Etiket: genç

  • Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    PİRHA-Zakir Hasan Göğer, geçmişte köylerde görgü ve musahiplik cemleri yapıldığını belirterek “Şehirlerde ne görgü ne de müsahiplik cemleri yapılıyor. Bazı dedeler var ki rızalık almadan posta oturuyor” eleştirisinde bulundu.

    12 yıl boyunca cemevlerinde zakirlik yapan Hasan Göğer, cem erkanlarındaki değişime dikkat çekti. Göğer, geçmişte köylerde yürütülen cem erkanları ile kentlerde yürütülen cem erkanları arasındaki farkları anlattı.

    “KÖYLERDE YAPILAN CEM ERKANLARI ÇOK FARKLIYDI”

    İstanbul’da 47 yıl yaşadığını ve doksanlı yıllarda cemevleri kurulduğunda Yeni Bosna Cemevinde zakirlik hizmetine başladığını belirten Hasan Göğer, “Köylerde yapılan cemlerle İstanbul’dakiler biraz daha farklı. Pirler, mürşitler, rehberler, o zamanlar köyde yaptıkları cemlerde küskünlükleri, dargınlıkları giderirdi. Pirler, mürşitler, rehberler Hakk, Muhammed, Ali yoluna hizmet ederken Yol’undan dışarı çıkmazdı. Yalan konuşmazdı, kul hakkı yemezdi” diye belirtti.

    “12 YIL ZAKİR OLARAK HİZMET YAPTIM”

    19 Yaşına kadar Erzincan’da yaşadığını aktaran Göger “Şehirlerde 90’lı yıllara kadar cem cemaat yoktu. İlk cemevi İstanbul’da Yeni Bosna Cemevi olarak kuruldu. Biz sevincimizden uçuyorduk. ‘Çok şükür ki bizim cemevlerimiz kuruldu’ diye seviniyorduk. Daha sonraları cemevinde dedelik ve zakirlik eğitimleri açıldı. Seyit evladı olan kişiler, pirler tarafından eğitildik. Zakirliğe heves eden kişiler olarak bizler de zakirlik eğitimi aldık.  Bu Yol’da 12 yıl hizmetimi yaptım” diye ifade etti.

    Eskiden köylerde görgü cemleri, musahiplik cemleri yapıldığını, şehirlerde ise bu cemlerin hayat bulmadığını belirten Göğer, “Şehirlerde kimsenin kimseden haberi yok. Sadece ceme gelip toplanılıyor. Dede oraya gelenlere ‘birbirinizden razı mısınız?’ diyor ceme katılan dargın, küskün olanların bazıları söylüyor, bazıları da dara kalkmamak için ‘razıyız’ diyorlar” dedi.

    “GENÇLERİN CEMEVLERİNE GELMEMELERİNİN NEDENİ BİLİNÇSİZ DEDELER”

    Bazı dedelerin rızalık almadan posta oturduğunu da belirten Zakir Hasan Göğer, şöyle devam etti:

    “Gençlerin cemevlerine gelmemesi en başta bilinçsiz pirler ve dedeler sebebiyledir. Gençlere bir şey veremiyor, bu yüzden gençler cemevine gelmiyorlar. Ayrıca baba, anne Alevilik eğitimi almadığı için evladına bir şey öğretmiyor ki gençler de ne yapsın. Suçlu mu gençler? Gençlerimizin hatası yok, suç büyüklerde. Bu nedenle de gençler televizyon çıkmış, internet çıkmış bunlarla meşgul oluyorlar. Biz gençlerimizi eğitmesini bilmiyoruz. Güzel bir şey vermeyi bilemediğimiz için gençlerimiz bu duruma düştü. Ben kendimizi suçluyorum. Gençlere suç bulmuyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Mersin 1 Mayıs’ında 14 Mayıs vurgusu: Gideceksiniz!- VİDEO

    Mersin 1 Mayıs’ında 14 Mayıs vurgusu: Gideceksiniz!- VİDEO

    PİRHA- Mersin’de Emek ve Demokrasi Platformu tarafından düzenlenen 1 Mayıs İşçi Bayramı on binlerce yurttaş tarafından kutlandı. Yeni bir başlangıç ve değişim vurgusunun yapıldığı 1 Mayıs’ta ortak söz, “AKP iktidarı gidecek” oldu.

    Mersin’de saat 10.30’dan itibaren eski Tevfik Sırrı Gür Stadyumu önünde toplanan işçi ve memur sendikaları, dernekler, odalar, siyasi partiler ve kadın örgütleri buradan Cumhuriyet alanına kadar kortej yürüyüşü gerçekleştirdi. Yürüyüş boyunca sık sık “AKP halka hesap verecek”, “Biji yek gulan güle güle Erdoğan”, “Jin, jiyan, azadi”, “Sermayeden hesabı emekçiler soracak” sloganları atıldı.

    DEPREM VE SEÇİMİN GÖLGESİNDE 1 MAYIS

    Emek ve Demokrasi Platformu adına açıklamayı okuyan DİSK Genel İş Sendikası Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy, konuşmasına işçi önderlerini, emek ve demokrasi mücadelesinde yitirilen canları ve depremde yaşamını yitiren yurttaşları anarak başladı. Yıkıcı bir felaket ve ardından tarihi bir seçim gündemiyle 1 Mayıs’ın kutlandığına dikkat çeken Göksoy, “Bu depremle yıkılan sadece kentler olmadı devletin kurumları da çöktü. İşçiden alıp patronlara verdiler; fakirden çalıp zenginin kasasını doldurdular, dar gelirliden alıp rantiyeye kaynak aktardılar; rant için kentleri ve doğayı betona boğdular; asırlık yardım kurumlarını bile depremde çadır satar hale getirdiler; doğal afetleri felakete çevirdiler: Sözün özü evet memleketi bir şirket gibi yönettiler” dedi.

    Ekonomik çöküşe de değinen Göksoy, halkın kuru soğana bile muhtaç hale geldiğini söyleyerek, “Sadece başkanlık rejiminin sonrasında, pandemide, ekonomik krizde ve depremde karşı karşıya kaldığımız hakikat belli: İnsanca çalışmamız ve insanca yaşamamız bir yana, hayatta kalmamızı bile sağlamaktan çok uzak bir düzenle karşı karşıyayız.1 Mayıs’ta işte tam da bu köhnemiş düzene karşı bizler buradayız, bir aradayız. Mücadelenin bize öğrettikleriyle bize karşı olanların bütün engellemeleri ve yok sayma çabalarına rağmen var olduk, var olacağız” şeklinde konuştu.

    “BU DÜZEN YA DEĞİŞECEK YA DEĞİŞECEK”

    KESK Mersin Şube Kadın Sekreteri Döne Gevher ise ülkenin ‘Güvencesizler Cumhuriyeti’ haline geldiğini belirterek, “Zamlar, alım gücündeki erime hayatı yaşanılmaz kılıyor. Başta kadın emekçiler olmak üzere tüm emekçilere gittikçe daha güvencesiz bir çalışma yaşamı dayatılıyor. Ülkemiz her alanda Güvencesizler Cumhuriyeti haline geldi. Kadın işsizliği ve güvencesiz, kayıt dışı çalışma ortamlarında taciz, şiddet ve mobbing her geçen gün artıyor. İşsizlik aldı başını gidiyor. Hiçbir dönemde olmadığı kadar yurt dışına beyin göçü yaşanıyor. İşçi cinayetlerinde adeta katliam yaşanıyor.” ifadelerini kullandı.  Tüm bunlara karşı halkın sabrının tükendiğinin altını çizen Gevher, “Bu karanlığı işçi sınıfı, emekçiler, kadınlar, gençler, Aleviler, farklılıkları, cinsel yönelimleri ret edilenler, kölelik şartlarında yaşayan göçmenler, sizler, bizler yırtıp atacağız. Bizleri karanlıktan çıkaracak olan işte bu 1 Mayıs meydanlarında açığa çıkan iradedir” sözlerini kullandı.

    “ERKEK İKTİDARDAN HESABI KADINLAR SORACAK”

    Mersin Kadın Platformu adına konuşan Peyruze Okçu da, iktidarın kadın düşmanı politikalarına karşı mücadele edeceklerini kaydetti. Erkek şiddeti, siyasette eşit temsil, homofobi, kazanılmış haklara saldırılar gibi kadınları doğrudan etkileyen konulara değinen Okçu, şunları söyledi:

    “İstanbul Sözleşmesini bir gece yarısı kararnamesi ile feshedenler bu seçim sürecinde de 6284 sayılı Kanunu siyasi pazarlık konusu yaptı. Kadınların yaşam teminatı olan 6284’ü pazarlık konusu yapan bağnaz, patriyarkal ittifaka cevabı yok saydıkları kadınlar verecek. 1998 yılında Gonca Kuriş’i Mersin’den kaçırarak işkenceyle öldüren zihniyet şimdi iktidar partisi ile seçim ittifakı içinde yer alarak Meclise girmeye çalışıyor. Gonca Kuriş’i katledenlerden hesabı kadınlar soracak. Yüz yıllara dayanan mücadelemizin ışığında haklarımızdan, kazanımlarımızdan vazgeçmiyoruz. Her türlü cinsiyetçilikle, kadın, LGBTİ+ düşmanlığı ile transfobi ile birlikte mücadele edeceğiz. Bizler farklılıklarımızla bir arada durarak, dayanışmayı ve mücadeleyi büyüteceğiz”

    Konuşmaların ardından sahneye çıkan sanatçı Turhan Alıcı’nın türküleri eşliğinde yurttaşlar, halay çekerek 1 Mayıs’ı kutladı.

    PİRHA/MERSİN

  • Halk dayanışması: Yaşanan felaket karşısında her insanın yapacağı bir şey vardır-VİDEO

    Halk dayanışması: Yaşanan felaket karşısında her insanın yapacağı bir şey vardır-VİDEO

    PİRHA- Depremin yaraları sarılmaya, sarsıcı etkisi dayanışmayla giderilmeye çalışılıyor. “Yaşanan felaket karşısında evimizde oturamazdık” diyen gençler her insanın yaşanan felaket karşısında yapacağı bir şeyin olacağını vurguladılar.

    Felaketin üzerinden günler geçerken, öfkenin ve acının kol gezdiği kentler dayanışma ruhuyla birbirine sarılırken, ülke “mucize” kurtuluşlara kilitlenmiş durumda.

    Deprem felaketinde arama kurtarma çalışmaları bazı binalarda devam ederken, felaketin yaşandığı bölgelerden çevre illere yüzbinlerce yurttaş göç etti.

    Teretele’nin yaşandığı ilk günden itibaren yüzbinlerce yurttaş, bölge kentlerine akın ederken, bedenlerini siper ederek binlerce insanı enkazın altında çıkardı, kalanlara destek oldu.

    Tertele bölgesinden yoğun göçün yaşandığı Mersin’de yüzlerce yurttaş seferber oldu. Geride kalanların yaralarını sarmaya çalışan yurttaşlar, bir tas çorbadan, psikolojik desteğe kadar her alanda destek oluyor.

    Yenişehir Belediyesi’nin yardımlarının toplandığı alanda onlarca genç gelen yardımları ayırma işini yapıyor.

    “Yaşanan felaket karşısında evimizde oturamazdık” diyen gençler, her insanın yaşanan felaket karşısında yapacağı bir şeyin olacağını vurguladılar.

    Diren KESER/MERSİN

  • DAD Gençlik Meclisi, gözaltılara tepki gösterdi

    DAD Gençlik Meclisi, gözaltılara tepki gösterdi

    İZMİR – Sabah saatlerinde evlere baskın düzenleyen polis, DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in de aralarında bulunduğu 13 öğrenciyi gözaltına aldı. Gözaltılara tepki gösteren DAD Gençlik Meclisi, “Tüm baskılara rağmen ‘devletin Alevisi olmamaya’ devam edeceğimizi, bu faşizan uygulamaların son bulmasını ve arkadaşımız Fırat Dikmen’le birlikte gözaltına alınan tüm muhalif gençlerin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” dedi.

    İzmir’de sabah saatlerinde evlere yapılan baskın ile aralarında DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in bulunduğu 13 gözaltına alındı. Gözaltı sayısının artabileceği belirtildi.

    DAD İzmir Gençlik Meclisi üyesi Fırat Dikmen’in gözaltına alınmasına tepki gösteren Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Gençlik Meclisi yazılı açıklama yaptı.

    ‘DEVLETİN ALEVİSİ OLMAMAYA’ DEVAM EDECEĞİZ”

    İktidarın “makul Alevi, makul Kürt ve makul genç” tasvirlerine uymayan herkesi potansiyel tehdit olarak gördüğünün dile getirildiği açıklamada, şunlar ifade edildi:

    “Ayrıca ‘Alevi Gençlik Kampı’ projeleri gibi asimilasyon politikalarını yürürlüğe koyarak, Rêya Haq Alevi Gençlerini demokrasi mücadelesi hattından uzak tutmak ve kimlik erozyonuna uğratarak Türk-İslam sentezi içerisinde eritmek istediği de bilinen bir gerçektir.

    Demokrasi mücadelesinin dile geliş hallerinden biri olan ve başka birçok özelliğinin yanında Alevi Gençlerinin renginin de oldukça belirgin olduğu Gezi Direnişine dair, iktidar bloğu temsilcileri tarafından hakaretlere varan demeçler verildiği halen hafızamızda. Aynı zamanda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada kendi Alevilik tanımlarına uymayanlara dair hakaret ve tehditlerde bulunduğu da bilinmekte.

    Tek başına bu gerçekler dahi dile getirdiğimiz ‘makullük’ yaratma çabalarının kanıtı gibidir. Buna göre direnen ve demokraside ısrar eden Rêya Haq Alevi Gençleri tehdit olarak görülmekteyken, asimilasyon ağına çekilebilen gençler ise ancak kabul edilebilir ‘makul’ kıvamda görülmektedir.

    Genel demokrasi mücadelesine Alevi toplumsallığının ve gençliğinin örgütlü çabasını yaratarak güç verme arayışında olan Fırat Dikmen canımızın, bu gayreti sebebiyle gösterdiği faaliyetlerden dolayı gözaltına alındığını çok iyi bilmekteyiz.

    DAD Gençlik Meclisi olarak; tüm baskılara rağmen ‘devletin Alevisi olmamaya’ devam edeceğimizi, bu faşizan uygulamaların son bulmasını ve arkadaşımız Fırat Dikmen’le birlikte gözaltına alınan tüm muhalif Gençlerin derhal serbest bırakılması gerektiğini vurguluyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • Bingöl Genç’te kum ocakları doğayı ve insan yaşamını olumsuz etkiliyor-VİDEO

    Bingöl Genç’te kum ocakları doğayı ve insan yaşamını olumsuz etkiliyor-VİDEO

    PİRHA-Bingöl’ün Genç ilçesinde Murat Nehri üzerinde bulunan dört kum ocağı doğayı ve insan yaşamını olumsuz etkiliyor. Kum ocakları mevzuatta belirtildiği gibi çalışmalar yürütmediği için doğaya zararlarının çok büyük olduğunu dile getiren Genç İçin Bir Saat Derneği Başkanı Anıl Korkut, “Eskiden nehir tek koldan akardı şimdi ise birden fazla kola bölündü, baraj ve kum ocaklarının sayısı arttıkça her yıl onlarca insan hayatını kaybetmeye başladı” dedi.

    Bingöl’ün Genç ilçesinde faaliyette olan 4 kum ocağı, kentte yaşamı olumsuz etkiliyor. Murat Nehri üzerinden geçen Genç Köprüsü yanında kurulan kum ocakları nehrin akışını da bozuyor.

    Kum ocaklarıyla birlikte Murat Nehri’nde boğulma vakaları artarken, son olarak 24 Temmuz’da akıntıya kapılan bir çocuğu kurtarmaya çalışan Aydın Tutkal ve Mücahit Keser akıntıya kapıldı. Bir süre sonra Aydın Tutkal’ın cenazesine ulaşıldı.

    Yaşanan ölümlerin ardından Genç halkı imza kampanyası başlatarak kum ocaklarının kapatılmasını istedi. Halk, kum ocaklarının daha fazla çevreye zararı vermemesi ve kurulan firmaların kanuna aykırı faaliyet yürütmemesi için gerekli denetimlerin yapılması çağrısında bulundu.

    Toplanan imzalar Genç İçin Bir Saat Derneği tarafından Bingöl İl Özel İdaresi’ne gönderildi. Bingöl İl Özel İdaresi bir ay sonra derneğe yazılı cevap verdi. Gönderilen yazıda Murat Nehri yatağında ruhsatlı 3 özel firma ve 1 kamu kurumundan oluşan 4 kum-çakıl maden ruhsatının bulunduğu belirtildi.

    Kurumun verdiği ruhsatların mevzuata uygun olduğunun savunulduğu yazıda, kum ocaklarının denetlendiği iddia edildi. Bingöl İl Özel İdaresi, 2013-2022 yılları arası aykırı faaliyette bulunan firma, şahıs veya kurumlara 1 milyon 135 bin 691 TL idari para cezası kesildiğini de ekledi.

    “KUM OCAKLARININ DOĞAYA ZARARI ÇOK BÜYÜK” 

    Bir kilometrelik mesafede dört tane kum ocağının olduğunu dile getiren Genç İçin Bir Saat Derneği Başkanı Anıl Korkut, “Kum ocakları mevzuatta belirtildiği gibi çalışmalar yürütmediği için doğaya zararları çok büyük. Son zamanlarda insan ölümleri ve doğa tahribatı artmaya başladı. Eskiden nehir tek koldan akardı şimdi ise birden fazla kola bölündü, son zamanlarda baraj ve kum ocaklarının sayısı arttıkça her yıl onlarca insan hayatını kaybetmeye başladı” dedi.

    Cihan BERK/BİNGÖL

  • Erzurum’da bir genç küpesi nedeniyle saldırıya uğrayıp, bıçaklandı

    Erzurum’da bir genç küpesi nedeniyle saldırıya uğrayıp, bıçaklandı

    PİRHA-Erzurum’da arkadaşıyla yürüyen bir kişi, takmış olduğu küpesine kızan 2 saldırgan tarafından darp edilip, bıçaklandı. Saldırganlar yakalanıp, gözaltına alındı.

    Erzurum’un Yakutiye ilçesi Yukarı Mumcu Caddesi’nde meydana gelen olayda, arkadaşı Enes K. ile yürüyen Mehmet G.’nin yanına gelen 2 kişi, küpesiyle alay etti. Çıkan tartışma sonrası şüphelilerden biri, Mehmet G.’yi kalçasından bıçakladı. Diğer saldırgan ise sopayla vurdu. Saldırganlar kaçarken, ihbar üzerine sağlık ve polis ekipleri bölgeye geldi.

    Mehmet G. ile Enes K., ilk müdahalenin ardından Erzurum Şehir Hastanesi’ne kaldırıldı. Yaralıların sağlık durumlarının iyi olduğu belirtilirken, saldırganlar Emrah C. (17) ile Can B. (17) bir kafede gözaltına alındı. Saldırganların emniyetteki işlemlerinin sürdüğü kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Kadın ve gençliğin olmadığı yerde sağlıklı Alevi örgütlenmesi yapılamaz’-VİDEO

    ‘Kadın ve gençliğin olmadığı yerde sağlıklı Alevi örgütlenmesi yapılamaz’-VİDEO

    PİRHA- Hacıbektaş’ta ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayında konuşan kadınlar, Aleviliğin bugüne gelmesinde kadınların rolüne işaret ederken, çalıştayda gençlerin yokluğuna dikkat çeken Baba Mansur Ocağı evlatlarından Ali Haydar Kurt ise, “Gençliğe sahip çıkılmadığı, gençliğin söz hakkı olmadığı, gençliğin konuşulmadığı, gençlerin var olmadığı yerde sağlıklı bir şekilde örgütlenme ve ilerleme modeli geliştiremezsiniz” dedi.

    Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde Alevi kurumları tarafından 17-18 Eylül’de ‘Cumhuriyetin İkinci Yüzyılı İçin Aleviler Bugünü ve Geleceği Tartışıyor’ çalıştayı yapıldı.

    GÜLTEN ÖNAL: ALEVİ KADINLAR MUTLAKA ÖRGÜTLÜ OLMALI

    Çalıştayda konuşan Alevi kadın aktivist Gülten Önal, “Yol kadındır, kadın Yol’dur” diye sözlerine başlayarak, “Eğer yüzyılda bizler bugün buraya kadar gelmişsek burada esas özne olan Alevi kadınlardır. Bugüne kadar Aleviliği buraya getiren, yaşatan bunca zulme, baskıya rağmen gizli gizli Aleviliğini yürütüp bugünlere getiren Alevi kadınlarıdır. Alevi kadınları sizler gibi pırıl pırıl yiğit evlatlar yetiştirmeseydi bugün biz burada ne Aleviliği tartışıyor olabilirdik ne de gelecek yüzyılını tartışıyor olabilirdik” dedi.

    Kadınların binlerce yıldır acı çektiğini ve büyük bir mücadele yürüttüğünü ifade eden Gülten Önal, “Şehriban Bacı, Sakine Bacı, Elif Ana, Güzide Ana, Didar Ana, Ayşe Bacı gibi yakın tarihin Alevi kadınları yaşadıkları sürece iz bırakmış, Aleviliğe pek çok katkı sunmuşlardır. Ama nedense önemsenmemiş, hatta yok sayılmışlardır. Yolda kadın vardır diyoruz, kadın Yol’dur diyoruz. Çünkü kadınların bugüne kadar çok ciddi emekleri vardır. Alevi kadını direnişçi ve adaletli bir iradenin sahibidir. Alevi kadını modernizmi, çağdaşlığı, kapitalizmi renkli ve kirli dünyasına göre algılamaz” diye belirtti.

    Alevi kadınların mutlaka örgütlü olması gerektiğinin altını çizen Gülten Önal, “Fakat eril zihniyetin şöyle düşündüğünü duyar gibi oluyorum. Siz yaptığınız da biz yok mu dedik? Evet arkadaşım yok diyorsunuz. Siz bırakmıyorsunuz. Çekilin bir önümüzden bakın biz neler yapabiliriz. Eğer burada gelecek yüzyılı konuşuyorsa, burada mutlaka federasyonların yanında Alevi örgütlü kadınların da yer alması gereklidir” diye konuştu.

    ŞEHRİBAN MUTLUER: ALEVİLİK SORGULAMAKTIR, ÖNCE VİCDANINI SORGULA!

    Arzuman Ocağı evlatlarından Şehriban Mutluer de, çalıştayda söz aldı. Şehriban Ana, konuşmasında şunları ifade etti:

    “Aleviyim dedim taşa tuttular, Hüseyinim dedim susuz bıraktılar, ben Aliyim dedim arkamdan vurdular, yolum Hacı Bektaş dedim sürgüne gönderdiler, Pir Sultan’ın torunuyum dedim darağacına aldılar. Yıksan da ocağımı, etsen de pare pare, assan da başımızı biz Yolumuzdan vazgeçmedik. Bana karşı olan topluma değil, ben kendime bakarım. Biz ayrım yapmadık. Yezit vicdansız, Muaviye imansız, Sübyan insanlıktan haberi yok. Peki siz bunun karşısında ne yaptınız değerli canlarımız değerli bacılarımız? Süslenip püslenmek eşimin aldığı arabayla gezmek benim için kadınlık değil. Benim için kadınlık Yolumun kadını olmaktır.

    15 yıl şeriat köyünde kaldım ve beni hiç kimse engelleyemedi. Nemrut’a karşı İbrahimsen Alevisin, firavuna karşı Musa mısın Alevisin, zalime karşı Hz. Âli misin Alevisin, Yezide karşı İmam Hüseyin misin Alevisin, Hızır’a karşı Pir Sultan mısın Alevisin. Bizi kadimden bugüne kovdular, dövdüler, hakaret ettiler, neredeydin alemde misin? O zaman buyur kitaplarını oku, Yo’lu yürüt, bilmediğini sor, öğren. Alevilik sorgulamaktır, önce vicdanını sorgula.

    Biz kendimizi bölmeyelim sevgili canlar çocuklarımızı yetiştirelim. Küçük çocuklarımız camiye gidiyor beyinleri boş olan çocuklarımızın beynini dolduruyorlar. Ama bizim duyarsızlığımıza bakın ki yedi bölge Türkiye, yurt içinden, yurt dışından nerede bu canlar, nerede gençlik? kimseyi suçlamıyorum hatayı önce kendinde arayacaksın.”

    ALİ HAYDAR KURT: GENÇLERİN VAR OLMADIĞI YERDE SAĞLIKLI ÖRGÜTLENME OLMAZ

    Baba Mansur Ocağı evlatlarından Ali Haydar Kurt ise, çalıştayda yaptığı konuşmada, gençliğin yokluğuna dikkat çekti.

    Alevi kurumlarının temel taşı gençlik olduğunu vurgulayan Kurt, şunları dile getirdi:
    “Gençliğe sahip çıkılmadığı, gençliğin söz hakkı olmadığı, gençliğin konuşulmadığı, gençlerin var olmadığı yerde sağlıklı bir şekilde örgütlenme ve ilerleme modeli geliştiremezsiniz. Gençler burada olmalı, bu atmosferi yaşamalı. Bu atmosferi yaşarken sizden gıdalanmalı, öğrenmeli, yaşamalı. Çünkü Alevilik dediğimiz şey kitaplara sığmaz, mürekkeple yazılmaz, yaşamakla olur. Yaşamadığımız bir şeyi ardıllarımıza nasıl aktarabiliriz. Biz bir şeyi sağlıklı bir şekilde ardıllarımıza aktarmak istiyorsak gençliği en arka planda değil de en ön planda tutmalıyız. Temeli baştan sağlam tutmalıyız ki ileriye dönük yapılan çalışmalar ve ileriye dönük yapılacak projeler daha sağlıklı olsun.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

  • Akbal: Yüreği ve yolu sevgiden geçen herkesi cemevimize bekliyoruz-VİDEO

    Akbal: Yüreği ve yolu sevgiden geçen herkesi cemevimize bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Ortaca Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Hatice Akbal, kadın, çocuk ve gençlere yönelik çalışmalarını paylaşarak, “Burayı çocuk, yaşlı, genç, kadın herkesin enerjisini harcayabildiği, bir an olsun sıkıntılarını unutabildiği ve olabildiğince mutlu olabildiği bir yer haline getirmek istiyoruz” dedi

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ortaca Cemevi Kadın Komisyon Üyesi Hatice Akbal, Ortaca Cemevinde kadın ve gençliğe ilişkin yaptıkları çalışmalara dair PİRHA’ya konuştu.

    Ortaca Cemevi olarak çocuklara yönelik jimnastik oyunlu eğitim etkinliklerinin devam ettiğini belirten Hatice Akbal, “Bunun yanı sıra ders çalışamayan çocuklar, evde çalışma ortamı bulamayan çocuklarımız cemevine gelip derslerini çalışabiliyor, kütüphanemizden faydalanabiliyorlar. Eksik oldukları konularda da gönüllü arkadaşlarımız gerekli desteği sağlıyor” diyerek, temel amaçlarının çocukların mutluluğu olduğunu vurguladı.

    “KADINLARLA İLGİLİ YAPTIĞIMIZ ÇALIŞMALARA YOĞUN KATILIM VAR”

    Hatice Akbal, kadınlarla ilgili de spor, sanat ve kültür alanında birçok çalışmaların olduğunu ifade ederek, “Spor alanında pilates, jimnastik ve yoga kurslarımız var. Yine kadınlara yönelik İstanbul Sözleşmesi’nden tutun da kadına yönelik şiddete ve diğer sorunlarla ilgili her türlü bilgiyi edinebilecekleri konulara dair çeşitli konferanslar düzenliyoruz. Bununla ilgili de bilirkişileri çağırıyoruz. Bu konuda da kadınlarımızdan yoğun talep gelmişti ve çok mutlu oldular. Bu tür çalışmalarımıza devam edeceğiz” diye belirtti.

    Kadınların el emeklerini sergileyeceği alanlar da açtıklarını dile getiren Hatice Akbal, el emeklerini cemevinin bahçesinde sergileyip kendi kazançlarını da sağlayabildiğini aktardı.

    “CEMEVLERİNİ İNSANLARIN MUTLU OLABİLECEKLERİ YER HALİNE GETİRİYORUZ”

    Gençlere yönelik bağlama ve gitar kursları açtıklarını söyleyen Hatice Akbal, şunları vurguladı:

    “Gençlerin talep ve ihtiyaçları neyse o yöndeki çalışmalara devam edilecek. Gençlerin şu an yaşadığımız ortamda gerçekten de mutsuz olduklarını görüyoruz. Burayı çocuk, yaşlı, genç, kadın herkesin enerjisini harcayabildiği, bir an olsun sıkıntılarını unutabildiği ve olabildiğince mutlu olabildiği bir yer haline getirmek istiyoruz. Yaptığımız çalışmalarda da bunu çok net bir şekilde görüyoruz. Buraya geldiklerinde sevgi, hoşgörü ve saygıyla herkes birbiriyle gayet güzel bir şekilde iletişim halinde ve bunu davranışlarıyla gösterebiliyorlar. Bizim amacımızdan biri de bu. Yolu sevgi, saygıdan geçen herkesi cemevimize bekliyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/MUĞLA

     

  • ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    ‘Alevi olduğumuz öğrenildiği andan itibaren baskı uygulanmaya başlanıyor’-VİDEO

    PİRHA-Alevi gençler, zorunlu din derslerinde yaşadıkları ayrımcılığı ve nefret dilini anlattı. Din derslerinde ve okulda ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten gençler, Diyanet’in küçük yaşta evliliğe onay verdiğinin altını çizerek, kapatılması gerektiğini ifade ettiler. 

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) da hem kendi programı dahilinde hem de Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği içersinde, okuldan, eve, sokaktan üniversitelere kadar bir çok alanda faaliyet yürütmeye devam ediyor.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını ve başta Alevilere olmak üzere Türk, İslam ve Hanefi mezhebi dışında kalanlara karşı ötekileştirici ve asimilasyoncu uygulamalar yürüten DİB’in tutumuna dair Can TV’ye konuştular.

    Selin adlı Alevi genç, altı saat zorunlu din dersi gördüğünü belirterek, “Dua okuyorum, dua veriyorum, puan veriyorlar. Eğer vermezsem sıfır veriyorlar. Aynı zamanda ayrımcılığa uğradım. Okulun kermesi vardı. Hocalar Alevileri sorup Alevilerin yemek getirmemesi gerektiğini söyledi. Ben de çok önemsememiştim Anneme yemeği yaptırmıştım ve okula götürmüştüm ancak bizim götürdüğümüz yemekler masaya konulmamıştı. Gerçekten çok zedeleyici bir durum” dedi.

    Din derslerinin kendilerine zorunlu hale getirildiğini ifade eden Selin, Diyanet’i de hiçbir zaman onaylamadığını şu sözlerle dile getirdi:

    “Diyanet 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenilebileceğini söylüyor. Dokuz yaşındaki bir kız çocuğunun akıl sağlığı sence ne kadardır? Ne kadar düşünebilir? Diyanet’in ne amaçla yaptığını da bildiğimiz için artık onlar ne yaparsa yapsın yaranamazlar. Dayanamıyorum ben. Diyanet’in Aleviliği savunduğunu düşünmüyorum. Diyanet bir kere erken yaşta evliliği savunuyorsa, daha ne savunursa savunsun hiçbir şey değişmez bence. Küçücük bir çocuk evlendirilir diye düşünüyorsan zaten senin kafa yapın bitmiştir” diye belirtti.

    “ALEVİ OLDUĞUMU ÖĞRENDİĞİ ANDA BASKI UYGULAMAYA BAŞLADI”

    Üniversite üçüncü sınıf öğrencisi İlayda Ayman da, lise yıllarında ayrımcılığa ve nefret diline maruz kaldığı aktararak, şunları ifade etti:

    “Lisede yaşadığım iki tane çok kötü anıdan bahsetmek istiyorum. Sınıfta bir tane Sünni bir arkadaşımız benim Alevi olduğumu öğrendiği andan itibaren mobbing uygulamaya başladı. Bir gün annem yemek yaptı ve okula götürdüm. Arkadaşlarımla beraber onu yerken elini uzattı. Kim yaptı dedi? Annem yaptı dedim. ‘Yemem’ dedi fırlattı. Neden dedim. Alevinin yemeği yenmez dedi. Bir kere teneffüste hızlı bir şekilde lavaboya giderken arkadaşımın birisi beni durdurdu ve “Siz mum söndü mü yapıyorsunuz” diye sordu ve bende şalter attı. Git dedim bir bak araştır ne demekmiş anlamı. Sonra beni tekrar durdurdu; çok özür dilerim dedi. Yani bunu sana söylediğim için çok utanıyorum, dedi.

    13 yaşındaki bir kız çocuğunun evlendirilmesi kadar kulağa saçma gelen bir cümle dahi yok. Çünkü ben 21 yaşındayım ve şu an ben bile kendimi evliliğe hazır bir halde hissetmiyorum. Kafa yapısı geri olan insanlar çocuklarını bu şekilde evlendiriyor. Diyanet de bunun arkasında duruyor ve onaylıyor. Hiçbir şekilde onaylamıyorum.”

    Rohat EMEKÇİ-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’
    3-‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’
    4-‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’
    5-‘Ayrımcılığa uğramamızın en büyük nedeni din-devlet-eğitim işlerinin birbirinden ayrılmaması’ 
    6-‘Fişlendik, zorla sureler ezberletiliyordu, namaza zorlanıyorduk’
    7- ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu

  • Prof. Dr. Gülnaz Karatay: İntiharların önüne geçmek için dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz-VİDEO

    Prof. Dr. Gülnaz Karatay: İntiharların önüne geçmek için dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-İntiharın çevreden, siyasetten, kültürden, inançtan, coğrafyadan ve iklimden bağımsız düşünülemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Gülnaz Karatay, “İntiharın birçok nedeni var. İşsizlik, şiddet, travma, tecavüz, düşük yoğunluklu çatışmalar, geleceğe güvensizlik ve umutsuzluk durumları nedeniyle vaka artışlarında bir yükselme görüyoruz” dedi. Karatay, intiharın bulaşıcı olduğunu belirterek, sosyal medyadan paylaşılmaması gerektiğini belirtti.  

    Araştırmalara göre Dersim, intiharların en çok yaşandığı iller arasında bulunuyor. İntihar girişimi en fazla genç gruplarda yaşanıyor. Peki neden intiharlar her geçen gün artıyor? Prof. Dr. Gülnaz Karatay, Dersim’de son zamanlarda artan intihar vakalarına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “HER YIL 700 BİN İNTİHAR VAKASI MEYDANA GELİYOR”

    PİRHA: Ülkede intihar vakalarının her geçen gün artmasındaki neden nedir?

    GÜLNAZ KARATAY: İntihar tanım olarak bireyin içsel ya da dış kaynaklı stresörlerle baş edememesi sonucu bedenine yöneltmiş olduğu öz kıyım davranışı. Bu nedenle bir insanın bedenine yönelttiği en uç şiddet olduğu için de toplum tarafından çok dikkatle takip ediliyor. Bu nedenle intiharları doğru zamanda, doğru mekanda, doğru bir dille konuşmak önemli. Kentimizde de geçtiğimiz hafta birkaç tane vaka yaşadık. Bu meseleyi sıcak dönemde konuşmak çok doğru olmamakla birlikte ama bir şekilde topluma mesaj iletmek üzere sağlık profesyonellerinin seçici bir dille konuşması son derece önemli. İntiharlar şu anda salgın düzeyinde yaşanıyor bütün dünyada. Her yıl yaklaşık 700 bin vaka meydana geliyor. Bunu saniyeye vurduğumuzda her 40 saniyede bir kişinin yaşamını sonlandırması demek ve bunların da %80’ine yakını düşük ve orta gelir grubundaki ülkelerde oluyor.

    Biz intiharı sadece çevreden, siyasetten, kültürden, inançtan, coğrafyadan ve iklimden bağımsız düşünemiyoruz, birçok nedeni var. Yaklaşım 50 tane intihar nedeni var. Bu nedenler arasında 3-4 tanesi biyolojik altyapıyla, genetik ve ruhsal hastalıklarla ilgili, diğer geri kalan nedenler daha çok çevresel faktörlerden kaynaklı. İşsizlik, şiddet, travma, tecavüz, düşük yoğunluklu çatışmalar, geleceğe güvensizlik ve umutsuzluk durumlarında ne yazık ki vaka artışlarında bir yükselme görüyoruz. İntihar küresel bir problem, bir intihar salgını üzerinden geçiyoruz pandemiyle birlikte. Bu durum daha da artmış durumda. Şu anda intihar gençlerde ölüm nedenlerinin ilk dört sırasında yer alıyor. Şiddet ve madde kullanım bozukluğuyla birlikte gençleri en çok öldürenler arasında intiharlar. Her vaka en az 6-10 kişiyi etkiliyor. O yüzden toplum intiharlara çok ilgi duyuyor ve merak ediyor. O nedenle topluma sağlıklı bilgiler iletmek önemli. Riskli bir döneme girdik, baharda vaka artışları mümkün olabiliyor. Belki bundan sonra daha çok duymaya başlayacağız ama intihar kader veya yazgı değildir. Kökeninde ruhsal hastalıklar olsa da intiharları biz akademik ve etik bir sorun olarak görüyoruz. İntiharların önlenmesi için bir takım tedbirlerin alınması ve bunun için bilimsel verilerin ortaya konulması son derece önemli.

    “STRES YÜKÜ YÜKSEK BİR TOPLUMDA YAŞIYORUZ”

    -İntihar vakalarındaki risk faktörleri nelerdir?

    İntiharlarla ilgili risk faktörlerine baktığımızda Dersim’de de ortaya çıkan sonuç gençler arasında intihar girişimi oldukça fazla. Zaten bunu TÜİK de söylüyor. Her ne kadar intiharlarda il sıralaması vermese de nüfusa orantıladığımızda Dersim’de intiharlar sayısal olarak diğer illerden daha yüksek. Özellikle 15-24 yaş grubu arasında girişim düzeyinde vakalarımız fazla, fakat yaş ilerledikçe tamamlanmış dediğimiz ölümle sonuçlanan intiharların sayısı gittikçe artıyor. Tabi ki bunun birçok nedeni var kuşkusuz. Altta yatan neden ruhsal hastalıklar fakat bu ruhsal hastalıklar nasıl ortaya çıkıyor, buna bakmak lazım. Elbette intiharların büyük kısmında depresyon görüyoruz fakat depresyon kendiliğinden ortaya çıkan bir durum değil. Yapılan çalışmalarda ruhsal hastalıkların kökeninde travmanın herhangi bir türünün yer aldığını görüyoruz. Örneğin; tecavüze maruz kalmak, şiddete maruz kalmak, travmalı bir toplumda stres yükünün yüksek olması. Kentimize baktığımızda çokça risk faktörü var. Gerçekten birçok açıdan stres yükü yüksek bir toplumda yaşıyoruz. Gençlerde işsizlik, yoksulluk var ve bununla baş edemiyorlar. Özellikle kentsel alanda vakalar daha çok görülüyor. Bunun bir nedeni de genç nüfus yoğunluğundan kaynaklı. Üniversite öğrencilerinin 2018’de kentimize gelmesiyle birlikte intihar vaka sayılarında bir miktar artış oldu.

    Gençler sağlıklı ve dirençlidir algısı var ama maalesef gençlerin de bir takım sorunları var ekonomik sorunlarla baş etmek zorunda kalıyorlar. Maalesef depresyon ve ruhsal hastalıklarda toplumda bazı yanlış inanışlar, etiketleme var. Bu yüzden bireyler yardım alma davranışından kaçınıyor etiketlenmemek adına ya da ilaç tedavisine ilişkin yanlış algılar var. Örneğin ilaçları kullanma bağımlılık yapıyor. Tanı alırsan, işe yerleşemezsin deniliyor ve yardım alma durumunu geciktiren bir sorun. İçinde yaşadığımız bu postmodern dönemde maalesef her 15-20 gencimizden bir tanesi depresif. Bunun birçok nedeni var. Ekonomik sebepler, yoksulluk, işsizlik, umutsuzluk. Dersim’de çocuklarımıza aşırı yükleme var, çünkü bir takım etiketlemeler var. Örneğin Dersim eğitimde birinci, çocuklarımız bu birinciliği sürdürmek için sürekli bir baskı altında. Yaşam becerilerini yok etme pahasına akademik beceri bekliyoruz çocuklarımızdan. Peki bunu yaparken nelerden taviz veriyor çocuklar. Öz bakım becerisi gelişmemiş, kırılgan, duygusal çocuklar yetiştiriyoruz. Bu nedenle herhangi bir sorun ile karşılaştıklarında baş etme becerileri yeteri kadar gelişmediği için yalpalıyor. Dolayısıyla biz, eğitimin amacı mutlu birey yetiştirmek midir, yoksa akademik olarak başarılı bir birey yetiştirmek midir? Kararını vermemiz gerekiyor. Biz mutlu bir çocuk mu istiyoruz yoksa kuru bilgi taşıyıcısı bir çocuk mu istiyoruz.

    KANADA ÖRNEĞİ

    İntiharlarla ilgili diğer bir etken ise toplumsal travmalar. Elimde direkt bir veri yok ama Dersim için şunu söyleyebilirim: Kana’da yerli halklarında kolonizasyondan sonra Avrupalıların yerli halklara uyguladığı baskılar sonunda intihar oranları Kanada’nın diğer nüfusuna göre üç kat artıyor. Bunun nedeni ise yerli halkların inancını, kültürünü, dilini kaybetmesi, yaşadığı alanda toprak üzerindeki hakimiyetini kaybetmesi, gençlerin evlerinden zorla alınıp yetim okullarına gönderilmesi ve dolayısıyla kuşaklar arasında bir kopukluk yaşanması ve bunun madde kullanımını etkilemesi, bütün bunların sonunda Kanadalılar için kendi kaderlerini tayin etme haklarının ellerinden alınması, Kanada’da yerlilerde intihar oranlarını arttırmıştır. Kanada’da ki durumu Dersim için uyarladığımızda çok benzer sonuçlar görüyoruz. Çünkü Dersim’de sürekli bir travma döngüsü içerisinde yaşıyoruz ve biz biliyoruz ki toplumsal travmaların sonraki kuşaklara aktarılma özelliği var. Dolayısıyla biz travmadan gelen acılarımızı, duygularımızı, dertlerimizi sonraki kuşaklara aktarıyoruz. Dinlediğimiz acı dolu müziklerle oluyor, yaşadığımız coğrafyada sürekli maruz kaldığımız ayrımcılıkla oluyor, sözlü anlatılarla oluyor. Çalışmamda bir katılımcı, ‘suya atlamalar Dersim 38 Katliamı’ndan kalma bir yöntem’ demişti. Çünkü o dönemde insanlar daha kötüsüne maruz kalmamak için böyle bir yöntemi denemiş ve bu sözlü hafızada aktarılıyor kuşaklar arasında ve biz bununla birlikte acıyı da aktarıyoruz. O yüzden sonraki kuşaklarımız toplumsal travmanın etkilerini yaşamaya devam ediyor.

    “İNTİHAR BİR SONUÇ, SÜRECİ GÖRMEK LAZIM”

    Örneğin bir kafede oturup eşinizle rahat sohbet edemiyorsunuz, hemen yanınızda birileri beliriyor, bu bir organizma için strestir. Kentte her çıkış bölgesinde herhangi bir Avrupa ülkesinde olmayan bariyerler var, bu bir strestir toplum için. İntihar bir sonuçtur süreci görmek lazım. Neden kentimizde intihar vakaları yüksek bunun nedenlerini çok iyi analiz etmek lazım. Şuana kadar elde ettiğim verilere göre ne öncesinde ne de sonrasında aileler toplumsal, kurumsal ve profesyonel destek alamıyor. Burada bir sıkıntı var yas sürecindeki bir aileyi siz desteklemediğiniz sürece o ailede yeni bir intihar olabilir. Bunu önceden görmek ve ona göre hizmet sunmak gerekiyor. Kentimizin intihar açısından çok büyük bir riski var ve biz toplum olarak sağlıklı başa çıkma mekanizmalarını da yitirdik. Toplumun parçaları arasında o kadar büyük bir rekabet var ki yardım etme davranışını da engelliyor. Örneğin bir işe yerleşmede benden olsun, herhangi bir şeyde kendi grubunu görüyor. O yüzden dezavantajlı grupları gözden kaçırıyoruz. Dersim’in bir de bu parçalı yapısından ve buradaki rekabetten kaynaklı riskleri de söz konusu.

    “DAYANIKLI GENÇLER YETİŞTİRMELİYİZ”

    -İntihar vakalarına çözüm üretebilmek için neler yapılabilir?

    İntiharlarda çözüm odaklı yaklaşımlar çok önemli. Dersim’de intiharlar sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik faktörlerle bağlantılı bir şekilde ortaya çıkan bir sonuç. Dayanıklı gençler yetiştirmeliyiz, öz bakım becerileri güçlü, sorunlarını çözebilen, kuşaklar arası dayanışmaya önem veren, yaşlılarıyla iletişim kurabilen ve bu anlamda dili yeniden dolanıma sokmak gerekiyor. Çünkü biz kuşaklar arası bağı kaybettiğimiz noktada kültürü de kaybediyoruz ve gençlerimizi popüler kültüre kurban ediyoruz. Gençler sanal âlemde yaşıyorlar ve çok yoğun bir şekilde popüler kültürün etkisindeler. Dolayısıyla gerçek dünya sendromu diye bir şey oluşmuş artık yani yaşamaktan, dışarı çıkmaktan korkan, spor yapmayan, sanatsal bir aktivite içinde olmayan gençler söz konusu. Ekran bağımlılığı çok önemli bir sorun, bunu kırmamız gerekiyor. Bunun için de dayanıklı bir genç kuşak yetiştirmek açısından da Alevi inancının güçlü sosyal destek sistemleri var ve bunlara yeniden işlerlik kazandırmamız gerekiyor. Nesiller arası bağı dilden dolayı kaybettik. Yaşlılarımız evde ayrı depresif, çocuklarımız ise sanal dünyada yaşıyor. O yüzden bu bağı yeniden kurmamız gerekiyor. O yüzden toplum içerisinde dil kurslarını ve sanatsal aktiviteleri güçlendirmek gerekiyor. Yaşadığımız toprakla bağımızı kaybettik, dolayısıyla üretimsiz kaldık. Yeniden toprakla bağımızı güçlendirmemiz gerekiyor. Dersim’de aşırı yüklemelerden bir tanesi eğitim, o yüzden burada bir karar vermemiz gerekiyor. Akademik olarak bilgili çocuklar mı istiyoruz, yoksa yaşam becerileri yüksek, kritik düşünen, çevreye duyarlı çocuklar mı yetiştirmek istiyoruz? Bu noktada hem aileye, hem kurumlara hem de eğitim sistemine önemli sorumluluklar düşüyor.

    “SOSYAL MEDYADAN İNTİHARLA İLGİLİ BİLGİLER PAYLAŞILMAMALI”

    Dersim’de aşırı parçalı durum maalesef çok rekabetçi bir ortamı doğuruyor ve rekabetçi dilde iç barışı bozuyor. Biz rekabetçi dil yerine sevgi dilini siyasete yerleştirip kapsayıcı ve sorunları önceden görüp çözüm üreten bir siyaset anlayışı geliştirmemiz gerekiyor. Dersim’de kusurlara odaklanıyoruz. Biz de insanız nihayetinde, aşırı yükleme değerlerde toplum üzerinde bir şiddet nedenidir. O nedenle kusurları görmektense güçlü taraflarımıza odaklanıp oraya vurguyu arttırırsak, toplumda da umutsuzluğu bu kadar derinleştirmemiz oluruz. Çocukları ve gençleri koruyacak politikalar geliştirmemiz çok önemli. Çocukları bağımlılıktan uzak tutacak, örneğin kent için alkol kullanım bozukluğu intihar için en büyük risk faktörlerinden bir tanesi. Çocuklarımız 12-13 yaşında alkolle tanışıyor ve 20 yaşına geldiğinde bunu problemli bir şekilde kullanmaya başlıyor. Bu bir risk teşkil ediyor çünkü ruhsal alanı yıkıma uğratıyor. Bundan dolayı gençleri bağımlılıktan korumak ve bunun yerine alternatif üretebilmek sanat, spor, kültür, dil gibi bunun için de dayanışmayı büyütmek son derece önemli. İntihar vakaları sosyal medya hesaplarından çok fazla paylaşılıyor. İntiharın bulaşıcı olduğu 19. yüz yıldan beri biliniyor. Peş peşe vakalar geliyor, o yüzden sosyal medyada profesyonel meslek elemanları dışında insanların vakaları, olay yeri veya intihara ilişkin bilgi paylaşmaması son derece önemli.

    Cihan BERK/DERSİM

  • HDP’li Aydemir, Bingöllü köylülerin, yol, elektrik ve su mağduriyetini Meclis’e taşıdı

    HDP’li Aydemir, Bingöllü köylülerin, yol, elektrik ve su mağduriyetini Meclis’e taşıdı

    PİRHA- Bingöllü köylülerin yol, su ve elektrik hizmetleri sebebiyle yaşadıkları mağduriyet Meclis gündemine taşındı. HDP Milletvekili Erdal Aydemir, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu’na, “Geyikdere Köyü ve ona bağlı 23 mezranın yollarının yapımı ile ilgili bir çalışmanız olacak mı?” diye sordu.

    HDP Milletvekili Erdal Aydemir, Bingöllü yurttaşların, özellikle kış aylarında temel yaşamsal hizmetlere ulaşamaması konusunu Meclis’e taşıdı.

    Bingöl Milletvekili Aydemir, Genç İlçesi Geyikdere Köyü ve bağlı olan 23 mezranın asfaltsız yolları başta olmak üzere altyapı eksiklerine dikkat çekti. HDP’li Aydemir, Geyikdere Köyü ve ona bağlı 23 mezranın yıllardır asfaltsız olan yollardan ve altyapı eksikliğinden dolayı büyük sıkıntılar yaşadığını ifade etti. Kış mevsimi boyunca yolların kapalı olduğunu aktaran Aydemir, her mevsimde yaşanan elektrik kesintilerinin bir türlü çözüme kavuşturulamadığını da not düştü.

    Yaşanan mağduriyetlerin köylüler tarafından defalarca kez gündeme getirildiğini belirten Erdal Aydemir, bugüne kadar hiçbir adım atılmadığını, köylülerin yıllardır her türlü hizmetten mahrum bırakıldığını ifade etti.

    NEDEN HERHANGİ BİR ÇALIŞMA YAPILMADI?”

    Erdal Aydemir, hazırladığı önergenin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu tarafınca yanıtlanmasını talep ederek şu soruları yöneltti:

    *Geyikdere Köyü ve ona bağlı 23 mezranın yollarının yapımı ile ilgili bir çalışmanız olacak mı?

    *Köyün, kış mevsiminde yolların açılması hizmetinden mahrum bırakılmasının nedeni nedir? Neden bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamıştır?

    *Sürekli olarak yaşanan elektrik kesintilerinin sebebi nedir, bu konuda bir çalışmanız olacak mı?

    *İçme suyu sıkıntısının giderilmesi ve kanalizasyon çalışması için bir programınız var mıdır?

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Ortaca Şube yöneticisi Çakmak: Cemevlerinde gençlerin olması enerjiyi yukarı çekiyor-VİDEO

    PSAKD Ortaca Şube yöneticisi Çakmak: Cemevlerinde gençlerin olması enerjiyi yukarı çekiyor-VİDEO

    PİRHA-PSAKD Muğla Ortaca Şubesi yönetim kurulu üyesi Destina Yağmur Çakmak, gençlere yönelik yaptıkları çalışmaları anlattı. Çakmak, “Bir genç olarak burada daha fazla genç görmek istiyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Burası çok güzel bir yer. Herkesin birbirine kardeş gözüyle baktığı, içinde sevgi ve saygıyı barındıran bir alan. O yüzden gelin canlar bir olalım, diyorum” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Muğla Ortaca Şubesi yönetim kurulu üyesi Destina Yağmur Çakmak gençlere yönelik yaptıkları çalışmaları anlattı.

    Bir genç olarak cemevlerine, derneklere daha fazla gencin gelmesini istediğini ve bunun için çalışmalar yürüttüğünü vurgulayan Çakmak, gençlerin bakış açılarıyla, hareketlilikleriyle her alanda enerjiyi yükselttiklerini belirtti.

    “PANDEMİNİN ARDINDAN ETKİNLİKLERİMİZİ TEKRAR YAPMAYA BAŞLADIK”

    Pandeminin ardından cemevinde yaptıkları etkinliklerin, aktivitelerin başladığını söyleyen Çakmak, özellikle gençlerle birlikte bu etkinlikleri organize ettiklerini belirtti.

    Çakmak; “Biz burada cemevinde kahvaltılar düzenleyip film geceleri yapıyorduk. Fakat pandemi girdikten sonra bunların hepsine ara vermek durumunda kaldık. Cemevinde yavaş yavaş aktivitelerimiz başladı. Burada kadınlar olarak pilates derslerine başladık. Haftanın bir günü folklor dersimiz, bir günü saz kurslarımız var. Bunun dışında ara ara özel günlerimiz oluyor. Kadınlarla birlikte burada buluşup, toplantılar yapıyoruz. Birlik beraberliğimizi güzel yönde etkiliyor” şeklinde konuştu.

    “GENÇLERİN OLMASI DERNEĞİN ENERJİSİNİ YUKARI ÇEKİYOR”

    Bir genç olarak cemevinde görev yapmanın çok güzel duygular yarattığını vurgulayan Çakmak sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Bir genç olarak burada bulunmak tabii ki derneğin bütün enerjisini yukarıya çıkarıyor. Burada hep büyüklerimiz var. Dışarıdan gelip Ortaca’ya yerleşmiş gençler olarak burayı ayakta tutuyoruz. Burada farklı aktiviteler yaparak daha çok katılım olmasını sağlıyoruz. Ayrıca semah grubunda hizmet görüyorum. Bunun dışında ara ara buraya gelip buranın temizliğini yapıyoruz. Bu şekilde bir sorumluk aldık.”

    “BURAYA HERGÜN FARKLI FİKİRLERLE GELİYORUZ”

    Ortaca’nın küçük bir ilçe olduğunu fakat özellikle pandemiden sonra çok fazla göç aldığını ifade eden Çakmak, “Dışarıdan gelen çok fazla insan var. Buraya katılım sayısı gün geçtikçe artıyor. Biz burada haftanın her günü cemevini açık tutuyoruz. Gelenler gidenler birbiriyle tanışanlar çok oluyor, sohbet ortamı yaratıyorlar. Burada gerek açık alanda gerekse hava kötüyse içerde saatlerce oturup çay içen, kek, poğaça gibi şeyler yapıp getirenler oluyor. Bu yüzden cemevinin her gün açık olması çok güzel bir şey. Geçtiğimiz hafta sonu Hızır lokmalarınızı burada yaptık. Hatta bizim salonumuz doldu dışarıya kadar masa koyduk. Herkes evinden lokmalarını yapıp buraya getirdi ve diğer canlarla paylaştılar. Biz de burada elimizden geldiğince hizmet ettik. Buraya her gün farklı fikirlerle geliyoruz. Toplantılarımızda ne yapabiliriz diye konuşuyoruz. Ne kadar fazla insan gelirse bizim için o kadar iyi” dedi.

    “BURADA DAHA FAZLA GENÇ GÖRMEK İSTİYORUM”

    ‘Genç bir kadın yönetici olarak burada gençlere çağrıda bulunmak istiyorum’ diyen Destine Yağmur Çakmak, şunları kaydetti:

    “Bir genç olarak burada daha fazla genç görmek istiyorum ve bunun için mücadele ediyorum. Umarım gün geçtikçe daha da çoğalırız, sayımız daha da artar. Benim gönlümden geçen bu. Bunun için gençlere yönelik kurslar ve çeşitli etkinlikler düşündük. Burası çok güzel, bambaşka bir yer. Herkesin birbirine kardeş gözüyle baktığı, içinde sevgi ve saygıyı barındıran bir alan. O yüzden gelin canlar bir olalım, diyorum.”

    Cebrail ARSLAN/Ortaca-MUĞLA

  • ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu-VİDEO

    ‘Günahkar, cehennemde yanacaksın’ sözleri psikolojimi bozdu-VİDEO

    PİRHA- Alevi gençlerden Merve Demir, zorunlu din derslerinde yaşadığı sıkıntılardan kaynaklı psikolojisinin bozulduğunu ve bilinçlenerek bu süreci atlattığına işaret ederken, Umutcan Özen de, “Okuldaki din dersinden rahatsızım. Aleviyim ve okulda söylenenleri hayatımda yapmıyorum ama okula gidince bunu yapıyormuş gibi davranmak zorunda bırakılmaktan rahatsızlık duyuyorum” dedi.

    Zorunlu din dersi dayatması ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınan kararlara karşın artarak sürüyor. Yürütülen kampanyalar ve hak talepleri on yıllardır görmezlikten gelinirken, AKP döneminde ‘dinselleştirilmiş’ eğitim modeline geçildi. Bunun sonucu olarak da Alevi öğrenciler nefret diline ve ayrımcılığa maruz kaldı, kalmaya devam ediyor.

    Müfredatın bir bütünen dinselleştiği tepkisinde bulunan eğitimciler ve eğitim sendikalarının yanı sıra Alevi yurttaşlar da çocuklarının din derslerinin zorunlu olmasına karşı çıkıyorlar.

    Zorunlu din derslerine maruz kalan ve kalmaya devam eden Alevi gençler yaşadıklarını Can TV’ye anlattılar.

    Merve Demir, zorunlu din derslerinin çelişkilerle dolu olduğunu belirterek, “benim için hem çelişkiler yumağı hem de o kadar zorluk yaşarken burnumu sürte sürte bilinçlendim” dedi.

    “GÜNAHKAR, CEHENNEMDE YANACAKSIN” SÖZLERİ PSİKOLOJİMİ BOZDU”

    Ailesinin Alevi olduğunu her yerde söylememesini ifade ettiğini aktaran Merve Demir, “Bundan dolayı da küçükken Alevi bir arkadaşımı gördüğümde çok mutlu oluyordum. Bu durum ilkokulda Alevi olduğumu öğrenen arkadaşlarım bana karşı küçümseyici tavırlara, kınayıcı sözlerin söylenmesine neden oldu. Bu durum benim için ortaokulda kırılma noktasına yol açtı. Namaz kılma, sure okuma gibi durumlara maruz kaldım” dedi.

    Din dersi hocasının söylediği “Günahkar, cehennemde yanacaksın” sözler psikolojisinin bozulmasına yol açtığını ifade eden Merve Demir, şunları aktardı:

    “1 hafta boyunca ağlayarak uyuduğumu bilirim, annem fark etmişti durumumu bende açıklamak zorunda kalmıştım ve psikologla görüşmüştük. Obsesif Kompulsif teşhisi kondu. O dönemi ilaçlar yardımıyla atlattım. Bu hastalığı atlattıktan sonra hem düzenin nasıl olduğunu hem de aslında bizim hayatımızdan neleri çaldıklarını deneyimleyerek öğrendim. Benim durumumla birlikte ailem ve yakın çevremde öğrenmiş oldu. Bu sayede aslında bizim böyle kurumlara gelmemiz gerektiğini ve ne kadarda dik başlı olmamız gerektiğini öğrendim. Uzun bir süreç içerisinde hakların kazanılacağına inanıyorum. Çünkü çok fazla bedel ödedik.”

    “BÜTÜN DİNLER VE İNANÇLAR ORTAK BİR ŞEKİLDE VERİLMELİ”

    Umutcan Özen de, din derslerinde ayetler ezberletilmeye ve namazın uygulanış şekillerini uygulamaya zorlandığını vurgulayarak, “Sünni bakış açısıyla hayata bakmak zorunda olduğumu gösteren sorular soruldu. Aslında genel olarak ben din derslerine karşı değilim ancak bütün dinlerin bakış açısıyla birlikte olmalı. Bütün dinlerin ve inançların ortak bir şekilde verilmesini doğru buluyorum” diye konuştu.

    Okuldaki din dersinden rahatsız olduğunun altını çizen Umutcan Özen, “Ben Aleviyim. Okulda söylenenleri hayatımda yapmıyorum ama okula gidince bunu yapıyormuş gibi davranmak zorunda bırakılmaktan zorluk çektim. Benim dönemimde dersin kredisi bu kadar yüksek değildi o yüzden umursamaz davranabiliyordun ama bugünkü din derslerini görmüş olsaydım bende travma yaratırdı” ifadelerine yer verdi.

    Rohat EMEKÇİ- İsmail SİVASLI-Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    1-‘Zorunlu din dersinde ayrımcılığa uğradık, sınıfta kalmamak için sure ezberledik’
    2-‘Namaz kılmadığımız için dersten atıldık, şiddet gördük’
    3-‘Ne kadar üzerimize gelinirse gelinsin inancımızı sürdüreceğiz’
    4-‘Zorunlu din dersleri bizde travmalara neden oldu’
    5-‘Ayrımcılığa uğramamızın en büyük nedeni din-devlet-eğitim işlerinin birbirinden ayrılmaması’ 
    6-‘Fişlendik, zorla sureler ezberletiliyordu, namaza zorlanıyorduk’

  • ‘Bingöl’deki orman yangınında iktidarın Kürt halkına olan düşmanlığını görüyoruz’-VİDEO

    ‘Bingöl’deki orman yangınında iktidarın Kürt halkına olan düşmanlığını görüyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Berdan Öztürk, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz ve Keskin Bayındır, HDP Milletvekili Erdal Aydemir ve HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez’in aralarında bulunduğu heyet Bingöl’ün Genç ilçesinde 25 Haziran’da Sivan (Suvêran) bölgesinde başlayan ve kontrol altına alınan yangın bölgesinde incelemelerde bulundu. 

    Bingöl’ün Genç ilçesi Sivan alanındaki ormanlık alanında başlayan ve kontrol altına alınan orman yangını bölgesinde incelemede bulunan heyet basın açıklaması yaptı.

    “SAVAŞTAN KAYNAKLI EKOLOJİK YIKIM VE TALANA KARŞI BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Yangın bölgesindeki incelemelerden sonra konuşan HDP Ekolojiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Naci Sönmez, yaşanan yangının Türkiye’nin diğer bölgelerinde yaşananlar ile farkı olmadığını belirtti. Kürt illerinde yaşanan doğa katliamlarının savaş ve çatışmaların devlet politikasının sonuçları olduğunu ifade eden Sönmez, “Bütün ekoloji hareketlerine Bingöl’den seslenmek istiyoruz. Ekoloji mücadelesi sadece çevreyi koruma mücadelesi değildir. Aynı zamanda ranta, kapitalizme ve özellikle de savaşa karşı tutum alarak sürdürülmesi gereken bir mücadeledir. Sadece çevrenin korunması ile ilgili bir mevzuyla burada değiliz. Sadece insanlığın geleceği açısından bir yaşam değil diğer canlılarında yaşamı olduğu bilinciyle hareket ediyoruz. Türkiye’nin batısındaki ekoloji mücadelesi ile Kürt kentlerindeki savaş kaynaklı bu ekolojik yıkım ve talan siyasetine karşı birlikte mücadele yürütemez isek asla başarılı olamayacağımızı biliyoruz” diye konuştu.

    “DEMOKRASİYİ KAZANABİLMEK İÇİN KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMELİ”

    Sönmez, HDP’ye yönelik saldırıların halklara, doğaya ve ekolojik yaşama saldırı olduğunu belirtti. Demokrasi mücadelesini başarılı kılmak için doğa katliamlarının görülmesi gerektiğini söyleyen Sönmez, “Burayı görmeden ne savaşı ne de Kürt halkının yaşadığı kıyımı anlayabiliriz. Demokrasiyi kazanabilmemiz için Kürt sorununu çözmemiz gerekiyor. Bu sorunda bağlı hem doğa kıyımına hem de kapitalizmin emek kıyımına dur demek gerekiyor” şeklinde konuştu.

    “KÜRT HALKINA DÜŞMANLIĞI BU YANGIN İLE GÖRÜYORUZ”

    Görülen manzaranın iktidarların yıllardır Kürt halkına yönelik düşmanlığını gördüklerini ifade eden Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Saliha Aydeniz, “Bingöl’e gelir gelmez iktidarın Kürt halkına olan düşmanlığını bu yangını görmekle başlamak istedik.  Bugün heyet olarak biz de buradayız. Gördüğümüz manzara da devlet politikasının 100 yıldır Kürt halklarına nasıl bir düşmanlıkla yaklaştığını bir kez daha gördük. Burada gördüğümüz çok geniş bir alan günlerce bilinçli bir şekilde yakıldı” şeklinde konuştu.

    “COĞRAFYA İNSAZSIZLAŞTIRILMAK İSTENİYOR”

    Orman yangınları  ile birlikte bölgenin insansızlaştırılmak istendiğine vurguda bulunan Aydeniz, “Yakılan bur ormanlık alanın Başur, Rojava, Gresipî, Serekani’de yakılan doğa talanından bir farkı olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.  Dicle ve  Arıcak ilçelerinde onlarca yer yakıldı. Operasyon ismi altında Kürdistan coğrafyası bilinçli bir şekilde devlet tarafından yakılıyor. Çünkü burası insansızlaştırılması isteniyor. Dolayısıyla yöntemin katliamla, bitirme, yok etmekle olmayacağını görmek gerekiyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önüne geçemeyeceklerini çok net ifade etmek gerekiyor. Kürt halkı kültürünü, statüsünü, dilini, doğasını korumaya devam edecektir” dedi.

    PİRHA/BİNGÖL

  • İşsizlerin oranı DİSK’in raporuna göre yüzde 24

    İşsizlerin oranı DİSK’in raporuna göre yüzde 24

    TÜİK, Şubat ayındaki işsiz sayısının geçen yıla göre yarım milyon kişi arttığını ve yüzde 13,6’ya ulaştığını açıkladı. DİSK ise TÜİK’in çalışmasında salgın hastalığın belirtilerinin görülmediğini, gerçek ve geniş tabanlı işsizlik oranının yüzde 24,6 olduğunu bildirdi. DİSK’in hazırladığı raporda, genç kadın işsizliği yüzde 36’ya, genç işsizlik ise yüzde 26,7’ye yükseldi.

    Koronavirüs salgınının etkilerinin görülmediği son ay olan Şubat’ta işsiz sayısı, TÜİK’e göre geçen yılın aynı dönemine göre 502 bin kişi azalarak 4 milyon 228 bin kişi oldu.

    İşsizlik oranı resmi verilerde yüzde 13,6’ya ulaşırken genç nüfusta işsizlik oranının yüzde 24,4 olduğu bildirildi. TÜİK, çalışma çağındaki nüfusun 1 milyon 18 bin arttığını ancak işgücünün ise 2020 yılı Şubat döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 102 bin kişi azaldığını ve 30 milyon 982 bin kişiye ulaştığını açıkladı.

    Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından hazırlanan “İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu”na göre ise TÜİK’in verileri işsizliği tam olarak yansıtmıyor. TÜİK’in işten ayrılanlardan üç aydan kısa süre içinde işlerinin başına geri dönecekleri veya ücretlerinin yüzde 50’sini alanları işsiz olarak kabul etmediği ifade edilen DİSK-AR raporunda, bunun yerine “geniş tanımlı işsizlik araştırması” yapıldığı ifade edildi. DİSK ayrıca salgınının ortaya çıkardığı ekonomik depremin etkilerinin resmi verilerde en erken Haziran ayında açıklanacak Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarında görmenin mümkün olacağını bildirdi.

    Salgın nedeniyle çalışamayanların, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların, mevsimlik çalışma nedeniyle istihdamda olmayanların ve zamana bağlı eksik çalışanların da hesaplandığı geniş tanımlı işsizlik istatistiklerini çıkaran DİSK-AR raporuna göre, geniş̧ tanımlı işsiz oranı yüzde 24,5 olarak hesaplandı.

    Geniş tanımlı işsiz sayısının Şubat 2019’da 7 milyon 629 bin iken Şubat 2020’de 729 bin artışla 8 milyon 427 bin kişiye ulaştığı bildirilen DİSK-AR İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’ndan öne çıkanlar şöyle:

    “Toplam istihdam uzun bir süreden sonra ilk kez 27 milyonun altında gerçekleşerek Şubat 2020’de 26 milyon 753 bin oldu. İstihdam, 2018 ekonomik krizi öncesine göre 2 milyon 565 bin azalmış oldu. Türkiye ekonomisi uzun bir süredir istihdam yaratma kapasitesini kaybetmiş durumda.

    Şubat 2018’de 28 milyon 166 bin olan mevsim etkisinden arındırılmamış̧ istihdam krizin başladığı 2018 Ağustos ayında 29 bin 318’e yükseldi. Ağustos 2018’den Şubat 2019’a kadar düzenli bir azalış gösteren istihdam edilenlerin sayısı Şubat 2019’da artış eğilimi gösterse de Temmuz 2019’dan sonra tekrar azalmaya başladı.”

    ŞUBAT 2020’DE EN FAZLA ARTIŞ GENÇ KADIN İŞSİZLİĞİNDE GÖRÜLDÜ

    “Genç kadın işsizliği ve kentsel kadın işsizliği son bir yılda en yüksek işsizlik türü olarak görülmeye devam ediyor. Şubat 2020’de de en fazla artış, yüzde 36 ile kentsel genç kadın işsizliğinde görüldü. Tarımsal genç kadın işsizliği yüzde 30,3’e ulaştı.

    Eğitim görmeyen ve çalışmayan genç nüfus oranı ise yüzde 26,7 olarak hesaplandı.”

    ÇÖZÜM YOLLARI

    DİSK-AR İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’nda, istihdam ve işsizlik sorunundan çıkış yolları da anlatıldı. İşten çıkarmaların örtülü şekilde de olsa sürdürülmemesi istenen rapordan bazı öneriler şöyle:

    *İşsizlik sigortasından yararlanma koşulları ve ödenek miktarı iyileştirilmelidir.

    *Covid-19 koşullarında işsizlik ve kısa çalışma ödeneğinden yararlanmada ön koşul aranmamalıdır.

    *İşsizlik Sigortası Fonu’nun amaç dışı kullanımına son verilmelidir.

    *Haftalık çalışma süresi gelir kaybı olmaksızın 37,5 saate, fazla mesailer için uygulanan yıllık 270 saat sınırı, 90 saate düşürülmelidir.

    *Kamu girişimciliği ve hizmetleri istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınmalı ve kamuda personel açığı derhal kapatılmalıdır.

    *İş başında eğitim adı altında çırak, stajyer, kursiyerlerin ve bursiyerlerin ucuz işgücü deposu olarak kullanılması uygulamasına son verilmelidir.

    *Uluslararası çalışma normları doğrultusunda herkese en az bir ay ücretli yıllık izin hakkı tanınmalıdır.

    *Güvencesiz çalışma biçimlerine son verilmeli, tüm taşeron işçilere kadro verilmelidir. Kamu taşeron işçileri kamu işçisi olarak kadroya alınmalıdır.

    *Toplum yararına çalışma programları kapsamında çalıştırılanlar daimî işçi statüsüne geçirilmelidir.

    *Kadın istihdamının artırılması ve işsizliğinin azaltılması için işgücü piyasalarındaki cinsiyetçi uygulamalara son verilmeli, ev içi bakım hizmetleri devletin gereken nitelikli, yaygın ve ücretsiz bakım hizmetlerini sağlaması ile kadının üzerinden alınmalıdır.

    (HABER MERKEZİ)

  • Adana’da Suriyeli genci öldüren polis açığa alındı-VİDEO

    Adana’da Suriyeli genci öldüren polis açığa alındı-VİDEO

    Adana’da uygulama noktasında ‘dur’ ihtarına uymayarak kaçtığı iddia edilen Suriye uyruklu Ali El Hemdan isimli genç polis tarafından vurularak öldürüldü. Gencin öldürülmesiyle ilgili bir polisin açığa alındığı bildirildi.

    Adana’nın Seyhan ilçesine bağlı Sucuzade Mahallesi’nde dün öğlenden sonra polisin uygulama yaptığı sokakta dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle Suriye uyruklu Ali El Hemdan adlı genç vurularak öldürüldü.

    Dün gerçekleşen olayda ajanslar haberi ‘ayağından vuruldu’ şeklinde servis etmişti ancak  sosyal medyada yayınlanan görüntülerde Hemdan’ın kalbinden vurulmuş olduğu görülüyor.

    VALİLİK: AÇIĞA ALINDI

    Adana Valiliği’nden yapılan açıklamada ise, Hemdan’ın, uygulama noktasında ‘dur’ ikazına uymayarak kaçtığı ve uyarı ateşi açılması sırasında “kazara” yaralandığı aktarıldı.

    Açıklamada, “Hastaneye sevk edilen A.H. yapılan müdahalelere rağmen hayatını kaybetmiştir. İlgili polis memuru, açığa alınmış olup adli ve idari tahkikat devam etmektedir” ifadesi kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dünya Sağlık Örgütü’nden gençlere uyarı

    Dünya Sağlık Örgütü’nden gençlere uyarı

    Virüsün sadece yaşlıları etkilediği iddialarının asılsız olduğuna dikkat çeken Dünya Sağlık Örgütü “Gençler de virüs sonucu hastalanabilir ya da ölebilir” uyarısında bulundu.

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) gençlere koronavirüs (Covid-19) tehdidini önemsemeleri uyarısında bulundu. Gençlerin de virüs sonucu hastalanabileceklerini ya da ölebileceklerini söyleyen DSÖ Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında “Gençler yenilmez değil” dedi.

    Koronavirüse ilişkin farklı ülkelerden gelen verilerin, hastaneye kaldırılanların ciddi bir bölümünün 50 yaşın altındaki kişilerden oluşturduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Ghebreyesus, “Bugün, genç insanlar için bir mesajım var; sizler yenilmez değilsiniz” ifadelerini kullandı.

    Ghebreyesus, Covid-19 hakkında güvenilir bilgiye ulaşmak için WhatsApp ve Facebook ile birlikte çalışarak “DSÖ Sağlık Uyarısı” mesajlaşma sistemi oluşturduklarını aktardı. Ghebreyesus, bu hizmetle, semptomlar ve insanların kendilerini nasıl koruyacağı da dahil olmak üzere Covid-19’a ilişkin en son haber ve bilgilere ulaşılabileceğini söyledi. Dünyanın farklı ülkelerinde virüsün yayılma hızına ilişkin endişesini dile getiren Ghebreyesus, “Covid-19, her gün yeni ve trajik bir dönüm noktasına ulaşıyor gibi görünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

    “DAHA FAZLA TEST YAPILSIN”

    DSÖ’nün en çok ihtiyacı olanlar başta olmak üzere tüm ülkelerle ihtiyaçların karşılanması için yakın iş birliği yaptığını aktaran Ghebreyesus, kişisel koruyucu malzemeler üreten pazarın çökmesinin sağlık çalışanlarının güvenliği ve etkin çalışması hususunda çok büyük zorluklar oluşturduğunu belirtti, bu konunun kendileri için en büyük endişe kaynağı olduğunun altını çizdi.

    Ghebreyesus, Çin’de DSÖ’ye tedarikte bulunmayı kabul eden bazı firmalar ile irtibat kurduklarını belirterek, “Şu anda düzenlemeleri tamamlıyor ve gönderileri koordine ediyoruz, böylelikle kişisel koruyucu malzemeleri en çok ihtiyacı olan kişilere göndermek için depomuzu yeniden doldurabiliriz” diye konuştu.

    DSÖ Genel Direktörü, dışarı çıkılmaması konusunda tüm insanlara, daha fazla test yapılması için de ülkelere çağrısını yineledi.

  • 1 milyon 22 bin üniversite mezunu işsiz

    1 milyon 22 bin üniversite mezunu işsiz

    İŞKUR’un ekim ayı verilerine göre 1 milyon 22 bin 17 lisans ve önlisans mezunu işsiz. Ayrıca kurumun “İşbaşı Eğitim Programları”na 12 doktora ve 946 yüksek lisans mezunu katıldı.

    İŞKUR verilerine göre kuruma kayıtlı işsiz sayısı, ekim ayında önceki aya göre yüzde 0,3’lük azalış göstererek 4 milyon 39 bin 555 kişi oldu.

    Kayıtlı işsizlerin yüzde 49,4’ü erkek, yüzde 50,6’sı kadın, yüzde 38,7’si ise 15-24 yaş grubunda.

    Ekim ayı itibarıyla 69 bin engelli, 1,5 milyon genç ve 2 milyon 42 bin kadın işsiz.

    Kurumun verilerine göre 1 milyon 22 bin 17 üniversite (lisans ve önlisans) mezunu iş bulamadı. Bunların 389 bin 758’i önlisans, 632 bin 259’u lisans mezunu.

    117 bin lisans mezunu ve 105 bin önlisans mezunu 1 yıldan fazla süredir iş arıyor.

    19 bin 145 yüksek lisans mezunu ve 796 doktora mezunu da iş bulamadı.

    4 milyon işsizin 689 bini 1 yıl ve üzeri zamandır, 1 milyonu 8-12 aydır, 178 bini 7-8 aydır, 167 bini 6-7 aydır iş arıyor.

    Yaş gruplarına göre ise en çok işsizlik 20-24 yaş grubunda. Bu grupta 1 milyon 144 bin genç işsiz.

    İŞBAŞI EĞİTİM PROGRAMLARINA DOKTORALI KATILIM

    Kuruma kayıtlı işsizlerin mesleki deneyim edinmeleri amacıyla düzenlenen “İşbaşı Eğitim Programları”na 12 doktora, 946 yüksek lisans ve 88 bin üniversite mezunu katıldı.

    Bu programlarda katılımcı zaruri gideri (Günlük 77,70 TL, öğrenciler için 58,27, işsizlik ödeneği alanlar için 38,85 TL) İŞKUR tarafından karşılanıyor.

  • Dede Takmaz’dan ailelere çağrı: Çocuklarınıza Aleviliği öğretin-VİDEO

    Dede Takmaz’dan ailelere çağrı: Çocuklarınıza Aleviliği öğretin-VİDEO

    PİRHA – “Avrupa’dan ve Türkiye’den İŞİD’e, tarikatlara, selefi gruplara 3 binden fazla Alevi gencin katıldığı belirtiliyor.” Bu sözler Kureyşan Ocağı pirlerinden Hamza Takmaz’ ait. Takmaz, ailelerin çocuklarını Alevi inancı doğrultusunda eğitmeleri gerektiğini belirterek selefi grupların ve İŞİD’in eline bırakmamaları çağrısı yaptı. 

    Haberin videosu

    Alevi gençlerin son yıllarda İŞİD ve selefi gruplarına katıldığını gözlemleyen Kureyşan Ocağı dedelerinden Hamza Takmaz, özellikle Avrupa’da eğitilmiş kişilerin bu işi yaptığını söyledi. Beş yıl öncesinde 2 bin Alevi çocuğun İŞİD’e katıldığının konuşulduğunu söyleyen Takmaz, Avrupa ve Avustralya’da görüştüğü bir kaç ailenin olduğunu aktardı.

    Takmaz, “Bir tanesi Avustralya’da. Dersimli bir ailenin çocuğu. Suriye sınırlarında selefilerin içinde görev yaptığını biliyoruz. Diyarbakır’da patlayan bombacı da yine devrimci bir Alevi ailenin çocuğu çıktı. Anover’de cemevinin önünden geçerken bir çocuğu gösterip İŞİD’in içinde olduğunu söylediler” dedi.

    IŞİD’E KATILANLARIN SAYISI ARTIYOR  

    “Alevilerin şunu çok iyi bilmesi gerekir: Sizin tanımını koymadığınız bir Aleviliği başkası tanım koyuyor. Bunu özellikle tarikatçılar ve selefiler, dinci kesimler Aleviler üzerinden yapıyorlar” diyen Hamza Takmaz, birçok Alevi ailenin ‘başımız kurana bağlı, bizim Allahımız bir, peygamberimiz bir ‘ bu üç temel söylem üzerinden çocuklarını ablukaya aldıklarını söyledi.
    Takmaz, bunun bir tehlike olduğunu belirterek konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Bu İŞİD ve selefilerin içinde yer aldırmaya ve çocukların zihinlerini bulandırıp tarikatların içine koymaya çalışıyorlar. Bu bir tehlikedir. Bugün Avusturya’daki durumu herkes biliyor. Yaklaşık 27 yıldır mahkemelikler. Peki bunun sebebi nedir, söylesinler. Çocuklarımız İŞİD’in içine nasıl gidiyorlar? Bunu bir irdelesinler. Siz kalkıp kuranın altına sazı koyarsanız ve küçük çocuklara bunu öğretirseniz O çocuk yine İŞİD ve selefilerin içinde olacak. Çünkü bizim başımız kendimize bağlıdır. Ama yolumuz dilimiz de pirimize, mürşidimize, eşimize ve ikrarımıza bağlıdır.”

    Her geçen gün İŞİD’e katılan Alevi gençlerinin sayılarının arttığını söyleyen Pir Hamza Takmaz, en büyük kıyımların konuşmalarda yaşandığını,  ‘Allaha emanet ol’ gibi islami figürlerin Alevilerin söylemlerinde de olduğunu üzülerek dile getirdi.

    “GENÇLERİN İŞİD’E KATILMASINDAN AİLELER VE KURUMLAR SORUMLU”

    3 bin Alevi gencin İŞİD’e katılmasından sorumlu olanların aileler, dernek yöneticileri ve pirler olduğunu kaydeden Takmaz, şunları ifade etti:

    “Avusturya’da mihman olduğum bir aileye çocuklarının İŞİD’e gittiğini söyledim. Anne babaların İŞİD’den dahi haberleri yok. Çocuğuna ulaşamadı. Geçenlerde bir Alevi genci sınırda yakalandı ‘ben tuzağa düştüm’ diyor. Hiç mi aileler bunu görmüyor. Her aile de ‘dede biz çocuklarımıza Aleviliği anlatıyoruz’ diyor ama ne kadar anlatabiliyorlar.

    “HER ALEVİ AİLE ÇOCUĞUNA ‘BİZ İKRARLI TOPLUMUZ’ DEMESİ LAZIM”

    Özellikle çocukların tuzağa düşmesinin nedenlerinden biri de ailelerin çocuklarını bırakması. Çocuklar bir fidan gibidir. Çocukların eğitilmesi gerekir. Her Alevi ailenin çocuğuna, ‘Biz ikrarlı bir toplumuz, bizim yolumuz ve erkanımız budur’ demesi lazım. Bunu demiyorlar. Şimdi cami karşıtı cemevi gelişiyor. Özellikle 3 bin Alevinin az olduğunu düşünüyorum. Bunun yanında ramazanda oruç tutan, namaz kılan, çocukların asimilasyona uğradığının farkında bile değiliz. Bunun farkına varmıyor. O çocuklar ilk olarak selefilere gitmiyor önce bireysel alıp konuşuyorlar. Bunu Almanya’da gördüm. Psikoloji yönünden iyi eğitilmiş insanlar. Kaç aileyi ikaz etmeye çalıştık ama bizi dinlemediler.”

    Alevilere yönelik asimilsyonu da hesaplayarak bu sayının 5 bine ulaştığını söyleyen Takmaz, ailelere büyük sorumluluk düştüğünü kaydederek ailelerin çocuklarına sahip çıkması çağrısında bulundu.

    PİRHA/İZMİR

  • Genç’te AKP’liler birbirlerini bıçakladı: 1 ağır yaralı

    Genç’te AKP’liler birbirlerini bıçakladı: 1 ağır yaralı

    Bingöl’ün Genç ilçesinde Çaytepe köyündeki AKP’li muhtar taraftarları iki grup birbirlerini bıçakladı, Olaylarda yaralanan bir kişinin durumu ise ağır.

    Edinilen bilgilere göre Bingöl’ün Genç ilçesine bağlı Çaytepe köyündeki AKP’li muhtar adayları iki grup arasında bilinmeyen bir nedenle çıkan olaylardan dolayı en az 2 kişi bıçaklandı.

    Bıçaklanan şahısların AKP’li muhtar adayının yakınları ve görevli oldukları bildirildi.

    Çaytepe eski Milletvekili Kazım Ataoğlu’nun köyü olarak biliniyor.

    Olaylarda bıçaklanan ve sağlık durumları ağır olan 1 kişi Genç Devlet hastanesine kaldırıldı.