PİRHA- BirGün gazetesinin 20 yıllık bağımsız gazetecilik serüveninin hikayesini anlatan ‘Bir Düş’ belgeseli Mersin’de gösterildi.
Mersin Yenişehir Belediyesi Akademi Salonunda düzenlenen belgesel gösterimine SOL Parti il yöneticileri, DEM Parti il yöneticileri, Akdeniz Belediye Eş Başkanı Hoşyar Sarıyıldız ile belediye meclis üyeleri Kadın Gazeteciler Derneği, Tabip Odası, 68’liler Derneği, Veli-der yöneticileri ve çok sayıda BirGün okuru katıldı.
“HEPİMİZİN ORTAK HİKAYESİ”
Belgesel gösteriminden önce konuşan BirGün Yayın Koordinatörü Yaşar Aydın, “Bütün toplumsal muhalefet olarak AKP’nin 22 yıllık iktidarına karşı mücadele veren bir toplumuz. Biz de bu süreçte hangi badireleri atlattık onları anlatmaya çalıştık. Bu sadece BirGün’ün değil hepimizin ortak hikayesi. Sadece BirGün’ü anlattık belki ama Cumhuriyet, Yeni Yaşam, Evrensel ve daha niceleri memleketin hakikatini anlatmaya çalışıyor. Umarım önümüzdeki süreçte daha eşit, daha özgür, daha adil bir Türkiye’de kazanımlarımızın olduğu günleri yaşarız ve bizler de artık güzel ve keyifli haberler yazarız” diye konuştu.
Konuşmanın ardından belgesel izlendi. Belgeselden sonra da Yaşar Aydın ile söyleşi yapıldı.
PİRHA- Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının 30’uncu yıl dönümünde düzenlenen anmada yapılan konuşmalarda “Bu saldırılar bizi yürüyüşümüzden alıkoymayacak. Biz yok edilemediğimiz gibi, yolumuza devam ediyoruz, hem de daha da büyüyerek” dedi.
Özgür Ülke gazetesinin bombalanmasının üzerinden 30 yıl geçti. 30’uncu yıl dönümünde saldırının yapıldığı Özgür Ülke gazetesinin Kadırga’daki bürosu önünde anma yapıldı.
Saldırıda hayatını kaybeden Ersin Yıldız’ın fotoğrafı ve karanfillerin taşındığı anmada, sık sık “Özgür basın susturulamaz”, “Biji berxwedana Rojava”, “Özgür basın özgür ülke” sloganları atıldı. Anmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri Çiçek Otlu ve Cengiz Çiçek’in yanı sıra çok sayıda gazeteci katıldı.
“YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ”
Anmada açıklama yapan gazeteci Saliha Aras, saldırıda Ersin Yıldız’ın hayatını kaybettiğini 23 gazeteci ve çalışanının yaralandığını hatırlatarak, “Özgür Ülke’nin kimler tarafından bombalandığı ilk günlerde biliniyordu ama bombalamadan 15 gün sonra ortaya çıkan ‘Gizli’ ibareli ‘Bu gazeteyi bertaraf edin’ belgesi, artık her şeyi anlatmaya yetiyordu. Yaşanan olayın en dikkat çekici boyutu ise bombalamanın faillerini devletin ilgili güvenlik güçleri değil, bombalanan gazetenin kendisinin ortaya çıkarmış olmasıydı. ‘Bertaraf edin’ talimatının yer aldığı belgenin altında dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in imzası vardı” dedi.
Gazeteci Saliha Aras, çeşitli şekillerde devam eden baskılara rağmen Özgür Ülke geleneğinin sürdüğünün altını çiçerek, “Devlet aklı, yayınlarımıza başladığımız ilk günden bu yana bizi yok etmeye çalışıyor. Biz yok edilemediğimiz gibi, yolumuza devam ediyoruz, hem de daha da büyüyerek. Bugünlerde de devrimci, demokrat medyaya büyük baskılar söz konusu. Yine başta devrimci, demokrat kamuoyu başta olmak üzere, tüm dostlarımızla birlikte yolumuza devam etmekte kararlıyız” diye belirtti.
“MÜCADELEMİZDEN BİR ADIM GERİ ATMAYACAĞIZ”
Açıklamada konuşan DEM Parti İstanbul Milletvekili Çiçek Otlu ise, 30 yıl önce yaşanan katliamın ülkenin gerçekliğini ortaya koyduğunu ifade ederken, DEM Parti Milletvekili Cengiz Çiçek de, “Her türlü bombalamalara, katliamlara rağmen özgürlük mücadelemizden bir adım geri atmayacağız. Buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Özgür bir toplum, özgür bir ülke mücadelesini zafere ulaştıracağız. Kayyım işgaliyle, İmralı mutlak tecridiyle, çete saldırılarıyla karşı karşıyayız; her biri Kürt halkının statü sahibi olmasını engellemektir. Bu saldırılar bizi yürüyüşümüzden alıkoymayacak. Yeni Yaşam bütün halkların yaşamıdır. Özgür Ülke’den bugüne kadar ne kadar büyüdüğümüzün göstergesidir. Yeni yaşam yolunda mücadelemizin sürdüreceğimizin sözünü şehitlerimiz huzurunda bir daha veriyoruz” şeklinde konuştu.
PİRHA-Yeni Yaşam Gazetesi Dersim dağıtımcısı Azime Bozkurt’a, ‘Örgüte yardım ve yataklık’ iddiasıyla yargılandığı davada 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
Yeni Yaşam Gazetesi Dersim dağıtımcısı Azime Bozkurt, Tunceli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ‘Örgüte yardım ve yataklık’ iddiasıyla yargılandığı davada 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
Bozkurt’un avukatı Doğukan Kudat, Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi Başkanlığı’na istinaf başvurusunda bulundu.
“BU HAKSIZLIĞI AİHM’E KADAR TAŞIYACAĞIZ”
Suçlama konusu yapılan Yeni Yaşam gazetesinin yasal bir gazete olduğunu belirten Avukat Doğukan Kudat, “Yeni Yaşam gazetesi Turkuaz Dağıtım A.Ş. tarafından basım ve dağıtımı yapılmaktadır. Gerekli izinler alınarak gazetenin dağıtımı yapılmakta olup, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gazetenin dağıtımı yönünde izin verildiği gibi bahsi geçen yayın Suje yayın olarak nitelendirilmektedir. Gazetenin Tunceli iline gelmesi zaten maliyetli olup, gazete 10 TL’ye satılmakta, zaten bunun büyük kısmı matbaada hamur ücretinde ve gazetenin geliş ücretinde kullanılmaktadır. Bu şekilde gazeteden elde edilen gelir yaklaşık 200-300 TL civarı olup, bu şekilde bu para ile herhangi bir örgüte yardımda bulunması kendisinden beklenemez. Mahkeme kararı bu nedenle hukuka aykırıdır. Bu haksızlığı AİHM’e kadar taşıyacağız. Yapılan yargılama hukuksuz yapıldı, bu ceza ile insanların bilgi alma özgürlüğü engelleniyor” diye konuştu.
PİRHA- Gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına tepki gösteren basın meslek örgütleri, “Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır. Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” dedi.
T24 yazarı gazeteci Tolga Şardan’ın tutuklanmasına karşı Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK Basın-İş, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği ve Türkiye Gazeteciler Sendikası ortak açıklama yayımladı.
Tolga Şardan’ın derhal serbest bırakılması çağrısında bulunulan açıklamada, “Bu gözdağını hiçbirimiz kabul etmiyoruz. Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz” denildi.
Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sansür yasası uygulamalarıyla ülkemizde basın susturulmaya, korkutulmaya, hizaya getirilmeye çalışılmaktadır. Biz gazeteciyiz, gazeteciliğin suç olmadığını haykırmaya, baskı ve tehditlere rağmen yolsuzlukları dile getirmeye, bütün istibdat baskılarına rağmen gazetecilik yapmaya, halkın haber alma hakkı için çalışmaya devam edeceğiz.
Meslektaşımız Tolga Şardan, 31 Ekim’de T24 internet sitesinde yayınlanan “MİT’in Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu yargı raporunda neler var?” başlıklı yazısı nedeniyle başlatılan soruşturmada “Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddia ve suçlamasıyla 1 Kasım akşamı tutuklanmıştır. Şardan söz konusu yazısında yargıda son günlerde ortaya saçılan usulsüzlük iddiaları üzerine devletin ilgili kurumlarının da inceleme yürüttüğü bilgisini paylaşmıştır. Ancak bu yazı bazı yetkililer tarafından tepkiyle karşılanmış ve sonuç olarak meslektaşımız tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. Şardan’a apar topar soruşturma açılması, evinde ve belgelerinde arama yapılarak gözaltına alınması ve tutuklanması ülkemizdeki tüm gazetecilere ağır bir gözdağıdır.
“ŞARDAN’A VE GAZETECİLİĞİNE KEFİLİZ”
Adalet sistemindeki sorunları araştırıp kamuoyunun bilgisine sunmak gazetecinin görevidir. Hakimler Savcılar Kurulu’na yazılan dilekçelere ve MİT raporlarına kadar giren çarpıklıklar karşısında yargıçlar, bu sorunları gündeme getiren gazetecileri tutuklamak yerine adalet sisteminin iyi işlemesine odaklanmalıdırlar. Gazeteci Tolga Şardan’ın bu sorunları yazdığı için tutuklanması sorunları örtme çabasından başka bir anlama gelmez. İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Tolga Şardan’a tutuklama kararı verilmesinden 10 dakika sonra Şardan’ın yazdığı gibi bir MİT raporu olmadığını, yazının dezenformasyon içerdiğini duyurmuştur. Yayınlanmasının üzerinden 43 saat geçmesine karşın ilgili kurumlar tarafından yalanlanmayan yazının, tutuklama kararıyla eş zamanlı olarak dezenformasyon merkezince yalanlanması manidardır. Biz gazeteciler bu tür haberlerde yanlış bir bilgi olduğunda ilgili kurumların jet hızıyla yalanlama yaptığını gayet iyi biliyoruz. Şardan’ın bir buçuk gün boyunca dezenformasyon olarak değerlendirilmeyen yazısının tutuklama kararıyla birlikte yalanlanmasını inandırıcı bulmuyoruz.
Yalan haber en başta gazetecilik suçudur. Şardan bu suçu hiç işlememiş, dürüst ve saygın bir meslektaşımızdır. Türkiye’de son 35 yıldır içişleri, emniyet, yargı bürokrasisi ve ilgili siyasetçilerle her zaman gazetecilik çerçevesinde ilişki kuran Şardan, işlediği konuları titizlikle kaleme alan, yazdığı haber ve kulis bilgileriyle kurumlardaki sorunlara büyüteç tutan kıdemli ve saygın bir gazetecidir. Meslektaşımız Şardan’a ve gazeteciliğine kefiliz.
Şardan’la aynı gün İstanbul’da meslektaşımız Dinçer Gökçe de aynı suçlamayla gözaltına alınmış, ifadesinin ardından serbest bırakılmıştır. Halkı bilgilendirme faaliyeti gerçekleştiren, sadece gazetecilik yapanlara yönelik bu sistematik gözdağı asla kabul edilemez. Bu son örneklerle bir kez daha görünür olan gazetecilere yönelik hukuk dışı çabalar düşünce ve ifade özgürlüğüne indirilen birer darbe haline gelmiştir ve ülkemize büyük zarar vermektedir.
BİZ GAZETECİYİZ, GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Gazetecileri tutuklanması halkın haber alma hakkının önlenmesine ve basın aracılığıyla kamuoyu denetiminin sakatlanmasına yol açar. Gazeteciler, sansür yasası dediğimiz “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçunu ceza kanunumuza ekleyen yasaya da işte bu nedenle karşı çıkmıştır. Bu yasa Anayasa’ya aykırılıktan Anayasa Mahkemesi’ne taşınmıştır ve aylardır yüksek mahkemenin vereceği karar beklenmektedir. Bu karar çıkana kadar pek çok meslektaşımızın çerçevesi belli olmayan bu suçlama ile demir parmaklıklar arkasına gitmesi işten bile değildir. Anayasa Mahkemesi bir an önce sansür yasasıyla ilgili kararını vermelidir.
Bizler basın meslek örgütleri olarak Tolga Şardan’ın ve tüm tutuklu gazetecilerin derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz. Tolga Şardan arkadaşımızın tutuklandıktan sonra söylediği gibi: Biz gazeteciyiz, gazetecilik yapmaya devam edeceğiz.”
PİRHA-Gazete dağıtımı yaptığı esnada polisler tarafından gözaltına alınan Yeni Yaşam Gazetesi dağıtımcısı Azime Bozkurt serbest bırakıldı.
Günlük yayın yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nin Dersim dağıtımcısı Azime Bozkurt, sabah saatlerinde gazete dağıtımına çıktığı esnada polis tarafından gözaltına alındı. Yeşil Sol Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, İHD Dersim Şubesi Eş Başkanı Gönül Sonbahar’ın gözaltı girişimini engellemeye çalışması sonrası Kordu polisler tarafından tartaklandı.
Yeni Yaşam Gazetesi’nin manşeti gerekçesiyle gözaltına alındığı öğrenilen Azime Bozkurt, serbest bırakıldı.
PİRHA- Yeni Yaşam Gazetesi Dersim dağıtımcısı Azime Bozkurt, gazete dağıtımı yaptığı sırada gözaltına alındı.
Günlük yayın yapan Yeni Yaşam Gazetesi’nin Dersim dağıtımcısı Azime Bozkurt, sabah saatlerinde gazete dağıtımına çıktığı esnada polis tarafından gözaltına alındı.
Yeşil Sol Parti DersimMilletvekili Ayten Kordu, İHD Dersim Şube Eş Başkanı Gönül Sonbahar, Azime Bozkurt hakında gözaltı kararının olmadığını belirterek, polisin hukuksuzluk yaptığını söyledi.
Dersim Milletvekili Ayten Kordu, gözaltıyı engellemeye çalışırken, tartaklandı. Ardından dağıtımcı Azime Bozkurt sürüklenerek gözaltına alındı.
Gözaltı gerekçesi öğrenilemeyen Azime Bozkurt, İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.
PİRHA-Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojman binasının depreme karşı dayanıksız olması ve hakkında güçlendirme kararı verilmesine rağmen hiçbir adım atılmamasına tepki gösteren KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği binanın boşaltılmasını istedi.
KESK Haber- Sen Dersim Temsilciliği düzenlediği bir basın toplantısı ile kentte bulunan ve depreme karşı dayanıksız olması nedeniyle güçlendirilmesine dönük karar verilen fakat hiçbir adım atılmayan PTT Başmüdürlüğü binasının boşaltılmasını istedi.
“HİÇBİR EMEKÇİ GÜVENDE DEĞİL”
Temsilcilik tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“06.02.2023 Tarihinde 10 ilimizde yoğun bir şekilde yıkıma neden olan ve on binlerce can kaybı yaşadığımız deprem nedeni ile Haber-Sen Dersim temsilciği olarak bütün halklarımıza geçmiş olsun diyoruz. Yaşamını yitiren canların ruhu şad olsun. Ailelerimize sabırlar diliyoruz.
Yaşadığımız bu acı olay nedeni ile burada var olan bir olumsuz durum hakkında bütün Dersim halkına ve kamuoyuna bir bilgi sunmak istiyoruz. Tunceli PTT Başmüdürlüğü, Tunceli PTT Müdürlüğü ve lojmanların bulunduğu ve mülkiyeti PTT’ye ait olan bina daha önce PTT Genel Müdürlüğü tarafından özel bir şirkete yaptırılan analizler sonucunda PTT Genel Müdürlüğünce güçlendirilmesi yönünde karar verilmiş olmasına rağmen herhangi somut bir çalışma yapılmamıştır. Deprem sonrasında lojmanlarda ikamet eden arkadaşlarımız kendi istekleri ile lojmanları boşaltmış ancak PTT’ye ait tüm hizmetler bu binada vatandaşa verilmeye devam etmektedir.
Güçlendirme kararı verilen bu binada çalışan hiçbir emekçi güvende değildir. Bu bağlamda Tunceli PTT Başmüdürlüğü ve PTT Genel Müdürlüğü derhal bu binayı boşaltma kararı almalıdır. Nitelikli ve güvenilir kamusal hizmetin bu şartlar altında vatandaşa verilmesi imkansız hale gelmiştir. Vatandaşa hizmet noktasında, can güvenliği olmayan PTT emekçisini güçlendirme kararı bulunan bir binaya koymak tamamı ile Dersim halkına ve emekçiye zulümdür. ‘’ İnsanı yaşat ki devlet yaşasın’’ kavramını dilinden düşürmeyen yöneticilerin derhal yeni ve depreme dayanıklı bir çalışma alanı yaratması gerekmektedir.
Buradan basın aracılığı ile Dersim halkına bu bilgiyi vermek sendikamızın temel görevidir. Yönetenlere sesleniyoruz: kâr hırsınız nedeniyle tek bir vatandaşımızın veya emekçinin buru dahi kanasa bütün sorumluluk PTT yönetiminde olacaktır. Unutulmamalıdır ki deprem değil ihmal öldürür.
06.02.2023 Tarihinde yaşanan deprem bize bir daha gösterdi ki, deprem değil bina öldürür. Bu gerçekten hareketle Tunceli’de PTT hizmetlerinin daha güvenli bir ortamda yapılması için acil olarak yeni bir binanın temin edilmesi ve Tunceli PTT Başmüdürlüğü ve Tunceli PTT Müdürlüğünün acil olarak boşaltılması talep ediyoruz. Çünkü hizmet üretirken ölmek istemiyoruz.”
PİRHA- Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Rojin Altay gözaltına alındı.
Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Rojin Altay, Sabiha Gökçen Havalimanı’ndan Diyarbakır’a gitmek isterken saat 18.00 sıralarında havaalanında gözaltına alındı.
İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü, Altay’ın babasını arayarak, kızının gözaltına alındığı bildirdi. Emniyeti arayan avukat Sercan Korkmaz’a, Altay hakkında 24 saat görüş kısıtlılık kararı olduğu bildirildi. Gözaltı gerekçesine dair herhangi bir bilgi verilmedi.
PİRHA- Gazetecilerin öldürülmesi boyutuna ulaşan saldırılar karşısında hükümetin acil bir eylem planı çıkartması gerektiğinin altı çizen 10 gazeteci meslek örgütü, “Gazeteci susarsa toplum susar” dedi.
Basın Konseyi, Gazeteciler Cemiyeti, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Haber Kameramanları Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası gazete ve gazetecilere yönelik saldırıları ortak açıklama yaparak kınadı.
Yapılan açıklamada, “Ses Kocaeli internet haber sitesinin sahibi ve yazı işleri müdürü olan Güngör Arslan, yayınladığı bir haberi beğenmeyen bir kişi tarafından öldürüldü. Geçtiğimiz yıl Bursa Osmangazi ilçesinde radyo programcısı Hazım Özsu, programını beğenmeyen bir kişi tarafından öldürüldü. Mersin Haberci Gazetesi haberlerini beğenmeyenler tarafından saldırıya uğradı” hatırlatmasında bulunuldu.
“GAZETECİ SUSARSA TOPLUM SUSAR”
Gazetecilerin öldürülmesi boyutuna ulaşan saldırılar karşısında hükümetin acil bir eylem planı çıkartması gerektiğinin altı çizilen açıklamada, şunlara yer verildi:
“Yerelinden ulusalına habercilik ve gazetecilik kaygısı dışında çabası olmayanların korunması gerekmektedir.
Son yıllarda gazetecilere yönelik saldırıların cezasızlıkla sonuçlanması yeni saldırıları, cinayetleri de beraberinde getirmiştir. Bu cinayetlerin ve saldırıların arkasındaki güçlerle birlikte ortaya çıkartılması ve en ağır bir biçimde cezalandırılması gerekmektedir. Gazetecilik, olayları, gerçekleri objektif bir şekilde okuyucuya ulaştırırken, kamusal çıkarları ön planda tutar. Halkın haber alma hakkını ve kamu çıkarını kendi hayatının dahi önüne koyan gazetecilik mesleği korunmalı, buna karşı yapılan saldırılar en ağır biçimde cezalandırılmalıdır.
Biz aşağıda imzası bulunan basın meslek örgütleri olarak başta Ses Kocaeli internet haber sitesinin sahibi ve yazı işleri müdürü olan Güngör Arslan’ı öldürenlerin ve azmettirenlerin açığa çıkarılmasını, gazetecilere yönelik saldırılar karşısında cezasızlığa son verilmesini ve gazetecilerin can güvenliğinin sağlanmasını istiyoruz. Toplumun nefes borularının kesilmesine biz basın meslek örgütleri olarak izin vermeyeceğiz.”
PİRHA-2021 yılının son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosunu açıklayan Expression Interrupted, üç aylık süreçte 203 gazetecinin 98 davada hâkim karşısına çıktığını belirtti. Bu da her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.
Expression Interrupted tarafından hazırlanan rapora göre 2021 yılının son çeyreğinde toplam 203 gazeteci 98 davada hâkim karşısına çıktı. Açıklanan veriler her ay ortalama 70 gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.
Expression Interrupted platformu tarafından yürütülen dava takip ve açık kaynak bilgi takibi çalışmaları sonucunda elde edilen verilere dayanan “2021’in son çeyreğinde basın özgürlüğü bilançosu” başlıklı raporda Danıştay ve Anayasa Mahkemesinin bazı olumlu kararlarına rağmen süregiden yargılamalar, siyasi ve idari baskılar ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ile Basın İlan Kurumunun (BİK) para ve ilan cezaları nedeniyle basın özgürlüğüne yönelik baskıların hız kesmeden devam ettiği belirtiliyor.
Raporda, Danıştay’ın gazetecilerin turkuaz basın kartı almalarını zorlaştıran değişiklikler nedeniyle Basın Kartı Yönetmeliği’nin yürütmesini durdurması ve gösterilerde görüntü ve ses kaydı alınmasını yasaklayan 27 Nisan 2021 tarihli Emniyet Genelgesi hakkında da benzer bir karar alması, Anayasa Mahkemesinin ise erişim engelleri konusunda aldığı içtihat niteliğindeki “pilot karar” basın özgürlüğüne yönelik yasal baskılara karşı bir kazanım olarak niteleniyor.
Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de (AİHM) çok sayıda basın ve ifade özgürlüğü davasında kullanılan “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamasıyla ilgili verdiği ilk kararda ihlale hükmettiği not edilirken tüm bu kararların pratikte baskıcı uygulamaları ne ölçüde değiştireceğinin ise büyük bir soru işareti olduğunun altı çiziliyor.
“203 GAZETECİ YARGILANDI, 18 GAZETECİYE 24 YIL 5 AY CEZA VERİLDİ”
Expression Interrupted verilerine göre yılın son üç ayında bir gazeteci cezasının infazının tamamlanması üzerine tahliye olurken 2021 sonu itibarıyla cezaevindeki gazeteci sayısı 58 oldu. Gazetecilere yönelik yargılamalar ise hız kesmeden devam etti. Yılın son üç ayında gazetecilerin sanık olarak yargılandığı 98 dava görüldü. Bu davalarda yedisi yabancı ülke vatandaşı 203 gazeteci yargılandı. Bu, her ay ortalama 70 civarında gazetecinin 30’dan fazla davada yargılandığı anlamına geliyor.
Sonuçlanan davalarda 18 gazeteciye toplam 24 yıl 5 ay 9 gün hapis ve 22 bin 660 TL para cezası verildi. 36 gazeteci ise beraat etti. Yine Ekim, Kasım, Aralık aylarında 17 gazeteci hakkında 10 yeni dava açılırken 16 gazeteci hakkında da soruşturma başlatıldı. 13 gazeteci ise haber takibi sırasında ya da haklarında açılan soruşturmalar kapsamına gözaltına alındı.
Aynı dönemde gazetecilerin maruz kaldıkları hak ihlalleri nedeniyle açtıkları davalar da görüldü. Gazeteci ve akademisyen Mehmet Altan’ın tutukluluğuna karşı Anayasa Mahkemesi ve AİHM tarafından verilen kararları uygulamayan hâkimlere karşı açtığı dava Yargıtay’da görülürken, Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ’ın 2019’da evinin önünde uğradığı saldırı sonrası faillere karşı açtığı davanın görülmesine de saldırıdan neredeyse 2,5 yıl sonra Ankara’da başlandı.
İlk duruşma sonrası mahkeme davanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesi talebini kabul etti. Gazeteci Beyza Kural’ın 2015’te maruz kaldığı polis müdahalesi nedeniyle Anayasa Mahkemesinin verdiği ihlal kararının ardından ilgili polislere açtığı davanın görülmesine ise sanık polislerin yokluğunda devam edildi. Müyesser Yıldız’ın İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya açtığı dava Soylu aleyhine mahkûmiyetle sonuçlanırken Adnan Bilen’in tutukluluk sürecinde yaşanan usul ihlalleri nedeniyle Van’da açtığı dava ise mahkeme tarafından reddedildi.
2021’in son üç ayında ayrıca Türkiye’nin çeşitli illerinde gazetecilere yönelik 20 saldırı, engelleme ve/veya tehdit hadisesi yaşandı. Vakaların 13’ünde fail kayıtlara polis ya da asker olarak geçerken en az beş saldırı ya da tehdit ise siviller tarafından gerçekleştirildi.
“RTÜK CEZA YAĞDIRMAYA DEVAM ETTİ”
Rapora konu dönemde BİK tarafından verilen herhangi bir yeni ilan cezası kayıtlara geçmedi ancak Evrensel ve Yeni Asya gazetelerine yönelik BİK tarafından verilen resmi ilan yayımlama yasağı sırasıyla Eylül 2019 ve Ocak 2020’den beri sürüyor.
RTÜK ise 2021’in son çeyreğinde eleştirel yayın içerikleri nedeniyle televizyon kanallarına çok sayıda idari para cezası kesti. Halk TV’ye tek bir toplantıda kesilen para cezası 215 bin 619 TL’yi buldu.
Bununla birlikte, RTÜK’ün 2021’de verdiği ceza kararlarına dair paylaşılan veriler yasa gereği tarafsız bir medya düzenleme kurumu olarak çalışması gereken RTÜK’e yönelik siyasileşme ve sansür eleştirilerini artırdı. RTÜK Üyesi İlhan Taşcı’nın açıkladığı rakamlara göre RTÜK 1 Ocak – 24 Aralık tarihleri arasında haber programlarına yönelik toplam 71 ceza kararı verdi. Bunların tamamı yayın çizgisi muhalif olarak nitelendirilen Halk TV, Tele 1 ve FOX TV gibi kanallara kesilirken hükümet yanlısı kanallara hiç ceza verilmedi.
PİRHA- AGOS gazetesi genel yayın yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden 15 yıl geçti. Dink, vurulduğu yerde saat 15.00’te anılacak.
Hrant Dink, katledilişinin 15’inci yılında unutulmadı. Anadolu ve Mezopotamya’nın yetiştirdiği önemli değerlerden biri olan Hrant Dink, ömrü boyunca halkların birlikte, özür ve eşit yaşamını savundu.
Savunduğu bu değerler ve bu değerleri savunurken yaptığı konuşmalar bazı kesimlerde rahatsızlık uyandırırken, hedef haline getirildi.
Hrant Dink, 1954 yılında Malatya’da dünyaya geldi. 1961 yılında ailesiyle birlikte İstanbul’a taşınan Hrant ve iki kardeşi, Gedikpaşa’daki Ermeni Yetimhanesi’ne yerleştirildi.
Dink lise eğitimini Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi’nde, üniversiteyi de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde Zooloji eğitimi alarak tamamladı.
Yazım hayatına lise yıllarında ilgi duyan Hrant Dink iki kardeşiyle birlikte yayınevi kurarken, aynı zamanda büyüdüğüTuzla Ermeni Çocuk Kampı’nı yönetmeye başladı. Anadolu’dan gelen yoksul çocukların barındığı kampa devlet tarafından el konulurken, Hrant Dink defalarca gözaltına alındı. Yıllar sonra gittiği kampın harabeye döndüğünü gören Hrant Dink, “alı konulan yer hiç kimse için kullanılmamış. Keşke, engelli çocuklar, kimsesizler için kullanılsaydı. O yaratılan şey bir işe yarasaydı yine bu kadar gam yemeyecektim” diyerek, üzüntüsünü dile getirdi.
Türkiye’de yaşayan Ermenilerin sesi, soluğu ve vicdanı olmaya çalıştı. İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne, “Ermeni toplumu çok kapalı yaşıyor, kendimizi iyi anlatırsak önyargılar kırılır” diyerek Türkçe ve Ermenice bir gazete çıkarma önerisinde bulundu ve 5 Nisan 1996 tarihinde ilk sayısı çıkan Agos gazetesinin kuruculuğunu, yayın yönetmenliğini ve başyazarlığını üstlendi.
Hrant Dink, yaşamı boyunca davalardan kurtulmadı. Duruşu ve savunduğu değerleri her yerde kendi naif üslubuyla paylaşsa da, Türkiye’deki ırkçı kesimlerin hedefinden kurtulamadı.
Hrant Dink hakkında, Türk Ceza Kanununun 301. maddesini ihlal etmekten davalar açıldı, gazetelerde hedef gösterilip, nefret suçuna maruz kaldı.
2002 yılında Urfa’da verdiği bir konferansta “Ben Türk değil Türkiyeliyim ve Ermeniyim” dediği için “Türklüğü aşağılamaktan” üç yıl yargılanarak, beraat etti. 13 Şubat 2004’te yayımlanan bir makalesindeki “”Türk”ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.” sözleri nedeniyle 301. maddeden “Türklüğe hakaret” suçlamasıyla yargılandı ve aksi yönde verilen bilirkişi raporuna rağmen 6 ay hapis cezası aldı, ancak cezası ertelendi.
Hrant Dink’i hedef gösterenler aynı zamanda Hrant’ı ‘ortadan kaldırmak’ için planlar yapmaya başlamıştı.
Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de, Şişli’de Halaskargazi Caddesi üzerinde yer alan Agos merkez binasının çıkışında gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu öldürüldü. Katil zanlısı 19 yaşındaki Ogün Samast’tı.
Hrant Dink, yırtık ayakkabısından sızan kanla yerde boylu boyunca uzanırken, tetikçi katil Ogün Samats ise devlet görevlileriyle Türk bayrağının altında ‘hatıra’ fotoğrafı çekiyordu.
Hrant Dink’in hedef gösterilip katledilmesi ne ilkti, son olması için ise yüzbinler Hrant Dink’in cenaze töreninde “Hepimiz Hrant Dink’iz, hepimiz Ermeniyiz!” yazılı dövizler taşıdı ve haykırdı.
Eşi Rakel Dink, cenaze töreninde yaptığı “Yaşı kaç olursa olsun; 17 veya 27, katil kim olursa olsun, bir zamanlar bebek olduklarını biliyorum. Bir bebekten bir katil yaratan karanlığı sorgulamadan hiçbir şey yapılmaz kardeşlerim” konuşmasıyla asıl failleri işaret etti.
Surp Asdvadzadzin Patriklik Kilisesi’nde yapılan dini törenin ardından Hrant Dink Balıklı Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Hrant Dink’in katledilmesinin ardından açılan davada gerçek failler hep korundu. 24 Ocak 2007’de tetikçi Ogün Samast ve onu azmettiren Yasin Hayal, polis haber elemanı Erhan Tuncel tutuklandı. İlk yargılama sürecinde Hrant Dink’in öldürüleceğine dair bilginin jandarma, emniyet ve istihbarat teşkilatlarında olduğu ortaya çıktı.
Bu süreçte Dink ailesi avukatlarının devlet görevlilerinin sorumluluklarına dair talepleri reddedildi. Dava devam ederken Dink ailesi avukatlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvuru 14 Eylül 2010’da karara bağlandı. AİHM’in Türkiye’yi mahkumiyet kararında, “kamu görevlilerine ilişkin etkin soruşturma yürütülmediği” ve “Dink için koruma kararının çıkarılmış olması gerektiği”, “yaşam hakkının ihlal edildiği” belirtiliyordu.
Cinayetin işlenmesinden neredeyse 9 yıl sonra, 2015 yılı sonunda 27 devlet görevlisi hakkında dava açıldı. Türkiye’deki siyasi cinayetler tarihinde bir ilk olarak il jandarma görevlileri, Ankara ve İstanbul istihbarat daire başkanları, emniyet müdürleri iddianamede “şüpheli’’ sıfatıyla yer aldı ve yargılanmaya başlandı.
İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen dava 6 yıl sonra, 26 Mart 2021’de karara bağlandı. Dink Ailesi avukatları, kararın tutarsızlıklarına, tek yönlülüğüne, soruşturmanın eksik yürütüldüğüne dikkat çektiler, bazı sanıklar için verilen beraat kararlarına ve soruşturmanın yürütülme şekline itiraz ettiler ve kararın bozulmasını talep ettiler.
Üzerinden geçen yıllara rağmen Hrant Dink cinayeti devam etmekte. Hedef gösteren, tehdit eden, cinayeti organize eden, icra eden örgütü tanımlayan bütünlüklü bir yargılama henüz gerçekleşmemiştir.
PİRHA-Yeni Akit Gazetesi’nin, Sivas Madımak Katliamı’nı gerçekleştirenleri mağdur göstererek, ‘Asıl Sivas mazlumlarıyla helalleşilmeli’ manşetine tepki gösteren Aleviler, “Bu atılan manşet insanlığın düşebileceği son noktadır, daha da alt sınırı yoktur. Dünyanın hiç bir ülkesinde insanlık suçu işleyenlerle “helalleşme” olmaz. AK-İT’ler, biz Aleviler Sivas’ı unutmadık, unutturmadık” dediler.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Helalleşme’ çağrısını manşetine taşıyan Yeni Akit Gazetesi, Sivas Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren katilleri mağdur göstererek, ‘Asıl Sivas mazlumlarıyla helalleşilmeli’ dedi.
Yeni Akit Gazetesi’nin, ‘Asıl Sivas mazlumlarıyla helalleşilmeli’ manşetine sosyal medyadan tepki gösteren Aleviler şunları ifade ettiler:
Alevi aktivist: Çilem Küçükkeleş: İnsanlık hiç bu kadar çığrından çıkmamıştı. Bu atılan manşet insanlığın düşebileceği son noktadır, daha da alt sınırı yoktur. İnsan yakan nasıl mazlum olur?
ADFE Genel Başkanı Celal Fırat: AK- İT Gazetesi; devletin ideolojik ve dinsel taraflılığından cesaret alarak, düşüncelerde, duygularda ve vicdanlarda derin iz bırakan, Sivas Katliamı üzerinden “Helalleşme” göndermesi yaptı ve o gün 35 canımızı yakarak katleden gerici katillere, Sivas’ın mazlumları, dedi. AK-İT’ler biz Aleviler Sivas’ı unutmadık, unutturmadık. Sizler sırtınızı yobazlığa dayayarak, helalleşme ile kurtulamazsınız. Önce adaletle yüzleşeceksiniz ve hesap vereceksiniz.
Yazar Turan Eser: Sivas Katliamı’nda insan yakarak insanlık suçu işleyen katilleri “mazlum” diye savunan gericiliğin sözcüsü AK-İT , dincililiğin, gericiliğin, ve faşizmin sözcüsü olduğunu unutarak, insanlık suçu işleyen katillerle helalleşme çağrısı yapmış. Dünyanın hiç bir ülkesinde insanlık suçu işleyenlerle “helalleşme” olmaz. Bu davetin kendisi insanlık suçuna ve 33 insanın diri diri yakılmasına meşruluk kazandırmaktır. Dinsel ve etnik faşizmle helalleşmek bizim öğretimizde de, felsefemizde de yoktur. İnsanlık suçu işleyenlerle helalleşmek yerine bağımsız yargı önünde yargılanmalıdırlar! Sığındıkları karanlık güçler açığa çıkarılmalıdır!”
PİRHA- Akit, Sivas Katliamı’nın 27. yılında haberini birinci sayfadan, “Provokatörler dışarda, mazlumlar hala içerde” başlığıyla verdi.
Sivas Katliamı’nın 27’nci yıl dönümünde gerici Akit gazetesi, katliam davasının sanıklarından “Sivas’ın yiğit evlatları” diye bahsetti.
Akit, Sivas Katliamı’nın yıl dönümündeki haberini birinci sayfadan, “Provokatörler dışarda, mazlumlar hala içerde” başlığıyla verdi. Birinci sayfadaki haberde Sivas Katliamı Davası sanıkları için, “Suçsuz yere hapse atılan Sivas’ın yiğit evlatları” ifadeleri kullandı.
Muhammed Uzun imzalı haberde kullanılan ifade şöyle:
“Müslümanların üzerine yakılan Sivas’taki Madımak provokasyonun üzerinden 27 yıl geçti. Davanın tamamen kurgu kumpas olduğunu belirten mağdurlar ve hukukçular ‘onlarca insan suçsuz oldukları halde zindanlarda çürütüyor mağdurlar ne af ne tazminat bekliyor. Tek istedikleri yargılanıp beraat etmek.” (HABER MERKEZİ)
İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği, Yeni Demokrasi gazetesi hakkında yasaklama ve toplatma kararı aldı.
15 günde bir çıkan Yeni Demokrasi Gazetesi’nin 26 Kasım-12 Aralık 2019 tarihinde çıkan 49’uncu sayısı hakkında, gazetede yer alan haber ve yazılarda “örgüt propagandası” yapıldığı iddiasıyla İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından yasaklama ve toplatma kararı verildi.
Mahkeme kararında “PKK/KCK ve TKP/ML örgütlerinin cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerini meşru gösteren, öven ve bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının yapıldığı örgütsel direnişe yönelik eylem ve etkinlik çağrılarının yapıldığının anlaşıldığı Özgür Gelecek için Yeni Demokrasi isimli 15 günde bir çıkan gazetenin 26 Kasım-12 Aralık 2019 tarihli 49. sayısına basım, dağıtım ve satış yasağı getirilmesine, elde edilen gazetelere el konulmasına ve gazetelerin toplatılmasına karar verilmiştir” denildi.
PİRHA – 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü vesilesiyle PİRHA’ya konuşan TGS İzmir Şube Başkanı Halil İbrahim Hüner,10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nden elde edilen hakların ellerinden alındığını belirterek, işsizlik ve cezaevi kıskacıyla karşı karşıya olduklarına dikkat çekti. Hüner, iktidara çağrıda bulunarak, ortak devlet kuralları dahilinde düzenlemelerin yapılmasını istedi.
Türkiye’de gazetecilere yapılan baskılar devam ediyor. 2019 yılında 500 gazeteci işsiz kaldı, 90’ı aşkın gazeteci ve medya çalışanı ise gazetecilik faaliyetlerinden dolayı Türkiye’nin çeşitli cezaevlerinde tutuklu bulunuyor. Medya yapılanmasının yüzde 95’i iktidarın kontrolü altında bulunurken muhalif basına yönelik cezalar ise hız kesmeden devam ediyor.
Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü PİRHA’ya değerlendirdi.
“GAZETECİLER VE AYDINLAR CEZALANDIRILIYOR”
Türkiye’de basın özgürlüğünden bahsetmenin mümkün olmadığını söyleyen Hüner, Anayasada yer alan ‘basın ve ifade özgürlüğü vardır’ ifadesini hatırlatarak, bugün yaşanan ortamda hukuk ve adaletin bağımlı olduğunun, özgür olmadığının altını çizdi.
Hüner, iktidarın halkın gerçekleri öğrenmemesi için gazetecilere, aydınlara bir takım cezalandırma yöntemini tercih ettiğini belirterek, “Gazetecileri, aydınları halka yol gösteren insanları bir kez dahi dinlemiyorlar, kafalarına göre kendi dünya görüşlerine göre davranıp onları hain ilan edebiliyorlar. Fikirlerini düşmanca görüyorlar ve buna göre ceza davaları açıyorlar. O açıdan fikir ve ifade özgürlüğünü, vatandaşın sorunlarını gazeteciler yazamıyor. Zaten fikir ve ifade özgürlüğü gazetecilerin bir özgürlüğü değil yurttaşın bilgi ve haber edinme hakkından doğmuştur. Maalesef bizi yönetenler yine halkın bir takım gerçekleri öğrenmesini istemediği için gazetecileri, aydınları cezalandırma yolunu tercih ediyorlar” dedi.
“İKTİDAR TEK TİP MEDYA VE GAZETECİLİK YARATMAYA ÇALIŞIYOR”
Basının daraltılmaya, gazetecilerin işsiz bırakılmaya ve cezaevine atılmaya çalışıldığını kaydeden Hüner, “Bunlar ülkemizde demokrasi sorununu gündeme getiriyor. Bugün Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye dediğiniz zaman demokrasi soru işareti olan bir ülke konumundayız. Bu da biz gazetecileri üzüyor” ifadelerini kullandı.
İktidarın tek tip bir medya ve gazetecilik yaratmaya çalıştığını belirten Hüner, “Ne kadar tek tip bir gazetecilik ya da televizyonculuk yaparsanız yapın yurttaşlar izlemiyor. Yurttaşlar kendi yaşadıkları sıkıntıları gazetelerde ve televizyonlarda görmek istiyor. Halk mutsuz, o mutsuzluğu da yetkililere ulaştırmanın kanalı gazeteler ve televizyonlardır” dedi.
Halkın haber alma hakkının engellenemeyeceğini belirten Halil İbrahim Hüner, “Ne kadar basına baskı uygularsanız uygulayın bugün sosyal mecralar çok gelişmiştir. İnternet ortamı çok gelişmiştir, insanlar bunu bir şekilde görüyorlar ve yayıyorlar. Başarılı olamazsınız” ifadelerini kullandı.
Hüner, Hitler Almanyası’nda Goebbels’in, ‘Basın tek ses çıkaran bir piyano olsun istiyorum. Farklı sesler çıkaran piyanoda sesler olursa kırar atarım’ sözünü hatırlatarak, onların başarısız olduğunu, tarihin tekerrür ettiğini kaydetti.
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün 1961 yılında o dönemin gazetecilerine çok önemli haklar sağlandığının altını çizen Hüner, 10 Ocak’ın önemini şöyle açıkladı:
“10 Ocak 1961 yılında o dönem gazeteciler için çok önemli haklar sağlandı. Onun üzerine 9 gazete patronu, ‘Kardeşim bunlar bizi çok büyük bitiriyor. Siz gazeteciye 30 gün izin veriyorsunuz, ücretini peşin veriyorsunuz, 8 saat çalıştırmaya zorluyorsunuz. Biz sıkıntıdayız’ diye ortaklaşa bir metin kaleme alarak üç gün gazetelerini basmama kararı aldılar. Onun üzerine Gazeteciler Sendikası çatısı altında çalışanlar, genel yayın yönetmenleri, gazeteciler, matbaacılar bir araya gelerek bir gazete çıkardılar. Dediler ki’ Biz hakkımızı sonuna kadar savunuyoruz. Birlikteyiz, direneceğiz’ Üç gün geçmeden patronlar geri adım atmak durumda kaldı. O günden sonra 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı oldu.”
“GAZETECİLER CEZAEVİ KISKACIYLA KARŞI KARŞIYA”
10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü olarak kutlanan bugün de birçok gazetecinin yasal haklarının elinden alındığını, işsiz bırakıldığını ve cezaevi kıskacıyla karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Hüner, Şu anda Çalışan Gazeteciler Günü değil Çalışmayan Gazeteciler Günü olarak kutladıklarını söyledi.
TGS olarak, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü, ‘Çalışmayan gazetecilerle mücadele gününe’ dönüştürmek istediklerini söyleyen Halil İbrahim Hüner, “Bundan sonra dipten ayağa kalkma günü ilan edelim. Zaten özgürce yazamıyoruz, aşımız, işimiz elimizden alınıyor hiç olmazsa sınıfsal mücadeleyle bir araya gelip mücadele edelim” dedi.
1961’de gazetecilere sağlanan 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün bir daha gelmeyeceğini kaydeden Hüner, çünkü basının bir yasasının, tanıtımının olmadığını belirterek, iktidarın istediği zaman işçi olarak nitelendirdiğini, istedikleri zaman ‘siz basın mensubusunuz’ dediklerini kaydetti.
Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şubesi Başkanı Halil İbrahim Hüner, iktidara çağrıda bulunarak, ortak devlet kuralları dahilinde düzenlemelerin yapılmasını istedi.
Uluslararası Basın Enstitüsü’nün yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.
Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Türkiye’de yerel gazeteciliğe odaklanan saha çalışmasının sonuçlarını, Türkiye Gazeteciler Sendikası’na bağlı TGS Akademi’de düzenlenen basın toplantısıyla açıkladı. IPI Direktoru Barbara Trionfi, 150’den fazla gazetecinin hapiste bulunduğu ve yüzlerce gazetecinin yargılandığı bir ortamda gazetecilerin kaliteli ve özgürce gazetecilik yapmasından bahsedilemeyeceğini vurguladı.
“BİRÇOK ÜLKEDE AĞIR BASKILAR VAR”
Şişli’de bulunan TGS Akademi binasında dün gerçekleşen toplantıda konuşan IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkanı Gazeteci Kadri Gürsel, “Türkiye’de mevcut durumda gazeteciler çeşitli siyasi saiklerle, motivasyonlarla gazetecilik yaptığını da iddia ederken birtakım siyasi baskıların ötesinde gazeteciliğin kalitesinin yükseltilmesi sorunu da duruyor. Çok uzun sürmeyen bir zamanda bu ortamın düzelmesi beklenirken bizde nasıl kaliteli gazetecilik yapılır üzerine rapor hazırladık” dedi. IPI Direktoru Barbara Trionfi de 2016’dan itibaren daha fazla gazetecinin hapse girdiğini söyleyerek, “IPI üyelerinin olduğu birçok ülkede çok ağır baskılar var, ama bu ülkelerin her birinde bağımsız, kamu yararına gazeteciliğin yaşayabileceği belli alanlar olduğunu görebiliyoruz. Türkiye’de böyle alanlar olmasa bile gazetecilerin mesleklerini sergiledikleri irade ve azim, bizim desteklerimizi hak ediyor. Olumlu değişikliklerin olacağına dair beklentilerin yaşandığı bir dönemde, bir kuşak gazeteciyi kaybetmemek adına bu kapasiteyi nasıl geliştirebileceğimize bakmak adına bu raporda çalıştık” dedi.
“GÜVENİLİR HABER KURUMLARI VE MUHABİRLERİ BELİRLEMEK”
Onlarca görüşme ve atölyelere dayandırılan araştırmada yer alan öneriler şöyle:
– Gazetecilik üzerine Türkçe, Kürtçe ve Arapça Kitlesel Çevrimiçi Kurslar ve buna uygun açık kaynaklı müfredat hazırlamak.
– Ülkenin her yerinde toplumun yeni medya okuryazarlığını artırmak amaçlı, halk odaklı “Yaratıcı Kafeler” ve “Gazetecilik Tecrübe Merkezleri” açmak.
– Doğaçlama haber merkezleri kurma hedefine yönelik ilk aşama olarak yereldekiler başta olmak üzere ülke çapında güvenilir haber kurumlarını ve yerel muhabirleri belirlemek.
– Erken evredeki gazetecilik girişimlerini desteklemek amacıyla kuluçka ve hızlandırıcı programlar hazırlamak.
– Türkiye’nin genç gazeteci nesillerine eğitim ve motivasyon amaçlı sponsorlu yurtdışı staj programı sağlamak ve yeni bir gazetecilik ödülü oluşturmak. (HABER MERKEZİ)
PTT İzmir Başmüdürlüğü’nün talimatı var. CHP adayı Tunç Soyer’i karalayan yüzbinlerce kara propaganda gazete kapı kapı, kahvehane kahvehane dağıtılıyor.
31 Mart’ta yerel seçimlere günler kala, muhalefete karşı faili meçhul korsan bildiriler ve kamu olanaklarıyla dağıtılan kara propaganda gazeteleri ortalığı kaplamış durumda.
İzmir’de PTT Başmüdürlüğü’nün 25 Mart tarihli talimatıyla, CHP adayı Tunç Soyer’i karalayan 490 bin adet “Ege Yerel Gündem” adlı yerel gazete postane emekçilerine zorla dağıttırıldı.
Bütün sayfalarında CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Tunç Soyer’e yönelik karalayıcı içerikler yer alan gazete, Başmüdür Şerif Kaçmaz ve Başmüdür Yardımcısı Abdullah Sarıboğa’nın adının yer aldığı “ACELE” notlu talimat yazıları ile ev, berber ve kahvehanelere dağıtılıyor. (HABER MERKEZİ)
Aralarında Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Tuğba Bulut’un da bulunduğu 8 kişi, ‘Terör örgütü üyesi olmak’ iddiasıyla tutuklandı.
İstanbul’da 22 Aralık’ta yapılan ev baskınlarında gözaltına alınan 11 kişiden 8’i tutuklandı. Sabah saatlerinde Anadolu Adliyesi’ne getirilen 11 kişiden, Yeni Yaşam gazetesi çalışanı Tuğba Bulut ile Mehmet Acun, Nurten Gündüm, Osman Beğbağa, Ercan Ekinci, Şahin Özyıldırım, Rodi Bozyel ve Ömer Taşkıran savcılık ifadesi alınmadan, tutuklama istemiyle sorgu hakimliğine sevk edildi. Anadolu 1. Sulh Ceza Hakimliği’nde ifadeleri alınan 8 kişi, “Terör örgütü üyesi olmak” iddiasıyla tutuklandı. 8 kişinin tutuklanmasına gerekçe olarak ise telefon tape kayıtları, sosyal medya paylaşımları, kitap, dergi ve kolluğun tutanakları gösterildi.
Gözaltına alınan 3 kişi de adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
PİRHA-Anadolu’nun Sesi Tokat Gazetesi’nin 7. yılını kutladığı gecede konuşan Tokat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mahbip Dilek, “Kalemlere kelepçe vurulduğu bu dönemde bu gazeteye çıkmak kolay değil. Her türlü zulme karşı direnmeye, ses olmaya devam edeceğiz” dedi.
Tokat Gazetesi 7. yılını, düzenlediği bir gece ile kutladı. Teknede gerçekleşen geceye 25. dönem HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu, Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer, Tüm-TOKDER Başkanı Hasan Bayrak, CHP milletvekilleri ve çok sayıda kişi katıldı.
“AYDINLIK YARINLARA İMZA ATALIM İSTİYORUZ”
Selma Doruk’un sunuculuğunu yaptığı gece Necla Kaya’nın söylediği türkülerle başladı. Tokat yöresine özgü ellik oyunu oynayan katılımcılar doyasıya eğlendi.
Türkülerin ardından konuşan Turan Çakır, “Bizler bu akşam özgür basın susmasın aydınlık yarınlara imza atalım istiyoruz. Gece gündüz çalışıp aydınlık yarınlar bizimle olsun diyeceğiz” dedi. Ali Sağlam geceye türkülerle devam etti.
Daha sonra Tokat gazetesine gönül verenler sahneye çağrıldı. Yapılan konuşmalarda her şeye rağmen yazmaya devam edecekleri vurgusu yapıldı.
“SIFIR BARAJ İTTİFAKI OLUŞMALI”
25. Dönem HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu ise, “Birlikte olmak Türkiye’nin kaderini belirleyen süreçte çok önemli. Bu iktidardan kurtulmak için her türlü mücadeleyi vermeyi beyan ediyoruz. Muhalefetin ortak hareket etmesi beklentisi var. Biz HDP olarak ikinci tura kalınması konusunda elimizden geleni yapacağız. Sıfır baraj ittifakı oluşmalı genel seçimlerde de. Parlamenter demokrasi için muhalefet ortak hareket etmelidir. O motivasyonla saray anahtarını teslim almakla hazır olacağız. Ortak mücadele ruhuyla sizleri selamlıyorum” dedi.
“BİR PANİK SEÇİMİ”
CHP Parti Meclis Üyesi Turan Hançerli de “Bir ülkede diktatör, faşist rejim seçimlere sokmaya yeltendiğinde başka bir özgürlük savaşçısı Kılıçdaroğlu 15’lileri yola çıkarttı. Her türlü zorluğun üstünden geleceğinin fişeğini yaktı. Yeni görev düşüyor bize. Ülkeyi yeniden korumak ve kurtarmanın iktidarı yeniden halka vermenin yolu yaklaşıyor. Bu bir panik seçimi. İktidar yönetemeyeceğini kamuoyuna itiraf etti. Onun için erken baskın seçim kararı aldı. Bize düşen görev bir saraydan alıp halka vermenin zamanı gelmiştir. Bu seferberlik zamanıdır. Yıllık izinlerinizi alıp çalışmalısınız” dedi.
Hubyar Ocağı dedelerinden Erdoğan Sezer ise “7. yılında mihman olduk. Oyunuzu kullanın da kalın. Hoşça kalın” dedi.
“PADİŞAHI ALAŞAĞI ETMELİYİZ”
TOKDEF Başkanı Halil Bakan, “Federasyon olarak bu sürece katkı sunmalıyız. Tüm programlarımızı seçim sonrasına kadar erteledik. Bu da yetmedi hemşehrilerimize de çağrı yaptık. Bu süreci sağlıklı geçirmeliyiz. O padişahı alaşağı etmeliyiz. Tokat gazetesi 7 yıldır bu mücadeleyi veriyor. Her daim yanında olduğumu biliyorlar. Devam edin uğraşmaya. Çünkü sizin başka sesiniz yok. Anadolu’nun sesi güçlenecek ve arkasındayım” dedi.
“SES OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Arkasından Mahbip Dilek herkesi selamlayarak konuşmasına başladı. Dilek, “Bu ülkede kötü giden bir şey var. Anadolu kadını her şeyi becerir. Önce ülkesine sahip çıkar. Gelecek kötüye gidiyor. Alevilerin, solcuların ezilen bütün halkların sesi olmak için yola çıktık. Bundan sonra da dönmeyeceğiz. Kalemlere kelepçe vurulduğu bu dönemde bu gazeteye çıkmak kolay değil. Her türlü zulme karşı direnmeye, ses olmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından Volkan Yılmazer’in söylediği türkülerle gece devam etti.
PİRHA- Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatlarının bulunduğu 12’si tutuklu 19’unun yargılandığı davayı takip eden TGS Genel Örgütlenme Sekreteri Mustafa Kuleli, gazetecilere yönelik tehdidin artık gazeteciliğin kendisine yöneldiğine dikkat çekti. Kuleli, “Bütün gazetecilerin en kısa zamanda serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.
Haberin Videosu
“Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla tutuklanan ve tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki dava İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye devam ediyor.
Hem yurt içinde hem de yurt dışında bir çok gazeteci örgütü ve siyasi parti temsilcisinin takip ettiği davayı takip eden TGS Genel Örgütlenme Sekreteri Mustafa Kuleli PİRHA’ya konuştu.
Gazetecilere yönelik tehdidin artık gazetecileri aştığını, gazeteciliğin kendisine yönelik bir tehdit haline geldiğini belirten Kuleli, şunları ifade etti:
” Bugün burada tam da bunu görüyoruz. Burada sadece Cumhuriyetteki meslektaşlarımız yargılanmıyor, bütün bir gazetecilik ve halkın haber alma hakkı yargılanıyor. Hükümet ve saray çok net bir mesaj veriyor. Diyor ki “Bu konuları yazmayacaksınız. Bu konulara girmeyeceksiniz. Girerseniz sonunuz bu olur. Bizim korkacağımız ve geri çekileceğimizi düşünüyorlar. Ama göreceksiniz bizim meslektaşlarımız üyelerimiz, Cumhuriyetteki üyelerimiz içeride yapacakları savunmalarla bu iddianameyi yazan savcıyı yargılayacaklar. Biz bugün buraya yargılanmaya gelmedik, biz bugün buraya bu absürd davayı yazanları yargılamaya geldik ve arkadaşlarımız içeride bunu yapacaklar. O savcı ve onun gibi savcılar tarihte bu duruşmadaki halleriyle hatırlanacaklar, tarihe böyle geçecekler.”
Duruşmaların sonunda toplu tahliye beklediğini ifade eden Kuleli, “Bir hukuktan bahsediyorsak eğer bu kadar boş, bu kadar delilsiz bir iddianame sonucu arkadaşlarımız içeri alındı hepsinin tahliye edilmesi gerekir. En kısa zamanda bütün gazetecilerin serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.