PİRHA – “Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu” konulu panelde Osmanlı arşivlerinden örneklerle Alevi inancına yönelik baskı politikalarına ışık tutuldu. Alevilere yönelik nefretin, Osmanlı İslam anlayışından kaynaklandığını söyleyen akademisyen ve yazarlar, erkanlardaki değişimlere de dikkat çekti.
62. Ulusal 36. Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında, ‘Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu’ başlıklı panel yapılıyor.
Üç gün sürecek Hacı Bektaş Veli Anma törenleri kapsamında yapılan panelde, “Tarihsel Süreçte ve Günümüzde Alevi Asimilasyonu” başlığı ele alındı.
Hacıbektaş Kültür Merkezi’nde yapılan panele katılım bir hayli yüksek oldu.
Panelin moderatörlüğünü Abbas Tan yaptı. Antropolog Tan, devlet asimilasyonuna dikkat çekerek “Son yıllarda üniversitelerde araştırmalar yapılıyor ancak ne öğrenci ne de öğretim görevlileri Alevi değil. O çocukların doktora tezleri üniversite arşivlerine giriyor ve geçmişte Osmanlı’nın yaptığını şimdi Cumhuriyet döneminde tekrar yaşıyoruz. Bir süre sonra arşivlere bakarak ‘Alevilik budur’ diyecekler. Bir başkasının, bizi tarif etmesine gerek yok. Biz neysek oyuz. Bizi böyle kabul etmek zorundasınız” dedi.
“OSMANLI ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”
Abbas Tan’ın açılış konuşması ardından Akademisyen Yalçın Çakmak, sunumunda şiddet ve asimilasyona tarihsel örnekler vererek başladı. Çakmak, şu bilgileri paylaştı:
“Osmanlı belgelerinde ‘Aleviler mum söndürür, kötü yaratılışlı’ gibi tabirler kullanılıyor. Osmanlı devleti, Kızılbaşlık diye bir olgu olmasaydı bu topraklar bu kadar Sünni olur muydu? Kızılbaşları ‘Mürted’ yani ‘dinden çıkanlar’ diye tarif ediyorlar. Bugün Alevilere bu denli nefret duyulmasının nedenlerinden bir tanesi de Osmanlı İslam anlayışının bu şekilde olmasıdır. 19. Yüzyılda yazılan bir fetvada bile aynı nefreti görebiliyorsunuz. Bu şiddet sarmalı bugün de sürüyor. Sivas’ta yaktılar mesela. IŞİD de yaktı. Yani şiddetle terbiye etmeye çalışıyorlar.
Osmanlı döneminde ‘Bunların inançlarını değiştirmeliyiz. Çocuklarını sıbyan mekteplerinde eğiteceğiz. Köylerine camiler açacağız’ deniliyor. Bu yapılanlar tanıdık geliyordur. Cumhuriyet döneminde de yapılmakta. Bu siyaseti yapıyorlar ama sonra bir raporda ‘Minarelere leylekler yuva yaptı, cami içlerini de ahır yaptılar’ deniliyor.
Bugüne baktığımızda ise ‘bunların çocuklarını asimile edeceğiz’ zihniyeti aynı kodlarla devam ediyor.”
“HAKK’A UĞURLAMA ERKANINDA DEĞİŞİMLER SÖZ KONUSU”
Panelin bir sonraki konuşmacısı Akademisyen Gani Pekşen oldu. Pekşen, Alevi inancının gününüzde “dejenere olduğunu” anlatarak hazırladığı sinevizyon ile örnekler sundu. Pekşen, Alevi örgütlerinin yeteri kadar toplumu bilgilendiremediğini de söyleyerek “Eğer ABF gibi kurumlar, kendisine bağlı kurumları sorgulasaydı yeteri kadar kopuşlar olmayabilirdi” dedi.
Pekşen, “Alevilik, aklı ve bilimi kendine rehber edinen, doğayı can olarak gören, varlığın birliğine inanıp kendine özgü dili, sanatı, edebiyatı erkanları olan bir inançtır. Bugün Pir Sultan’a ait olmayan nefesler var. Sorgulamadan söylenen nefesler bunlar. Semahlar, Hakk’a uğurlama erkanlarında da değişimler söz. En fazla bozulma ise Hakk’a uğurlama erkanlarında görülmekte” diye konuştu.
İÇ ASİMİLASYON VE DEVLET BASKISI!
Araştırmacı yazar Piri Er ise Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı üzerinden yürütülen asimilasyona değinerek şunları söyledi:
“Bugün asimilasyon adına kendi kurumlarımızdan bir vakfımız, Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı’nı kurdu. Bir dede ise cemlerde dua okuyup namaz kıldırdı. Günümüz cumhurbaşkanı 2013’te diyor ki ‘Cemevleri kültürel mekanlardır. İslam’da mescit camidir’. 2014’te Alevi sivil toplum örgütlerinin düzenlediği bir programda ise ‘Alevi kardeşlerimiz, cemevlerine ibadethane diyorsa benim itirazım olmaz ama şahsi görüşüm böyle bir yasa, statü İslamiyet’te bölünmeye sebep olur’ diyor. 9 Kasım 2022 tarihindeki Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kuruluyor. Cumhurbaşkanı dediğini yapıyor! Götürdü cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağladı. Kimi Alevileri mutlu ediyor, hem de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kırmızı çizgisini aşıyor! Bu başkanlık, bugüne kadar 1586 cemevinin 350’sine yardımda bulunmuş! Bu başkanlığın toplamda 53 personeli var. Diyanetin ise 140 bin. Devlet hastanelerinde ise 130 bin çalışan var. Neden doktora gidiyorsunuz ki?”
PİRHA- 4. Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’nin açılışı yapıldı. AKD Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, konuşmasında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklediklerini belirterek “Barış nereden gelirse gelsin amasız, fakatsız destekliyoruz” dedi. Yılmaz ayrıca, gözaltı ve tutuklama operasyonlarını kınayarak “Ama boyun eğmiyoruz. Sayın Ekrem İmamoğlu’na, Sayın Selahattin Demirtaş’a buradan, Kaz Dağlarından selam olsun” diye belirtti.
Dördüncüsü yapılan Altınoluk Alevi Kültür ve Sanat Festivali’ne her yıl olduğu gibi bu yıl da yoğun ilgi oluştu.
“Yıldız Dağı’ndan Kaz Dağı’na Pir Sultan Aşkına” temasıyla düzenlenen festival, Altınoluk Alevi Kültür Derneği’nde yapıldı.
Festivalde çocuklar da unutulmadı. Çocuklar, “Yolumuz Sevgi, Dilimiz Barış” isimli atölyede gün boyunca eğlenceli anlar yaşadı.
Programın sunuculuğunu Dilek Aygün yaptı.
Programın açılışında Baba Mansur Ocağı’na mensup Dede Şahin Kurucan, çerağ uyandırdı.
“İNANCIMIZ TÖRPÜLENMEKTE”
Festivalin açılış konuşmasını Alevi Kültür Derneği (AKD) Altınoluk Şube Başkanı Veli Doğan yaptı. “Pir Sultan’ın izinde Yol’umuza devam ediyoruz” diyen Doğan, Alevi toplumu üzerindeki baskılara dikkat çekti. Doğan, “Bu festival, asimilasyona karşı halkın meydanıdır. Zorunlu din dersleriyle çocuklarımız asimile edilerek, inancımız törpülenmekte. Bir diğer yandan kökümüzü savunduğumuz her an tehditle karşılaşıyoruz. Bu festival, ‘Yol cümleden uludur’ diyenlerin festivalidir. Yol yalnızca insana değil, doğaya da adaletli olmalıdır. Beş gün boyunca tarih konuşup, sorunlarımızı konuşup, inancımızı, türkülerimizle yaşatacağız” dedi.
“BİRLİĞİMİZ DAİM OLSUN”
Edremit Belediye Başkanı Mehmet Ertaş da geceye katılan isimler arasındaydı. Festivalin önemine değinen Ertaş, “Bu topraklarda yüzyıllardır süren birlik, beraberlik, hoşgörü geleneğini yaratan bu festivale Altınoluk’ta ev sahibi yapmak bizim için değerlidir. Alevi değerlerinin, sazın ve sözün bir araya gelmesi hepimiz için çok değerli. Kültürümüz, bizi biz yapan en önemli değerimizdir. Birliğiniz, dirliğimiz daim olsun” diye konuştu.
“YEZİD, DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE İKTİDARDA”
CHP Balıkesir Milletvekili Serkan Sarı ise ülke olarak zorlu bir süreçten geçildiğinin altını çizerek “Geçtiğimiz hafta Mecliste maden ve iklim kanunu gibi kanunlarla geleceğimizi, doğamızı katleden bir çalışmaya imza attılar. Tek gerçek, burada olan birlikteliğimizdir. Başımızdaki Yezid, dün olduğu gibi bugün de iktidarda. Zulüm etmekten keyif alıyor. Korkuyor muyuz? Hayır. Direniş ve mücadele var. Dönen dönsün yolundan, biz dönmeyiz bu yoldan” dedi.
“ALEVİ KİMLİĞİNDE OLAN HINZIR PAŞALAR TÜREDİ”
Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan, konuşmasında birliktelik vurgusu yaptı. Dayanışmanın önemine değinen Aslan, şunları söyledi:
“Böyle bir süreçte bir arada olabilmek ayrı bir duygu ve onurdur. Ulularımızın bize bıraktıklarını yarına taşımamız hepimizin görevidir. Sadece bu festivallerde bir araya gelip dağılmamalıyız. Yarın da bir arada olmalıyız. Katliamlara uğradık, yok sayıldık, inkar edildik yine de onlar için yetmedi. Bugünün Yezidinin, kendisi dışında hiç kimseye tahammülü yok. O, her güzel şeye düşman bir zihniyet. Son zamanlarda bir de sözde Alevi kimliğinde olan Hınzır paşalar türedi. Bizim ayrıca onlara karşı mücadele etme sorumluluğumuz da var. Her bakanlıkta bir Alevi müşavir var ve asimilasyon için her türlü oyunu oynuyorlar. Boyun eğmeyeceğimizi bilsinler. Pir Sultan ile Kaz Dağlarını bir araya getirdiğiniz için festival emekçilerine teşekkürlerimi sunuyorum.”
AKD Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz ise konuşmasında AKP-MHP hükümetinin Alevi politikasını eleştirerek şunları söyledi:
“Kerbelalar günümüzde de yaşanıyor. Akbelen’de katledilen zeytin ağaçları, doğamızın Kerbela’sıdır. 32 yılın ardından Sivas Kerbelasını da yaşıyoruz. Cumhurbaşkanı, imzasıyla son katili de serbest bıraktı. Her sabah yeni tutuklamalara uyanıyoruz. Ama boyun eğmiyoruz. Sayın Ekrem İmamoğlu’na, Sayın Selahattin Demirtaş’a buradan, Kaz Dağlarından selam olsun.”
“AMASIZ, FAKATSIZ BARIŞI DESTEKLİYORUZ”
Şengünlü Yılmaz, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın faaliyetlerine de değinerek “Sizi tanımıyoruz” dedi. Şengünlü Yılmaz Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ni desteklediklerini söyleyerek şöyle devam etti:
“Suriye’de, dünyanın gözü önünde Aleviler katlediliyor. Buna ses çıkarmayanları tanımıyoruz. Bu başkanlık, Hacıbektaş’ta yine korsan bir program yapacak. Kamuoyuna çağrımızdır, 16-17-18 Ağustos’ta tüm canlarımızı, bizim yapacağımız festivale davet ediyoruz. Ayrıca bugünlerde ülkemizde barış konuşulmakta. Barış nereden gelirse gelsin amasız, fakatsız destekliyoruz.”
Yapılan konuşmalar ardından Ana Sezgin Kurucan ise semah gülbengi verdi.
Zakir Demet Aykut, Sultan Aykut, Sinan Budak ve Süleyman Tik’in seslendirdiği deyişler eşliğinde semah dönüldü.
Festival kapsamında Araştırmacı Yazar Cengiz Yıldırım da Pir Sultan Abdal’ın yaşam ve mücadelesi hakkında sunum yaptı.
Gecenin sonunda Sanatçı Gani Pekşen sahne aldı. Seslendirdiği ezgilerle Pekşen, büyük beğeni topladı.
PİRHA – ‘Arifane Canları’ isimli grup, Alevi inancı üzerindeki baskı ve asimilasyona dikkat çekti. Yapılan tespitleri kamuoyu ile paylaşan çalışma ekibi, Yol’un gereklerini sıralayıp, devlet asimilasyonuna da vurgu yaptı. Okunan basın metninde “Birçok Alevi kurum yöneticileri kurumların amaç ve ilkeleri dışında bireysel, siyasi hesap içerisine girdiklerinden dolayı kurumsal yapılar işlevsiz hale gelip, amaçlarından uzaklaşmıştır” ifadesine de yer verildi.
Araştırmacı yazar, Abbas Tan, Dede Mehmet Turan, Halk Bilimci Piri Er ve Akademisyen Gani Pekşen, Alevilik alanında ortak yaptıkları çalışmanın detaylarını kamuoyu ile paylaştı.
“Geçmiş yıllarda belleğimize yerleştirdiğimiz bilgilerin bir kısmının doğru olmadığını, araştırmalarımız sonrasında bunların gerçekleri yansıtmadığını gördük” denilen açıklamada, bilimsel kaynaklara dayalı araştırma yöntemlerinin kullanılarak değerlendirme yapıldığı belirtildi.
“ALEVİLİK, HAKK’I, EVRENDE VAR OLANLARIN TOPLAMI OLARAK GÖRÜR”
Yapılan açıklamada Aleviliğin; toplumu olgunlaştırmayı amaç edinen bir Yol olduğuna vurgu yapılırken şu ifadelere yer verildi:
“Gönül kalsın, Yol kalmasın, Yol cümleden uludur diyerek Aleviliği ve yaşanılan sorunları anlamak ve çözmek adına deryada katre olalım dedik.
Bu yol;
– Doğayı merkeze koyar,
– Vahdeti mevcut düşüncesini savunur,
– Varoluşu ve Dört Anasır’ın (hava, toprak, su ve ateş) yaşamın kaynağı olduğunu kabul eder,
– Enel Hakk anlayışını ‘Ne var ise âlemde, o da vardır insanda’ diyerek savunur.
– Yol; rızalık, paylaşım, ikrar, görgü, dar ve yol kardeşliği üzerine yürür.
– Dil, din, ırk, cinsiyet ve renk ayırımını reddeder.
– Kadın-erkek gözetmeksizin yaşamda eşitliği esas alır.
– Hızır’ı Hakk bilir, ona ayrı bir önem verir ve Hakk’ı evrende var olanların toplamı olarak görür.
– Toplumun aydınlanmasını sağlamak amacıyla bilimi, sanatı ve sanatın dallarını kullanır.
– Gerçek Hakk âşıkları ve yol aşıklarının kelamları, semah, Bağlama (Telli Can) Aleviliğin olmazsa olmaz değerleridir.”
“BİRÇOK ERKÂN ÖZÜNDEN KOPARILARAK İÇERİĞİ BOŞALTILMIŞ”
Paylaşılan açıklamada, Aleviliğe ait olmayan terimlerin kullanımı konusunda da vurgu yapılarak şu ifadelere yer verildi:
“Aleviliğin kendine özgü yol dili vardır. Günlük yaşamımızda diğer (semavi/İbrahimi) inançlara ait olan kelime ve deyimlerin bizlere aitmiş gibi kullanılmaması esas alınmalıdır. Örneğin; Selamın aleyküm, Allah rızası için, Allah rahmet eylesin, İnşallah, Maşallah, Ruhuna el Fatiha, Mekânı cennet olsun vs.
Esas olan ise vakitler aşk olsun, Hızır aşkına, Umarım, Dilerim, aşk ile, Anıları gönüllerde yaşasın vs.
Erkanların uygulandığı cem evleri, hiçbir ibadethanenin alternatifi değildir.
Süreç içerisinde birçok erkân özünden koparılarak içeriği boşaltılmış, sorgulayıcı olmaktan uzaklaştırılarak göstermelik hal almıştır. Oysaki erkânlar bir tapınma biçimi değil; bireyin gelişimine katkı sunan, onu düşündüren, araştırarak bilgiye, gerçeğe ulaşmasını hedefleyen eğitim kurumu gibi görülmeli ve toplumsal aydınlanmaya hizmet etmelidir.
Yol; ikrar üzerine kuruludur. Aleviyim diyebilmek için yola ikrarla bağlı olmak gerekir.
İkrara bağlı olan canlar; yolun ana kurallarına aykırı davranışta bulunmaları halinde müşkül durumuna düşer ya da düşkün olurlar. Müşkülün hal olması ve düşkünlüğün kaldırılması yine yol esaslarına göre gerçekleştirilir.
Hakk’a yürüme/uğurlama erkânı yolun esaslarına uygun olarak, yol dili ile yürütülmelidir. Bu erkanda Aleviliğin Devir anlayışını ifade eden ‘Devriyeler’ bağlama (Telli Can) eşliğinde söylenmelidir.
Devir anlayışına bağlı olarak ‘organ bağışı’ özendirilmelidir.
Dar’dan indirme erkânı gerçekleştirilen süreklerde Hakk’a yürüyen canın uygun olursa kısa bir süre içerisinde Dar’dan indirme erkânı yapılmalıdır. Hakk’a yürüyen can için sadece lokma verilecek ise bu lokmaların ihtiyaç sahiplerine, öğrencilerin eğitimlerine yönlendirilmesi yol anlayışına daha uygundur.”
“ALEVİLİKLE İLGİSİ OLMAYAN ETKİNLİKLER!”
Kendilerini “Arifane canları” olarak tanıtan çalışma grubu, Alevi Yol’unu, bahsettikleri konular çerçevesinde değerlendirip, kadimden gelen uygulamaların da bunları esas aldığını vurguladı. Alevileri asimile etme çabasına dikkat çeken Arifane canları, devlet tarafından yürütülen yok etme çalışmaları ile Aleviliğin öz değerlerinden uzaklaştırıldığının altını çizdi.
Açıklamanın devamında şunlar söylendi:
“Anadolu coğrafyasında binlerce yıldan bu yana yaşayan ve yaşadığı dönemlerde mevcut yönetimlerin kendi inanç biçimlerinin dışında gördüğü, ötekileştirmeye çalıştığı, fetvalar vererek katlettiği Aleviler, günümüzde de devlet kurumları olan Diyanet İşleri Başkanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Millî Eğitim Bakanlığı gibi kurumlar tarafından yürütülen politikalarla asimile edilmeye, yok sayılmaya çalışılmaktadır.
Alevi köylerine yapılan camilere imamlar atanarak ve bazı cem evlerinde kuran kursları açılarak Aleviler, Alevi kimliğinden uzaklaştırılmaya çalışılmaktadır.
09 Ekim 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve 08 Nisan 2022 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nin verdikleri din derslerinin zorunlu olamayacağına dair kararlara rağmen, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda uygulanan eğitim ve öğretim programlarında din dersleri zorunlu olarak yer almaktadır.
Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı iş birliğinde yürütülen ÇEDES (Çevreme duyarlıyım, değerlerime sahip çıkıyorum) projesi ile din görevlilerinin öğrencilere ‘değerler eğitimi’ vermesi sağlanarak; zorunlu din dersleri dışında da bir etki alanı yaratılmaya çalışılmaktadır.
Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı Vakıflar Genel Müdürlüğü ve bazı kamu kurumlarının yetki alanında bulunan Alevilere ait mekanlar, restorasyon çalışmaları adı altında Alevi niteliklerinden uzaklaştırılmaktadır.
Alevi sözlü geleneği yazılı kaynağa aktarılırken bu aktarımı yapan kişilerin çoğunlukla Alevi olmaması ve farklı niyetler taşıması nedeniyle özünden uzaklaştırılmıştır. Velayetnameler, Buyruklar, Şecereler, Alevi Hakk aşıklarının şiirleri vs. Alevilik açısından içinde tezatları barındıran ne zaman ve kimler tarafından yazıldığı çoğunlukla bilinmeyen eserler olarak Alevilerin kutsal metinleriymiş gibi topluma sunulmuştur.
Son yıllarda bazı üniversitelerin bünyesinde kurulan Alevilik-Bektaşilik konulu Enstitü, Araştırma-Uygulama Merkezi ve kürsülerde sözde Alevilik adına yapılan akademik çalışmalar ile Aleviler bu kişilerin kendi siyasal görüşleri doğrultusunda yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Merkezi yönetimce yerel idareler kullanılarak (Belediye başkanlıkları, Meclis üyelikleri, Muhtarlıklar) bazı Aleviler ve Alevi kurumları merkezi idarenin Alevilere yönelik hedefleri doğrultusunda yönlendirilmektedir.
2022 yılında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan ‘Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın’ yürütmüş olduğu; il, ilçe ve köylerde bulunan cem evlerinin ihtiyaçlarının tespit edilerek bu ihtiyaçların giderilmesi, personel görevlendirilmesi gibi çalışmalar ile Aleviler; yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Bazı Aleviler tüm ihtiyaçları devlet tarafından karşılanarak ve başlarında ilahiyatçı rehber eşliğinde Kerbela ve bağlı olarak da Umre ziyaretleri gerçekleştirilerek öz kimliklerinden uzaklaştırılmaktadır.
Son günlerde Dergâh ve Ocaklarda gerçekleştirilen sözde Alevilik adına yapılan değişik tarikatların Alevilikle ilgisi olmayan etkinlikleri Aleviliği yozlaştırma çalışmalarının en bariz örneklerindendir.”
Açıklamanın devamında iç asimilasyona da dikkat çekildi. “Aleviler kendi içlerinde yaptıkları asimile etme, değiştirme, yok etme çalışmalarıyla da öz değerlerinden uzaklaşmaktadırlar” denilen metinde şunlar söylendi:
“Ocaklar; bu uzaklaşmada çeşitli unsurların etkili olduğu görülmektedir. Örneklemek gerekirse;
Ocak; evde pişirmeyi, aydınlanmayı, ısıtmayı sağlayan yerdir. Yolda ise Ocak; Aleviliğin geleneksel örgütlenme biçimini oluşturan ve talibin aydınlanmasını yol kuralları ile pişirerek Kamil insan olma yolunda eğitilmesini sağlar.
Bu eğitim; Mürşit, Pir/Ana, Rehber, Baba ve yol ehilleri tarafından gerçekleştirilir. Yakın zamana kadar bu şekilde devam etmekte olan ocak anlayışı, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde özünden uzaklaştırılmıştır.
Ocaklar, İslami inanç öğretilerinin anlayışı içerisinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Ocak temsilcileri soylarının On iki İmam’a bağlı olduğunu iddia eder ve ellerindeki şecereleri de delil olarak gösterirler. Bu bağlantının bilimsel olarak ispatı ise mümkün değildir.
Hizmet yürütücüleri;
Bazı dergahlardaki Mürşit, Postnişin konumunda olan kişiler dahi devletin etki alanına girmiş, bunlara bağlı hizmet yürütücüleri de onları takip etmişlerdir.
Erkanlar; yolun kurallarının işletilmesi amacıyla yapılan sistematik eylemler bütünüdür. İçeriklerine göre hizmetler yerine getirilir.
Erkanların aslına en uygun bir şekilde yürütülmesi konusunda uygulayıcıların kimi durumda yetersiz kaldığı ya da bu yola uygun olmayan uygulamalar ile erkanları özünden uzaklaştırdıkları görülmektedir.
Bozulmanın en yoğun yaşandığı erkânların başında ‘Hakk’a Uğurlama’ erkanları gelmektedir.
Hakk’a uğurlama erkanlarının özünden uzaklaşmasında etkisi olan en önemli neden kuşkusuz İslam inancının Alevilik üzerine olan baskısıdır. Bu baskı sonucu egemen inancın değerlerini kabullenmek ve uygulamak zorunda kalan çoğu Aleviler bir süre sonra kendilerine ait olmayan Kuran, Sure ve Ayetlerini kendi inancıymış gibi kabullenip uygularken, kendi değerlerini de reddeder duruma gelmiştir.
İç asimilasyon;
Son yıllarda bazı Alevi kurumlarında komşu inancın etkisi ile yolda yeri olmayan bayram cemleri yapılmaktadır. Ayrıca lokma adı altında bir canlının canına kıyarak yapılan kurban, Alevi anlayışına uygun değildir.
Aleviler merkezi otoritenin kendilerine benzetmek amacıyla yapmış olduğu baskı nedeniyle yaşamlarını kapalı topluluklar halinde sürdürmüşlerdir. Toplumu diri tutmak, yolu sürdürebilmek için sözlü gelenekle usta-çırak ilişkisi ve sanatı da kullanarak günümüze kadar geleneksel aktarımları sağlamışlardır.
Alevi kurumları tarafından desteklenen bilimsel çalışmalar adı altında yapılan bazı akademik, sanatsal çalışmalar da toplumu yanlış bilgilendirmekte ve yönlendirmektedir.
Kimi Alevi sanatçıların da bilinçli ya da bilinçsiz olarak icra ettikleri repertuar ile Alevilik doğru bir şekilde anlatılmamakta, toplum yanlış yönlendirilmektedir.
Toplumsal olarak kültürel, siyasal, ekonomik birlikteliği sağlamak, yaşanılan baskılardan kurtulmak ve bir araya gelmek amacıyla Dernek, Vakıf, Federasyonlar oluşturulmuştur. Birçok Alevi kurum yöneticileri kurumların amaç ve ilkeleri dışında bireysel, siyasi hesap içerisine girdiklerinden dolayı kurumsal yapılar işlevsiz hale gelip, amaçlarından uzaklaşmıştır.
Alevi kurumlarında yapılacak olan eğitim programlarının içerikleri mutlaka bilimsel düzeyde, tüm teknik olanakların kullanılarak, bilim insanlarından ve alanında yetkin kişilerden oluşturulacak (Tarih, Edebiyat, Müzik, sosyoloji, Antropoloji, Halk bilimi vs.) komisyonlar aracılığıyla gerçekleştirilmelidir.
Bütün bunların ışığında şunu söylüyoruz;
ASİMİLASYON VURGUSU!
Yapılan açıklamada, şu an için Aleviliğin en büyük sorununun ‘Asimilasyon’ olduğu vurgusu öne çıktı. “Aleviliği başkalaştırmaya, dönüştürmeye ve sonuçta yok etmeye yönelik her türlü çabanın karşısında olacağımızı beyan ediyoruz” denilen metinde şu cümlelere yer verildi:
“Hüdai ustanın söylediği;
‘Kendimize olan güvensizliğimiz, kendimizden olana güvenmemizi engelliyor.
Gerçeği kendi dışımızda aradığımızdan hem gerçeğe, hem kendimize yabancılaşıyoruz.’
Bu düşünceden yola çıkarak diyoruz ki;
Bizler Aleviyiz…
Hakikate giden yolun yolcularıyız. Bilimi rehber, Aşk ve Işk’ı mürşit edinmişiz.
Emeğin yüceliğine saygıyla, rızalık ve paylaşımın bizleri ulaştıracağı erdemli yoldaşlığa yolcu olmuşuz.
Cehaletin, safsata ve hurafenin karanlığından silkinip de çıkanlara,
Aydınlanma çerağını yüreğinde yakanlara, Aynı bütünün içinde doğadaki her varlığa muhabbetle bakanlara,
PİRHA- Mezitli Cemevi’nde “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirildi. Muhabbette Xızır ayının Aleviler için önemi vurgulanarak, herkesin birbirinin Xızır’ı olması gerektiği belirtildi.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi, Mehmet Turan Dede, Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, yazarlar Abbas Tan ve Piri Er’in katılımıyla “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirdi.
Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, deyişler okuyup deyişlerdeki sözleri yorumlayarak, sözlerin manalarıyla dinlenmesi gerektiğini ifade etti.
Mehmet Turan Dede de, Alevi inancında Xızır’ın yerine dair değerlendirmelerde bulunarak, “Bizler varoluşu anlamaya çalışanlarız. Bunun için en önemli unsurlarından biri de Xızır’dır. Çünkü Xızır deyince Hakk diyoruz” dedi.
Yazar Abbas Tan, hiçbir inancın sorgulanmadığını söyleyerek, “Bizler kendimizi ifade etmek zorunda kalıyoruz. Deyişlerimizde, ulularımızın sözlerinde Alevilik anlatılır. Yeter ki anlaşılsın” diye belirtti.
Yazar Piri Er, Alevi süreklerindeki Xızır’a dair açıklamalarda bulundu. Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan Alevilerin ocak ve şubat aylarında Xızır ayını kutladıklarını ve oruçlarını tuttuklarını dile getiren Piri Er, batıda ve Trakya bölgesinde Hıdırellez olarak tanımladıklarına işaret etti.
PİRHA- Mezitli Cemevi’nde 12 Şubat Cumartesi saat 13.00’te “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek.
Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Mezitli Cemevi, Mehmet Turan Dede, Sanatçı- Akademisyen Gani Pekşen, yazarlar Abbas Tan ve Piri Er’in katılımıyla “Kendini bilen Hızır’dır” başlıklı muhabbet gerçekleştirilecek.
12 Şubat Cumartesi günü saat 13.00’te düzenlenecek panel Mezitli Cemevi’nde yapılacak.
PİRHA- HBVAKV Karşıyaka Şubesi’nin düzenlediği Hacı Bektaş Veli’yi anmada konuşan Mehmet Turan Dede, Alevi yol önderlerinin sistem tarafından tekçi anlayışlara kurban edilmek istendiğini söyledi. Turan, “Alevilik, kendi çizgisinden çıkarılmaya, yolu-erkanı ve adabı asimile edilmeye çalışılmıştır. Ne yazık ki pirlerimizi, o tekçi anlayışlarına getirmeye çaba sarf ediyorlar. Hacı Bektaş Veli, ‘bütün insanları sevin, hiçbir kimliği ayıplamayız’ diyen bir kimliktir” ifadelerini kullandı.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) İzmir Karşıyaka Şubesi ve Karşıyaka Belediyesi ortalığında, UNESCO’nun 2021 yılını Hacı Bektaş-i Veli, Yunus Emre ve Ahi Evran’a atfetmesi nedeniyle anma etkinliği düzenlendi.
Bostanlı Suat Taşer Kültür Merkezi’nde düzenlenen anmada, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı şubeleri, Alevi kurumları, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Etkinlikte Mekteb-i İrfan üyeleri nefesler seslendirdi.
HBVAKV Karşıyaka Şube Başkanı Zehni Çabuk‘un açılış konuşmasını yaptığı anmada, Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay söz alarak, “Eşitliği, hak yememeyi, elimize dilimize belimize sahip çıkmayı, kadına saygıyı, doğaya hürmeti, ve nihayet kardeşçe yaşamayı, “gelin tanış olalım, işi kolay kılalım” diyebilmeyi anımsamak için, o büyük ululara kulak vermek zorundayız” diye konuştu.
“HÜNKARIN YAKTIĞI ÇERAĞ HALEN YANIYOR”
Anma etkinliğine seslendirdiği nefesler ile renk katan Sanatçı Dr. Gani Pekşen, resmi kaynaklarda Hacı Bektaş Veli’nin Ahmet Yesevi’nin öğrencisi gibi lanse edilmesinin tarih ile uyuşmadığının altını çizerek, “Aleviliğin esas varmak istediği insani kamil olma hedefinde Hünkar bir insani kamildir. Bundan dolayı 750 yıldır yaşamakta ve yaşamaya devam etmekte. Birçok kaynakta Hacı Bektaş Veli’nin, Ahmet Yesevi’nin öğrencisi olduğu belirtilir. Selçuklu’da, Osmanlı’da ve günümüzde de dahil olmak üzere devlet kendi düşündüğü biçimde Aleviliği şekillendirmek istedi. ‘Ne ararsan kendinde ara’ diyen Hünkar, dünyaya seslenerek barışı, sevgiyi, adaleti sunmaya çalışıyor. O dönemde yakmış olduğu çerağ halen yanmaya devam ediyor” dedi.
“ALEVİLİĞİN YOLU VE ERKANI ASİMİLE EDİLİYOR”
Mehmet Turan Dede ise Aleviliğin kendi çizgisinden çıkarılmaya, yolu ve erkanının asimile edilmeye çalışıldığını belirtti. Alevi yol önderlerinin sistem tarafından tekçi anlayışlara kurban edilmek istendiğini vurgu yapan Turan, şöyle devam etti:
“Biz bildiğimiz gerçeklerin yolunda yürüyoruz. Hünkarın 800 yıl önce ağzından çıkan sözler bugün hala geçerliliğini koruyor. Onun ortaya koyduğu düşüncelerin arkasında oluşmuş olan yol, insanlara körü körüne ibadete yeğlemez. Ama ne yazık ki pirlerimizi, o tekçi anlayışlarına getirmeye çaba sarf ediyorlar. Dergahın içerisine yapılmış bir camiye sanki Hacı Bektaş Veli döneminde varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Camii o dergah içerisinde 1820’lerde yapılmıştır. Neden dergaha ve Alevi köylerine cami yaparsın? Hiç kimsenin inancına kötü, yanlış demeyiz. Hünkar, Baba İshak ve Baba İlyas’ın ardılıdır. ‘Bütün insanları sevin, hiçbir kimliği ayıplamayız’ diyen bir kimliktir. O dergah Alevilerin ziyaretidir. Bizim insanlarımız Hünkarın makamına ücret ödeyerek giriyor. Bu çok acıdır. Avlunun içerisindeki camiye gidenler para ödemiyor, ama ne yazık ki dergahın içerisine girenler para ödüyor.”
“GÖNÜL ERİ OLAN HÜNKARI BİR KALIBA SIĞDIRAMAYIZ”
Hacı Bektaş Veli’nin bütün inançlara, ırklara eşit mesafede durmanın ve herkesi olduğu gibi kabul etmek düsturuna işaret ettiğini söyleyen halk ozanı Dertli Divani ise “Böylesi bir gönül erini bir kalıba sığdıramayız. O bütün inançların, kültürlerin üstünde kabul edilen bir gönül eri ve pir. Hacı Bektaş Veli ve ondan sonraki aşıklar Aleviliği ve Kızılbaşlığı kimseye kurtuluş reçetesi olarak sunmamıştır. Hacı Bektaş ile Ahmet Yesevi arasında 100 yıllık bir zaman farkı var. Ayrı çağlarda yaşamışlardır. Resmi kaynaklar ise Hacı Bektaş Veli’nin, Ahmet Yesevi’den el aldığını lanse ediyor. Ahmet Yesevi’nin Türk-islam sentezine olan eğilimi Alevileri buraya kanalize etmeye çalıştı. Bu da yüzyıllar boyu resmi ideolojinin asimilasyon politikası olmuştur” ifadelerini kullandı.
Anma, Sanatçı Dr. Gani Pekşen ve Halk Ozanı Dertli Divani’nin seslendirdiği nefeslerin ardından katılımcılara plaket verilmesi ile son buldu.
PİRHA-Sanatçı Gani Pekşen, Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesini ve zorunlu din dersinin hala devam etmesini PİRHA’ya değerlendirdi. Pekşen, “Din dersleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen zorunlu olarak şu an devam ediyor. Mevcut din anlayışının hakim olduğu bir eğitim sunulmakta ve bizler de bunun içinde boğulmaktayız. Aslında anayasal suç işleniyor” dedi.
Zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele eden Aleviler, AİHM kararlarını uygulanmasını bekliyor.
Eşit yurttaşlık haklarının sağlanmamasından kaynaklanan bazı sorunların ortaya çıktığını ve bunlardan bir tanesinin de zorunlu din dersi olduğunu söyleyen Sanatçı Gani Pekşen, “Anayasada belirtilmiştir herkes düşüncesinde ve inancında hürdür buna rağmen bizler kendi inancımızı bu ülkede özgür bir şekilde yaşayamamaktayız” dedi.
“İbadet yerimiz (Cemevi) yasal olarak tanınmamakta, bizler ise bunları kendi koşullarımız, kendi ekonomik durumlarımız çerçevesi içerisinde, birlikte oluşturduğumuz örgütler çerçevesinde yaşatmaya çalışmaktayız. Hâlbuki inançlar nasıl özgürse inanç merkezleri de özgür olmalıdır” diyen Pekşen şöyle devam etti:
“Anayasa ve kanunların özellikle evrensel ilke ve kurallarına göre uygulanması gerektiğini belirttik. Buna rağmen bizler tabi ki bulunduğumuz coğrafya içerisinde maalesef bu özgürlüğümüzü yaşayamamaktayız. Başka bir inancın zoraki yaptırımlarında olduğu gibi biz kendi inancımızı istediğimiz şekilde yaşayamamaktayız ve aslında tabi ki demokratik bir düzende inançlar elbette özgürdür ama asla ve asla bir inanç başka bir inancın üzerinde egemenliğini oluşturmamalıdır. Zorunlu din dersi mücadelesi yıllardır verilmesine rağmen anayasal suç işlenmekte. Buna rağmen yine de baskın olan o anlayış, zorunlu olarak kendi inanç biçimlerini uygulatmakta ve aslında çocuklarımız da o inancın etkisinde bir anlamda yozlaştırılmakta. Bir anlamda çocuklar kendi kültürlerinden koparılmaktadır. Bu anayasal bir suçtur. Bizler kendi inanç biçimlerimizi bu ülkede rahatlıkla yaşayamıyoruz.”
“İBADETHANELER DEVLETTEN DESTEK ALMAMALI””
Alevilerin ibadetlerini özgürce yapamadığını, baskın olan inançlara bir takım haklar verildiğini hatırlatan Pekşen, “Öyle bir hale getiriliyoruz ki bizler Diyanetten veya devletten bazı olanaklar talep etmeye başlıyoruz. Oysa inançlar özgür olmalıdır, ibadethaneler de devletten destek almamalıdır, tam tersine o inancı yaşatan insanlar tarafından ihtiyaçlar karşılanmalıdır. Bundan dolayı da biz kendi ibadethanelerimizde, bu ve buna benzer olanakları kendimiz karşılamamamıza rağmen bulunduğumuz şu anki kentlerde büyükşehirlerin (belediyelerin) yapmış olduğu bazı binalarda ya da kurumlarımızın kendilerinin yapmış oldukları bazı binalarda bu ihtiyaçlarımızı gidermeye çalışıyoruz ancak yeterli imkanlara sahip olamadığımızdan dolayı gerek insanlarımızla iletişim konusunda, gerekse bürokratik iletişim koşulları çerçevesinde bazı sorunlar yaşıyoruz” diye konuştu.
“HERKES İNANÇ, DİL, DİN VE SİYASİ DÜŞÜNCE OLARAK ÖZGÜR OLMALI”
Pekşen, Anayasa ve kanunlar nezdinde bütün insanların eşit olduğunu ancak pratikte eşit olmadığını belirterek, bunun suç olduğunu vurguladı.
Anayasa ve kanunların, evrensel kanunların mutlaka hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Pekşen, “Herkesin inanç, dil, din ve siyasi düşünce olarak özgür olmasını düşünmekteyim. Yüzlerce yıl bu topraklarda yaşamamıza rağmen, bu topraklarda vergilerimiz alınmasına rağmen bizler anayasa ve kanunların nezdinde maalesef eşit yurttaşlık haklarından yararlanamıyoruz. Özellikle din dersleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına rağmen zorunlu olarak şu an devam ediyor. Mevcut din anlayışının hakim olduğu bir eğitim sunulmakta ve bizler de bunun içinde boğulmaktayız” dedi.
“KENDİ İNANCIMIZI YAVAŞ YAVAŞ KAYBETMEYE BAŞLADIK”
“Devletin özellikle bazı bölgelerde cemevlerindeki dedelerle kurmuş olduğu ilişkilerden dolayı yavaş yavaş kendi öz değerlerimiz yok edilmekte, başka değerler bize enjekte edilmeye çalışılmaktadır” diyen Sanatçı Gani Pekşen şunları kaydetti:
“Bu konuda bizlerin uyanık olup daha diri ve bir olmamız gerekiyor. Her geçen süre içerisinde bizim kendi inancımız yavaş yavaş asimile edilmekte ve kendi değerlerimiz yok edilmektedir. Bu yüzdende mücadele bırakılmamalı.”
PİRHA – Pir Sultan Abdal Akademisi yeni yılda 4 konu 40 ders Alevilik eğitimi 10 Ocak’da başlıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Cemevi öncülüğünde Pir Sultan Abdal Akademisi başlıyor. Alevilik eğitiminin koordinatörlüğünü Turan Eser yapıyor. 4 konu 40 ders ile başlayacak eğitimde ilk olarak Gani Pekşen, Alevi inancından hak aşıklığı, semah ve nefesler konusu anlatacak. Eğitim 10 Ocak Cuma günü saat: 19.00 ile 22.00 saatleri arasında verilecek.
PİRHA-İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi’nde “Alevilikte yol ve erkan” başlığıyla düzenlenen panelde konuşan Mehmet Turan Dede, Alevilikte tek amacın insanı kamile ulaşmak olduğunu vurguladı.
İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, “Alevilikte Yol ve Ekran” paneli düzenledi. Yamanlar Cemevi konferans salonunda gerçekleşen panele Mehmet Turan Dede ve sanatçı Gani Pekşen panelist olarak katıldı. Ayrıca panele, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcileri, ocakzade dede, pirleri yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
Açılış konuşmasını yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevilerin hakka yürüme erkanlarının dışarıdan gelişen baskılarla özünden kopuk olarak yürütüldüğünü belirterek, “Bizim de üstesinden gelemediğimiz inançsal sorunlarımız vardı. Bunların başında hakka yürüme erkanı geliyordu. Bundan bir türlü sıyrılamadık. Saldırılar yaşadık. Ama tüm bunları bir kenara bırakıp özümüz ile buluşmalıyız” diye konuştu.
“TEK AMAÇ İNSANI KAMİLE ULAŞMAKTIR”
“Alevi felsefesi aşıkların sözünün içinde gizlidir” diyen Mehmet Turan Dede, Alevilikte tek amacın insanı kamil olmaya çalışmanın olduğunu vurguladı. Dede Turan, “Aşıkların sözü bizim için kelamın özüdür. Ne güzel çaldı, söyledi demeden ne söylediğini içselleştirebilir isek bu yolun gerçekleri ile çok daha yakından buluşuruz. Alevilik başından sonuna kadar ikrarlı, sırlı öğretidir. Hak ve hakikatin çözülmesi elbette kolay değildir ama çözülmeye çalışılması mümkündür. Himmet bekleyerek, şefaat isteyerek yada cennete gitmek gibi bir amaç vardır diye bekliyorsak yanılırız. Tek bir amaç vardır, o da insanı kamil olmak. İnsan kendinde olan sırları anlamaya çalışır. Anladıkça dolar, doldukça daha çok ihtiyaç duyar. Bu yolun temeldeki ibadeti öğrenmektir. Alevilikte tanrı hakkın, hak da evrenin kendisidir. İnsanda evrenin küçültülmüş maketidir. Yaşam içerisinde bütün varlıkların bir yerden yaratılmış olması adına bir anlayış yoktur. Bütün alemin varlığı içerisinde bir mevcut vardır ve o da evrenin tam kendisidir” diye konuştu.
“GÖZ VE KULAK ÖNÜNDEKİ DUVARLARI YIKIN”
“Sırrı hakikate geçmeden hala çoğumuzun ayağı şeriat kapısından çıkmış değil. Daha tarikat kapısına ayak basmış değiliz” diye konuşan Dede Turan, inançtaki gıdayı alabilmek için göz ve kulak önündeki duvarları yıkmaya gerek olduğunu hatırlatarak bununla yüzleşilmesi çağrısında bulundu. Dede Turan şöyle devam etti:
“Sırrı hakikat hak ile hak olmaktır. Gönülden gönüle yol var fakat o yolu kurabilmek önemli. O yola tarikat kapısından ulaşılıyor. Kötülüklerden arınmak, nefsine sahip olabilmek ve kendisini olgunlaştırabilmeye çalışmak dediğimiz insanı kamil olmanın ilk adımıdır. Hakkı, özü bulmak kolay mı? İnsanın kendinde olanı bulması çok kolay. Ama kendisinde var olanı bilmediği için, hakkı başka yerde aradığı için bulmak zor oluyor. Gıda alabilmek için gözün önündeki perdeyi, kulağın önündeki duvarı yıkmamız lazım. Bu duvar başkalarının bizim inancımızın önüne ördüğü duvardır. Aleviliği yamalı bohçaya benzetmek Aleviliği küçültür. Alevilik, diğerlerinin güzelliklerine güzellik vermiş olan deryanın adıdır.”
“ALEVİLERDE SECDE VAR MIDIR?”
Hak ve hakikate giden yolun kendini eğitmekten, nefsini ve düşünceni eğitmekten geçtiğinin altını çizen Dede Turan, inançtaki manevi hazzı alabilmek için önce maddi alemdeki şeylerden kurtulmanın gerekliliğine dikkat çekti. Cem ibadetlerinde secde etmenin geliştiğini ifade eden Dede Turan, “Pek çok cem ibadetinde secde yapıyoruz. Peki bizde var mı? Bizde niyaz var. İnsanın bağışla demesi için hata yapması gerekir. Peki Alevilikte insanın hata yapma lüksü var mıdır? Eline sahip olacaksın koymadığını almayacaksın. Diline sahip olacaksın kötü söz, yalan söylemeyeceksin. Beline sahip olacaksın o senin bedenindir. Eşine sahip çıkacaksın o senin yaşam arkadaşındır. İşin ekmek teknendir. Aşına sahip çıkacaksın, har vurup harman savurmayacaksın” dedi.
“HAKKA YÜRÜME ERKANI CENAZE NAMAZI GİBİ YÜRÜTÜLÜYOR”
“Aleviler olarak hiçbir zaman cennete gitmek, cehennem azabında yanmamak için ibadet etmiyoruz. Çünkü bizde cennet cehennem yok. Çünkü ölmek yok” diye ifade eden Dede Turan, yapılmaya çalışan hakka yürüme erkanlarına karşı çıkılmaya çalışıldığının altını çizdi. Cemevlerinin Alevilerin toplumsal özüne, yaşam biçimine eğitim vermesi ve hakka yürüme erkanı yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Dede Turan şunları vurguladı:
“Her şey bir vardan var oldu ve olmaya devam edecek. Zaman içinde bulunduğu ortama göre şekil değiştirir. Biz buna kalıp değiştirme diyoruz. Cemlerimizi bağışlama, affettirme ortamlarına dönüştürdüğümüz sürece o cemler gelene hiçbir şey vermez. Orada insanlara bir şeyler aktararak, gönlünü bilgi ile doyurarak, hoş ederek o meydanın muhabbetini yürütmektir. Ölmek yok olmak anlamına gelir. Hiçbir şey durduğu yerde yok olmaz. Biçimler alır ve yoldaki anlamı devre eylemektir. Bu tekrar dönüşümdür. 4 ana unsur vardır; toprak, hava, ateş ve su. Yani bunların don değiştirmiş haliyiz hepimiz. İleride hakka yürüdüğümüzde de o 4 ana unsura dağılacağız. Biz yeni adet getirmiyoruz. Biz de var olanın ortaya çıkmasına delil olmak istiyoruz. Hakka yürüme erkanı hala cenaze namazı olarak yerine getiriliyor. Bu yola uygun erkanımızın ve düsturumuzun olduğunu unutmuşuz. Şimdi ise yapılan hakka yürüme erkanlarına ‘böyle olmaz, cenaze namazı neden kılınmıyor’ diye karşı çıkılıyor. Biz kendimiz olmak zorundayız.”
“HAKKA YÜRÜME ERKANLARINI YOLA GÖRE UYGULAYALIM”
“Hakka yürüme erkanları yaparken, baskın inancın etkisi ile kendi inancımızı unuttuk ve çoğu yerde hakka yürüyen canlarımızı başka ibadethanelere götürdük” diyen Dede Turan, bu inancın günümüze gelene kadar zor süreçlerden geçtiğini söyledi. Hakka yürüme erkanlarının Aleviliğin yol ve gereklerini göre yürütülmesi çağrısında bulunan Dede Turan, “‘Cemevleri ibadethanemizdir’ diyoruz. Burada bütün güzellikleri paylaşıyoruz. İbadet yeri olarak kendimizi cemevlerine sıkıştırmayalım. Köylerimizde büyük evlerde, damlarda ışık sızmasın diye camlara minderlerin sıkıştırıldığı, korkulduğu cemlerden bahsediyoruz. Köşe başlarına, yol başlarına damlara gözcülerin dikildiği, genel asayişin sağlandığı cemlerden bahsediyoruz. Alevice hizmet, muhabbet eyledik. Hakka yürüme erkanları yaparken, baskın inancın etkisi ile kendi inancımızı unuttuk ve çoğu yerde hakka yürüyen canlarımızı başka ibadethanelere götürdük. Bir hareketlenmeden sonra artık canlarımızın hakka yürüme erkanlarını yolun gereğine göre uygulayalım. Arındırmayı zaten ölmeden önce dediğimiz ibadetlerimizde yapıyoruz. Yolumuza sahip çıkma ikrarı veriyorduk. Özümüzü dara çekip görgüden geçiyorduk. Görgüden önce yaptığımız bu hizmete ölmeden evveli ölme derdik” diye konuştu.
Dede Turan sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Baskın inançların bizim üzerimizdeki hegomanyasını atamadıkça öz olamayacağız. Haktan, hakikatten yana olan Aleviliğin onlar için zarar teşkil ettiğini biliyorlar. Alevilik insandan, emekten, mazlumdan ve halkların kardeşliğinden yana. Bunu görenler Aleviliği kendi içerisinde başka yere götürmeye çalışıyorlar. Ya siz Sünnileştirin, ya da biz Şiileştirelim söylemi var. Bu karşı karşıya kaldığımız büyük bir tehlike. Bunlara karşı ilimden gidilmeyen yolun karanlıktır.”
Panel sanatçı Gani Pekşen’in hak nefesleri okumasının ardından soru-cevap ile son buldu.
PİRHA- İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi, ‘Alevilikte Aşk ve İkrar’ paneli düzenledi. Yamanlar Cemevi konferans salonunda gerçekleşen ve Gazeteci-Yazar Hatice Çevik’in moderatörlüğünü yaptığı panele Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ve Sanatçı Gani Pekşen panelist olarak katıldı.
Panele, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı. Açılış konuşmasını yapan İzmir Alevi Kültür Derneği Yamanlar Cemevi Başkanı Mehmet Bozkurt, Alevi inancının iktidarlar tarafından yok sayıldığının altını çizerek, Alevi kurumlarının örgütlü güç haline gelmeden başarıya ulaşamayacağını vurguladı. Bozkurt’tan sonra Sinemilli Ocağı Piri Süleyman Deprem vererek çerağ uyandırdı.
“BİRLİKTE DİRİ OLURSAK BAŞARIRIZ, ÖZÜ BULURUZ”
Panelistlerden ilk olarak söz alan ve aynı zamanın panelin moderatörlüğünü yapan Gazeteci-Yazar Hatice Çevik, Alevi toplumunun birlikte ortak akıl ile hareket ederek ve özünü yakalaya bilerek yolunu sürdülebileceğini vurguladı. Çevik, sistemin tüm saldırılara ve asimilasyon politikalarına rağmen en tehlikeli asimilasyonun içeriden olduğunun altını çizerek, “Herkesin özümüze dönmesi gerektiğini, birlikte diri olup bunu çözebileceğimizi ve yolumuzu sürdürebileceğimizi çağrısında bulunduk. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. Bizim bütün ritüellerimiz sır içinde sır iken hakka yürüme erkanımız meydan ile ayan oluyor. Şimdiye kadar yapılan takiyeler takiye olmaktan çıkmış, yolumuzun bir parçasıymış gibi algılanıyor. Pirlerimiz bununla ilgili mücadele verdi ve hala vermekteler. Yolu sürdüren canlarımız tarafından kabul görmeye başladı. Asimilasyon öyle akşamdan sabaha olmadı. Yıllardır sistemin, Alevileri yok sayanların eliyle ve bin bir yöntemle ciddi anlamda bir asimilasyon politikaları izlendi. Bunların yanında kendi içimizden de asimilasyon başlamış oldu. Buda dışarıdan gelenden daha tehlikeli. Bilgilendirmek, bilince çıkarmak elbette ki önemli. Yolu yürürken ben Aleviyim yetmiyor. Bu yürümede belli kurallar dizisinde, belli anlayış ve felsefe doğrultusunda oluyor. Alevi anne, babadan doğmakla Alevi olunmuyor. Yol yürütülmüş, bedel ödenmiş. Bizler bu bedelin sayesinde hala var olabiliyoruz” diye konuştu.
“HAKKA YÜRÜME ERKANLARI ÖZE GÖRE YÜRÜTÜLMELİ”
Yolun büyük zorluklara günümüze ulaştığını söyleyen Sanatçı Gani Pekşen,bu dönem içinde sanatın ve müziğin çok iyi kullanıldığı ifade etti. Cemevlerinin Alevilerin toplumsal özüne, yaşam biçimine eğitim vermesi ve hakka yürüme erkanı yürütmesi gerektiğine dikkat çeken Pekşen şunları dile getirdi:
“Yol bize ulaştı. Yolu bize ulaştıran belkide adını bilmediğimiz nice pirler, aşıklar var ama hizmetleri bizim için çok büyük. Yol bize gelirken bin bir zorlukla geldi. Gelirken sanatı, müziği çok iyi ve üst derecede kullandılar. Biz bunu herhangi bir etkinlikte, konserde çalınan ezgi olarak görmedik. İnsanlar arındıktan sonra ruhsal terapi olarak ta hak aşıklarının hak kelamlarıyla taçlandırmaya çalıştı. Hak aşıklarının bu kelamlarını dinlerken müzikal anlamda beğenme değil de, o sözlerdeki anlamları yakalamaya çalışırsak yola biraz daha yaklaşmış oluruz. Bizlerin bu cemevlerinde bir araya gelmesi zorunlu. Ancak yapılması gereken tek şey var; yaşayan ölüleri diriltmek. Biz kendimizi o korkudan, baskıdan sakladık ve inancımızı gizli yaptık. Kendimize öz olan bir şey vardı ve onun açığa çıkmasını istemiyorduk. Gizli iken hepsinin içerisinde bir aşk vardı. Toplumsal olarak kendi kimliğimiz ile ilgili kavgalar verilirken bu insanları yalnız bırakamayız. Bu kurumlardan da şunu bekliyoruz; yolumuz, inancımız neyse onun sürmesidir. Eğer burada başka inançların erkanları yapılıyorsa burayı kurmanıza gerek yok. Sizin yaşam biçiminize uygun uygun olan eğitim, öğretim ve hakka yürüme erkanlarını burada uygulamamız lazım.”
“AŞK ALEVİLİKTE MEYDANA GİRMEK, İKRAR VEREBİLMEKTİR”
“Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir” diye belirten Sosyal Antropolog Hasan Harmancı, Alevilik de aşkın ikrar vererek toplumsal ilişkiler, yasalar ve doğaya karşı sorumluluk kazanması olduğunu vurguladı. Bireysel kararlılık yanında aynı zamanda da toplumsal kararlılığın geliştiğine dikkat çeken Harmancı şimdi ki modern insanın ise kendine farklı düzenler bularak toplumsal varlıktan koptuğunun altını çizdi. Harmancı sözlerine şöyle devam etti:
“Alevi geleneğinde bir meydana taşınacak iseniz eşikten geçersiniz. Siz adımınızı atar o eşik ile niyazlaşırsanız meydana doğru yolculuk yaparsınız.Kapı dediğimiz şey de Alevilikte boyun kırmayı gerektirir. Yani o dikliğinizi, her şeyinizi bedeniniz üzerinde bina ettikleriniz için birazcık eğilip kırılmanız gerekiyor. İşte o eşikten geçip de aşk meydanına doğru yolculuk ettiğinizde karşınıza çıkacak olan şey ikrardır. Aşk, Alevilikte meydana girebilmektir, o cesareti göstermektir. Cesaret körü körüne değildir. Cesaret için bir bilgiye ve bilgilendirene ihtiyaç var. Ona da rehber diyoruz. Nefesler bize büyük rehberdir. İkrar da işte bu kararlılığı gösterebilmektir. Aşk ise bu duyguya sahip olmaktır. Doğa dışında yasalar da olduğunu biliyoruz. Örneğin bir Müslüman be Hristiyan cennete gitmek için mücadele eder. Ama bunlara inanmayan biri bu dünyada daha uzun yaşamak için mücadele eder. Doğa yasasında belli minarelleri eksik alırsan ve bunun tamamlarsan sağlığınız uzar. ”
“Marifet dediğimiz şey ise çoğunlukla günümüz insanının fark etmeden ulaştığı süreçtir. Marifet, şimdi ki modern insanın eğitim sürecini iyi tamamlamasından, sosyal kimliği, adalet duygunun gelişmesi ve diğer topluluklara empati yapabilmesinden belli bir insan seviyesine gelmiş insan pozisyonudur. Yol bilgisini kurallaştırmadığı için, onu açıktan ikrarlaştırmadığı için doğal olarak dengesi bozulabiliyor. Alevilikte adalet duygusunu insana açıktan öğretmezler. Bunun için sizin yola inanmanız, aşk etmeniz lazım. Önemli olan kapıdan girdikten sonra sizin kendi gönül gözünüzün açıklığıyla ikrar alacak boyuta gelmenizdir. Buda, ‘gelenin canı, dönenin canı’ olarak ifade edilir. Günlük hayatınızda nasıl ki kararlı, düzenli bazı şeylerden sapmamanız gerekirse, yol bunun iki katını ister. Bireysel kararlılığın yanında bir de toplumsal kararlılık var. Eskiden köylerde olsa bazı şeyleri yapamazdınız. Ama şimdi toplumsal varlık açısından siz istediğiniz yere katılıp kendinize düzen bulabiliyorsunuz.”
“Eskiden insanlar hem gezerlerdi hem de okurlardı. Bu gezme ve okumaya bir olarak bakarlardı. Hallacı Mansur’u biliriz. Aşkın ilk şehidi yada kurbanıdır. Onun başından geçenlerin kolay olmadığını düşünüyoruz. Onun başından geçenleri sahiplenmek, onun düşün-düşün dünyasını amaçlamak, sahiplenmek ve toplumsal sınırı yakalayabilmek biraz olsun kendinizi yeni bir insana taşımak oluyor. ”
“EVİMİZ VE AŞIMIZDA AŞK KALMADI”
“İkrar, insanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır” diyen Kureyşan Ocağı Piri Hamza Takmaz ise, toplumsal ilişkilerin zamanla zayıfladığını hatırlattı. Bu ilişkilerin zayıflaması ile yola ikrarın da zayıfladığını hatırlatan Takmaz şunları vurguladı:
“Doğum ile ölüm arasında ta ki köylerimize kadar halk mahkemeleri vardı. O aşklar bitti. İkrar verilen kararlar demektir. İnsanın belli bir yaşama gelerek kendini bulmaya başlaması, düşünmesi, güç kazanması ve sonrasında kendisinin toplumsal kararlar almasıdır. Bizde ise yola verilen söz anlamına gelir. Evlerimizde aşk kalmadı. Yemeği pişirir iken kaç tane anamız şarkı, türkü veya deyiş okuyor. Yada kapıyı açarken birbirine ‘hoş geldin can’ deme lüksü kaç kişide kaldı. Doğum ve ölüm arası cemlidir. Bizler hep başkaları için yaşamaya başladık. Biz kendimiz olamadık. Alevilik, musahiplik ve kirvelik ikrarları dahi yürütülümez hale geliyor. Köylere pir geleceği zaman bir heyecan vardı. Küsler barışır, hazırlık yapılır ve bir eve mihman olunurdu. Herkes bir aşk tarifi yapar. Eğer yol aşkı olacaksa birbirinize kenetlenin, kavga etmeyin buda yeter. Cemler yapıyoruz ama aramızda küskünler var ve lokmalarımızı paylaşmıyoruz. Çocuklarını cemevine getirin. Özellikle dağı,taşı ziyaret olan Dersim’de devlet eliyle asimilasyon devam ediyor. Çocuklar namaza götürülüyor. Bu bir tehlikedir, görmek lazım. Kendi erkanlarımızı kendi özümüze göre yürütmemiz gerekiyor. Cemevlerinizi harekete geçirin. Dedeleri de sorgulayın. Biz ikrarlı bir toplumuz. Talibin olmadığı yerde pirin olması bir şey ifade etmez. Piri ve mürşidi de belli yere taşıyan talibidir.”
PİRHA – “Alevilikte müzik ve semahlarımız” adlı eğitim çalışması Aydın Şeyh Bedrettin Cemevi’nde başladı. Sanatçı Gani Pekşen ile Gazeteci Vedat Kara’nın yürüttüğü çalışmada erkanlar konusunda da eğitimler verilecek.
Aydın Şeyh Bedrettin Cemevi’nde “Alevilikte müzik ve semahlarımız” adlı eğitim çalışması başladı. Sanatçı Gani Pekşen ile Gazeteci Vedat Kara öncülüğünde yapılan çalışmanın ilk aşamasına ilgi yoğun oldu. “Müzik ve semah” başlıkları hakkında eğitim veren Pekşen ile Kara, ‘Cem, Musahiplik ve Hakka yürüme erkanları’ konusunda da bilgi paylaştı. Eğitimlerin tüm yaş gruplarına hitaben sürdürüleceği bilgisi de verildi.
PİRHA- Alevi kadın ve gençlik eğitim kampında düzenlenen “Dünden bugüne Alevilikte gulbang, duaz-ı imam, deyiş ve mersiye nasıl ayakta kaldı” başlıklı panelde, kopukluklar yaşanmış olsa da bu geleneklerin bir şekilde geleceğe taşındığı belirtildi.
Garip Dede Dergahı ile Alevi Kültür Dernekleri’nin birlikte organize ettiği Alevi kadın ve gençlik eğitim kampı sürüyor. Bugün “Dünden bugüne Alevilikte gulbang, duaz-ı imam, deyiş ve mersiye nasıl ayakta kaldı” başlıklı panel gerçekleşti. Panele Dertli Divane ile Gani Pekşen katıldı.
“MUHABBETLERİ BIRAKMAYALIM”
Dertli Divane, her zamandan daha çok bugün gönülleri birlemeye ihtiyaç olduğunu söyledi. Divane, “Cemde yapılan on iki hizmetleri yerine getirmekle cem yaptık diyemeyiz. Gönül bir değilse 12 bin hizmet yapsak da olmaz. Birçok değerlerimizden koptuk uzaklaştık. Ama bu gelenek bir şekilde geleceğe taşınacaktır. Yeter ki muhabbeti bırakmayalım. Herkes kendi alanındaki bilgisini geleceği ulaştırdıkça bu gelenekler yaşayacaktır” ifadelerini kullandı.
Duaz-ı imamı, deyiş ve mersiyelerden bahseden Pekşen, “Deyişler değişik isimlerde anıldığını aşıkların hak kelamıdır. Bektaşilerde nefestir. Mersiye denince Kerbela’da kaybettiğimiz canlar için ağıtlar akla geliyor. Bu yola kültüre gönül veren aşıklar çok zor şartlar altında susmadılar deyişleri nefesleri seslendirdiler ve bu eserler günümüze kadar geldi” dedi.
“KENDİ DİL VE KÜLTÜRÜNÜZE SAHİP ÇIKIN”
Gani Pekşen insanların belli kültür çerçevesinde yaşadıklarını o kültürleri belirleyenlerin de kendileri olduğunu söyledi. Şekillenmesinde ise inançların çok önemli bir yeri olduğunu ifade eden Pekşen, “İnançlarını yaşarlarken de kendi dilleri kullanarak yaşarlar. O dili iyi anlayıp kullanmak gerekiyor. Size ait bir dile sahip çıkarsanız kendi dil ve kültürünüze sahip çıkarsınız. Yoksa başkaları kendi yaşam biçimini size dikte etmeye çalışırlar” dedi.
“Bizim inancımızı belirlerken bir araya getiren önemli değerler var. Muhabbet üçleme ile başlar. Her evde telli kuran vardır. Onunla hak kelamları çalınıp söylenir. Barış ve adalet vardı eski kuşaklarda. O muhabbetler cemlerde, muhabbetlerde oluşur. O konuları bize aşılayan aşıklarımızdır. Ve bu aşıklar sözlü geleneği bugüne kadar hafızalarında diri tuttular. 30-40 yıllık tuttuğum kayıtlarda zakir, aşık, dede, kamber cem aşıklarının çalıp söyleme tarzlarında ezbere okuyorlar. O yüzden halk aşıkların eğitimleri usta çırak ilişkileri olur. Saraylarda, kervansaraylar icra edilir. Ve daha çok sevda konularını içerir. Cem aşıkları da halk aşıkları gibi usta çırak ilişkisinde yetişirler ama eğitim öğretimleri cemlerde muhabbetlerdedir. Bunların ürettikleri inancımızı ifade eden ayakta kalmasındaki en önemli etken düne kadar zakir cem aşığı dede idi. Eğer saz çalamıyorsa bile mutlaka cem aşığı bulunur ve birlikte o muhabbeti cemi kurarlar. Cem bizim için okuldur. Bu okulda gönül birliği olması çok önemlidir” dedi. Konuşmaların arasında üçleme yaptılar. (HABER MERKEZİ)
PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde devam eden program taslak çalıştayında Alevi-Bektaşi-Kızılbaş inancında ve öğretisinde müziğin yeri ve önemine değinildi.
Alevi Bektaşi Federasyonu öncülüğünde Edremit’te düzenlenen ‘Alevi çalıştayı taslak raporu’ toplantısı son gününde devam ediyor. Program taslak çalıştayının üçüncü gününde Nefes başlığı altında Alevi Bektaşi Kızılbaş inancında ve öğretisinde müziğin yeri ve önemi anlatıldı.
Erdal Erzincan, Gani Pekşen, Muharrem Temiz, Dertli Divane, Yusuf Benli, Eylem Ulusoy, Eylem Aybıyık’ın hazırladığı Aleviler ve Sanat’ın taslak raporu Gani Pekşen tarafından okundu.
Gani Pekşen sunumu öncesi curası ile deyiş söyledi.
“ALEVİ İNANCI CEM AŞIĞININ HAKK KELAMIYLA TAŞINDI”
Pekşen taslak rapora ilişkin sözlerine şöyle başladı:
“Dünya tarih sahnesinde pek çok kültür zamana yenik düşerken, bu tarihin bir parçası olan Alevi-Bektaşi-Kızılbaş kültürünün sürdürebilmesinde kuşkusuz Cem erkanı ve onun bir parçası olan eğitim ve sanatın payı son derece önemlidir. Bilim ve sanattaki yenilikler insanoğlunu bir çağdan bir başka çağa taşırken, Alevi-Bektaşi-Kızılbaş Öğretisi de “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” anlayışını kendisine rehber edinmiştir. Bu bağlamda, ‘Benim Kabem insandır’ diyen Alevi-Bektaşi-Kızılbaş öğretisi, varlığını inşa etme ve geleceğe taşıma sürecini eğitim ve sanat ile gerçekleştirmiştir. Kamil İnsan ve Kamil Toplum yaratmayı hedeflemiştir. Müzik ve inanç ilişkisi doğadan gücünü alan tüm inançlarda rastlanılan bir durumdur. Bu türden inançlarda ibadet için toplanan kişilerin ortak bir ruh haline girmeleri önemlidir. Alevi-Bektaşi-Kızılbaş İnancı günümüze genelde; cem aşığı diye nitelendirilen farklı bölgelerimizde de hakk aşığı, kamber, sazandar, zakir gibi adlarla da bilinen hizmet sahiplerinin söyledikleri Hakk kelamlarıyla taşınmıştır.”
“CEM AŞIKLARI İÇİN 2-3 GÜNLÜK EĞİTİM ÇALIŞMASI YAPILMALI”
Cem diye adlandırılan- bu erkanların oldukça önemli bir bölümünü müziğin oluşturduğunu söyleyen Pekşen şu önerilerde bulundu:
“Alevi-Bektaşi-Kızılbaş yolundaki bu önemli geleneğin doğru bir şekilde yaşatılması adına atılacak ilk adım, geleneği iyi algılamak olmalıdır. Bu algı, böyle bir sürecin hedefe giderken başvuracağı en önemli rehberi olmalıdır. Böyle bir yaklaşımla yapılacak ilk çalışma, sahaya inerek geleneği doğru yaşatan cem aşıklarını tanımak olmalıdır.
Herkes tarafından kabul görmüş, akademik yönü güçlü olan alevi müziği icracıları tarafından oluşturulacak bir çalışma grubunun denetiminde, farklı bölgelerdeki cem aşıkları belirlenen merkezlerde toplanıp, 2-3 günlük eğitim çalışması yapılmalıdır. Böyle bir çalışma, cem aşığı-zakirlerin daha donanımlı olmasını sağlayacaktır. Bu uygulama semah eğitimi için de uyarlanmalıdır.
Çalışma yapılacak alanlar bu geleneği iyi bilen, özellikle müzik ve edebiyat alanındaki yetkin akademisyenlerden oluşan bir ekip tarafından belirlenmelidir. Seçilmiş olan bu ekibe söz konusu yöre hakkında yetkin kişilerin danışmanlığı gerekmektedir. Danışmanlık yapacak kişiler yörenin sanatsal uygulamalarını ve yörenin inançsal etkinliklerini bilen kişilerden oluşmalıdır.
KAYITLARIN BİR ELDE TOPLANARAK ARŞİVLENMESİ
Böyle bir çalışma ile önemli bir materyal kayıt altına alınacaktır. Elde edilen veriler daha önce bu kapsamda yapılmış çalışmalarla mutlaka desteklenmelidir. Böylece günümüzde kaybolan bazı uygulamalar da koruma altına alınmış olacaktır. Amatör olarak yapılmış ev kayıtlarının, kasetlerin, makara bant kayıtları da bir elde toplanarak arşivlenmelidir.
Yapılan bu çalışmalar belli bir süzgeçten geçirilmeli. Daha sonra öne çıkmış olan uygulamalar stüdyo ortamına taşınarak profesyonel bir ses ve görüntü kaydı elde edilmelidir. Alanda ve stüdyo ortamında yapılan kayıtlar büyük bir özenle yörelere, türlere vb. konu başlıklarına göre tasnif edilmelidir. Arşivlenen kayıtlar üzerinde titiz bir masa başı çalışması yapılarak elde edilen sesli ve görüntülü belgeler yazıya aktarılmalıdır.
Oluşturulan bu arşiv cem aşıklığı geleneğinin öze uygun icra edilmediği merkezlerde yeni cem aşığının yetişmesine çok büyük katkı sağlayacaktır. Bu bilgiler ve belgeler aynı zamanda özenli bir tarama ile albüm, belgesel, kitap vb. çalışmalarla halka ulaştırılmalıdır.”
CEMEVLERİ BÜNYESİNDE EĞİTİM ÇALIŞMALARI
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş geleneği çerçevesinde muhabbet ortamlarının sağlanması gerektiğini söyleyen Pekşen, “Bu muhabbetler düzenli olarak yapılmalı, buradan alınan eğitim-öğretim ile inancın özüne uygun cemlerin alt yapısı oluşturulmalıdır. Bu muhabbetlerde semah dönecek veya dönmesi gereken kişiler de bu muhabbet ortamlarında eğitilmelidir. Ayrıca farklı yörelerimizde yaşatılan sürek zenginliğinin korunması ve yaşatılması adına eğitim çalışmalarının yapılması önemlidir. Yapılan bu çalışmalarda hem hizmet sahiplerinin hem de kurum yöneticilerinin yer alması, bu geleneğin gelecek kuşaklara aktarılmasını kolaylaştıracaktır. Dertli Divani tarafından başlatılan Mekteb-i İrfan Muhabbetlerinde olduğu gibi her bölgenin kendi yerel özelliklerine uygun muhabbetlerin genişletilerek yaygınlaştırılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
ETKİNLİKLERDE SANATÇILAR VE YOL ÖĞRETİSİ
Alevi-Bektaşi-Kızılbaş müzik belleğinin sağlıklı yaşaması ve gelecek kuşaklara aktarılması için yapılacak etkinliklerin önemine değinen Pekşen, yapılması planlanan bu ve benzeri etkinliklerin alevi geleneğini doğru icra eden sanatçılarla yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Bu etkinliklerin özellikle kültür merkezlerinde yapılmasının yolun doğru yansıtılması açısından önemli olduğunu vurgulayan Pekşen, “Çeşitli kaygılarla düzenlenen eğlence formatındaki yemekli ve içkili etkinliklerin; alevi yol öğretisine uygun bir biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Etkinliklerin yapıldığı mekanların insanlar üzerinde farklı izler bıraktığı bilimsel çalışmalarda kanıtlanmıştır” dedi.
HAKK’A YÜRÜME ERKANI
Hakka yürüme erkanlarında icra edilen müziğin cemlerdeki müzikal yapıdan daha dingin olmasına özen gösterilmesi gerektiğine dikkat çeken Pekşen, “Seçilen nefesin sözlerine vurgu yaparak ortamdakilerin huşu içinde dinlemeleri adına bağlamanın sadece dem amaçlı kullanılması gerekmektedir. Hakk’a yürüme erkanındaki icranın kısa ve öz olması önemlidir. Burada seslendirilecek nefes, devriye ya da düvaz olmalıdır. Erkan esnasında çalınan bağlama akustik olmalıdır. Kalabalık ortamlarda ise sesin herkes tarafından duyulması için mikrofon koymak yerine birden fazla cem aşığının birlikte icrası tercih edilmelidir. Erkanlarda icra edilen müzikler Alevi yol ve erkanına uygun, gösterişten uzak, öze hitap eden bir biçimde olmalıdır” ifadelerini kullandı.
“Telli Kuran’a niyaz edenlere bin selam olsun” diyerek konuşmasını deyişle sonlandırdı. (HABER MERKEZİ)
PİRHA – 14. Geleneksel Hubyar anma töreni ve etkinlikleri 22-23 Temmuz’da ‘Çok yaşamak elimizde değil fakat Hubyar’ı yaşatmak elimizde’ şiarıyla Tokat Almus’ta yapılacak.
Her yıl geleneksel olarak düzenlenen Hubyar anma töreni ve etkinlikleri bu yıl da 22 Temmuz’da Tokat Almus’da gerçekleşecek. Hubyar Köyü Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Derneği ve Hubyar Eğitim Vakfı’nın öncülüğünde ‘Çok yaşamak elimizde değil fakat Hubyar’ı yaşatmak elimizde’ şiarıyla gerçekleştirilecek etkinlikler 22 Temmuz’da Hubyar türbesi önünde anma ve cem töreninin yapılmasıyla başlayacak.
Etkinlik, 23 Temmuz’da semahların dönülmesi, lokmaların dağıtılması ve türkülerin, deyişlerin söylenmesiyle son bulacak. Etkinliklerde Tolga Sağ, Gani Pekşen, Kutsal Evcimen ve Sinan Güngör sahneye çıkacak.
PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Haberin Videosu
Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.
Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.
Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.
Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.
Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.
Değerli Canlar,
Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..
Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.
Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.
Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.
Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.
Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.
Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.
ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!
Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.
Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.
Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.
Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.
Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.
Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.
Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.
Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.
Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.
Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.
İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!
Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.
Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI
Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.
Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.
Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.
Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.
Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.
4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.
Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.
Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.
Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.
‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.
Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.
İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.
ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder. Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.
Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.
Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.
Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!
Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir. Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.
Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.
HIZIR
Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.
Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.
RIZALIK
Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır. Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.
Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.
ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.
Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.
Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.
Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.
Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.
Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.
Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.
Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.
Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.
Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.
ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!
Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.
Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.
KİRVELİK ERKÂNI
Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.
Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.
NİKÂH ERKANI
Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.
MUSAHİPLİK ERKÂNI
Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.
Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.
Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.
HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI
Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.
Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.
Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.
Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.
Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir. Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.
Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.
Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.
ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !
Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.
ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR
Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.
Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.
Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması, öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.
CEM ERKÂNI
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.
CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?
Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.
Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.
Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.
Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.
Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.
Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.
ÂŞIKLIK, ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.
Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.
Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.
Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.
ALEVİLİK VE GENÇLİK
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.
ALEVİLİK VE KADIN
Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır. Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır. Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek, Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.
Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.
ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER
Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.
Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.
Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.
Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.
Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.
Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.
Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.
Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.
DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ
Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.
Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.
Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.
Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.
Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.
Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları, aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.
BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!
Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.
Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.
Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.