Kandıra Cezaevi’nde katledilen Garibe Gezer’in soruşturma dosyasına savcılık tarafından “Kovuşturmaya yer yok” kararı verilmesine tepki gösteren Gezer’in avukatları, işkenceye dair görüntüleri paylaşacaklarını söyledi.
Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde maruz kaldığı sistematik işkence sonrası kendisine tecavüz edildiğini duyuran ve 9 Aralık 2021 tarihinde intihar ettiği iddia edilen Garibe Gezer’in ölümüne ilişkin 22 Kasım Salı günü, Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, “Garibe Gezer’in ölümünde herhangi bir kimsenin kast veya kusurunun bulunduğuna dair kamu davası açmaya yeter delil elde edilemediği” gerekçesiyle “kovuşturmaya yer yok” kararı verildi.
Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığının kararına karşı Gezer’in avukatları İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Jiyan Tosun, Jiyan Kaya ve Elif Taşdöğen ile çok sayıda insan hakları savunucusu, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı gerçekleştirdi.
Açıklamada ilk söz alan Keskin, Gezer’in cezaevinde gördüğü cinsel işkence nedeniyle suç duyurusunda bulunduklarını hatırlattı. Gezer’in tutukluluk süresi boyunca farklı cezaevlerinde de kendisine yapılan tüm baskılara karşı itiraz eden biri olduğunu hatırlatan Keskin, “Garibe kendisine dayatılanlara karşı hep itiraz eden bir kadındı” dedi.
Gezer’in cezaevinde maruz kaldığı hak ihlallerini içeren görüntüleri, ailesinin rahatsız olmamasından dolayı basına servis etmediklerini belirten Keskin, İran’da ahlak polisleri tarafından katledilen Jina Emini’yi de hatırlattı.
Görüntüleri servis edeceklerini belirten Keskin, görüntülerde Garibe Gezer’in işkenceye maruz kaldığının görülmesine karşın soruşturma savcısının görüntüleri dikkate almadığını ve Gezer’in ölümünde kimseyi sorumlu tutmadığını da aktardı.
Devletin Gezer’in ölümü karşısında sergilediği tavrı da eleştiren Keskin, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını ifade etti.
Avukat Jiyan Kaya ve Jiyan Tosun ise, sürecin takipçisi olacaklarını dile getirdi.
PİRHA-İHD’li Kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne ilişkin yaptığı açıklamada artan şiddet vakaları ve ekonomik krize vurgu yaparak, “Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı. Sokakta öldürülüyoruz, haneler şiddet ve yoksulluk dolu, dolaplar ise boş” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) bünyesinde faaliyet yürüten kadınlar, “Yoksulluğa, savaşa ve şiddetin her türüne karşı 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde mücadele için sokaklardayız!” başlıklı yazılı açıklama paylaştı.
“KADINLAR İÇİN GÜVENLİ BİR YER KALMADI”
Kadınların, hayatın her alanında şiddet altında olduğuna vurgu yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
Bir 8 Mart’ta daha Türkiye’nin kadınlara yönelik ihlaller listesini sıralamaya kalemimiz yetmiyor! Şiddeti, yoksulluğu, savaşı, ekonomik krizi en yoğun şekilde hayatlarımızda hissediyoruz. Çözüm üretmesi gerekenler failleşiyor, yasalar uygulanmıyor, kadın kazanımları yok ediliyor, yoksulluğun ve krizin ortasında savaşlar yükseliyor.
Sokaklar, kentler, haneler, hastaneler, kurumlar, işyerleri… Kadınlar için güvenli bir yer kalmadı. Sokakta öldürülüyoruz, haneler şiddet ve yoksulluk dolu, dolaplar ise boş.
Aysel Tuğluk gibi birçok kadın, sağlıkları cezaevine uygun olmadığı halde işkenceye maruz bırakılıyor. Hasta kadın tutsakların sağlıkları tekrar işkence unsuru olarak kullanılıyor. En temel insan hakları bile yok sayılıyor.
Garibe Gezer, cinsel şiddete ve işkenceye maruz kaldığı cezaevinde şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti.
Deniz Poyraz, göz göre göre katledildi.
Gülistan Doku 2 yıldır kayıp.
Şule Çet katledildikten sonra birçok kadın benzeri şekilde katledildi.
Cezasızlık olası failleri teşvik etmeye devam ediyor.
Kadın cinayetleri IŞİDleşirken, failler korunmaya devam ediyor.
Kamu görevlilerinin hedef gösterdiği LGBTİ+’lar nefret cinayetleriyle katlediliyor.
İşyerlerimiz ayrımcılık, mobbing dolu!
İktidar yıllarca süren mücadelelerle kazandığımız hakları, sözleşmeleri, nafaka hakkını sözde mağduriyetlerle yok etmeye çalışıyor. Ödemedikleri nafakaların ‘mağduriyetini’ çeken erkekler için nafaka hakkını tartışmaya açan iktidara kadınların eviçi emeğini ve hayatlarını koruma sorumluluğunu hatırlatıyoruz.
Biz kadınlar olarak, yoksulluğa, şiddete, savaşa karşı mücadeleye devam ediyoruz.
İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyi kabul etmiyoruz.
Ne Türkiye’de ne Suriye’de ne Ukrayna’da ne dünyanın başka bir yerinde savaşı da savaş politikalarının desteklenmesini de kabul etmiyoruz!
Ekonomik kriz yoksulluğu açlığa çevirirken, coğrafyamızda mülteci kadınlar ayrımcılığı, şiddeti, yoksulluğu yaşarken yanıbaşımızdaki savaş için kabul edeceğimiz tek söz BARIŞ’tır.”
PİRHA-Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG), “Hapishanede erkek devlet şiddetine karşı kadınlar birlikte güçlü!” diyerek 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesi İstanbul Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada kadın ve hasta tutukluların durumuna dikkat çekilerek, Aysel Tuğluk ve diğer hasta mahpusların serbest bırakılması istendi.
Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG) hapishanelerdeki hak ihlallerine ilişkin başlattığı kampanya kapsamında Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi önünde bir basın açıklaması yaptı. Polis, cezaevi önünde açıklama yapılmasına valilik kararını göstererek izin vermezken; kadınlar cezaevine yakın bir noktada açıklamalarını gerçekleştirdi. Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm‘ün de katıldığı açıklamayı Çağla Akdere okudu.
Açıklamada, tutuklu Aysel Tuğluk ve diğer hasta tutukluların derhal serbest bırakılması istendi.
“DAYANIŞMAYI BÜYÜTMEK İÇİN BURADAYIZ”
Açıklamanın tamamı şu şekilde:
“8 Mart’a giderken erkek-devlet şiddetine, yoksulluğa, savaşa, işsizliğe, hukuksuzluğa, cezasızlığa, ayrımcılığa, hapishanelerde artan şiddete, tutsak kadınlara ve LGBTİ+’lara hukuksuzca uygulanan işkenceye karşı; hayatlarımız, haklarımız ve özgürlüğümüz için isyandayız. 8 Mart’a giderken içerisi ve dışarısı arasındaki dayanışmayı büyütmek için Bakırköy Cezaevi önündeyiz. Cezasızlık ve kadın düşmanı politikalarla cesaretlenen erkekler, kadınları katlederken indirim dağıtan erkek adalet, hayatını savunan kadınlara ağır cezalar veriyor; mücadele eden kadınları ise 8 Mart’ta ritmik zıpladığı için, 25 Kasım’da erkek şiddetine dur dedikleri için yargılıyor!
“AYSEL TUĞLUK ŞAHSINDA HASTA TUTUKLULARI ÖZGÜR BIRAKIN”
Yetmiyor, hapishanelerde tutulan kadınlar bu kez de burada şiddete maruz kalıyor. Sağlık ve yaşam hakkı engellenen, tahliye edilmesi gerekirken cezaevinde tutulan onlarca ağır hasta tutsak, ATK’ nın tıp etiğine göre değil iktidarın talebine göre karar veriyor olması ile adeta ölümle cezalandırılmak isteniyor. Her yerde seslendiğimiz gibi bir kez daha Bakırköy Cezaevi önünden sesleniyoruz. “Hasta tutsak olan yol arkadaşımız Aysel Tuğluk şahsında hasta kadın ve LGBTİ+ tutsakları özgür bırakın”
Hapishanelerde, yoğun olarak ölümler, sevk ve sürgünler, infaz erteleme ve infaz yakma, işkence ve kötü muamele, tecrit ve izolâsyon, ailelerle görüş engelleri, haberleşme haklarının engellenmesi, çıplak arama, kelepçeli muayene, ayakta tekmil vererek sayım uygulamaları, disiplin soruşturmaları gibi çok sayıda hak ihlali yaşanmaktadır.
“GARİBE GEZER’İN ÖLÜMÜ AYDINLATILSIN”
Özellikle son süreçte başta Bakırköy Hapishanesi olmak üzere birçok kadın hapishanesinde disiplin soruşturmaları ve cezaları artmış durumda. Bakırköy Hapishanesi’nde açık görüşlerde tokalaşma ve sarılma gerekçe gösterilerek disiplin soruşturması açılıyor. Tecrit ve ceza politikası giderek artmış durumda dün sorun olmayan her şey bugün disiplin soruşturması hâline getiriliyor. Açıkça yaşanan bu hak ihlallerine, idarenin keyfi tutumlarına sessiz kalmıyoruz!
Kadınları ve LGBT+’ları her yerde nefessiz bırakmaya çalışan iktidar, koğuş içerisinde ve mahrem alanları görecek şekilde kameralar bulundurarak, özel yaşam ve mahremiyet hakkını da ihlal ediyor. Ama aynı kameralar Garibe Gezer’e yapılan cinsel işkenceyi görmüyor ve soruşturmayı açmaya delil üretmiyor. Tek başına bir hücreye konulan Garibe Gezer katledilirken, biz kadınlar Garibe Gezer’in ölümü aydınlatılsın diye sesimizi yükseltiyoruz.
“TÜM KADINLARIN 8 MART’INI KUTLUYORUZ”
Giderek derinleşen kadın yoksulluğu hapishanelerde daha da yoğun hissediliyor. Kantinlerde temel ihtiyaçların alınamayacak kadar zamlanması, hijyen ürünlerinin alınamaması zaten kötü olan koşulları daha da kötü hale getiriyor. Kadınlar yoksulluğu içerde ya da dışarda her yerde yaşamaya devam ediyor. Krizin bedelini bizler ödemeyeceğiz. Cezalar ve tutuklamalarla sinmeyecek, mücadele etmeye devam edeceğiz.
Bizler biliyoruz ki kadın dayanışmasının aşamayacağı duvarlar yoktur. Buradan içeride mücadele eden tüm kadınları sevgiyle selamlıyoruz, 8 Martlarını kutluyoruz, mücadele arkadaşlarımızın direnişi, direnişimizle buluşacaktır. Özgür eşit bir yaşamda mutlaka buluşacağız.”
PİRHA- Mersin Kadın Platformu, Aysel Tuğluk’un durumuna dikkat çekerek, “Yılmadan ve bıkmadan emeklerimize ve hayatlarımıza sahip çıkmaya, ölüm siyaseti karşısında yaşam siyasetini savunmaya inat ve kararlılıkla devam edeceğiz” dedi.
Mersin Kadın Platformu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nde basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) Eş Genel Başkanı Canan Yüce tarafından okundu.
Canan Yüce, gerek 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele gününü gerekse de 10 Aralık İnsan Hakları Haftası’nda kadına ve insan haklarına yönelik ciddi ve ağır ihlallerle bir kere daha yaşandığına dikkat çekti.
Erkeğe, devlete, bileşkesi olan ataerkiye ve yaratımları olan şiddete başkaldıran kadınların, cezalandırıldığını ve hafızasızlaştırılmanın, yok edilmenin, intihara sürüklenmenin, işkencenin, katledilmenin birer mağduru haline getirilerek yaşamdan koparılmaya devam edildiğini belirten Canan Yüce, “Kadına yönelik şiddet faillerinin tek başına erkek olmadığı, tüm bu şiddet biçimlerini besleyen, büyüten, sürdüren ve kollayan, böylelikle erkekle müşterek failliği paylaşan diğer bir unsurun da pratik ve politikalarıyla devlet olduğunun bilinciyle hareket ediyoruz” dedi.
“HER TÜRLÜ ŞİDDETTEN ANKARA EMNİYETİ SORUMLUDUR”
Son zamanlarda Ankara’da, mücadele yürüten kadınlara dönük yoğun polis tacizinin yaşandığını ifade eden Canan Yüce, şunları söyledi:
“Kadınların toplantı yaptıkları alanlara, buluşma yerlerine, düzenlenen atölyelere tehditkar şekilde gelen polisler kadınlar gidene kadar buralarda beklemekte, kadınların eve giderken yolları kesilmekte, iş yerlerinin önünde polisler nöbet tutmakta, yine mücadele ve dayanışma içerisinde olmak isteyen kadınların aileleri aranmakta ve bu şekilde kadınlar polis baskısıyla aile içine ve şiddet sarmalına çekilmeye çalışılmaya devam ediliyorlar. Dolayısıyla arkadaşlarımızın başına gelebilecek her türlü şiddet ya da sorundan Ankara Emniyetinin sorumlu olduğunu buradan da ilan ve ifşa ediyoruz.
Elbette ki kadına yönelik saldırılar salt evlerde, sokaklarda, meydanlarda değil, aynı zamanda özellikle örgütlü kadın mücadelesinin içinden gelen kadınları buralardan koparmaya, irade kırımına ve yalnızlaştırmaya yönelik olarak hapishanelerde de artarak devam ediyor.”
İnsan hakları haftasının ilk gününü insanlık dışı bir muamele sonucu hücrede tutulan ve tutulduğu hücrede ölü bulunan Garibe Gezer’in haberiyle karşıladıklarına işaret eden Canan Yüce, “Bu koşullarda her intiharın aslında bir cinayet olduğunun bilinciyle ve kadınlara dayatılan ya biat et ya öl anlayışının yarattığı öfkeyi içimizde taşıyarak, devlet eliyle korunmaya, aklanmaya ve cezasızlık politikasından yararlandırılmaya çalışılan uygulayıcıların hukuk önünde hesap verecekleri güne kadar olayın takipçisi olacağımızı belirtmek istiyoruz” diye konuştu.
“AYSEL TUĞLUK ÇEŞİTLİ SALDIRILARA MARUZ KALDI”
Aysel Tuğluk’un durumuna da dikkat çeken Canan Yüce, şunları dile getirdi:
“Sistemin faşizan, cinsiyetçi ve militarist yüzüyle karşı karşıya kalarak çeşitli saldırılara maruz kalmış, devletin özel Kürt politikası ve düşman hukuku örgütlü bilince sahip kadın kimliği karşısında daha da pervasızlaşmış, öyle ki; ağır ve kronik hastalığına ilişkin Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığında dokuz uzman doktor tarafından verilen cezaevinde kalamaz raporuna rağmen infaz erteleme talebi reddedilmiştir”
Öte yandan KHK zulmü ile işinden edilip güvencesiz bırakılan ve yine Mehmet Ronahi isimli erkeğin sistematik şiddetine maruz kaldığı iddia edilen Fatma Demirel’i intihara götüren süreçte de hem devlet hem erkek şiddetinin yol açtığı çıkmazın dehşet verici boyutlarını hep beraber görüyoruz.”
Kadınlar olarak yaşadıkları her türlü erkek devlet şiddetinin üstesinden dayanışma ve mücadele ruhuyla geleceklerinin altını çizen Canan Yüce, “Yılmadan ve bıkmadan emeklerimize ve hayatlarımıza sahip çıkmaya, ölüm siyaseti karşısında yaşam siyasetini savunmaya inat ve kararlılıkla devam edeceğiz” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-Dersim Kadın Platformu, hasta kadın tutsaklar, Garibe Gezer ve Diyarbakır’da intihar eden KHK’lı SES üyesi Fatma Demirel’le ilgili basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, “Hapishanelerde kadınlara yönelik hak ihlallerinin son zamanlarda pandemi bahane edilerek daha da arttı” denildi.
Dersim Kadın Platformu, Dersim Sanat Sokağı’nda hasta kadın tutsaklar, Garibe Gezer ve Diyarbakırda intihar eden KHK’lı SES üyesi Fatma Demirel’le ilgili basın açıklaması yaptı.
Dersim Kadın Platformu adına basın açıklamasını Yaprak Kurban okudu. Son yıllarda Türkiye’de kadınlara yönelik eşitsizlik ve ayrımcılığın giderek arttığını vurgulayan Kurban, “Bugün özelde kadın hakları genelde insan hakları alanında kazanılmış haklar birer birer gasp edilmektedir. Hapishanelerde kadınlara yönelik hak ihlallerinin son zamanlarda pandemi bahane edilerek daha da arttı. Zaten kısıtlı olan haklarına erişimin zorlaştı ve hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinden en fazla etkilenenler ise hasta tutsaklardır” dedi.
“TÜM HASTA TUTUKLULARIN TAHLİYE EDİLMELERİ GEREKİYOR”
Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’un hapishanede kaldığı her gün hastalığının ilerlediğini ve yaşadığı sağlık problemleri arttığını belirten Kurban “Aysel Tuğluk, bir an önce tahliye edilip dışarıda tedavisinin yapılması gerekiyor. Özelde Aysel Tuğluk, genelde tüm hasta tutukluların fikri, düşüncesi ne olursa olsun bir ayrımcılığa maruz bırakılmadan tahliye edilmeleri gerekmektedir. Garibe Gezer’in, Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’ndeyken işkence gördüğünü ve cinsel saldırıya maruz kaldı ve daha sonrasında ise intihar ettiği iddia edildi. Gezer’in avukatları Ekim ayında Kandıra Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş, süngerli oda olarak bilinen tek kişilik hücrede gardiyanların sistematik işkence ve cinsel tacizine, sonrasında ise revir doktorunun ayrımcılığına maruz kaldığını rapor etmişlerdi. Konu meclis gündemine taşınmış, ancak sorumlularla ilgili herhangi bir soruşturma açılmamıştı” diye konuştu.
PİRHA-İnsan Hakları Haftasına ilişkin konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut, “İnsanlar ne kadar gözaltına alınıp, tutuklansa da hak mücadelesinden vazgeçmiyorlar. Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerinde büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Aysel Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesine rağmen ısrarla tutuluyor” dedi.
Son 6 yılda 17 bin HDP’linin gözaltına alınması, 7 bin HDP’linin ise tutuklanmasını, İnsan Hakları Haftası, Aysel Tuğluk’un sağlık durumuna rağmen tutukluluğunun devamı, Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışı, asgari ücret tartışmaları ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılma davasını HDP İstanbul İl Eş Başkanı Elif Bulut ile konuştuk.
PİRHA: 10-17 Aralık İnsan Hakları Haftası’ndayız. Şırnak Milletvekili Hasan Özgüneş geçtiğimiz günlerde “Son 6 yılda 17 bin HDP’li gözaltına alındı. 7 bin HDP’li ise tutuklandı” şeklinde bir açıklama yaptı. Bu açıklamayı göz önüne alarak İnsan Hakları Haftası’na ilişkin neler söylersiniz? Türkiye’nin insan hakları karnesi nasıl?
ELİF BULUT: Türkiye’nin insan hakları karnesine önceden zayıf derdik ama şimdiki durumu ‘zayıf’ kelimesi bile ifade etmiyor. Zayıftan da beter. 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde cezaevinde intihar ettiği söylenen Garibe Gezer’in intihara sürüklendiği bir süreç yaşandı. Hem işkence hem cinsel saldırı sürecinde sesi topluma ulaşmasın diye de çok uğraşıldı. Sürekli hücre cezaları verildi. Onun hayatta kalmasını sağlayamadık maalesef. Cenazesine sahip çıkmamıza bile tahammül edemediler. Kitleden kaçırdılar.
Biz sözümüzü söylemeye devam ediyoruz. Bu yüzden son 6 yılda 17 bin HDP’li gözaltına alınıyor, 7 bin tutuklanıyor. İnsanlar ne kadar gözaltına alınıp, tutuklansa da hak mücadelesinden vazgeçmiyorlar. Başta hasta tutsaklar olmak üzere cezaevlerinde büyük hak ihlalleri yaşanıyor. Aysel Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verilmesine rağmen ısrarla tutuluyor. Dışarıda hak mücadelesini yürütenler de gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Fakat bu yapılanlar etkili olmuyor. Mücadele devam ediyor, etmek zorunda.
PİRHA: Özellikle ‘Çözüm Süreci’nin bitirilmesiyle birlikte gözaltı ve tutuklama operasyonları ile karşı karşıya kalan HDP’nin birçok siyasetçisi hala tutuklu bulunuyor. Aysel Tuğluk gibi sağlık durumu günden güne kötüleşen isimler var. Avukatlar son olarak Tuğluk için infaz erteleme talebinde bulundu. Bu sürece dair neler söylersiniz?
Aysel Tuğluk’un yaşadığı hafıza sorunu annesinin başına gelenlerle birlikte çok hızlı ilerlemiş. Çünkü unutulabilecek bir şey değil. Türkiye siyasi tarihinin korkunç lekelerinden birisidir. Bir insan hukuksuzca cezaevinde tutuluyor. Üzerine bir de annesinin cenazesine yaşatılanlar, hastalığının ilerlemesine yol açtı. Söylediğiniz gibi Kocaeli Adli Tıp “cezaevinde kalamaz” raporu verirken; İstanbul Adli Tıp aksi bir karar verdi. Kadınlar Tuğluk’u sahipleniyor. Mücadele sürüyor. Bu ülkeye adalet, eşitlik, barış gelsin diye konuşuyorsunuz ama size böyle bir durum reva görülüyor. Ayşe Gökkan’a 30 yıl, Leyla Güven’e 22 yıl hapis cezası verildi. Yetmedi Güven’e bir 5 yıl daha ceza verildi. Aysel Tuğluk’un tahliye edilmesi yönünde herkes çaba gösteriyor. Daha fazla da göstermeli.
PİRHA: Meclis’teki bütçe görüşmeleri sırasında söz alan Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü’nün mikrofonu Kürtçe konuşmaya başladığı sırada kesildi. Sürücü de “Neden 3-5 kelime Kürtçe konuşulmasına tahammül edemiyorsunuz” diyerek tepki gösterdi. Yine geçtiğimiz günlerde Mardin’de oynanması planlanan Kürtçe tiyatro oyunu “15 günlük eylem yasağı” gerekçesiyle yasaklandı. Yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?
Kürtlere olan tahammülsüzlük anadil mücadelesi veren bir yerde inanılmaz şekilde arttı. Bir tane Kürtçe kelime duymaya dahi tahammül edemiyorlar. Meclis’te bir milletvekili Kürtçe konuştuğu zaman onların karşısında durduğu her şey akıllarına geliyor. Ne diyor Kürtler? Barış istiyoruz. Bu çok temel bir hak. Bu ülkenin bir gerçekliği: Kürt sorunu çözülmeden, ne demokrasi ne de ekonomi sorunu çözülebilir. Meclis’e herkes seçilerek giriyor. HDP milletvekillerinin önemli bir kısmı Kürt halkının oylarıyla gidiyor. Ayşe Sürücü de Kürt ve anadili Kürtçe. Anadili mücadelesi veriyoruz. Anadilin anayasal bir hak olması gerekiyor.
Yakın zamanda da birisi Filiz Kerestecioğlu’na “Kürtlerin haklarını savunuyorsun ama bir tane Kürtçe kelime bilmezsin” şeklinde laf atmış. Kerestecioğlu da konuşmasının sonunda Kürtçe sertifikasını çıkararak, “Ben bu halkın dilini öğrenmeye çabalıyorum” diyerek, sözlerini Kürtçe bitiriyor. Birbirimizin diline, değerine, haklarına gösterilen saygının verdiği en güzel cevaptır. HDP de bunu sembolize eden bir parti olduğu için onların tahammül edemediği ne varsa HDP’de buluşuyor.
PİRHA: CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ çıkışı birçok kesim tarafından tartışıldı. Demirtaş da, bu çıkışı olumlu bulduğunu, desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Urfa ziyareti kapsamında da Şenyaşar ailesini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, “Gün gelecek bu devlet Emine Şenyaşar ile de helalleşecek. Önce katillerle hesaplaşacak, sonra da anneden helalliğini alacak” paylaşımı yaptı. CHP liderinin ‘helalleşme’ çıkışını siz nasıl görüyorsunuz?
Ülkedeki demokrasi sorununun çözülmesinin geçmişte yaşatılan tüm antidemokratik müdahaleler ve katliamlar ile yüzleşilmesiyle mümkün olduğunu söylüyoruz. 1915 Ermeni soykırımının ardından günümüze kadar sayısız katliam yaşandı. Yaşananlar ile yüzleşmeye çalışırsanız önümüzdeki dönem için aydınlığa ve demokratik ortama kavuşulabilir. Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ meselesi biraz buna evrilebileceği umudunu taşıdığı için kitle tarafından önemseniyor.
Şenyaşar ailesinin herkesin gözü önünde başına gelenler hala çözülmüyor. Taybet Ana 7 gün sokak ortasında yattı. Cizre’deki bodrumlarda insanlar yandı. Bunlarla yüzleşilmiyor. OHAL sürecinde binlerce insan işlerinden çıkarıldı. Geçmişte yaşananların faillerini ortaya çıkarıp, mağdurlarıyla adaletli şekilde yan yana geldiğinizde bir sonraki adımınızın ne kadar adil olacağını belirlemiş olursunuz. Bütün bunları yaptığınızda demokratik kurumun bu ülkede yerleşmesi zor bir şey olmayacaktır.
PİRHA: İnsanlar her yeni güne yeni zam haberleri ile uyanıyor. Bir yandan da asgari ücret belirleme toplantıları sürüyor. İşveren sendikası 3100 TL, TÜRK-İŞ ise 3900 TL teklif etti. İkisinin arasında yaklaşık 3500 TL gibi bir tutarda anlaşılması bekleniyor. Fakat AKP’lilerin bu konuda dikkat çeken “4 bin TL olacak, olmalı” şeklinde açıklamaları var. Akıllara doğal olarak Erdoğan’ın daha önce de yaptığı gibi “sorunu çözen kişi” imajıyla çıkarılması geliyor. Erdoğan’ın son hamlede “Asgari ücret 4 bin TL” olacak gibi bir çıkış yapması ihtimalini siz nasıl değerlendirirsiniz?
Erdoğan kaybettiği prestijini sağlamak için her türlü çalışmayı sürdürüyor. Dediğiniz gibi ihtimal var. Erdoğan aradan çıkıp “Ey halkım asgari ücret 4 bin lira” diyebilir. Fakat 4 bin TL açlık sınırının altında bir rakam. İnsanların derdine deva olacak bir tutar değil. HDP olarak biz asgari ücretin 6 bin TL olmasını talep ettik. Erdoğan ve çevresindekiler halkı değil işverenleri korumak üzerine bir çalışma yürütüyorlar.
Politik manevralarla insanları oyalıyorlar. Hızlı şekilde oy kaybediyor ve en ufak bir şeyden çıkar sağlamaya ihtiyacı var. Şu anki politikalarıyla ekonomiyi uzun süre düzeltilemeyecek bir noktaya getiriyor. Ülkenin kaynaklarını satmaya hazır bir lider olarak Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile kısa vadeli çıkış arayan bir yakınlaşmaya giriyor. Ekonomiyi, erken seçime gidebilecek bir noktaya getirmeye çalışıyor. Bu durumda kendi açısından erken seçime gitmesi mümkün değil.
PİRHA: Son olarak HDP’nin kapatılma davasına değinmek isteriz. İnsan Hakları Günü dolayısıyla açıklama yayımlayan İHD ve TİHV, HDP’nin kapatılma ihtimalini ‘kaygı verici’ bulduklarını belirttiler. Neler söylersiniz?
Partiyi kapattırmama yönünde çalışmamızı yürütüyoruz. Tabi ki bu kaygı verici bir durum. Ülkede demokratik mücadele veren Meclis’in üçüncü büyük partisinin kapatılma çabası tamamen siyasi bir davadır. Hukuki temelleri yok. Dava içeriği bomboş. Bu durum bizi çalışmalarımızı bir kenara bırakmaya itmeyecek. “HDP kapatıldı diye seçmenleri başka partiye gidecek, parti binaları kapatılacak” gibi bir endişe taşımıyoruz. Tam tersine böyle durumlarda parti daha çok kenetleniyor.
Kapatma davasının gündeme geldiği günden daha yüksek oy oranına çıkmış durumdayız. Bize doğru demokratik sahiplenmeyi daha da artırıyor. HDP, demokrasinin garantisi olan partilerden birisidir. Savunduğu değerler, gösterdiği mücadelelere bakıldığı zaman ülkenin demokratikleşmesi ve adil yönetilmesi için uğraştığını görürüz. HDP’nin kapatılması yalnız HDP’yi değil, tüm demokrasi güçlerini etkileyeceği için kaygı vericidir. Biz yolumuza devam edeceğiz.
PİRHA-Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kadın milletvekilleri Garibe Gezer’in ölümüne ilişkin Meclis’te açıklama yaptı. HDP Kadın Meclisi Sözcüsü Ayşe Acar Başaran, Gezer’in ölümünü “intihar” olarak kabul etmediklerini söyledi.
Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’nde hayatını kaybeden Garibe Gezer ile tutuklu bulunan Aysel Tuğluk’a dair Meclis’te açıklama yapan HDP milletvekilleri, hak ihlallerinin arttığını kaydetti. Türkiye’deki cezaevlerinin 1980’li yıllarda Diyarbakır Cezaevi’ni aratmayan uygulamalarla karşı karşıya olunduğunu belirten Başaran, “Her gün hak ihlallerinin artırıldığını, her gün cezaevlerinde tutsakların ve mahpusların insanlık onuruna aykırı bir biçimde kötü muamele ile yüz yüze kaldıklarını ifade ediyoruz. Bunu biz ifade ederken kulağını kapatan, görmezden gelen iktidarın politikaları sonucunda en son önceki akşam Garibe Gezer’in şüpheli ölümü oldu” dedi.
“SÜNGERLİ ODA UYGULAMASI DİYARBAKIR CEZAEVİ’NDE YAPILANLARIN BENZERİDİR”
Başaran, Gezer’in 15 Mart’a Kayseri Bünyan Cezaevi’nde tek kişilik hücreye alındığını hatırlatırken; “Bunun karşısında itiraz etti, akabinde hukuksuz bir biçimde Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. 22 günlük hücre cezasından sonra 3 kişilik koğuşa geçmek istedi. Ancak bütün başvurularına rağmen hiçbir talebi kabul edilmedi ve Garibe hukuksuz bir biçimde tek kişilik bir hücrede tutulmaya devam edildi. Buna itiraz ettiğinde süngerli odada tutuldu.
Süngerli oda 80’li yıllardaki Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamaların bir benzeri olarak bugün işletiliyor. Gezer’in avukatları ve ailesine aktardığına göre, 24 Mayıs günü erkek ve kadın gardiyanların işkencesine ve kötü muamelesine uğradı o gün cinsel saldırı ile yüz yüze kaldı. Garibe bunu kamuoyu ile paylaştı, bunun karşısında yine, tekrar ısrarlı bir biçimde tek kişilik hücrede kalmak istemediğini belirterek dilekçeler verdi, bu dilekçeler işleme alınmadı.
7 Haziran günü hücresini yakmak istedi, öncesinde intihar girişiminde bulundu ısrarla hücrede tutuldu. Vekillerimize yaşadığı işkence, cinsel saldırı ile ve kötü muamele ile ilgili mektup yazdı. Bunların bir kısmı vekillerimize ulaşmadı, bir kısmı vekillerimize ulaştı. Bununla ilgili Meclise onlarca soru önergesi verdik, defalarca gündeme getirdik” ifadelerini kullandı.
“GEZER’İN ÖLÜMÜNÜ İNTİHAR OLARAK KABUL ETMİYORUZ”
Gezer’in intihar ettiği yönündeki açıklamaları kabul etmediklerini söyleyen Başaran, şöyle konuştu:
“Garibe Gezer devletin, Adalet Bakanlığı’nın gözetimde olan cezaevinde kötü muamele ve cinsel saldırıya uğradı ve hala tek kişilik hücrede tutuluyor bu hukuksuzluğa son verilsin çağrısı yaptık. Meclis’te, sokakta, alanda Garibe’nin sesi olmaya çalıştık ama maalesef iktidar ve Adalet Bakanlığı her defasında olduğu gibi bütün çağrılarımızı yanıtsız bıraktı ve en nihayetinde önceki gece avukatlarının ve ailesinin açıkladığı biçimde Garibe şüpheli bir biçimde yaşamını yitirdi. ‘İntihar’ diye ailesine aktardılar, ama ailesi ve avukatları bunun intihar olduğuna inanmıyor. Biz de intihar olduğu konusunda ikna değiliz. Bu kadar sistematik bir biçimde işkence ve kötü muameleye uğrayan bir kadının ölümünü ‘intihar’ olarak kabul etmiyoruz.”
“GEZER’İN CENAZESİ 2 BUÇUK SAAT BEKLETİLDİ”
Başaran son olarak Gezer’in cenazesini almaya gidildiğinde yaşananlara değinerek, şunları söyledi:
“Garibe yaşamını yitirdi avukatlar cenazesini almak için morga gittiler; avukatlar darp edildi, polisler ‘cenazenizi de alın gidin ulan’ diye hakaret ettiler. Bu da yetmedi, cenaze Mardin’e getirildi. 2 buçuk saat bekletildi. Düşmanlık bitmiyor, yetmiyor, yaşamını yitirmesi bile birilerinin içini soğutmamış. 2 buçuk saat Garibe’nin cenazesi bu şekilde bekletildi. Mardin Büyükşehir Belediyesi cenaze aracı geldi ancak polisler aracı geri gönderdiler, aileye kendi imkanlarınızla cenazeyi alın dendi. Bu görüntü Türkiye’nin bütün utanç tablosu olarak bütün Türkiye’nin gündemine yansıdı.”
Garibe Gezer’in cenazesi polis ablukası altında, yüzlerce kişinin katılımıyla Dargeçit’te toprağa verildi.
Kocaeli Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan ve daha önce gardiyanlar tarafından tecavüze uğrayarak cinsel işkence gören Garibe Gezer, dün hücrede şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Yapılan işlemlerin ardından Garibe’nin cenazesi akşam saatlerinde Mardin’e getirildi. Daha sonra cenazeyi teslim alan aile ve kadınlar Dargeçit’e (Kerboran) doğru yola çıktı.
Onlarca araçla beraber Garibe’nin cenazesi Dargeçit’e götürülürken birçok yerde kurulan polis noktaları, araçları durdurarak Genel Bilgi Taraması (GBT) yaptı.
GBT ve polis kontrolünden sonra ilçeye ulaşan konvoyu yüzlerce kişi karşılarken, Garibe’nin cenazesi bir kez daha kadınların omzunda taşınarak Seyyid Hasan Cami’sinde dini vecibeleri yerine getirildi
Ardından caminin merdivenlerine çıkan Garibe’nin annesi Halime Gezer, “Yeter kimse ağlamasın. Ben kızımla gurur duyuyorum. Onun ardından ağlamayın zılgıt çekin” dedi.
Seyyid Hasan Mezarlığı’na sloganlar ile getirilen cenazeyi defnetmek isteyen kitleye polis müdahale ederek, mezarlığa sınırlı sayıda kişi aldı.
Garibe’nin cenazesi mezarlıkta polis ablukası altında defnedildi.
Garibe Gezer’in cenazesi Mardin’e getirildi. Belediyeye ait cenaze aracı polisin müdahalesi ile geri giderken, tutulan özel araçla cenaze Dargeçit’e doğru yola çıktı.
Sistematik işkence gördüğü ve tecavüze uğradığı Kandıra 1 Nolu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’in cenazesi Mardin’e getirildi. Mardin’e gelen cenazenin kayyım yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi’ne ait cenaze arabası ile götürülmesi beklenirken, havaalanına gelen araç polisler tarafından durduruldu. Cenaze aracını durduran polisler, şoför ile bir süre konuştuktan sonra araç geri döndü. Ailenin yaptığı görüşmeye rağmen cenaze aracı verilmedi. Polisler aileye, “Kendi imkanlarınız ile götürün” demekle yetindi.
Bunun üzerine özel olarak cenaze aracı ayarlandı. İstanbul’dan uçakla Mardin Havalimanı’na getirilen cenaze burada Gezer’in ailesi, yakınları ve DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, HDP Milletvekili Dersim Dağ ile HDP’li yöneticiler tarafından zılgıtlarla karşılandı.
Kargo bölümünden alınan Gezer’in cenazesi akşam geç saatlere doğru cenazenin Dargeçit merkezde defnedilmesi bekleniyor.
PİRHA- Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tutuklu olan Garibe Gezer dün yaşamını yitirdiği açıklandı. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia ettti. Ancak İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri ve HDP Milletvekili Musa Piroğlu, Gezer’in ölümünün şüpheli olduğunu belirterek, bunun bir cinayet olduğunu kaydettiler.
Kandıra 1 No’ lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalan ve cinsel saldırıya uğradığını açıklayan tutuklu Garibe Gezer’in dün cansız bedeni bulundu. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia etti.
Gezer’in şüpheli ölümüne ilişkin Can TV mikrofonuna konuşan konuşan İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, cezaevinde şüpheli şekilde hayatını kaybeden Gezer’in yaşadığı haksızlar karşısında disiplin cezası aldığını, durumun her geçen gün kötüleştiğini belirtti.
YOLERİ: ŞÜPHELİ BİR ÖLÜM
Yoleri şunları kaydetti:
“Garibe Gezer, İnsan Hakları Derneği’nin başvurucusuydu. Uğradığı haksızlıklara karşı bir mücadele yürütüyordu. İnsan hakları derneğinden de yardım istemişti. Avukatlar aracılığıyla yaşadığı sorunlara bir yandan çözüm bulunmaya çalışılıyordu. Yaşadığı haksızlıkları duyurmaya çalışması ona yeni disiplin cezaları olarak döndü. Garibe’ye birbirini takip eden hücre cezaları verildi. Bu cezaların uygulanması sürecinde de yalnız kalmaktan ve tecritin ağır etkilerinden kaynaklı durumunda gittikçe bir bozulma gerçekleşti. Dün akşam geç saatlerde ailesine gelen bir haberle intihar etmeye kalkıştığı ve hastaneye kaldırıldığı bildirildi, sonra da vefatı öğrenildi. Avukatları hemen hareket etti. Gerçek durumu öğrenmeye çalışıldı. Fakat avukatlarının gelmesi beklenmeden otopsi işlemi gerçekleştirildi. Ön otopsi için avukatlara gözlem şansı verilmedi. Oldukça can yakıcı acı bir olay. Aynı şekilde binlerce mahpus var. Biz bu tür vakaların artacağından büyük endişe duyuyoruz. Şüpheli bir ölüm olayı bu. İntihara sürükleme, uygulanan şiddetin daha şüpheli şekilde ortaya çıkması söz konusu olabilir. Net bir şey söyleyemiyoruz. ”
PİROĞLU: GARİBE GEZER’İN ÖLÜMÜ CİNAYETTİR, HESABINI VERECEKLER
Halkların Demokratik Partisi İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise Garibe Gezer’in intihar ettiği iddiasına tepki göstererek, cinayet işlendiğini söyledi. Piroğlu şöyle devam etti:
“Garibe Gezer’in ölümü cinayettir. Hücrede bir sürü şikayetinin ve psikolojik rahatsızlığının olduğu bilinmesine rağmen intihar etti deniliyorsa; buna kimse inanmaz. Bizim geçmişimiz onlarca insanımızın yıllar boyunca işkencede katledilip; intihar etti laflarıyla doludur. Bunların hepsinin dokümanları ortaya çıkarıldı; sorumluları da bulundu. Bugün bu işkenceyi yapanlar, hapishanelerde tutsaklara eziyet edenler cezasızlık korunmasına sığınarak bunu yapıyorlar. Onlara bu korumayı sağlayan iktidardır; bu iktidarın yöneticileridir. Yaşanan bütün hukuksuzlukların ve saldırıların sorumlusu ana tepedeki kişidir. Garibe Gezer’in cinayetinin sorumluları da Kandıra Cezaevi yönetimidir; Adalet Bakanlığı’dır ve bu işkenceyi yapanlardır. Halkımız bu işin peşinde olacak. Bu kişiler bunların hesabını verecekler.”
PİRHA- HDP İzmir Kadın Meclisi’nin Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve sağlık sorunları yaşayan Aysel Tuğluk’a ilişkin yaptığı açıklamada ATK’nin tutumunun siyasi olduğu vurgulanarak, “Aysel Tuğluk yalnız değildir. Onun arkasında güçlü bir kadın örgütlülüğü vardır. Kadın dayanışmamız ve birlikteliğimizle yaşatma siyasetini savunmaya devam edeceğiz” denildi.
Hakların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Kadın Meclisi, Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve sağlık sorunları yaşayan Aysel Tuğluk’a ilişkin Alsancak’ta bulunana Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, “Aysel Tuğluk İçin Adalet, Tüm Hasta Tutsaklar İçin Adalet” pankartı açılırken, kadınlar adına açıklamayı HDP İzmir Kadın Meclisi’nden Ayşe Özdamar okudu.
Aysel Tuğluk’un bulunduğu Kandıra F Tipi Cezaevi’nde hafıza kaybı yaşadığının avukatları tarafından açıklandığını hatırlatan Özdamar, “Tuğluk’un ağır sağlık sorunları yaşadığı aylardır kamuoyuna yansımasına rağmen; iktidar yetkilileri kulağını kapatıyor. Ancak, uzman raporlarına göre bu hastalık Tuğluk’un cezaevinde kalmasına engeldir. Tuğluk’un hafıza kaybı yaşamasına sebep olan devletin inkar, imha, asimilasyon ile Kürt düşmanlığı politikalarıdır. Neden mi bunu söylüyoruz? Çünkü, Tuğluk cezaevinde birinci yılı dolmadan annesi Hatun Tuğluk’un ölüm haberini aldı. Ve izinli olarak cenazeye katılmak üzere çıkarıldı. Cenazeye katılanlar, mezarlığa girdikleri andan itibaren ırkçı, sözlü saldırılara ve tacize maruz kaldı, akabinde de hepsine yönelik taşlı saldırılar başladı. Aysel Tuğluk bütün bunları, gördü, duydu, yaşadı ve tanıklık etti. Bu ırkçı saldırılar, Tuğluk üzerinde kalıcı etkiler bıraktı” dedi.
“ADLİ TIP KURUMU’NUN TUTUMU SİYASİDİR”
Aysel Tuğluk’un hastalığının ilerlemesine rağmen, Adli Tıp Kurumu’nun “Hayatını yalnız idame ettirebilir” dediğini hatırlayan Özdamar, “Önceki süreçlerde de bildiğimiz üzere ATK’nin bu tutumu siyasidir! Öyle ki hasta tutsakların cezaevlerinde tabutları çıkıyor ya da serbest bırakıldıktan birkaç gün sonra yaşamlarını yitiriyor. Tuğluk’un hastalığının birincil sorumlusu tekçilik rejimiyle saltanatını sürdüren iktidardır. Savaş ve ölüm siyaseti yürüterek, cinsiyetçi, kutuplaştırıcı, ayrımcı, militarist politikalarıyla ayakta durmaya çalışan iktidar; hapsederek, rehin tutarak mücadele etmelerini engelleyemediği kadınlara “yaşatmamayı”, “hafızasızlaşmayı” dayatmaktadır. Ancak, kadınların hafızası gayet net! Bizim hafızamızda katliamlar, siyasi soykırım operasyonları, kadın mücadelesine yönelik saldırılar, Kürtlere, Alevilere yönelik ırkçı saldırılar hala taptaze!” diye konuştu.
“GARİBE GEZER, AYSEL TUĞLUK DEMEK YAŞAM SİYASETİNİ SAVUNMAKTIR”
Özdamar, Kandıra Cezaevi’nde kaldığı dönemde gardiyanların cinsel saldırısına uğrayan Garibe Gezer’in şüpheli şekilde yaşamını yitirmesine de değinerek, “Aysel Tuğluk ve Garibe Gezer de bu onurlu mücadeleyi sürdüren bir yoldaşlarımızdır. Bugün, “Aysel Tuğluk için adalet” demek Garibe Gezer için adalet demek kadın özgürlük mücadelesini savunmaktır, “Aysel Tuğluk için adalet” demek, demokratik siyaseti savunmaktır, “Garibe Gezer için adalet” demek, iktidarın ölüm siyasetini reddetmek, yaşam siyasetini savunmaktır” ifadelerini kullandı.
“AYSEL TUĞLUK DERHAL BIRAKILMALI”
“Hafızamızda aynı zamanda direniş, kararlılık, sindirilemeyen, biat ettirilemeyen mücadele var” diyen Özdamar, kadın mücadelesinin hafızasızlaştırılamayacak kadar onurlu bir mücadele olduğunu vurguladı.
Aysel Tuğluk’un da bu onurlu mücadeleyi sürdüren bir yoldaşları olduğunu söyleyen Özdamar, “Aysel Tuğluk derhal serbest bırakılmalı, aksi halde yaşanacak herhangi olumsuz bir durumda sorumlusu başta Adalet Bakanlığı olmak üzere siyasi iktidar sorumludur. Buradan sesleniyoruz; Aysel Tuğluk yalnız değildir. Onun arkasında güçlü bir kadın örgütlülüğü vardır. Kadın dayanışmamız ve birlikteliğimizle yaşatma siyasetini savunmaya devam edeceğiz. Başta hasta tutsaklar olmak üzere, siyasi rehine olarak tutulan kadınları, zindanlardan mücadelemiz ve direnişimizle çıkartacağız”
Açıklama, ‘Jin, Jiyan, Azadi’, ‘Aysel Tuğluk Onurumuzdur’, ‘Garibe Gezer Onurumuzdur’, ‘İnsan Haklarıyla İnsandır’ sloganları ve zılgıtlar ile son buldu.
PİRHA- Kandıra Cezaevi’nde şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Garibe Gezer’in ön otopsi raporunda, ölüm nedeninin tespit edilemediği yazıldı. Cezaevine görüşmeye giden avukatlara ise cezaevi idaresi tarafından izin verilmedi.
Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve sistematik işkence gören Garibe Gezer, bulunduğu hücrede şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulundu. Dün öğlen saatlerinde intihar ettiği iddia edilen Gezer’in durumunu, cezaevi yönetimi ailesini arayarak bildirdi.
Bunun üzerine avukatlığını üstlenen Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatları cezaevine gitmek üzere yola çıktı. Kocaeli Adli Tıp Kurumu’na kaldırılan Gezer’in otopsisi avukatlar beklenmeden yapıldı. Avukatların verdiği bilgiye göre, Gezer’in ön otopsi raporunda ölüm nedenine ilişkin bilgiye yer verilmedi. Raporda, ölüm nedeni tespit edilemedi” yazıldığı belirtildi.
Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan diğer müvekkilleriyle görüşmek isteyen avukatlara cezaevi idaresi tarafından izin verilmedi. Yaşanan durumun tutanağını tutan avukatlar, yetkililer hakkında suç duyurunda bulunacaklarını açıkladı.
Öte yandan Gezer’in cenazesi sabah 08.00’da bulunduğu hastaneden alınarak saat 15.30’da memleketi Mardin’e gönderilecek.
PİRHA- Kandıra 1 No’lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde kalan Garibe Gezer adlı tutuklu yaşamını yitirdi. Aileye haber veren cezaevi yönetimi Gezer’in intihar ettiğini iddia etti.
Avukat Eren Keskin, twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Biraz önce Kandıra cezaevinde müvekkilimiz Garibe Gezer’in intihar ettiği bilgisini aldık. Kendisi işkence mağduruydu. Hücre cezası vardı. Cezaevi müdürü ablasını aradı maalesef Garibe’mizi kaybettik. Av Jiyan Tosun ve Av Jiyan Kaya yanına gidiyorlar” ifadelerini kullandı.
Gezer’in şüpheli ölümüne ilişkin Mezopotamya Ajansı’na konuşan Garibe Gezer’in ablası Asya Gezer, kardeşi ile en son 16 Kasım’da konuştuğunu ve durumunun iyi moralinin yerinde olduğunu söyledi.
Cezaevinden kendini 2’nci müdür olarak tanıtan bir kişinin kendisini aradığı bilgisini paylaşan Gezer, “Bu kişi kardeşimin intihar ettiğini söyledi. Ben de buna inanmadığımı söyleyip tepki gösterdim. Haklarında şikayetçi olacağımı söylediğimde ‘buraya geldiğinizde ayrıntılı konuşuruz’ dedi. Ayrıca cenazenin adli tıp kurumuna kaldırıldığını söyledi. Ben de şu an Mardin’den Kandıra’ya gidiyorum. Kardeşimin intihar ettiğine inanmıyorum. Kesinlikle onlar bir şey yaptı” diye konuştu.
Kandıra Cezaevi’nde intihar ettiği ileri sürülen tutuklu Garibe Gezer’in ölümüne dair konuşan HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, “Tecavüz, işkence ve tacize dair başvurulara ilişkin işlem yapmayanların ölümü altında imzaları var” dedi.
Gezer, tek kişilik hücrede tutulduğunu, sistematik olarak işkenceye maruz kaldığını ve son olarak kadın gardiyanların tecavüzüne uğradığını gönderdiği mektuplar ve avukatları aracılığıyla dile getirmişti.