Etiket: fransız kültür merkezi

  • Suriyeli kadınların başarı hikayesini anlatan ‘Eşik’ belgeselinin galası gerçekleşti – VİDEO

    Suriyeli kadınların başarı hikayesini anlatan ‘Eşik’ belgeselinin galası gerçekleşti – VİDEO

    PİRHA – Gazeteci Dilek Gül Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan ve yaşadıkları birçok zorluğa rağmen başarıya ulaşan Suriyeli kadınları anlattığı ‘Eşik’ belgeselinin galası yoğun bir katılım ile dün akşam gerçekleşti.

    HABERİN VİDEOSU

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan İMC TV muhabiri Dilek Gül Suriye’de yaşanan savaştan dolayı Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Suruyeli göçmen kadınların başarı öyküsünü anlattığı ‘Eşik’ belgeseli dün akşam Fransız Kültür Merkezin’de galası gerçekleşti. Yoğun katılımın gerçekleştiği galaya CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Evrensel Genel Yayın yönetmeni Fatih Polat, Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Göhan Durmuş, İnsan Hakları Aktivisti Eren Keskin, birçok sivil toplum örgütü ve gazeteci katıldı.

    Belgesel bitiminde gerçekleşen söyleyişi de söz alan İnsan Hakları Aktivisti Eren Keskin, “OHAL gerekçe gösterilerek bir devlet operasyonu ile kapatılan İMC TV çalışanları işsiz kaldılar. Ama yine vazgeçmediler. Ortadoğu halklarının yaşadığı savaşı, mağduriyetleri, özellikle kadınların yaşadıkları mağduriyetleri anlatmak isteyen bir film yaptılar” dedi.

    “HER ZAMAN DİRENENLER KAZANACAK”

    Bu filmde aslında savaş nedeni ile mağdur edilen, iyi durumda olan ve başarı göstermiş kadınların yaşam hikayelerinin anlatıldığını belirten Keskin, “Göç etmek zorunda kalan kadınların göç ettikleri coğrafyalarda olduğu gibi bizim coğrafyada da devletin baskıları ile nasıl mücadele ettiklerinin tanığıyız. Malasef özellikle Ortadoğu’yu dünya egemenleri belirliyorlar. Ancak şunu biliyoruz ki her zaman direnenler kazanacak. Kürt halkı, Orta Doğu Halkı ve kadınlar direniyor. Bu filimde bunun bir göstergesidir” şeklinde konuştu.

    Belgeselin galası belgeselde başarı hikayeleri anlatılan kadınların söyledikleri şarkının ardından soru cevap ile son buldu. (HABER MERKEZİ)

  • Her ‘Eşik’te bir mücadele-VİDEO

    Her ‘Eşik’te bir mücadele-VİDEO

    PİRHA-Suriyeli göçmen kadınların başarı öykülerini içeren ‘Eşik’ belgeselinin ilk gösterimi bugün Fransız Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Belgeselin yönetmeni, KHK ile kapatılan İMC TV muhabiri Dilek Gül. Yönetmen Gül ile kadınların tüm zorluklara rağmen başarıya ulaşan hikayelerini beyaz perdeye aktardığı ‘Eşik’e ilişkin söyleşi gerçekleştirdik. 

    HABERİN VİDEOSU

    Dilek Gül, KHK ile kapatılan İMC TV’de 7 yıl muhabirlik yapmış bir gazeteci. Suriye’de iç savaşın başlamasından sonra daha çok Türkiye-Suriye sınır boylarında çalışmış. Savaştan kaçan Suriyelilerin dramatik hayatlarına tanıklık eden Gül, savaş mağduru insanların özellikle de kadınların Türkiye’deki hayatlarının izlerini sürerek karşımıza bir belgeselle çıktı. Hayatları savaşla alt üst olan kadınların Türkiye’de yaşadıkları zorluklara ve  yeni bir hayat kurma mücadelesine odaklanan belgeselin adı EŞİK.

    Dilek Gül, belgeselin yalnızca bir kayıt olmadığını, aynı zamanda Suriyeli kadınlarının ayakta  kalma mücadelesine bir katkı olarak çektiklerini söylüyor. Dilek Gül, bir gazeteci olarak şahit olduğu toplumsal trajediyi belgeselleştirme fikrinin, daha muhabirlik yaptığı sırada oluştuğunu ifade ediyor. Bu fikrin oluşmasında, sınırda gördüğü dramatik göçün egemen, merkez medyada manipule edilerek aktarılmasına karşı duyduğu tepkinin de rolü olduğunu belirtiyor.

    Açık Toplum Vakfı ve Sivil Düşün tarafından desteklenen, Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği ve DVV International’in ortaklığında çekilen ‘Eşik’ isimli biyografik belgeselin galası bugün Fransız Kültür Merkezi’nde saat: 19.00’de gerçekleşecek.

    “SAVAŞA, GÖÇE VE SINIRA RAĞMEN…”

    Belgeselin montaj setinde konuştuğumuz belgeselin yönetmeni Dilek Gül, sınırda muhabirlik yaparken acılı, savaştan kaçan, hayatta kalmaya çalışan insanların yaşadıkları zorlukları haberleştirdiğini ama bu belgeselle yaşananların bu yanına değil, bütün bunlara rağmen direnen ve hayata tutunmaya çalışan kadınları konu edinerek, bu insanlara kendi cephelerinden bir güç verme amacını  “Savaşa, göçe ve sınıra rağmen kadın kimliği ile güçlenerek hem kendisini hem çocuğunu, hem komşusunu hem de çevresini değiştiren kadınları aradık” sözleriyle ifade ediyor.

    HEM SURİYELİ HEM DE KADIN OLMAK

    Belgesel çekme sürecinin bu fikirlerini nasıl şekillendirdiğini de şöyle anlatıyor Gül:

    “Cinsel Şiddete Karşı Hukuki Yardım Derneği gibi ve benim muhabirlik dönemime ait bağlantılarım ile Suriye’de yaşanan savaştan dolayı ülkemize göç eden kadınlara ulaştık. Onlar ile önce atölyeler düzenledik. Direk biz böyle bir şey yapmak istiyoruz diye karşılarına çıkmadık. Çünkü onların ne gibi talepleri ve sıkıntıları var dinlemek istedik. Muhabir kimliğim ile toplantıya katıldığımı bildikleri için hiçbir şey konuşmadan ‘bizi direk haber yap, film yap’ dediler. ‘Neden’ diye sorduğumuzda ise, ‘Biz Suriyelilere burada kötü gözle bakıyorlar. Irkçılık ile karşı karşıya kalıyoruz. Ev fiyatları 800-900 TL ise 1500 TL bize fiyat biçiyorlar. Kadın olduğumuz için tacize uğruyoruz ve ev sahiplerimiz yüzünden sürekli ev değiştirmek zorunda kalıyoruz’ diyen kadın hikayeleri var. Sadece Suriyeli ve bir kadın kimliğine sahip olduğundan dolayı da ciddi sorunlara maruz kalanlar oluyor. İş ararken, ev ararken, sokakta yürürken sorun yaşıyor. Çünkü hem Suriyeli hem de kadın. ‘Neden makyaj yapıyorsun, senin ülkende savaş var’ gibi söylemler ile karşı karşıya kalanlar bile var.”

    “DERDİM, SURİYE ALGISINI VE KADINA BAKIŞI KIRMAK”

    Gül, “Böylece, bu belgeselle Türkiye şehirlerinde, İstanbul’da oluşmuş olan olumsuz, ırkçı Suriyeli algısını da bir yandan  kırmayı amaçlayan bir belgesel yapma fikri olgunlaştı” diyor.  “Dolayısı ile biraz o Suriye algısını, biraz da kadınlara olan bakışı kırmak derdindeydim. Özellikle hepsinin maruz kaldığı bir şey bunlar. Türk vatandaşları tarafından kendilerine ‘sizin orada kar var mı, siz et yiyor musunuz, koltukta mı oturuyorsunuz, araba var mı’ şeklinde sorulara maruz kalmışlar. Aslında bunların hepsine bir cevap oluşturmak istedim. Onların da talepleri bu yöndeydi. Bu anlamda biz örtüştük ve bizlere kapılarını sonuna kadar açtılar” diye anlatıyor Gül.

    TÜRKİYE’DE HAYATTA KALMA MÜCADELESİ

    Belgeselde yer alan Suriyeli kadınlarla daha muhabirlik yaptığı zamanlarda temas kuran Gül, onlar aracılığıyla da benzer şeyleri yaşayan başka kadınlara ulaşmış. İstanbul’da 3-4 yıldır yaşayan 30-40 kadınla görüşen Gül, savaşın yıkımından yerlerinden yurtlarından olup Türkiye’ye sığınmacı olarak gelmek zorunda kalan bu kadınların yaşadıkları zorlukları, tutunabilmek için gösterdikleri sebatkar direnci şöyle anlatıyor:

    “Türkiye’ye geldiklerinde üç gün sokakta kalanlar var, yemek bulamayıp aç kalanlar var. Bir ay boyunca kışın ortasında buz gibi evlerde battaniyeye sarılıp kalanlar var. Dil bilmedikleri için birçok anlamda zorlanıyorlar. Devlet daireleri, okul, hastane kapılarında saatlerce bekleyenler var.  Aralarında meslek sahibi vasıflı pek çok kişi olmasına rağmen iş bulamıyorlar. ‘Bize iş versinler yeter, biz yardım istemiyoruz. Aramızda nitelikli doktor, öğretmen, mühendis olan insanlar var” diyorlar. Ve ciddi bir ayrımcılık söz konusu. Bu insanların mağduriyetinden kazanç sağlamaya çalışan insanlar var. Çok fazla dolandırılmışlar. Bu yüzden ciddi bir güven problemleri var Türkiyeli insanlara. Ancak bütün bunlara rağmen, bu zorluklarla baş eden, bir süre sonra kendilerinden sonra gelenlere öğrendikleri ile yardım etmeye başlayıp, kendi aralarında bir tür dayanışma ağı kurmayı başarabiliyorlar. Evet olmadık güçlüklerle karşılaşmışlar, ama birbirlerine yardım ederek, sosyal ağlar kurarak güçlenme yoluna girmişler. Elbette ben bu belgeselde toz pembe bir tablo çizmiyorum. Bu insanların ciddi anlamda desteğe ihtiyacı var. Ben de bu filmle aslında bunu anlatmak istiyorum.”

    BELGESEL YANIT ARIYOR

    Çoğumuzun misafir olarak gördüğü Suriyelilerin büyük bir kısmının artık buralı olduklarını, burada kendilerine yeni bir hayat kurma çabası içinde olduklarını belirten Gül, belki asıl olarak bu belgeselle “Eşik”le, bu insanlar için sağlıklı bir entegrasyonun nasıl olması gerektiğinin yanıtını aradıklarını ifade ediyor. Ve son olarak da “Cevabı da herkes kendi payına düştüğü kadar verebilir” diyor.

    Sevim KAHRAMAN/İsmet SEFER

    İSTANBUL

        

  • Shirin Mêlikoff: Alevilik annemin hayatının bir parçası oldu-VİDEO

    Shirin Mêlikoff: Alevilik annemin hayatının bir parçası oldu-VİDEO

    PİRHA – Irêne Mêlikoff’un kızı Shirin Melikoff annesinin Aleviliğe bakışı ve Aleviliğe yönelik çalışmalarına ilişkin, PİRHA’ya konuştu. Melikoff, “Alevilik annemin hayatının bir parçası oldu. Çünkü gittiği her yerde Alevilerden, Bektaşilerden konuşuyordu” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Uzun yıllar Alevilik Bektaşilik üzerine çalışma yürüten ve Aleviliği hayatının parçası haline getiren Irêne Mêlikoff’un dün doğum gününün 100. yılına ilişkin Fransız Kültür Merkezinde söyleyişi yapıldı. Söyleyişide, Prof. Dr. İlber Ortaylı, Melikoff’un kızı Shirin Melikoff, bağlama ve yorumu ile Ulaş Özdemir yer aldı.

    Dün Irêne Mêlikoff’un doğum gününün 100. yıl anmasına ilişkin yapılan söyleyişinin ardından kızı Irêne Mêlikoff PİRHA’ya konuştu.

    “ANNEM FEYZULLAH ÇINAR’IN SESİNDEN ETKİLENDİ”

    Mêlikoff, annesinin, epik edebiyatını çok sevdiğini belirterek, “Annem Sufilik çalışmalar yapmaya başladı. Ve Alevi Bektaşi inancına ilgi duymaya başladı. Özellikle Feyzullah Çınar’ın sesinden etkilendi ve Alevi Bektaşilik üzerinde çalışma yürüttü” dedi.

    “BÜTÜN ALEVİLER, ANNEME ANNE DİYORDU”

    Annesinin 1967-1968 yıllarında Alevi Bektaşilik üzerine çalışma yürüttüğünü vurgulayan Melikoff, “Ancak son güne kadar halen çalışmalarını az bulduğunu, kendisinden sonra devam edilmesini istiyordu. Biz annemle beraber çalıştık. Ama ben onun kadar olamam. Bütün Aleviler ona gelir ve ona anne derlerdi. Birden bire inanılmaz büyük bir aile olduk” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE ALEVİLERE YÖNELİK BASKILARI DOĞRU BULMUYORUM”

    Melikoff, “Alevilik annemin hayatının bir parçası oldu. Çünkü gittiği her yerde Alevilerden ve Bektaşilerden konuşuyordu. Özel hayatı ile mistik hayatını çok ayırmıyordu. Herkese ben Hristiyan ve Müslüman değilim Aleviyim diyordu. Aleviliği mistik bulduğu için ilgileniyordu ve beğeniyordu” ifadelerini kullandı.

    Kendisi de bir Alevi ile evlenen Melikoff, “Kızım ‘Aleviyim’ diyor. Ben biraz uzaklaştım ama genel olarak Aleviler ve hükümet ile olan durumunu takip ediyor ilgileniyorum. Türkiye’de Alevilere yönelik yapılan baskıları doğru bulmuyorum. Baskı yapan herkes kötü ve kabul edilmez bir şeydir. Çünkü Alevilikte hoşgörü ve açıklık var” diyerek Alevilere yönelik uygulanan baskı politikalarına tepki gösterdi.

    “ANNEM ALEVİLİK ÜZERİNE ARAŞTIRMA ALANI OLUŞTURDU”

    Annesinin Alevilik üzerine çalışma yürütürken kimsenin Alevilik üzerine çok bir şey bilmediğine dikkat çeken Melikoff, “Annem Aleviliğe yönelik bir araştırma alanı oluşturdu ve kurdu. ‘Alevilere kim olduklarını öğretmeye çalışıyorum’ diyordu. Aleviler kendilerini yeterince tanımıyor. Halen ‘İslamın içinde mi dışında mı’ tartışmaları var. Bu büyük bir sorun. Annem yaşasaydı bugünkü yaşadığımız bu sürece yönelik çok kızgın olurdu. Ve Alevilere halen zorunlu din derslerini dayatmalarını kabul etmezdi” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • İrène Mélikoff’un doğumunun 100. yılı anısına söyleyişi yapılacak

    İrène Mélikoff’un doğumunun 100. yılı anısına söyleyişi yapılacak

    PİRHA- Tüm kariyeri boyunca araştırmalarını derinleştirmek için çaba harcayarak yeni bir araştırma alanı başlatan İrène Mélikoff’un doğumunun 100. yılı anısına İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde söyleyişi yapılacak. Söyleşiye Prof. Dr. İlber Ortaylı, bağlama ve yorumu ile Ulaş Özdemir katılacak.   

    Dr. Shirin Mélikoff’un doğumunun 100. Yıl anısına ilişkin 7 Kasım 2017’de saat 19.15’te İstanbul Fransız Kültür Merkezi’nde söyleşi yapılacak. Şöyleyişiye Prof. Dr. İlber Ortaylı, bağlama ve yorumu ile Ulaş Özdemir katılacak. Bu önemli buluşmada Ulaş Özdemir mistik eserlerden oluşan bir dinleti sunacak.

    Irène Mélikoff, 7 Kasım 1917 tarihinde doğdu. Çok genç yaşlarda Doğu halk edebiyatının epik ve mistik yönünün manevi boyutuna özellikle ilgi duydu. Tasavvuf araştırmaları ve nefesleri keşfetmesi sonucu, araştırmalarını, sembolik yönü, maneviyatı ama aynı zamanda ayinler ve aşık şiirlerinden yola çıkarak Alevilik Bektaşilik üzerine yoğunlaştırmıştır. Tüm kariyeri boyunca araştırmalarını derinleştirmek için çaba harcayarak yeni bir araştırma alanı başlatmıştır. Tüm bir nesil araştırmacılara ilham kaynağı olan ve kendi yaptığı araştırmaların bir sentezini sunan Alevilik ve Bektaşilik öğretisi açısından bir temel yapıt olarak görülen ‘Hacı Bektaş: Efsaneden Gerçeğe’ kitabının da yazarıdır.