Etiket: gecekondu

  • Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    Dilek Doğan davası: Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Küçükarmutlu’da polis tarafından öldürülen Dilek Doğan’ın ailesinin adalet mücadelesi altı yıldır devam ediyor. Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak. Aile davayı AİHM’e taşıyacaklarını ifade ederken; anne Aysel Doğan, “Hiçbir zaman susmayacağız. Dilek’in yanına gömülene kadar hakkını arayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem” diye konuştu.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesi Küçükarmutlu Mahallesi’nde yaşadığı eve 18 Ekim 2015 tarihinde baskın düzenleyen polislere, “galoş giymeleri” yönünde uyarıda bulunan Dilek Doğan‘ın, özel harekat polisi Y.M. tarafından vurularak, öldürülmesinin üzerinden altı yıl geçti.

    Doğan’ın ölümünden sonra İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davada yargılanan sanık polis Y.M.’ye 17 Mart 2017 tarihinde “iyi hal” indirimi yapılarak “bilinçli taksirle öldürme” suçundan altı yıl üç ay hapis cezası verildi. Yargıtay Başsavcılığı, sanık polis hakkında yapılan temyiz başvurusunu ise geçtiğimiz Temmuz ayında reddetti. Hala Yargıtay’da olan dosya onandığı takdirde sanık polis Y.M. yalnızca 45 gün cezaevinde kalacak.

    Doğan ailesi ise, kızlarının ölümüne neden olan polis hakkında verilen karara tepkili. Altı yıldır devam eden mahkeme sürecine değinen aile, adalet mücadelesine devam edeceklerini ifade ederken; davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıyacaklarını duyurdu.

    “MARAŞ’TA DA KATLİAMLAR YAŞANIYORDU, İSTANBUL’A KAÇARAK GELDİK”

    Anne Aysel Doğan, aile olarak bugüne kadar yaşadıklarını ise PİRHA‘ya anlattı.

    İlk olarak Kahramanmaraş’tan İstanbul’a olan göçlerine değinen Doğan, “Orada da katliamlar yaşanıyordu. Yoksulluk vardı. İstanbul’a kaçarak geldik. Geldiğimiz dönemde de burada gecekondular yapılıyordu. Biz de iki göz bir yer yaptık. İstanbul’a geldiğimizde Dilek dört yaşındaydı. Beş, altı sene iki göz yerde yaşadık. Bir sene olmadan Dilek’in babasını tutukladılar. Beş sene cezaevinde kaldı. Ben de beş çocukla yalnız kaldım. Çocuklar küçüktü. Çalışamıyordum. Köyden bir şeyler gönderiliyordu. Türlü zorluklarla büyüdü Dilek. Okul kazandı. Gönderemedik, uzak diye. Bu duruma kızarak işe başladı. ‘Ben de babama yardımcı olayım’ dedi” diye konuştu.

    “ARBEDE YAŞANMADIĞINI SÖYLEYEN POLİSLERİ UZAKLAŞTIRDILAR”

    Doğan, kızının ölümüne neden olan olay günü ile ilgili olarak da şunları kaydetti:

    “Olay günü hastaydım. Uykumdan uyandırdı Dilek beni. Baktım, ‘galoş’ muhabbeti var. ‘Ayakkabılarınızı çıkarın geçin’ dedi. Polisler bombacı aradıklarını söyledi. Söyledikleri ismi ilk kez duyduk. Kimliklerimizi kontrol ettiler. Dilek’e üst üste ismini sordular. O an hareketlerinden şüphelendim. Dilek’e yoğunlaşmışlardı zaten. Dilek’in ağabeyi, polislere Ankara’daki canlı bombaların yakalanmamasını, katliama engel olunmamasına yönelik tepkisini söylüyordu. Bunun üzerine oğlumun üzerine yürüdüler. Silah sesi duyuldu. Nereye ateş edildiğinin farkında değildim. Sonrada baktım ki Dilek’in elindeki telefon düştü. Kendisi olduğu gibi yere yığıldı. ‘Kaza oldu. Teröristler karşılık verdi’ dedi. Sonradan kamera kayıtları da ortaya çıktı. ‘Arbede yaşandığını görmedik’ diyen polisleri ise uzaklaştırdılar.”

    AİLEYE YÖNELİK BASKILAR DEVAM EDİYOR

    “Kızımı bizden alıp gittiler. Bize her türlü iftirayı da attılar. Terörist ettiler bizi” diyen Doğan, aile üyelerine yönelik yıllardır baskı yapıldığını belirtti. Doğan şöyle konuştu:

    “Çocuklarımıza baskı yaptılar. Sigortalı bir işe giremediler. Hep bir engel çıkarıldı. Çalıştıkları sırada darp ettiler. Çocuklarımdan biri Dersim’de öğrenciydi. Sürekli takip ettiler. Okulu bitirene kadar canımız çıktı. Polislere hakaret ettiği gerekçesiyle para cezaları verildi. Küçük oğlumun davası da bir yandan devam ediyor.”

    “İNSANLAR, OĞLUMUN ALEYHİNDE İFADE VERMEYE ZORLANDI”

    Doğan, altı yıldır adalet mücadelesi verdiklerini söyledi. Oğul Emrah Doğan’ın bu süreçte 19 yıl hapis cezası aldığını kaydeden Doğan, “Ne desek boş. Dilek’in yokluğu anlatılmaz. Umutlarımızı, hayallerimizi yıktılar. Polis en son “Devletim bana emir verdi, ben de uyguladım” dedi.

    Oğlum üç yıldır cezaevinde ve on dokuz yıl ceza aldı. Evimizin önünde gece, gündüz TOMA bekledi. Sürekli takip ediyorlardı. Hiçbir delil olmadan, ‘tehdit ve örgüt üyeliği’ suçlamasıyla oğluma ceza verdiler. Gizli tanık ifadeleriyle cezalandırıldı. İnsanlar, oğlumun aleyhinde ifade vermeye zorlandı. Bir tane oğlum baskılardan dolayı yurt dışına gitti. Diğer oğlum hiçbir şekilde çalışamıyor. Sokakta rahatça yürüyemiyor bile. Sürekli GBT sorgusuna maruz bırakılıyor.

    Bu süreçte ise bizi soran olmadı. Herkes korkuyor. Dilek’in babası zor şartlarda çalıştı. Ailemizi fişlediler. İş bulamıyorlardı. ‘Terörist’ damgası vurdular bize. Fakat hiç susmayacağız. Ölünceye kadar hakkını arayacağım kızımın. Dilek’in yanına gömülene kadar susmayacağım. Kızımın hakkını bırakıp hiçbir yere gitmem. Cezaevindeki oğlumda aynı şekilde ‘Beni öldürseler de gitmem’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “SOHBET HAKKI İÇİN DİRENEN OĞLUMU CEZAEVİNDE DÖVMÜŞLER”

    Cezaevindeki oğlunun durumuna ilişkinde bilgi veren Doğan, “Emrah’ın görüş yasağı var. Bir tek telefon ile konuşuyoruz. Haftada yirmi dakika sadece. Bolu Cezaevi’nde yatıyor. Bir keresinde gittiğimizde gördük ki; hiç yürüyemiyor. Gözleri mosmor. Nedenini sorduğumda ise, ‘Bize sohbet hakkı vermediler. Direndiğimiz için dövdüler’ dedi.

    Dilek’in babasına da baskılar devam ediyor. Cemevine bile artık gitmiyor. Her şeyden uzak kaldık mecburen. Gelenek, göreneklerimizi bırakmak zorunda kaldık. Oturduğumuz yerde, ‘bize ne yapacaklar’ diye bekliyoruz. Adamlar düşmanmış bize. Bir devlet halkına düşman olur mu?” şeklinde konuştu.

    “YAŞADIKLARIMIZ KAN DONDURUCUYDU, KİMSE YALNIZ BIRAKMASIN BİZİ”

    Doğan son olarak davalarına sahip çıkılması çağrısında bulunarak, şunları söyledi:

    “Bizi yalnız bırakmasın kimse. Bu zulüm bitmedi. Bugün bana yarın herkese olabilir. Duyarlı insanlar var tabi. Ama herkesi terörist ilan ettiler. İnsanlar korkuyor. Dilek için biri bir şey söylese hemen yargılıyorlar. Berkin Elvan’ın annesi mahkemede, ‘Dilek Doğan’ı da böyle öldürdüler’ dediği için dava açmışlar kadına. Ne olursa olsun susmayacağız. Anneler susmaz. İçim çok dolu. Hiçbir şekilde sindiremediler beni. Yara oldu kaldı yüreğimde. Kanım donuyor aklıma geldikçe. Yaşadıklarımız kan dondurucuydu. Katliam yaşadık burada.”

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL 

  • Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    Her bir tuğlasında emekleri olan gecekondularından olmak istemiyorlar-VİDEO

    PİRHA- İmar kıskacı altında olan İstanbul Armutlu’daki gecekondularda yaşayan halkın sorunları bitmek bilmiyor. Burada yaşayan Süleyman Şener, “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik” diyor. 

    İstanbul’un boğaz manzarasına sahip Armutlu, imar kıskacında. Her iktidar döneminde çıkartılan yasalarla kendi elleri ile yaptıkları gecekondularının durumu devamlı değişiklik gösteriyor. Yaşam alanlarını kurdukları, Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Armutlu gibi yerlerdeki ev sahiplerinin durumları hala muğlak.

    Sarıyer’de tüm gözlerin çevrildiği imar barışı yasasının kimleri vuracağı merak konusu olmaya devam ederken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bürokratları, 25 bin kişinin yaşadığı (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) FSM-Baltalimanı bölgesinde kalan Armutlu’da imar barışının olup olmayacağını açıkladı.

    40 yıl önce köyden kente göç ederek her bir tuğlasında emeklerinin olduğu gecekondularının bahçesinde Şener ailesine konuk olduk. Şener ailesi dünden bugüne değişen imar koşullarını ve yaşadıkları sıkıntıları anlattı.

    1949’da Malatya Kalekozlu köyünde doğan Süleyman Şener, 1956 yılında Malatya merkezde liseyi bitirdikten sonra 1969 yılında ailesi ile birlikte İstanbul’a göç etmiş. Senelerdir esnaflık yapan babası yoksulluk içinde 5 çocuğunu okutmaya çalışmış.

    1969’da temelini attıkları boş düz bir arazi üzerine o dönemlerde gurbete gelen bir çok insan gibi evlerini kendi elleriyle yaptılar.

    “Bu toprakların hepsi de para ile satın alındı. Biz buraya harcama yapmasaydık bir iki tane dairemiz vardı rahat rahat oturuyorduk. Ama ne yazık ki geldik girdik buraya bir daha da çıkamadık” diyor 40 yıldır acısı tatlısı ile oturdukları gecekondu için.

    “ELEKTİRİĞİMİZİ, SUYUMUZU KENDİ İMKANLARIMIZ İLE GETİRDİK”

    Kentlerde apartmanlara sıkışmış insanlara nazaran evlerinin bahçeli olmasının avantajını yaşayan Şener, bunun mutluluğunu unutturan dezavantajını da ise şöyle sıralıyor:

    “Elektriğimiz yoktu gariban babamla beraber elektrik çektirdik. Suyumuz yoktu suları taşıyarak getiriyorlardı. Su istedik. Dediler ki ‘parasını verirseniz size boruları döşeriz.’ O zamanın parası ile 578 bin lira ödedik. Böylelikle suyumuza kavuşmuş olduk. Elektriğimiz de geldi. Gecekonduda normal bir hayat yaşantısı olamaz. Sobayla ısınıyorduk.”

    “HEP ZENGİNLER Mİ GÜZEL YERDE OTURACAK”

    Şener’in konuşmasının arasına giren 95 yaşındaki annesi de ‘su getirdik biz derelerden’ diye de oğlunu onaylıyor.

    Şener sözlerine şöyle devam ediyor:

    “Bizi de insan olarak görsünler. Hep zenginlerin mi güzel yerde oturması lazım. Şimdiye kadar asfaltımız yoktu, çamurlar içerisindeydik. Duvarlarımızı belediye gelip yıktı. Akşam yaktılar sabah tekrar yeniden yaptık. Çocuklarımızı bu şeklide yetiştirdik. Derler ya el emeği göz nuru. Buraya gerçekten çok büyük emekler verildi. Yolumuz toprak yoldu. Bir arabamız çamurdan yukarıya çıkamazdı. Komşunun kamyonunu getirirdik arkasına bağlar çekerdik. Zaman geldi asfalt döküldü. Yollar yapıldı. Bu arada 2000 yılından itibaren bir yapılaşma başladı. Ama buna müsaade edenler de vardı. O yapıları yapan hiç kimsenin de evi yıkılmamıştır. Ama biz tek katlı olanlar çatılarını dahi tamir edemez.”

    “HER GELEN İKTİDAR KENDİ POLİTİKASINI UYGULADI”

    40 yıl boyunca gelen tüm iktidarların kendi politikalarını uyguladıklarını söyleyen Şener, belediye başkanlığını alan AKP hükümeti ile birlikte sorunların daha da katmerleştiğine dikkat çekti.

    Şener yaşam alanlarına ilişkin bu zamana kadar verilen kararları ve sorunlarını şöyle anlatıyor:

    “İyi kötü insanlar birbirleriyle kaynaştılar. Burada doğan çocuklar birlikte okula gittiler. Evlendiler. İnsanların çoğu buralarda birbirleri ile akraba oldular. Bir köyün çocuklarıymış gibi. Yeni bir dostluk doğuyordu. Buraya kadar her şey güzeldi.

    AKP iktidarında artık bizim buraların yıkılacağı, satılacağı söylenmeye başlandı. 1984 yılında Turgut Özal’ın burayı ziyaret etmesinden sonra bir çok eve de tapu tahsis belgeleri verilmişti. Bu tapu tahsis belgelerinin de geçersiz olduğu sayıldı.

    AKP hükümeti dönemindeki o tutum ve davranışlar karşısında mahkemelere vermek zorunda kaldık. Bu mahkemelerin hepsini de kazandık. Danıştay onaylı olan mahkemelerin hepsini de kazandık. Bunun yanında bugünkü mevcut Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç de bu imar durumlarını dile getirerek burada 50 bin kişinin yaşadığını ve 10 binin üzerinde ev olduğunu defalarca açıklamıştı.”

    “DİKEN ÜSTÜNDEYİZ, BIÇAK SIRTINDAYIZ”

    Tapularını isteyen Şener sözlerini şöyle sonlandırıyor:

    “Diken üstündeyiz, bıçak sırtındayız. Artık bize de bir parça insaf eylesinler. Bırakın oturduğumuz yerde oturalım. Bugün Sarıyer’in bütün tepelerinde yüzlerce binlerce villa yapıldı. Ve hepsi ruhsatsız. Bunların hepsi gecekondu idi. Niye bunlara göz yumuyorsunuz?”

    “O ZAMAN İNSAN DEĞİLDİK ŞİMDİ Mİ VAR OLDUK”

    Süleyman Şener’in kardeşi Zeynep Şener de her iktidar döneminde çıkartılan yasalar ile durumlarının sürekli değişmesine tepki gösteriyor. Şener, “Ne yazık ki her dönem gelen iktidarlar bu konuyu ele alıyor ama çaresi yok. Bizim için zor bir durum” diyor.

    Tedirginlik yaşadıklarını söyleyen Şener, sözlerini şöyle sürdürüyor:

    “Su, elektrik, yol yoktu o zamanlar. O zaman insan değildik şimdi mi var olduk. Sen başka ülkelerden insanları dolduruyorsun hak sahibi ediyorsun. Niye biz kendi toprağımıza sahip olamıyoruz. Bizim hakkımız. Bu da bizim hakkımız, savunmaya da devam edeceğiz.”

    “YASALAR HER ZAMAN YOKSULLARA KARŞI ÇIKARILDI”

    Her zaman yoksullara karşı yasaların çıkarıldığını aktaran Şener, “Adalet, demokrasi yok. İllaki ayrıcalık yapacaklar. Adalet, demokrasi istiyoruz. Sonuçları bekliyoruz. Aslında buranın 40 yıldır vergisini veriyoruz. Bir kuruş para da vermek istemiyoruz. Bu da bizim hakkımız. İnsanları boş buldukça tepesine çıkıyorlar. Kendi topraklarımızda rahat edemiyoruz” diyor.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Keçiörende zulme karşı direndik, cemevini birlikte inşa edeceğiz-VİDEO

    Keçiörende zulme karşı direndik, cemevini birlikte inşa edeceğiz-VİDEO

    PİRHA-Ovacık Kendin Yap Dayanışma Kültür Derneği Başkanı ve Keçiören PSAKD Şube Sekreteri Yakup Yağmur, Keçiören’de silahlı gruplara mahallece birlikte direndiklerini belirterek, evlerini yıktırmadıklarını söyledi. Yağmur, Ovacık Mahallesi’nde bir cemevi açacaklarını da kaydetti.

    1993’te gecekonduyu önleme bölgesi olarak adlandırılan ve yoksul insanlara verilen arsaların MHP’li  belediyenin işbaşına gelmesiyle birlikte A takımı adı altında kurduğu grup ile bunun önüne geçmeye çalışmasını yurttaşların direnmesi vazgeçirmişti.

    O dönem orada olan ve yaşananlara şahitlik eden Ovacık Kendin Yap Dayanışma Kültür Derneği Başkanı ve Keçiören PSAKD Şube Sekreteri Yakup Yağmur, “İnançlı halk karşı çıktı ve asla sizlerin baskılarına, zulmünüze, A takımına boyun eğmeyeceğiz” dedi.

    “YASAL OLARAK ALDIĞIMIZ ARSALAR ELİMİZDEN ALINIYOR” 

    Yasal yollarla aldıkları arsalarda evlerini kurmaya başladıklarını ve farklı siyasetin gelmesi ile arsalarına el konulmaya çalışıldığını belirten Yağmur, “1993’te Hamza Kırmızı’nın ‘kendin yap’ projesiyle ilgili gecekonduyu önleme bölgesi olarak adlandırılan Ankara’da veya herhangi bir şehirde kendi evi ve arsası olmayan yoksul insanlara ucuz bir meblağ ile tahsis edildi.
    Buralara dağıtılırken her şey yasal nizama uygun olarak yapılmıştı” diye konuştu.

    Yağmur, 1994 yerel seçimlerinde SHP’nin seçimleri kaybetmesi ve yerine MHP’li belediyenin gelmesi ile birlikte arazi sahiplerine tebligat gittiğini kaydederek, ” Bizler yasal yollardan buraları almıştık. Tabi biz o arada kendi imkanlarımızla hiçbir kredi kullanmadan, kendi öz kazançlarımızla evlerimizi yapmaya başladık. Daha sonra bu belediye başkanı olan Turgut Altınok, 660 konuttan oluşan evlerimizi yıkmaya çalıştı. Sizler haksız olarak almışsınız denilerek bizlere tebligatlar yapıldı. Bizde bu yıkıma direndik. Çünkü orada 660 konut vardı, henüz birçoğu yapılmamıştı. Doğrusu yeni başlamıştı” ifadelerini kullandı.

    “BELEDİYENİN A TAKIMI ERDAL YILDIRIM’I KATLETTİ AMA DİRENDİK”

    Belediye başkanının emrinde olan A takımı adlı grubun mahalleliyi silahlarla tehdit ettiğini ifade eden Yağmur, buna karşı direndiklerini ve evlerini yıktırmadıklarını söyledi.

    Yağmur silahlı gruplara karşı direnişlerini ise şöyle anlattı:

    “İnançlı halk karşı çıktı ve bizler yasal yollarla evlerimizi aldık. “Asla sizlerin baskılarına, zulmünüze ve A takımına boyun eğmeyeceğiz” dediler. Oradaki halk birlikte oldu ve evlerini yıktırmadılar. 1994 yılında 30 Ağustos günü A takımı yine bizim mahallemize ellerinde silahlarla geliyor, inşaat yapan insanlara baskı ve zulüm yapmaya çalışıyorlar. O arada çıkan arbedede A takımından vatandaşın birisi elindeki silahla kardeşimiz Erdal Yıldırım’ı katlediyor. Ondan sonra da bu hükümet tarafından duyuluyor ve valilik tarafından A takımının oraya girmesi yasaklanıyor. Keçiören Belediyesi sadece çöp ve ufak tefek şeylerin dışında mahallemize girmedi.”

    “HALKIN GÜCÜ İLE OVACIK MAHALLESİ’NE CEMEVİ YAPACAĞIZ”

    “Bize çok zulüm edildi” diye vurgulayan Yağmur, yakın zamanda Keçiören’de halkın lokmaları ile bir cemevi inşa edeceklerini ve bunun da birlik olmaktan geçtiğini belirtti.

    Mahallelerinin birçok sorunu olduğunu dile getiren Yağmur, “Hala alt yapı sorunumuz, imar sorunumuz var, yolumuz yok. Birçok engellemelere rağmen halk birçok şeyi başardı. Şu an tapularımızı alıyoruz” dedi.

    Ovacık Mahallesi’nde bir cemevi inşa projeleri olduğuna değinen Yağmur, “Bunda ön ayak olan CHP belediye meclis üyeleri ve şu andaki AKP’li belediye başkanının da biraz daha esnek davranması var. Bizi muhatap alıyor konuşuyor. Keçiören’in 1,5 milyon nüfusu var. Keçiören’de bir tane cemevimiz yok. Ovacık’ta bir yer belirledik.  Artık orada kendi ibadetlerimizi yapacağız, kendi sorunlarımızı kendi örf adetlerimizi, kendi cenazelerimizi inşallah oradan kaldıracağız. Bu toplumda bir cemevine sahip olacak, daha güçlü olacağız. Bu birlik ve beraberlikten geçiyor” diye konuştu

    Cebrail ARSLAN/ANKARA