Etiket: galatasaray

  • ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    ‘Meclis’te gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun!’-VİDEO

    PİRHA – 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda mücadele yürüten Cumartesi Annesi İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin başarıya ulaşması için hükümetin samimi olması gerektiğini söyledi. Eren, “Meclis komisyonu gerçekten demokrasinin tecellisi için çalışacaksa, özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun” diye konuştu.

    Hayrettin Eren 21 Kasım 1980’de İstanbul Saraçhane’de aracıyla birlikte gözaltına alınıp Karagümrük Karakoluna götürüldü. Ertesi gün Eren’in arkadaşının aileye haber vermesi ardından baba ve anne, Karagümrük Karakoluna gitti. Karakoldaki görevliler, Hayrettin Eren’in İstanbul Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünü söyledi. Gayrettepe’ye giden aileye, oğullarının orada da olmadığı söylendi.

    Tekrar Karagümrük Karakoluna dönen aileye bu kez Hayrettin Eren’in, hiç gözaltına alınmadığı söylendi. Hayrettin Eren’in kullandığı araç, birçok kişi tarafından Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü otoparkında görülse de sonrasında bu bilgi de karşılık bulmadı. Ardından, aracın da izine rastlanılmadı. Aile tarafından yapılan suç duyurusu üzerine Askeri Savcılık tarafından başlatılan soruşturma neticesinde “Kovuşturmaya Yer Olmadığı” kararı verildi.

    Hayrettin Eren dosyası da tıpkı diğer binlerce faili meçhul olayındaki gibi hiç açılmadan karartıldı. Eren ailesi, dönemin baskıcı rejimi sebebiyle yaşadıkları konusunda bir kamuoyu da oluşturamadı.

    Aradan 15 yıl geçmişti ki Galatasaray Meydanından yükselen sese Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren de dahil oldu. Cumartesi Anneleriyle birlikte tam 30 yıldır mücadele yürüten İkbal Eren, 20 Ağustos’ta da TBMM’de oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda konuştu. Barış ve Demokratik Toplum Süreciyle birlikte ilk kez TBMM çatısı altında dinlenen kayıp yakınları, yeni süreçle birlikte karanlık dönemin de perdelerinin açılmasını ümit ediyor.

    HAYRETTİN EREN İÇİN HİÇ HUKUK İŞLEMEDİ”

    İkbal Eren ile Cumartesi Anneleri’nin 1072. hafta eyleminin yapıldığı gün, Galatasaray Meydanı’nda buluştuk. Elinde kırmızı karanfil ve Hayrettin Eren’in portresini taşıyan İkbal Eren, kayıpları ardından gelinen süreci şu sözlerle özetledi:

    “1980 darbe dönemiydi. Kamuoyu oluşturamadık. Çünkü gazetelerde dahi bir haber yapamıyorduk. Hayrettin Eren’in gözaltına alındığı hep inkar edildiğinden kesinlikle ne bir dava açıldı ne de hukuksal bir süreç işledi. Babamın ve avukatlarımızın vermiş olduğu dilekçeler işleme konulmadı. Oysa beş tanık vardı. ‘Hukuki ne gibi girişimler yapıldı?’ diye sorduk ancak Hayrettin Eren için hiç hukuk işlemedi.”

    “FAİLİ MEÇHULLERİ BİLMEYEN VEKİLLER VARDI!”

    Cumartesi İnsanı İkbal Eren, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair de görüşlerini paylaştı. İkbal Eren, Cumartesi Anneleri, Barış Anneleri ve Tahir Elçi Vakfı’nın, barışın sağlanması adına faili meçhullerin araştırılması için Meclis’e yaptığı önerilerin de karşılık bulması gerektiğini vurguladı. Meclis komisyonunda yaptıkları konuşmalar sebebiyle kimi milletvekillerinin “çok şaşırarak” dinlediğini belirten Eren, şunları aktardı:

    “Komisyondan çağrı geldi ve biz görüştük, dinlendik. Taleplerimizi orada ilettik. Hem Türkiye’de gözaltında kaybetmenin ne olduğunu, nasıl başlayıp devam ettiğini anlattık. Bazı milletvekilleri hiç bilmiyordu ne yazık ki. Galatasaray Meydanı ya da Cumartesi Annelerini duymuş olsalar bile ne olduğunu bilmiyorlardı gerçekten. Çok şaşıranlar oldu.

    Bizim bu komisyondan talebimiz şuydu; komisyon gerçekten samimiyse bu ülkede demokrasinin tecellisi için çalışacaklarsa bir komisyon kurulmalı. Hakikat ve Adaleti Araştırma Komisyonu! Özellikle gözaltında kaybetmeler için bir komisyon kurulsun. Bu komisyon sadece Meclis çatısı altında, milletvekillerinden oluşan bir komisyon değil; bilim insanları, antropologlar, Cumartesi Anneleri, Tabipler Birliği’nden veya ilgili bilim insanlarının da olduğu bir komisyon olmalı. Gözaltında kaybedilen insanların akıbetinin araştırılıp, sorumluların yargılanması talebimiz var. Hakça bir yargılama talep ettik. Ama bunun için komisyonun gerçekten samimi olması gerekiyor. Yani ‘Yaptım oldu. Bak ben bir girişimde bulundum’ görüntüsü vermek yerine, gerçekten eğer samimiyseler bizim bu taleplerimizi yerine getirirler. İnanmak istiyorum ama çok da umutlu olduğumu söyleyemem.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri/İnsanları ters kelepçeyle gözaltına alındı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri/İnsanları ters kelepçeyle gözaltına alındı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin Galatasaray Meydanı’nda eylem ısrarı bu haftada polis ablukası altında devam etti. Eylemde Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları ters kelepçeyle gözaltına alındı. Cumartesi Anneleri, ‘mezar yerimiz’ dedikleri Galatasaray Meydanı’na bu hafta da karanfillerini bırakamadı.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 968’incisini gerçekleştirdi.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) verdiği ihlal kararına rağmen 27 haftadır Galatasaray Meydanı’na çıkmaları engellenen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucularının eylemi bu hafta da polis ablukası altında gerçekleşti.

     İSTİKLAL CADDESİ ABLUKA ALTINDA

    Meydan ve meydana çıkan tüm ara sokaklar  polisler tarafından saatler önce kapatıldı.

    Yoğun ablukaya rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları ve hak savunucuları, meydana yaklaşır yaklaşmaz polisler tarafından önleri kalkanlarla kesilerek ablukaya alındı. Görüntü almak isteyen gazeteciler de ablukadan uzaklaştırıldı. Farklı ablukalarda bekletilen Cumartesi Anneleri ve hak savunucuları ters kelepçeyle gözaltına alındı. Polisin yetki sınırını aşan aşırı güç kullanımı sebebiyle Besna Tosun’un gözaltına alınırken bağırışları İstiklal Caddesi’nde yankılandı.

    PİROĞLU’NA ÖZEL ABLUKA

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) 27. dönem milletvekili Musa Piroğlu her hafta olduğu gibi Cumartesi Anneleri eylemine destek vermek için Galatasaray Meydan’ına geldi. Kayıp yakınlarıyla buluşması bir süre engellendikten sonra ablukaya alınan Piroğlu, gözaltı araçlarının meydandan ayrılması üzerine ablukadan çıkarıldı. Polisin yetki sınırını aşan ve işkenceye varan müdahalesi ve gözaltı sayısı hakkında basına bilgi verdiği sırada yeniden ablukaya alındı. İstiklal Caddesi’nin ortasından 40 dakika boyunca tek başına bekletilen Musa Piroğlu ile gazetecilerin buluşması engellendi. İstiklal Caddesi’ndeki ve meydandaki tüm abluka dağıtılmasına rağmen gazetecileri bir ara sokağa sokarak önlerini kesen polis, gazetecilerin çekim yapmasını engelledi.

    24 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI 

    Cumartesi Anneleri, hak savunucuları ve eylem desteğe gelen 24 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların isimleri şöyle:

    Hanife Yıldız, Maside Ocak, Besna Tosun, Ali Newroz Tosun, Hasan Karakoç, Mikail Kırbayır, Ali Ocak, Oya Ersoy, Gülseren Yoleri, Eren Keskin, Leman Yurtsever, Hünkar Yurtsever, Doğan Özkan, Ayşegül Devecioğlu, İsmail Yücel, Aydın Aydoğan, Hatice Onaran, Gülendam Özdemir, Salim Derelioğlu, Cüneyt Yılmaz, Nazım Dikbaş, Mustafa Emin Büyükcoşkun, Sevim Sancaktar, Sevilay Aydemir.

    Dilan ŞİMŞEK – Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Cumartesi Annelerine Yine Hukuksuz Gözaltı

    Cumartesi Annelerine Yine Hukuksuz Gözaltı

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 949’uncu haftada kayıplarının akıbetini sormak için Galatasaray Meydanı’nda toplanmak istedi. Polis AYM kararına rağmen yine hukuksuz bir biçimde müdahele etti, çok sayıda gözaltı var.

    Cumartesi Anneleri kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 1995 yılından beri Galataray Meydan’ında bir araya geliyor. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Cumartesi Anneleri’nin oturma eyleminin yasaklanmasına ‘ihlal’ kararı vermesine rağmen Cumartesi Anneleri 949’uncu haftada da gözaltına alındı. Hak savunucuları ve Cumartesi Anneleri gözaltına alınırken görüntü almak isteyen basın mensupları da engellenmek istendi. Ters kelepçe ile gözaltına alınanların isimleri ise şöyle;

    Hanife Yıldız
    İrfan Bilgin
    Besna Tosun
    Ali Ocak
    Ali Tosun
    Eren Keskin
    Gülseren Yoleri
    Leman Yurtsever
    Nazım Dikbaş
    Cihan Kaplan
    Aslı Takanay
    Hünkar Hüdai Yurtsever
    Taylan Bekin

    Dilan ŞİMŞEK- Devrim FINDIK / İSTANBUL

  • AYM ‘hak ihlali’ dedi; Cumartesi Anneleri: Galatasaray’daki ablukayı kaldırın-VİDEO

    AYM ‘hak ihlali’ dedi; Cumartesi Anneleri: Galatasaray’daki ablukayı kaldırın-VİDEO

    PİRHA-AYM, Cumartesi Anneleri’nin 700. haftasına yönelik gerçekleştirilen polis müdahalesi ile Galatasaray Meydanı’nın yasaklanmasına karşı yapılan başvuruda ‘hak ihlali’ kararı verdi. Cumartesi Anneleri, “Yarından itibaren kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği olarak ilgili makamların AYM kararına kayıtsız şartsız uyma yükümlülüklerini yerine getirmeleri için girişimlerde bulunacağız. Keyfi yasağınıza son verin ve Galatasaray Meydanı’ndaki ablukayı kaldırın!” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların cezalandırılması talebiyle başlattıkları adalet mücadelelerinin 700. haftasında polis müdahalesi ile karşılaşan ve darp edilerek gözaltına alınan Cumartesi Anneleri’nin konuya ilişkin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru ‘hak ihlali’ kararı ile sonuçlandı.

    Cumartesi Anneleri, AYM’nin verdiği kararı İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde gerçekleştirdiği bir basın açıklaması ile değerlendirdi. Açıklamaya İHD İstanbul Şubesi Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, Cumartesi Anneleri/İnsanları, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe ile Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) ve Hafıza Merkezi temsilcileri de katıldı.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMİYORUZ”

    “Galatasaray bizim, Galatasaray hepimizin, vazgeçmiyoruz” başlıklı basın açıklamasını Cumartesi Anneleri adına Besna Tosun okurken, şu ifadeleri kullandı:

    “Gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetlerinin açıklanması ve suçun faillerinin yargı önüne çıkarılarak cezalandırılması talebiyle başlattığımız, Türkiye tarihinin en uzun soluklu adalet eylemi olan Galatasaray’daki buluşmalarımız 700. haftamızda ağır polis şiddeti ile engellendi ve kuşaktan kuşağa aktarılarak devam eden hakikat ve adalet mücadelemizle hafıza mekânına dönüştürdüğümüz Galatasaray Meydanı bize yasaklandı.

    Dört yılı aşan bir süredir Galatasaray Meydanı tomalar, ağır silahlı polisler, çelik ve beton bariyerler ile kuşatıldı. Cumhurbaşkanlığı rejimi, adalet ve hukukun üstünlüğü talebimize sesimizi duyurduğumuz Galatasaray Meydanı’nı esir alarak cevap verdi. En başından beri bu yasaklamanın evrensel hukuka, Anayasa’ya ve ilgili yasalara aykırı olduğunu, keyfi olduğunu, haklarımızı ihlal ettiğini söyledik. Bu iddialarla yargı makamlarına başvurduk, maruz kaldığımız hak ihlalinin ortadan kaldırılmasını talep ettik. 23 Şubat 2023 günlü resmi Gazete’de yayınlanan 2019/21721 başvuru numaralı Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına kadar bu haklı itiraz ve taleplerimiz görmezden gelindi.

    “AYM, EYLEMİN HUKUKA UYGUN OLDUĞUNU BİLDİRDİ”

    Maside Ocak’ın başvurusu üzerine verilen bu AYM kararıyla, Anayasa’nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkımızın ihlal edildiğine hükmedildi. Beyoğlu Kaymakamlığı’nın savunmasında Galatasaray’daki buluşmalarımızın yasaklanması ile ilgili ileri sürdüğü; “bildirimde bulunmadılar” ve “suç işlenmesinin engellenmesi, kamu düzenin bozulması, başkalarının haklarının korunması gibi zorlayıcı şartların varlığı nedeniyle” yasakladık şeklindeki gerekçelerinin hukuki geçerliliğini tartışan AYM, söz konusu kararı ile; idarenin buluşmalarımızın engellenmesine dayanak gösterdiği ‘bildirimde bulunulmadı’ gerekçesini; “yapılmak istenen etkinlik, yaklaşık yirmi dört yıl boyunca belirli zaman ve yerde yapılmakta olup idarenin bu etkinliğin yapılacağına ilişkin olarak önceden bilgisi olmadığı söylenemez” diyerek ve idarenin “zorlayıcı şartlar nedeniyle yasaklama yoluna gidildiği” iddiasını da; “idare, yasaklama kararında kamu düzeni bozulması, bozulma tehlikesi veya başkalarının haklarının korunması gerekliliği gibi zorlayıcı şartlar olduğunu ortaya koymamıştır. İzah edilen sebeplerle idarenin etkinliği yasaklama kararı için dayanak gerekçelerinin haklı ve ikna edici olduğu söylenemez” diyerek geçersiz kıldı.

    Ayrıca AYM, “Diğer yandan başvurucunun da içinde yer aldığı grubun kaybolan yakınlarının bulunması ve kamuoyunda farkındalık yaratılması amacına yönelik oturma eylemi ve basın açıklaması yapmak istemesi demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır.” diyerek Galatasaray’daki buluşmalarımızın demokrasinin gereği olduğuna vurgu yaptı. Kararın bir örneğinin yeni ihlallerin önlenmesi için Beyoğlu Kaymakamlığı’na gönderilmesine karar veren AYM, böylece Cumartesi Anneleri/ İnsanları’nın Galatasaray Meydanı’nda sürdürdüğü eylemin hukuka uygun olduğunu bildirerek, engellenmemesi konusunda Beyoğlu Kaymakamlığı’na açık bir ödev yükledi.

    “KEYFİ YASAĞINIZA SON VERİN”

    Anayasa’nın 153. Maddesi; “Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.” “…Yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” diyerek AYM kararlarının uygulanması konusunda hiçbir kuruma herhangi bir takdir yetkisi tanımamış veya bu konuda bir istisnaya yer vermemiştir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya aykırılık konusunda verdiği karardan sonra idarenin Galatasaray yasağında ısrar etmesi Anayasa’yı kasten ihlâl etmek anlamı taşımaktadır.

    Yarından itibaren kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği olarak ilgili makamların AYM kararına kayıtsız şartsız uyma yükümlülüklerini yerine getirmeleri için girişimlerde bulunacağız. Ancak bugün buradan sesleniyoruz; keyfi yasağınıza son verin ve Galatasaray Meydanı’ndaki ablukayı kaldırın! Bütün engellemelere rağmen hakikati söylemeye devam edeceğiz. 28 yıllık pratiğimiz tanıktır; hakikati söyleme sorumluluğuna ve cesaretine sahibiz, bundan vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz! Kayıplarımızı aramaya, akıbetlerini sormaya, faillerinin cezalandırılmasını istemeye, mevcut adaletsizliğe itiraz etmeye, hak ve özgürlük talep etmeye devam edeceğiz.”

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri İstanbullu Ermeni aydınları andı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri İstanbullu Ermeni aydınları andı-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 890’ıncı hafta açıklamasında 24 Nisan 1915 tarihinde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden haber alınamayan İstanbullu Ermeni aydınları anarken, “Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati savunmayı sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak, fail ve sorumluların yargılanması için mücadelelerine devam eden Cumartesi Anneleri 890’ıncı hafta açıklamalarında Ermeni aydınlarını andı. 1915 Ermeni soykırımında yaşamını yitiren İstanbullu Ermeni aydınlar için “Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati savunmayı sürdüreceğiz” ifadeleri kullanıldı.

    “MEZAR TAŞLARI BİLE OLAMDAN YOK EDİLDİLER”

    24 Nisan 1915 günü evlerinden, işyerlerinden gözaltına alınan ve sonrasında kendilerinden haber alınamayan İstanbullu Ermeni aydınlarını hatırlatan Cumartesi Anneleri, açıklamasında şunlara yer verdi:

    “24 Nisan 1915  gecesi İttihat ve Terakki hükümetinin İçişleri Bakanı Talat Bey’in emriyle İstanbul Emniyeti tarafından bir operasyon başlatıldı. Operasyonu İstanbul Emniyet Müdürü Bedri Bey yönetti. Siyasi Şube Müdürü Mustafa Reşat Bey yönetiminde önceden hazırlanan “Tutuklanacak Ermeniler Listesi’ne göre polisler, gece yarısından sonra insanları evlerinden “ifadeniz var bir saat içinde geri döneceksiniz” diyerek götürdü.

    – Gözaltına alınanlar önce semt karakollarına oradan da Sultanahmet’teki Merkez Cezaevi’ ne nakledildiler. İstanbul’un çeşitli semtlerinde gözaltına alınan ve içlerinde milletvekili, yazar, şair, avukat, doktor, gazeteci, eczacı, müzikolog, yayıncı, akademisyen ve siyasetçi olan bu aydınlar Ermeni toplumunun en saygın isimleri, kanaat önderleriydi.

    – 25 Nisan 1915 tarihinde Cezaevi Müdürü İbrahim Bey nezaretinde ve güvenlik güçleri eşliğinde özel bir trenle yola çıkarıldılar. Tutuklular önce tren sonra at arabalarıyla Ayaş ve Çankırı’ya sevk edildiler. Daha sonraki günlerde İstanbul’da devam eden tutuklamalarla Çankırı’ya getirilenlerin sayısı 158 kişiye, Ayaş’a getirilenlerin sayısı 92 kişiye çıktı.

    – Gözaltına alındıkları andan itibaren devletin himayesinde olan bu insanlardan 174’ü bir mezar taşları bile olmadan yok edildiler. Devletin gözetimi altındayken yok olan bu insanların akıbetleri resmi kayıtlara firar ettikleri ya da serbest bırakıldıkları şeklinde geçti.

    “DİRAN KELEKYAN BİR DAHA EVİNE DÖNEMEDİ”

    – Bu aydınlardan biri de Diran Kelekyandı. Yurt dışında iktisat ve hukuk eğitimi gören Kelekyan; Türkçe yayınlanan Osmanlı gazetesi Sabah’ın başyazarıydı. Aynı zamanda Mekteb-i Mülkiye’de ve Harp Okulu’nda Siyasi Tarih hocasıydı. Kelekyan, uzun yıllar devlet hizmetinde görev yapmış, çalışmaları ve eserleri ile Osmanlı modernleşmesi ve entelektüel mirasına büyük katkılarda bulunmuş bir şahsiyetti. Osmanlı okuru Batı’nın pek çok düşünür ve yazarı ile onun sayesinde tanışmıştı.

    – 24 Nisan 1915 gecesi Dikranların Beyoğlu İstiklal Caddesi bugünkü adıyla Erol Dernek sokakta bulunan evlerinin kapısı polisler tarafından çalındı. Polisler kendisini kısa bir ifade için karakola davet ettiler. Ancak Kelekyan bir daha evine dönemedi. Ertesi gün başyazısı Sabah Gazetesi’nde yayınlandığında Kelekyan Çankırı’ya götürülen Ermeniler arasındaydı.

    – Çankırı’da tutuklu bulunduğu sırada serbest bırakılması için yaptığı başvurular istediği gibi sonuçlanması. 29 Temmuz 1915 tarihli şifreli bir telgraf emri ile Kelekyan’ın İstanbul’a dönmemek şartıyla Çankırı’dan ayrılmasına müsaade edildi. Ancak tek başına yola çıkmanın can güvenliği açısından son derece tehlikeli olduğunu biliyordu. Bu nedenle Çankırı’da kalmaya devam etti ve güvenli bir biçimde Çankırı’dan ayrılabilmek için girişimlerini sürdürdü.

    – 23 Ekim 1915 tarihinde İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü “Çankırı’da bulunan Diran Kelekyan Efendi’nin Diyarbakır Divan-ı Harbi’ne gönderilmesi” talimatını verdi. Bu talimatın dönüşü olmayan bir yolculuğa işaret ettiğini bilen Kelekyan, kalanlarla vedalaşırken “Öldürülen arkadaşlarımız gibi ben de ebediyete gidiyorum, benim için dua edin.” dedi. Kendisi için hazırlanan ata bindi. İki askeri inzibat eşliğinde 26 Ekim 1915 tarihinde Çankırı’dan ayrıldı.

    – Bir süre sonra Kelekyan’ın 2 Kasım 1915 tarihinde Sivas yolunda Kızılırmak üzerinde bulunan Çokgöz Köprüsü civarında öldürüldüğü haberi geldi. Ölümü ile ilgili cinnet geçirip kendisini Kızılırmak’a attığı, inzibatların bütün çabalarına rağmen kurtarılamadığı söylentisi yayıldı. Osmanlı entelektüel hayatında derin izler bırakan 53 yaşındaki Diran Kelekyan’ı bugüne taşıyacak bir mezartaşı bile olmadı.”

    “ERMENİ AYDINLARI UNUTMAYACAĞIZ”

    Cumartesi Anneleri açıklamalarını şu sözler ile sonlandırdı:

    “Kaç yıl geçerse geçsin tüm kayıplarımız gibi Diran Kelekyan ve Ermeni aydınları da unutmayacağız. Unutturmaya karşı hatırlamayı, inkara karşı hakikati savunmayı sürdüreceğiz. Kayıplarımızdan ve 191 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekanımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • 12 Mayıs’ta İstanbul’da ‘Hakikat ve Adalet’ konferansı yapılacak

    12 Mayıs’ta İstanbul’da ‘Hakikat ve Adalet’ konferansı yapılacak

    PİRHA – Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesi’ni anlatan ‘Hakikat ve Adalet’ konferansı 12 Mayıs’ta İstanbul Karaköy TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi Konferans Salonu’nda yapılacak. 

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın düzenlediği Plaza de Mayo’dan Galatasaray’a Gözaltında Kayıplar Mücadelesini anlatan ‘Hakikat ve Adalet’ konferansı düzenliyor. 12 Mayıs Pazar günü TMMOB İstanbul Büyükkent Şubesi Konferans Salonu’nda yapılacak konferans üç oturumdan oluşuyor.

    1. Oturumda Arjantin, İstanbul, Diyarbakır ve Şırnak’tan katılan kayıp yakınları konuşacak.

    2. oturumda ise ‘Gözaltına kayıplar ve hukuk’ konuşulacak. Prof. Dr. Osman Doğru, Gözaltına kayıplar ve AİHM’i, Hukukçu Dr. Sezgin Tanrıkulu, Kayıp davaları ve cezasızlığı, Av. Gülseren Yoleri ise 700. hafta ve sonrasında hukuki süreci anlatacak.

    3. Oturumda da Gözaltında kayıplar mücadelesinde insan hakları yaklaşımı konuşulacak. Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu, gözaltında kaybedilenlerin tutulmayan yası, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, insan hakları bağlamında gözaltında kayıplar mücadelesi, Prof. Dr. Ümit Biçer ise kaybedilenleri aramak konularını konuşacak. (HABER MERKEZİ)

     

  • ‘Kanser hastası Avni Uçar serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Kanser hastası Avni Uçar serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA – F Oturumu’nun 334’üncü haftasında kanser hastası olan tutuklu Avni Uçar’ın serbest bırakılması istendi. 

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutukluların durumlarına dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği F Oturumu eyleminin 334’üncü haftası Galatasaray Meydanı’nda gerçekleşti. Hak savunucuları bu hafta kanser hastası olan tutuklu Avni Uçar’ın serbest bırakılmasını talep etti.

    “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Avni Uçar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez” pankartlarının açıldığı eylemde “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Avni Uçar serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır”, “Tedavi haktır engellenemez”, “İnsan haklarıyla insandır”, “İçeride dışarıda direnmek haktır” sloganları atıldı.

    “F TİPLERİ ÖLÜM MERKEZLERİ HALİNE GELDİ”

    Basın metnini okuyan hak savunucusu Meryem Bars, F tipi hapishanelerin açıldığından bu yana insani değerlerin yok edildiği ve yoğun tecrit politikaları nedeniyle ölüm merkezleri haline geldiğini vurguladı. Bars, hapishanelerdeki hasta tutuklu sayısının giderek arttığını ve çoğu hasta tutuklunun veda hakkını bile kullanamadan yaşamını yitirdiğini kaydetti.

    “SAĞ BÖBREĞİ YOK, SOL BÖBREĞİNDE KANSER RİSKİ VAR”

    Bars hasta tutuklu Avni Uçar’ın durumuna ilişkin şu bilgileri paylaştı: “1972 doğumlu Nusaybin doğumlu Avni Uçar, 21 Aralık 1992 yılında tutuklanır. Avni Uçar, 2006 yılında sağlık sorunları nedeniyle gittiği hastanede ameliyat öncesi kanser olduğunu öğrenir. Sağ böbreği alınan Avni Uçar sağlık kontrolleri sırasında 2011 yılında kendisine mesane kanseri olduğu söylenir. Ayrıca sol böreğinde 23.6 mm çapında kist teşhisi konur. Ceza erteleme yasasından yararlanmak için, 2007, 2010, 2012 ve 2013 yıllarında Adli Tıp Kurumu’na (ATK) 4 kez başvurmasına rağmen kendisine ret cevabı verilir. Kısa bir süre önce de kendisine sol böbreğinde kanser riskinin yüksek olduğu söylenmiştir. Avni Uçar müebbet hükümlüsü olup 26 yıldır ülkenin değişik hapishanelerine sürgün edilmiştir.”

    “TEDAVİSİ DÜZENLİ YAPILMIYOR”

    Avni Uçar’ın kardeşiyle yaptıkları görüşmede Avni Uçar’ın daha önce değişik illerde bulunduğu hapishanelerde ve özellikle batı illerindeki hapishanelerde bulunan doktorların ırkçı yaklaşımları sonucu tedavisinin yapılmadığını söyleyen Bars, Avni Uçar’ın hala bulunduğu Diyarbakır D Tipi hapishanesinde tedavisinin düzenli yapılmadığını, mesane kanseri şüphesiyle ameliyat edildiğini ifade etti. Bars, Avni Uçar’ın sağlık durumunun gittikçe kötüye gittiği bilgisini verdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Türküleri de eylemleri de sevgi, kardeşlik, barıştır’

    ‘Türküleri de eylemleri de sevgi, kardeşlik, barıştır’

    PİRHA – Gazeteci Tülay Yıldırım Ede, Gazetelinkmedya’da ‘Ben Kızılbaşım’ başlıklı yazı kaleme aldı. Yazısında OHAL koşullarında kapatılan TV10’nun mücadelesine yer verdi. 

    Gazeteci Tülay Yıldırım Ede, Gazetelinkmedya’da ‘Ben Kızılbaşım’ başlıklı yazı kaleme aldı. Ede yazısında, “Darbe bir ülkeden ne kadar götürüyorsa, OHAL süreci de o kadar götürüyor” diyerek “Suçluların yanında suçsuz olanlar da yanıyor çoğunlukla. Sadece kişiler değil, kurumlar da nasibini alıyor bu yangından” dedi.

    OHAL ile birlikte birçok insanın işsiz kaldığını, birçok kişinin tutuklandığını ve birçok gazete, yayınevi, radyo, dergininde kapatıldığını hatırlatarak, kapatılan kurumlardan birinin Alevilerin sesi  TV1O olduğunu kaydetti.

    “KATLEDİLDİLER AMA BARŞI BIRAKMADILAR”

    TV10 ekibi ve destekçilerinin 56. kez toplanıp sadece kendileri için değil kapatılan tüm basın adına yapılan haksızlığa karşı tepki gösterdiklerini ifade eden Ede, 56. haftada tanık olduğu olayı şöyle anlattı:

    “TV10 yönetim kurulu başkanı Veli Büyükşahin konuşma yapıyordu. Bizler de pankartlarımız, sesimiz ile ses oluyorduk. Haliyle merak eden durup dinliyor ve pankartları okuyordu. Polis kortejine bir anne ve 2 kızı yaklaştı. Pankartları okudular ve anne okur okumaz kızlarını çekiştirmeye başladı. “Bunlar Alevi. Erdoğan düşmanları. Bakmayın, çabuk gidiyoruz” diyerek çocuklarıyla uzaklaştı oradan. Alevileri bu denli kötü gösteren bir zihniyetin getirisi de böyle oluyor elbette. Hiçbir tarihte Alevilerin katliam yaptığını görmemişsinizdir. Hiçbir canlıya zarar verdiklerine şahit olamazsınız. Her canlı kutsaldır onlar için. Sevgi, kardeşlik, dostluk, barış gibi unsurlar düşmez dillerinden. Türküleri de, eylemleri de hep bu yöndedir. İnsan ayırt etmezler. Herkese açarlar kollarını. Ancak bu ülkede ötelenen yine de onlar olurlar. Çünkü malum zihniyete göre onlar sapıktır, yoldan çıkmıştır. Sünni baskısı altında varlık mücadelesi vermekle geçiyor Alevilerin ömrü ama yine de düşman onlar öyle mi! Onca Alevi katledildi şimdiye kadar; çoklarcası zulüm gördü ve çoklarcası da işinden edildi, ötelendi. Fakat yine de sevgiyi, barışı bırakmadılar asla. Asıl onlara bunları reva görenlere düşman olmaları gerekirken, onlar yine de vazgeçmediler insanlık adına direnmekten.”

    Haberin devamına buradan ulaşabilirsiniz.

     

     

  • Tv10: Sanmayın ki Aleviler buna eyvallah diyecek-VİDEO

    Tv10: Sanmayın ki Aleviler buna eyvallah diyecek-VİDEO

    PİRHA-Tv10 eyleminin 46. haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Tv10 çalışanları, Alevilerin ülkede yaşanan hukuksuzluklara karşı seyirci kalmayacaklarını vurguladılar.

    HABERİN VİDEOSU

    Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Tv10 çalışanlarının başlattıkları eylem 46. haftasında devam etti. Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kanal çalışanları, ülkede yaşanan hukuksuzluklara karşı seyirci kalmayacaklarını belirttiler.

    “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı. Eyleme sanatçı ve Ağuçan Ocağı pirlerinden Ali Baran, Munzur Çevre Derneği yöneticilerinden Mehmet Soylu, Dersim Araştırmalar Merkezi DAM Yöneticisi Muzaffer Kocaman, Demokratik Alevi Derneği Avcılar Şubesi Eş Başkanı Özgür Bulan, programcı ve yazar İsmail Pehlivan, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi ve cumartesi insanları destek verdi.

    HERHANGİ BİR KHK’DE ADI GEÇMİYOR

    Açılış konuşmasını yapan Tv10 Yönetim Kurlu Başkanı Veli Büyükşahin, Tv10 kapanalı bir yıl dolmak üzere olduğunu söyleyerek Türkiye’nin dört bir yanında eylemler yaptıklarını, hukuki mücadele yürüttüklerini ancak bir sonuç alamadıklarını kaydetti. Tv10, İMC Tv, Hayatın Sesi Tv, Özgür Gün Tv gibi televizyon kanallarının OHAL İnceleme Komisyonuna başvurularının kabul edilmediğini hatırlatan Büyükşahin, gerekçesini ise şöyle açıkladı: “Tv10 gibi kapatılan televizyon kanallarının herhangi bir KHK’de adı geçen kuruluşlar değiliz. Direk başbakanlığa bağlı bir komisyon tarafından kapatıldık. Hiçbir hukuki dayanağı olamayan bir kapatmayla karşı karşıyayız.”

    “BAŞVURULACAK BİR MERCİ YOK”

    “Bizi neden kapattınız? Şu şu gerekçelerden dolayı bizi açmak zorundasınız” diyebileceğimiz bir merci yok Türkiye’de” diyen Büyükşahin, bu yüzden hak, vicdan ve adalet demenin çok kıymetli olduğunu söyledi. Bir ülkede adalet ve hukuk yoksa vicdanın da olmadığını ifade eden Büyükşahin, şöyle devam etti:

    “SANMAYIN Kİ ALEVİLER BUNA EYVALLAH DİYECEK”

    “Siz televizyonlarımızı kapatabilirsiniz. Medya üzerinde baskılar kurabilirsiniz. Gazetecileri tutuklayabilirsiniz. OHAL’i gerekçe yapıp her türlü hak talebini baskı altına alabilirsiniz. Ama sanmayın ki toplum bunlara eyvallah diyecek, sanmayın ki Aleviler bunlara eyvallah diyecek.”

    Dersim’deki orman yangınlarına da değinen Büyükşahin, “Siz Dersim’de ormanları yakabilirsiniz. Ağaçları, kurdu, kuşu, geyikleri yakabilirsiniz. Canlıların yaşam alanlarını yakabilirsiniz. Ama sanmayın ki biz buna seyirci kalacağız. Sanmayın ki Aleviler, çevreciler, insanım diyenler bunlara seyirci kalacak” ifadelerini kullandı.

    “GÜN GELECEK BU İSYAN SİZİ BOĞACAK”

    Büyükşahin’in ardından konuşan Munzur Çevre Derneği Yöneticilerinden Mehmet Soylu, kapatılan bütün kanalların bu alanda olması gerektiğini söyleyerek dayanışmanın önemine dikkat çekti. Dersim’in sadece günümüzde yanmadığını söyleyen Soylu, Dersim’in Osmanlı döneminden günümüze kadar sürekli yakıldığını belirtti. “Dersim’in Türkiye’nin ciğerleri yanıyor” diyen Soylu, bir çevreci olarak sadece Dersim’de yanan ormanlara isyan etmediğini ifade ederek dünyanın hiçbir yerinde ormanların yanmasını istemediğini de ifade etti.

    Soylu, bir çevreci olarak dünyadaki tüm egemenlere şöyle seslendi: “Ey egemenler aklınızı başınıza toplayın. Bir gün gelecek siz de yanacaksınız. Bugün burada bizim güvenliğimizi sağlayan memurlar dahi belki bu yangından kurtulamayacak. Bundan vazgeçin egemenler. Sadece Dersim’i yakmakla, Akdeniz’in ciğerlerini yakmakla, madenler, barajlar yaparak yaşam alanlarımızı bize dar etmekle kendinizi özgür mü sayıyorsunuz? Gün gelecek bu isyan sizi boğacak. Vazgeçin. Adaletli olun. Eğer sizin adaletiniz adalet olsaydı ne Tv10 bugün burada konuşacaktı, ne Cumartesi Annelerimiz konuşacaktı, ne biz konuşacaktık ne de siz etrafımızda güvenlik çemberi örecektiniz. Ey egemenler aklınızı başınıza toplayın!”

    Tv10’un sadece Alevileirn sesi olmadığını kaydeden Soylu, “Tv10 bütün adaletsizliklerin sesiydi. Tv10’u o yüzden kapattılar” dedi.

    “TÜRKİYE HALKI ADINA ÜZGÜNÜM”

    Soylu’nun ardından sanatçı ve Ağuçan Ocağı pirlerinden Ali Baran, 1980 darbesiyle 20 yıl Türkiye’ye gelemediğini, 2000 yılından beri gelip gitmeye başladığını söyleyerek hiçbir şeyin değişmediğine vurgu yaptı. Türkiye halkı adına üzgün olduğunu belirten Baran, Almanya’da insanların Türküm demeye utanmaya başladıklarını ifade etti. Kapatılan kanallarda türkülerinin, şarkılarının, beyitlerinin yayınlandığını özellikle Tv10’un bu konuda duyarlı olduğunu kaydetti. Bu kanalların kapatılmasıyla bir yere varılacağına inanmadığını söyleyen Baran, adalet ve demokrasinin herkese lazım olduğuna dikkat çekti. Konuşmasının ardından Baran kıs bir beyit seslendirdi.

    Veli Büyükşahin, son olarak zorunlu din dersine değinerek cihat kavramının eğitim müfredatına girmesini eleştirdi. (HABER MERKEZİ)

  • Cumartesi Anneleri: Darbe, OHAL, KHK değil; demokrasi, hukuk devleti, adalet istiyoruz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Darbe, OHAL, KHK değil; demokrasi, hukuk devleti, adalet istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri eylemin 642. haftasında Hasan Gülünay dosyasında cezasızlığın son bulup faillerin yargılanması talep edildi. 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü olduğu hatırlatılan eylemde “OHAL değil hukuk devleti, demokrasi ve adalet istiyoruz” denildi.

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 642. haftasında Galatasaray Meydanı’nda buluşan cumartesi insanları, 20 Temmuz 1992’de iş yerine gitmek için evinden çıkan ve bir daha da geri dönemeyen Hasan Gülünay dosyasında adaletsizliğin son bulup faillerinin yargı önüne çıkarılmasını talep ettiler.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede?” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafları, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.

    Eylemde açlık grevlerinin 129. gününde olan eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın taleplerinin kabul edilmesi ve bir an önce ceza evinden çıkarılmaları gerektiği vurgulandı.

    Gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın kızı Deniz Gülünay’ın mektubu okundu. Mektupta şu ifadeler yer aldı:

    “DEVLET BANA 24 YIL BORÇLU”

    “Düşünün ki sevdiğiniz insan aniden ortadan kayboluyor. Başvurduğunuz tüm resmi kurumlar size yardımcı olmuyor…
    Sevdiğiniz kişi kaybedilmiştir, öldürülmüştür cesedini dahi bulamamışsınızdır ya da işkence yapılmış bedenini bir ormanda bulmuşsunuzdur…
    Babam geri gelmeyecek. Peki ya geçen 25 yılın hesabını nasıl soracağım. Devlet bana 25 yıl borçlu. Babasız geçirdiğim 25 yılın hesabını vermek zorunda…
    Bir kemik parçasına razı olup yıllarca çalmadık kapı bırakmayan anneler, babalar, eşler ve çocuklar var bu ülkede…

    “BEN VE KIRMIZI KURDELEM ÇOCUK OLMAKTAN VAZGEÇTİK”
    12 yaşında ki Besna babasını götüren o lanet olası beyaz torosun peşinden koşarken çocukluğundan vazgeçmişti. Ben ve kırmızı kurdelem, 55 gün boyunca babamı beklerken O’nun gelmeyeceğini öğrendiğimizde 7 yaşında kurdelemle birlikte çocuk olmaktan vazgeçtik…
    Sonuna, sonsuza, sonuncumuza dek asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “KARDEŞİM DEFALARCA GÖZALTINA ALINDI”

    Deniz Gülünay’ın mektubunun okunmasının ardından Gülünay ailesi adına Zeki Eyi konuştu. Eyi, Hasan Gülünay’ın 20 Temmuz 1992’de kaybedildiğini belirtti. Hasan Gülünay’ın eşi olan kardeşinin psikolojik sebeplerden dolayı gelemediğini söyleyen Eyi, başvurmadıkları yer kalmadığını, kardeşinin defalarca gözaltına alındığını, Deniz Gülünay’ın kaçırılmaya çalışıldığını kaydetti.

    Eyi, Hasan Gülünay’ı gözaltında kaybedenlere şöyle seslendi: “Ey zalimler ve paralı uşakları! Aldığınız üç lira maaşla kaybettiğiniz insanları düşünebiliyor musunuz? Devrimciler yüreklerde yaşayacaktır. Ama sen zengin çocuğunun gözünde bir ayak takımısın, bir hiçsin.”

    “KULAĞIMDAN HİÇ GİTMEYEN İNİLTİLİ SESİNİ DUYDUM”

    Eyi’nin konuşmasının ardından Hasan Gülünay’ı gözaltında gören tanıkların mektupları okundu. İlk mektupta yer alan ifadeler şöyle: “20 Temmuz 1992’de benden 3 gün önce alındı Hasan Gülünay. Tam hatırlamıyorum ben askıdayken Hasan’ı sürükleyerek getirdiler. Göz bandının altından sadece yaralı diz kapaklarını gördüm ve kulaklarımdan hiç gitmeyen o iniltili sesini duydum. Onu kaybedenler, ailesi hiç kimse O’nu unutmayacak. Biz kayıplarımızı günü geldiğinde saygı ve minnetle anıyoruz. Hangi işkenceci anılıyor.”

    “HASAN GÜLÜNAY’I ÖLDÜRDÜK SIRA SENDE”

    Hasan Bozkurt’a ait olan ikinci mektupta ise şu ifadeler yer alıyor: “19 Temmuz 1992 tarihinde kurumumuza yapılan bir operasyonda arkadaşlarım ile birlikte gözaltına alındım. Bize gözaltında iken Eko lakaplı Ekrem Yiğit ve Atom lakaplı katiller türlü işkenceler yaptılar.
    Hasan’ın gözaltında kaybedildiğine tanıklık eden biri olarak Hasan’ı kaybeden sorumluların dönemin Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, Nejdet Menzir ve Hüseyin Kocadağ olduğunu bir kez daha söylüyorum.
    Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü’nde işkencecilerin bana söyledikleri tek cümle şu idi ‘Biz Hasan Gülünay’ı öldürdük sıra sende.’ Hasan yoldaş şahsında bütün gözaltında kaybedilen devrimcileri saygı ile selamlıyorum.”

    “NE DARBE, NE OHAL NE DE KHK İSTİYORUZ”

    Haftanın basın metnini Cumartesi insanlarından Gülay Bakışkan okudu. 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü olduğunu hatırlatan Bakışkan, “15 Temmuz vesilesiyle herkesi darbelerin, darbe girişimlerinin bir daha hayat bulamayacağı, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, insan haklarına saygının egemen olduğu bir Türkiye’nin kurulmasına katkıda bulunmaya çağırıyoruz” dedi.

    “Ne darbe, ne OHAL, ne de KHK! Hukuk devleti istiyoruz! Demokrasi istiyoruz! Hak ve özgürlüklerimize saygı istiyoruz!” diyen Bakışkan darbe girişiminin keyfi yönetimin ve muhaliflerin tasfiyesinin bahanesi yapılmaktan vazgeçilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    “AİLENİN VE İHD’NİN TÜM GİRİŞİMLERİ SONUÇSUZ KALDI”

    Hasan Gülünay’ın iş yerine gitmek için evinden çıkıp bir daha geri dönmediğini belirten Bakışkan, Gülünay ailesinin memleketlileri olan İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı  Hüseyin Kocadağ’a ulaştığını ve Kocadağ’ın kendilerine “Hasan Gülünay sağ, içeride işkence yaraları iyileştikten sonra gözaltına alındığını açıklayacaklar.” cevabını verdiğini kaydetti. Devletin aileye verdiği yanıtın “iddialarınız gerçek dışı, başvurularınız ise emniyet teşkilatını karalamaya yönelik” olduğunu söyleyen Bakışkan, Gülünay ailesinin ve İHD’nin tüm girişimlerinin sonuçsuz kaldığını ifade etti.

    “ZAMAN AŞIMINA UĞRADI”

    Bakışkan, Hasan Gülünay davasıyla ilgili şunları belirtti: “31.10.2012 tarihinde  uluslararası hukuka aykırı bir biçimde 20 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Karara yapılan itiraz reddedildi. Dosya 08.04.2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Anayasa Mahkemesi 21 Nisan 2016  tarihinde  “yaşam hakkı kapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün ihlal edildiğine” hükmetti. Ancak ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanın yeniden soruşturma yapılmak üzere ilgili Cumhuriyet Savcılığına gönderilmesine, zaman aşımı nedeniyle yer olmadığına karar verdi.” (HABER MERKEZİ)

         

  • Cumartesi Anneleri: Türkiye’de adalete yönelmiş bir hukuk düzeni yok-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: Türkiye’de adalete yönelmiş bir hukuk düzeni yok-VİDEO

    PİRHA-638. haftada Galatasaray meydanında buluşan Cumartesi Anneleri 27 Aralık 1993’te cansız bedeni Dicle nehrinde bulunan Emin Kaya dosyasında 24 yıldır süren adaletsizlik ve cezasızlığın son bulmasını talep ettiler. Eylemde konuşan Leyla Kaya Türkiye’de adalete yönelmiş bir hukuk düzeni olmadığının altını çizdi. 

    Haberin Videosu

    Cumartesi Anneleri eyleminin 638. haftasında cansız bedeni Dicle nehrinde bulunan Emin Kaya dosyasında 24 yıldır süren adaletsizlik ve cezasızlığın son bulması talep edildi. Eyleme kayıp yakınlarının yanı sıra CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu katıldı.

    Eylemde açılan “Failler belli kayıplar nerede” pankartının üzerine kayıpların fotoğrafı, kırmızı karanfiller ve barışı temsilen beyaz tülbentler kondu.

    “MÜSLÜMANLIK VE İSLAM DİYEREK HAKLI OLAMAZSINIZ”

    Eylemde ilk olarak konuşan Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız 22 yıldır bu meydanda adalet aradıklarını ve hükümetin seslerini hiç duymadığını sadece bir kere duyup onda da kendilerine yalan söylendiğini belirtti. Adalet isteyen kim olursa olsun yanında olacaklarını ifade eden Yıldız AKP’nin din siyasetine tepki göstererek şunları belirtti: “Sanmayın ki o sıra size gelmeyecek. AKP’liler sizler ‘Müslümanlık ve İslam’ diyerek haklı olamazsınız. İslam zulme karşıdır. Ama sizin yaptığınız adaleti ve İslam’ı barındırmıyor.”

    “GÖZLERİ OYULUP ORGANLARI BOŞALTILDI”

    Anadilinde Emin Kaya’nın yeğeni Emine Kaya, ülkede adaletin hiçbir zaman olmadığını belirterek Emin Kaya’yı yol göstermesi için korucularla jandarmaların köyden aldıklarını, korucuların da o bölgeyi bilen insanlar olduğunu ifade etti. Emin Kaya’nın gözlerini oyulup, karnının kesildiğini, organlarının alındığını, alnına haç işareti çizildiğini ve suda dibe çökmesi için organlarının yerine ağırlık konulduğunu söyleyen Emine Kaya, Emin Kaya’nın 4 çocuk babası olduğunu kaydetti.

    “ADALETE YÖNELMİŞ BİR HUKUK DÜZENİ YOK”

    Haftanın basın metnini okuyan Cumartesi insanlarından Leyla Kaya Türkiye’de adalete yönelmiş bir hukuk düzeni olmadığını kaydetti. Emin Kaya’nın Şırnak’ın Güçlükonak ilçesine bağlı Düğünyurdu (Taruni) köyünde yaşadığını ve dolmuş şoförlüğü yaptığını belirten Leyla Kaya, Emin Kaya’nın defalarca Güçlükonak Jandarma Bölüğü tarafından gözaltına alınıp işkence gördüğünü ve Emin Kaya’nın can güveliğinden endişe duyduğunu ifade etti.

    Leyla Kaya, Emin Kaya’nın dolmuşu satarak İstanbul’a göç etmek için son hazırlıklarını yaptığı 24 Aralık 1993 günü sabahın erken saatlerinde Güçlükonak Jandarma Bölük Komutanlığınca köye baskın yapıldığını, Emin Kaya’nın jandarmalar tarafından yol göstermesi için birlikte götürüldüğünü kaydetti. Aynı günün akşamında ailesi eve dönmediği için merak ettikleri Emin Kaya’yı sormak için bölük komutanına gittiğini söyleyen Leyla Kaya, ailenin “Benim bölüğümde böyle biri yok” cevabını aldıklarının altını çizdi.

    “KARIN BOŞLUĞUNA TAŞ YERLEŞTİREREK SUYA ATILDI”

    Ailesinin ve köylülerin Emin Kaya’yı aramaya başladıklarını kaydeden Leyla Kaya “27 Aralık 1993 tarihinde Dicle’nin derinliklerinde Emin Kaya’nın cansız bedenine ulaşıldı. Emin Kaya’nın tüm iç organları çıkarılmış ve karın boşluğuna iki büyük taş yerleştirilerek suya atılmıştı” dedi.

    “AYNISI ONLARIN DA BAŞINA GELİR”

    Cenazeyi alarak köye dönen ailenin otopsi yaptırmak için Güçlükonak Merkez Karakoluna haber gönderdiğini belirten Leyla Kaya “Karakoldaki Celal adındaki komutan ‘Hemen gömsünler, otopsiye gerek yok. Eğer başka bir yere götürmeye çalışırlarsa aynısı onların da başına gelir.’ diye tehdit etti. Bunun üzerine aile hiç bir işlem yapılmadan Emin Kaya’nın bedenini köye defnetmek zorunda kaldı.” şeklinde konuştu.

    “GÜVENLİK GÜÇLERİNİN ÇALIŞMA AZMİNİ KIRMAK İÇİN YAPILAN ASILSIZ İDDİALARDIR”

    Siirt Milletvekili Zübeyir Aydar’ın olayı 15 Şubat 1994 tarihli bir soru önergesiyle meclise taşıdığını vurgulayan Leyla Kaya soru önergesini hükümet adına cevaplayan dönemin İçişleri Bakanı Nahit Menteşe’nin sözlerini şöyle aktardı:”Dicle Nehri kıyısında bir erkek cesedinin bulunduğu Eruh C. Savcılığınca, telefonla Güçlükonak İlçe Jandarma Komutanlığına bildirilmesi üzerine olay yerine gidilmiş yapılan incelemede herhangi bir erkek cesedi bulunamamıştır. Gözaltına alındığı iddia edilen, Emin Kaya hiçbir zaman Güvenlik Güçlerince gözaltına alınmamış olup, soru önergesinde belirtilen konular Güvenlik Kuvvetlerinin çalışma azmini kırmak amacına yönelik asılsız iddialardan ibarettir.” (HABER MERKEZİ)

  • ‘Wernicke Korsakof hastası Yıldız Gemicioğlu serbest bırakılsın’-VİDEO

    ‘Wernicke Korsakof hastası Yıldız Gemicioğlu serbest bırakılsın’-VİDEO

    PİRHA-F Oturumunun 272. haftasında 17 yıldır Wernicke Korsakof hastası olan Yıldız Gemicioğlu’nun serbest bırakılması talep edildi. 

    Haberin Videosu

    İHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu’nun hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta Cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda yaptıkları oturma eyleminin 272. haftasında hasta tutuklu Yıldız Gemicioğlu’nun serbest bırakılması talep edildi.

    “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın”, “Yıldız Gemicioğlu serbest bırakılsın”, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” pankartlarının açıldığı eylemde “Yıldız Gemicioğlu serbest bırakılsın”, “Onursuz arama işkencesine son”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek” sloganları atıldı. Eyleme birçok insan hakları savunucusu katıldı.

    “DEMOKRATİK ALANLARI TARUMAR ETTİ”

    İnsan hakları savunucuları adına basın metnini okuyan Emine Küçükbumin AKP hükümetinin OHAL ve KHK’larla hukuksuzca bir yönetim sergileyip tüm demokratik alanlara saldırarak tarumar ettiğine dikkat çekti. Baskı ve şiddet politikalarının devam etmekte olduğuna dikkat çeken Küçükbumin “Baskı ve sindirme politikalarının en büyük enstrümanı hapishaneler ve buralarda yapılan hak ihlalleridir. Sağlığa erişim, sevk sürgün, tecrit ve işkenceler yöneticilerin keyfi uygulamaları ile mahpusların insanca yaşam hakları ellerinden alınmakta, yalnızlaştırarak hastalanıp ölmelerinin zeminini hazırlamaktadır” şeklinde konuştu.

    Devletin imzaladığı hiçbir uluslararası sözleşmenin gereğini yerine getirmediğini ifade eden Küçükbumin “Mahpusların birer insan olduğunu unutan devlet tüm değerleri yitirdiği gibi vicdanını da yitirmiştir” dedi.

    “ADLİ TIPTAN RAPOR ALIP TAHLİYE OLDU”

    45 yaşında olan Yıldız Gemicioğlu’nun 2000 yılında 301 gün ölüm orucu yaptığını ve o dönemde Adli Tıptan hapishanede kalamayacağına dair rapor alarak tahliye edildiği bilgisini veren Küçükbunin 17 yıldır Wernicke Korsakof hastası olduğunu ve infazının tekrar yürürlüğe konularak Tarsus C Tipi hapishanesine gönderildiğini kaydetti.

    “TEDAVİSİ HAPİSHANE KOŞULLARINDA YAPILAMIYOR”

    Yıldız Gemicioğlu’nun yürüme, konuşma ve yutkunma zorluğu çektiğini, unutkanlık problemi yaşadığını belirten Küçükbumin fizik tedavisinin de hapishane koşullarında yapılamadığını vurguladı. Küşükbumin “Onca hukuksuzluğun yaşandığı hapishane koşullarında sağlıklı bir insanın bile insanca yaşamakta zorluk çektiği bir süreçte, Yıldız Gemicioğlu’nun yaşama tutunabilmesi mümkün değildir” dedi. (Haber Merkezi)

  • Galatasaray’da barış sesleri yükseldi

    Galatasaray’da barış sesleri yükseldi

    PİRHA-OHAL sonrası KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için çalışanların başlattıkları eylem 28. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Eylemde konuşan SEV-DER Başkanı Salman Gümüş, “TV10 Alevilerin, sosyalistlerin sesiydi. Açılıncaya kadar mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    Hak ve Hakikatın sesi TV10 eylemi 28 haftasında da devam etti. Eylemde sık sık ‘Alevilerin sesi susturulamaz,’ ‘Özgür basın susturulamaz,’ ‘TV10 susturulamaz’ sloganları atıldı. Bu haftaki eyleme, Maraş’a Sevdilli ve çevre köyleri kapsayan SEV-DER, Cumartesi ve F Tipi insanları, Ataşehir PSAKD, GÜÇ-DER, Munzur Çevre Dernekleri, Demokratik Alevi Dernekleri yöneticileri, TUAD Eş Başkanı Arif Yılmaz, DBP İstanbul İl Başkanı Ali Rıza Bilir, HDP Yöneticileri ve  çok sayıda yurttaş katıldı.

    Açılış konuşmasını TV10’da Teberik programı sunucusu Ali Şeker yaptı. Şeker, Türkiye’de OHAL ile birlikte TV10 gibi birçok basın kuruluşunun kapatıldığına dikkat çekerek, “TV10 Alevi halkının ve emekçilerin lokmalarıyla kuruldu. Erzurum’dan, Bingöl Alevilerin yaşadığı here gittik. O halkın inançlarından, gelenek ve göreneklerinden, yaşayışlarını ekrana yansıttık” dedi.

    Aleviler için en önemli şeyin yaşam hakkı olduğunu söyleyerek yapılacak referandumda neden hayır dediğini şöyle açıkladı; TV10’nun karartılmasına, lokmalarımızın ve emeğimizin gasp edilmesine, özgürlüklerin ve demokrasinin yok sayılmasına ve Alevilerin yok sayılmasına, milyonlarca hayırımızı yarına taşıyacağız.”

     

    “15 MİLYON ALEVİ VE KÜRDÜN HAKLARI İNKAR EDİLMİŞ”

    Barış bloku olarak, Türkiye’deki bütün halklar ve inançlar arasında bir barışın sağlanması ve Türkiye’nin komşularıyla bir barış içinde yaşaması için çalışmalar sürdürmekteyiz diyen, Barış Bloku’ndan adına konuşan Av. İbrahim Sinemillioğlu, “Türkiye’de yirmi milyona aşkın Kürdün, onbeş milyona yakın Alevinin hakları ve varlıkları sürekli, inkar edilmiş, asimilasyonu için her türlü tedbir alınmıştır” dedi.

    “Diyarbakır Newrozunda Kemal Kurkut’u arkadan vurup öldüren polis ve o polisi ‘sırtında bomba vardı, halkı kurtarmak için vurdu’diye savunan Vali. Öyle bir ülkede yaşıyoruz” diyen Sinemillioğlu, “Dün Gazi Mahallesinde gencecik iki fidanı katlettiler. Onlarca şehiri yıkıp yaktılar” ifadelerini kullandı.

    Sinemillioğlu, “Türkiye’de soykırım teşebbüslerinin sürekli yapıldığına dikkat çekerek, Vaktiyle Irak’ta 1988’de enfal  hareketiyle 190 bine yakın Kürdü  katleden Saddam zihniyeti neyse, bugün yine o zihniyeti sürdürmek isteyenler var tarih onları lanetle anacaktır” diye konuştu.

    Sinemillioğlu, “Referandumda halk, demokrasiye yapılan suikastın önüne geçecek, halklara büyük bir zaferin yolunu açacaktır.”

    “MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

    Alevilerin sesi olan TV10’nun sesini kısıp, uydudan çıkardıklarını söyeyen Av. İbrahim Sinemillioğlu, “TV10’u ne yüreklerden silebilirler nede Alevilerin çıkartığı çığlığını engelleyebilirler. Alevilerin sesini hiçbir zaman kesemezler. Biz bu mücadeleye sonuna kadar devam edeceğiz” diye konuştu.

    “SESİMİZ VE MALIMIZ TALAN EDİLMEKTE”

    Sev-Der Başkanı Salman Gümüş ise son bir yıl içinde Kürtlerin, Alevilerin sesini kısmak için hükmet veya başka güçler tarafından sesimizin ve malımızın talan edilmekte olduğuna dikkat çekerek, “Bizler kendi dilimizde, kültürümüzle ve özümüzle televizyonlarımızda konuşmak istiyoruz. Başka bir talebimiz de yoktur” dedi.

    Bu çağda böyle bir barbarlıkla böyle bir zulümle karşılaşmanın bizleri üzdüğünü söyleyen  Gümüş, “Bu saatten sonra yapacak tek bir şeyimiz var, gittiğimiz her alanda, yaşadığımız ve nefes aldığımız her yerde yaşamaya ve düşüncemizi yayacağız” diye konuştu.

    Salman Gümüş, “Yeryüzünde insanlık yaşadıkça ve var oldukça, emekten yana mücadele sürecektir. TV10 da bunun sesiydi. Demokratların, Alevilerin, kadınların, emekçilerin sesiydi” diye belirtti.

    28. Haftasında Galatasay Lisesi önünden Nesimi Çimen’in Barış Güvercini türküsünü, Sinan Özdemir ve İbrahim Şahan söyledi. 

    Haberin Videosu

     

     

  • ‘Tv10 Türkiye’deki tüm ötekileri konuşturan bir televizyon’-VİDEO

    ‘Tv10 Türkiye’deki tüm ötekileri konuşturan bir televizyon’-VİDEO

    PİRHA-OHAL sonrası KHK ile kapatılan Tv10’un açılması için çalışanların başlattıkları eylem 26. haftasında Galatasaray Meydanı’nda devam etti. Haber-Sen Genel Başkanı Cemalettin Yüksel “Tv10 sadece Alevilerin felsefesinin yanı sıra ekranlarına emekçilerin mücadelesini taşıyan, ötekileri konuşturan bir televizyondu” dedi.

    OHAL sonrası Kanun hükmünde Kararname ile kapatılan Tv10’un yeniden açılması için çalışanların başlattıkları eylem 26. haftasında devam etti. Alevilerin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği eyleme bu hafta KESK’e bağlı Haber-Sen 4 ve 5 No’lu Şubeler destek verdi.

    “Özgür basın susturulamaz” ve “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartlarının açıldığı eylemde sık sık “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” ve “Susma sustukça sıra sana gelecek” sloganları atıldı.

    Eyleme Haber-Sen İstanbul Şubesi üyeleri ve Haber-Sen Genel Başkanı Cemalettin Yüksel, İstanbul 4, 5 No’lu Şube Başkanları Melek Bal ve Bektaş Saltık, Dersim Gazetesi, Demokratik Alevi Dernekleri üyeleri, Zülfikar Dergisi, Cumartesi Anneleri, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, Barış Vakfı Üyesi Hakan Tahmaz, sanatçı Bülent Çatalkaya, Bedesten  Müzik Okulu öğrencileri ve çok sayıda Alevi yurttaş katıldı.

    “MEDYA TEK SES OLMUŞ DURUMDA”

    Açılış konuşmasını yapan Tv10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin “Televizyonumuz karartıldığından beri üzerinden bir kış geçti. Biz her hafta burada televizyonumuzun neden kapatıldığını sorguluyoruz” dedi. Büyükşahin, Tv10’un sadece Alevilerin değil, kadınların, emekçilerin Türkiye’deki bütün farklılıkların sesi olduğunu vurguladı. Konuşmasında referanduma da değinen Büyükşahin, “Bu süreçte ‘Evet’ mi, ‘Hayır’ mı? Sağlıklı bir tartışmayı ekranlarda göremiyoruz. Çünkü Türkiye’de maalesef medya tek ses olmuş durumda. Gerçekten toplumun ne dediğini umursamayan sadece birilerinin propagandasını yapan bir medyayla karşı karşıyayız” diyerek Türkiye’de var olan medyanın tarafsız olmadığına dikkat çekti.

    Büyükşahin “Bu ülkede vergi ödeyen ama verdiği vergilerden yararlanamayan, kendi inancı için faydalanamayan, baskılarla karşı karşıya kalan, kendi lokmalarıyla kurmuş oldukları bir televizyonu kapatma zulümden başka bir şey değildir” dedi.

    “HALKIN SESİNİ DİLE GETİREN BİR TELEVİZYON YOK”

    Büyükşahin’in ardından konuşma yapan Haber-Sen Genel Başkanı Cemalettin Yüksel, bir basın yayın sendikası olarak 90’lı yılları aratmayan bir basın kısıtlamasıyla karşı karşıya olduklarını belirtti. Yüksel bu süreci aşmanın yolunun sokaklardaki mücadeleden geçtiğini belirterek “Özgür basın susturularak gerçekler gizlenemez” diye konuştu. Yüksel “Bugün televizyonlara baktığınızda, basın yayına baktığınızda, referandumla ilgili açık ve net bir şekilde tavrını ortaya koyan, halkın sesini dile getiren bir televizyon bulamamaktayız” dedi.

    Tutuklu gazeteci sayısının 150, kapatılan basın yayın organı sayısının 131 olduğunu hatırlatan Yüksel, Dünya Sınır Tanımayan Gazeteciler’in yaptıkları araştırmada Türkiye’nin artık övünülecek bir sırada değil, tam tersi tutuklu gazeteci sayısıyla, basına konulan engellerle Türkiye’ birinci sırada yer aldığını kaydetti.

    “ÖZGÜR BASIN VARSA ÖZGÜR TOPLUM VARDIR”

    Yüksel, Tv10’un hakikatin, Alevilerin, emekçilerin, Türkiye’deki ötekilerin sesi olduğunu belirterek “Tv10 sadece Alevilerin felsefesini dile getiren bir televizyon değil aynı zamanda ekranlarına emekçilerin mücadelesini taşıyan, ötekileri konuşturan bir televizyon. Diyoruz ki ‘Özgür basını susturamazsınız. Özgür basın varsa özgür toplum vardır. Özgür toplumu oluşturan özgür bireylerdir” dedi.

    Yüksel, 90’lı yıllarda Musa Anter öldürüldükten sonra özgür basının susturulduğunu düşündüklerini bunun Metin Göktepelerle devam ettiğini, bugüne gelindiğinde birçok basın mensubunun öldürüldüğünü, cezaevlerine atıldığını belirterek özgür basının susturulamayacağını, özgür basının ve Tv10’un sonuna kadar yanında olacaklarını söyledi.

    Son olarak eylem sanatçı Bülent Çatalkaya ve Bedestan Müzik Okulu öğrencilerinin söyledikleri “Merhaba” ve zazaca seslendirdikleri “Ax pepuq mıre bı wano” türküsü ile son buldu.

    Suay Abak

    Haberin Videosu

  • Tv10 çalışanlarının eylemi bugün 26. haftasında

    Tv10 çalışanlarının eylemi bugün 26. haftasında

    PİRHA – OHAL’in ardından KHK ile 28 Eylül’de kapatılan Ekim ayı başında ise kapısı kilitlenen TV10’un çalışanlarının başlatmış olduğu eylem, 26’ncı haftasında devam edecek. 

    İstanbul’da Galatasaray meydanında her cumartesi saat 14.00’te başlayan eyleme bu hafta destek vermeye Haber Sen’in 4 ve 5 Nolu şubeleri gelecek.

    Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının her hafta Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde yaptığı eyleme, Alevi kurumları, sanatçıları, TV10 izleyicileri, basın yayın kuruluşları ve birçok sivil toplum örgütü destek veriyor. (HABER MERKEZİ)

  • Tv10 çalışanlarının eylemi yarın 26. haftasında

    Tv10 çalışanlarının eylemi yarın 26. haftasında

    PİRHA – OHAL’in ardından KHK ile 28 Eylül’de kapatılan Ekim ayı başında ise kapısı kilitlenen TV10’un çalışanlarının başlatmış olduğu eylem, 26’ncı haftasında devam edecek. 

    İstanbul’da Galatasaray meydanında her cumartesi saat 14.00’te başlayan eyleme bu hafta destek vermeye Haber Sen’in 4 ve 5 Nolu şubeleri gelecek.

    Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının her hafta Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde yaptığı eyleme, Alevi kurumları, sanatçıları, TV10 izleyicileri, basın yayın kuruluşları ve birçok sivil toplum örgütü destek veriyor.

  • Çevre dernekleri TV10 için eylem yapacak

    Çevre dernekleri TV10 için eylem yapacak

    PİRHA- OHAL’in ardından Ekim ayı başında KHK ile kapatılan TV10’un çalışanlarının başlatmış olduğu Cumartesi eylemi yarın 20’nci haftasında devam edecek. 

    İstanbul’da Galatasaray meydanında saat 14.00’te başlayan eyleme bu hafta Yeşilırmak Platformu, Artvin HES Platformu ve Zile Çekerek Platformu katılarak destek verecekler. Çevre dernekleri KHK ile kapatılan Tv10’un yeniden açılmasını ve izleyiciyle buluşmasını isteyecekler.

    Alevilerin sesi TV10 çalışanlarının her hafta Cumartesi günü yaptığı eylem, başta Alevi kurum ve dernekleri olmak üzere toplumun pek çok kesimi tarafından ilgi görüyor.   (N.M)

     

  • ’38 yıl önce Maraş sokaklarında insanlık katledildi’

    ’38 yıl önce Maraş sokaklarında insanlık katledildi’

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği PSAKD İstanbul Şubeleri Galatasaray Meydanı’nda, 38. yılındaki Maraş Katliamını ve 19 Aralık Cezaevleri operasyonlarını protesto etme amacıyla bir araya geldi.

    Basın açıklamasını yapan PSAKD Yönetim Kurulu Üyesi Songül Tunçdemir, “Bugün dünyanın lanetlediği IŞİD çetelerinin vahşeti, 38 yıl önce Maraş’ta Alevilere uygulandı. Devlet güçleri günlerce bu vahşete seyirci kaldı. Belediye hoparlörlerinde ‘kızıllar şehrimizi bastı, kızıllar iki insanımızı öldürdü’ gibi asılsız duyurular yapılarak sıradan vatandaşlar bile birer potansiyel katil haline getirildi” denildi.

    Bundan 38 yıl önce, Maraş’ta Yüzlerce insanımız katledildi. Binlerce can yerinden yurdundan oldu. Halen devlet bu vahşetin sorumlularını açığa çıkarıp hesap sormadı, yargılamadı, yargılamak ta istemiyor.”

    SORUMLULARIN YARGILANMASI İSTENDİ

    Açıklamada ayrıca 3 gün süren, 20 bini aşkın gaz bombasının kullanılarak onlarca kişinin öldürüldüğü 19-22 Aralık 2000’de yaşanan cezaevleri operasyonlarını da kınayan Tunçdemir, “Sadece tutukluların değil, insanlığın katledildiği bu operasyonun sorumluları hakkında göstermelik davalar açıldı. Bu davaların büyük kısmı zaman aşımından düştü bazıları ise aradan geçen uzun süre içerisinde unutturuldu” diye konuştu.

    “KATLİAMCI ZİHNİYET SON BULSUN”

    Maraş Katliamı ve 19 Operasyonunun sorumlularının iktidarın olduğuna dikkat çeken Tunçdemir, sözlerini şöyle sürdürdü: “Maraş katliamı; 19 Aralık Cezaevi Katliamı ve tarihte işlenmiş bütün katliamlar İnsanlığa karşı işlenmiş suçlardır. Bu suçların bir numaralı sanığı ise siyasi iktidarlardır. Maraş’ın hesabının sorulmasına izin vermiyorlar, şehitlerimizi anmamıza izin vermiyorlar. Çünkü Maraş’ın hesabının sorulması, Maraş’ın unutulmaması demek devletin katliamcı zihniyetinin son bulması demek. Maraş’ın hesabının sorulması, 19 Aralık hayata dönüş operasyonu adı altında yapılan hapishaneler katliamının, Sivas’ın, Gazi’nin, Roboski’nin Suruç’un, Ankara’nın, Lice’nin, Cizre’nin hesabının sorulması demek.”

    ZEYNAL ODABAŞ SERBEST BIRAKILSIN 

    Tunçdemir, öte yandan geçtiğimiz günlerde özel harekat polislerince evi aranarak gözaltına alınan ABF örgütlenme sekreteri ve AKD Pir Sultangazi Cemevimiz başkanı Zeynel Odabaşı’nın serbest bırakılmasını istedi.Tüm engellemelere karşı 24 Aralık’ta Maraş’ta olacaklarını vurgulayan Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri üyeleri tüm demokrasi güçlerine de Maraş’taki anmaya katılmaları çağrısında bulundu. (S.A)

     

    HABERİN VİDEOSU

     

  • Aleviler bir kez daha Tv10 için Galatasaray meydanındaydı

    Aleviler bir kez daha Tv10 için Galatasaray meydanındaydı

    TV10’un OHAL sonrası Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmasının ardından yeniden açılması talebiyle çalışanların başlattığı eylem 9. Haftada devam etti. Her hafta bir alevi kurumunun katılımıyla gerçekleşen eyleme bu hafta Demokratik Alevi Dernekleri destek verdi.

    PİRHA – OHAL ilanının ardından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname ile 28 Eylül günü karartılan ve ardından 4 Ekimde binası mühürlenen Tv10’un yeniden açılması için çalışanların başlattığı cumartesi eylemleri devam ediyor.

    Bu hafta 9. yapılan eyleme, Cumartesi Anneleri, Demokratik Alevi Dernekleri, Çerkes İnsiyatifi, Alevi Pirleri, Ozanlar ve alevi kurum temsilcileri katılarak destek verdi.

    “ALEVİLER İRADESİNE SAHİP ÇIKMALI”

    Bu haftanın basın açıklamasında ilk konuşmayı Tv10 Programcısı Ali Şeker yaptı. Konuşmasına ana dili Zazaca ile başlayan Şeker, Alevilerin sesi olan Tv10’un kapatılmasının geçmişten bugüne olduğu gibi Alevilerin sesini kısmaya yönelik bir girişim olduğunu ifade etti. Alevilerin tarihten bu yana mazlum bir halk olduğuna dikkat çeken Şeker, Alevilerin 72 millete aynı nazarla baktığını belirtti. Dersim halkının iradesi olan belediyelere kayyım atanması ve derneklerin kapatılmasına da tepki gösteren Şeker, Tv10’un bir an önce geri açılması talebinde bulunarak Alevi iradesine sahip çıkılmasını istedi.

    ali-seker

    “HÜSEYİNCE BİR DURUŞ SERGİLEYECEĞİZ”

    Ardından konuşan DAD Eş Başkanı Dursun Demirtaş ise son iki yıldır mevcut sistemin halkı susturmaya ve sindirmeye çalıştığını belirterek, “Ohal Bahanesiyle tüm muhalifler susturulmaya çalışılıyor. Alevilerin sesi olan Tv10’un kapatılmasıyla yapılan yanlıştan geri dönülmeli. Geçmişten bugüne yapılan tüm haksızlıklara karşı Hüseyince bir duruş sergileyeceğiz” dedi.

    “ÇERKES HALKI OLARAK ALEVİLERİN YANINDAYIZ”

    Demirtaş’tan sonra söz alan Çerkes İnisiyatifi’nden Ümit Örsem ise 110 yıl boyunca ezilen ve sürgün edilen Çerkes halkı bu yapılan haksızlıklara suskun kalamayacaktır” dedi. Örsem Çerkes halkı olarak Alevilerin sesi olan Tv10’un açılması için her zaman Alevilerin yanında olacaklarını da ifade etti.

    whatsapp-image-2016-12-03-at-16-01-37-1

    “TV10’UN KAPATILMASIYLA DİLİMİZ İNANCIMIZ BİR KEZ DAHA HAPSEDİLDİ”

    Örsem’den sonra sözü alan DAD yöneticisi Sümbül Beltir’de ana dili Zazacayla kısa bir konuşma yaptı. “Tv 10’un kapatılmasıyla birlikte yıllardır olduğu gibi dilimiz ve inançlarımız tekrardan hapis hayatı yaşamaktadır. Bundan dolayı Tv 10’a ekmeğimize, suyumuza, toprağımıza, inancımıza sahip çıktığımız gibi sahip çıkmalıyız” diye belirtti.

    HAK VE HAKİKAT İÇİN YÜRÜYECEĞİZ” 

    Daha sonra söz alan DAD İstanbul Eşbaşkanı Bülent Felekoğlu “Hakkın ve hakikatin sesi Tv 10 için buradayız alevilerin sesi Tv 10 kapatıldı ancak biz mücadeleye devam edeceğiz ve tüm coğrafyada hak ve hakikat için yürüyeceğiz, haksızlıklara karşı tüm farklılıklar olarak mücadele vereceğiz” diye ifade etti.

    felekoglu

    “YALANLARI AÇIĞA ÇIKMASIN DİYE TV10’U KAPATTILAR”

    Son olarak sözü alan HDK Eş Sözcüsü Gülistan Koçyiğit; Alevilerin sesi Tv 10 gerçeğin, hakikatin sesiydi. Havuz medyası aracılığıyla tüm yanlışlar topluma gerçekmiş gibi sunulmaya çalışılıyor. Bunun sonuç alabilmesi için Tv10 gibi kanalların kapatılmasına ihtiyaç duydular. Bu toplum kendi sesinin kısılmasına izin vermeyecektir” Koçyiğit “Alevi toplumu başta olmak üzere demokratik kamuoyu lokma ve kurbanlarıyla kapatılan TV 10’u tekrardan açmanın yolunu bulacaktır” dedi.

    whatsapp-image-2016-12-03-at-16-03-48

    “Alevilerin sesi tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde “Alevilerin sesi Tv10’u geri istiyoruz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.

    Konuşmaların ardından Ozan Berbati, Mehmet Ekici ve Berfin’in Pir Sultan’dan okuduğu deyiş ile eylem son buldu.

  • Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Seyit Rıza ve yoldaşları için mum yakıldı, katliam lanetlendi

    Dersim Soykırım Anma Platformu, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edilişinin 79. Yılında İstanbul Galatasaray Meydanı’nda anma etkinliği düzenledi. Lokma dağıtıp, mum yakan Platform üyeleri, Dersimliler olarak, tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceklerini ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmayacaklarını vurguladılar.

    Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Dersim Soykırım Anma Platformu üyeleri, idam edilişinin 79. Yıldönümünde Seyit Rıza ve arkadaşlarını andı. Anmayı , Dersim katliamın gerçekleştirildiği 1938 yılına atfen saat 19.38’da gerçekleştiren anma etkinliğine, sanatçılar Ferhat Tunç, Hasan Ali, Erdoğan Emir, Özlem Gerçek, Taylan Yıldız ve Musa Baki katıldı. Seyit Rıza ve Dersim katliamında hayatını kaybeden ve göçe zorlanan Dersim halkının fotoğraflarının taşıyan Platform üyeleri, Seyit Rıza’nın meşhur sözünün yer aldığı “ Yalan ve hilelilerimizle baş edemedik bu bize dert oldu, önünüzde diz çökmeyeceğiz bu da size dert olsun” yazılı pankart açtı.

    “TEKÇİ ZİHNİYET SÜRÜYOR”

    1938 tarihinin mumlarla yazıldığı anma etkinliği, Seyit Rıza ve arkadaşları için yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. Anmada ilk sözü alan Alibeyköy Dersimliler Derneği Başkanı Mesut Gerçek, Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının nerede olduğu hala bilinmediğini hatırlatarak, Dersim katliamından bugüne hiçbir şey değişmediğini tekçi zihniyetin sürdüğünü vurguladı.

    ‘TEKÇİ ZİHNİYETE TESLİM OLMAYACAĞIZ !’

    Dersim katliamının tanıklarının anlatımlarının okuduğu anmada, Dersim Soykırım Platformu adına açıklamayı Ovacık Dernek Başkanı Ali Ekber Derman okudu. Bundan tam 79 yıl önce Dersim’de insanlık tarihinin en vahşi, en barbar katliamlarından biri olan 1937/1938 Dersim tertelesi yapıldığını hatırlatan Derman, “ Dersimliler, kadın, erkek, yaşlı, çocuk demeden hunharca boğazlanarak, yakılarak, bombalanarak ve silahla taranarak öldürüldüler” dedi. Dönemin İşçileri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in “ Mağaralarda böcek gibi zehirlenip, kimyasal gazlarla boğularak kafileler halinde kurşuna dizilip uçurum diplerine attılar” sözünü hatırlatan Derman, on binlerce Dersimlinin soykırımdan geçirildiğini belirti.

    Tek dil, tek millet, tek din, tek mezhep, tekçi, ırkçı faşist zihniyetinin hayata geçirilmesi için önce Ermenilerin, Süryanilerin, sonra Kürtler ve Alevi Kızılbaşlıların kendi topraklarında kıyımdan geçirildiğini hatırlatan Derman, o günden bugüne bu tekçi ve ırkçı zihniyetin sürdüğünü vurguladı. Dersim katliamıyla amaçlanın Dersim halkını teslim olmak, kimliksiz, onursuzca yaşamalarını dayatma olduğunu vurgulayan Derman, Dersim halkının dün olduğu gibi bugünde teslim olmadığını kaydetti. Derman, “ Seyit Rıza ve dava arkadaşlarını komplolarla esir alan, tutsak yapan, ama teslim alamayan tekçi zihniyet onların onurlu duruşlarından, direnişi mirasından korktuğu için hazmedememiş ve Seyit Rıza’nın vasiyetine rağmen, çocuğunu kendisinden önce asarak, faşist kinini acımasızlığını gözler önüne sermiştir” dedi. İdam sehpasını cellada bırakmayıp, idam sehpasına korkusuzca yürüyen Seyit Rıza’nın, “ Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu, bende senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözlerini hatırlatan Derman, “ Biz Dersimliler tek dil, tek din, tek millet faşizmini kabul etmeyeceğiz ve Seyit Rıza ve arkadaşlarının unutturulmaya çalıştırılan tüm değerlerini unutmayacağız” diye konuştu.

    Derman, Dersim Soykırım Platformunun taleplerini şöyle sıraladı: “ 1937/ 38 katliamdır, soykırımdır, mezar yerleri açıklansın, arşiveler açılsın, hesap verilsin, doğayı katleden baraj istemiyoruz.”

    Anma etkinliğinin ardından çevreye lokma dağıtıldı.