Etiket: geçinemiyoruz

  • KESK’in Adana’daki mitinginde ‘Halk için bütçe talebi’ yükseldi-VİDEO

    KESK’in Adana’daki mitinginde ‘Halk için bütçe talebi’ yükseldi-VİDEO

    PİRHA-KESK’in çağrısıyla 14 ilden katılımla Adana’da düzenlenen mitingde, emekçiler yaşam koşullarının iyileştirilmesini, demokratik hakların genişletilmesini ve bütçenin halktan yana düzenlenmesini talep etti.

    https://youtu.be/GxdNC_Bff_8

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Adana’da 14 kentin katılımıyla “Geçinemiyoruz! Halk için bütçe, Demokratik Türkiye” şiarıyla bölgesel bir miting düzenledi. Emek ve meslek örgütleri, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği miting, Kasım Gülek Köprüsü’nde toplanmanın ardından Uğur Mumcu Meydanı’na yapılan yürüyüşle başladı.

    Uğur Mumcu Meydanı’nda saygı duruşuyla başlayan mitingde ilk konuşmayı Miting Tertip Komitesi Başkanı Fatih Toprak yaptı.
    Mitingde KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan ile DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan da söz alarak emekçilerin yoksullaşmasına, bütçe politikalarına ve savaş harcamalarına karşı ortak mücadele çağrısı yaptı.

    “2026 BÜTÇESİ İLE HALKA YIKIM DAYATIYORLAR”

    Miting Tertip Komitesi Başkanı Fatih Toprak, TBMM’de görüşülen 2026 bütçesinin, emeği ile geçinenlere yoksulluk ve adaletsizlik dayattığını belirtti. Söz konusu bütçenin geçmesi halinde halkın daha yoksullaşacağını kaydeden Toprak, “2026 bütçesi ile tam bir yıkım dayatıyorlar. Bunun için demokrasinin son kırıntılarını dahi rafa kaldıran, halk iradesini yok sayan adımlar atmaktan geri durmuyorlar. Üstelik 2026 bütçe teklifi ile sosyal programlardan, yardımlardan yararlananların sayısı bile azaltılıyor. Bir sosyal yıkım bütçesi oluşturuluyor” dedi.

    Toprak, halktan yana bir bütçe için şu talepleri sıraladı:

    “Vergide adalet istiyoruz. Kamu hizmetlerine ve yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını, piyasalaştırılmasına, tasfiyesine ve özelleştirme soygununa son verilmesini, özelleştirilen kamu alanlarının yeniden kamulaştırılmasını istiyoruz. Kamu hizmetlerine, yatırımlarına bütçeden ayrılan payın artırılmasını istiyoruz. Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçenin hayata geçirilmesini istiyoruz.
    Emekçilere kölelik dayatan politika ve uygulamalara son verilmesini istiyoruz. Adeta seri cinayetlere ve katliamlara dönüşen iş kazalarının engellenmesi için her türlü tedbirin alınmasını istiyoruz.“

    “BÜTÇE SİLAHLANMAYA DEĞİL BARIŞA AYRILSIN”

    Ardından konuşan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, ülkenin bütçesinin milyonların maaşlarından ve vergilerinden oluştuğunu hatırlattı. Karagöz, hükümetin “kaynak yok” söylemini eleştirerek, dolar milyoneri sayısındaki artışa ve Kamu-Özel İşbirliği projelerine aktarılan devasa kaynaklara dikkat çekti. Karagöz, 2026 bütçesini “sömürü belgesi” olarak nitelendirerek, iktidarın tercihini emekçiden yana değil sermayeden ve savaştan yana kullandığını söyledi.

    Karagöz, KESK’in bütçe taleplerini sıralayarak savaşa değil barışa bütçe ayrılması gerektiğinin altını çizdi.

    KÜRT SORUNUNU ÇÖZÜN”

    DEM Parti Mersin Milletvekili Ali Bozan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin öncelikli gündeminin emeklilerin yaşadığı yoksulluk ve Kürt meselesinin demokratik yollarla çözümü olması gerektiğini söyledi. Bozan, Meclis’in 1 Ekim’den bu yana “halkın gerçek sorunlarını görmezden gelerek” Trafik Kanunu, Vakıflar Kanunu ve yeni vergi düzenlemeleri gibi konuları ele aldığını belirtti.

    Türkiye’de 50 yıllık Kürt meselesinin artık oyalamadan, zamana yaymadan çözülmesi gerektiğini vurgulayan Bozan, çözümsüzlüğün ekonomik faturasına dikkat çekerek, “Kürt meselesinin çözümsüzlüğü bu ülkeye yılda 100 milyar dolara mal oluyor. Bu para 86 milyonun cebinden çıkıyor. 100 milyar dolarla her yıl 2,5 milyon konut yapılabilir. Depremin üzerinden 33 ay geçti ama iktidar 453 bin konutu bile tamamlayamadı. Oysa bu mesele demokratik ve barışçıl yollarla çözülürse emekçiye, depremzedeye, halka devasa bir kaynak açılır. Kürt meselesinin çözümü için müzakere edeceğiz. Ancak mücadele etmekten asla vazgeçmeyeceğiz. Sokakta, sahada, halkın yanında olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

    “SERVET TRANSFERİ BÜTÇESİ”

    Son olarak konuşan EMEP Genel Başkanı Seyit Aslan, 2026 bütçesinin önceki yıllarda olduğu gibi “işçiden, emekçiden alıp sermayeye ve tekellere aktarılan bir servet transferi bütçesi” olduğunu dile getirdi. İktidarın ekonomik politikalarını eleştiren Aslan, “İşçiler sefaletle yüz yüze bırakılırken saray rejimi trilyonlarca lirayı sermayeye aktararak zengini daha zengin yapıyor. Faiz ödemeleriyle, teşviklerle, vergi ve sigorta primi aflarıyla sermaye adeta ihya ediliyor. Bu yüzden dolar milyarderleri her yıl artıyor. Çocuklarımız okula aç gidiyor, sıralarda bayılıyor ama sermayeye trilyonluk teşvikler aktarılıyor. Bu ülkede Kürt ve Türk halkının tam hak eşitliğine dayanan bir yaşam istiyoruz. Ama biliyoruz ki bugün bu ülkeyi yönetenler bu düzenin sahipleri bu barışı bize çok görüyorlar. O yüzden barışta, eşitlikte eşit koşullarda bir arada yaşamda işçilerin ve emekçilerin mücadelesiyle kurulacak diyorum” şeklinde konuştu.

    Miting, halaylarla son buldu.

    PİRHA/ ADANA

  • ‘Artık yeter, geçinemiyoruz; en düşük memur maaşı 79 Bin TL olmalı- VİDEO

    ‘Artık yeter, geçinemiyoruz; en düşük memur maaşı 79 Bin TL olmalı- VİDEO

    PİRHA- Antalya’da kamu emekçileri adına yapılan basın açıklamasında emekçilerin artık geçinemediği belirtilerek, en düşük memur maaşının 79 Bin TL’ye çıkartılması talep edildi. 

    KESK Antalya Şubeler Platformu, Eğitim sen Antalya Şube’de bir basın açıklaması yaparak, emekçilerin, emeklilerin geçinemediğini belirterek taleplerini sıraladı.

    Ortak basın açıklamasını KESK Antalya Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü İlhan Karakurt, Hür Sen’den Levent Doğan,  Birleşik Kamu İş adına Antalya Başkanı Sadık Açar okudu.

    Vergi yükünün emekçilerin sırtına yüklendiği belirtilen açıklamada “Artık Yeter! Emekçisi, emeklisi bilcümle geçinemiyoruz” denildi.

    Açıklamada şu talepler dile getirildi:

    Kamu emekçileri olarak, toplumun diğer kesimleri gibi, yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük ücret zamları karşısında yoksullaşmaya mahkûm ediliyoruz. Her geçen gün etkisini artıran ekonomik kriz, milyonların yaşamını daha da zorlaştırıyor.

    Alım gücümüz düşerken, en temel ihtiyaçlarımızı bile karşılamakta zorlanıyoruz. TÜİK tarafından açıklanan enflasyon rakamları gerçeğin birazını bile yansıtmazken, maaşlarımız mum gibi eriyor ve ülke olarak hızla yoksulluğa sürükleniyoruz.

    Artık Yeter! Emekçisi, emeklisi bilcümle GEÇİNEMİYORUZ!

    2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.

    İş yerlerinde alın teri döken bizler, enflasyon karşısında ezilirken sermaye her geçen gün daha fazla kâr ediyor. Vergi yükünün büyük bölümü emekçilerin omuzlarına yıkılırken, zenginlerin vergi borçları birer birer siliniyor. Kamu kaynakları, halkın ihtiyaçları yerine sermayeye ve yandaş projelere aktarılıyor.

    Bu adaletsiz düzenin bedelini yıllardır neden sadece biz emekçiler ödüyoruz? Kamu emekçilerinin, işçilerin, emeklilerin “insanca yaşayacak ücret” taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz.

    Siyasi iktidarın toplumun büyük bölümünü oluşturan işçiler, kamu emekçileri ve emeklileri sefalete mahkûm eden politikalarına ve emeğimizin değersizleştirilmesine karşı bir kez daha sesimizi yükseltmek ve taleplerimizi kamuoyuyla paylaşmak için buradayız. Temel tüketim maddelerine ve kiralara yapılan yüksek oranlı zamlar, kamu emekçilerinin geçim koşullarını zorlaştırırken, alım gücümüzün her geçen gün biraz daha düşmesine neden oluyor.

    Bu nedenle, vergide adaletin sağlanması, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması, insanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline gelmiş durumdadır.

    Türkiye’deki vergi sistemi, emeği ile geçinenler aleyhine işlemektedir. Ücretli çalışanlar, gelir vergisi dilimleri nedeniyle yıl içinde daha fazla vergi ödemek zorunda kalırken, sermaye kesimi vergi avantajlarından yararlanmaktadır. Kamu emekçileri olarak yılın başında aldığımız ücret, birkaç ay içinde vergi dilimlerinin artmasıyla erimektedir. Adil bir vergi sistemi, çok kazanandan çok; az kazanandan az vergi alınmasını ve servet vergisinin hayata geçirilmesini, düşük gelirli kesimlerin vergi yükünün azaltılmasını gerektirir.

    Talebimiz nettir:

    Ücretli çalışanların vergi dilimi yüzde 10 olarak sabitlenmeli, temel ihtiyaç maddeleri üzerindeki dolaylı vergiler kaldırılmalıdır

    Kamu emekçileri, maaşlarının büyük bir kısmını oluşturan ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmamasından dolayı emekli olduklarında ciddi bir gelir kaybı yaşamaktadır.

    Yıllarca kamu hizmetinde çalışan emekçiler, emeklilik dönemlerinde “açlık sınırının altında” yaşamaya mahkûm edilmemelidir. Bugün, kamu emekçilerinin aldığı maaşın neredeyse yarısı ek ödemelerden oluşmaktadır. Ancak bu ödemeler, emekli maaşına dâhil edilmediği için; yani aslında “kayıt dışı çalıştırıldığımız için” emekli olanlar büyük bir gelir kaybına uğramaktadır. Bu adaletsiz uygulamaya derhal son verilmeli, tüm ek ödemeler emekliliğe yansıtılmalıdır.

    “ENFLASYON KARŞISINDA ERİYEN MAAŞLARIMIZ TEMEL İHTİYAÇLARIMIZI BİLE KARŞILAMIYOR”

    Enflasyon karşısında eriyen maaşlarımız, kamu emekçilerinin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamamaktadır.

    Resmi enflasyon rakamları ile halkın hissettiği enflasyon arasında büyük bir fark vardır.

    Özellikle gıda, konut, ulaşım ve enerji gibi temel harcamalara yapılan zamlar karşısında kamu emekçileri tarihin en hızlı yoksullaşma süreci yaşamıştır.

    “MAAŞ ARTIŞLARI ENFLASYONA GÖRE YAPILMALI”

    İnsanca yaşayacak bir ücret, sadece ekonomik bir talep değil, aynı zamanda insani bir haktır. Kamu emekçileri, geçim sıkıntısı çekmeden çocuklarının geleceğine güvenle bakabilmeli, sağlıklı bir yaşam sürdürebilmelidir. Bu nedenle, asgari ücret ve kamu emekçisi maaşları yoksulluk sınırının üzerinde belirlenmeli, maaş artışları Erdoğan-Şimşek programına göre değil gerçek enflasyon oranına göre yapılmalıdır.

    Hepimizin bildiği gibi, tek adam rejimi olarak tarif ettiğimiz bu siyasal düzende, emekçilerin, asgari ücret tespit komisyonu da dahil olmak üzere, hiçbir pazarlık düzeneğinde, evrensel haklara uygun bir toplu sözleşme yasası bulunmamaktadır.

    Daha da ileri giderek, milyonlarca emekçiyi sefalet zamlarına sarı sendika eli ile mahkûm edip, bunu seyyanen zam gibi tek adamın siyasal ulufe yöntemine terk etmek, bizim hızlıca ters yüz etmemiz gereken en önemli görevdir.

    Alacağımız her zam, gerçek bir toplu sözleşme yasası ile teminat altına alınmalı ve taban aylığımıza dahil edilmelidir. Son toplu sözleşme süreci bu durumun tipik bir yansıması olmuştur.

    Grev hakkının olmadığı bir toplu sözleşme sürecinin, kamu emekçilerinin iradesini yansıtmaktan uzak olacağı açıktır. Grevli toplu sözleşme hakkı, kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesinin temelidir. Kamu emekçilerinin hak arama mücadelesinde en etkili araç olan grev hakkı, anayasal güvence altına alınmalı ve sendikalar, üyelerinin haklarını savunabilecek yasal zeminler oluşturulmalıdır.

    Bizleri yoksulluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu kapitalist düzene karşı durmanın tek yolu ortak talepler etrafında, emekçilerin daha dirençli bir mücadele hattına doğru yol almasını sağlamaktır.

    Kamu emekçileri olarak vergide adalet, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılması ve insanca yaşayacak ücret gibi temel ve ortak talepler etrafında birleştiğimizde, bu düzeni değiştirme gücüne sahibiz.

    Emeğimizin değerini bulması, insanca yaşanacak bir ücret ve güvenli çalışma koşulları için mücadele etmekten başka çaremiz yok.

    “HER GEÇEN GÜN DAHA FAZLA YOKSULLAŞIYORUZ”

    Kamu emekçileri, bu ülkenin eğitimini, sağlığını, yerel yönetimlerini, altyapısını ve sosyal hizmetlerini omuzlarında taşıyanlardır. Ancak, yıllardır emeğimizin karşılığını alamıyor, her geçen gün daha fazla yoksullaşıyoruz.

    Enflasyon, hayat pahalılığı ve düşük zam politikalarına karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz. Vergide adaletin sağlandığı, ek ödemelerin emekliliğe yansıtıldığı, insanca bir yaşam sürebildiğimiz ve grevli toplu sözleşme hakkımızın tanındığı bir Türkiye için mücadelemizi sürdüreceğiz.

    Diğer yandan, emperyalist müdahaleler sonucunda, Ortadoğu’da başta savaş, gericilik, göç, mültecilik, insan hakları ihlalleri ve antidemokratik uygulamaların karşısında, emekçilerin sofrasından çalan tüm güvenlikçi politikalara karşı, toplumun tüm üretiminin tekrar halka, kardeşliğe ve toplumsal uzlaşıya, laikliğe, çağdaşlığa, demokrasiye aktarılmasını talep edeceğiz.

    Biliyoruz ki, gerçek demokrasinin tesisi, insan hakları ve özgürlüklerin istisnasız

    Güvence altına alınması ve toplumsal barışın inşası, mutlak olarak sofralarımızın büyümesine ve refahımızın artmasına yol açacaktır. Bu doğrultuda kamu emekçileri olarak; Bizleri yoksulluğa ve güvencesizliğe sürükleyen politikalara karşı güçlerimizi birleştiriyor, sesimizi yükseltiyoruz. Emeğimizin karşılığını almak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için bugün tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz.

    Çünkü geçinemiyoruz!

    ✓Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı İSTİYORUZ!

    ✓Eşit işe eşit ücret talep ediyoruz.

    ✓ Bu sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.

    ✓ Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkânsız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz

    ✓ Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.

    ✓İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.

    ✓Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.

    ✓ Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.

    ✓ Kamu kaynaklarının “müşteri garantili” projeler için değil, halk için kullanılmışını talep ediyoruz.

    ✓Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi

    ve Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.

    ✓ Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi İSTİYORUZ!

    Özetle; savaşa, ranta, faiz ödemelerine, sermayeye teşvike değil, halk için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe talep ediyoruz.

    Bu haklı ve meşru taleplerimizin yerine getirilmemesi durumunda, mücadeleyi ve dayanışmayı yükselteceğimizi ve Ülkemizin tüm meydanlarında eylemlerimize devam edeceğimizi buradan tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz.

    Yaşasın örgütlü mücadelemiz!”

    PİRHA/ANTALYA

     

  • Ankaralı yurttaşlar: Bizi yönetenler bu parayla geçinsin de görelim! -VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar: Bizi yönetenler bu parayla geçinsin de görelim! -VİDEO

    PİRHA-Asgari ücrette ara zam belli oldu. Yeni asgari ücretin net 5 bin 500 lira olması yurttaşları memnun etmedi. Ankaralı yurttaşlar, “Cumhurbaşkanı kendi alsın da geçinsin o zamla bakalım, yapabiliyor mu? En az 8-10 Bin TL olmalı asgari ücret. Aksi halde geçinilemez” dedi.

    Asgari ücrette ara zam belli oldu. Maaşlara yapılan zammı AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan açıkladı. Erdoğan “Yeni asgari ücret net 5 bin 500 lira olacak. İşçi başına devletimiz, işverenlere de 100 lira destek verecektir. Yeni asgari ücretin tüm kesimlere hayırlı olmasını diliyorum. Bu bir ara artıştır, asıl tespiti inşallah yılbaşında gerçekleştireceğiz” dedi.

    ASGARİ ÜCRET, AÇLIK SINIRININ ALTINDA KALDI

    Asgari ücret bu haliyle açlık sınırının altında kaldı. Türk-İş’in 28 Haziran’da açıkladığına göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 6 bin 391 TL. Bir başka deyişle asgari ücret, açlık sınırından 891 TL düşük.

    “ASGARİ ÜCRET EN AZ 10 BİN TL OLMALI”

    Ankaralı yurttaşlara asgari ücrete gelen zammı sorduk.

    Yurttaşlar, gelen zammın geçinmek için yeterli olmayacağını kaydederek, maaşlara yapılan zamlardan sonra temel ürünlere de zam yapıldığını ve alım güçlerinin sürekli düştüğünü söylediler.

    “Cumhurbaşkanı kendi alsın da geçinsin o zamla. Bakalım yapabiliyor mu?” sözleriyle isyanını dile getiren bir işçiye, diğer yurttaşlardan şu sözlerle destek geldi:

    -Her şeye zam geliyor. Her gün zam, bıktık artık. Maaşlara zam yapmasınlar, alım gücümüzü yükseltsinler.

    -Ben emekliyim, çocuklarımın yardımı olmasa geçinemem. Zamlar bir şeye yaramıyor. Her şeye zam geldi. Hiçbir şey alamıyoruz.

    -En az 8-10 Bin TL olmalı asgari ücret. Aksi halde geçinilemez.

    -Kendileri sarayda oturuyor, millete 3 lira 5 lira zam yapıyor. Kesinlikle yeterli bir miktar değil.

    -Maaşların artmasının bir anlamı yok. Ardından her şeye zam geliyor. Elde avuçta bir şey kalmıyor.

    -Kesinlikle geçinemiyoruz. Özellikle 2-3 senedir çok zorlanıyoruz.

    -Serbest piyasa olduğu sürece bu fiyatlar yükselmeye devam eder.

    PİRHA/ANKARA

  • Ekonomi büyüdü diyen TÜİK’e yurttaşlardan tepki: Bizim cebimize yansımadı -VİDEO

    Ekonomi büyüdü diyen TÜİK’e yurttaşlardan tepki: Bizim cebimize yansımadı -VİDEO

    PİRHA- TÜİK, Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,3 büyüme kaydettiğini açıkladı. Peki, bu büyüme yurttaşın ekonomisine yansıdı mı? Yurttaşlar “Bizim ekonomimiz küçüldü. Büyüyen iktidarın ve çevresinin ekonomisi sadece. Dalga geçiyorlar” diyerek büyümenin kendilerini etkilemediğini ifade ettiler. 

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde yüzde 7,3 büyüme kaydettiğini açıkladı.

    Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle her geçen gün daha da yoksullaşan halka bu büyüme ne kadar yansıdı?

    “İNSANLARLA DALGA GEÇİYORLAR”

    Açıkladığı rakamların güvenilirliği tartışılan TÜİK’in verilerini Ankara sokaklarında yurttaşlara sorduk. İşte aldığımız yanıtlar:

    -Bize hiçbir şey yansımadı. Zor geçiniyoruz. Geçen yıl daha iyi geçiniyorduk.

    -Bu büyümeler bize zam olarak yansıyor. Her gün her şeye zam geliyor. Ama kazancımız aynı. Dışa bağımlı bir ülkeyiz büyümemiz mümkün değil.

    -Sadece TÜİK değil ben hiçbir kurumun hiçbir verisine güvenmiyorum.

    -TÜİK’in büyüdü dediği ekonomi vatandaşın değil. Geçinemiyoruz. Ekonomi tepe taklak gidiyor bakalım. Nereye gidiyor belli değil.

    -Geçinmek mümkün değil. Uçan kuşa söylesen inanmaz bu rakamlara. İnsanlarla dalga geçiyorlar.

    “EKONOMİ VATANDAŞIN CEBİDİR, KİMSE GEÇİNEMİYOR”

    -Bizim ekonomimiz küçüldü. Büyüyen iktidarın ve çevresinin ekonomisi sadece.

    -Ekonomi vatandaşın cebidir. TÜİK’e falan bakmayacaksın. Kimse geçinemiyor. Ben 64 yaşındayım. Siz gençlere üzülüyorum.

    -Emekliyiz. Karı koca çalışıyoruz ve geçinemiyoruz. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete bakalım.

    -Ben ucuz diye buralara kadar gelip Halk Ekmek’ten ekmek alıyorum.

    -Ekonomimiz berbat. Sözde büyümüş. İnsanları aldatıyorlar. TÜİK hükümet yanlısı zaten.

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN/ANKARA

  • Erdoğan’ın ‘dünyayı gezin’ dediği gençler: Bir sallama çayı üç kez içiyoruz

    Erdoğan’ın ‘dünyayı gezin’ dediği gençler: Bir sallama çayı üç kez içiyoruz

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere verdiği ‘imkanınız olursa dünyayı gezin, aromalı kahve eşliğinde sosyalleşin’ tavsiyesine ilişkin konuşan gençler, “Her günüm gelir gider hesaplarıyla geçiyor. Bu gelirle temel ihtiyaçlarımı bile karşılayamıyorum. Bize bu hayatı sunanlar gezin, tozun, yiyin, için dedikçe açıkçası öfkeleniyorum” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlere yaptığı ‘Yakın çevrenizden başlayarak ülkemizi, imkanınız olursa dünyayı gezip görmek, farklı kültürleri tanımak için şartlarınızı zorlayın. Aromalı kahve, çay eşliğinde sosyalleşin’ çağrısı, ekonomik sorunlar yaşayan gençler arasında tepkilere neden oldu.

    Ankara’da iki farklı üniversitede okuyan Helin Kaya ve Ali Dursun, yaşadıkları ekonomik sorunları anlatarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tavsiyelerinin gerçeklikle bağdaşmadığını belirtti.

    Temel ihtiyaçlarını bile karşılamakta çok zorlandıklarını vurgulayan gençler, bu tavsiyelerin tanıdıkları hiçbir genç için bir şey ifade etmediğini dile getirdiler. Bir sallama çayı bile üç kez içtiklerini söyleyen gençler, günümüz şartlarında dünyayı gezme gibi bir durumun gündemlerinde olmasının imkansız olduğunu aktardılar.

    “BİZE BU HAYATI SUNANLAR GEZİN, TOZUN, YİYİN, İÇİN DEDİKÇE AÇIKÇASI ÖFKELENİYORUM”

    Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi 24 yaşındaki Helin Kaya, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere yönelik yaptığı tavsiyeye ilişkin, “Ben emekçi bir aileden geliyorum. Sınırlı bir miktar gelir ile geçinmeye çalışan bir gencim. Bu gelirle temel ihtiyaçlarımı karşılamakta bile sıkıntılar yaşıyorum. Kitaplarımı alamıyorum. Her günüm gelir gider hesaplarıyla geçiyor. Bununla birlikte eğitim sisteminin de getirdiği bir stres var. Bunca sıkıntı ve baskının altında dünyayı gezmek, kahve içmek bizim için lüks. Fırsat eşitsizliğinin olduğu sistemde bu hayatı bize dayatıyorlar. Bu hayat benim tercihim değil. Bize bu hayatı sunanlar gezin, tozun, yiyin, için dedikçe açıkçası öfkeleniyorum. Eşitsizliği yaratanlar, yaşadığım sıkıntılar sanki benim suçummuş gibi konuşunca duyduğum tek duygu öfke oluyor” dedi.

    “DEVLETE DAHA ŞİMDİDEN 40 BİN TL CİVARINDA BORÇLUYUM”

    Ülkemizde belirli bir kesimin lüks içinde yaşadığını, büyük bir çoğunluğun ise açlık sınırında yaşam mücadelesi verdiğini kaydeden Kaya sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ay başında ödeyeceğim kira ve faturayı düşünürken gezmem, eğlenmem nasıl mümkün olabilir? Daha şimdiden 40 bin TL civarında borçluyum devlete. Bunu nasıl ödeyeceğimin derdindeyim ben. Bir kahve içerken hangi ihtiyaçlarımdan kısmam gerektiği düşüncesi beni rahatsız ederken o kahvenin tadını nasıl çıkarabilirim? Bunlar bizim yarattığımız sorunlar değil bize dayatılanlardır, yaşatılanlardır. Bizi bu hayatın içine atanların bize hiçbir şey yokmuş, her şey bizim suçumuzmuş gibi tavsiyelerde bulunmaları bana komik geliyor ve dediğim gibi öfke yaratıyor.”

    “GELİRİMİN YÜZDE 70’iyle KİRA VE FATURALARI ÖDÜYORUM, KİTAPLARA PARA KALMIYOR”

    Okuldan birkaç arkadaşıyla birlikte evde kaldığını, Ankara’ya okumak için Diyarbakır’dan geldiğini belirten Kaya, “Ailemden belli bir miktar destekle birlikte burs da alıyorum ancak KYK bursu değil, KYK kredisi. Bu gelir tabii ki yetmiyor. En nihayetinde hayat pahalılığı her geçen gün artıyor ve biz öğrenciler bu durumu çok yoğun bir şekilde hissediyoruz. Okul için kitap, kırtasiye, okula gidiş geliş ulaşım masrafı derken temel ihtiyaç masraflarının yanına barınma masrafları da ekleniyor ve bu liste uzadıkça uzuyor. Zaten gelirimin yüzde 70’iyle kira ve faturalarımı ödüyorum. Açıkçası kitaplarıma para yetmiyor. Bu kadar giderim varken değil dünyayı gezmek, dışarda kahve içmek bile düşündürüyor beni. Bu kadar ders yoğunluğu varken kalan zamanımda gelir elde edeyim diye çalışmayı düşünüyorum. Dünyayı gezmeye ne para ne de zaman var” şeklinde konuştu.

    “BU GEÇİM SIKINTISI OKUMAMA ENGEL OLDU”

    Yaşadığı ekonomik sorunların olumsuzluklarını her alanda hissettiğini dile getiren Kaya, zamanının çoğunu nasıl geçineceğini düşünmekle geçirdiğini ifade etti.

    Bu durumun ders çalışırken odaklanmasına engel olduğunu da aktaran Kaya, “Ders kitaplarımın kenarında hesaplamalar var. Gelir gider hesabı yapmak zorunda kalıyorum. Rekabetçi eğitimin bizim üstümüzdeki baskısı yetmezmiş gibi geçim sorunu dertlerimizin üzerine gökdelenler inşa ediyor ve açıkçası kendimi altında eziliyor hissediyorum. Bununla birlikte masraflarımı karşılamak için zaman zaman çalıştığım oldu. O dönemlerde derslerime çalışmak için vakit de bulamıyorum. Part time çalışsam da 6 gün çalıştırıyorlar. Benim yaşımdaki birinin şuanda çalışıyor olması gerekirken ben hala okuyorum. Hala okuyorum çünkü aynı zamanda çalışmak zorundaydım. Bu geçim sıkıntısı okumama engel oldu. Ve ben hala üniversitedeyim. Bu benim suçum değil. Ben yaşamaya çalıştım. Geç kalıyorum hayata ama baskıya inat yaşıyor, mücadele ediyorum” cümlelerini kurdu.

    “BİR GENÇ OLARAK GELECEKTEN UMUTLU DEĞİLİM”

    Bir genç olarak gelecekten umutlu olmadığını vurgulayan Kaya son olarak, “Çalışma hayatıma başladığımda 40 bin TL civarında borcum gerçeği yüzüme tokat gibi çarpacak. Bu borcu nasıl ödeyeceğim? İş bulabilecek miyim? Bu sorular şu anda bile kafamı meşgul ederken umutlu olmak zor. Ancak tablonun böyle devam etmeyeceğini de biliyorum. İşte benim umudum burada canlanıyor. Değiştirme iradesine sahip olduğumuz müddetçe umutlu olacağız tabii ki. Biz gençler en temel ihtiyaçlarımız için endişelenmediğimiz, sokaklarda rahatça, korkmadan dolaşabileceğimiz, kendimizi kültürel anlamda ilerletebileceğimiz bir hayat istiyoruz ve bunun da ancak bahsettiğim değiştirme iradesiyle olacağının farkındayım” dedi.

    “BEN BİR SALLAMA ÇAYI ÜÇ KEZ İÇİYORUM”

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) matematik bölümü okuyan 22 yaşındaki Ali Dursun ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gençlere yönelik tavsiyelerine ilişkin; “Açıkçası çok şaşırdım. Tanıdığım hemen hiçbir genç için bir şey ifade etmiyor bu tavsiyeler. Bırakın dünyayı gezip farklı kültürleri tanımayı, aromalı kahve eşliğinde sosyalleşmeyi, ben bir sallama çayı üç kez içiyorum. Dünyayı gezme ile ilgili hayal kurmam çok mantıksız olurdu. Böyle bir şeyin gündemimde olması bile mümkün değil. Arkadaşlarımla birlikte veya tek başıma ise dışarıda ara sıra yiyebiliyorum. Çoğu arkadaşımın durumu daha kötü ama. Okulun kendi yurdunda kalıyorum, Yozgat’tan geldim. Aylık gelirim temel ihtiyaçlarıma yetiyor. Öte yandan, örneğin bir iki hafta önce resim çizmeye başlayayım kendi halimde dedim, boya ve tuval fiyatlarını görünce vazgeçtim” ifadelerini kullandı.

    “UMUDUM YOK DEYİP KENARA ÇEKİLME LÜKSÜM YOK”

    Hayat pahalılığını hayatının normali olarak kabul ettiğini ve artık hiçbir alanda olumlu beklentilere girmediğini söyleyen Dursun şunları kaydetti:

    “Son zamanlarda duygusal veya psikolojik açıdan bana bir etkisi olmuyor kendi ekonomik durumumun. Öte yandan kötü durumda olan insanları, özellikle çocukları görmeye dayanamıyorum. Örneğin bir süre önce sosyoekonomik anlamda dezavantajlı çocuklara destek olmak için kurulmuş bir toplulukta görev aldım ancak gördüklerime dayanamadığım için çekildim. Kısa süre içinde ciddi bir iyileşme beklemiyorum. Umutsuzluğu uzunca bir süre yaşadım da. Ancak umutlu olmak zorundayım. Artık bunun, benim topluma karşı sorumluluğum olduğuna inanıyorum. Umudum yok deyip kenara çekilme lüksüm yok.

    Gençler refah içinde ve özgür bir hayat istiyor, yani bireysel kurtuluşlarını. Bunun için de bir yolunu bulup yurt dışına yerleşmek istiyorlar. Çünkü bu ülkede bir şeylerin değişebileceğine olan inançlarını yitirmiş haldeler. Genç diye sınıflandırılabilecek neredeyse her insanda bunu gördüm.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

  • Tarsus’ta “Geçinemiyoruz” diyen 21 kişi hakkında soruşturma başlatıldı

    Tarsus’ta “Geçinemiyoruz” diyen 21 kişi hakkında soruşturma başlatıldı

    PİRHA- Tarsus’ta 5 Mart’ta yapılan “Geçinemiyoruz” mitinginde yürüyüş düzenledikleri gerekçesiyle 21 kişi hakkında soruşturma başlatıldı. Soruşturmaya tepki gösteren Tarsus Emek ve Demokrasi Bileşenleri, “Ülke çapında gündem yaratan, demokratik ve barışçıl Tarsus yürüyüşünün zor kullanma tehdidi ile engellenmesinden sorumlu olan görevliler hakkında da yasal haklarımızı kullanacağız” dedi.

     

    Mersin’in Tarsus ilçesinde 5 Mart’ta yapılan “Geçinemiyoruz” mitinginde yürüyüş yapan 21 kişi hakkında “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Kanunu’na Muhalefet” kapsamında soruşturma açıldı. Haklarında soruşturma açılan 21 kişi, emniyet tarafından ifadeye çağırıldı.

    Soruşturmalara tepki gösteren Tarsus Emek ve Demokrasi bileşenleri, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Tarsus Şubesi’nde açıklama yaptı.

    Bileşenler adına açıklama yapan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İlçe Başkan Yardımcısı Murat Çeliker, Yürüyüşün gerçekleştirilecek olmasından haberdar olunmasına rağmen engellendiklerini belirterek, “Tarsus Kaymakamlığı‘nın yasakçı tutumu ve polis güçlerinin zor kullanma niyet ve arzusu; zamların geri alınması için toplanmak isteyen halkın anayasal haklarının gasp edilmesine yol açmıştır.  Yasalara, anayasaya ve uluslararası sözleşmelere göre ülkemizde toplantı, gösteri ve yürüyüş yapmak izne tabi değildir” dedi.

    Yasal hakların kullanılması konusunda engeli tanımadıklarının altını çizen Çeliker, “Yalnızca güvenliğin sağlanması, demokratik hak ve özgürlüklerin sağlıklı şekilde kullanılması için mülki amirliğe bildirim yapılır. 5 Mart yürüyüşünü engelleyen ve izinsiz olduğu gerekçesiyle adeta bizler hakkında savcılık soruşturması açılması için iftira atan kamu görevlileri suç işlemişlerdir. Ülke çapında gündem yaratan, demokratik ve barışçıl Tarsus yürüyüşünün zor kullanma tehdidi ile engellenmesinden sorumlu olan görevliler hakkında da yasal haklarımızı kullanacağız” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/MERSİN

     

  • ÇHD Ankara Şubesi: Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız -VİDEO

    ÇHD Ankara Şubesi: Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız -VİDEO

    PİRHA- Çağdaş Hukukçular Derneği Ankara Şubesi avukatları, barınamıyoruz ve geçinemiyoruz eylemlerine katılan üniversite öğrencilerinin burs ve kredilerinin KYK tarafından kesilmesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “İktidar barınamıyoruz diyen öğrencileri bir de açlığa mahkum etti. Mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağız” denildi. 

    Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Ankara Şubesi avukatları, barınamıyoruz ve geçinemiyoruz eylemlerine katılan üniversite öğrencilerinin burs ve kredilerinin Kredi ve Yurtlar Kurumu (KYK) tarafından kesilmesine ilişkin açıklama yaparak öğrencilerin yanlarında olduklarını belirttiler.

    Avukatların ÇHD Ankara Şubesi’nde yaptığı açıklamaya öğrenciler de destek verirken açıklamanın yapıldığı salona ‘Baskılara karşı üniversite öğrencilerinin yanındayız’ pankartı asıldı.

    Avukatlar adına açıklamayı Ayşegül Çağatay okudu. Çağatay açıklamasında, avukatlar olarak bu tür hukuksuz uygulamalara ve tüm baskılara karşı üniversite öğrencilerinin yanında olduklarını bir kez daha vurgulayarak hukuki açıdan gerekli başvuruları yaptıklarını aktardı.

    “ÖĞRENCİLERE POLİS SALDIRISI GERÇEKLEŞMİŞ VE İŞKENCEYLE GÖZALTINA ALINMIŞLARDI”

    Çağatay, öğrencilerin maruz kaldığı saldırıları ve baskıları anımsatarak; “Öğrencilerin artan barınma ve geçinme sorunlarına ilişkin olarak 12 Aralık 2021 tarihinde üniversite öğrencileri tarafından Ankara’da yapılmak istenen ‘Barınamıyoruz’ eylemine ve yine 14 Aralık 2021 tarihinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılmak istenen ‘Geçinemiyoruz’ forumuna polis saldırısı gerçekleşmiş öğrenciler işkenceyle gözaltına alınmıştı. Bizler o süreçte gözaltına alınan öğrencilerin yanında bulunmuş, gözaltı takiplerini yapmış ve gerekli hukuki başvuruları gerçekleştirmiştik” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTINA ALINAN ÖĞRENCİLERİN KREDİ VE BURSLARI KESİLDİ”

    Bugün üniversite öğrencilerine yönelik saldırıların bir başka boyutu ile karşı karşıya kaldıklarını söyleyen Çağatay sözlerine şöyle devam etti:

    “Gözaltına alınan öğrencilerin Kredi Yurtlar Kurumu tarafından ödenmesi gereken kredileri ve bursları bir süredir ödenmemektedir. Kredi ve bursları yatırılmayan öğrencilerin başvuruları üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından öğrencilere verilen cevapta; ‘…almakta olduğunuz öğrenim krediniz Ankara Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün …. yazısına istinaden yapılan inceleme neticesinde Kredi Yönetmeliğinin 11-h maddesine (Öğrenim görmekte olduğu öğretim kurumlarında, eklentilerinde, kalmakta olduğu yurtta, öğretim kurumu veya barındığı yurdun dışında, münferiden veya topluca her ne şekilde olur ise olsun anarşi ve terör olaylarına karışan, öğrenim özgürlüğünü ihlal edici (Direniş, boykot, işgal, yazı yazma, resim yapma, slogan atma vs.) davranışlarda bulunan bu fiillere eksik veya tam teşebbüste bulunan… öğrencilere kredi verilmez.) istinaden kesilmiştir’ denilmektedir.

    Öncelikle belirtmeliyiz ki İlgili kanun ve yönetmelikte burs ve kredilerin ne şartlarda kesilebileceği tahdidi olarak sayılmaktadır. Bahsedilen Yönetmelik maddesi burs-kredi almakta olan öğrencilerin burs ve kredilerinin kesilmesine ilişkin bir düzenleme değildir. Bu nedenle yapılan idari işlem daha başından hukuka aykırıdır.”

    “İKTİDAR BARINAMIYORUZ DİYEN ÖĞRENCİLERİ BİR DE AÇLIĞA MAHKUM ETTİ”

    Bu tür hukuka aykırı işlemlere karşı kendilerine başvuran tüm öğrenciler yönünden gerekli hukuksal süreçleri başlattıkları bilgisini veren Çağatay; “İhtiyaç duyan tüm öğrenciler yönünden gerekli başvuruları gerçekleştireceğimizi de bu basın açıklaması aracılığı ile duyuruyoruz. ‘Forum’ gibi fikir alışverişi içeren bir etkinliğin ya da suç unsuru içermeyen bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün ‘anarşi’ ve ‘terör’ olayı olarak değerlendirilmesi iktidarın hak arayanlara, eşitlik talep edenlere bakış açısını açıkça ortaya koymaktadır, bu bakış açısı kabul edilemez. İktidar zaten kalacak bir yurt bulamadığı için ‘Barınamıyoruz”’ diyen; zaten geçim derdiği yaşadığı için ‘Geçinemiyoruz’ diyen üniversite öğrencilerinin bursunu keserek onları bir kez daha açlığa mahkûm etmiştir” dedi.

    “MÜCADELE EDEN TÜM ÖĞRENCİLERİN AVUKATLIĞINI YAPACAĞIZ”

    Avukat Ayşegül Çağatay açıklamasında son olarak şunları dile getirdi:

    “Siyasi iktidarın işkencelerle, gözaltılarla, disiplin soruşturmalarıyla yıldıramadığı öğrencileri burs ve kredilerini keserek açlık ile terbiye etme çabasına karşı öğrencilerin yanındayız. En başından beri takipçisi olduğumuz bu süreci sonuna dek takip edeceğimizi; eşitsiz, haksız, hukuksuz uygulamalara karşı mücadele eden tüm öğrencilerin avukatlığını yapacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de ataması yapılmayan öğretmen intihara sürüklendi

    Mersin’de ataması yapılmayan öğretmen intihara sürüklendi

    PİRHA-Mersinde yaşayan ve ataması yapılmayan 32 yaşındaki coğrafya öğretmeni İsmail Karahan intihara sürüklendi. Karahan’ın geçinmek için seyyar satıcılık yaptığı aktarıldı.

    Mersin’in Tarsus ilçesinde yaşayan ve ataması yapılmadığı için geçimini sağlamak üzere seyyar satıcılık yapan 32 yaşındaki İsmail Karahan, intihar ederek yaşamına son verdi. Karahan’ın yakınları, ekonomik zorluklar nedeniyle kendisinin zor günler geçirdiğini belirtti. Hayatını kaybeden Karahan’ın cenazesi otopsi yapılmak üzere Adana Adli Tıp Kurumuna sevk edilirken olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankaralı yurttaşlar: Her gün zam geliyor, yeter artık! -VİDEO

    Ankaralı yurttaşlar: Her gün zam geliyor, yeter artık! -VİDEO

    PİRHA-Ekonomik kriz her geçen gün derinleşirken Ankara’da yaşayan yurttaşlar, ‘Geçinemiyoruz’ diyerek isyan çığlığını yükseltiyor. Yurttaşların, ucuz mutfak alışverişi için yöneldiği Ankara Hali’nde bile fiyatlar bir hayli yükselmiş durumda. Ankaralı yurttaşlar, ekonominin hiç olmadığı kadar kötü olduğunu ve geçinmekte çok zorlandıklarını dile getirdi. 

  • Çinçinli Abdal yurttaşlar: Hükümetten şikayetçiyiz; bizim yaşamaya hakkımız yok mu?-VİDEO

    Çinçinli Abdal yurttaşlar: Hükümetten şikayetçiyiz; bizim yaşamaya hakkımız yok mu?-VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları geçim sıkıntısını PİRHA’ya anlattılar. Yurttaşlar, “Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısıyla ilgilenmiyor” dedi.

    Yeni yılla birlikte birçok temel ürüne fahiş oranlarda zamlar geldi. Yaşanan zam furyası yurttaşın alım gücünü iyice düşürdü.

    Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Burada yaşayan insanların çoğu işsiz ve sosyal güvenceden yoksun. Çoğunun devamlı bir işi ve düzenli bir geliri yok.

    Ötekileştirildiklerini söyleyen Çinçinli Abdal yurttaşlar, yaşadıkları ekonomik zorlukları ve geçim sıkıntısını PİRHA mikrofonuna şu sözlerle anlattılar:

    “DÜZENLİ BİR İŞİMİZ YOK”

    Bir Abdal yurttaş, “5 tane çocuğum okula gidiyor. Geçinemiyoruz. Düzenli bir gelirimiz yok. Her şeyimiz borç, ödeyemiyoruz” dedi.

    Bir başka yurttaş, “Bizim buradaki gecekondularımızı yıktılar. Yerine apartmanlar diktiler. Onları da bize yüksek fiyatlardan satmaya çalıştılar. Bizim onları alacak gücümüz yok. Burada yaşayan insanların hiçbirinin düzenli bir işi yok. Bir dolmuş olmuş 5 lira. Taksinin açılışı 20 lira. Mazot desen almış başını gitmiş. Benim arabam var. Bir haftadır kapının önünde yatıyor. Bir yere gidemiyorum. Ben boya işleriyle uğraşıyorum. İş olursa yapıyorum, olmazsa boştayım. Kiramı falan eş, dost, büyüklerden borç alıyorum. Sonra ödüyorum. Bazı zamanlar oluyor ki elektriğimizi, suyumuzu ödeyemiyoruz. Ekonomimiz çok kötü durumda” diye konuştu.

    “HÜKÜMETE ÇOK KIZIYORUZ”

    Abdal yurttaşlar şöyle devam ettiler:

    *“Biz evde 10 kişi yaşıyoruz. İnanın ekmek, yağ alacak gücümüz yok. Bir yağ 120 lira olmuş. Bunu nasıl alabiliriz? Biz küçücük yağ alıyoruz iki günlük yemeğimiz çıkıyor. 10 kişiye yetmiyor. Kendimizden kısıp çocuklarımıza yediriyoruz. Ben emekliyim. Emekli maaşımla 10 kişiye bakmaya çalışıyorum. Çocuğum işsiz. Sadece emekli maaşı ile elektrik, doğalgaz, su, gıda harcamamızı karşılayamıyoruz, yetiştiremiyoruz. Çocuğuma çeyiz yaptım. Onun parasını ödeyemedim. O yüzden icra geldi. Fakir fukarayı artık devlet görsün. Devlet bizi öldürdü. Artık yeter. Bu zamlara bir son versinler. Hükümete çok kızıyoruz.”

    “ÇİNÇİN’E HİÇ HİZMET GELMİYOR”

    *“Burası ötekileştirilmiş bir mahalle. Biz Çinçinliyiz dediğimizde insanlar bizden uzak duruyor. Bizimle arkadaşlık etmek istemiyorlar. Ailemiz çok zor geçiniyor. Gecekondularımızı yıkıp yerine TOKİ yaptılar. Bize ev vermediler. O yüzden buradaki insanların çoğu daha uygun fiyatlardaki yerlere taşındı. Mahalleyi terk etmek zorunda kaldılar. Buraya hiç hizmet gelmiyor. Yollarımızın halini görüyorsunuz. Çukurambar’a bakın, Çankaya’nın diğer yerlerine bakın bir de buraya bakın. Neden buraya hiçbir şey yapılmıyor?

    Buraya kentsel dönüşüm geldi. Biz gecekondularımızdan memnunduk. Burada herkes birbirini tanıyordu. Dayanışma vardı. Bir evde yemek pişti mi diğer evlere de giderdi. Şimdi buradakilerin yarısı başka yerlere gitti. TOKİ’den ev alabilenler de oraya geçti ama mahallemizin yapısı bozuldu. Eski belediye başkanı Melih Gökçek zamanında buraya hiçbir şey gelmiyordu. Şimdi yine biraz geliyor. Mansur başkan kömür, doğalgaz, gıda yardımları yapıyor burada yaşayanlara. Gelecekten hiçbir umudum yok. Ben bir genç olarak burada yaşamanın zorluklarını her zaman hissediyorum.”

    “ÇOCUĞUMA İSTEDİĞİM GİBİ GIDA ALAMIYORUM”

    *“Benim yeterince yakacağım yok. O yüzden komşunun atacağı gardırobu aldım, parçaladım. Onu eve götürüp yakacağım. Rahatça ısınamıyoruz. 24 saatte sadece bir kere sobayı yakabiliyoruz. Belediye yardım ediyor ama yeterli gelmiyor. 600 lira veriyorlar. 600 TL zenginlerin çocuklarının kahvaltı parası ama bize verip bir ay geçinin diyorlar.”

    *“Ben işsiz bir babayım. Çocuğuma istediğim gibi gıda alamıyorum. Onun bez gibi ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Anne baba olarak kendimizden kısıyoruz ama yine de yetiştiremiyoruz. Her şeye zam geldi. Herkes geçim sıkıntısı çekiyor. Gelirden çok giderimiz var. Hükümetten çok şikayetçiyiz. Halkın hiçbir sorunuyla, sıkıntısı ile ilgilenmiyor.”

    “BURADAKİ İNSANLARIN YAŞAMAYA HAKKI YOK MU?”

    *“Burası Altındağ Çinçin. Burada her evde 5 tane mahkum, 10 tane çocuk var. Bu insanlar ne yiyip ne içecek? Dolmuş parası 5 lira olmuş. İnsanlar hapishaneye görüşe gidemiyor. 10 liraya 3 ekmek alabiliyoruz. Burası Altındağ Çinçin diye buradaki insanların yaşamaya hakkı yok mu? Hırsızlık mı yapalım, banka mı soyalım? Nasıl yaşayabiliriz? Asgari ücret 4 bin 250 TL oldu. Bunu yapsan ne olur? Her şeye iki katı zam geldi. İkametgah adresimiz Çinçin olduğu için kimse bize iş de vermiyor. İşe almak da istemiyor. Buranın insanıyız diye farklı gözle bakıyorlar bize.”

    Melis CİDDİOĞLU/Eren GÜVEN-ANKARA

  • Çinçinli Abdal kadınlar: Sürekli zamlarla bizi öldürdüler, artık yeter! -VİDEO

    Çinçinli Abdal kadınlar: Sürekli zamlarla bizi öldürdüler, artık yeter! -VİDEO

    PİRHA- Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. ‘Ötekileştirilmiş’ mahalle olan Çinçin’de yaşayan Abdal kadınlar yaşadıkları geçim sıkıntısını anlatarak, “Yağ alıyorsak tuz alamıyoruz, hep bir şeyler eksik kalıyor. Her şey ateş pahası. Hiçbir istediğimizi alamıyoruz, çocuklarımızın yüzüne bakamıyoruz. Bunalıma girdik” dedi.

    Dövizdeki rekor yükseliş ve Türk lirasındaki tarihi değer kaybı sonrası peş peşe gelen zamlar, yurttaşın alım gücünü iyice düşürdü.

    Ankara’nın en yoksul mahallelerinden olan Çinçin’de yaşayan yurttaşlar ekonomik krizden en çok etkilenen kesimlerden biri oldu. Burada yaşayan insanlar genelde işsiz ve sosyal güvenceden yoksun. Çoğunun devamlı bir işi yok. Okuma yazma oranı oldukça düşük. Bu duruma mahallenin ‘kötü şöhreti’ de eklenince hayatları oldukça güçleşiyor.

    ‘Ötekileştirilmiş’ mahalle olan Çinçin’de yaşayan Abdal kadınlar yaşadıkları ekonomik zorlukları ve geçim sıkıntısını anlattı.

    “NAYLON TOPLAYARAK GEÇİNMEYE ÇALIŞIYORUM”

    Mahallelerinin ve kendilerinin yoksulluk sarmalı içerisinde olduğunu belirten bir kadın yaşadığı durumu şöyle özetledi:

    “5 çocuğum okula gidiyor. Ne emekli maaşımız var ne doğru düzgün bir gelirimiz var. Her şeyimiz borç. Ödeyemiyoruz. Emeklimiz, Bağ-Kur’umuz, sigortamız hiçbir şeyimiz yok. Naylon toplayarak geçinmeye çalışıyorum.”

    “BU ZAMLARLA DEVLET BİZİ ÖLDÜRDÜ, ARTIK YETER”

    Diğer bir kadın ise içinde bulunduğu zor koşulları ve yaşadıkları ekonomik sıkıntıları şu şekilde dile getirdi:

    “Biz evde 10 kişi yaşıyoruz. İnanın ekmek, yağ alacak gücümüz yok. Bir yağ 120 lira olmuş. Bunu nasıl alabiliriz? Biz küçücük bir yağ alıyoruz iki günlük yemeğimiz çıkıyor. 10 kişiye yetmiyor. Kendimizden kısıp çocuklarımıza yediriyoruz. Ben emekliyim. Emekli maaşımla 10 kişiye bakmaya çalışıyorum. Çocuğum işsiz. Sadece emekli maaşı ile elektrik, doğalgaz, su, gıda harcamamızı karşılayamıyoruz, yetiştiremiyoruz. Çocuğuma çeyiz yaptım. Onun parasını ödeyemedim. O yüzden icra geldi. Fakir fukarayı artık devlet görsün. Devlet bizi öldürdü. Artık yeter. Bu zamlara bir son versinler. Hükümete çok kızıyoruz.

    “YAĞ ALIYORSAK TUZ ALAMIYORUZ, HEP BİR ŞEYLER EKSİK KALIYOR”

    Açız aç! Gidelim eve dolabımı açayım size. İçinde hiçbir şey yok. Kahvaltılığımız yok. Dün pazara gittim. 50 liraya bir patlıcanla brokoli alabildim. Çoluk çocuk evde meyve istiyor. Meyve alamıyoruz artık. Çocuklar et istiyor, tavuk bile alamıyoruz. Küçücük bir tavuk 40 lira olmuş. O da kimseye yetmez evde. Ben tavuğu alsam, içine malzemesini alamıyorum. Pirincini, yağını, salçasını alamıyorum. Hep bir şeyler eksik kalıyor. Yağ alıyorsak tuzu alamıyoruz, tuzu alıyorsak ekmek alamıyoruz. Buradaki insanlar aç. Ben aynı zamanda peçete satıyorum camilere gidip. Buradaki insanlar hurdaya gidiyor, naylon satıyor, teneke toplamaya gidiyor…

    “SÜREKLİ ZAM ZAM ZAM… HİÇ BİR İSTEDİĞİMİZİ ALAMIYORUZ”

    Ben şu anda terlikle geziyorum, ayakkabım yok. Çocuğum ayakkabı istiyor, mont istiyor. Almamız lazım ama imkansız. Sürekli zam zam zam… Kafayı yedik artık. Büyükşehir Belediyesi doğalgaz yardımı yaptı. Onun sayesinde ısındık yoksa biz bir göz odada UFO yakıp ısınmaya çalışıyorduk. 4 aydır markete gidip alışveriş yapamıyoruz. Her şey ateş pahası. Hiçbir istediğimizi alamıyoruz, çocuklarımızın yüzüne bakamıyoruz. Bunalıma girdik.

    “BİZ ÖTEKİLEŞTİRİLİYORUZ, BURAYA KİMSE BAKMIYOR”

    Çinçin’de küçük bir gecekonduda yaşayan ve birçok hastalıkla da mücadeleye etmeye çalışan diğer bir kadın ise içinde bulunduğu yoksulluğu şöyle ifade etti:

    “Geçim sıkıntısı çekiyoruz. Hayat çok pahalı. Ben kendim özürlü maaşı alıyorum, eşim de hurdaya gidiyor. İdare etmeye çalışıyoruz. Hiçbir birikimimiz yok. Evimiz yok, barkımız yok doğru düzgün. Bir gecekondumuz var. Bu da kayınbabamdan bize kaldı. Burası kırsal kesim olduğu için hiçbir hizmet gelmiyor. Biz ötekileştiriliyoruz. Buraya kimse bakmıyor. Biz bu gecekonduda topluca yaşıyoruz. Oğlum evli asgari ücretle çalışıyor. Kıt kanaat geçinmeye çalışıyoruz. Ama hiçbir şeye yetiştiremiyoruz. Belediyeden yardım alıyoruz. Bu kışı belediyenin verdiği odun kömür ile geçirmeye çalışıyoruz. Bu da yeterli gelmiyor. Bazen yetmediğinde gidip yıkık evlerden, sokağa atılanlardan toplayıp, getirip yakıyoruz.”

    Melis CİDDİOĞLU/Eren GÜVEN-ANKARA

  • ‘Yapılan zamlardan çok etkilendik, bu şartlarda nasıl geçinelim?’-VİDEO

    ‘Yapılan zamlardan çok etkilendik, bu şartlarda nasıl geçinelim?’-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de ekonomik krizle birlikte halkın alım gücü her geçen gün düşüyor. Dersimli yurttaşlara ülkedeki hayat pahalılığını sorduk. Dersimliler, “5 kg yağ 63 TL’ydi şimdi 133 TL olmuş bu şartlarda geçinmek çok zor. Yapılan zamlardan çok kötü etkilendik, iktidar değişirse belki ülkenin ekonomisi düzelebilir” diye konuştular. 

    Hükümet, “Her şey yolunda” söylemlerini dillendirse de sokaktaki manzara bu söylemlerin tersi yönünde, Türkiye’de ekonomi giderek kötüye gidiyor, halk yoksullaşıyor. AKP iktidarının politikaları ve döviz kurundaki artış nedeniyle derinleşen ekonomik kriz, halkı iyice yoksullaştırdı. Son günlerde birçok temel tüketim ürününe peş peşe zam yapılırken, alım gücü düşen halk canından bezdi.

    Dersim’de halka mikrofon uzattık ve ülkedeki hayat pahalılığını sorduk.

    “BU ŞARTLARDA GEÇİNMEK ÇOK ZOR”

    “Bu şartlarda nasıl geçinelim” diyerek hayat pahalılığına tepki gösteren Mehmet Çelik, “5 kg yağ 63 TL’ydi şimdi 133 TL olmuş bu şartlarda geçinmek çok zor. Aldığım parayı da elektrik, su, doğalgaz faturalarına veriyorum, manavda çalışıyorum ama eve sebze, meyve götüremiyorum çünkü fiyatlar çok pahalı. Domates 16 TL, biber 20 TL olmuş nasıl eve götüreyim. Dolar 18’den 11’e düştü ama fiyatlar yine çok yüksek çünkü ülkede üretim yok her şey yurt dışından geliyor.

    Para olmadığı için ekmek alamadığını söyleyen Mehmet Demirtaş, “Aldığım emekli maaşım yetmiyor çünkü her şeye zam yapılıyor. Sözde emekli maaşlarına zam yapıldı daha sonra yapılan zamlarla maaşımız eridi keşke zam yapılmasaydı.

    İbrahim Bozkurt da, “Sadece 65 yaş maaşım var onunla da bugünkü ekonomik şartlarda geçinemiyorum” diyerek hayat pahalılığına isyan etti.

    GENÇLER GELECEĞE UMUTLA BAKAMIYOR”

    Gelecek kaygısı yaşadığını ve yarına umutlu bakamadığını söyleyen Kazım Kaplan ise, “Ülkede ekonomik kriz var, devlet yetkilileri dolarla mı maaş alıyorsunuz deseler de ülke olarak dışarı bağımlı olduğumuz için dolar hayatımızı etkiliyor. Gençler bu ülkede mutlu değiller, yaptığımız sohbetlerde konu hep ekonomiye geliyor ve gençler geleceğe umutla bakamıyor” ifadelerini kullandı.

    Ailelerini geçindirecek ekonomik durumda olmadıklarını ifade eden Hasan Erk, “Hiç umut görünmüyor, durum çok kötü ve düzelmesi için de bir ihtimal gözükmüyor” dedi.

    Gün geçtikçe durumun kötüye gittiğini dile getiren Tekin Can, “Yapılan zamlardan çok kötü etkilendik, iktidar değişirse belki ülkenin ekonomisi düzelebilir en azından dövizle bu kadar oynanmaz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • KESK’liler Ankara’da buluştu: Geçinmek için bütçedeki payımızı istiyoruz!-VİDEO

    KESK’liler Ankara’da buluştu: Geçinmek için bütçedeki payımızı istiyoruz!-VİDEO

    PİRHA- Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) piyasalardaki fiyat artışlarına karşı “Yoksullaşıyoruz, geçinemiyoruz” diyerek Ankara’da miting yaptı. Katılımın yüksek olduğu programda konuşan KESK Eş Genel Başkanı Bozgeyik, “Gidiyorlar, gidecekler… Telaşları, tehditleri, korkuları bundandır. Ne yaparlarsa yapsınlar, artık bıçak kemiğe dayandı” dedi.

    Kamu emekçileri, işçiler, emekliler, öğrenciler ve daha birçok kesim, Ankara’da KESK’in düzenlediği “Geçinemiyoruz” mitinginde buluştu.

    Soğuk hava ve kara rağmen Tandoğan Meydanında bir araya gelen yüzlerce yurttaşın ortak talebi, “İşsizliğe, yoksulluğa son! Emekten, halktan yana bütçe’ istiyoruz” yönünde oldu.

    Miting programı, Grup Çığ’ın müzik performansı ile başladı. Protest müzikler seslendiren Grup Çığ, Kürtçe ve Türkçe halaylarla da katılımcıları coşturdu.

    “KATLİAMLARIN HESABI SORULACAK!”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, miting konuşmasına Maraş Katliamında yaşamını yitirenleri anarak başladı. Bozgeyik, konuşmasında “Bundan 21 yıl önce Maraş’ta, geçmişin ülkücü çeteleri, bugünün haramileri, SADAT çeteleri gibi Alevi ve Kürt yurttaşlarımızı katlettiler. Yine 19 Aralık 2000’de cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları katlettiler. Bu katliamları yapanları kınıyoruz. Bu katliamların hesabının er geç sorulacağını buradan ifade ediyoruz” dedi.

    “HER GÜN DAHA DA YOKSULLAŞIYORUZ, GEÇİNEMİYORUZ!”

    KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, konuşmasının devamında toplumun, her geçen gün daha yoksullaştığını belirterek “Sabretmemizi söylüyorlar. Onlar sırça saraylarda yaşarlarken, sadece bir dakikalık elektrik giderleriyle onlarca işçi, emekçi geçinebilecekken bu duruma da şükretmemizi istiyorlar” diye konuştu.

    Mehmet Bozgeyik, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Onlar iğneden ipliğe yurt dışından tüm ithalatı dolar ile yaparken ‘devletin verdiği parayı dolara çevirenler ahlaksızdır’ diyorlar! Oysa biliyorlar ki, bizlerin dolara yatıracak bir kuruş parası yok. Bırakalım paramızı dolara çevirmeyi, elimize geçen parayla ay ortasını bile göremiyoruz. Kimin ahlaksız, vicdansız olduğunu dünya âlem biliyor. Ahlaksız olanlar, ülkenin kaynaklarını talan edenlerdir! Faize karşıyız deyip bütçeden faize kaynak aktaranlardır ahlaksız olanlar.”

    “kadınları dört duvar arasına hapsetmek istiyorlar”

    “Baskıyla, yasaklarla, yeni cezaevleri ile gözümüzü korkutarak, sokağa çıkamaz hale getirerek iktidarlarının ömürlerini uzatabileceklerini sanıyorlar.

    Gelecek hayali ile kazandıkları üniversitelerde yurt bulamadıkları için okula gidemeyen gençlerimiz seslerini duyurabilmek için geçen hafta Ankara’da yaka paça, darp edilerek gözaltına alındılar.

    Kayyum marifetiyle kadına yönelik şiddetle mücadele eden merkezler, dernekler, sığınma evleri kapatılıyor. Kadın mücadelesi yürütenler haksız hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıp tutuklanıyor. Erkek egemenliğini yücelterek, erkek yargıyı daha da etkin hale getirerek, kadınları aile içine hapsederek, ev içi emeği, hasta-yaşlı-çocuk bakımını kadınların sırtına yükleyerek kadınları dört duvar arasına hapsetmek istiyorlar.

    KHK zulmünden en çok etkilenenlerin başında da kadınlar, kadın emekçiler geliyor. Birkaç gün önce KHK ile işten atıldığı için maddi zorluklar yaşayan bir kadın sağlık emekçisi arkadaşımız Fatma Yıldırım yaşamına son verdi. Bu intihar değil apaçık bir cinayettir.”

    “ÇOCUĞUNA SÜT ALAMAYAN MİLYONLAR VAR”

    “‘Bizden önce kuyruklar vardı’ diye övünüyorlardı! Şimdi cebinde parası olmayan markete, pazara gidemeyen, çocuğuna mama, süt alamayan milyonlar var. İşsizler ordusu büyüyor! Enflasyonunun, zam fırtınasının, döviz kasırgasının hızına kimse yetişemiyor!

    Geçinmek için, bütçedeki payımızı istiyoruz. Geçinmek için, kamunun tasfiyesine, özelleştirme soygununa son verilmesini istiyoruz. Geçinmek için, kamudan, emekten, halktan yana bir bütçe istiyoruz.

    Çalışan işçilerin yarısına yakın asgari ücretle çalışıyor. Asgari ücrette dolar bazında Afrika ülkelerinin de gerisinde kaldık. Ocak 2021’de 2.825 TL asgari ücretle 384 dolar alınabiliyordu. Bugün ancak 195 dolar alınabiliyor. 2022 yılı itibariyle ise o kadar allayıp pullayarak, tarihi artış diyerek algı yaratmaya çalıştıkları 4.250 TL ile ancak 275 dolar alınabiliyor. 109 dolarlık erimenin tarihi artış diye sunulması ancak AKP gibi rakamlara takla attıran, Ali Cengiz oyunlarında master yapan, yandaş medya üzerinden algı operasyonlarında ustalaşan bir iktidara nasip olurdu, onu da yaptılar.”

    “BOŞUNA ÇEKİLMEDİ BUNCA ACILAR!”

    “Gidiyorlar, gidecekler… Telaşları, tehditleri, korkuları bundandır. Ne yaparlarsa yapsınlar, artık bıçak kemiğe dayandı. Sırtını sermayeye yaslayan, emeğe, emekçilere düşman bu düzen böyle gitmez. Biliyoruz ki, bu düzen kendiliğinden değişmeyecek.

    Emeğimizi hedef alan saldırıların dalga kıranı bizleriz. Emeğin birliği ve halkların kardeşliği, bilimden yana, aydınlık bir gelecek için umut emekçilerdir, üretenlerdir. Yeter ki, kol kola omuz omuza olalım. Yeter ki, yaşadığımız bu güzelim coğrafyaya özlenen baharı, beklenen aydınlığı getirmek için birlikte mücadele edelim.

    Sözlerimi sonlandırırken özgürlük, demokrasi ve barış için yüreği çarpanlara, KESK’li tutsaklara buradan, emeğin kürsüsünden selam gönderiyoruz.

    Bu soğuk kış gününde sesinizi, taleplerinizi duyurmak için alanları dolduran sizlere bir kez daha teşekkür ediyoruz. Sevgili Vedat Türkali’nin dediği gibi, ‘Boşuna çekilmedi bunca acılar’! Biliyoruz ki bugün bu meydanda birleşen sesimiz çoğalarak aydınlık ve umut dolu bir geleceği inşa edecek.”

    PİRHA/ANKARA

  • KESK’in miting hazırlığı sürüyor; Emekten, halktan yana bütçe istiyoruz

    KESK’in miting hazırlığı sürüyor; Emekten, halktan yana bütçe istiyoruz

    İstandabul’da düzenlenecek olan miting için KESK ve bileşenlerinin birçok alanda çağrısı sürüyor. KESK, 8 Aralık’ta Diyarbakır ve İzmir’de düzenlenen mitinglerin ardından , 19 Aralık’ta ise İstanbul ve Ankara’da ”Geçinemiyoruz” sloganıyla miting düzenleyecek.

    İstanbul’da düzenlenecek miting için KESK ve bileşenlerinin birçok alanda çağrısı sürüyor. İktidarın krizine karşı ses çıkarmak isteyen herkesi mitinge davet eden KESK, sürecin sadece kamu emekçilerini değil bütün halk için her geçen gün daha da zorlaştığını ifade etti.

    KESK, Kadıköy’de polis ablukasında bildiri dağıttı

    KESK, Türkiye genelinde 4 bölgede ” Geçinemiyoruz! İnsanca Yaşam, Emekten ve Halktan Yana Bütçe için Omuz Omuza” şiarıyla yapmayı planladığı miting için Kadıköy’de çağrı yaptı. KESK tarafından Kadıköy Boğa’da gerçekleşen bildiri dağıtımı sırasında polis müdahalesi ile karşılaşan KESK çalışanları, bildiri dağıtmaya devam ettiği sırada ara sokaklarda da polisin ablukasındaydı.

    Hepinizi Birleşmeye Çağırıyoruz!

    “Yeni yaşamı birleşirsek kurarız. Bu bir masal değil biz biraya geldiğimizde geçmişte de bu siyasi iktidarları tarihin çöplüğüne gönderdik. Hepinizi birleşmeye çağırıyoruz. Demokratik bir ülke için halktan yana bütçe için Pazar günü 1’de Kartal meydanda ” Geçinemiyoruz” diyoruz, geçinemediğimiz için de sizi göndereceğiz diyoruz. Birleşirsek kazanırız, diyoruz. ”

    MEDİHA DEMİRCİOĞLU GÜR

  • SES Eş Başkanı Atabey: Sağlık sistemi çöktü, hükümet sorunlarımızı çözmüyor-VİDEO

    SES Eş Başkanı Atabey: Sağlık sistemi çöktü, hükümet sorunlarımızı çözmüyor-VİDEO

    PİRHA- SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirterek, “Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.

    AKP’li Milletvekilleri, 1 Aralık 2021 tarihinde hekim ve diş hekimlerinin emeklilik ve maaşlarında iyileştirme yapılmasını öngören kanun teklifini Meclis’e sunmuştu. Sağlık emekçileri, kanun maddesinin tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini ve diğer taleplerinde yerine getirilmesi gerektiğini belirterek duruma tepki gösterdi. Gelen tepkiler üzerine söz konusu kanun maddesi düzenlenmek üzere geri çekildi. Değişikliğin bütçe görüşmelerinden sonra yeniden Meclis gündemine getirileceği belirtildi.

    Ülkenin birçok yerinde Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi sağlıkçılar tarafından gerçekleştirilen iş bırakma eylemlerinde sağlık emekçileri, iş barışını bozan yasayı kabul etmediklerini ve geçinemediklerini belirterek, sağlığın bir ekip işi olduğunu vurguladılar. Bazı yerlerde engellemelerle de karşılaşan emekçiler, baskılara rağmen eylemlerini gerçekleştirdiler.

    İş bırakma eylemlerini, sağlık emekçilerinin yaşadıkları sorunları ve talepleri PİRHA’ya değerlendiren SES Eş Genel Başkanı Selma Atabey, iktidarın Meclis’e sunduğu kanun teklifinin sağlık emekçilerinin taleplerini karşılamadığını ve sorunlarını çözmediğini belirtti. Yaşanan ekonomik kriz nedeniyle sağlık emekçilerinin her geçen gün yoksullaştığını da söyleyen Atabey, hakların alınması için birlikte mücadele etmenin, ses çıkarmanın önemli olduğunu vurguladı.

    “SAĞLIK BAKANLIĞI’NIN HAZIRLADIĞI BÜTÇE GERÇEĞİ YANSITMIYOR”

    1 Aralık’ta Meclis’e sunulan kanun teklifinin hazırlık aşamasında sağlık meslek örgütleriyle temas kurulmadığını, sağlık emekçilerinin taleplerinin görmezden gelindiğini ifade eden Atabey, söz konusu teklifin gündeme gelmesinde sağlık emekçilerinin çabasının ve TTB’nin gerçekleştirdiği ‘Beyaz Yürüyüş’ün etkili olduğunu dile getirdi.

    İktidarın sadece hekimlerin sorunları varmış ve bu sorun da sadece maaşlarmış gibi davrandığını söyleyen Atabey, “Bu yasanın Meclis’e geldiğini duyduğumuz akşam hemen harekete geçtik. Tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştük. Meclis’te grubu olan partilerin grup başkan vekillerini aradık. Bu yasanın düzeltilmesi gerektiğini ve tüm sağlık emekçilerini kapsaması gerektiğini söyledik. Çünkü dediğimiz gibi sağlık bir ekip işidir. Sağlık Bakanlığı’nın 2022 yılına ait bütçesinde büyük eksiklikler var. Her şeyden önce sağlık emekçilerinin ekonomik ve özlük haklarına dönük hiçbir iyileştirme yok. Aslında bu hazırlanan bütçe taslağı 2020 yılında hazırlanan taslağın aynısı. Oysa şu anda Türkiye’de korkunç bir ekonomik kriz var. Dolar 13 buçukta, Euro 15 buçukta. Gerçek enflasyon yüzde 50’nin üzerinde. Sağlık Bakanlığı’nın hazırladığı bütçe gerçeği yansıtmıyor ve ihtiyacı karşılamıyor” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’DE ARTIK HEPİMİZ AÇLIK SINIRINDA YAŞIYORUZ”

    Söz konusu kanun teklifinin adaletsiz ve yetersiz olduğunu belirten Atabey, tüm sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve durumu protesto etmek için iş bırakma eylemleri yapmaya karar verdiklerini anlattı. Bu eylemlerin bir uyarı eylemi olduğunu, sağlık emekçilerinin taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda güçleri doğrultusunda eylemlerine devam edeceklerini vurgulayan Atabey sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bu eylemleri tüm sağlık emekçileri yaptı ama sadece sağlık emekçileri ekonomik krizi yaşamıyor. Sadece onların maaşları bu ay enflasyon karşısında erimedi. Tüm toplumun gelirleri çok ciddi bir düşüşle karşı karşıya. Son yapılan anket çalışmasına göre, şu anda Türkiye’de yoksulluk sınırı 13 000 TL olarak ifade ediliyor. Açlık sınırı ise 3 bin 900 TL olarak ifade ediliyor. Sağlık emekçilerine dönüp baktığımızda, 13 binin üstünde maaş alan hiçbir arkadaşımız yok ama 3 bin 900’e yani açlık sınırına yakın parametrelerde maaş alan arkadaşımız çok. Şunu çok net ifade edebilirim, Türkiye’de artık hepimiz açlık sınırında yaşıyoruz. Artık hiçbirimiz geçinemiyoruz ve bu sorun ortak bir sorun. Bu sorunu önümüzdeki günlerde yapacağımız mitinglerle daha çok gündeme getireceğiz.”

    “ŞU ANDA TÜRKİYE’DE SAĞLIK SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA”

    Sağlık emekçilerinin sadece ekonomik ve özlük kaygılar yaşamadığını, bunun yanı sıra sağlık hizmetlerinde çok ciddi anlamda niteliğin düştüğünü söyleyen Atabey şunları aktardı:

    “Çünkü insanlar artık ilaca ulaşamıyorlar. SGK bünyesinden yaklaşık 600 ilaç çıkartıldı. Bunun yanı sıra insanlar muayene olmak için hastaneye gitmek istediklerinde randevu alamıyorlar. Yani önceden insanlar hastane önlerinde kuyruğa dizilirlerdi doktora ulaşabilmek için sağlık hizmetine ulaşabilmek için, şu an insanlar evlerinde telefon başlarında ya da bilgisayar başında randevu almaya çalışıyorlar. Yani toplum sağlık hizmetine ulaşamıyor. Sağlık emekçileri istedikleri nitelikte sağlık hizmeti sunamıyorlar. Çünkü her bir doktora bir muayene için 5 dakikalık süre verilmiş. Bu çok yetersiz. Açık ve net söyleyeyim şu anda Türkiye’de sağlık sistemi çökmüş durumda. Biz sağlık emekçileri olarak hem halkın sağlığa ulaşması için mücadele ediyoruz hem de kendi ekonomik, özlük ve demokratik haklarımız için mücadele ediyoruz.”

    “HÜKÜMET SADECE ALGI YÖNETİYOR”

    Söz konusu yasa teklifinin düzenlenerek 22 Aralık’ta tekrar Meclis gündemine geleceğini anımsatan Atabey, sağlık meslek örgütleriyle görüştüklerini ve ayın 22’sine kadar eylem ve etkinliklerine devam edeceklerini kaydetti. AKP İktidarının özellikle 2015-16 yıllarından sonra algılar yaratarak ülkeyi yönettiğinin altını çizen Atabey; “Geçen haftaki yasayı ‘bütün hekimlere bu kadar ek ödeme verildi, müjde’ denilerek gündeme getirdiler. Müjde dedikleri an biz altında bir algı operasyonu olduğunu artık anlayabiliyoruz. Yasanın içerisine baktığımızda hekimler arasında bile ciddi bir ayrım var. Yani özel hastanede, üniversitede, ASM’lerde çalışan hekimler diye ayırmışlar. Benzeri bir algı yönetiminin 22 Aralık’ta da devam edeceğini bizler de biliyoruz. Sağlık emekçilerinin sorunları, talepleri görmezden gelinecek. Bizler bu noktada itirazlarımızı ve mücadelemizi ortak yürütebilirsek kendimize yol açtığımız gibi diğer kurumlara da yol açabiliriz. Çünkü bu ülkede gerçekten de antidemokratik birçok uygulamalarla karşı karşıya kaldık. İş bırakma eylemlerimizde polisle çatışmak zorunda kaldık. Ciddi engellemeler ile karşı karşıya kalıyoruz, sesinizi kısmaya çalışıyorlar. 22 Aralık’ta da benzer bir durumla karşı karşıya kaldığımız takdirde bunu uzun soluklu bir mücadeleye dönüştüreceğiz” dedi.

    “AMELİYAT OLAMAZ, İLAÇ ALAMAZ HALE GELİNECEK”

    Sağlık Bakanlığı’na 2022 yılı bütçesinden ayrılan payın çok az olduğunu ve ayrılan bu miktarında büyük kısmının Şehir Hastaneleri’ne ve özel hastanelere aktarıldığını ifade eden Atabey son olarak şunları söyledi:

    “Şu an Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde 70’i Şehir Hastaneleri’ne ayrılmış durumda. Şehir Hastaneleri kime hizmet ediyor? Sermayedarlara. Çünkü kamu ve özel ortaklığı ile yapıldı deniyor. Kamu hastanelerine kalan yüzde 30 ve şu anda biliyorsunuz ki hastanelere alınan malzemeler dolar ve euro üzerinden alınıyor. Bundan dolayı bir süre sonra siz hastaneye gidip ameliyat olmayacaksınız ya da tedavi olamayacaksınız. İlaç, protez vs. alamayacaksınız. Bu devasa Şehir Hastaneleri’nin o muhteşem görüntülerinin aslında içi bomboş. Politika üretemeyen, yönetemeyen ve zayıflayan bir iktidar var karşımızda. Biz sağlık emekçileri sadece kendimiz için mücadele vermiyoruz. Biz sesimizi yükseltirsek, birlik olabilirsek taleplerimize sessiz kalamazlar.”

    Melis CİDDİOĞLU-Eren GÜVEN/ANKARA

  • İsyan etti: Artık yeter, devlet halkına zulüm çektiriyor; bir şey yemeyelim mi?-VİDEO

    İsyan etti: Artık yeter, devlet halkına zulüm çektiriyor; bir şey yemeyelim mi?-VİDEO

    PİRHA-Ekonomik krizin giderek derinleşmesiyle yeni zam haberlerine “Artık yeter” diyen yurttaşlar tepkilerini gösteriyor. Erzincan’da yaşayan bir kadın CAN TV mikrofonuna, “5 litre yağ 150 lira olmuş. Nasıl alalım? Soğan, şeker,. her şey zamlanmış. Biz bir şey yemeyelim mi? Devlet halkına zulüm çektiriyor” diyerek isyan etti. 

    Erzincan’da CAN TV mikrofonuna konuşan bir kadın, “Yüreğimiz sızlıyor. Yeter artık. Her şeye zam yapılmış. Bir şey yemeyelim mi?” diye sorarak hükümete tepki gösterdi.

    “HER GÜN ZAM GELİYOR, BİZ BİR ŞEY YEMEYELİM Mİ?

    Her gün gelen zamlara halk, “Yeter artık” diyerek tepki gösteriyor. Erzincan’da yaşayan bir kadın da CAN TV mikrofonuna şunları söyledi:

    “Yazık günah değil mi? Biz anayız. Yüreğimiz sızlıyor. Yeter artık. Her şeye zam yapılmış. 5 litre yağ 150 lira olmuş. Nasıl alalım? Soğan, şeker, her şey zamlanmış. Biz bir şey yemeyelim mi? Devlet halkına zulüm çektiriyor. Tek adam. İsterlerse beni gözaltına alsınlar. Ama yine de söylerim. Diktatörlük yapıyor. İnsanları eziyor. Yanındaki yandaşlarını besliyor. Halkı ise dize getiriyor. İnsanlar buğday, arpa, fasulye, pancar ekmezse ne yiyecekler? Köylü üretim yapacak ki, insanlar yesin. Üretim yapamazlarsa ne yiyecek bu insanlar?”

    PİRHA / ERZİNCAN

  • Bozgeyik: İktidar, halka karşı ekonomik darbe yapıyor-VİDEO

    Bozgeyik: İktidar, halka karşı ekonomik darbe yapıyor-VİDEO

    PİRHA-KESK’in 18-19 Aralık günleri yapacağı bölge mitinglerine ilişkin konuşan Mehmet Bozgeyik, “Her güne yeni zamlarla uyanıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk. Hükümet bir an önce istifa etmelidir. Erken seçime gidilmelidir” dedi.

    Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) ekonomik kriz nedeniyle önümüzdeki günlerde dört ilde alanlara çıkacağını duyurdu. Konuya ilişkin Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) İstanbul 3 Nolu şubede basın açıklaması düzenlendi. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik tarafından yapılan açıklamada 18-19 Aralık günleri yapılacak olan bölge mitinglerine çağrıda bulunuldu.

    “HER GÜNE YENİ ZAMLARLA UYANIYORUZ”

    Olağanüstü günlerden geçtiğimizi belirten Bozgeyik, “İktidar emeğe, emekçilere, çiftçilere, esnaflara, kadınlara, gençlere, halka karşı adeta ekonomik darbe yapıyor. Göz göre ve sonucunu bildikleri ekonomi politikalarıyla emeği ucuzlaştırıyor, yaşam koşullarını dayanılmaz hale getiriyor. İktidar çevresi ve bir avuç vurguncu, fırsatçı, rantçı, kapitalist dışında hepimiz kaybediyoruz. Her güne yeni zamlarla uyanıyoruz. Temel ihtiyaçlarımızı karşılayamaz olduk” dedi.

    “HÜKÜMET BİR AN ÖNCE İSTİFA ETMELİDİR”

    Bozgeyik, 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimine de değindi. “15 Temmuz darbe girişiminden bu yana bir hukuksuzluk, keyfi uygulamalar, açık bir faşizm ve anayasasızlık süreciyle karşı karşıyayız. Hem yargı mensuplarının hem de kamuda çalışan bürokratların hukuka sadakat yerine saraya sadakati seçtiklerini görüyoruz. Hükümet bir an önce istifa etmelidir. Erken seçime gidilmelidir” ifadelerini kullandı.

    Son olarak düzenlenmesi planlanan bölge mitinglerine ilişkin konuşan Bozgeyik, 18 Aralık 2021 günü Diyarbakır ile İzmir; 19 Aralık 2021 günü ise İstanbul ve Ankara’da yapılacak mitinglere katılım çağrısında bulundu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • Ankara’da ‘Geçinemiyoruz’ çağrısı ile yapılacak eyleme polis müdahalesi!

    Ankara’da ‘Geçinemiyoruz’ çağrısı ile yapılacak eyleme polis müdahalesi!

    PİRHA- Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin, “Geçinemiyoruz” çağrısı yapacağı eyleme polis izin vermedi. Protestoyu takip etmek isteyen gazeteci Öznur Değer ile en az sekiz yurttaş gözaltına alındı.

    Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri’nin, ekonomik krize karşı Ankara’da yapmak istediği eyleme polis izin vermedi. Çankaya Belediyesi önünde yapılması planlanan eylem için saatler öncesinden belediye binasına çıkan bütün cadde ve sokaklar ablukaya alındı.

    Basın çalışanlarının görüntü almasına engel olan polis, Jinnews muhabiri Öznur Değer’i gözaltına aldı. Eyleme katılmak isteyen Şamil Parlak ve Süreyya Bey isimli yurttaşlar ise Konur 2 Sokak’ta polisin fiziksel müdahalesi ardından gözaltına alındı. “Ekmek, adalet, özgürlük” sloganları atan yurttaşlar, elleri ters kelepçelenerek polis aracına bindirildi.

    Belediye binası karşısında “İnsanca yaşamak istiyoruz. Hükümet istifa” şeklinde slogan atan altı yurttaş da polisin sert müdahalesi sonucu gözaltına alındı.

    PİRHA/ANKARA

  • Tarsus’ta yurttaşlar sokağa çıktı: Tek adam rejiminin ülkeyi getirdiği yer açlıktır

    Tarsus’ta yurttaşlar sokağa çıktı: Tek adam rejiminin ülkeyi getirdiği yer açlıktır

    PİRHA- Tarsus Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Yarenlik Alanı’nda basın açıklaması yapan yurttaşlar, art arda gelen zamlara ve hayat pahalılığına tepki gösterdi. Açıklamada İktidar ülkenin yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarını çok uluslu şirketlere, bir avuç sermayeye yerli ve milli hamasetiyle peşkeş çekmeye devam ettiğine dikkat çekildi.

    Mersin’in Tarsus ilçesinde yurttaşlar art arda gelen zamlar, rekor üzerine rekor kıran döviz kurları ve artan hayat pahalılığına karşı sokağa çıktı. Tarsus Emek ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla Yarenlik Alanı’nda bir araya gelen yurttaşlar, basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Tarsus Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı okuyan Yasemin Yücel, “Ülkemizi bir günde dolara ve uluslararası sermayeye karşı bu kadar yoksullaştıranlar ve sosyal, ekonomik olarak iflasa götürenler istifa etmeli, hukuk önünde hesap vermelidir” ifadelerini kullandı.

    “TEK ADAM REJİMİNİN ÜLKEYİ GETİRDİĞİ YER AÇLIK VE YOKSULLUKTUR”

    İktidarın ülkenin tüm kaynaklarını bir avuç sermayaye peşkeş çektiğini vurgulayan Yücel, “Tek adam rejiminin ülkemizi taşıdığı nokta açlık, yoksulluk, işsizlik ve sefaletten başka bir şey değildir.  Döviz kurlarındaki artış, emekçilerin hayatına zam olup yağmaya, yüksek enflasyon, gelirlerde düşüş ve işsizlik olarak yansımaya başlamıştır. Market raflarında kota uygulanmakta, en temel gıda ürünlerine ulaşım zorlaşmakta, yoksulluk giderek derinleşmektedir. Kara kış kapıdadır! İktidar ülkenin yeraltı ve yerüstü tüm kaynaklarını, dağını, deresini, toprağını, kamu kaynaklarını, çok uluslu şirketlere, bir avuç sermayeye yerli ve milli hamasetiyle peşkeş çekmeye devam ediyor. Bu düzen halkın emeğini yağmalayanların zenginleştiği, hesabını gençlerin, kadınların, işçilerin ödediği saltanat düzenidir! Bu düzen saray bahçelerinde “gerekirse kuru soğan yeriz” diyenlerin, halka “porsiyonları küçültün” diyerek şatafat ve lüks içinde sefa sürenlerin düzenidir” dedi.

    “YÜKÜ KADINLAR, GENÇLER VE EMEKÇİLER TAŞIYOR”

    Yücel, halk olarak ekonomik krizin ve pandeminin ağır yükünü taşıdıklarını belirterek, “Bu memleketin kadınları, gençleri, tüm emekçileri taşıyor. Her sabah yeni zamlara uyanıyor, her gün yoksullaşıyoruz. Bugün döviz kurları yükselirken servetlerine servet katanlar, “dövizden size ne” diyor. Bizim aklımızla dalga geçmeyin! Eğitimi için kitap dahi alamayan çocuğun, barınacak ev bulamayan gencin, çocuğunun karnını doyuramadığı için intihar eden babaların, geceleri semt pazarları artıklarından topladıklarıyla çocuklarını beslemeye çalışan annelerin; fabrikalarda gece gündüz insani olmayan koşullarda çalıştırılan işçinin, ataması yapılmayan öğretmenlerin cebinden alan, ülkemizin kaynaklarını sermayeye peşkeş çeken, bir avuç mutlu azınlığın harami düzenine artık yeter!” ifadelerini kullandı.

    “ÜLKEYİ İFLASA GÖTÜRENLER HESAP VERMELİ”

    Yücel, son olarak  Memur-Sen ile yapılan, milyonlarca kamu emekçisini, işçisini, emeklisini ilgilendiren satış sözleşmesi iptal edilmesi çağrısında bulunarak, “Emeği ile geçinen tüm halk kesimlerini açlığa yoksulluğa mahkum eden tüm zamlar geri alınmalıdır. Kamu emekçilerine, asgari ücretlilere, emeklilere yoksulluk sınırının üzerinde zam yapılmalıdır. Yaşanan bu ekonomik iflas dikkate alınarak 2022 bütçesi halktan ve emekçilerden yana bir bütçe olarak hazırlanmalıdır. Ülkemizi bir günde dolara ve uluslararası sermayeye karşı bu kadar yoksullaştıranlar ve sosyal, ekonomik olarak iflasa götürenler istifa etmeli, hukuk önünde hesap vermelidir” şeklinde konuştu.

    PİRHA/MERSİN

  • DİSK’ten Ankara’da açıklama: Milyonlar aç, milyonlar işsiz, işte sizin düzeniniz! -VİDEO

    DİSK’ten Ankara’da açıklama: Milyonlar aç, milyonlar işsiz, işte sizin düzeniniz! -VİDEO

    PİRHA- Ankara’da DİSK’e bağlı sendikaların üyeleri ve yöneticileri, ‘Emeğimizi ve memleketimizi savunmak için omuz omuza’ şiarıyla Ulus Meydanı’nda bir araya geldi. Burada yapılan açıklamada, “Milyonlarca işçi, emekçi, emekli, geçinemeyen, barınamayan ve iş bulamayanlar adına haykırıyoruz. Yabancı sermaye için, petrol kralları için bu ülke satılık değil, bu halk satılık değildir” denildi. 

    Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK), ‘Artık yeter, geçinmek istiyoruz’ sloganıyla 10 ilde eylemler yaptı.

    Ankara’da DİSK’e bağlı sendikaların üye ve yöneticileri, ‘Emeğimizi ve memleketimizi savunmak için omuz omuza’ şiarıyla Ulus Meydanı’nda bir araya geldi.

    Eylemde sık sık ‘İnadına sendika, inadına DİSK’, ‘Genel grev, genel direniş’, ‘Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz’, ‘Milyonlar aç, milyonlar işsiz, işte sizin düzeniniz’ sloganları atıldı. Eylemde açıklamayı DİSK Genel Başkan Yardımcısı ve Genel İş Genel Başkanı Remzi Çalışkan okudu.

    “ADALETLİ BİR DÜZEN İSTİYORUZ”

    Çalışkan açıklamasında, son süreçteki ekonomi politikaları yüzünden yaşanan yoksullaşmaya dikkat çekerek döviz yükseldikçe iktidar yanlısı sermayedarların kazandığını ve halkın yoksullaştığını belirtti. Çalışkan sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Adaletsizsiniz! Vergide adalet diyoruz. Çünkü patronlardan daha çok vergi veriyoruz. İşyerlerinden, meydanlardan iktidara sesleniyoruz. Milyonlarca işçi, emekçi, emekli, geçinemeyen, barınamayan ve iş bulamayanlar adına haykırıyoruz. Ekonomik krizin ve salgının ağır yükünü biz taşıyoruz. Her sabah yeni zamlara uyanmak istemiyoruz. Her gün biraz daha yoksullaşmak istemiyoruz. Ülkeyi yönetenler “dövizden size ne, dolarla mı maaş atıyorsunuz?” diyorlar. Aklımızla dalga geçmeyin! Döviz kuru arttıkça iğneden ipliğe her şeye zam geliyor! Türk lirası değer kaybettikçe her gün daha da yoksullaşıyoruz. Ülke kaynakları, ayrıcalıklı 3-5 müteahhite aktarılıyor, döviz endeksli, garantili ihaleler veriliyor. Döviz yükseldikçe, onlar kazanıyor, biz fakirleşiyoruz.”

    “BU ÜLKE, BU HALK SATILIK DEĞİL”

    Hükümetin, ‘Türk lirası değer kaybedince ücretler azalacak, emek ucuzlayacak ve yabancı sermaye Türkiye’ye akacak’ dediğini ancak bu ülkenin, halkın satılık olmadığını vurgulayan Çalışkan; “Yok öyle yağma! Yabancı sermaye için, petrol kralları için bu ülke satılık değil, bu halk satılık değildir. Bu ülkenin işçi sınıfı asla satılık değildir. TL ucuzlasın, emek ucuzlasın, memleketin taşı toprağı ucuzlasın tezgâhını bozacağız!” şeklinde konuştu.

    Çalışkan, emekçilerin taleplerini sıraladı:

    “-TL’nin ve emeğin değersizleştirilmesi politikasından derhal vazgeçilmelidir.

    -TL’nin değersizleşmesi nedeniyle yaşanan tüm kayıplar asgari ücret artışıyla telafi edilmeli, bu artışta işçiler büyümeden de pay almalıdır.

    -Asgari ücretin ve tüm ücretlerin asgari ücret tutarı kadar bölümünde vergi ve kesintiler kaldırılarak tüm ücretlere 1000 lira iyileştirme yapılmalıdır.

    -Belediye şirket işçilerine kadro hakkı verilmeli, ilave tediye ödemeleri derhal yapılmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA