış esastır; halklar arasında güveni ve kardeşliği yeniden kurmak, eşitlik ve adalet yolunda yürümek için mücadele ediyoruz. Bu amaçla halklara seslenmek üzere aşağıdaki etkinlikleri düzenleyip tüm canlarla buluşuyoruz” denildi.
Programın detayları şöyle:
Dortmund
Panel
Tarih: 20 Eylül 2025
Saat: 14.00
Yer: DAKME Dortmund
Etkinlik: “Alevi Barış ve Eşitlik Yolunda Buluşuyor”
Katılımcı: 25. ve 27. Dönem TBMM İstanbul Milletvekili HDP’li Ali Kenanoğlu
Hamburg
Halkla Buluşma
Tarih: 21 Eylül 2025
Saat: 14.00
Etkinlik: “Aleviler Barış ve Demokratik Süreci Konuşuyor”
Katılımcı: Ali Kenanoğlu
Paris
4. Olağan Kongre
Tarih: 21 Eylül 2025
Saat: 12.00
Yer: Paris Pir Sultan Abdal Dergahı
Etkinlik: “Aleviler Hak ve Hakikat Yolunda Eşitlik Talep Ediyor”
Katılımcı: DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan
PİRHA- Araştırmacı Yazar İrfan Dayıoğlu Fransa’da Hakk’a yürüdü. Dayıoğlu, kanser hastalığından dolayı 3 yıldır kemoterapi görüyordu.
Uzun yıllar Avrupa’da sürgün yaşamı süren siyasetçi, yazar ve Alevi aktivist İrfan Dayıoğlu, 16 Nisan sabahı Fransa’nın Bretagne bölgesinde Hakk’a yürüdü.
İrfan Dayıoğlu’nun Hakk’a yürüdüğü bilgisini veren kızı, “16 Nisan saat 1:30 da babamızı, can yoldaşımızı sonsuzluğa uğurladık. Tüm yaşamı boyunca dik durdu, yaşama veda ederken de yürüdü. Halkının onur kaynağı devrim emektarıydı. Yaşam enerjisini sonuna kadar diri tuttu. Direnişçi kimliğini bizlere miras bırakarak ve bu dünyaya değer katarak sevdiklerinin yanına gitti. Bu gün sürgün yolunun son günü. Uğurlar olsun sana can dost, can yoldaş uğurlar olsun” paylaşımında bulundu.
1980’LERDEN BU YANA SÜRGÜNDE YAŞAM
İrfan Dayıoğlu 1954 yılında Malatya ili Akçadağ ilçesi, Kürecik Harunan köyünde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde okuduktan sonra, ortaokul ve lise öğrenimine Gaziantep’te devam etti. 1974-1978 yılları arasında İstanbul Boğaziçi Üniversitesi’nde Matematik Bölümü’nde okuyan Dayıoğlu, politik faaliyetlerinden dolayı okuldan uzaklaştırıldı.
Dayıoğlu, 12 Eylül askeri darbesinden bir yıl önce Türkiye’den ayrılarak yurtdışına çıktı. 1982 yılından bu yana Fransa’da politik mülteci olarak yaşıyordu. Hayatını devrimci mücadeleye, Kürt halkının özgürlük arayışına ve Alevi toplumunun örgütlenmesine adayan Dayıoğlu, evli ve bir çocuk babasıydı.
Cephe, Toplumsal Kurtuluş, Berxwedan gibi yayınlarda yazılar kaleme alan Dayıoğlu, Özgür Gündem ve Özgür Politika gibi basın organlarında da köşe yazarlığı ve muhabirlik yaptı.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNDE YÖNETİCİLİK ÜSTLENDİ
1996-2003 yılları arasında Demokratik Alevi Federasyonu’nda yöneticilik görevini üstlendi. Avrupa’da yayımlanan Zülfikar dergisinin son döneminde ve Semah dergisinin ilk yıllarında genel yayın yönetmenliği yaptı.
Alevilik üzerine derinlikli yazılar kaleme aldığı Semah Dergisi’nin yazı kurulunda yer alan Dayıoğlu, birçok gazete ve sitede yazılarına devam etti.
İbrahim Yalçın ile birlikte kaleme aldığı “Bir Örgüt – Bir Yaşam / Mehmet Koç” adlı kitabı, mücadele tarihine önemli bir katkı olarak yerini aldı. İrfan Dayıoğlu, “Dik Duruş” isimli bir kitaba da imza attı.
PİRHA – Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu, Türkiye ile yapılması planlanan ortak toplantıları iptal etti.
Avrupa Birliği’nin (AB) temel kurumları olan Avrupa Konseyi, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu, Türkiye ile Ankara ve Antalya’da yapmayı planladıkları resmi toplantıları iptal etme kararı aldı. Karar, siyasi uzmanlarca Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmelere yönelik ilk somut tepki olarak değerlendiriliyor.
AB tarihinde ilk kez Konsey, Komisyon ve Parlamento, Türkiye’ye karşı ortak bir uyarı niteliğinde ilişkileri askıya aldı. Seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınması, gazeteciler ve muhaliflere yönelik baskılar ile hukuk devleti ilkelerinin aşınması, AB tarafından “AB değerleriyle bağdaşmaz” şeklinde yorumladı.
Avrupa Parlamentosu’nun (AP) 1 Nisan’da yapılan genel kurulunda, Türkiye’deki demokratik gerileme ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasını ele aldı.
Oturumda en dikkat çekici açıklama, Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Marta Kos’tan geldi. Kos, “AB adayı bir ülkeden en yüksek demokratik standartları bekliyoruz. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığı öncesinde tutuklanması ciddi soru işaretleri yaratıyor” diyerek, Türkiye’deki protesto gösterilerine müdahale edilmemesi çağrısında bulundu. Kos ayrıca Türkiye’nin NATO üyeliği ve jeopolitik önemine vurgu yaparken, “İşbirliği kanallarını kesmek kimseye fayda sağlamaz” dedi.
Hristiyan Demokratlar, 14-15 Nisan’da yapılması planlanan Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu toplantısını iptal ettiklerini duyurdu.
AP Türkiye Raportörü Nacho Sanchez Amor, “Türkiye yoldan sapıyor” diye tepki gösterdi.
Yeşiller, “Türkiye’ye net bir mesaj gönderilmeli,” çağrısında bulundu.
AVRUPA’DAN TEPKİLER YÜKSELİYOR!
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da Ekrem İmamoğlu protestolarıyla ilgili değerlendirme yaptı. Macron’un yazılı açıklamasında “”Muhalefet ve sivil toplum figürlerine yönelik kovuşturmaların sistematik niteliği, bilgi edinme ve toplanma özgürlüğüne yönelik saldırılar, İstanbul Belediye Başkanı’nın tutuklanması ve gözaltına alınması, tarih adına ve belirli bir Türkiye fikri ve Avrupa ile ilişkisi adına, ancak üzüntü duyulabilecek saldırılar ve saldırganlıklar teşkil etmektedir” diye belirtti.
İngiltere’den de Türkiye’ye hukukun üstünlüğünü koruma çağrısı geldi. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Türkiye ile ilişkilerin önemine değindikten sonra, “Ortak uluslararası taahhütlerin, hukukun üstünlüğünün, zamanında ve şeffaf hukuki süreçler dahil olmak üzere, korunmasını bekliyoruz” mesajı verdi.
Hollanda Temsilciler Meclisi ise tutuklanan Ekrem İmamoğlu’nun derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu. İmamoğlu’nun tutuklanmasını “son derece endişe verici ve hukuksuz bir gelişme” olarak değerlendiren Meclis, Hollanda hükümetinin bu çağrıyı NATO içinde ve aktif olarak dile getirmesini istedi.
27 Mart’taki kararda, Türkiye’deki görevden alma ve kayyum uygulamalarının, Türkiye’nin 1992’de imzaladığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı olduğu vurgulandı.
PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, içerisinde 9 ton kokainle Fransa donanması tarafından Karayipler’de yakalanan HALİÇ/EQUALITY adlı gemiyi Meclis gündemine getirdi. Celal Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’ya “İstanbul’dan hareket eden ve değeri 3 milyar dolar olan 9 ton uyuşturucuyu taşıyan Haliç Equality gemisi kime aittir?” diye sordu.
DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, İstanbul’dan hareket eden HALİÇ/EQUALITY adlı gemide yakalanan uyuşturucu madde hakkında İçişleri Bakanlığına soru önergesi iletti.
İstanbul’dan kalkan HALİÇ/EQUALITY adlı gemiye, Karayipler’deki Martinik Adası açıklarında Fransa donanması tarafından 10 Ocak’ta operasyon düzenlenmişti. Gemide 250 paket halinde, toplam 9 ton kokain ele geçirilmişti. Uyuşturucunun piyasa değerinin 3 milyar dolar olduğu açıklanmıştı.
Milletvekili Celal Fırat, konuya ilişkin hazırladığı soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“10 Aralık 2024 tarihinde Batı Afrika ülkesi Gine Bissau’ya uğrayıp daha sonra Martinique Adası’na yönelen ve 10 Ocak 2025 tarihinde Güney Amerika açıklarındaki (uyuşturucu üretiminin merkezi olarak kabul edilen ülkeler arasında yer alan Kolombiya ve Venezuela’ya yakın) Martinique Adası yakınlarında Fransa Deniz Kuvvetleri tarafından durdurulan Haliç/Equalıty adlı geminin 12 Kasım 2024 tarihinde İstanbul Tuzla Limanından, Cezayir Skikda Limanına gitmek üzere ayrıldığı iddia edilmektedir.”
“HALİÇ EQUALİTY GEMİSİ KİME AİTTİR?”
DEM Partili Celal Fırat, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını talebiyle şu soruları yöneltti:
“İstanbul’dan hareket eden ve değeri 3 milyar dolar olan 9 ton uyuşturucuyu taşıyan Haliç Equality gemisi kime aittir?
İstanbul Tuzla limanından uyuşturucu taşıyan Haliç adlı gemide bulunan mürettebatın kaçı Türk vatandaşı, kaçı yabancı uyrukludur?
Son beş yılda Türk armatörlere ait uyuşturucu taşıyan kaç gemi ve kaç ton uyuşturucu yakalanmıştır?
İçişleri Bakanlığı her gün ‘şu kadar uyuşturucu yakalandı, şu kadar kişi gözaltına alındı’ diye ‘narkokapan’ operasyonlarını basına haber geçerken, İstanbul’dan kalkan ve 9 ton kokain taşıyan Haliç E. Gemisi, 60 bine yakın polisin görev yaptığı İstanbul’da neden yakalanamamıştır?”
PİRHA- Fransa Strazbourg’da bulunan Avrupa Konseyi önünde, Suriye’deki katliamlara ilişkin başta Alevi kurumları olmak üzere çok sayıda kurumun destek verdiği kitlesel basın açıklaması yapıldı. Açıklamada Alevilere yönelik saldırıların soykırıma dönüştüğü vurgulanarak, Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanarak saldırıları durdurması için aktif görev almaya çağrısı yapıldı.
Alevi örgütleri Suriye’de son süreçte cihatçı çetelerin halkı tehdit eden uygulamaları nedeniyle Avrupa kamuoyunu bilgilendirmek ve Avrupa Birliği’nin harekete geçmesini sağlamak amacıyla Fransa Strasbourg’da basın açıklaması gerçekleştirdi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) gibi Alevi kurumları ve demokratik kitle örgütleri Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan Avrupa Konseyi önünde ortak basın açıklaması ile ‘Suriye’de halklar ve inançlar tehdit altında’ olduğuna dikkat çekiyor. Kırk dernek ve örgütün içinde yer aldığı Demokratik Güç Birliği de açıklamaya destek verdi.
Açıklama öncesinde Suriye’de saldırılarda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu sonrasında 6 dilde açıklama yapıldı.
Eylemde Mark Aslan Fransızca, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz Türkçe, Melisla Kalkandelen Fransızca, Süleyman Okur Arapça, Demir Çelik Kürtçe ve Gülay Kurtyiğit ise Almanca açıklama yaptı.
Kurumlar adına ortak açıklamanın Türkçesini ise Rozbi Demir okudu.
Açıklamada söz alan Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Mehmet Gündüz, “Ortadoğu yeniden dizayn oyunu ve çıkarlar için bir savaş haline döndü. Suriye’de bir diktatörün yıkılışına demokrasi diyen Avrupa ve emperyalistler güçler, yeni bir diktatörlüğün kurulmasına hizmet eder hale gelmişlerdir. Ortadoğu’daki Kürtlerin, Alevileri, Ezidilerin, Süryanilari birbirine kırdırarak, o ülkelerdeki yer altı ve yer üstü kaynaklara hükmetmek istiyorlar. Bu haksız savaşa mazlum hakların yanındayız. AKP-MHP, Esad’ın yıkılmasıyla demokrasi hayranı kesilerken, kendi ülkelerine dönüp bakmıyorlar. Esad’ın yıkılmasıyla Türkiye’deki ekonomik, siyasi, sosyal krizi örtbas ederek barış meleği kesilen Erdoğan ve Bahçeli’ye söyleyeceğimiz söz ise; dönün kendi tarihinize bakın olacaktır. Biz bu sisteme karşı mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.
“SAVAŞ SİSTEMATİK ZULMÜ BERABERİNDE GETİRMİŞTİR”
Kurumlar adına ortak Türkçe açıklamayı Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Eşit Başkanı Rozbi Demir okudu. Demir, “Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden savaş, yalnızca fiziksel yıkım ve siyasi kaos yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Dürziler, İsmaililer ve diğer farklı inanç ve etnik kimlikleri hedef alan sistematik zulüm ve şiddeti de beraberinde getirmiştir. Bu süreçte Suriye halkları, uzun yıllardır açlık, sefalet ve zorluk içinde hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Halklar, kimliklerinden ve inançlarından dolayı cihadist ve selefist grupların saldırılarına maruz kalmakta, yerlerinden edilmekte, kutsal mekânları tahrip edilmekte ve mezhepsel nefrete hedef olmaktadır” şeklinde konuştu.
“ALEVİLER, ESAD REJİMİYLE ÖZDEŞLEŞTİREK HEDEF HALİNE GETİRİLDİ”
Cihatçı çetelerin Alevileri Esad rejimiyle özdeştirerek saldırıların önünü açtığını ifade eden Demir, “Bu süreçte özellikle Aleviler, cihatçı örgütlerin mezhepçi ve dinci saldırılarına ve katliamlarına uğrayan başlıca topluluklardan biri olmuştur. Alevilere yönelik saldırılar, yalnızca bir topluluğun kimliğine değil, aynı zamanda bölgedeki halkların barış içinde bir arada yaşama iradesine de doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Aleviler, yanlış bir şekilde Esad rejimiyle özdeşleştirilerek nefret suçlarının hedefi haline gelmiştir. Radikal gruplar, “Aleviler Esadcı, Esad da Alevi söylemiyle şiddeti körüklemektedir. İran ,Suriye’de yalnızca Esad rejimini desteklemiş, ancak Suriye halklarını desteklememiştir. Bu durum İran’n Alevilere de destek verdiği yönünde bir algı yaratmıştır. Oysa İran, Alevileri inançsal olarak kendisine yakın görmemekte ve onları Şii topluluklar arasında saymamaktadır. Aleviler İran Şii’si değildir ve bu yanlış algılar, Alevilere yönelik mezhepçi propagandaları ve nefreti beslemektedir” diye belirtti.
Demir, Alevi halkının demokratik bir Suriye inşasına karşılık Alevi köylerinde sivillere yönelik katliamlar gerçekleştirilerek kutsal mekanlara saldırılar düzenlediğini hatırlattı. Saldırıların soykırım boyutuna ulaştığını kaydeden Demir şunları vurguladı:
“Cihatçı selefi gruplar, bu katliamları videoya kaydederek “Aleviler, sizin için geliyoruz” mesajıyla kafa keserek infaz yapma gibi vahşi yöntemler kullanmış ve toplu infazlar gerçekleştirmiştir. Bu zulüm ve vahşet, yalnızca askeri değil, sivil alanda da bir insanlık suçudur ve bu duruma sessiz kalmak suça ortak olmak anlamına gelmektedir.
Alevi türbeleri, Hristiyan kiliseleri ve diğer inanç topluluklarına ait kutsal mekânlar, radikal gruplar tarafından sistematik olarak tahrip edilmektedir. Mezhep temelli ayrımcılık nedeniyle binlerce kamu görevlisi işten çıkarılmış, birçok kişi keyfi tutuklamalara ve adil olmayan yargılamalara maruz kalmıştır. Alevilere yönelik nefret ve saldırılar ise artarak devam etmekte ve soykırım boyutlarına ulaşmaktadır. Homs kırsalında Hristiyanların tarım arazileri yakılıp yok edilmiş, Malula’da yaşayan Süryaniler abluka ve saldırılarla karşı karşıya bırakılmıştır.”
TALEPLER
Aleviler ile birlikte Suriye halklarının da varlık ve güvenlik tehlikesi altında olduğunu kaydeden Demir, Alevi kurumlarının taleplerini şöyle sıraladı:
1- Yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü:
Tüm din ve inanç gruplarının yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalı; demokratik, özgürlükçü ve laik bir anayasa oluşturularak tüm etnik yapı ve inançlar anayasal koruma altına alınmalıdır.
2- Hassasiyetle kınama ve yaptırımlar:
Mezhep temelli nefret söylemleri uluslararası kuruluşlarca açıkça kınanmalı ve bu propagandaları yayan gruplara yaptırımlar uygulanmalıdır.
3- Kutsal mekânların korunması:
Kutsal mekânlar korunmalı, zorla yerinden edilenlerin güvenli dönüşü sağlanmalı ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlar bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır.
4- BM gözetimi ve garantörlük:
Suriye’de istikrar İçin Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi garantörlük sağlamalı, geçiş hükümetini denetleyerek adil ve demokratik seçimlerin yapılması için gerekli koşulları oluşturmalıdır.
5- Radikal gruplarla ilişkilerin kesilmesi:
Avrupa Birliği, HTŞ ve benzeri radikal grupların işlediği insanlık suçlarını kınamalı ve bu gruplarla olan tüm İlişkileri kesmelidir.
6- Azınlık haklarının güçlendirilmesi:
Başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere tüm azınlıklar, kimliklerini özgürce ifade etmeli, anadillerinde eğitim görmeli ve özerk yönetimlerle kendilerini yönetme hakkına sahip olmalıdır.
Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü, Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanmaya ve bu saldırıları durdurmak için aktif göreve davet ediyoruz.”
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN TEMSİLCİLERİNDEN HAREKETE GEÇME ÇAĞRISI
Açıklamanın ardından Arap Aleviler adına söz alan Süleyman Okur, “Hükümdarların bize yönelik baskıları bizlere böyle eylemlere sürüklüyor. Bu kötü günde bütün renkleri kucaklayıp dayanışma geliştirebiliyorsak, güzel günlerde de daha değerli mesajların verileceği görünüyor. Mesajımız insanlığadır” derken, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Nevin Kamilağaoğlu ise, “Yaşasın halkların kardeşliği. Emeklerinden dolayı herkese teşekkür ediyorum. Ortadoğu ve Türkiye’de gelişmeler bizleri yakından ilgilendiriyor. Bu katliamlara Avrupa’dan ses olmak çok önemli. Bu eylemlikler devam edecek” diye belirtti.
Demokratik Alevi Federasyonu Eş Başkanı Demir Çelik Suriye’de halklara yönelik soykırımlara dikkat çekerek, “Bu birlikteliğinizden dolayı hepinizi kutluyorum. Suriye’de Aleviler, Dürziler, Kürtler, soykırımla karşı karşıyalar. Buna sessiz kalamayız ve ses olamaya çalıştık. Egemenler bizleri parçalara bölerek renklerimiziz, dilimizin, düşüncemizin farklılığından faydalanmak istediler. Bizler inancımız ve fikriyatımız ile varız, biriz ve birlikteyiz. İnsan olmanın erdemliliğiyle dilimizi, inancımıza, toprağımıza ve kimliğimize sahip çıkacağız. Sahip çıkanlara aşk olsun diyorum” diye konuştu.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise tüm toplumsal kesimlere katliama demesi çağrısında bulunarak, “Aleviler nerede yaşıyorsa yaşasın, hangi devletin vatandaşı olursa olsun aynı zulmü, politikayı ve soykırımı yaşamak zorunda kaldılar. Bu bizim tarihimiz olmamalı. Bizler dünün yaşanmışlıklarını yaşamamak için buradayız. Dünü arayacağımız günler maalesef önümüzde duruyor. Birlikte olmak zorundayız, başka şansımız yok” ifadelerini kullandı.
PİRHA- Demokratik Alevi Kadınlar Birliği, Suriye’de Aleviler ve diğer halklara yönelik saldırılara karşı 4 Ocak’ta Strazburg’da düzenlenecek açıklamaya katılım çağrısında bulunarak, “Unutmayalım; katliama sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Gelecek nesillere barış ve kardeşlik dolu bir dünya bırakmak için harekete geçmek hepimizin sorumluluğudur” dedi.
Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (YJAD), Suriye’yi yöneten HTŞ’ye bağlı güçlerin Alevilerin ve diğer halkların yaşadığı bölgelerde kötü muamele, hakaret, darp ve infazlara dair açıklama yaparak, sistematik saldırıları görmezden gelmenin Alevi inancına ve insanlık onuruna aykırı olduğunu belirtti.
Yapılan açıklamada 4 Ocak’ta Fransa’nın Strazburg şehrinde Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri, insan hakkı savunucuları ve sivil toplum kuruluşlarının katılacağı kitlesel basın açıklamasına katılım çağrısında bulunularak, “Birlikte durarak bu insanlık dışı vahşeti aşabiliriz. Adaletin, barışın ve kardeşliğin kazanacağına olan inancımızla tüm halkları ve inançları mücadeleye katılmaya davet ediyoruz” denildi.
“SALDIRILARI GÖRMEZDEN GELMEK İNSANLIK ONURUNA AYKIRIDIR”
Demokratik Alevi Kadınlar Birliği tarafından yapılan açıklama şöyle:
“Reya Hak inancının yol yürüyenleri olarak, tarih boyunca zulme ve adaletsizliğe karşı direnen bir inanç ve kültürün taşıyıcılarıyız. Bu nedenle Suriye’de halklara ve inançlara yönelik sistematik saldırıları görmezden gelmek, hem inancımıza hem de insanlık onuruna aykırıdır.
Suriye’de Yaşanan Zulüm 12 yıldır Suriye’de halkların ve inançların demokratik değişim taleplerine direnen bir statüko var. Ancak Kuzey ve Doğu Suriye’deki Özerk Yönetim, bu süreçte halkların kendi kendini yönetme iradesini hayata geçirerek tarihi, kültürel ve inanç mekânlarını korumayı başarmıştır. Ne yazık ki son zamanlarda HTS’nin (Heyet Tahrir el-Şam) ve benzeri yapıların bölgedeki saldırıları, bu kazanımları hedef almaktadır.
“MAZLUMLARIN YAYINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Esad rejiminin devrilmesiyle DAİŞ, El Kaide, El Nusra gibi örgütlerin ülkeye yerleştiği bu süreçte, kadınlar ve çocuklar köle olarak pazarlarda satılmış; Alevi ve Asuri-Süryaniler gibi halklar soykırımla yüz yüze bırakılmıştır. Erkekler işkenceyle katledilirken, kadınlar ve çocuklar insanlık dışı muamelelere maruz kalmıştır. Bu vahşet yalnızca bu halkların değil, insanlığın ortak değerlerinin de açık bir hedefidir.
Kadın Devrimi ve Ortak Mücadele Demokratik Alevi Kadınlar Birliği olarak Rojava’yı bir Kadın Devrimi olarak sahipleniyoruz. “Jin, Jiyan, Azadi” (Kadın, Yaşam, Özgürlük) felsefesini Rojava’dan tüm dünyaya yaymak için mücadelemizi sürdürüyoruz. İnancımız, “Hak, insanda tecelli eder” der. Ancak bu vahşi çetelerin insanlıktan ve haktan tamamen uzak olduğu ortadadır.
Bu zulme karşı sessiz kalmak insanlık onuruna ihanettir. Bizler, Reya Hak inancının taşıyıcıları olarak mazlumların yanında durmaya ve zalimlere karşı mücadele etmeye devam edeceğiz.
“4 OCAK’TA STRAZBURG’DA BULUŞALIM”
4 Ocak Strazburg Çağrısı Suriye’de yaşanan insanlık dışı katliamlara karşı sesimizi yükseltmek ve uluslararası kamuoyunu harekete geçirmek adına, 4 Ocak’ta Strazburg’da düzenlenecek etkinliğe tüm duyarlı çevreleri güçlü bir katılım göstermeye davet ediyoruz.
Bu bir çağrıdır; kadın örgütlerine, inanç temelli topluluklara, uluslararası insan hakları örgütlerine, halkların özgürlüğü ve barışı için mücadele eden herkese.
Birlikte durarak bu insanlık dışı vahşeti aşabiliriz. Adaletin, barışın ve kardeşliğin kazanacağına olan inancımızla tüm halkları ve inançları mücadeleye katılmaya davet ediyoruz. Unutmayalım: Katliama sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Ayağa kalkma, örgütlenme ve özsavunma zamanı şimdi! Gelecek nesillere barış ve kardeşlik dolu bir dünya bırakmak için harekete geçmek hepimizin sorumluluğudur. Hak ve adalet için sesimizi yükseltelim. 4 Ocak’ta Strazburg’da buluşalım.”
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Strasbourg’ta açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Temsilciliği’ni ziyaret etti.
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve beraberindeki heyetin Fransa’nın Strazbourg şehrindeki temasları sürüyor.
Hatimoğulları ve beraberindeki partililer, Eylül ayında Strazbourg’ta açılan Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Temsilciliği bürosunu ziyaret etti.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Uluslararası İlişkiler ve Diplomasi Temsilciliği yetkilileri tarafından karşılanan Hatimoğulları, hatıra defterini imzaladı, kurum temsilcileriyle sohbet etti.
Ziyaret sırasında, Alevi toplumu ve sivil toplum kuruluşlarının uluslararası alandaki rolü, demokratik katılım süreçleri ve insan hakları mücadelesi üzerine fikir alışverişlerinde bulunuldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, AP seçimlerinde ülkesinde aşırı sağın açık farkla ilk sırada çıkması üzerine parlamentoyu feshederek erken genel seçim kararı aldı.
Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde sandık çıkış anketlerine göre, Marine Le Pen’in aşırı sağcı partisi Ulusal Cephe yüzde 32 ile Macron’un partisinin iki katı oy aldı. Fransa’da AP seçimlerinde aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi (RN) yüzde 31,50’lik oranla ve açık ara farkla ilk sırayı alırken, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un partisi Rönesans yüzde 15,2’lik oranla ikinci oldu.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, AP seçimlerinde ülkesinde aşırı sağın açık farkla ilk sırada çıkması üzerine parlamentoyu feshederek erken genel seçim kararı aldı. Partisinin açık farkla yenilgiye uğramasının ardından açıklamalarda bulunan Macron, sonuçların “Avrupa’yı savunan partiler için iyi olmadığını” kabul etti ve 30 Haziran – 7 Temmuz tarihlerinde erken seçime gidileceğini duyurdu. Macron, “Oylamayla, parlamenter geleceğimizin seçimini yeniden size vermeye karar verdim. O yüzden bu akşam Ulusal Meclisi feshediyorum” dedi.
PİRHA- Yozgat’ın Alevi köyü olan Karabalı’da doğan ve 12 Eylül darbesinde mülteci olarak yerleştiği Fransa’da yerel mecliste 11 yıl görev yapan Durak Arslan, Fransa’daki Alevi örgütlenmesini yaptı. Arslan, “Alevi kurumları suni tartışmalarla enerjisini israf etmemesi gerekir. Aleviliğin tarifini her birey kendine göre yapabilir. Aleviler birbirini ayrıştırmamalı, ötekileştirmemeli. Alevi hareketinin cevap bulması gereken soru Alevilerin acilen çözüm gerektiren sorunlarıdır” diye konuştu.
1965 yılında Yozgat Sorgun’a bağlı bir Alevi köyü olan Karabalı köyünde doğan Durak Arslan, Alevi kimliğinden dolayı daha ilk ayrımcılığa ortaokulda uğrar. Bir arkadaşının ‘Sen Alevi misin?’ diye sorup gitmesi ve arkadaşlığını bitirmesi derin bir iz olarak kalır.
12 Eylül askeri darbesinin ayak seslerinin geldiği bir dönemde ailesi ilk olarak abisini bir otobüsle Almanya’daki ablalarının yanına gönderir. Ve 1 hafta sonra otobüse binme sırası kendisine gelmiştir. Almanya’ya bir şekilde ulaşan ve 15 yaşında olmasından kaynaklı oturum alamayan Durak Arslan, yeni bir umut adına Fransa’ya geçer.
Mülteci olmanın getirdiği tüm olumsuzlukları yaşadığını kaydeden Arslan, çalıştığı çeşitli işler sonrasında kendi işini kurarak Fransa’da katılımcı demokrasi modelini uygulayan ilk iki belediyeden biri olan Maizières les Metz’de yerel meclisine seçilerek 11 yıl görev yapar.
Kahvaltı yaptıkları bir sırada oğlunun, “Baba biz neyiz” sorusuna cevap vermeye çalışan Arslan, bu sorunun bölgedeki bir çok Alevi ailede cevaplanması gereken bir soru olduğunu fark ederek sorumluluk alır. Çevredeki 20 kişiyle 2004 yılında Moselle Alevi Kültür Merkezi kurarlar ve sonrasında Arslan çeşitli ihtiyaçlar sonrasında 2006 yılında Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanlığı hizmetini üstlenir. 2 dönem genel başkanlığı sonrasında ise Fransa’da kendi iş alanında yaptığı işlerle de adını duyuran Arslan, ülkede ilk dış cephe akademisini kurarak, bakanlıklar nezdinde sunumlar yapar.
1980 yılında çıktığı Türkiye’de Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından mahrum olmasının demokrasinin bir eksikliği olduğunu ifade eden Arslan, Alevi hareketi içerisindeki suni gündemlerin, Alevilerin acilen çözülmesi gereken sorunlarından çalınmış bir enerji olduğunu söyledi.
Durak Arslan, kendi yaşamına ve Alevi toplumunu ilgilendiren sürece ilişkin sorularımızı cevapladı.
“ANNEM ‘ALEVİ OLDUĞUNU SÖYLEME’ DİYE TEMBİH EDİYORDU”
PİRHA- Durak Arslan kimdir? Nasıl bir ortamda doğdu?
DURAK ARSLAN: 1965 yılında Yozgat Sorgun Karabalı köyünde, bahar ayının bilinmeyen bir tarihinde doğmuşum. İlkokulu köyümüzde bitirdim, ortaokul için Sorgun’a gitmek zorundaydık. Köyümüzden çıkana kadar da Alevilerin bu kadar horlandığını, Türkiye’de özellikle Yozgat kazasında Aleviliğin bir risk taşıyacağını hiç düşünmezdim. Çünkü köyümüzde herkes Alevi inancına sahipti. Köyümüzde ilkokulu bitirdim ve kasabaya ortaokula gideceğim gün annem yeni takım elbisemi giydirerek beni elleri arasına aldı ve “Oğlum senden bir şey istiyorum. Sorgun’da sorarlarsa Alevi olduğunu kimseye söyleme” dedi. “Niye” dediğimde, “Söyleme daha iyi olur’ dedi. Tam anlayamamıştım o zaman. Ortaokulda annemin tavsiyesine uyarak hiç gündeme getirmedim, söyleme gereği duymadım.
“HAYATIMDA DERİN BİR İZ BIRAKTI”
-Ama Alevi olduğunuz biliniyordu değil mi? Bunun yansımaları nasıl oldu?
Başka bir köyden benim gibi kasabaya okumak için gelen bir arkadaşla tanışıp birbirimize ısınmıştık sınıfta. Bir kaç ay sonra, bir sabah okulun avlusunda merakla yanıma yaklaştı ve bana “Durak sen Alevi misin?” diye sordu. Ben de ansızın ne diyeceğimi şaşırdım önce. “Evet” dedim. Gözleri doldu arkasını döndü gitti. Başkaları söylemişler, niye o kızılbaşla arkadaşlık ediyorsun diye. Artık ne anlatıldıysa küçüklüğünden beri. Çok ağırıma gitmişti o zaman, yani bu kadar aşağılanacağımı ya da bu kadar hakkımızda kötü şeylerin söylendiğini hiç düşünmemiştim. Sonra anladım ki hurafelerle yetiştirildiği için o arkadaşla bağımız kopmuştu. O benim hayatımda derin bir iz bıraktı.
12 EYLÜL DARBESİNİN AYAK İZLERİ YAKLAŞIYOR
-Darbenin ayak sesleri Yozgat’a kadar uzanmıştı. Ülkeden çıkmak zorunda kalışınız nasıl gelişti?
İnsani temelde samimi olduğum o Sünni arkadaşımın sadece Alevi olduğum için benden uzaklaşması bana çok ağır gelmişti. Ortaokulu böyle zor koşullarda üç yıl boyunca geçirdim. Yabancı dilim kura çekildi ve Fransızca çıktı. Okulumuza atanan yeni mezun olmuş kadın Fransızca öğretmenimiz kasabadaki tacizlere dayanamayıp, bir ay sonra kasabayı terk edip gitti ve yerine din dersi öğretmenimiz girmeye başladı. Fransızca yerine bol bol Arapça dualar ezberletiyordu bize. Sınıfta beş Alevi öğrenci vardı, hepimizin de en zayıf dersi din dersiydi. Çünkü ne namaz biliyorduk ne de dua. Maalesef son sınıfı bitiremedik, çünkü 1980’nin en şiddetli olaylarının olduğu, gözümüzün önünde kavgaların ve ölümlerin yaşandığı dönemdi. Yozgat’ta Alevi olmak otomatikman solcu olmaktı. Yaşama koşulumuz yoktu ve artık okula gidemez olduk son aylarda. Babam, Sorgun’a bağlı, Alevi bir nahiye olan Bahadın’a aldırdı tayinimi. Ortaokul diplomamı oradan aldım. O yıl 12 Eylül darbesi oldu.
“15 YAŞINDAYDIM VE GİTMEYE HAZIR DEĞİLDİM”
O zaman sol dalga Yozgat’ta da gelişmeye başlamıştı. Aile zaten endişeliydi geleceğimizden, hele de 12 Eylül gelince tamamen önümüzü göremez olduk. Ben çok farkında değildim, 15 yaşındaydım, her ne kadar merakla biraz da moda olduğu için sınıfsal ve sol içerikli kitaplar okusam da, riskleri göremiyordum. Ama aile bunu gördü. Önce ağabeyimi otobüsle Almanya Hamburg’a ablamın yanına gönderdiler. Bir hafta sonra da aynı otobüse beni bindirip Koblenz’deki ablamın yanına gönderdiler. Hiç hazır olmadığım bu ayrılık, daha ziyade benim için bir yırtılıştı. Çünkü 15 yaş çok erkendi benim için. Ağabeyim her ne kadar 19 yaşında merakla gitse de ben istekli olmasam da, buna mecbur olduğumun farkındaydım.
“KAÇAK KALMIŞTIM VE GÖNDERİLME STRESİ YAŞIYORDUM”
-Ve mültecilik hikayeniz başlamış oluyordu. Kendinizi nasıl bir ortamda buldunuz?
Üç günlük otobüs yolculuğumda pozitif şeyler düşünerek kendimi motive etmeye çalışıyordum. Ama varınca çok kısa sürede ailemi özledim. Her akşam gizli gizli ağlıyordum. Daha çok ilk aylarım her gün tekrar bir an önce Türkiye’ye döneceğim ümidiyle geçti. Tabi ablam “Tamam göndereceğiz, bir hafta sonra, on gün sonra” diye teselli etti. Birkaç ay sonra artık alışmaya başlıyorsunuz. Bunun da ilk yolu dil öğrenmekten geçiyor. Kendime hedef koymuştum, her gün iki tane kelime not alıyordum, cebime koyup akşama kadar ezberliyordum. Çok kısa sürede Almanca kelime hazinemi geliştirmiştim. Abim iltica hakkı alabildi, ama yaşım küçük olduğu için maalesef ben alamadım. Reşit olmadığım için o hakkı bana tanımadılar ve bir yıla yakın zamanım böyle geçti. Artık Almanya’da kaçaktım ve bu çok zor bir duygu. Yakalanma ve yurtdışı edilme korkusunun her an stresi vardı. Her polis arabası gördüğümde, bu sefer tamam diye içim cız ediyordu. Bir yıl ara ara restoran, çiçek tarlası işlerinde çalışarak böyle tedirgin geçti ve en sonunda Alamanya’da kalamayacağım anlaşıldı.
FRANSA’YA GEÇİŞ VE YENİDEN MÜLTECİLİK
O sırada gazetede bir haber okumuştuk. Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı seçildi, bütün kâğıtsız yabancılara af çıktı ve bazı şartlarla oturma izni veriliyor diye yazıyordu. İsteksiz olsam da, Fransa’da oturan bir ablam vardı ve onun yanına kaçak yollardan beni geçirdiler ve şansımı bir de böyle denemem için. Fransa’da da aynı nedenden dolayı yaşım reşit olmadığı için oturma izni alamadım. Yurt dışı edildim. Bana verilen sürenin sonuna günler kala şansımı zorladım ve tavsiye üzerine ebeveynlerimden vekaletname belgeleri temin ederek 1982 yılında Fransa’da oturma hakkı aldım. Mülteci olarak yeni bir ülkede kendini kabul ettirmek oraya uyum sağlamak çok zor. Hele de okuma, barınma imkanlarınız yoksa bunlar çok daha zor. Sokakta geçirdiğim günlerde, annemin ben küçükken söylediği şu cümle tek tutunduğum dal oldu “Oğlum, her dara düştüğünde Hızırı çağır, o senin bir çare bulmana yardımcı olur” sözü o zor koşullarda bana hep motivasyon verdi.
“5 YIL SONRA AİLEMLE GÖRÜŞEBİLDİM”
-Kaç yıl sonra ailenizi tekrar görebildiniz?
Türkiye’den ayrıldıktan beş yıl sonra ancak köyümüze gelerek ailemle görüşebildim. İlk gördüklerinde beni tanıyamadılar. Garip bir duygu. Annemin tepeden tırnağa beni nasıl süzüp, sarılıp, saatlerce öpüp, kokladığını unutamıyorum.
“ÇALIŞACAĞIM MADENDE 22 KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ”
-Oturma izni almakla bütün sorunların çözüme kavuşmadığını elbette biliyoruz. Hangi işlerde çalıştınız?
Sokakta kaldığım günlerde, tesadüfen bir sığınma evinin varlığını öğrendim ve yine tesadüfen o evin müdüresi yaşlı kadına denk geldim ve durumumun aciliyetini anlayıp öncelik tanıdı bana. Yoksa uzun bir listenin en sonlarındaydım. İlk defa sıcak bir ortama girip kendimi güvende hissettiğimde, içimden ‘o yaşlı müdire kadın Hızır mıydı yoksa?’ diye annemin sözünü hatırlamıştım. Oysa okumayı çok istiyordum, hatta Türkiye’den giderken bana Almanya’da okumaya devam edeceksin demişlerdi, ama olmadı. Sığınma evi sayesinde Fransa’nın maden bölgesi olan Moselle’de madencilik okuluna yazıldım ve orada bir yıl eğitim aldım, birincilikle bitirdim okulu. Tam görevime başlayacağım günlerde maalesef Simon maden kuyusunda büyük bir grizu patlaması oldu. Çalışacağım kuyuda 22 kişi hayatını kaybetti, 100 kişi yaralandı. Bunların bazıları staj dönemimde asansörde, duşta karşılaştığım insanlardı. Türkiye’den annem babam televizyondan haberi duyunca çok merak edip günlerce merakta kalmışlar. Bir hafta sonra onlara ulaştığımda “istersen geri dön gel ama yeraltına inme oğlum” dediler. Çünkü 1050 metre yerin altından maden çıkarıyorduk. Böylece çok hevesle öğrendiğim madencilik mesleğimden vazgeçip, başka işlere yöneldim, ne bulsam o işte çalıştım, orman, yol, inşaat. Bu arada evlendim bir oğlumuz oldu. Çalıştığım firma kapandı işsiz kaldım, sonra da en yakın arkadaşımı ikna ettim, birlikte kendi işimizi kurduk.
“YÜZDE 75 OY ALARAK MECLİSE SEÇİLDİM”
-Fransa’da katılımcı demokrasi modelini uygulayan ilk iki belediyeden biri olan Maizières les Metz’de yerel meclise seçildiniz ve 11 yıl bir fiil görev yaptınız. Siyasete dahil olma durumunuz nasıl gelişti?
Aynı zamanda Sosyalist milletvekili olan belediye başkanımız yeni dönem yerel meclis seçimleri için listesini oluştururken, ‘benim ekibimde iş insanı profili eksik seni ekibimde görmek istiyorum’ dedi. Kabul ettim ve yüzde 75 oy alarak meclise seçildik. Benim için bu adım bir entegrasyon göstergesiydi. Bu ülkede yaşıyorsam buraya katkı sunmam lazım düşüncesiyle bu görevi kabul ettim.
“ÖĞRETİCİ İYİ BİR DENEYİM VE TECRÜBEYDİ”
-Fransa’ya göç eden bir mülteci olarak mecliste kendinizi bulmanız nasıl bir duyguydu peki?
Benim için çok öğreticiydi. Özellikle Fransa’da bir ilkti katılımcı demokrasi modeli ile belediyecilik. Biri Lyon şehrinde, ikincisi bizim belediye idi. Bu benim için ayrı bir motivasyon kaynağı oldu. İki dönemin ilkinde yatırım ve bütçe komisyonunda görev yaptım. İkinci dönemde de şehircilik komisyonunda görev yaptım. Bu çalışmalarıma paralel olarak yeni bir eğitim sürecine girdim ve şirketimizi bu sayede kurumsallaştırıp, büyüttük.
“OĞLUM ‘BİZ NEYİZ’ DİYE SORDU”
-2 dönem Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu Genel Başkanlığı ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu yönetim kurulu üyeliği yaptınız. Fransa’daki Alevi örgütlenmesi süreciniz nasıl başladı?
Kızımız 8, oğlumuz henüz 14 yaşındaydı. Bir gün kahvaltı yaparken, oğlumuz ‘Baba biz neyiz?’ diye sordu. Ben de ‘Nasıl biz neyiz’ dedim. “Arkadaşım babasıyla her cuma camiye gidiyor, diğer arkadaşım her Pazar babasıyla kiliseye gidiyor. Bana, sen nereye gidiyorsun diye soruyorlar” deyince ben de anlatmaya çalıştım, biz Aleviyiz dedim. “Tamam Aleviysek gideceğimiz bir yer yok mu?” dedi. Eşim de cevap veremedi, ben de. Bunu başka arkadaşlarıma da anlattım, aynı soruyla biz de karşılaşıyoruz, dediler. O zaman bir şeyler yapmamız lazım, dedik. Bu çocukları cevapsız bırakamayız. Dallanıp yükselebilmek için, tutunacakları kültürel köklerini arıyorlar. Biz cevap veremezsek eğer, başkaları hiçte hoşumuza gitmeyecek cevapları verecekler çocuklarımıza, dedik. Böyle bir sorumlulukla bir araya geldik. 20 kişiyle Moselle Alevi Kültür Merkezi’mizi ( AKM) 2004 yılında kurduk. O zaman hala belediye meclis üyesiydim, belediyenin imkanlarını da değerlendirerek toplantılarımızı, buluşma mekanlarımızı bu sayede ayarladık. Hem kurumsal hem de iş dünyasından edindiğimiz tecrübelerle, tek bir yöre ve çevreden ziyade, bölgede yaşayan bütün Alevi toplumunu temsil etmesine çok dikkat ettik. Her yöreden her profilden insanlar katarak bu süreci başlattık. Çünkü yörecilik sorunlarının başka illerde ve AKM’lerde yaşandığını duyuyorduk. Oldukça katılımcı bir uyumla AKM’mizi kurduk. İlk aşure günü organizasyonumuza 500 kişi katıldı. FUAF’tan ( Fransa Alevi Federasyonu) yöneticiler Moselle’de böyle bir oluşumun kurulduğunu duyunca genel sekreter bizimle bağlantıya geçti. FUAF’a üye olmamızı teklif ettiler, “tabi ki oluruz” dedik ama sonra federasyonda bazı sıkıntılar olduğunu öğrendik.
“2006 YILINDA FUAF GENEL BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİM”
Tanışma ve görüşmeler sonucunda benim başkanlık görevine aday olmam için yoğun bir talep oluştu. Henüz çocuklarımız küçük, meclis üyeliği, şirket yönetimi var, mümkün değil, bugün karar versem iki yıldan önce böyle bir görevi alamam, dedim. Bizzat o zamanın Avrupa Alevi Konfederasyon Başkanı beni arayarak “İki yıla federasyon filan kalmaz” dedi. Vicdan azabı yaşadım, yani sizden dolayı bir federasyonun kapanması gibi ağır bir sorumluluk hissi! Sonra annemi aradım, rızalık istedim, türlü gülbenklerle olur verdi, çok sevindi. Eşim ve oğlum da rızalık verdi, kızımız henüz küçüktü, yakın dostlarımdan da rızalıklarını aldım.
Önce bir hazırlık dönemi yaşadık. Birlikte beyin fırtınası yapabileceğimiz bir ekip oluşturduk. Fransa’da kaç Alevi var, bu Alevilerin öncelikli ihtiyaçları ne diye bir fotoğraf çektik. Bir ihtiyaç listesi çıkardık. Tabii liste o kadar uzundu ki, dedik on iki tane öncelikli olanı alalım, bu öncelikli ihtiyaç için birer tane komisyon oluşturalım. Bunu da tüzüğümüze çalışma modeli olarak koyalım. İnanç, eğitim ve araştırma, kurumsallaşma, diplomasi ve dışa açılım, ekonomi, lojistik, kadınlar, gençlik, çevre, basın yayın, işveren, diye 12 tane komisyon düzenledik. O günkü yönetimden tecrübeli bir arkadaşla birlikte bir tüzük hazırlığı yaptık. Onun ardından bütün Alevi kültür merkezlerine kendimi tanıtan, projemizi özetleyen ve beklentilerimizi sıralayan bir mektup göndererek, her AKM’nin belirttiğimiz profillere uygun kişileri yeni dönem için bize yazılı olarak önermelerini talep ettim. Tabi ilk defa görülen bir şey, kimisi tepki gösterdi kimisi çok heyecanlandı. Ama sonuçta onlarca mektup geldi. Kendi alanında uzman olan birçok profil ortaya çıktı. Müthiş bir ekip oluştu. Onların içerisinden görüşme yaparak bir görev dağılımı yaptık. O şekilde kongreye gittik, kongrede bütün listemize delegelerimizin tamamı tarafından onay verildi.
Ailemin ve arkadaşlarımın desteğiyle Fransa Alevi Federasyonu Genel Başkanlığı hizmetime 2006 mayıs ayında, “Doğru kişi doğru göreve, az laf çok iş” şiarımızla, bütün kongre delegelerimizin de rızalığıyla başladım.
“İLK 3 YILDA 20’YE YAKIN ALEVİ KÜLTÜR MERKEZİ KURULDU”
Böyle yeni bir heyecan doğdu. İlk üç yıl içerisinde beş üye Alevi Kültür Merkezi’nden 20’ye yakın Alevi Kültür Merkezi’ne yükseldik. Müthiş bir heyecan oluştu.
Bu çalışmaların içine girdiğim günden beri kafamda uçuşan sorular ve çelişkiler vardı. Neden Aleviler farklı isimlerle hareket ediyorlar, ortak fotoğraf vermiyoruz ? Neden taleplerimizi birlikte ve güçlü bir sesle dillendirmiyoruz ? Bunu yönetimdeki arkadaşlarımla paylaştım. Strazburg’da, bütün Alevi kurumlarının temsilcilerinin katılacağı, müthiş bir görsel şölen yapalım ki, o gün dünyadaki Alevilerin kalbi Avrupa’nın başkentinde atsın, dedik. Bu kararımızı bağlı olduğumuz konfederasyonla da paylaştık. Üç ay içerisinde “Aşk ola” etkinliğini organize ettik. 200 sanatçının katılımıyla on bin kişilik Zenith salonunda, dört televizyon kanalının direk verdiği bir şöleni gerçekleştirdik. Aleviler ve dostları bu fotoğrafta olsun dedik. Dönüşler bizi çok duygulandırdı. Afganistan’dan, Hindistan’dan, Afrika’dan izleyen Aleviler mailler göndermişlerdi ki “Ekranın karşısına ailece toplandık, gözümüz yaşlı izledik programı televizyondan. Biz kendimizi buralarda kaybolmuş hissederken, sayenizde tekrar varlığımızı hissettik, teşekkür ederiz” içerikli mesajlar geliyordu dünyanın dört bir yanından. Yani Avrupa’nın başkentinden böyle bir birliğin dünyaya yansıması bizim için değeri ölçülemeyecek bir karşılıktı. Bizler de bu mesajlarla çok duygusal anlar yaşadık.
ALEVİ MEDYASININ OLUŞUM SÜRECİ
-Yine siz Alevi medyasının oluşmasında çeşitli emekler verdiniz. Bu süreçten biraz bahseder misiniz?
Modern Alevi Kurum modelimiz, Fransa’da çok iyi sonuçlar verdiği için aynı konsepti konfederasyonumuza da önerdik. Kongrede bu komisyon modeli onaylandı. Konfederasyonda, bizden önce televizyon kurma girişimi iki defa olumsuz sonuçlanmıştı. Tekrar gündeme geldiğinde önerilerde bulundum ve medya projesi konseptinin yazılımını ve tasarımını üstlendim. Üç ay geceli gündüzlü üzerinde çalışıp, konfederasyon toplantımızda konsepti sundum. Sunduğum Yol Medya konsepti oybirliği ile onaylandı. YolMedya sadece televizyondan ibaret olmayacaktı. Yol Medyanın haber ajansı, günlük gazetesi, aylık dergisi, radyosu, muhabir eğitim okulu, muhabir ağı, televizyonu, kulübü olacaktı. YOL bizi çok iyi ifade eden bir isim olduğu için, dijital korumaya da almıştım, hiç tartışılmadı ve yönetimden hemen onay aldı. Her ne kadar ticari anonim şirket olarak resmiyet kazansa da, kolektif bir şekilde, canların da katkısıyla toplumun bir müessesesi olarak kuruldu. O sürece de tanıklık ettik, maddi ve manevi katkı sunduk elbetteki.
FRANSA ALEVİ İŞVERENLER BİRLİĞİ (MASOURCE) KURULDU
-2 dönem genel başkanlığınızdan sonra Fransa Alevi İşverenler Birliği’ni kurdunuz. Nasıl gelişti?
Yeni tüzüğümüze en fazla iki dönem maddesi koyduğumuz için iki dönem başkanlıktan sonra arkadaşlar halen birlikte devam etmemi istediler. Kıramadım. Madem devam edeceğim ı zaman bir hayalimi daha gerçekleştireyim dedim. Yönetim kurulu üyesi olarak Fransa Alevi İşverenler Birliği’ni 50 iş insanı canımızla birlikte kurduk. Kurucu başkanı oldum ve hemen ilk yıldan oluşturduğumuz fonla üç tane önemli proje koyduk önümüze. Birincisi, öğrencilere burs. İkincisi Alevilik üzerine yapılan projelerin arasında bir yarışma yapmak ve yarışmada kazanan ilk üç projeyi finanse etmek. Üçüncüsü de federasyonumuza maddi katkı sağlamak. Bu amaçla kurduk ve çok güzel ve heyecanla başladı. Üç yıllık görev sürem dolduktan sonra arkadaşlardan müsaade istedim, görevimi teslim ederek biraz ihmal ettiğim aile yaşantıma ve şimdi 34 yaşında olan şirketime ve yeni mesleki projelerime dönmek istedim. Çünkü ihtiyaç da vardı. Yol hizmetimi burada aktif olarak tamamladım ama tabi kendi bölgemizde kurduğumuz cemevindeki gençlerle çalışmam devam etti. Onlarla üç yıl boyunca eğitim yaptık, birlikte çok verimli muhabbetler ettik.
“İŞ HAYATIMDA İLHAMIMI ÖNEMLİ ÖLÇÜDE ÖĞRETİMİZDEN ALDIM”
-Fransa’da kendi iş alanınızda yaptığınız işlerle de adınızı duyurdunuz. Bu alanı nasıl tarif ediyorsunuz?
Şirket binalarımızın duvarlarında ve çalışma masalarımızın üzerinde şu çümleler yazar “Mesleğimizi değerli kılma ve kabul ettirme misyonumuzun temelindeki temel değer insana ve çevreye olan saygıdır. Şirket ailemizin her mensubu bu değerin bilincindedir ve taşıyıcısıdır. Dürüstlük, Sorumluluk, Öngörülülük, Yaratıcılık, Dayanışma ve Çevreye duyarlılık ise ortak özelliğimizdir.” Yeni işe alınan her çalışanımız bu misyon ve değerler şartımızı kabul ederek aileye mensup olur. Şirketimizde başından beri böyle bir değeri hep yaşattık. Şu anda da şirkette çalışan bütün kadro bunu bilir. Misyonumuz ve değerlerimiz diye hangisine sorsanız size söyler. Çünkü zaten bu misyonu ve değerleri paylaşmayan bizimle değil. Bizimleyse bu misyonu ve değerleri paylaştığı için. Şirketimizde merkeze insanı ve çevreyi koyduk. Yani yaptığımız meslek insana hizmet etmeli ve çevreye uyumlu olmalı. Bizim de mesleğimiz genellikle eski tarihi binaların restorasyonu ve özellikle binaların dış yalıtımı ile enerji tasarrufu. Yaptığımız iş hele de son yıllarda o kadar çok değer kazandı ki biliyorsunuz dünyada bir enerji krizi var ve bu savaşlara bile neden olabiliyor. Diyeceğim o ki, iş hayatımda ilhamımı önemli ölçüde öğretimizden adım.
FRANSA’NIN İLK DIŞ CEPHE AKADEMİSİ
-Fransa’da akademi açma sürecinizi de biraz anlatır mısınız?
Mesleğimizin Fransa’da okulu yok. Neden diye sorduğumda buna hiçbir cevap alamadım. Sonuçta otuz dört yıldır bizim mesleğimiz ve mutlaka bu sorunun da bir cevabı olmalı diye düşündüm. Bunu bütün devlet ve meslek odaları kademelerinde sorduğumda cevap alamadım. En sonunda şunu öğrendim ki Fransa’da meslekler listesinde yer almıyor ve meslek kodu yok. Dedim madem yok oturup şikayet etmektense bir çaresini bulabiliriz. Kendimiz okulumuzu açtık. Fransa’nın ilk cephe akademisini 2021 yılında kurduk. Şu anda halen bir ikincisi yok. İlk ders yılımız çok olumlu geçti. Basın çok ilgi gösterdi, yerel basınla başladı bölgesel basına yayıldı, ulusal televizyon kanallarının konusu oldu. Sonrasında davet edildiğim konferanslarda, üniversitelerde, ödül törenlerinde, ihmal edilmiş bu konuya özellikle dikkat çekmeye çalıştım.
AKADEMİ 3 YILDIR MEZUN VERİYOR
Cumhurbaşkanı François Hollande tarafından Paris’e davet edildim. Kitabını yeni çıkarmıştı ve okuduğum için üzerine konuştuk. Kitabında enerji kaynakları ve tasarrufu üzerine önemli bir yer ayırmıştı çünkü. ‘Siz bu konuya dikkat çekiyorsunuz ama esas bir ihmal var burada’ dedim. 2030-2050 yılı hedeflerine ulaşabilmek için bu mesleğin resmiyette var olması lazım ve bu konuda teknik kalifiye elemanların hızla yetişmesi gerekiyor. Yoksa Avrupa normlarını uygulamak ve hedeflere zamanında ulaşmak mümkün değil” diye söyleyince çok ilgilerini çekti. Ekonomi Bakanlığı’yla iletişim sağladılar ve ekonomi bakanı beni Paris’e davet etti. Bu konuda üç bakanlığın katıldığı bir toplantıda sunum yaptım. Konu dikkatlerini çekti ve bu projeyle ilgili çalışma grubuna dahil oldum. Gelinen aşamada üç yılını doldurdu bizim okulumuz. O anlamda çok yönlü motivasyon kaynağım bu çalışma ve devam ediyoruz yeni boyut alan çalışmalarla.
ABDULLAH GÜL’E SORDUĞUNUZ SORU SONRASI LİNÇ EDİLME RİSKİ YAŞADINIZ STRAZBURG’TA
-Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Strazburg ziyaretinde verilen bir resepsiyonda Alevi toplumuna yönelik hak ihlalleri, ayrımcılığı Gül’e sorduğunuz için linç edilmek istendiniz. Orada ne olmuştu?
Evet, maalesef öyle oldu. Strazburg’da Abdullah Gül’ün organize ettiği ve sivil toplum temsilcilerine verdiği resepsiyona davet edildik. Katıldığımızda yaptığım konuşma oldukça saygılı ve gerçekçi olmasına, sorduğum soruların haklılığına rağmen, uğradığım hakaretleri, orada bulunan yüzlerce gerici güruh tarafından linç edilme riski yaşamış olmamızı bir yana bırakıyorum. Bir o kadar da Abdullah Gül’ün, kendisine sorduğum Alevilerin uğradığı ayrımcılıklara dair sorulara cevap vermek yerine, bir Cumhurbaşkanına yakışmayacak şekilde “bu tür konuları böyle topluluk önünde sormayın, gelin aramızda konuşalım” demesi de bir o kadar inciticiydi. Bütün bunlar aslında gizli gerçeklerdi. Sivas’ta yaşattıkları vahşeti neredeyse Avrupa’nın başkenti Strazburg’un merkezinde bize tekrar yaşatacaklardı. Zihniyet aynıydı.
“TEDX KONFERANSINA KONUŞMACI OLARAK DAVET EDİLDİM”
Evet TEDx Konferansı’nda konuşmacı olma teklifi aldığımda inanamadım doğrusu. Çekimserdim. Sonra iş çevrem ve yakın dostlarım bunun iyi bir fırsat olduğunu söylediler. Sonuçta TEDx konsepti dünyada 42 milyon insana hitap eden bir iletişim ağı. Kabul ettim ve sıkı bir hazırlık sonucu, profesyonel çekimlerin de yapıldığı bin kişilik Arsenal’in görkemli salonunda konuşmamı Fransızca olarak yaptım. Hayat hikayem, Alevilerin sorunu ve mesleki girişimlerimi içeren etkili duygusal bir konuşma oldu diye düşünüyorum. İyi ki yapmışım diyebilirim. Daha sonra İzmir TEDx Konferansı’na davet edildim. Önce kabul ettim. Sonra üniversite rektörlüğünün konuşmamın içeriğinde değişiklikler yapmamı istediklerini bana ilettiler organizatörler. Ben de değiştiremeyeceğimi söyleyip katılmayı kabul etmedim.
“DEMOKRASİNİN İNŞASINDA ALEVİLERE VE TOPLUMUN BÜTÜN KESİMLERİNE DÜŞEN GÖREV EŞİTTİR”
-Peki Fransa’dan bakınca Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?
Şu anda özellikle Anadolu’da Alevilerin eşit yurttaşlık haklarından mahrum olması Türkiye demokrasisinin bir eksikliği. Sadece Aleviler için değil, bütün insanlık için, farklılıklar için bir an önce Türkiye’de demokrasinin inşa edilmesi gerekiyor. Burada tüm toplumun kesimlerine ve tabi Alevilere de görev düşüyor. Sadece Alevilerin meselesi değil, Sünnilerin de meselesi. Dolayısıyla cumhuriyetin laiklik ve demokrasinin inşasında Alevilere ve toplumun bütün kesimlerine düşen görev eşittir.
-Alevi örgütlenmesinin genel durumuna dair neler söylemek istersiniz? Alevilerin taleplerine cevap verebilecek bir yerdeler mi?
Alevi kurumları suni tartışmalarla enerjisini israf etmemesi gerekir. Aleviliğin tarifiyle ilgili sarf edilen enerji, Alevilerin acilen çözülmesi gereken sorunlarından çalınmış bir enerjidir diye düşünüyorum. Aleviliğin tarifini her birey kendine göre yapabilir. Bu özgürlüğe sahip olmalı. Kimse kimseye kendi tarifini dayatmamalı. Bunun üzerinden Aleviler birbirini ayrıştırmamalı, ötekileştirmemeli. Tersine, eğer Alevilik Türkiye’de bir sorun olarak görülüyorsa, Alevi olduğundan dolayı insanlar mağdur ediliyorsa bir an önce bu Alevi kimliğinin Türkiye’de varlığının kabul edilmesi için hep birlikte çalışmalıyız. Kim nasıl algılıyorsa Aleviliği, kim nasıl yaşamak istiyorsa, bu kendi bireysel tercihi olmalı. Kimse kimseye Alevilik elbisesi biçmemeli. Nasıl ki biz bugünkü hükümete Alevilere siz elbise biçemezsiniz diyorsak, aynı minvalde bir Alevinin de diğer Aleviye, Alevilik elbisesi biçme hakkının olmadığını düşünüyorum.
Yolumuz varlığın birliği, vahdeti mevcut, can, rızalık ve ikrar üzerine kurulmuşsa, gerisi teferruat. Bunları içselleştirip, kendince yürüyene aşk olsun. Şu dünya bahçemizde, Serçeşmemizden her canlı, kendi kabı kadar dolsa, kendi renginde, kendi kokusunda çiçek açsa, ne olur ki ?
“ALEVİ KURUMLARI, ALEVİ TOPLUMUNDAN UZAK, YÜZDE 3’NE HİTAP EDİYOR”
Alevi kurumlarının ne yazık ki şu anda Alevi toplumunu kucaklamaktan uzak olduğunu düşünüyorum. Cömert davranırsak yüzde üçüne hitap ediyor. Yüzde üçü kurumlarımıza gidip geliyor. Yüzde 97’si kurumların dışında. Herhangi bir kurum yöneticisine sorsanız muhtemelen halkı duyarsızlıkla suçlayacaktır. Kurumların yönetimine gelecek kişilere “ikrâr ver de, öyle gel” şartı getirseniz, göreceksiniz beş yıl içinde, şu an ile ters orantılı bir tablo ortaya çıkar ki o zaman taşlar yerine oturur, hırslar diner, rekabetler çöker, hesaplar biter ve her can daha sağlıklı özüne döner. Kurumları siyasetin oyuncağı olmaktan kurtarıp, siyaseti toplumun istekleri için değerlendirme fırsatı doğar.
PİRHA- Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, en büyük suçun ırkçılık olduğunu belirterek, “Avrupa’da tarih tekerrür mü ediyor?” sorusunu sordu. Kılıçkaya, Almanya’da milyonlarca insanın sokağa çıkarak ‘bir daha asla’ dediğini hatırlattı ve “Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi” dedi.
Avrupa’da yükselen ırkçılık dalgasının artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırdığını belirten Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, son donemde göçmenlerin onurunun fütursuzca çiğnenmeye gidildiğine vurgu yaptı.
Kılıçkaya, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Alevilerin ortak gelecek ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğini sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösterdiğini ifade etti.
GÖÇMENLERE YÖNELİK IRKÇILIK VE AŞIRI SAĞ PARTİLER
Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya’nın yazısı şöyle:
“Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda, eşit haklarla yaşaması için çabaladığımız bir dönemde, Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin önemli derecede güç kazandığı su götürmez bir gerçektir. Bulunduğu toplum nazarında yükselişe geçmiş, farklı yöntemlerle örgütlenmiş, yayılmış ve ana akımlaşmıştır. Birçok ana akım parti politik çizgilerinden tavizler vererek, hatta vaz geçerek, güçlenen aşırı sağ partiler karşısında daha fazla seçmen kaybı yaşamamak amacıyla bu partilerin özellikle göçmenler konusundaki propagandalarını çalmıştır. Böylece, göçmenlere yönelik ırkçı propaganda Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya’daki aşırı sağ partilere meşruiyet kazandırmıştır.
Bu durumda, hepimiz şunu açıkça görüyoruz ki; artık ne Almanya Willy Brandt dönemi Almanya’sı, ne İsveç Olof Palme dönemi İsveç’i ne de Fransa Fransua Mitterrand dönemi Fransa’sıdır. Bu haliyle Avrupa, doğmaya karşı aklın, dinsel tutuculuğa karşı laikliğin, köleliğe karşı eşitliğin, insan haklarının, hayvan haklarının, çocuk haklarının, erkek-kadın eşitliğinin, doğa korumacılığın, çevreciliğin, toplumsalcılığın, kişisel özgürlükçülüğün Batı’sı olmaktan hızla uzaklaşarak, yükselen popülist aşırı sağ partilerin adeta oy patlaması yasadığı bir kıta olmaya başlamıştır.
Dahası, Avrupa ülkelerindeki popülist aşırı sağ partilerin birbirleriyle işbirliği içerisinde hareket ettiklerine de tanık olmuşuzdur. Temel ortak özelliklerinden biri ülkelerinin AB’den ayrılmasını savunmak olan bu partiler, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) bir siyasi grup kurmayı da başarmıştır.
Avrupa vatandaşlarının geleneksel ortak değerleri artık paylaşmadıklarını, sert kültür savaşlarına yöneldiklerini görerek, Avrupa’da güçlerini arttırmaya başlayan aşırı sağcı partileri ortaya çıkaran ve onların oy kazanmalarına neden olan faktörleri incelemek ve bu partileri klasik faşist partilerden ayıran yönlerini araştırmak zorundayız.
Zira, artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırıyor, göçmenlerin onurunu fütursuzca çiğniyorlar. Bundan dolayı, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Aleviler olarak, ortak geleceğimiz ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde, amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğimizi sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösteriyoruz. Örgütlü bir mücadelenin ne kadar hayati olduğunu biliyoruz.
Batı’nın siyasal örgütleri, kurumları, partileri, sendikaları, ülke içi haksızlıklara karşı ses ve eylem yükseltme becerilerini henüz yitirmemiş olduğunu bir fiil yaşayarak görüyoruz.
Almanya genelinde milyonlarca insanın sokağa çıkması, «Nie wieder 1933» (Bir daha asla : 1933) diye haykırması, geleceğe dair çok umutlu. Artık kaybedecek şeylerin sınırına gelmiş ve güzel yaşamak isteyen bir kalabalığın varlığını görmek, bu onurlu direnişi yüreğimizin derinliklerinde hissediyor, dayanışmanın öneminden doğan bu umut ışığını heyecan verici buluyoruz. Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi.
Artık, insanın insanlaşması doğrultusunda verdiğimiz savaşım milyonların ortak sesidir. Bundan dolayı, bu ırkçı zihniyet karşısında milim geri durmayız.”
PİRHA- Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nin “Söz Kadının Sıra Sende Kampı”, Fransa’nın Metz kentinde başladı.
Fransa’nın Metz kentinde dün başlayan ve 3 gün sürecek kampın ilk gününde, Fransa Alevi Kadınlar Birliği (FAKB-UFAF) Başkanı Hatice Menge İlkan açılış konuşmasını yaptı. Kamp, Fransa Alevi Federasyonu (FUAF) Eşit Başkanı Rozbi Demir, FUAF önceki dönem başkanı Sultan Şahin ve FUAF Diplomasi Komisyonu’ndan Selma Orundaş’ın sunumuyla devam etti. 3 günlük kamp pazar günü sona erecek.
Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nin düzenlediği kamp 2. gününde devam ediyor. Kamp, saygı duruşu ve Nazlı Akgüç Ana’nın çıra uyandırması ile başladı. Ardından üçleme okundu. Kamp konuşmalarla devam etti.
Fransa’da 17 yaşındaki gencin katledilmesi ardından başlayan eylemlerde 150 kişi gözaltına alınırken, Clamart kentinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Fransız polisinin açtığı ateş nedeniyle katledilen 17 yaşındaki sürücü Nael M. için sokaklara çıkan göstericiler eylemlerini iki gündür sürdürüyor. Ülkede başlayan eylemlere müdahale etmek için 40 bin güvenlik görevlisi görevlendirilirken, başkent Paris’te bir araya gelen göstericiler ile polis arasında çatışma çıktı.
SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI
Eylemler nedeniyle Fransa’nın Clamart kentinde 3 Temmuz’a kadar gece saatlerinde sokağa çıkma yasağı getirilirken, 150 kişi de gözaltına alındı.
PİRHA- Fransa’da bir parkta Suriyeli bir kişinin bıçakla “İsa Mesih adına” diye bağırarak düzenlediği saldırıda 8’i çocuk 9 kişiyi yaralamasının yankıları sürüyor. Fransa’da yaşayan Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, aşırı sağın ayak seslerinin duyulduğunu belirterek, “Bütün bu gelişmeler 4 yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marine Le Pen’in elini güçlendirdi” dedi.
Fransa’da ‘İsa Mesih adına’ diyerek bıçaklı saldırı düzenleyen Suriyeli saldırgan 8’i çocuk 9 kişiyi yaraladı.
Fransa’da yaşayan Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, saldırıya ilişkin Fransa’daki siyasi tepkileri yazdı.
Kılıçkaya, “Bütün bu gelişmeler 4 yıl sonra Fransa’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marine Le Pen’in elini güçlendirdi” dedi.
Aşırı sağcıların Fransa’nın göç politikasının sertleştirilmesini talep ettiğini ifade eden Kılıçkaya, “İtalya ve İsveç’den sonra Fransa’da da aşırı sağın ayak sesleri duyuldu” ifadelerini kullandı.
Kılıçkaya yazısında şunları kaydetti:
“Le Pen Fransa’da Cumhurbaşkanlığına bir adım daha yaklaştı.
Fransa’nın Annecy şehrindeki bir parkta, kendisini polislere “Hristiyan biri” olarak tanımlayan ve boynunda da haç kolyesi olan Suriyeli bir kişi bıçakla “İsa Mesih adına” diye bağırarak düzenlediği saldırıda 8’i çocuk 9 kişiyi yaraladı. Yaralılardan 2’sinin durumunun ağır olduğu öğrenildi.
Yaşanan bu korkunç olayın ardından aşırı sağcı Marion Marechal Le Pen, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda “Hesap günü gelecek” ifadesini kullandı.
Aşırı sağcı Eric Zemmour “Eskiden sığınmacılar ölümden kaçmak için geliyorlardı. Şimdi ise çocuklarımızı öldürmek için geliyorlar” ifadelerini kullandı.
Annecy savcılığı yaralanan çocuklardan birinin Hollandalı diğerinin ise İngiliz vatandaşı olduğunu duyurdu.
Yaşanan bu saldırı olayından sonra Ulusal Birlik Partisi lideri Marine Le Pen, Annecy’de küçük çocuklara yönelik bıçaklı saldırıyı korku ve dehşet içinde öğrendiğini ifade etti.
“MARİNE LE PEN’İN ELİNİ GÜÇLENDİRDİ”
Aşırı sağcılar Fransa’nın göç politikasının sertleştirilmesini talep etti. Fransızlara yönelik saldırıların artacağını ileri süren bazı kullanıcılar bu tür eylem yapanların, emsal teşkil etmesi için en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.
Bütün bu gelişmeler 4 yıl sonra Fransa’da yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Marine Le Pen’in elini güçlendirdi.
Ekonomik sıkıntılar, Rusya Ukranya savaşı, göçmenler üzerinden yürütülen nefret politikaları Avrupa’daki rüzgarın aşırı sağ partilerden yana esmesine yaradı.
İtalya ve İsveç’den sonra Fransa’da da aşırı sağın ayak sesleri duyuldu.”
PİRHA – MARDEF, Ahmet Kaya Kürt Toplum Merkezi’ne dönük saldırı ardından 7 Ocak’ta yapılacak eyleme katılım çağrısı yaptı. Yazılı açıklamada “Paris katliamlarının hesabının sorulması için herkesi bu etkinliğe katılmaya çağırıyoruz” denildi.
Fransa’nın başkenti Paris’te 23 Aralık’ta yapılan silahlı saldırı sonucu Emine Kara (Evîn Goyî), Mîr Perwer (Mehmet Şirin Aydın) ve Abdurrahman Kızıl katledildi.
Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) yapılan saldırıya ilişkin yazılı açıklama paylaştı. “Halklarımıza yönelik saldırılara karşı sessiz kalmayalım” çağrısı yapan MARDEF, söz konusu saldırının Kürt halkına, Alevilere ve bütün demokrasi güçlerine dönük olduğunu ifade etti.
“DESTEK OLMADAN BÖYLE BİR KATLİAM GERÇEKLEŞTİREMEZ”
MARDEF tarafınca paylaşılan açıklamada, 7 Ocak’ta Paris’te yapılacak eyleme katılım çağrısı da yapıldı. 23 Aralık’ta yapılan saldırıdaki “gerçeklerin üstü örtülmeye çalışıldı” denilen MARDEF açıklamasında “Defalarca katliamlar ve soykırımlar yaşamış olan Maraşlı halklar olarak çok açık ve net bir biçimde biliyor ve iddia ediyoruz ki bu katliam, bir ‘psikopatın’ işi değildir. Siyasal bir güç ve destek olmadan, böyle bir katliam gerçekleştiremez. Birileri teşvik etmediği, yönlendiremediği sürece kimse eline silah ve mermi torbası alarak ve Kürtlerin mekânlarına girerek böyle bir katliamı geçekleştiremez” ifadelerine yer verildi.
“TARİHİ BİR SORUMLULUK”
MARDEF açıklamasında, Paris saldırılarına karşı 7 Ocak’ta düzenlenecek eyleme katılım çağrısı yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Katliamlara ve soykırımlara karşı mücadeleyi her alanda ve biçimde yükseltmek ve geliştirmek zorundayız. Bunun için de bu eyleme katılmak, biz Maraşlılar için tarihi bir sorumluluktur. Hiç birimizin hiçbir mazereti, katliamlara karşı mücadeleyi zayıflatmanın gerekçesi olmamalıdır. Ne tek başına kurtulabiliriz ne sessiz kalarak kendi güvenliğimizi sağlayabiliriz. Katliamların ve soykırımların yaşanmayacağı gelecek için hepimizin elimizden geleni yapması gerekiyor.
Katledilen insanlarımızı saygıyla anıyor, katliamcı güçleri lanetliyoruz. Paris katliamlarının hesabının sorulması için herkesi bu etkinliğe katılmaya çağırıyoruz.”
PİRHA – Paris’te Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yönelik silahlı saldırıya ilişkin HDP Eş Genel Başkanlarından açıklama geldi. Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın yaptığı açıklamada “Fransız yetkililer bir an önce katliamı aydınlatmalı” vurgusu yapıldı.
Fransa’nın başkenti Paris’teki Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne dönük saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi. Söz konusu saldırıya yönelik bir kınama mesajı da Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar’dan geldi.
“SALDIRILARIN ÖNÜNE GEÇECEK TEK YOL GERÇEĞİN AYDINLATILMASI”
Türkçe ve Fransızca yapılan yazılı açıklamada “Fransız yetkililer bir an önce katliamı aydınlatmalı” denilerek şu ifadeler paylaşıldı:
“Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Ahmet Kaya Kültür Merkezi’ne yönelik vahşi bir saldırı sırasında 3 Kürt yurttaşın hayatını kaybettiğini ve 3 kişinin de yaralandığını üzüntüyle öğrendik. Öncelikle yapılan bu vahşi saldırıyı şiddetle kınıyor, hayatını kaybedenlerin aileleri ve yakınlarına baş sağlığı, yaralananlara da acil şifalar diliyoruz. Fransa yetkililerinden beklentimiz, faillerin ve saldırıların acil bir şekilde ortaya çıkarılıp kamuoyunu şeffaf bir şekilde aydınlatması yönündedir. Bu tür ırkçı saldırıların önüne geçecek tek yol gerçeğin ivedilikle aydınlatılması olacaktır.”
PİRHA-Fransa’nın başkenti Paris’teki Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırıya dair açıklama yayımlayan Avustralya Alevi Federasyonu (AFA) “Kendi ülkelerinde yaşam hakkı tanınmadığı için başka ülkelere yeni bir yaşam için göç eden başta Kürtler ve Alevilere yapılan bu saldırılar, insan haklarına, kimliklerimize, dilimize, kültürümüze ve inancımıza tahammül edemeyenler tarafından yapılmaktadır” dedi.
Avustralya Alevi Federasyonu (AFA), Fransa’nın başkenti Paris’te bulunan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik gerçekleştirilen ve 3 kişinin hayatını kaybettiği saldırıya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı. Yaşamını yitirenlerin ailelerine başsağlığı dileyen AFA, açıklamasında “Barış, hoşgörü ve kardeşlik dilinden asla taviz vermeyeceğiz” dedi.
“Paris Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yapılan ırkçı saldırıyı kınıyoruz. Saldırıda 3 kişi yaşamını kaybetmiş ve durumu kritik olan yaralılar olduğu belirtilmektedir. Hayatlarını kaybedenlerin ışığı daim, devri asan olsun. Sevdiklerinin, ailelerinin başı sağolsun. Yaralılara acil şifa dileriz.
Kendi ülkelerinde yaşam hakkı tanınmadığı için başka ülkelere yeni bir yaşam için göç eden başta Kürtler ve Alevilere yapılan bu saldırılar, insan haklarına, kimliklerimize, dilimize, kültürümüze ve inancımıza tahammül edemeyenler tarafından yapılmaktadır. Bu tür saldırıların, failleri ve azmettiricileri en kısa zamanda bulunmalı, Türkiye başta olmak üzere her ülkede herkesin can güvenliği sağlanmalı ve korunmalıdır. Bizler; insan hakları, barış, demokrasi, eşitlik ve adaletli bir yer kürede yaşamak için her nerede olursak olalım mücadelemize devam edeceğiz. Barış, hoşgörü ve kardeşlik dilinden asla taviz vermeyeceğiz.”
PİRHA-Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yönelik silahlı saldırı gerçekleştiren saldırgan William A.’nın en net görüntülerine PİRHA ulaştı. Görüntünün bir bölümünde saldırganın berber dükkanında bulunanlar tarafından etkisiz hale getirildiği görülüyor.
Paris’te Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne yapılan silahlı saldırıda 3 kişi yaşamını yitirdi, 3 kişi de yaralandı.
Fransa’nın başkenti Paris’te Strasbourg Saint Denis Mahallesi’nde bulunan Ahmet Kaya Kürt Kültür Merkezi’ne silahlı saldırı gerçekleşti. Görgü tanıkları, derneğin olduğu caddeye bir otomobille bırakılan kişinin derneği taradığını aktarmış, saldırı sonrası çevredeki Kürt işyerlerine de ateş açıldığını ifade edilmişti.
Katliamı gerçekleştiren saldırganın görüntülerine Pir Haber Ajansı ulaştı. Görüntülerde saldırganın ateş açtığı berber dukkanındakiler tarafından yakalanarak etkisiz hale getirildiği ve Fransız polisinin sonradan gelerek kendisini gözaltına aldığı görülüyor.