PİRHA –12 Mart 1995’te yaşanan ve Türkiye tarihine Gazi Katliamı olarak geçen saldırılarda yaşamını yitirenler için Gazi Mahallesi’nde anma programı başladı. Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkı, Gazi Cemevi önünde bulunan Gazi Şehitleri Anıtı önünde toplanmaya başladı.
Sabah saatlerinden itibaren anıt önünde bir araya gelmeye başlayan yurttaşlara, Alevi kurum temsilcileri ve siyasi parti temsilcileri de katıldı. Katliamda yaşamını yitirenlerin isimlerinin yer aldığı bir pankart anıt önüne asılırken, anma programı okunan deyişler ve türküler ile başladı.
12 Mart 1995’te İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde çoğunluğu Alevi yurttaşların bulunduğu kahvehanelere bir taksiden silahlı saldırı düzenlenmiş, saldırıda Halil Kaya yaşamını yitirirken çok sayıda kişi yaralanmıştı. Saldırının ardından mahalle halkının protesto için sokağa çıkması üzerine Emniyet’in müdahalesiyle olaylar büyümüş, birkaç gün süren Gazi ve ardından Ümraniye’de süren protestolarda 22 kişi katledilmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı.
Katliamın 31. yıl dönümünde düzenlenen anma kapsamında yurttaşlar Gazi Şehitleri Anıtı önünde toplanmaya devam ederken, anma programının ilerleyen saatlerde yapılacak konuşmalar ve yürüyüşle devam edecek.
PİRHA- Gazi Katliamı’nın 31. yıl dönümünde katledilenler mezarları başında anıldı. Anmalarda yapılan konuşmalarda, adaletin sağlanamadığı vurgulanarak, adalet, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin sürdürüleceği ifade edildi.
İstanbul’da 12 Mart 1995’te başlayan ve Gazi ile Ümraniye’de yaşanan katliamlarda yaşamını yitirenler, katliamın 31. yıl dönümünde mezarları başında anıldı.
Gazi ve Ümraniye Şehit Aileleri, Alevi kurumları ve Gazi halkının katılımıyla Alibeyköy ve Okmeydanı Mezarlığı’nda gerçekleştirilen anmalarda katledilenler için gülbenk okunup çerağ uyandırıldı, saygı duruşunda bulunuldu.
Anmaya, ABF Örgütlenme Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz, Habibler Cemevi Başkanı Gökay Önay ile Gazi ve Ümraniye Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınları katıldı.
İlk anma Alibeyköy Mezarlığı’nda gerçekleştirildi. Katliamda yaşamını yitiren Feyzi Tunç’un mezarı başında yapılan anmada, Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren Dede gülbenk okuyarak çerağ uyandırdı. Ardından Gazi ve Ümraniye’de yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
“KATLİAMLARIN FAİLLERİ YARGILANMALI”
Burada konuşan ABF Örgütlenme Sekreteri ve Sultangazi Pir Sultan Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, katliamın üzerinden 31 yıl geçmesine rağmen adaletin sağlanmadığını vurgulayarak, “Bu ülkede herkesin arzusu laik ve demokratik bir anayasa önünde tüm yurttaşların kardeşçe yaşayabilmesidir. Ancak bu faili meçhul cinayetleri ve katliamları işleyenlerin bir gün mutlaka yargılanması ve hesap vermesi gerekir” dedi.
Konuşmasında Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere de değinen Odabaş, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara dikkat çekerek, “Bir yıldır Suriye’de Aleviler başta olmak üzere Kürtler, Süryaniler ve Ezidiler gibi birçok halk katliamlarla karşı karşıya. Oradaki mazlum halkların da yanında olduğumuzu ifade ediyoruz. Tüm şehitlerimizi saygıyla anıyoruz. Devirleri daim olsun” ifadelerini kullandı.
“KATLİAMLARIN TEKRARI OLMAMASI İÇİN MÜCADELE SÜRECEK”
DAD İstanbul Şubesi Eş Başkanı Mevhibe Akdeniz ise konuşmasında Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de yaşanan katliamları hatırlatarak, “Bugün yanı başımızda Suriye’de de öteki görülen halklara yönelik saldırılar yaşanıyor. Bu katliamları şiddetle kınıyoruz. Bir daha yaşanmaması için mücadelemizi büyüteceğiz ve her yıl olduğu gibi bir araya gelmeye devam edeceğiz” diye konuştu.
OKMEYDANI’NDA ALİ YILDIRIM ANILDI
Anmanın ikinci bölümü Okmeydanı Çıksalın Mezarlığı’nda gerçekleştirildi. Gazi Katliamı’nda yaşamını yitiren Ali Yıldırım’ın mezarı başında yapılan anmada yine Gazi Cemevi Pirler Meclisi’nden Haşim Kızılveren Dede gülbenk okuyarak çerağ uyandırdı, bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.
Habibler Cemevi Başkanı Gökay Önay yaptığı konuşmada Türkiye’de adalet ve demokrasinin eksikliğine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Bu ülkede adaletin, hukukun ve demokrasinin olmadığı gerçeğini yaşıyoruz. Halkımıza yapılan bu zulmü bulunduğumuz her yerde haykırmaya devam edeceğiz. Adalet gelene kadar şehitlerimizi her yıl anmaya ve mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.”
“BU DAVA DEMOKRASİ VE ADALET DAVASIDIR”
Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş da konuşmasında katliamın faillerinin bilindiğini ancak adaletin hâlâ sağlanmadığını vurguladı.
Karataş, “Sevgili canlar, yine 31. yılında Alican’ın mezarı başındayız. Ali can, öncelikle sizden özür diliyoruz. Onurlu mücadelenize rağmen failleri bilinen bu katliam hâlâ meçhul durumda. Ama şunu çok iyi biliyoruz; bu katliamı yapanları ve bu zihniyeti tanıyoruz” dedi.
Karataş sözlerini şöyle sürdürdü:
“Senin şahsında tüm Gazi ve Ümraniye şehitlerimiz bilsin ki bu dava demokrasi, hukuk ve adalet davasıdır. Türkiye demokratikleşene kadar bu mücadele devam edecektir. Tüm halkların birleşerek bu zulme karşı duracağına ve bu ülkenin demokratikleşmesi için mücadeleyi sürdüreceğine inanıyoruz.”
Anma, katledilenlerin anısına yapılan duaların ardından sona erdi.
PİRHA-Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruyor. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” denildi.
Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri, 12 Mart 1995’te yaşanan Gazi Katliamı, 16 Mart 1978’de ki Beyazıt Katliamı ve 16 Mart 1988’de yaşanan Halepçe Katliamlarına dair Attalos Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı DEM Parti Antalya İl Eş Başkanı Selami Özyaşar okudu.
“MART AYI KATLİAMLARININ AYRI BİR YERİ VARDIR”
Katliamlar tarihi olan Türkiye’de mart ayı katliamlarının ayrı bir yeri olduğunu belirten Selami Özyaşar, “Bundan tam 47 yıl önce 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi öğrencisi yedi devrimci genç kontrgerilla tarafından katledilmiştir. Günler öncesinde katliam hazırlığı yapıldığı yönündeki istihbarata rağmen hiçbir önlem alınmamış, katliama açıkça göz yumulmuştur. Sorumlular bilinmesine rağmen yıllar süren davanın üstü kapatılmış, katliamın arkasındaki güçler açığa çıkartılmamıştır. Tarihe Beyazıt Katliamı olarak geçen bu katliamdan 10 yıl sonra ise tüm dünya Halepçe vahşetine tanıklık etmiştir. 16 Mart 1988 günü Saddam Hüseyin rejimi tarafından gerçekleştirilen hava saldırılarında Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmıştır.
Tüm dünyanın gözleri önünde yaşanan katliamda çoğu çocuk ve kadın 12 bin kişi yaşamını yitirmiştir. Bölgeye ilişkin hesapları olan emperyalist ülkeler ve gerici bölge yönetimleri yaşanan bu vahşeti seyrederek en az Saddam Hüseyin rejimi kadar büyük bir insanlık suçuna imza atmıştır. 12 Mart 1995 tarihinde ise katliamlar tarihimize Gazi katliamı eklenmiştir. Alevi yurttaşlarımızın gittikleri kahvehanelerin ve cemevinin hedef alındığı silahlı saldırılarda ve saldırıları protesto etmek için toplanan halkın üzerine ateş açılması sonucunda 23 vatandaşımız katledilmiştir. Katliamın gerçek faillerinin ve arkasında yer alan güçlerin değil, birkaç tetikçinin yargılandığı davada hukuk, devlet şiddeti karşısında bir kez daha suskunluğa gömülmüş, katliamcılar aklanmıştır” dedi.
“ŞENGAL’DE EZİDİLERE UYGULANAN KATLİAMIN AYNISI SURİYE’DE ALEVİLERE YAPILMAKTADIR”
Beyazıt, Halepçe, Gazi katliamlarının üzerlerinden geçen yıllara rağmen hafızalardaki canlılığını, yüreklerdeki acısını koruduğunu vurgulayan Özyaşar, “Ne yazık ki, yaşanan katliamların utancıyla yüzleşmek yerine inkârı yüceltenler, sorumlularından hesap sormak yerine üstünü kapatanlar yeni katliamlara, cinayetlere davetiye çıkarmaya devam etmiştir. İktidar uğruna ırkçı, şovenist politikalara sarılan, halkları düşmanlaştırmada sınır tanımayan zihniyet Maraş katliamından Çorum katliamına, Sivas-Madimak katliamından Roboski katliamına, Suruç katliamından Ankara Gar katliamına uzanan, yüzlerce canımızı aramızdan koparan bir vahşet tablosu yaratmıştır. Katliamların gerçek failleri ve arkasında yer alan güçler açığa çıkarılmamış, her defasında sadece birkaç tetikçinin yargılandığı davalarda hukuk ve adalet suskunluğa gömülmüştür. Dün Şengal’de Ezidilere İŞİD barbarları tarafından uygulanan katliamın aynısı bugün Suriye’de Alevilere yapılmaktadır. Bu katliamların durdurulması ve Ortadoğu’da farklı olan her inancın her halkın yaşam hakkının güvence altına alınması için başta hükümeti ve uluslararası güçleri göreve çağırıyoruz” diye belirtti.
Beyazıt, Halepçe, Gazi ve Suriye katliamlarında hayatını kaybedenler şahsında şimdiye kadar katliamlarda hayatını kaybedenleri anan Özyaşar, “Yeni katliamlar yaşanmasını engelleyebilecek tek şey demokrasinin, adaletin, barışın ve kardeşliğin hâkim olduğu, hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin eşit yurttaş olarak kabul edildiği, farklılıklarımızın zenginlik olarak görüldüğü bir ülke ve dünya mücadelesini yılmadan, usanmadan sürdürmekten geçmektedir. Bunun için halkların birlikte yaşama umudunu yok etmeye çalışanlara karşı bundan sonra da birbirimize daha fazla kenetlenmeye devam edeceğiz. Yaşadığımız katliamların hesabını barış ve kardeşliğin ülkesini kurarak soracağız” diye konuştu.
PİRHA – Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, katliamda yaşamını yitiren 33 can, Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, “Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen, 3 Temmuz’da Çorum’da katledilen canlarımızı anmaya, daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz” dedi.
Sivas Katliamı’nın 31. yıldönümünde, devlet yönetiminin gözetiminde dinci-faşist kalabalığın gerçekleştirdiği katliamda yaşamını yitiren 33 can Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Gazi Şehitleri Cemevi, Karayolları Cemevi, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi ve Habibler Cemevi’nin ortak programıyla Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi bahçesinde anıldı. Anmada Erdal Erzincan, Mercan Erzincan ve Deniz Türkan deyişler okudu.
Anmaya Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım, AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Gaziosmanpaşa Şubesi Karayolları Cemevi Başkanı Hıdır Çam, Habibler Cemevi Başkanı Orhan Satılmış ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Anmayı düzenleyen kurumlar adına AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş birer konuşma yaptı.
“İNSAN YAKMANIN ZAMANAŞIMI OLMAZ”
Okmeydanı Cemevi Başkanı Eren Yıldırım naklen yayın karşısında dünya ve insanlığın gözü önünde, alkışlar eşliğinde yakılan canların acısını kapatacak hiçbir şeyin olmadığını söyleyerek “Çünkü bu yara başka bir yaradır. İnsanlık tarihinde gelmiş geçmiş en köklü ve en yakıcı ateştir Sivas. Madımak Katliamı, insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Ama oldu. Sivas Madımak Davası zaman aşımına uğradı. Olmaz, insan yakmanın zaman aşımı olmaz” diye konuştu.
“BİZİ YAKIP YIKMAKLA BİTİREMEYECEKSİNİZ!”
AKD Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Alevilerin kimsenin arka bahçesi olmadığını belirterek, “Aleviler, bu ülkenin yüz akıdır. Herkesi 2 Temmuz’da Sivas’ta katledilen canlarımızı anmaya, 3 Temmuz’da Çorum’daki canlarımızı anmaya daha sonra Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin huzurunda hep birlikte orada cem olmaya davet ediyoruz. Hepimiz orada birlikte olacağız ama asla Alevi Bektaşi Cemevi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın programlarına katılmayacağız. Onları reddediyoruz. Alevilerin yolu cemdir. İnanç yerleri cemevidir. Biz bunu pirlerimizden öğrendik. Kimse bize yolumuzu öğretme haddini kendinde görmesin. Pir Sultan’ı anarken Madımak’ın etrafı çevrildi, insanlarımız cayır cayır yakıldı. ‘Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’ diyen şeriat yobazlara sesleniyorum. Asla bizi yakıp yıkmakla bitiremeyeceksiniz!” diye konuştu.
“DEVRİMCİLERE SAHİP ÇIKALIM”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şubesi Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün, kuyu tipi hapishanelerden söze ederek “Devrimcilere sahip çıkalım. Devrimcilerin girmediği mahallelere çeteler, torbacılar giriyor. Sadece devrimcileri bu hapishanelere atmıyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen herkesi bu hapishanelere atıyorlar. Aleviler olarak da birbirimize sahip çıkalım. Haklıyız kazanacağız. Kerbela’da Hüseyin, Dersim’de Seyit Rıza, Sivas’ta Pir Sultan olmaya devam edeceğiz” dedi.
“ADALET MÜCADELEMİZİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
PSAKD Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş ise şunları konuştu:
“Biz Sultangazi’de faaliyet gösteren dört cemevi olarak geçen yıl da ortak bir etkinliğe imza atmıştık fakat geçen yıl emniyet, kaymakamlık sudan gerekçelerle etkinliğe yasaklama getirmişti. Bu sene yine buradayız. Biz her sene Sivas şehitleri başta olmak üzere hak, hakikat yolunda yaşamını yitiren tüm canlarımızı ölüm yıldönümlerinde bir araya gelerek anmaya ve adalet talebimizi, sadece Sivas için değil Maraş’ın, Çorum’un, Dersim’in, Koçgiri’nin ve yaşadığımız Gazi Mahallesi için adalet istemeye, adalet mücadelemizi büyütmeye devam edeceğiz.”
PİRHA – İHD Ankara Şubesi, Barış Nöbeti’nin 15. ayında yaptığı basın açıklamasında savaş politikalarını bir kez daha eleştirdi. Okunan metinde, “İsrail karşıtı eylem yapılıyor ancak NATO üsleri ülkenin her yerinde… Katliamlar tarihi bir cumhuriyetin 100 yılı sonlanırken; 1915 örtük, Dersim katliamı saklı, Sivas, Gazi ve Roboski katliamları görmezden geliniyor” ifadelerine yer verildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, her ayın ilk cuma günü tuttuğu Barış Nöbeti’ne bugün de devam etti. Nöbetin 15. ayında, ‘savaş bütüncül bir hak ihlalidir’ vurgusu yapıldı.
İHD Ankara Şubesi Eş Başkanı Ömer Faruk Yazmacı, yaptığı basın açıklamasında, “Dünya tarihi, savaşlar tarihi adını almaya doğru dörtnala koşuyor” dedi. Yazmacı, cumhuriyetin 100 yıllık geçmişinde yaşanan hak ihlallerine de işaret ederek şu açıklamayı yaptı:
“Coğrafyanın her noktasında bir gerilim ve savaş oyunu oynanmaya devam ediyor ve insanların büyük bir bölümü savaş ya da olağanüstü koşullarda yaşam hakları için mücadele ediyor. Dünya üzerinde yersiz ve yurtsuzların sayısı artıyor ve insanlar mülteci olmak zorunda bırakılıyorlar. Savaş politikalarını üreten yöneticiler ve onların işbirlikçisi silah tüccarları, dünyayı bir çukura doğru itiyor. Birlikte savaş suçu işlemeye devam ediyorlar, ediyorsunuz. Doğaya ve insana karşı kendi çıkarlarınız için savaşarak tüm canlıları bir sayıdan ibaret kılmaya çalışıyorsunuz! Ekonomik ve doğal kaynakların, toprağın egemenler tarafından gasp edilmesine karşı halklar olarak kendi savunma savaşımızı veriyoruz. Savaş politikaları üreterek yaşamlarımız üzerinde karar sahibi olamazsınız. Sizlerden kurtulmamız ve barışı tesis etmemiz ve yaşam haklarımız için yeni bir dünya düzeni kurmamız gerekiyor.
Sahnelemeyi izliyoruz; İsrail karşıtı eylem yapılıyor, Rusya/Ukrayna Savaşı’nda arabuluculuk imajı sürüyor, NATO üsleri ülkenin her yerinde, katliamlar tarihi bir cumhuriyetin 100 yılı sonlanırken; 1915 örtük, Dersim katliamı saklı, Sivas, Gazi ve Roboski katliamları görmezden geliniyor, devrimcilerin idam edilişi ve darbeler yaşanmamış, Kürt illerinde katliamlar yapılmamış gibi, aynaya bakmaksızın, dışarıya güvercin imajlı, içeride şahin bir baskıcılıkla yönetmeye çalışıyorsunuz.
“SAVAŞA KARŞI BARIŞ, ESARETE KARŞI ÖZGÜRLÜK”
Hüda Kaya, adresi belli, avukatı savcılığa “ifadeye hazırız” derken ve daha yeni savcılığa ifade vermişken, Dünya Kobane Günü olan 1 Kasım’da gözaltına alınıp, tutuklanıyor. Tolga Şardan, yılların gazetecisi, devletin yargı hakkındaki araştırmasını haber yaparken, MİT’ten söz ettiği için (mi) tutuklanıyor. Gazetecileri tutukluyor, siyaseti içeride tutmaya çalışıyorsunuz. ‘Barınamıyoruz’ diyen gençleri gözaltına alıyor, hakları için eylem yapan işçileri şiddete boğuyor, Kürt illerinde onlarca tutsak yaratıyorsunuz. HDP vekilleri ve eş başkanları tutuklu, Gezi Davasında Kavala, Mater, Atalay, Özerden, Kahraman tutuklu. ‘Barış’ demek ise, neredeyse bir suç sebebi. Bunlar kendi insanınla, halkınla savaşın işaretleridir. Kendi insanına şahin bir iktidar gördüğümüz…
İzin verin; size kamusal özgürlük, eşitlikçi yönetim, insan hakkı nedir, doğa nasıl korunur, hukuk ve adalet nasıl sağlanır, cezasızlık nasıl bitirilir, savaşsız bir yaşam, barış ve demokrasinin keyfi nasıl çıkarılır, uzun sürmeyecek bir anlatı ile ana hatlarıyla aktaralım. Sessizce dinlemeniz ve not almanız yeterli, çok uzun sürmeyeceğini garanti edebiliriz, dikkatli dinler ve yaşam odaklı düşünürseniz eğer tabii ki. İnsan Hakları Derneği, bu amaçla, hakların korunması, savaşa karşı barış, esarete karşı özgürlük amacıyla 1986 yılında kuruldu. İHD, Savaşın değil barışın yapısal inşasını kurmak ve barışın tesis edilmesi için mücadele etmeye devam etmektedir ve edecektir.
100 yıllık savaş ve nefret ikliminden çıkmanın yolu, şiddeti devlet normu haline getirmeden, modern devletin kuruluş aklı olan hak ihlallerini yapmadan, amasız fakatsız bir barış ve demokrasi aklı kurmakla mümkün olur. Hak ve özgürlükleri korumak asıl sorumluluğunuz olmak zorundadır ve tartışılmazdır. Toplumsal sözleşmeyi ve sorumluluğunuzu hatırlatıyoruz bir kez daha insanlığa çağırıyoruz.”
PİRHA- Yüzbinlerce yurttaş Newroz ateşi etrafında birleşirken, PİRHA’ya konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, bu yılki Newroz’un yas ve acının paylaşıldığı bir Newroz olduğunu belirterek, “Deprem politikaları nedeniyle toplu bir cinayet yaşandı. Bunun hesabını soracağız. Siyasal sonuçları da 14 Mayıs’taki seçimlerde olacak. Bu halk acılarını isyana, öfkeye dönüştürecek. Newroz’un coşkusunu 15 Mayıs’ta yaşayacak” dedi.
“HALK OLARAK SORUMLULUĞUMUZU YERİNE GETİRECEĞİZ”
PİRHA’ya konuşan HDP İstanbul İl Eş Başkanı İlknur Birol, 14 Mayıs seçimlerine değinirken, şunları söyledi:
“Bu Newroz, Mayıs seçimlerine gidilirken çok kritik bir zamanda yapılıyor. 11 ili etkileyen deprem felaketinin ardından on binlerce vatandaşımızı kaybetmenin üzerine köhnemiş bir sistemin ne hale geldiğini, yurttaşını koruyamadığını, enkazdan çıkaramadığını gördük. Sistemin en net fotoğrafının çekildiği yer belkide deprem oldu. Politik olarak çok sıkışmışlık yaşayan, toplumu bölük, pörçük haline getirmiş; büyük sömürü ve talanın doğrudan simgesi olan bu sistemin değişme vakti gelmiştir. 14 Mayıs seçimlerinde de ezilenlerin ittifakı bu değişimin ana aktörü olacaktır.
Seçim sonrası demokratik bir değişim olabilmesi için yapılması gereken ne varsa halk olarak yeni, eşit ve özgür bir yaşamın kurulması için sorumluluğumuzu yerine getireceğiz. Bu Newroz bunun mesajı verildi. Bu iradeye sahip çıkan milyonların olduğunu gösterecek bir Newroz olacak. İstanbul en büyük Kürt şehridir, emek şehridir, kadın direncinin en yüksek olduğu kentlerden biridir. Newroz baharı karşıladığımız bir direniş ve kuruluş günüdür aynı zamanda. Direnişi, cesareti, kararlılığı ve yeni dönemin kuruluşunun mesajlarının verildiği bir Newroz oldu.”
“NEWROZ’UN COŞKUSUNU 15 MAYIS’TA YAŞAYACAĞIZ”
EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, bu yılki Newroz’un yas ve acının paylaşıldığı bir Newroz olduğunun altını çizerek, “Aynı zamanda bir hesap sorma günü bugün. Çünkü insanları tabutluklarda göz göre göre öldürdüler. Deprem politikaları nedeniyle toplu bir cinayet yaşandı. Bunun hesabını soracağız. Siyasal sonuçları da 14 Mayıs’taki seçimlerde olacak. Bu halk acılarını isyana, öfkeye dönüştürecek. Newroz’un coşkusunu 15 Mayıs’ta yaşayacak” dedi.
“YENİ BİR ÜLKEYİ DEPREMİN YARALARINI SARARAK İNŞA EDECEĞİZ”
HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da, Newroz’da özgürlük ve bu ülkenin yeniden inşasının mesajını verdiklerini belirterek, “Depremin yaralarını sarmamız gerektiği bir zamandayız. Bunu asla unutmamamız gerekiyor. Çok fazla desteğe ihtiyaç var ama bunu gerçekleştirecek liyakatta bir iktidar yok. Aksine bu durumu yaratan bir iktidar var. Yeni bir ülkeyi depremin yaralarını sararak inşa edeceğiz. Her türlü hava şartlarına rağmen insanlar akın akın geldi ve Newroz ateşini yaktı. Bir daha sönmeyecek o ateş” diye konuştu.
“ALEVİLERİN UMUDU YÜKSEK”
Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş ise şunları söyledi:
“Zorlu bir süreçten geçiyoruz. Deprem bölgesinde ciddi sıkıntılar ile karşılaştık. Aynı zamanda bugün hem sosyopolitik hem de sosyoekonomik ciddi sorunlar var. Özgürlüklerin, demokrasini daraltıldığı, ekonominin bütün insanlar üzerindeki etkisinin hissedildiği bir ortamda hakikaten zorlu günlerden geçiyoruz. Ümit ediyorum ki bundan sonraki süreç Türkiye’nin demokratikleşmesi, adalet ve hukukun yerini bulması noktasında iyi yerlere gelecektir. Biz Alevilerin de Türkiye’de birliğin, beraberliğin, kardeşliğin sağlanması için umudumuz yüksek. 85 milyonun Newroz’unu kutluyoruz. Bu seçimlerde Türkiye’nin karanlık tablosunun aydınlığa çıkmasını temenni ediyorum.”
PİRHA-Türkiye’de 90’lı yılların katliamlarından biri de Gazi Katliamı. 28 yıl önce 22 kişinin katledildiği Gazi Katliamı’nın failleri ve sorumluları hala cezalandırılmadı. Halkın adalet talebi sürüyor.
İstanbul’da 12 Mart 1995 akşamı, saat 20:45 sularında kimliği belirlenemeyen kişiler, gasp ettikleri bir taksi ile Gazi Mahallesinde bulunan Öntaş, Yavuz ve Dostlar kahvehaneleri ile Sarıoğlu Pastanesini silahla taradı. Saldırı sonucu 76 yaşındaki Alevi dedesi Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır 25 kişi yaralandı. Sonrasında saldırganlar kaçırdıkları taksinin şoförünü de öldürerek kayıplara karıştı.
Saldırının duyulmasının ardından Gazi Mahallesi halkı sokağa çıkarak saldırıyı protesto etti. Polis halkın üzerine ateş açtı ve Mehmet Gündüz’ü katletti. Ertesi gün cenaze töreni için cemevi önünde toplanan binlerce kişiye ateş açıldı. Öğleden önce üç kişi, öğlenden sonra 12 kişi daha yaşamını yitirdi. Hepsi de kurşun yarasıyla ölmüştü. Aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün İstanbul Valiliği Gazi, Zübeyde Hanım ile Esentepe mahallelerinde sokağa çıkma yasağı ilan etti. Mahallelerin giriş ve çıkışlarına polis barikatı kuruldu ve giriş, çıkış polis kontrolünde yapıldı. Sokağa çıkma yasağı Gazi Mahallesi direnişini engelleyemedi. Bunun üzerine bölgeye askeri birlikler gönderildi.
Bu arada, Ankara’da Gazi Katliamı ve sokağa çıkma yasağı Kızılay’da protesto edildi; polis gösteriye saldırdı, 36 kişi yaralandı.
ÜMRANİYE’DE 5 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ
Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi halkı da, Gazi Mahallesi’ndeki katliamı protesto etmek için 15 Mart’ta sokağa çıktı. Polis burada da halka ateş açtı. O gün 1 Mayıs Mahallesi’nde de beş kişi öldürüldü.
HASAN OCAK KAYBEDİLMİŞTİ
Dört gün içerisinde Gazi Mahallesi’nde 17 ve 1 Mayıs Mahallesi’nde beş olmak üzere toplam 22 kişi öldürüldü, 300’den fazla kişi de yaralandı. Yapılan otopsi sonucu olaylarda öldürülenlerden 17 kişinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği ortaya çıktı.
Gazi Mahallesi direnişinde bulunan Hasan Ocak 21 Mart günü gözaltına alındı ve kaybedildi. Ailesinin ve kamuoyunun mücadelesi sonucu Hasan Ocak’ın cansız bedeni bulundu.
İSTANBUL EMNİYET MÜDÜRÜ NECDET MENZİRDİ
Gazi katliamı yaşandığında; İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’di. Polise yetki veren Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, “Bin operasyon yaptık” diyerek katliamı savunmuştu. İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayları bastırmak için sokağa çıkma yasağı ilan edip Gazi Mahallesi’ni polis ablukasına aldırmıştı. İçişleri Bakanı Nahit Menteşe “Polis silah kullanmadı” demişti. Başbakan Tansu Çiller, “Vatan için kurşun yiyen de, atan da şereflidir” demişti. Süleyman Demirel ise Cumhurbaşkanıydı. Hiçbiri yargılanmadı.
Gazi Katliamı, aradan geçen 28yıla rağmen asıl failleri karanlıkta bırakıldı. Katliam sonrası açılan davada sanık koltuğuna sadece 20 polis oturtuldu. Ancak bunlar arasında üst düzey yetkililer yoktu. Güvenlik gerekçesiyle 3 şehir gezdirilen dava, sadece iki polisin 4 yıl 32 ay hapis cezası almasıyla sonuçlandı.
PİRHA- Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eş Başkanları Mustafa Karabudak ile Meral Gökkuş, Ankara’da 4 Alevi kurumuna saldıran şahıs hakkında “cezai ehliyeti yoktur” kararı verilmesine tepki gösterdiler. Karabudak ve Gökkuş, “Bu iddianamenin hukuksal bir boyutu yoktur, siyasal iktidarın bir kararı olduğunu düşünüyoruz. Karanlık ellerin saldırıları devam ediyor” dedi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türkmen Alevi Bektaşi Derneği, Şahı Merdan Cemevi, Sivas Divriği Gökçebel Derneği ve Ana Fatma Cemevi’ne yönelik gerçekleştirilen saldırıya ilişkin şüpheliler Ahmet Ozan K, Baver G. ve Çağdaş Can B. hakkında yürüttüğü soruşturmayı tamamladı. İddianamede, Ahmet Ozan K.’nin akli dengesinin yerinde olup olmadığı yönünde rapor alınması için sevk edildiği hastanede 3 hafta gözlem altında kaldığı, düzenlenen raporda şüphelinin ‘işlediği fiillerin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasında, bu fiillerle ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğinde azalma olduğu, cezai ehliyetini bulunmadığı’ yönünde karar verilmişti.
Ana Fatma Cemevi ve Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Eş Başkanları Mustafa Karabudak ile Meral Gökkuş, Ankara’da Türkmen Alevi Bektaşi Derneği, Şahı Merdan Cemevi, Ana Fatma Cemevi’ne ve Sivas Divriği Gökçebel Derneği’ne saldıran 3 şüpheli hakkında hazırlanan iddianameye ilişkin konuştu.
İzmir’den Eskişehir’e gelerek 2 kişi ile saldırıyı planlayan Ahmet Ozan K’ye ‘akli dengesi yerinde değil’ raporu verilmesini eleştiren Mustafa Karabudak, “İddianameye hiç şaşırmadık. Çünkü geçmişten bugüne tüm Alevi katliamlarında, Alevilerin kapıları, duvarları işaretlendiğinde yaşananların aynısı tekerrür ediyor” dedi.
“SİYASAL İKTİDARIN BİR KARARI”
Hazırlanan iddianamede Ahmet Ozan K., Baver G. ve Çağdaş Can B. şüpheli olarak yer aldı. Saldırıya uğrayan derneklere ise iddianamede yer verilmedi. Mustafa Karabudak, kararı eleştirerek şunları söyledi:
“Olayın hem mağduru hem de müştekiyiz. Yani davanın sahibiyiz. Kurumumuz saldırıya uğramıştır, ilk baştan beri şikayetimiz vardır. Ve bunun üzerine 5 Avukat arkadaşımızın, bizim adımıza dilekçesi mevcut. İsmimizin bu dosyada olmaması garip bir durum. Biz bunun peşini bırakmayacağız. Artık yüzümüzü kamuoyuna döneceğiz ve elimizden geldiğince kamuoyu oluşturacağız. Bu iddianamenin hukuksal bir boyutu yoktur, siyasal iktidarın bir kararı olduğunu düşünüyoruz.”
“BENZER SALDIRILAR OLABİLİR”
Mustafa Karabudak, cezasızlık politikaları nedeniyle benzer saldırıların yine yaşanabileceğine dikkat çekti. “Bugün yarın bize yönelik yine bir saldırı olabilir” diyen Karabudak, tedirginliğini şu sözlerle aktardı:
“Ortada bir cezasızlık, zamana yayma durumu var. Suç işleyenleri kollama, kayırma söz konusu. Bu nedenlerle tekrar benzer saldırılar olabilir. Alevilerin tüm tedirginlikleri bundan ötürüdür. Alevilerin geçmişten bugüne yaşadıkları olaylarda şiddete uğramış, katliama uğramışlar ama bir şekilde olayların üzerleri örtülmüş, dosyalar karartılmıştır. Bu da birilerine tekrar görev çıkartmak, cesaretlendirmektir. 4 kurum saldırıya uğradı, birinde yaralama söz konusu, diğer iki kurumda ise içeriye girip şiddet ve cebir var. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi gereken bu olay Asliye Hukuk Mahkemesi’nde kapatılmak isteniyor.
Bu olayın rastgele yapılmadığını biliyoruz. Arkasında birileri muhakkak var. Saldırgan neden yaşadığı İzmir’den çıkıp, Ankara’ya gelip 4 kuruma saldırdı? İzmir’de cemevi yok muydu? Saldırganın Ankara’ya gelmesini anlamıyoruz. Şehir dışından gelen birinin, kısa bir zaman diliminde birbirinden farklı yerlerde olan kurumlara saldırması mümkün değil. Muhakkak bu kişiyi mobilize eden, her anlamda destekleyenler vardır. Biz, bunun açığa çıkmasını istiyoruz. Çünkü bunlar tetikçidir, arkalarını siyasal iktidara dayamışlar ve yarın da bir rapor alıp dışarı çıkarlar.”
“30 OCAK’TA DURUŞMADA MUHAKKAK OLACAĞIZ”
Mustafa Karabudak son olarak 30 Ocak’ta görülecek duruşmaya ilişkin katılım çağrısı yaparak, “Toplumun refleksi bizim açımızdan önemliydi. Büyük destek, dayanışma gelişti. İnsanların bu durumdan ötürü rahatsızlıklarını gördük. Ama diğer taraftan cemevine gittiklerinde orada bulundukları anda herhangi bir saldırıya uğrayacak, başına iş gelecek kaygısı olan insanların sayısı da az değil, bunu da gözetmek lazım. Mahkeme 30 Ocak’ta görülecek ve bizler muhakkak orada olacağız” diye konuştu.
“KARANLIK ELLERİN SALDIRILARI DEVAM ETMEKTE”
Cemevi saldırısı ardından oluşturulan iddianameye bir eleştiri de Ana Fatma Cemevi DAD Ankara Şube Eş Başkanı Meral Gökkuş’tan geldi. Alevi toplumuna dönük geçmişte yapılan katliam ve saldırıları hatırlatan Gökkuş, şunları kaydetti:
“Çok iyi biliyoruz ve unutmuyoruz. Selçuklusundan, Osmanlısından bu yana Cumhuriyetin kuruluşundan sonra da Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de evlerimizi işaretleyip, katliam yapan bir güruhun dışarıda kol geziyor. Bu karanlık ellerin yeniden saldırıları devam etmektedir.
Ankara’da cemevlerine yapılan saldırıda şahsa verilen ‘akli dengesinin yerinde olmadığı’ kararı düşündürücüdür. Akli dengesi yerinde olmayan şahısın dört ayrı cemevine saldırı gerçekleştirmesi nasıl mümkün olabilir? Bu akli dengesizliğin değil, akli dengesi yerinde olan bir sahsın planlayıp tasarlayabileceği bir saldırıdır.”
Meral Gökkuş, saldırı dosyasının karartılmak istendiğini ifade ederek, “Saldırının üstü her ne kadar diğerleri gibi kapatılmaya, unutturulmaya çalışılsa da bizlerin de bu yapılanları hiçbir zaman unutmayacağımızı belirtmek isteriz. Unutmadığımız itikatimiz, unutmadığımız bizlere yapılan haksızlığınız, zorbalığınız, hak yediğinizdir. Şu da unutulmasın ki Alevi halkı olarak vicdanımız ve hakkaniyetli oluşumuzla, üstümüzdeki sevgi hırkasıyla her zaman var olup, mücadelemizle ikrarlaşıp yolumuzun düsturunda devam edeceğiz” diye konuştu.
İLK DURUŞMA 30 OCAK’TA!
İddianamede, Ahmet Ozan K, Baver G. ve Çağdaş Can B. hakkında “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik”, “ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme”, “inanç düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme” ile “silahla basit yaralama” suçlarından 12 yıl 10 aya kadar hapis cezası isteniyor.
PİRHA-Alevi kadın kurumlarının düzenlediği panelde konuşan HDK Kadın Meclisi üyesi Çiğdem Kılıçgün Uçar; “Sistemin ifade ettiği şey kadın, erkeği öldürüyorsa cezalandırılır ama bir erkek, kadını öldürüyorsa cezalandırılmaz. Çünkü devlet o erkeği cezalandırırsa en başta kendisini cezalandırmış olur” ifadelerini kullandı.
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşırken, İstanbul Gazi Cemevi Kadın Meclisi, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi ile Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Gazi Kadın Meclisi, “Erkek şiddetine karşı kadın mücadelesi” başlığıyla Gazi Cemevinde bir panel düzenledi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz ile Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Kadın Meclisi üyesi Çiğdem Kılıçgün Uçar‘ın konuşmacı olarak yer aldığı panele çok sayıda kadın katıldı.
Ekonomik krizin derinleştiğini belirten Dilşat Canbaz, “Hepimizin bildiği gibi derin bir yoksulluk var. O yoksulluğu sistemin dışında tutamayız. Ekonomik krizi, erkek-devlet şiddetinden bağımsız tutamayız. Çünkü hepsi birbirini besliyor ve tetikliyor. Kadın ölümlerini ‘münferit’ bir ölüm olarak göstermek aslında sistemden bağımsız değil. Erkek-devlet şiddetinin bir parçasıdır” dedi.
“POLİSLER ALANDA YANIMDAKİ ERKEK ARKADAŞIMLA MUHATAP OLUYOR”
Canbaz, kadın cinayetlerinin dünya genelinde sürdüğünü ifade ederken; şunları söyledi:
“Sadece ülkemizde değil; dünyada yaşanan kadın cinayetlerine baktığımızda hepsini erkek iktidarının yansıması olarak görüyoruz. Kadının politikleştiği yerde yine aynı sorunları yaşıyoruz. Biz kimsenin kadınları, eşleri, annesi, ailesi değiliz. ‘Sizin makbul kadınlarınız olmuyoruz’ dediğimizde şiddet ile karşı karşıya kalıyoruz.
Bir milletvekili olarak alanda polis ile karşılaştığımızda benimle değil, yanımdaki erkek arkadaşımla muhatap oluyor. Daha fazla ses çıkarıyorsam zaten dikkate almıyor. Ben bir kadınım. İkincisi politik bir kadınım.”
Çiğdem Kılıçgün Uçar ise kadın cinayetlerine ilişkin kullanılan dile dikkat çekti. “Kadınlar cinayete kurban gittiğinde ‘namus cinayeti’ diyorduk. Bu aslında erkeğin, kadını öldürmesini haklı gösteren bir tanımlamadır” diyen Uçar, kadın hareketinin bu konuda dil değişikliğine gittiğini hatırlattı.
“KİMSENİN NAMUSU DEĞİLİZ”
Uçar şöyle konuştu:
“Öncelikle kadına yönelik şiddeti, ‘erkek şiddeti’ olarak tarif ediyoruz. ‘Namus cinayeti’ olarak tarif etmiyoruz. Kimsenin namusu değiliz. Devlet, bir yönetme aygıtı olarak şiddeti kullanıyor. Kadınlar, en yakınımızdaki erkekler tarafından şiddetle kontrol altında tutulmaya çalışıyoruz.
Devletin bütün aygıtları; polisinden, Diyanet’ine kadar kadınlar üzerinden toplumu yeniden dizayn etmeye; kendi kural ve kaidelerini kabul eden bir toplum yaratmaya gidiyor. Kadınların yürüttüğü eşitlik ve özgürlük mücadelesi sadece kadınları özgürleştiren bir boyutta değil.
“ÇİLEM DOĞAN YAŞADIĞI İÇİN CEZA ALIYOR”
Kadınların, pandemi süreciyle birlikte eve hapsedilmesiyle şiddet ve cinayetler daha fazla arttı. Buna mukabil devletin cezasızlık politikasının da yükseldiğini ifade edebiliriz. Cezasızlık politikasından kastettiğimiz aslında şu: Eşini öldüren erkek, bir takım elbise giymekten, kravat takmaktan kaynaklı ceza indirimi ile karşılaşabiliyor.
Fakat yaşamak için eşini öldürmek zorunda kalan Çilem Doğan yaşadığı için ceza alıyor. Sistemin ifade ettiği şey kadın, erkeği öldürüyorsa cezalandırılır ama bir erkek, kadını öldürüyorsa cezalandırılmaz. Çünkü devlet o erkeği cezalandırırsa en başta kendisini cezalandırmış olur.”
PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, Gazi Katliamı’nın 26. yıl dönümüne ilişkin yaptığı açıklamada “Aleviler dün vardı, yarın da var olacaktır. Aleviler dün olduğu bugün de zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler” dedi.
PSAKD Samsun Şube Başkanı Cem Sultan Ermiş, Gazi Katliamı’nın 26. yıl dönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı.
Cem Sultan Ermiş, “Alevileri yok etmeyi hedefleyen bu inkârcı ve gerici anlayış, yüzyıllar boyunca gerçekleştirdiği bütün katliamlara rağmen Alevileri yok etmeyi başaramadı” diyerek şu açıklamayı paylaştı:
“12 Mart 1995’te kontrgerilla çetelerini tarafından yapılan saldırının sonucu bir Alevi Dedesi olan Halil Kaya öldürüldü, 5’i ağır toplam 25 kişi yaralandı. Daha sonra saldırganlar saldırı sırasında içinde bulundukları taksiyi gasp ederek taksi şoförünü öldürdüler. Bu saldırganların kim oldukları asla ortaya çıkmadı ya da çıkarıl(a)madı. Gazi Mahallesi halkı, devlet destekli bu kontrgerilla saldırısından sonra protesto için mahalle karakoluna doğru yürüyüşe geçti. Halkın yürüyüşe geçmesiyle birlikte polis, Gazi halkının üzerine ateş açtı. Bu saldırıda bir yurttaşımız daha hayatını kaybetti. Ertesi gün saldırıyı protesto etmek ve Gazi halkının yanında olmak için binlerce yurttaş İstanbul’un her yerinden Gazi Mahallesi’ne geldi. Halk tekrar yürüyüşe geçti. Burada emniyet güçleri korkunç bir şekilde halka saldırdı ve 15 yurttaşımızı katletti. Bunun üzerine İstanbul’un ve Türkiye’nin birçok yerinde halkımız yaşanan bu katliamı protesto etmek için sokağa çıktı. 15 Mart’ta Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde polisin halkımıza ateş açması sonucu 5 yurttaşımız daha katledildi. Bu şekilde 12-15 Mart tarihleri arasında devam eden saldırılarda onlarca canımız katledildi, yüzlercesi de yaralandı.”
“ALEVİLER KATLEDİLDİLER AMA ASLA BOYUN EĞMEDİLER”
“12-15 Mart 1995 tarihlerinde bütün dünyanın gözü önünde Gazi ve Ümraniye’de Alevilere karşı kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğiyle bir katliam gerçekleştirildi. Bizler Aleviler olarak kontrgerilla çetelerinin ve devlet güçlerinin işbirliğine dayalı bu katliam pratiğini daha önce Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Sivas’ta yaşadık. Gazi ve Ümraniye katliamları Alevilere dönük yüzyıllardır devam eden baskı ve katliam politikalarının bir devamıdır.
Aleviler dün vardı, bugün vardır, yarın da var olacaktır. Aleviler dün olduğu bugün de zulmün ve haksızlığın karşısında, ezilenlerin saflarında, asla boyun eğmeden mücadele etmeye devam etmektedirler.
İşte tam 26 yıl önce Gazi ve Ümraniye halkı bu direniş ve mücadele geleneğinin mirasçısı olmanın bilinciyle, zulmün karşısına dikildi. Günlerce saldırıya uğradılar, katledildiler, yaralandılar, ama asla boyun eğmediler.
Katliamı başlatan, saldırıyı gerçekleştiren kontrgerilla çete mensupları hiçbir zaman bulun(a)madı. Hedef gözeterek birçok canımızı katlettikleri görüntülerle ve adli tıp raporlarıyla açıkça kanıtlanan katil polislere göstermelik cezalar verildi. Katliam davası halkımızdan kaçırılarak şehir şehir gezdirildi. Daha önceki Alevi katliamlarında olduğu gibi bu katliamda da sorumluluğu bulunan devlet yetkilileri milletvekili ve hatta bakan yapılarak ödüllendirildi.
Ancak egemenler ne yaparlarsa yapsınlar bizler bu katliamın hesabını mutlaka soracağız.
26. yılında Gazi ve Ümraniye’de bütün saldırılara, baskılara ve katliamlara rağmen Pir Sultanların direniş geleneğini canları pahasına yaşatan ve bu mücadelede katledilen tüm canlarımızı saygıyla anıyor, direnen halkımızı selamlıyoruz.”
PİRHA- Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un katledilmeleri hakkında HDP İstanbul Milletvekili Dilşat Canbaz, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonu kurulması için başvuru yaptı.
HDP Milletvekili Dilşat Canbaz, İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan Gazi Kent Ormanı girişinde, yaşlar 15-18 arasında değişen 5 çocuğun bulunduğu aracın polisler tarafından taranması sonucu hayatını kaybeden Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un katledilmelerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde araştırma komisyonu kurulması için başvuru yaptı.
TBMM’ye araştırma önergesi sunan Canbaz, “Türkiye; polis-asker, genel tanımlamayla kolluk kuvvetlerinin, işledikleri suçların cezalandırılması konusunda kötü bir geçmişe ve karneye sahiptir. Kolluk kuvvetlerinin sanık sandalyelerinde oturdukları hemen hemen bütün suçlarda yargı makamları ya verilmesi gereken cezaların çok altında cezalar vermekte ya da bu suçlar cezasızlıkla ödüllendirilmektedir. Cezasızlık ya da göstermelik cezaların verildiği suçlarda yargı makamlarının coğrafi ‘hassasiyetleri’ ise artık saklanamayacak kadar açıktır. Gazi Mahallesi-Ümraniye Katliamları Davası, Kızıltepe Jitem Davası, Şemdinli Umut Kitapevinin Bombalanması Davası, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Uğur Kaymaz, Ceylan Önkol gibi birçok davada yargı organlarının etkin bir soruşturma işletmediği, gerekli cezaların verilmediği ve süreç işletilirken suçun işlendiği bölgelerin adeta cezanın hafifletilme gerekçesi yapıldığı yönünde kamuoyunda yaygın ve haklı bir yargı oluşmuş durumdadır” ifadelerini kullandı.
“ADLİ MAKAMLAR BİLİNÇLİ OLARAK OLAYIN ÜZERİNİ KAPATMAK İSTİYOR”
HDP İstanbul Milletvekili ılbaşvurusunda; “Gelinen aşamada adli makamların dahi gerçeği soruşturmada istekli olmadıkları ya da bilinçli olarak olayın üzerini kapatmak istedikleri görülmektedir. Bu nedenle; gerçeğin açığa çıkarılması, kamuoyunun şeffaf bir biçimde aydınlatılması ve sorumluların gerçek bir cezai yaptırım almalarının sağlanması için Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un yaşamını yitirdiği olayla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından bir araştırma komisyonu kurulması, TBMM’nin halka karşı sorumluluğudur” ibarelerine yer verdi.
NE OLMUŞTU?
İstanbul Gazi Mahallesi’nde bulunan Gazi Kent Ormanı girişinde, 14 Nisan 2017 tarihinde yaşları 15-18 arasında değişen 5 çocuğun bulunduğu aracın polisler tarafından taranması sonucu hayatını kaybeden Barış Kerem ve Oğuzhan Erkul’un katilleri hakkında açılan davanın karar duruşması, İstanbul 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüştü. Sanık polisler, olayın Gazi Mahallesi’nde gerçekleşmesinin haksız ve ölümcül olacak şekilde silah kullanmalarına gerekçe yaparak savunma yapmış, mahkeme de iki çocuğun katili 4 polis memuruna 24.300 TL ‘ceza’ vererek, bunu da taksitlendirmişti. Mahkemenin katil polisleri koruyan kararı kamuoyu ve aileler tarafından büyük tepkiyle karşılanmıştı.
PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde, 16 Mart Cumartesi günü saat 18:00’da Heftemal ile ilgili etkinlik düzenlenecek.
Demokratik Alevi Derneği (DAD) Eyüp Şubesi ve Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Şubesi Pir Sultan Abdal Cemevi Heftemal konulu bir etkinlik düzenleyecek. 16 Mart Cumartesi günü saat 18:00’de Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi’nde düzenlenecek olan etkinlikte Şıx Çoban Ocağı pirlerinden Zeynel Kete ile yazar Özcan ince konuşmacı olarak yer alacak.
Gazi Cemevi Pirler Meclesi, Gazi Cemevi Başkanı Hıdır Karataş, DAD Genel Merkez Eş Başkanları Selda Güneş ve Musa Kulu ile Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynel Odabaş da katılımcılar arasında yer alıyor.
Etkinliğin ardından Heftemal lokması pay edilecek.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Antalya Şubesi’nden geçtiğimiz günlerde Saadet Partisi’nin Antalya genelinde birçok Alevi kurumla Kızılarık Cemevi’nde yaptığı toplantı ve sonrasında gelişen olaylarla ile ilgili bir açıklama yayınlandı.
Geçtiğimiz günlerde Saadet Partisinin Antalya genelinde birçok Alevi kurumları ile Kızılarık Cemevi’nde yaptığı toplantıya PSAKD Antalya Şubesinden tepki geldi. Konuya ilişkin PSAKD Antalya Şubesi şu açıklamayı yaptı:
“KİRLİ İTTİFAK KİMDİR? KİMLERLE İŞBİRLİĞİ YAPAR?”
“Alevi Kültür Dernekleri basın açıklamasında bir kirli ittifak olduğu ve bu ittifakın iftira ve yalan üzerine kurulu bir kampanyayla kendilerini yıpratmaya çalıştığını söylüyor. Biz PİR SULTAN ABDAL KÜLTÜR DERNEĞİ olarak merak ediyoruz ve soruyoruz; kimdir bu kirli ittifak ? Ve kimlerle işbirliği yapar ? İftira ve yalanlar nedir? iftira ve yalan olduğu iddia edilen olayları irdeledigimizde karşımıza 3 vaka çıkıyor;
1)Alevi Kültür Derneği Antalya Şubesi AKP Muratpaşa örgütüyle görüşmüş müdür? Onları Cem Evi’ndeki dernek odasında ağırlamış mıdır?Bu iftira ve yalan mıdır ?Gülerek çektirdiginiz o fotoğraf fotomontaj mıdır?
2)AKD Antalya şube Saadet Partisi’yle görüşmüş müdür?Saadet partisi’ni dernek bürosunda ağırlamış mıdır?Bununla yetinmeyip Cemevi’nin avlusunda gülücükler dağıtarak poz vermişler midir?Bu iftira ve yalan mıdır?O fotoğraf fotomontaj mıdır? Beraber yapacakları pikniği hangi ayda yapacaklardır? Umarız temmuz ayında değildir?
3)AKD Antalya Şubesi AKP’li meclis üyesi malum şahısla görüşmelerini hangi sosyolojik/ekonomik/politik kültürel düzlem üzerinde sürdürmektedir? AKP’li meclis üyesinin derneğinizin seçimlerine,toplantılarına, etkinliklerine gelme nedeni nedir?Beraber hangi dev projelere imza atacaksınız?
“SİVAS’I, ÇORUM’U, GAZİ’Yİ, ANKARA GARI’NI UNUTMUŞSUZ!”
Şimdi bunların hepsi iftira ve yalan öyle mi Hasan başkan ?
Sivas katliamı davası zaman aşımından düşüp katiller özgür kaldığında “hayırlı olsun,gözünüz aydın”diyenlerle poz verdiginiz,yaşasın Sivas kıyamımız diyenlerle, Madımak yakmaya gidenlere gazanız mübarek olsun diyenlerle gülerek poz verdiğiniz yalan ve iftira öyle mi sayın başkan ?
Bir Alevi Derneği olarak tüm belediye başkanlarıyla görüşmek hizmet istemek tabii ki hakkınız. Ama siz sapla samanı birbirine karıştırdınız sayın başkan.Siz herşeyi unutmuşsunuz Hasan Başkan.
Sivas’ı unutmuşsunuz,Maraş’ı, Çorum’u, Gazi’yi ,Ankara Gar’ını unutmuşsunuz!Koray’ı, Menekşe’yi ,Asım Bezirci’yi,Berkin Elvan’ı,Uğur’u, Dilek’i unutmuşsunuz,Ve şimdi de liberal safsataların arkasına sığınıyorsunuz.Olmadı başkan.
Ama bizler gülücükler dağıtarak çektirdiginiz o fotoğrafları unutmayacağız!
Ve size sorduğumuz soruyu şimdi tüm Alevilere soruyoruz;
PİRHA- Dersim Dernekler Federasyonu’nun (DEDEF) organize ettiği, “Ovacık’ta yeşeren umudu büyütmek için dayanışmaya” etkinliği gerçekleşti.
Dersim Ovacık belediyesi ile dayanışma gecesi coşkulu bir şekilde gerçekleşti. Gazi, Bağcılar ve Ovacık Dersim Dernekler Federasyonu’nun ortak bir dayanışma gecesi düzenlendi.
İstanbul Bağcılar Olimpik Spor Salonu’nda gerçekleşen gecede, “Taleplerimiz, arşivler açılsın hesap verilsin. Dersim ismi iade edilsin. Dersim halkından özür dilensin. Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklansın. Dillerimize ve Kızılbaş Alevi inancımıza özgürlük istiyoruz. Munzur’daki baraj projeleri iptal edilsin. Sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocuklar listesi açıklansın” ve “Tecavüzlere, katliamlara, keyfi tutuklamalara son verilsin” pankartlar asıldı.
Gule Mayera ve Erdal Yıldırım’ın sunuculuğunu yaptığı gecede Zazaca ve Türkçe sunumlar yapıldı. ilk olarak Sanatçı Nurettin Güleç’in sahneye çıktığı gecede, Gazi, Bağcılar ve Ovacık dernekleri adına söz alan Ali Ekici, Zazaca, bölgedeki sorunları ve dayanışmanın neden gerektiği üzerine konuşmalar yaptı.
Sahneye Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Ben, Dersim’deki doğa katliamına, kültürel asimilasyona ve bu süreçte dayanışmanın önemine vurgu yaptı.
Ovacık Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu da yaptığı konuşmada, “Sağlıklı gıda bulamayan insanlar arayış içinde. Biz de bunun adımlarını atıyoruz. Özgür, bireysel ve köylü üretimi geliştirmemiz lazım” dedi. Kooperatifçiliğin önemine değinen Maçoğlu, dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı.
HALAYLAR VE HORONLARLA GECE COŞKUYLA DEVAM ETTİ
Konuşmaların yanı sıra Rojda’nın söylediği Kürtçe ezgiler eşliğinde halaylar çekildi.
Karadenizli sanatçı Fuat Saka ise Lazca Kürtçe eserleri seslendirirken, horonlar çekildi.
‘Munzur özgür akacak’ sloganları ile sahneye yürüyen çocuklar renkli görüntüler oluşturdular.
Sanatçı Yılmaz Çelik’in ardından son olarak özgün müziğin güçlü seslerinden “And olsun ki milyonların korosu ile söyleyeceğiz” diyen Grup Munzur sahneye çıktı. Salondakilere coşkulu anlar yaşatan grubun ezgileri ile dayanışma konseri sona erdi. (HABER MERKEZİ)
PİRHA-Gazi Katliamında yaşamını yitirenler, katliamın 23’ncü yılında anılıyor. Gazi Cemevi önünde toplanan çok sayıda yurttaş pankartlar açarak ve sloganlar atarak yürüyüşe geçti.
Gazi Katliamı 23’ncü yıl dönümü vesilesiyle, Gazi Cemevinde toplanan Alevi Dernek temsilcileri, Şehit aileleri ve yurttaşlar katliamda yaşamını yitirenleri 23’ncü yıllında anmak için “Gazi, Ümraniye katliamını unutma unutturma” pankartı açarak Şair Arbay Lisesine doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında Gazi Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin fotoğraflarını taşıyan yurttaşlar sık sık “Halkımız saflara hesap sormaya” “Gazi şehitleri ölümsüzdür” “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attı.
Yürüyüşün ardından yapılacak basın açıklaması ile anma sona erecek.