Etiket: gelir adaletsizliği

  • ‘Gelir adaletsizliği korkunç boyutlara ulaştı’

    ‘Gelir adaletsizliği korkunç boyutlara ulaştı’

    PİRHA-Emek ve Demokrasi örgütleri bir araya gelerek “Temel Gelir Güvencesi Yaşatır” konulu basın toplantısı yaptı. Toplantıda, gelir adaletsizliğinin korkunç boyutlara ulaştığına dikkat çekilerek, “Biz emek ve demokrasi örgütleri olarak temel gelir güvencesinin acilen hayata geçirilmesini talep ediyoruz” denildi. 

    Emek ve Demokrasi örgütleri bir araya gelerek “Temel Gelir Güvencesi Yaşatır” konulu basın toplantısı yaptı.

    Basın açıklamasında Türkiye’de zaten adaletsiz olan gelir dağılımının, Covid-19 salgınının yarattığı ekonomik krizle daha da derinleştiği belirtildi.

    “Salgının ve ekonomik krizin bütün ağırlığı kadınların, emekçilerin, yoksulların, esnafın, kayıtsız çalışanların sırtına yüklendi” denilen açıklamaya şöyle devam edildi:

    “Milyonlarca kişi işsiz. İntihar vakaları birbirini izliyor, kadına yönelik şiddet arttı, esnaflar kepenk indiriyor. İnsanlar çöplerden çürük sebze meyve topluyor. Salgının önlenmesi için gelir desteği sağlanarak tam kapanma yapılması elzem. İnsanların en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiği bu koşullarda, korkunç boyutlara ulaşan gelir adaletsizliği ve güvencesizliğe karşı dünyanın her yerinde temel gelir güvencesi talebi yükseliyor. Devlet tarafından ülkede yaşayanlara aylık periyodlar halinde düzenli ve karşılıksız olarak ödenecek temel gelir güvencesinin kademeli olarak minimum refah düzeyinin altında yaşayanlardan başlayarak acilen hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Emek ve demokrasi örgütleri olarak temel gelir güvencesinin acilen hayata geçirilmesi talebini bir toplumsal çağrı haline getirmek için düzenleyeceğimiz basın toplantısına katılımınız bize güç katacak. Onurumuzla, insanca yaşamaya hepimizin hakkı var.”

    “GELİR ADALETSİZLİĞİ KORKUNÇ BOYUTLARA ULAŞTI”

    Koronavirüs salgınının ülkede milyonlarca insanı aç ve işsiz bıraktığı koşullarda temel gelir güvencesinin acilen hayata geçirilmesinin talep edildiği açıklamada, “Türkiye’de zaten adaletsiz olan gelir dağılımı, Covid-19 salgınının yarattığı ekonomik krizle daha da derinleşti. Salgının ve ekonomik krizin bütün ağırlığı kadınların, emekçilerin, yoksulların sırtına yüklendi. Hayatta kalmak için çalışmanın zorunlu tutulduğu bir toplumda milyonlarca kişi yaşamını sürdürebilmek için gerekli işten yoksun. Salgının bir çok insanı işsiz bıraktığı, işsizliğin dünya ölçeğinde kalıcılaştığı, yeni istihdam yaratma olanaklarının dünyanın kaynaklarının tükenmesiyle neredeyse olanaksızlaştığı günümüzde insanlara hayatlarını sürdürecek bir ekonomik güvence sağlanması şarttır. Gelir adaletsizliği korkunç boyutlara ulaştı. Yoksullukla birlikte milyoner- milyarder sayısı artıyor. Yoksulluk, yalnızca bireyin barınma, sağlık ve eğitim hizmetlerine erişememesi, yeterli gıdadan yoksun bırakılması değil aynı zamanda toplumdan dışlanması demek. Hak değil sadaka olarak verilen sosyal yardımlar, yoksulluğu önlemiyor, kalıcılaştırıyor. Oysa onurumuzla, insanca yaşamaya hepimizin hakkı var” ifadeleri yer aldı.

    “TEMEL GELİR GÜVENCESİNİN ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Her gün onlarca insanın hayatını kaybettiği salgının önlenmesi için tam kapanma gerektiğine vurgu yapılan basın açıklamasında şunlar belirtildi:

    “İnsanların en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geldiği bu koşullarda, dünyanın çeşitli ülkelerinde de uygulanan temel gelir güvencesi, ülkemizde de kademeli olarak minimum refah düzeyinin altında yaşayanlardan başlayarak bütün topluma yaygınlaştırılacak şekilde acilen hayata geçirilmelidir. Özellikle salgın koşullarında insanların beslenme, barınma, ısınma gibi en temel ihtiyaçlarını karşılamak devletin görevidir. Eğer zenginleri daha zenginleştirmek değil, toplumsal zenginliği adil olarak bölüşmek, açlığı ve yoksulluğu önlemek hedeflenirse, ülkemizin temel gelir güvencesi için kullanacağı kaynak vardır. Bütün mesele kaynakların nasıl kullanılacağına karar vermektir. Özellikle son yirmi yılda palazlanan rantiye ve büyük sermaye sahiplerine servet vergisi konulması da bugün toplumun gündemine girmiştir. Biz emek ve demokrasi örgütleri olarak temel gelir güvencesinin acilen hayata geçirilmesini talep ediyoruz. Temel gelir güvencesi talebini yaygınlaştırmak, geniş kesimlerin katıldığı bir toplumsal mücadele hedefi haline getirmek için bütün emek ve demokrasi güçlerini bu hedef arkasında ortaklaşmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Türkiye’de zengin daha da zenginleşiyor, yoksul daha da yoksullaşıyor

    Türkiye’de zengin daha da zenginleşiyor, yoksul daha da yoksullaşıyor

    Türkiye’de gelir adaletsizliği artıyor: Zengin daha da zenginleşiyor, yoksul daha da yoksullaşıyor. Verilere göre 2016 yılına gelindiğinde Türkiye’de en zengin yüzde 1’in payı yüzde 23,4 olurken, en yoksul yüzde 50’nin payı yüzde 14,6 oldu.

    Dünya iktisat çevrelerinde “21. Yüzyılda Kapital” başlıklı kitabıyla ses getiren Fransız iktisatçı Thomas Piketty ve bir grup iktisatçının oluşturduğu veri setinin Türkiye rakamları gelir adaletsizliğinin arttığını gösteriyor.

    Türkiye’de en zengin yüzde 1 ile en yoksul yüzde 50 arasındaki gelir payı makası özellikle 2007 yılından sonra gitgide açılıyor. Piketty ve bir grup iktisatçının hazırladığı ‘Dünya Varlık ve Gelir Veri Bankası’ rakamlarına göre Türkiye’de görülen bu makas özellikle son 3 yılda daha da açılıyor. Son 3 yılda en zengin yüzde 1 çok zenginleşirken alttaki yüzde 50’nin durumunda gerileme görülüyor.

    Verilere göre 2007’de en zengin yüzde 1’in milli gelirden aldığı pay yüzde 17.4 iken, en alttaki yüzde 50’nin payı yüzde 16.3 civarındaydı. Bu dağılım hemen hemen 2013 yılına kadar yatay seyretti. Fakat sonrasında iki grup arasındaki makas açılmaya başladı. Verilere göre 2016 yılına gelindiğinde Türkiye’de en zengin yüzde 1’in payı yüzde 23.4 olurken, en yoksul yüzde 50’nin payı yüzde 14.6 oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun eylül ayında açıkladığı veriler, gelir dağılımının 2016’da bozulduğunu göstermişti.

    Verilere göre, gelir dağılımı konusunda önemli bir referans olan Gini katsayısı 2016’da bir önceki yıla göre artış göstererek 0.404 seviyesine çıktı. Gini katsayısında görülen bu yükseliş gelir dağılımının kötüleştiğini ortaya koyuyor. Zira katsayının 1’e yakın olması gelirin adil dağıtılamadığının göstergesi. Katsayının 1 olması, o ülkenin tüm gelirinin bir kişinin elinde olduğunu gösteriyor. 0’a doğru yaklaştıkça ise gelir dağılımının ideal seviyede olduğu anlaşılıyor. Sosyal refahın önemsendiği Kuzey Avrupa ortalama Gini katsayısı 0.25 seviyelerinde. Son açıklanan veri Türkiye’de son 5 yılın en kötü Gini katsayısının kaydedildiğini gösterdi. 2014 yılında Gini katsayısı 0.391 seviyesine kadar gerilemişti. Fakat takip eden 2 yılda bozulma derinleşti.

  • ‘AKP, ekonomik kötü gidişatı makyajla görünmez kılmaya çalışıyor’

    ‘AKP, ekonomik kötü gidişatı makyajla görünmez kılmaya çalışıyor’

    PİRHA- CHP Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Aykut Erdoğdu, TÜİK’in  istatistiki verilerine ilişkin şaibelerin arttığını belirterek, “Bu şaibeli büyüme verilerine rağmen işsizlik düşmüyor, gelir dağılımı adaleti sağlanamıyor. GDO’lu büyüme rakamları halkın ekmeğindeki küçülmeyi büyüme olarak gösteren bir çarpıtmadan ibaret” dedi.

    Büyüme rakamlarında hükümetin önemli oranda artış beklediğini kaydeden Erdoğdu, AKP iktidarının Türkiye’ye dayattığı ekonomik büyüme modelinin üretime değil, tüketime yönelik olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Hükümetin büyüme modeli, yüksek teknolojili sanayi üretimine değil, emlak-inşaat rantına, tasarruf-sermaye birikimine değil, borçlanmaya-sıcak paraya dayalı bir model oldu. Bu modelin gelecek sağlayan bir ekonomik model olmadığının ana göstergesi, düşmeyen işsizlik ve sağlanamayan gelir dağılımı adaleti. AKP hükümetleri döneminde borçlanma ile büyüyen Türkiye ekonomisi, 2003-2007 yılları arasında önceki hükümetin ekonomi reçetesi ve elverişli küresel ekonomik koşulların da yardımıyla yıllık ortalama yüzde 7’nin üzerinde bir büyüme sergiledi. 2008 yılında neredeyse büyüyemeyen ekonomi, 2009 yılında yüzde 4,7 oranında daraldı. TÜİK’in 2016 sonunda 2011 yılından itibaren ulusal hesaplarda yaptığı güncelleme nedeniyle büyüme rakamı yukarı yönlü revize edildi. Öyle bir revizyon yaptılar ki, 2012’de yeni milli gelir, eski milli gelirden yüzde 10,8 daha yüksek çıktı. Bu revizyonu Avrupa da yaptı, OECD ülkeleri de. Aynı revizyonu yapıyorsunuz, 2012 yılında yeni yöntemle hesaplanan milli gelirinizdeki artış Avrupa Birliği’nin hesabından 3,7 kat, OECD ülkelerinin hesabından 3,8 kat daha yüksek çıkıyor.”

    AB ve OECD ülkelerinin hesabında farkın büyük bölümünün yöntemsel değişikliklerden kaynaklandığını ifade eden Erdoğdu şöyle devam etti:

    “Bizdeki farkın sorumlusu ise istatistiki müdahaleler. Bizim milli gelirde 10,8 puan artış oldu dediğimiz yıl, artışın sadece 0,72 puanı uluslararası hesaplamalara uyumdan kaynaklandı. Yani artışta uyumun etkisi 10’da 1 bile değil. Ama gelin görün ki, 2009-2015 döneminde ortalama büyüme hızımız yıllık 5,2 puandan yıllık 7,4 puana yükseldi. Aynı şekilde hem tasarruflar hem de yatırımların milli gelire oranında ciddi artışlar oldu. TÜİK’e göre meğer Türkiye’de yurtiçi tasarruflarda bir sorun yokmuş. E o zaman bireysel emeklilik sistemini getirirken niye ‘tasarruflar yetersiz’ dediniz? Sonuç olarak GDO’lu büyüme rakamları halkın ekmeğindeki küçülmeyi büyüme olarak gösteren bir çarpıtmadan ibaret. Öyle kötü bir iş yaptılar ki, kimse artık Türkiye’nin istatistiklerine güvenmiyor. Elektrik tüketiminin artış hızı yarı yarıya azalırken imalat sanayi yüzde 9,3 büyür mü?”

    “AKP İKTİDARI EKONOMİK KÖTÜ GİDİŞATI GÖRÜNMEZ KILMAYA ÇALIŞIYOR”

    Ulusal hesaplara 2016 yılında yapılan müdahale öncesinde 2010-2015 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,1 olan büyüme performansının, müdahale sonrasında yüzde 7,4’e yükseldiğine işaret eden Erdoğdu şunları dile getirdi:

    “AKP iktidarı, düzeltemediği Türkiye’nin ekonomik kötü gidişatını, veri makyajlamasıyla görünmez kılmaya çalışıyor. Bu, depremde hasar gören bir binanın yenilenen sıva ile ayakta tutulmaya çalışılmasından başka bir şey değil. Bu güvenilmez rakamların siyasi baskıyla değiştirilmiş varsayımlara ve hesaplama biçimlerine dayandığı şüphesi, resmi istatistiklerin güvenilirliğini de aşındırıyor. Nitekim, Commerzbank’ınstratejisti Lutz Karpowitz, ‘Türkiye – Şaka mı Yapıyorsun’ başlığıyla kaleme aldığı bir raporda, ‘doğrulanabilir uluslararası verilerinTUİK’in verilerinden çok daha farklı bir yöne işaret ettiğini belirtiyor.”

    GERÇEK VERİ YERİNİ KOMPLO TEORİSİNE BIRAKIYOR

    Güvenilir verinin üretilmediği bir toplumda gerçeklik algısını, komplo teorilerinin kuracağını anlatan Erdoğdu, “Bu güven aşınması iktidarın temel hedefidir. Çünkü bir taraftan akla, mantığa ve olgulara dayanmayan komplo teorileriyle tarihimiz tahrif edilerek halkımızın geniş kesimleri aldatılırken, öte taraftan istatistiki verinin güvenilirliği ortadan kaldırılarak fikir insanlarımızın bu tahrifata karşı durma çabası akamete uğratılmak isteniyor” dedi.

    Türkiye ekonomisine ilişkin rakamları şaibeli olmasına kanıt olarak istihdamdaki düşüş ile gelir dağılımındaki adaletin sağlanamamasını da gösteren Erdoğdu şöyle konuştu:

    “Türkiye’de iddia edilen ekonomik büyüme varsa bile istihdam yaratmıyor. Bu durum ya gerçekte bir ekonomik büyüme olmadığı için işsizliği artırıyor ya da gerçekleşen ekonomik büyüme ranta dayalı istihdam yaratmayan, sadece zenginin zenginliğine zenginlik katan bir büyüme. Son üç yıl içerisinde faal her yaş grubu için işsizlik oranlarında hızlı bir yükseliş söz konusu. 2014 ile kıyaslandığında 2016 yılı itibariyle işsizlik oranı hemen her yaş grubu için yüzde 10’dan fazla arttı. Dolayısıyla, işsizlik hâlihazırda belli yaş gruplarını tehdit eden bir mesele olmaktan çıkıp toplumun hemen tüm demografik kesimlerini etkileyen bir sorun hâline geldi.”

    “GELİR ADALETSİZLİĞİ GİDERİLEMİYOR”

    Gelir dağılımı adaletinde ise Türkiye’nin Şili ve Meksika ile birlikte son sıraları paylaştığına işaret eden Erdoğdu açıklamasını şöyle sonlandırdı:

    “En üst kesim ile en alt kesim arasındaki gelir adaletsizliği giderilemiyor. Türkiye yoksullar için değil, zenginler için büyümekte. Dahası, gelir dağılımındaki adaletsizlik kronikleşmiş durumda. En üst gelir grubunu temsil eden yüzde 20’lik grup ülkedeki toplam gelirin yarısına yakınını alırken, en alttaki yüzde 20’lik gelir grubunun payı ise yüzde 6 civarına sabitlenmiş durumda. Gelir dağılımında, alt gruplara karşı bir kaymanın olmaması, yani altta kalanın canının çıkması, AKP ekonomisinin temel göstergesi haline geldi.”