Etiket: gençler

  • Hafıza yolculuğu: SPD’li gençler Dersim’de-VİDEO

    Hafıza yolculuğu: SPD’li gençler Dersim’de-VİDEO

    PİRHA- Almanya Sosyal Demokrat Parti Gençlik Kolları üyesi 17 genç, Dersim’e gerçekleştirdikleri ziyarette Alevi inancının derinliklerini ve bölgenin tarihsel hafızasını yerinde inceledi. Kadim gülbanklar eşliğinde gerçekleşen buluşmada, diasporada yaşayan gençlerin kültürel kimlik arayışı ve toplumsal yüzleşme arzusu ön plana çıktı.

    GÜLBANGLARLA KARŞILANDILAR, HAKİKATLE BULUŞTULAR

    Dersim’in manevi iklimi, Avrupa’dan gelen genç misafirlerini “Hayırlar fetrola, şerler defola” dualarıyla karşıladı. Almanya Sosyal Demokrat Parti (SPD) Gençlik Kollarından gelen 17 kişilik heyet, Demokratik Alevi Derneği’ni (DAD) ziyaret ederek bölgenin inanç önderleriyle bir araya geldi. Pir İbrahim Kete’nin verdiği ve iyilikten, birliğe, toplumsal barıştan, geçmişlerin rahmetine kadar uzanan derin bir gülbank (dua) ile başlayan görüşme, samimi bir inanç ve kültür alışverişine dönüştü.

    Heyet adına konuşan Berfin Çelik, ziyaretin temel amacının sadece bir gezi olmadığını, Almanya’da yaşayan gençlerin kendi kimliklerine dair zihinlerindeki boşlukları doldurmak olduğunu belirtti. Çelik, “Dersim toplumunun yaşadığı zulümleri ve katliamları daha derinlemesine incelemek, inancımızı ve kültürümüzü kaynağından öğrenmek için buradayız,” diyerek ziyaretin tarihsel ve toplumsal boyutuna vurgu yaptı.

    Kürtçe ve Türkçe tercümelerle sağlanan iletişim sayesinde gençler, Alevi öğretisinin temel taşlarını doğrudan kaynağından dinleme fırsatı buldu. Paylaşılan lokmaların ve edilen duaların ardından heyet, Dersim’in toplumsal belleğini ve kültürel zenginliğini Avrupa’daki yaşamlarına taşımak üzere şehirden ayrıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de kalanlar yorgun: Gençler gidiyor, şehir yaşlanıyor-VİDEO

    Dersim’de kalanlar yorgun: Gençler gidiyor, şehir yaşlanıyor-VİDEO

    PİRHA-Yönetmen Hüseyin Kete’nin yeni belgeseli “Kalanlar da giderse”, Dersim’den göç edenlerden çok geride kalanların duygularına odaklanıyor. Kete, “Şehir bir yaşlılar kentine dönüştü, köklerinden kopan bir gençlik var” diyor.

    Uzun yıllardır göçün eksik olmadığı Dersim, son yıllarda genç nüfusun hızla azaldığı bir dönemi yaşıyor. Resmî olmayan verilere göre, sadece son iki yılda yaklaşık 7 bin genç kenti terk etti. İşsizlik, gelecek kaygısı ve politik baskılar göçün başlıca nedenleri arasında.

    Bu tabloyu görünür kılmak isteyen Dersimli Yönetmen Hüseyin Kete, “Kalanlar da giderse” isimli yeni belgeselinde, gidenlerden çok kalanların hikâyesini anlatıyor. 1979 doğumlu Kete, kendi göç deneyiminden yola çıkarak Dersim’in Pülümür, Ovacık ve Pertek köylerinde çekim yaptı. Belgesel, son beş yılda yaşanan genç göçünün kente bıraktığı sessizliği belgeliyor.

    “BU ŞEHİR ARTIK YAŞLILARIN KENTİNE DÖNÜŞTÜ”

    Belgeselin yönetmeni Kete, göçün kentte yarattığı dönüşümü şu sözlerle anlatıyor:

    “Son beş yılda korkunç bir genç nüfus göçü oldu. Şehirde genç kalmadı, bir yaşlılar şehrine dönüştü. Köylerde yirmi gençten iki genç kalmış durumda. Bu iki genç de ‘Ben neden gitmedim?’ diyerek kendini suçluyor. Şehirde büyük bir umutsuzluk hâkim.”

    Kete’ye göre, göç sadece ekonomik bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir travma.

    “Köylerde düğünlerde yaşlılar halay çekiyor, cenazelerde tabutu yaşlılar taşıyor. Bu sadece gidenlerle ilgili değil; geride kalanların da büyük bir travması oluyor.”

    “ARTIK GERİ DÖNÜŞSÜZ BİR KOPUŞ YAŞANIYOR”

    Kete, bugünkü göçün geçmişten farklı olduğuna dikkat çekiyor:

    “60’larda, 70’lerdeki göçler geçiciydi; insanlar çalışıp dönüyordu. Şimdi ise kopuş hali var. Yirmili yaşlarda bir genç gidiyor ve bir daha dönmüyor. Artık köklerinden kopan bir göç yaşıyoruz.”

    Belgesel, yalnızca bir ağıt değil; aynı zamanda bir çağrı. Kete, “Sanatın gücüyle bir fark yaratabilir miyiz?” sorusunu soruyor ve umutlu bir notla bitiriyor:

    “Bizim insanımız, dilini unutsa da o dilin hissettirdiği duyguyu yaşatıyor. Göç edenlerin bir gün yeniden dönmesini sağlayacak olan şey de bu duygu olacak. ‘Kalanlar ve gidenler nerede buluşacak?’ sorusunu artık sormamız gerekiyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Adıyaman Kömür’de çocuk ve gençlik festival projesi açılışı yapıldı-VİDEO

    Adıyaman Kömür’de çocuk ve gençlik festival projesi açılışı yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Adıyaman’ın Kömür Beldesi’nde çocuk ve gençlik festival projesi açılışı gerçekleştirildi. ‘Önce Çocuklar Derneği’nin  sanatsal ve kültürel binanın açılışı yapıldı. Önce Çocuklar Derneği çocuklara yönelik eğitici atölyeler (boyama, el sanatları, teknoloji ve tasarım, karikatür ve fotoğrafçılık) ve eğitimler sunacak. 

    Adıyaman Merkeze bağlı Kömür Beldesi’nde çocuklar ve gençler için ‘Kültürel Dayanışma ve 1’inci Adıyaman Kömür Çocuk ve Gençlik Festivali Projesi Açılış Etkinliği’ yapıldı. Kömür Beldesi’nde ilk defa yapılan festivalde sahnede MA Music tiyatro ve müzikleriyle çocuklar için gösteri etkinliği düzenledi.

    Adıyaman Cemevi Semahçıları, festival açılışı öncesi semah döndü.

    Beldede yaşayan 5-20 yaş arası çocuklara, nitelikli kültür-sanat etkinliklerine erişim ve bu alanda yeteneklerini keşfetme imkanı yaratılması hedefleniyor.

    Çocukların ve gençlerin katılımıyla düzenlenecek atölyelerde ortaya çıkan materyaller ve gösteriler (tiyatro gösterileri , müzikaller, öğretici atölyeler vb.), Adıyaman’ın Kömür beldesinde ”Adıyaman Kömür 1. Çocuk ve Gençlik Festivali” adı altında bir festivalle beldede ve komşu bölgelerde yaşayan herkesle buluşacak. Belde, deprem sonrasında değişen demografik yapısının getirdiği kültür-sanata erişim ihtiyacını karşılamayı amaçlayan bu festivalle, kültür-sanat faaliyetlerinin sürekliliğini hedefliyor.

    Diyarbakır Belediyesi’nin destek verdiği projenin sponsorluğunu Adıyaman Belediyesi, Amed Şehir Tiyatrosu, ORTAKLAŞA Kültür, Diyalog ve Destek Programı, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Diyar Madencilik, DİMER, İstanbul Kültür Sanat Sanat Vakfı (İSKV) üstlendi.

    Etkinliğe Adıyaman CHP Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya da katıldı.

    Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı ve İşadamı Mehmet Kaya, projenin desteklenmesinin önemli olduğuna, Çocuk Kültür Sanat Merkezi’nin açılışının kendilerine mutluluk verdiğini ifade etti. Kaya, “Çocuk derneğimizin başlattığı bu çalışmaya katkı koymak gerçekten bizler için önemliydi. Bu tür kültürel ve sanatsal çalışmaların yerel işbirliğiyle yapılmasını olmazsa olmaz olarak görmemiz gerekiyor” dedi.

    “KÜLTÜREL DEĞERLERE SAHİP ÇIKILMASI ÖNEMLİ”

    Avrupa Birliği’nin Türkiye’den sorumlu delegasyon temsilcisi Alexsander Fricke, Türkiye’de bu projelerin destekleneceğini, kültürel değerlere sahip çıkılmasının önemli olduğunu söyledi. Fricke, “Ortak projeler belediyelerde ve sivil toplum kuruluşlarında çalışan profesyonelleri güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu proje Türkiye’nin Kültür ve sanat sektöründe işbirliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Bu proje Türkiye’nin kültürel ve sanatsal diyalog ve iş birliğini artırmayı hedefliyor” şeklinde konuştu.

    Adıyaman Belediye Başkanı Abdurrahman Tutdere de bir konuşma yaptı. Tutdere, şunları kaydetti:

    “ADIYAMAN’DA DA AÇILMASI İÇİN ELİMİZDEN GELEN İMKANLARI KULLANACAĞIM”

    “Adıyaman’da kültür ve sanat merkezi olmamasına rağmen Kömür Beldesi’nde açılan bu projeden mutluluk duyduk. Böyle bir çalışmayı Adıyaman’da da en kısa sürede açmayı düşünüyoruz. Bu tür sanatsal faaliyetlere inanan birisiyim. Belediye başkanı olarak kültür merkezlerinin Adıyaman şehrine de yapılmasını ve bir an önce harekete geçmek için elimizden gelen bütün imkanları kullanacağım.”

    Etkinlik, daha sonra Diyarbakır Zarok Ma’nın çocuklarla birlikte yürüttüğü müzik eşliğinde devam etti. Ardından kurum temsilcilerinin katılımıyla Kültür ve Sanat Merkezi açılışı gerçekleştirildi.

    PİRHA/ADIYAMAN

  • Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    Zakir Göger: Bazı dedeler rızalık almadan posta oturuyor – VİDEO

    PİRHA-Zakir Hasan Göğer, geçmişte köylerde görgü ve musahiplik cemleri yapıldığını belirterek “Şehirlerde ne görgü ne de müsahiplik cemleri yapılıyor. Bazı dedeler var ki rızalık almadan posta oturuyor” eleştirisinde bulundu.

    12 yıl boyunca cemevlerinde zakirlik yapan Hasan Göğer, cem erkanlarındaki değişime dikkat çekti. Göğer, geçmişte köylerde yürütülen cem erkanları ile kentlerde yürütülen cem erkanları arasındaki farkları anlattı.

    “KÖYLERDE YAPILAN CEM ERKANLARI ÇOK FARKLIYDI”

    İstanbul’da 47 yıl yaşadığını ve doksanlı yıllarda cemevleri kurulduğunda Yeni Bosna Cemevinde zakirlik hizmetine başladığını belirten Hasan Göğer, “Köylerde yapılan cemlerle İstanbul’dakiler biraz daha farklı. Pirler, mürşitler, rehberler, o zamanlar köyde yaptıkları cemlerde küskünlükleri, dargınlıkları giderirdi. Pirler, mürşitler, rehberler Hakk, Muhammed, Ali yoluna hizmet ederken Yol’undan dışarı çıkmazdı. Yalan konuşmazdı, kul hakkı yemezdi” diye belirtti.

    “12 YIL ZAKİR OLARAK HİZMET YAPTIM”

    19 Yaşına kadar Erzincan’da yaşadığını aktaran Göger “Şehirlerde 90’lı yıllara kadar cem cemaat yoktu. İlk cemevi İstanbul’da Yeni Bosna Cemevi olarak kuruldu. Biz sevincimizden uçuyorduk. ‘Çok şükür ki bizim cemevlerimiz kuruldu’ diye seviniyorduk. Daha sonraları cemevinde dedelik ve zakirlik eğitimleri açıldı. Seyit evladı olan kişiler, pirler tarafından eğitildik. Zakirliğe heves eden kişiler olarak bizler de zakirlik eğitimi aldık.  Bu Yol’da 12 yıl hizmetimi yaptım” diye ifade etti.

    Eskiden köylerde görgü cemleri, musahiplik cemleri yapıldığını, şehirlerde ise bu cemlerin hayat bulmadığını belirten Göğer, “Şehirlerde kimsenin kimseden haberi yok. Sadece ceme gelip toplanılıyor. Dede oraya gelenlere ‘birbirinizden razı mısınız?’ diyor ceme katılan dargın, küskün olanların bazıları söylüyor, bazıları da dara kalkmamak için ‘razıyız’ diyorlar” dedi.

    “GENÇLERİN CEMEVLERİNE GELMEMELERİNİN NEDENİ BİLİNÇSİZ DEDELER”

    Bazı dedelerin rızalık almadan posta oturduğunu da belirten Zakir Hasan Göğer, şöyle devam etti:

    “Gençlerin cemevlerine gelmemesi en başta bilinçsiz pirler ve dedeler sebebiyledir. Gençlere bir şey veremiyor, bu yüzden gençler cemevine gelmiyorlar. Ayrıca baba, anne Alevilik eğitimi almadığı için evladına bir şey öğretmiyor ki gençler de ne yapsın. Suçlu mu gençler? Gençlerimizin hatası yok, suç büyüklerde. Bu nedenle de gençler televizyon çıkmış, internet çıkmış bunlarla meşgul oluyorlar. Biz gençlerimizi eğitmesini bilmiyoruz. Güzel bir şey vermeyi bilemediğimiz için gençlerimiz bu duruma düştü. Ben kendimizi suçluyorum. Gençlere suç bulmuyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Alevi gençlerden çağrı: Laik eğitim için herkesi 10 Aralık’ta Kadıköy’e bekliyoruz-VİDEO

    Alevi gençlerden çağrı: Laik eğitim için herkesi 10 Aralık’ta Kadıköy’e bekliyoruz-VİDEO

    PİRHA-Alevi örgütleri öncülüğünde 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de miting yapılacak. Ülkede adalet kadar laik eğitime de ihtiyaçları olduğunu söyleyen Garip Dede Cemevi üyesi gençler, okullara imam atanarak, din derslerinin çoğaltılarak laik eğitimden uzaklaşıldığını belirttiler. Gençler, “Biz haklı taleplerimizin yerine getirilmesi için 10 Aralık’ta yapılacak mitinge herkesi davet ediyoruz” dedi.

    AKP hükümetinin eğitim başta olmak üzere her alanı tamamen dinselleştirme girişimlerine karşı Alevi örgütleri öncülüğünde 10 Aralık’ta İstanbul Kadıköy’de saat 14.00’te “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi yapılacak.

    İstanbul Küçükçekmece’deki Garip Dede Cemevi gençlerinden Muhammed Karabulut, Simge Acaray, Özge Acaray ve İsmail Anıktar, 10 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptı.

    “ATANMAYI BEKLEYEN BİNLERCE ÖĞRETMENİN YERİNE OKULLARA İMAMLAR ATANIYOR”

    Okullara imam atanmasına tepki göstererek sözlerine başlayan Muhammed Karabulut, “Artık okullarda din derslerine temel derslerden daha fazla ağırlık veriliyor. Eğitimde kesinlikle ayrımcılık istemiyoruz, eşit yurttaşlıktan yanayız. Okullara psikolojik danışmanlık yapmak için imamlar atanıyor ama atanmayı bekleyen binlerce öğretmenimiz var. 100 yıllık cumhuriyet döneminde son 25 yılda laik eğitimden giderek uzaklaşılıyor. Son 6 ayda anasınıfından başlayan din eğitimleri verilmeye başlandı. Bu şartlarda yetişen bir gençlik ülkeyi nasıl yönetecek. Eşit yurttaşlık istiyoruz ve herkesi 10 Aralık’ta Kadıköy’e bekliyoruz” dedi.

    “TÜRKİYE LAİK EĞİTİMDE ORTALAMANIN ALTINDA”

    Simge Acaray ise “Okullarımızda yapılan araştırmaya göre ülkemiz PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) sınavlarında ortalamanın altında kalmış. Bu durum da Türkiye’nin laik eğitimde gerilerde olduğunu gösteriyor. Bizler ülkemizin gelişmesi ve eğitim seviyesinin yükseltilmesi için 10 Aralık’ta Kadıköy’deyiz.”

    “ADALET KADAR LAİK EĞİTİME DE İHTİYACIMIZ VAR”

    Türkiye’de çok farklı etnik kültür ve inancın olduğunu belirten Özge Acaray da, “Sosyal hayatta da bir arada yaşamamız mümkün. Ancak belirli bir anlayışın eğitimle diğer inançlara baskı kurması çağ dışı bir anlayış. Nasıl bugün adalete ihtiyacımız varsa, laik eğitime de ihtiyacımız olacağını düşünüyorum. Bu yüzden herkesi 10 Aralık’ta Kadıköy’e bekliyoruz” dedi.

    “İKTİDAR, TEK TİP İNANÇ SİSTEMİ ÜZERİNE BİR EĞİTİM MODELİ OLUŞTURDU”

    İsmail Anıktar ise, iktidarın tek tip inanç sistemi üzerine bir eğitim modeli oluşturduğunu vurgulayarak, “ÇEDES projesi adı altında okullara imamlar atanmakta, biz imamların kendi işlerini yapmalarını ve okullarda böyle bir ihtiyaç varsa bu işin ehli olan psikolojik danışmanların atanması gerekiyor. Her öğrencinin kendi değerlerine uygun bir şekilde okullarda eğitim alması gerekiyor, o yüzden zorunlu din derslerinin de kaldırılması gerekiyor. Biz haklı taleplerimizin yerine getirilmesi için 10 Aralık’ta yapılacak mitinge herkesi davet ediyoruz” diye konuştu.

    Cihan BERK-Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:
    -Haşim Kızılveren: 10 Aralık’ta Kadıköy’de sesimizi hükümete duyuralım-VİDEO
    -Gazeteci Sezgin Kartal: Aleviler karanlığın önüne set çekmek istiyor-VİDEO
    -Pir Erdoğan: 10 Aralık mitinginde bu despot gidişatın önüne geçelim-VİDEO
    -Aslan ve Erçe’den çağrı: Yediden yetmişe tüm dostları Kadıköy Meydanı’na bekliyoruz– VİDEO
    -PSAKD Ataşehir ve Sarıyer şubeleri tarafından 10 Aralık mitingi için afiş ve pankart çalışması yapıldı
    -Yoleri: Mitinge katılım ne kadar güçlü olursa sonuç almak o kadar kolaylaşacak – VİDEO
    DAD Eş Genel Başkanı Kulu: ‘Rıza Anayasası’ için Kadıköy’de olalım -VİDEO

  • Dersimliler: Şehir boşaldı, gençlerin göç etmemesi için üretim lazım -VİDEO

    Dersimliler: Şehir boşaldı, gençlerin göç etmemesi için üretim lazım -VİDEO

    PİRHA- Son zamanlarda Dersim’in değişmeyen gündemlerinden biri genç nüfusun göç etmesi. Artan göç, giderek kentin günlük yaşamında da kendini gösteriyor. Esnaf Eylem Bozkurt, “Güvendiğimiz çalışkan çocukların hepsi gitti” derken, İlyas Kıl, “Gençlerin Dersim’de durması için üretim lazım” diye belirtti. Cafer Çiçek ise, “Belki 20-30 sene sonra topraklarımız elimizden gidecek” dedi.

    Son zamanlarda Dersim’in değişmeyen gündemlerinden biri kentten genç nüfusun göç etmesi. Artan göç, kentin günlük yaşamında da kendini gösteriyor. Örneğin kalifiye nüfusun olmayışı, hizmetleri aksatıyor. Kentte kalanların da önemli bir kısmı işsizlik, geçim sorunu ve gelecek kaygısı gibi nedenlerle kenti terk etmek istiyor.

    Göçün kentte yarattığı durumu, Dersimlilere sorduk.

    “GÜVENDİĞİMİZ ÇALIŞKAN ÇOCUKLARIN HEPSİ GİTTİ”

    Varlıklı tanıdıkları olduğunu, ülkede gelecek göremedikleri ve çocuklarının geleceklerini kurtarmak için, bir kesimin de işsizlikten dolayı yurtdışına göç ettiğini belirten Eylem Bozkurt, “Burada çalışsalar bile bugün o parayla geçinemediklerinin onlar da farkında. Avrupa diye tutturdular. Orada zor şartlarda olanlar da var ama ailelerini götürmek için hala direniyorlar. Bununla ilgili bir sürü de parçalanan aile oldu. Gittiler yıllar sürdü, eşlerini götüremediler, ayrılmak zorunda kaldılar. Bu gidişler çok üzücü” dedi.

    Esnaf olduğunu, personel aradığını, 3-4 kişiye telefon ettiğini ama hepsinin ‘biz 2-3 aya kadar gitmeyi düşünüyoruz’ dediğini ifade eden Bozkurt, “Çok üzücü. O güvendiğimiz çalışkan çocukların hepsi gitti. Doktoru da gidiyor. Benim kızım da mühendis, çalışıyor ama gitmek istiyor. Bence bu ülkenin yönetimi bir değişse, yönetenler bir değişse bir 10 yıl da bunun için mücadele ederiz. Zaten çekiyoruz. Bir 10 yıl daha toparlanacak bir şey varsa biz elimizden geleni yaparız, elimizi taşın altına koyarız” diye konuştu.

    “SOKAKTA GENÇLER YOK”

    Dersim’de ilk defa seçim sonuçlarını merak ettiğini çünkü gençlerin hepsinin gittiğini, sadece kahvehanelerdeki yaşlıların kaldığını belirten Bozkurt, “Bir çıkın sokağa genç yok. Sokaklar boş. Şu an en çok gidenlerin eksikliğini görüyorum. Bu her şeyimizi etkiliyor. Gittikleri zaman bizim ticaretimizi de etkiliyor. Şehir boşaldı. Dersim olarak baktığımda zaten biz küçük bir yerdeyiz. Çok aşırı bir ticaret alanımız yok. Mesela Elazığ daha kalkınıyor çünkü düzlük bir arazide, Biz dağlık arazideyiz” dedi.

    Dersim’i sevdiğini, burada yaşamayı, buralı olmayı sevdiğini, burada yaşamaya devam etmek istediğini, çocuklarının da gitmesini istemediğini vurgulayan esnaf Eylem Bozkurt, “Birçoğu başka yerde yaşıyor. Benim kültürüm, dilim zaten kayboldu, insanlar gittikleri zaman da tamamen yok olacağım. Yani bu çok hassas bir nokta. Üzülüyorum” dedi.

    “DERSİM’DE GENÇLERİN DURMASI İÇİN ÜRETİM LAZIM”

    Gençlerin gelecek görmedikleri ve Türkiye’nin geleceğinde istikrar olmadığı için göç ettiklerini ifade eden Ovacıklı İlyas Kıl ise, “İş olsa bile geçim sıkıntısı var, Türkiye’deki şartlar çok zor. Üniversite okuyanlar boşta. Köylü olan da boşta. Çiftçi olan da, herkes boşta. Türkiye’de gelecek olmadığı için yurt dışına kaçıyorlar. Dersim’e üretim lazım. Üretici yetiştirmek lazım. Üretim kanallarını aramak lazım. Ekonomiyi düzeltmek için de üretim lazım, istihdam lazım bu gençlerin burada durması için. İş sahası yok hepimiz boşuz. Üretim olmayınca düzelmez. Ne ile düzelsin?

    Sadece Dersim’de değil birçok ilde aynı sorunun olduğunu vurgulayan Kıl, son olarak, “Gençler gelsin burada ne yapsınlar? Elimden gelse ben gideceğim. Çağırayım da ne vereceksin çocuğa geldiği zaman? İşin var mı? Evin var mı? Sosyal devlet zaten yok. Genç gelsin burada ne yapsın?” diye sordu.

    “KÖYLERDE GÜZEL EVLER YAPMIŞLAR AMA BOMBOŞ, OTURAN YOK”

    Dersim’de doğup büyüdüğünü, 40 yaşına geldiğini ama hala burada yaşadığını söyleyen Cafer Çiçek, “Bütün arkadaşlarımız hemen hemen şu an Avrupa’da, yurt dışında. Burada belirleyici olan insanların gitme nedenleridir. Gitmek zorunda kalan insanlara bir şey diyemiyorsun. Mesela siyasi bir cezası oluyor, gitmek zorunda kalıyor. Ama onun dışında tabii bir de keyfi olarak giden bir kesim var. Onlara ne oluyor diyorsun. Sonuçta nüfusumuz az, burası küçük bir memleket. Özellikle genç nüfus çok az. Köylerimiz bomboş. Bu durumda var olan insanların da gitmesi bizi üzüyor” dedi.

    Çiçek, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Ama gönül ister ki burada kalıp bir şekilde ekonomik olarak da kendilerini var edebilsinler. Gönül ister ki burada insanların ekonomik olarak kaygısı olmasın, iş sahası olsun. Zaten öyle bir durum olsaydı gidenlerin birçoğu belki gitmezdi ve şu anki gibi azınlığa düşmezdik. Mesela köye gidiyorum, bomboş. Öyle güzel evler yapmışlar ki 3-5 milyonluk ama bomboş, oturan yok.”

    “BELKİ 20-30 SENE SONRA TOPRAKLARIMIZ ELİMİZDEN GİDECEK”

    Durumun kötüye gittiğini, dil, kültür ve inanç anlamında tarihten beri gelen bir asimilasyonun devam ettiğini ifade eden Çiçek, “Nüfusun, insanın olmadığı bir yerde ne üretim olur ne de oradaki kültürel yapı korunabilir. Hiçbir şeyi sürdüremezsin. Çok değil 20-30 sene önceki bir nüfus bile olsaydı, o zamanki atmosfer olsaydı bile insanlar kültüründe çok daha ilerlerdi, bir şekilde yaşamını da idame ederlerdi. Yok olan bir kültürümüz var, dilimiz var, kimliğimiz var, toprağımız var. Burada hep ileriye dönük su savaşlarından bahsederler ya, artık yüzyıl sonraki bir durum da değil. Belki 20-30 sene sonra, şu an burada var olan topraklarımız elimizden gidecek. Durum bundan ibaret” dedi.

    Cafer Çiçek, “Avrupa’da şu an görüştüğümüz birçok arkadaşımız var. Pişman olan bir çok insan var. Belki 10 yıl sonra burada yatırım yapacağın bir para, hayatın, gençliğin gittikten sonra o para neye yarayacak. Her şey para ya da maddiyat değil.”

    Nuray ATMACA-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • ‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO

    ‘Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA-Demokratik bir devletin kendi vatandaşlarının konuştuğu bir dilin ölümüne seyirci kalmaması gerektiğini belirten Yazar Nadire Güntaş Aldatmaz, “Kırmancki’nin gelişip hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor. Ama şu an ki Türkiye koşullarında bunu çok mümkün görmüyorum” dedi. 

    UNESCO’nun 2018’de yayınladığı raporda dünyada konuşulan 6 bin dilden 2 bin 500’ü tehdit altında. Türkiye’de ise konuşulan 15 dil tehlike altındayken 3 dil ise çoktan yok oldu.

    Ülkemizde 4 ile 6 milyon arasındaki kişinin ana dili olan Kırmançki yok olma tehlikesi altında olan diller arasında ve UNESCO bu dil için 30 yıl ömür biçiyor.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Yazar Nadire Güntaş Aldatmaz ile Kırmancki edebiyatın durumunu, gençlerin Kırmancki edebiyatına ilgisini ve Kırmancki dilinin kurtulması için neler yapılması gerektiği konularına dair sohbet ettik.

    “TÜRKİYE’DEKİ DİL POLİTİKALARINA BAKTIĞIMIZDA KIRMANCKİ’NİN DURUMU İYİ BİR SEVİYEDE”

    PİRHA- Kırmancki edebiyatı alanında ilk yazılı eserler ne zaman yayınlandı? Size göre Kırmancki edebiyatı şu an hangi seviyede?

    NADİRE GÜNTAŞ ALDATMAZ: Kırmancki edebiyat alanında 1970’lerin sonunda modern olarak ilk yazılı eserlerin olduğunu düşünürsek bugün gelinen seviye bizim için gerçekten inanılmaz. Çünkü 12 Eylül 1980 darbesiyle beraber Kürtçe’nin yasaklı dil olması ve çok zor bir dönemden geçmesi nedeniyle bütün basın-yayın faaliyetleri uzun bir süre durmuştu, dolayısıyla özellikle 2003 yılından sonra Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesinde Türkiye devletinin dil politikalarını esnetmesiyle beraber hem basın-yayın alanında gelişmeler oldu hem üniversitelerde açılan bölümlerle birlikte Kürtçe’ye olan ilgi arttı.

    Kürtçe’nin Kırmancki lehçesinde roman, öykü ve şiirde bayağı bir mesafe kat edildi. Fakat 2015 yılından sonra ülkedeki siyasi konjonktürün değişmesinden sonra edebiyatta da yeniden bir durgunluk yaşanmaya başlandı. Çünkü Kürtler güncel ve politik sorunlar yaşadıkça bu sorunlar direkt Kürtçe’ye de yansımakta ve Kürtçe yapılan basın-yayın faaliyetleri de bundan etkilenmekte. Çok iyi bir dönem yaşadık ama şu anda zorluklar devam ediyor. Umarım Türkiye’de yeniden bir demokratik ortam oluşursa Kırmancki açısından daha iyi şeyler olabilir. Bugün Türkiye’deki dil politikalarını ele aldığımızda Kırmancki’nin durumu bence iyi bir seviyede.

    “GENÇ KUŞAKLAR KIRMANACKİ ESERLERE ÇOK ÖNEM VERMİYOR”

    -Yeni kuşak Kırmancki alanındaki eserlere önem veriyor mu?

    Genç kuşağın Kırmancki eserlere çok önem verdiğini söyleyemeyiz, tabi ki bunun birçok nedeni var ve en önemli nedenlerinin başında çocukların ilk dil olarak Kürtçe’yi öğrenmemeleri geliyor. Çocukların dil ile duygusal bağları neredeyse yok diyebiliriz. Çocuklar ailelerinden ya Türkçe öğrenerek başlıyorlar hayata ya da kısa süre sonra Türkçe öğreniyorlar. Yani Kürtçe ile duygusal bağları yok sadece bu konuda duyarlı olanlar ile politik olarak sahip çıkanlar var. Dil kültürün en önemli taşıyıcısıdır, çocukluğundan itibaren öğrenmediğin zaman duygusal bir bağ olarak hissetmediğin için senin için büyük bir anlam ifade etmiyor. Biz yaptığımız birçok çalışmada gençlere sorduk Kürtçe öğrenmek istiyor musunuz diye ama bazı gençler İngilizce veya işimize yarayacak bir dil öğrenmek daha mantıklı diyor. Haksız değil çocuklar çünkü Kürtçe’nin hayatı kolaylaştırmayı bir tarafa bırakın hayatı zorlaştıran bir tarafı da var. Çünkü siz Kürtçeyi öğrendiğiniz zaman politik bir duruş sergilemiş oluyorsunuz. İnsanlar duygusal olarak ilgi duysa bile Kürtçe’ye devletin algısı farklı oluyor, sizi bir noktada konumlandırıyor ve size ona göre davranıyor. Dolayısıyla hayatı kolaylaştırmaktan ziyade zorlaştırabiliyor. Gençlerin Kürtçe’yi öğrenmeyi tercih etmemesi çok anlaşılır bir şey.

    “DİLİN KURTULMASI İÇİN KURUMLARIN ÇALIŞMASI GEREKİYOR”

    -Kırmancki yazarlar dilin önemini halka yeterince anlatabiliyorlar mı?

    Bu daha çok kurumsal yapılabilecek bir şey. Yazarlar tek tek mahalleleri, köyleri mi dolaşacaklar? Ancak kendi kişisel yaşamlarında görülerek imrenilen bir durum olabilir ama o da çok zor. Maalesef benim çocuklarım dahi bilmiyor ana dillerini çünkü ben ilk başta çocuklarımla kendi ana dilimde konuşmadım Türkçe’yle konuşmaya başladım. Aile içerisinde ana dilin konuşulması gerektiğini, ana dilin ne kadar önemli olduğunu söylüyorum ama kendim bunu yapmadığım için insanlar beni ne kadar ciddiye alır.

    Bizim dönemimizde biz bu kadar bilinçli değildik şimdi çırpınıyoruz ama şimdi de bir işe yaradığını sanmıyorum, bunu kurumların yapması lazım. Dilin kurtulması için gereken çalışmaları siyasi partiler, belediyeler ve en başta devletin yapması lazım. Dil teşvik edilecek, dilin bir getirisi olacak ki dilin önemi anlaşılabilsin. Gençler dilin önemini anlamıyor çünkü doğuştan öğrenmedikleri için bir şey kaybetmiyorlar, biz bunun farkındayız çünkü biz doğduğumuzda bu dili öğrendik ve şimdi öğrendiğimiz dil yok oluyor, o yüzden onun acısını biz yaşıyoruz ama gençler bunun farkında değil.

    “BİR TOPLUMU YAŞATAN DİLDİR”

    -Kırmancki yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Sizce siyasi kurumlar kültür-sanat faaliyetlerinde Kırmancki’ye yeterince yer veriyorlar mı?

    Kayyımlardan önce belediyelerde dil konusunda çalışmalar yürütüldü ama hiç yeterli değildi. Çünkü bana göre dile yeterince önem verilmiyordu, bir toplumsal yaşamın sürdürücüsü ve o toplumu yaşatan dildir. Eğer bir toplumun dili yoksa o toplumun bir özelliğinden bahsedemeyiz. Kurumların dil konusunu öncelikli görev olarak benimseyip daha çok dile ağırlık vermesi gerekiyor şimdiye kadar böyle bir çalışma olmadı ama bundan sonra neler olur onu bilemiyorum.

    “DEVLETİN DİL KONUSUNDA ÇALIŞMALAR YAPMASI GEREKİYOR”

    -Dilin kurtuluşu için acil olarak neler yapılmalı?

    Kürtçe yayın yapan birçok televizyon kanalı var ama Kırmancki yayın yapan televizyon kanalı yok. Bir ara TV10 ağırlıklı olarak Kırmancki yayın yapıyordu ama şu anda yok denecek kadar az. Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinin yok olma tehlikesi yok, çünkü Türkiye’nin dışındaki ülkelerde de konuşuluyor ve birçok ülkede okullarda eğitim dili olarak kullanılıyor. Bir dil eğitim dili olduğu sürece kaybolma tehlikesi söz konusu değil ama Kırmancki için aynı durum geçerli değil. Kırmancki sadece Türkiye sınırları içerisinde konuşulduğu için ve Türkiye’nin dil politikaları çok katı olduğundan şu anda çok vahim durumda ve o yüzden acilen bir şey yapmak gerekiyor.

    Dil konusunda bir şeyler yapması gereken kurumların başında devlet kurumları geliyor. Demokratik bir devletin kendi vatandaşlarının konuştuğu bir dilin ölümüne seyirci kalamaması gerekiyor. Okullarda seçmeli ders var ama sanki seçilmemesi için konulmuş, zorla yürüyen bir süreç var bunu daha da geliştirip Kırmancki için öğretmen atamasının yapılması ve gelecekte Kırmancki’nin eğitim dili olacak noktada imkânlar sağlanması gerekiyor. Tek tek devlet dışı kurumlar veya yazarlar çeşitli çalışmalar yürütebilirler ama bunun halka ulaşması için daha geniş kanalların olması gerekiyor. Dilin yasaklanmaması ve kriminalize edilmemesi gerekiyor. Dilin bir toplumun iletişim aracı olarak görülmesi ve kendi vatandaşlarının mutluluğu için devletin dil konusunda çalışmalar yapması gerekiyor. Ama dil ile ilgilenenleri politik bir yere konumlandırarak ona mesafeli davranıyor.

    Bence öncelikle devlet dil konusunda çalışmalar yapmalı, kanunlar değişmeli, Kırmancki’nin gelişip, hak ettiği yere gelmesi için eğitim dili olması gerekiyor. Şu an ki Türkiye koşullarında bunu çok mümkün görmüyorum tabi ki ama gelecekte neden olmasın. Çözüm Süreci döneminde yürütülen esnek politikalarla çok iyi bir noktaya gelebildik.

    NADİRE GÜNTAŞ ALDATMAZ KİMDİR?

    1963 yılında Dersim’in Pilvenk köyünde doğdu. Ortaokul ve liseyi Dersim’de okuduktan sonra Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Almanca Öğretmenliği bölümüne girdi ve 189 yılında mezun oldu. 1994 yılında öğretmen olarak başladığı meslek hayatını 2016 yılında emekli olarak noktaladı.

    2010 yılında Mardin Artuklu Üniversitesi Türkiye’de Yaşayan Diller Enstitüsü Kürt Dili Kültürü bölümünde başladığı yüksek lisans çalışmasını 2012 yılında tamamlayarak ‘Folklorê Kirmancan Ser O’ adlı yüksek lisans tezini teslim etti. Resmi olarak 2013 yılında kabul edilen bu tez Türkiye’de kabul edilen ilk Kürtçe tez olarak tarihe geçti.

    2016 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik bölümünde doktora çalışmasına başladı. ‘Topluluk dillerinin kaybolması ve iletişim: Kırmancca örneği’ adlı tezin 2020 yılında kabul edilmesi ile doktora çalışmasını tamamladı.

    Yayınlanmış çalışmaları:

    -Folklorê Kirmancan Ser O

    -Sanikanê Mamekîye Ra

    -Pîyê Mi Kemane Cinitene

    -Pîltane

    -Xewn

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

  • Dersimli gençler: Ana dilimizin kaybolmak üzere olmasına çok üzülüyoruz-VİDEO

    Dersimli gençler: Ana dilimizin kaybolmak üzere olmasına çok üzülüyoruz-VİDEO

    PİRHA-Kırmancki, kaybolmaya yakın diller arasında gösteriliyor. Ömer Temur, “Yurtdışına gitmeyi düşündüğüm için Zazaca yerine İngilizce veya Almanca öğrenmenin benim için daha faydalı olacağını düşünüyorum” dedi. Deniz Atlı ise, “Benim dilim efsanevi Munzur Baba, Düzgün Baba ve Hızır’ın dilidir. Kendi coğrafyamda Zazaca dil kursları açılmasını isterim, hep birlikte dilimizi konuşalım” diye konuştu.

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde, düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenir. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Dersim’de yaşayan gençlerden Ömer Temur ve Deniz Atlı ile bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “ZAZACA YERİNE İNGİİZCE VEYA ALMANCA ÖĞRENMEK BENİM İÇİN DAHA FAYDALI OLUR”

    Ailesiyle birlikte yaşamadığı için Zazacayı öğrenemediğini söyleyen Ömer Temur, “Ama şuanda en azından günlük yaşamda kullanabileceğim kelimeleri öğrenmeye çalışıyorum. Ailem konuşuyor ama biz anlamıyoruz ya da öğrenmek istemiyoruz. Biraz asimile olmuşuz ne yazık ki. Zazacaya zaman ayırabileceğimi düşünmüyorum. Türkiye’de bir gelecek görmediğim için yurtdışına gitmeyi düşünüyorum o yüzden Zazaca yerine İngilizce veya Almanca öğrenirim benim için daha faydalı olur” diye ifade etti.

    “ODAK NOKTAMIZ BAŞKA ŞEYLER OLUNCA ZAZACAYA ZAMAN AYIRAMIYORUZ”

    Zazaca müzikler dinlediğini vurgulayan Ömer Temur, “Erdoğan Emir’i çok seviyorum. Diğer dillere göre kulağa daha hoş geliyor. Dinlediğin zaman hiçbir şey anlamasan bile duyguyu sana hissettirebiliyor. Ben genelde türkü dinlerim ama bu aralar motivasyonum yüksek olsun diye pop şarkılar dinliyorum. 6. sınıfta Zazaca kursuna gitmiştim, yine kurs açılırsa giderim ama burada kalmayı düşünmüyorum. Dil kursları açılırsa öğrenilir ama artık herkes kendisinin bireysel savaşında ülkenin halinden dolayı herkes kendi geleceğini düşünmek zorunda kalıyor. Odak noktamız başka şeyler olunca Zazacaya zaman ayıramıyoruz. Genelde dükkanlarda İngilizce, Arapça yazılar yazıyorlar ama Zazaca da yazılar yazılsa insanlar merak edip sorar, sordukça da öğrenir. Çünkü gözle görüldüğü zaman ve çevrende konuşulduğu zaman dili öğrenmek daha iyi olur” dedi.

    “ARKADAŞLARIMLA ANA DİLİMİ KONUŞAMIYORDUM”

    ‘Kırmancki güzel bir dildir, Hızır’ın dilidir’ diyerek sözlerine başlayan Deniz Atlı, “Dilimizi şu anda tam olarak konuşamıyorum. Annem çocukluğumdan beri yanımda ana diliyle konuşuyordu ama ben arkadaşlarımla ana dilimi konuşamıyordum. Yüzyıllardır hep soykırım altındayız, dilimizin kaybolmak üzere olmasına çok üzülüyorum. Dersim için bir söz vardır derler ki  ‘Ne Spartaküs bizim gibi yaşadı ne de Che bizim gibi savaştı’ bedenlerimiz elbet bedel olacak, her şeyimizi aldılar ama gülüşümüzü asla alamazlar’ diye belirtti.

    “ZAZACA DİL KURSLARI AÇILMASINI İSTERİM”

    Genelde Zazaca müzikler dinlediğini belirten Deniz Atlı, “Bazen yabancı müzik de dinliyorum anlamıyorum ama bazen hoşuma gidiyor. Tabi ki ilk tercihim Zazaca ve Kürtçe şarkılardır çünkü yaşanmışlıklar üzerine şarkı yapılıyor. Benim dilim kimliğim giderse ben benden de olurum. Benim ana dilim anne sütü gibi helaldir ve dilimi yaşatmak isterim. Şu anda bize yaşanılacak pek bir şey bırakmadılar ama direnmeye devam edeceğiz. Benim dilim efsanevi Munzur Baba, Düzgün Baba ve Hızır’ın dilidir. Kendi coğrafyamda Zazaca dil kursları açılmasını isterim, hep birlikte dilimizi konuşalım” diye konuştu.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO
    2-‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO
    3-Ferhat Tunç: Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor-VİDEO
    4-‘Yasaklanmaya çalışılan Kırmancki’ye sahip çıkılmalı-VİDEO
    5-‘Eğer bir dil ekonomi ve eğitim dili olmazsa o dil ölür’-VİDEO

  • ‘Eğer bir dil ekonomi ve eğitim dili olmazsa o dil ölür’-VİDEO

    ‘Eğer bir dil ekonomi ve eğitim dili olmazsa o dil ölür’-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Ali Doğan Gönültaş, “Eğer bir dil ekonomi ve eğitim dili olmazsa o dil ölür” dedi. Gönültaş, “Yeni kuşaklarla dili buluşturmak açısından müzik ciddi bir köprü görevi görebilir ama ana dilinde (Kirmançki) müziğe gençlerin ilgisi çok zayıf. Gençler bin tane bilgi bombardımanına maruz kalıyor, oradan dile dair bir şey yaratmak için ailelere daha büyük bir sorumluluk düşüyor” ifadelerini kullandı.  

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde, düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenir. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Sanatçı Ali Doğan Gönültaş ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden yeterince konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “EĞER BİR DİL EKONOMİ VE EĞİTİM DİLİ DEĞİLSE O DİL ÖLÜYOR”

    PİRHA-2000 yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor? 

    ALİ DOĞAN GÖNÜLTAŞ: Dil konusu mühim bir tartışma. Aidiyetin temel çıkış noktalarından biri dil, biri de inanç. İnsanlar genelde kendilerini buradan var ediyorlar. Ben hem kendi dilim Zazaca hem de annemin, babamın inancı Alevilik özelinde değerlendirdiğimde ana akım olmadığımı fark ediyorum. Kendimi nasıl ifade edebilirim diye düşündüğümde ‘Biz neredeyiz, hangi merkezdeyiz?’ gibi temel sorular soruyorum. Bence biz dünya üzerinde de kendimizi doğru bir merkeze çekemiyoruz.

    İnsanın varlığı neyle ilgilidir? İnsan bilgiyi taşır, kimi bunu dinle, kimi dille, kimi de sanatla yapar. Geçmişe baktığımızda da insanın temel görevinin bilgiyi taşımak olduğunu düşünüyorum. Günümüzde ise bilgi artık insana da ihtiyaç duymuyor, yapay zekâ diye bir şey çıktı artık bizim yerimize birçok şeyi yapıyor. Biz yaşananları bu ölçekte değerlendirmek zorundayız, biz bir bilgiyi kendi dilimizle taşırken bunun ne kadar gerçekliği var. İnsanlar çok üzülüyor Zazaca dilinin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olmasıyla ilgili. Ben de bu duruma çok üzülüyorum ama sanki bu durum biraz kaçınılmaz. İnsanlar vicdani bir problem yaşadığı için niye bizim dilimiz ölüyor, diyor. Biz bir anlam dünyasının içerisindeyiz. Dil bizim için bir araç, onun içinde bir ruh var, o bizi ifade ediyor. Dilin önemini yadsımıyorum. Sadece eğer bir dil ekonomi ve eğitim dili değilse o dil ölüyor.

    Biz oturup kişisel olarak ne yapacağımızı mı tartışacağız, yoksa örgütlü olarak ne yapacağımızı mı tartışacağız. Örgütlülüğü doğru bir noktaya taşıyabiliyor muyuz? Çünkü ülkenin 50-60 senesi nasıl bir örgütlülük yaratabiliriz diye tartışmakla geçti. İnsanların birçoğu kırıldı, hayal kırıklığına uğradı. O yüzden örgütlülüğe dair bir endişe, korku var, bunlar da anlaşılır. O yüzden çok fazla denklem var işin içerisinde, sadece bir dili var etme değil insan kendini ait hissetme konusunda da zorluk yaşıyor.

    Eğer siz açlıkla boğuşuyorsanız, her gün makarna ve pilav yiyorsanız, kültür-sanat alanına dair derinlikli tartışmaya yönelik enerjiyi bulamazsınız. O yüzden Türkiye’deki temel problem yoksulluk. İnsanlar yoksul, müzisyenler yoksul. O yüzden belirli noktalarda insanlar kendi ideal sanat perspektiflerini ortaya koyamıyor. Biz hep kendi yüreğimizi ferahlatmakla ilgileniyoruz anlamak, kafa yormak çok zor bir şey. Ben 20 yaşımdan sonra kendi dilimi konuşmaya başladım, öncesinden anlıyordum ama üniversiteye gittiğimde anneannemle iletişim kurabilmek için ana dilimi konuşmak istedim ama bu tamamen kişisel bir şeydi.

    “DİL KONUSU SADECE SANATÇILARIN ALTINDAN KALKABİLECEĞİ BİR YÜK DEĞİL”

    -Yeni kuşağın Kırmancki müziğine ilgisi nasıl, gözleminizi aktarabilir misiniz?

    Ben açıkçası yeni kuşağı tanımadığıma emin değilim. Çünkü ben İstanbul’da yaşıyorum kendi akrabalarımın ve çevremdeki insanların çocuklarına baktığımda yok denecek kadar az. Aslında ikinci ana dili ama birinci ana dili gibi benimsetilen Türkçeyi bile çocuklar konuşamıyor, o yüzden bu çocuğa bir dil bilinci aşılamanız çok zor. Bu da yapısal bir şey. Kendi evinde çocuklarıyla kendi ana diliyle konuşmak isteyenler var ama bu konuda daha yapısal bir çözüm ortaya koymadan bir şey yaratmak çok zor. Bunun temelinde de bizim fikir üretenlere ihtiyacımız var. Dil konusu sadece sanatçıların kucağına atılıyor, çünkü siyasetçilerden hayır göremiyorlar. Artık oturup gerçekler üzerine kim ne yapabilir onu söylememiz lazım. Herkes köyüne gidip yaşlılarla sohbet etsin onların dünyasını anlayabilsin, bulunduğu ortamı doğru yorumlayabilsin dil konusu tek başına sanatçıların altından kalkabileceği bir yük değil. Bugün Türkiye’deki muhalefetin içerisinde bulunduğu yapısal problemlerin temelinde de doğru analiz edememe var. Bu benim işim değil onların bu süreci benden daha iyi analiz etmesi gerekiyor.

    “YENİ KUŞAKLARLA DİLİ BULUŞTURMAK AÇISINDAN MÜZİK KÖPRÜ GÖREVİ GÖREBİLİR” 

    -Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var?

    Müzik çok önemli bir araç, akılda kalan bir şey. Benim de kendi dilimde kurduğum iletişim müzik üzerinden oldu. Yeni kuşaklarla dili buluşturmak açısından müzik ciddi bir köprü görevi görebilir ama ana dilde müziğe dair gençlerin ilgisi çok zayıf. Gençler bin tane bilgi bombardımanına maruz kalıyor. Oradan dile dair bir şey yaratmak için ailelere daha büyük bir sorumluluk düşüyor. Ben belki biraz karamsar konuşuyorum ama bu biraz lazım bize. Bizi zihnimiz koruyacak çünkü bizi salt inandıklarımız korumuyor. Yüzyıllardır aynı hikâyeyi okumak canımı yakıyor, o yüzden ben bir sorumluluk almayı isterim. O yüzden kendi dilime, müziğime ve anneannemin rüyalarına önem veriyorum. Bu yeni kuşak için biraz daha zor, çünkü başka şeylere maruz kalıyorlar, suçlamıyorum onları. Gençlerin sorumluluğuyla olan şeyler değil, bizim hatalarımız bunlar.

    “KAPİTALİZM İŞİNE YARAMAYACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜ ŞEYİ KENARA ATIYOR”

    -Popüler kültürün yeni kuşak üzerinde ana diline ve kültürüne yabancılaşma etkisi var mıdır? 

    Popüler kültürü de doğru tanımlamamız gerekiyor bence. Çok geniş bir perspektif sunmak gerekiyor ki algılayabilelim. İçinde bulunduğumuz dünya hız dünyası ve ilişkiler aslında altyapının üstyapıyı belirlediği ölçekte ilerliyor yani ekonomik zeminde ilerliyor. Dolayısıyla işine yaramayacağını düşündüğü şeyi kapitalizm kenara atıyor. Bugün dünyada en çok konuşulan üç dil Çince, İspanyolca ve İngilizce. Çünkü sanatsal, teknolojik ve bilimsel en fazla makale o dillerde üretiliyor. Çünkü içinde bulunduğu sisteme hizmet ediyor, dolayısıyla buradan bir popüler kültür de oluşturabiliyorlar.

    Bizim dilimizde ilk roman 2000 yılında yazılmış, dolayısıyla yolumuz uzun. Umarım yolun sonuna gelmeden yolu uzatabiliriz. Çevremdeki insanlar genelde benden büyükler neredeyse, o yüzden 2000’li kuşağı çok yakalayamadım. Bence onların bizimle bir ilgileri yok, başka bir algı dünyasındalar, bizim problemlerimizle çok ilgilenmiyorlar. Biz onların problemlerini dil üzerinden anlamaya çalışıyoruz. Acaba bunlar ne istiyorlar diye algılamıyoruz, yine onları dizayn etmekle ilgiliyiz.

    “YENİ KUŞAĞIN KIRMANCKİ MÜZİĞE İLGİSİ ZAYIF”

    -Yeni kuşak ne tür Kırmancki müzik dinliyor, ilgi alanı nedir?

    Bence yeni kuşağın Kırmancki müziğe ilgisi zayıf, genelde rap dinliyorlar. Beni dinleyen 2000’li kuşak çok az. Önümüzde iki tane seçenek var ya çok nitelikli bir şey yapıp onun kitlelere ulaşmasını bekleyeceksiniz ya da daha kolay tüketilen popüler kültüre uyumlu olsun diye yapılmış eserler yapacaksınız. Zamanla belli bir farkındalık, aidiyet oluşunca dile ve dilin icra edildiği müziğe yöneliyor insanlar hepimiz de bu yolu yürüdük. Ben de 16-17 yaşında Metin ve Kemal Kahraman’ın müziğiyle tanıştım, bana inanılmaz bir şey gibi geldi ama benim zaten o dönemde farkındalığım oluşmaya başlamıştı.

    İnancımız niye farklı, evde niye farklı bir dil konuşuyoruz sorularıyla beraber o dönemde müzik dinleyip yol bulmuştum. Şimdiki jenerasyonun bizlere göre avantajları ve dezavantajları var. Şimdi gençler isterlerse bilgiye çok çabuk ulaşabiliyorlar. Günümüzde Zazaca’yı öğrenmek isteseler bir şekilde öğrenilebilir, bizim zamanımızda çok daha zordu, kurslara gitmen gerekiyordu. Nereye gideceğini bilmiyorsan kalırdın yerinde ama şimdi bir sürü online kurslar ve derneklerin verdiği kurslar var. Ama bizim avantajımız şuydu: Bu kadar yoğun bilgi kirliliğine maruz kalmıyorduk.

    Dijital çağın içerisinde bir çöplük var çocuğun elinden bilgisayarı, telefonu alamazsınız. Gençlerin önünde bin tane seçeneği var ve o seçenekler arasında ana dilim diyecek motivasyonu bulamamasını anlayabiliyorum. Çünkü gençlerin aklını çelebilecek bin tane yazınsal ve görsel ürün var. Ürettiğimiz eserler yeniçağa uygun mu? Onları ne kadar yakalıyor? Biz istiyoruz ki, biz yaptık onlar algılayıp sevsin ama bu çok basit olur. Bizim onların düşünce dünyasını görmemiz için biraz daha onlarla tanışmamız lazım.

    ALİ DOĞAN GÖNÜLTAŞ KİMDİR?

    Ali Doğan Gönültaş, 1985 yılında Bingöl’de dünyaya geldi ve profesyonel müzik yaşantısına kurucularından olduğu Ze Tijê ile başladı. Postrock, kolaj ve deneyimsel türlerde üretim yapan grubun yayımladığı “Yanlışımız Var!” (2015) ve “Ur” (2019) stüdyo albümlerinde besteci, aranjör ve icracı olarak yer aldı. Gönültaş, anadili Kirmançkî’nin yanı sıra Kurmanci ve Türkçe eserler de seslendiriyor. Gönültaş, son olarak 2022 yılında Kiğı albümünü çıkarttı.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO
    2-‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO
    3-Ferhat Tunç: Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor-VİDEO
    4-‘Yasaklanmaya çalışılan Kırmancki’ye sahip çıkılmalı-VİDEO

  • ‘Yasaklanmaya çalışılan Kırmancki’ye sahip çıkılmalı-VİDEO

    ‘Yasaklanmaya çalışılan Kırmancki’ye sahip çıkılmalı-VİDEO

    PİRHA-1970’lerde evde, sokakta konuşulan dil Kırmancki iken 2000’li yıllara gelindiğinde artık evlerde de Türkçe konuşulmaya başlandığını söyleyen sanatçı Mücahit Göker, “Yabancılaşmayı önlemenin yolu kurumsallaşmaktan geçiyor. Kişi ana diliyle şarkı söylediği zaman horlanmayacağını, ötekileştirilmeyeceğini bilmeli ve kaygılarından kurtulması gerekiyor” dedi.

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenirdi. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük olmuştur.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Sanatçı Mücahit Göker ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “1970’LERDE EVDE, SOKAKTA KONUŞULAN DİL KIRMANCKİ’YDİ”

    PİRHA- 2000 yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor?

    MÜCAHİT GÖKER: 1970’lerde çevremde gördüğüm, evde, sokakta konuşulan dil Kırmancki’ydi. Ancak okullarda ve resmi kurumlarda Türkçe’nin zorunlu hale gelmesiyle bu durum yavaş yavaş değişmeye başladı ve artık sokakta da Türkçe konuşulmaya başlandı. 1980’lerde mahallede konuşulan dil Kırmancki iken yavaş yavaş 2000’li yıllara gelindiğinde artık evlerde de Türkçe konuşulmaya başlandı. 1980’lerde düğünlerde Kürtçe halay çekilip, şarkı söylenmesi bile yasaklanır hale geldi ve insanlar tutuklanabildi. İnsanlar yarın bu dili öğrenip konuşursam ekonomik ihtiyaçlarımı gideremeyeceğim, o zaman Türkçeyi daha iyi öğrenip daha iyi konuşayım diye düşündüler. Ailede ana dile duyarlılığı olan kesimler biraz daha ana dillerini koruma altına almaya çalıştı. 2008 yılında UNESCO’nun Kırmancki’nin kaybolmak üzere olan diller arasında yer alan raporu insanlarda biraz duyarlılık gerekçesi oldu. Biraz daha bireysel ve kurumsal çalışmalar hız kazandı.

    “DİL VE MÜZİK BİRBİRİNE ÇOK YAKIN”

    -Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var?

    Dil ve müziğin yapı taşı sestir. Dil ve müzik birbirine o kadar yakınken ve özellikle Kırmancki’de söyleyebileceğimiz yazılı kaynaklar çok azken aileden alınan ninni, masal, hikaye, ağıt ve halay ezgileri o insanın ana diliyle konuşmayı nasıl öğreniyorsa dinlediği müzik de o kişinin müzik dağarcığını oluşturuyor diyebiliriz.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ DÖNEMİNDE KÜLTÜR-SANAT FAALİYETLERİNE GEÇİCİ BİR İLGİ VARDI”

    -Gençlerin kültür-sanat etkinliklerine olan ilgisi nasıl?

    Kültür-sanat etkinliklerine olan ilgiyi dönem dönem ayırırsak çok daha iyi olur. 1980-1990 yıllarında olan ilgiyle 1990-2000 yılları arasındaki ilgi birbirinden çok farklı. 2000’li yıllardan günümüze olan süreçte de çözüm sürecinde radyo, televizyon, Kürtçe seçmeli ders gibi kısa vadeli göstermelik açılımlar insanlarda rahatlama duygusu oluşturdu. Çözüm süreci döneminde Kırmancki’nin dışında da genel olarak kültür-sanat faaliyetlerine geçici bir ilgi vardı. Hem dil hem de genel kültür-sanat faaliyetlerine karşı baskılar arttıkça sadece duyarlı ve özel ilgisi olan kesimler gelmeye başladı.

    “YABANCILAŞMAYI ÖNLEMENİN YOLU KURUMSALLAŞMAKTAN GEÇİYOR”

    -Popüler kültürün yeni kuşak üzerinde ana diline ve kültürüne yabancılaşma etkisi var mıdır? Var ise nasıl ? Çözüm öneriniz vardır?

    1990’lı yıllarda radyo ve televizyon yeni yeni yaygınlaşmaya başlayınca bir çocuk için o evde en çok kulağına gelen sesler televizyonda o zaman duyulan pop müzikti. Müzik türlerine karşı değilim her türlü müziğin dinlenmesi gerektiğini düşünüyorum, kulak zenginliği açısından gereklidir ama bazı türler dayatıldığı zaman özendirme açısından bireyde yanlış yönlendirmeye sebep olabiliyor. Diğer müzik türlerini de baskılayarak çok geri planda bırakıyor. Böyle olunca da o kişi çevresinde, okulda, sokakta gördüğü ve belki bazen de özenerek popüler kültürün etkisinde kalarak o kişiyi yabancılaştırıyor. Eğer ailede bu konuda bilinç ve duyarlılık varsa, o ailelerde biraz daha korunmuş olabiliyor yabancılaşmaya.

    Son dönemde yabancılaşmayı önlemek için bireysel çabalar çok yetersiz kalıyor. Dil, kültür ve sanat faaliyetleri alanında halen çalışmalar sürüyor ama bunun bireye ulaşabilmesi için dijital ve sosyal mecralar gerekli ve bu alanda da yine mevcut sistem ağırlığını hissettiriyor. Sistem bireye çok daha hızlı ulaşabiliyor böyle olunca da istenen sonuca ulaşılmıyor.

    Yabancılaşmayı önlemenin yolu kurumsallaşmaktan geçiyor. O dilin ileride kişinin mesleğini icra ederken de kullanabileceği bir dil haline gelmesi, onunla ekmeğini kazanabilmesi önemli. Kişi ana diliyle şarkı söylediği zaman horlanmayacağını, ötekileştirilmeyeceğini bilmeli ve kaygılarından kurtulması gerekiyor.

    Gençler tarz olarak daha çok batı enstrümanlarının kullanıldığı müzikler rock, blues, rap türleri gençlerde daha çok karşılık bulabiliyor. Bunun sebebi de sosyal mecralarda daha ulaşılabilir olan müzik türleri ister istemez daha fazla dinlenir.

    Yasaklanmaya çalışılan ve her zaman geri planda tutulan Kırmancki’ye sahip çıkılmalı. Bu bilinç olabildiğince yayılmalı ve her şeye rağmen herkes bu alanda üretmeye devam etmeli.

    MÜCAHİT GÖKER KİMDİR?

    1962 yılında Bingöl’ün Genç ilçesinde doğdu. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nde Sınıf Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Kayseri, Adıyaman, Bingöl ve Mersin’de toplamda 26 yıl öğretmenlik yaptı.

    Gençlik yıllarından beri bağlama çalan ve müzikle uğraşan Mücahit Göker, öğretmenlikten emekli olduktan sonra sekiz eserden beşi kendisine ait olan Dara Hênî adlı albümünü çıkarttı.

    Cihan BERK-Diren KESER/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO
    2-‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO
    3-Ferhat Tunç: Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor-VİDEO

  • Ferhat Tunç: Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor-VİDEO

    Ferhat Tunç: Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor-VİDEO

    PİRHA-Yeni kuşağın dünyasının yeniliklere açık olduğunu söyleyen sanatçı Ferhat Tunç, “Yaratıcı yeniliklerle gençlerin etki alanına girmek mümkündür. Yabancılaştırıcı etkilerden uzak durarak bu alana etki yapmak gerekiyor. Kadim kültürümüzün bugün hayatta olmayan ozanlarıyla bu kuşağı gençleri tanıştırmak lazım, bunu hiç yapmadık şimdiye kadar” dedi.

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenirdi. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük olmuştur.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Sanatçı Ferhat Tunç ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “KURUMLARIMIZ, DİL KONUSUNDA SAHİP OLDUKLARI İMKANLARI KULLANAMADI”

    PİRHA: 2000 yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor?

    FERHAT TUNÇ: Ana dile olan önemin giderek azaldığını söylemek mümkün, bu durum 2000 yılından sonra doğan kuşakla ilgili bir sorun değil. Dilimizin yaşaması için daha önceden önlemler alınabilseydi sonraki kuşakların dili sahiplenmesi ve konuşması daha kolay olabilirdi. Dili cazip hale getirmenin yolu aileden başlıyor. Aile ortamında dille hiçbir teması olmamış bir çocuğun yaşamının ilerleyen zamanlarında ana dilini konuşması ve sahiplenmesi zorlaşabiliyor.

    Ana dil konusunda ailenin dışında kurumsal yapılara da ciddi anlamda sorumluluk düşüyor. Ne yazık ki kurumlarımız dil konusunda sahip oldukları imkanları kullanamadı ve dile olan sahiplenme nostaljinin ötesine gidemedi. Yoğun bir kampanyayla ana dili bir eğitim unsuru haline dönüştürmek mümkündü ancak bu sağlanamadı. Dolayısıyla ana dile olan ilgi bugüne kadar daha çok sanatçıların seslendirdiği klamlardan ibaret kaldı.

    “1938 KATLİAMI DERSİM’DE KÜLTÜREL KIRILMAYA DA SEBEP OLDU”

    -Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var?

    Dersim tarihi söz konusu olduğunda dil kültürümüzün taşıyıcı direği olarak kabul görmüştür. Dersim inancında göğün bel direğidir dil, eğer bir dil büyük bir kırım yaşadıysa kültüründe özünden koparak başkalaşması mümkün olabilir bunu engelleyemezsiniz. Yazılı kültürü yaratma imkanı bulamayan toplumlar daha çok sözlü kültürler kendi kimliğini oluşturmuşlardır. Sözlü kültür ise daha çok söylencelerden oluşuyor. Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen söylenceler unutulmadığı sürece toplum kendi kimliğini koruyabilir. Müzik ve dilin ilişkisi o yüzden büyük bir önem kazanmıştır. Müzik kadim Dersim kültürel yaşamında söylencelerin kuşaktan kuşağa yani günümüze kadar sürmesinde önemli bir rol oynamıştır. 1938 katliamı Dersim’de sadece fiziki değil aynı zamanda kültürel bir kırılmaya da sebep oldu. Dil bu tarihsel döneme bağlı olarak müzikte daha çok ağıt formuna büründü ve günümüzde de bunun etkilerini yaşıyoruz.

    “İYİ Kİ HALEN KIRMANCKİ MÜZİK YAPMAK İÇİN ISRAR EDEN ARKADAŞLARIMIZ VAR”

    -Yeni kuşağın Kırmancki müziğine ilgisi nasıl, gözleminizi aktarabilir misiniz?

    Yeni kuşağın dille bağlantısı müzik bağlantılı olarak ortaya çıkan bir ilgidir. Ana dilde ısrar eden sanatçıların sayısı çok değil ve onların eserleriyle gençlerin buluşması biraz sınırlı ama bunun ne kadar devama edeceği bu alandaki ısrarın ve yaratıcılığın devamına bağlıdır. İyi ki halen Kırmancki müzik yapmak için ısrar eden arkadaşlarımız var, sayısı çok olmasa da bu sayede gençlerin dile olan ilgisi canlı kalabiliyor.

    “KIRMANCKİ MÜZİK YAPAN SANATÇILAR YETERİ KADAR DESTEKLENMİYOR”

    -Popüler kültürün yeni kuşak üzerinde ana diline ve kültürüne yabancılaşma etkisi var mıdır? Var ise nasıl çözüm öneriniz vardır?

    Kırmancki müzik yapan sanatçılar yeteri kadar desteklenmiyor. Örneğin geçen yıl Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde ortaya çıkan pratik bu anlamda düşündürücüdür. Kadim dilimiz ve kültürümüzü kendi elimizle geri plana atıyoruz ve popüler kültür unsurlarına daha büyük imkânlar yaratılıyor. Popülerlik takıntısı bizi dilimizden ve dilimizin ezgilerinden uzaklaştırdığı da bir gerçek. Kürtçenin Kurmanci lehçesi için böyle bir tehlikeden bahsetmek mümkün değil ancak Kırmancki için gerçekten durum iç açıcı değil. 4 yıldır sürgünde yaşadığım Avrupa’da da benzer bir durum söz konusu. Bu yıl Frankfurt’ta yapılan Dersim Festivali’nde tanık olduğum gerçeğin altını çizmek lazım. Burada da gençlerin ilgi duymadığı ve orta yaş kuşağın katılından ibaret festivaller yapılıyor. Gençlerin ilgisinin azalmasının temel nedenlerinden bir tanesi festivallerdeki değişmez hamaset ve statükodur. Böyle devam ederse festivaller sembolik düzeyde kalmaya mahkûmdur diye düşünüyorum.

    “HATIRLAMAK VAR OLMANIN SIRRIDIR”

    -Yeni kuşak ne tür Kırmancki müzik dinliyor, ilgi alanı nedir?

    Yeni kuşağın dünyası aslında yeniliklere açıktır, yaratıcı yeniliklerle gençlerin etki alanına girmek mümkündür. Yabancılaştırıcı etkilerden uzak durarak bu alana etki yapmak gerekiyor. Kadim kültürümüzün bugün hayatta olmayan ozanlarıyla bu kuşağı tanıştırmak lazım, bunu hiç yapmadık şimdiye kadar. Bana göre Kırmancki müziğinin piri Sey Qaji, Hese Qaj, Weliyê Ûşeni İmami, Firik Dede, Alaverdi ve Sılo Qız’ı hatırlamak önemli, gençliğe de bu ozanlarımızı hatırlatıp ozanlarımızı bilmesini sağlamalıyız. Hatırlamak var olmanın sırrıdır, toplumlar kadimliklerini hatırladıkları kadar var olabilir, unuttukları kadar ise kendi kimliklerinden uzaklaşırlar. Dersim söz konusu olduğunda ise unutmamak ve hatırlamak meselesi çok daha fazla önem kazanıyor. Çünkü sahip olduğumuz kültür kendisini günümüze yalnızca sözlü olarak bellek üzerinden taşıyabildi. Bugünün gençliğini bu bellekle buluşturmak, akademik çalışmalar yapmak mutlaka gerekli. Müzik bu çalışmaların temel taşıyıcısı rolünü en etkili haliyle sağlar diye düşünüyorum.

    FERHAT TUNÇ KİMDİR?

    1964 yılında Dersim’de doğan Ferhat Tunç, 1979 yılında liseyi bitirerek Almanya’ya taşındı. Ardından Mainz Johannes Gutenberg Üniversitesi’ne bağlı bir müzik okulunda kısa bir eğitim aldı ve Kızılırmak adlı ilk albümünü çıkardı. 1984’te kendisi gibi Türkiye’den Almanya’ya giden müzisyen Orhan Temur’la birlikte ‘Bu Yürek Bu Sevda Var İken’ başlıklı albümü çıkardı. Albüm, 12 Eylül Darbesi’ne itirazın izlerini taşıyordu.

    1985’te, 12 Eylül’ün rüzgârlarının henüz sert estiği bir dönemde Türkiye’ye döndü ve yeni bir başlangıç yaparak aynı yıl ‘Vurgunum Hasretine’ başlığı ile Türkiye’deki ilk albümünü çıkardı. Miting havasında geçen konserler, çok satan albümler ve toplumsal muhalefetin gözdesi olan bir sanatçının ödeyeceği bedel gözaltılar, davalar, mahkemeler ve yıllar süren konser yasakları oldu.

    Kızılırmak Boylarında Bir Şehir başlıklı türküsünü Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlere ithaf etti. 2012’de Dersim’de düzenlenen Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde yaptığı konuşma nedeniyle hakkında soruşturma açıldı. Terör örgütü propagandası yaptığı iddiasıyla yargılandı ve 2 yıllık hapis cezasına mahkûm edildi, fakat ceza 3 yıl ertelendi. Ferhat Tunç, hakkında açılan sayısız dava ve aldığı hapis cezaları nedeniyle 4 yıldır sürgünde yaşıyor.

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:
    1-Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO
    2-‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO

  • ‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO

    ‘Müzik, Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir’-VİDEO

    PİRHA-Sanatçı Ozan Yağan, çevresinde 2000’li kuşaktan Kırmancki konuşan hiç kimseye rastlamadığını belirterek “Yaşadığı sosyo-kültürel ortamdan dolayı kendi ana dilinin müziklerini hiç bilmeyen bir genç kitle var. Ancak bu duruma çözüm olarak dil kursları verilebilir, korolar ve halk oyunları düzenlenebilir, telefonlarda kullanabileceğimiz dili öğreten Kırmancki bir uygulama yapılabilir” dedi. 

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenirdi. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük olmuştur.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Sanatçı Ozan Yağan ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “İŞ, OKUL VE ARKADAŞ ÇEVRESİNDE DİLİMİZİ KONUŞAMADIĞIMIZ İÇİN UNUTTUK”

    PİRHA: 2000 bin yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor?

    OZAN YAĞAN: 1992 yılında Dersim’de doğdum, 1996 yılında İstanbul’a göç ettik. Dedem bizimle yaşardı ve kendisi Türkçe’yi az bildiği için evde ana dil konuşulurdu, o yüzden dile olan hakimiyeti kazandım. Ancak yıllar geçtikçe pratikte ezildik. İş, okul ve arkadaş çevresinden kaynaklı dili konuşamadığımız için unuttuk. Çevremden 2000’li kuşaktan dilimizi konuşan hiç kimseye rastlamadım, belki de İstanbul’da denk gelmedim. İnternette ufak bir kız çocuğu yemek tarifi anlatıyordu ana dilimizle, çok hoşuma gitmişti. Bu durum dilin yok oluşunu gösteriyor aslında. Benim tavsiyem 2000 kuşaklı gençlerin ailelerinin bu konuda biraz daha tedbirli olmaları gerekir. Ana dillerini çocuklarına benimsetmeleri gerekir ve kurumlar korolarla, dil kurslarıyla bu duruma dikkat çekip çalışmalar yapabilir.

    “KIRMANCKİ BİR ESERİ TÜRKÇE’YE ÇEVİRDİĞİNİZ ZAMAN O ESER TÜM DUYGUSUNU KAYBEDİYOR”

    -Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var?

    Kırmancki bir eseri Türkçe’ye çevirdiğiniz zaman o eser tüm duygusunu kaybediyor. Ben Kırmancki müzikleri dinlediğimde beni Dersim’e götürüyor. Varto’daki Kırmancki ile Dersim’de konuşulan Kırmancki arasında çok fark yok ama bir duygu farkı vardır. O yüzden iki yöreye ait müziklerin verdiği duygular çok farklıdır.

    “DİLİ ÖĞRETEN KIRMANCKİ BİR UYGULAMA YAPILABİLİR”

    -Yeni kuşağın Kırmancki müziğine ilgisi nasıl? Gözleminizi aktarabilir misiniz?

    Yaşadığı sosyo-kültürel ortamdan dolayı kendi ana dilinin müziklerini hiç bilmeyen bir genç kitle var. Bunun sebebini ben aileye bağlıyorum, çözümü ise aileler geçmişte dinlediği türküleri dinletebilirler, konuştukları dilin ne olduğunu söyleyebilirler ancak aile kadar kurumların da etkisi var bu durumda. Kurslar verilebilir, korolar düzenlenebilir, halk oyunları düzenlenebilir, telefonlarda kullanabileceğimiz dili öğreten Kırmancki bir uygulama yapılabilir. Her ailenin çocuğunu bir enstrüman kursuna göndermesi gerekir, yani her gencin müzikle ilgilenmesi lazım.

    “MÜZİK OLMAZSA DİL UNUTULUR”

    -Yeni kuşak ne tür Kırmancki müzik dinliyor, ilgi alanı ne türdür?

    Ben Kırmancki dilinin geleneksel eserlerini çok beğenirim ve sürekli dinlerim. Teknoloji geliştikçe müzik de kendini çok geliştirdi. Avrupa’da yaşayan genç müzisyenler dili bilmiyor olabilirler ama icra ediyorlar ve çok güzel eserler ortaya çıkarıyorlar. Bunu yaparsak belki gençlere dilimizi sevdirebiliriz. Müzik her zaman kendini geliştirecektir, hiçbir zaman müzikte son olmaz. Müzik geliştikçe insanların kulakları da gelişecektir.

    Yeni nesilin eski yapıtları çok dinlediğini düşünmüyorum. Gençlerin tekno müzik tarzına doğru gittiğini düşünüyorum. Çıktığım sahnelerden, katıldığım ortamlardan gördüğüm kadarıyla gençlerin ilgisi var ancak tek bir eksik var o da dili bilmemeleri. Ancak dili bilmeyip, anlamamalarına rağmen bu dili icra eden birçok dostum var. Ben gençlerin ilgisinin güzel olduğunu düşünüyorum, müzik gerçekten bir dilin dayanağıdır. Müzik olmazsa eğer zaten o dil unutulur, gider. Müzik Kırmancki dilini ayakta tutan en önemli unsurlardan bir tanesidir.

    OZAN YAĞAN KİMDİR?

    28 Nisan 1992 tarihinde Dersim’de doğdu. İlkokul, ortaokul ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladıktan sonra lisans eğitimi için Düzce’ye yerleşip Düzce Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde lisans eğitimini tamamladı. Müzikle çocukluk yıllarında tanışan Ozan Yağan, küçük yaşta bağlama eğitimi alarak, müziğe başladı. 2019 yılında ‘So’ albümünü çıkarttı. ‘Nesilden nesile Zazaca’, ‘Dersim çığlığı’, ‘Klame zonema’ adlı albümlerde Kırmancki eser okuyan müzisyenlerle birlikte Dersim’e ait eserleri bir araya getirip müzikseverlerle buluşturdu.

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/PİRHA

  • Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO

    Sanatçı Zeynep Kılıç: Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılmalı-VİDEO

    PİRHA- Sanatçı Zeynep kılıç, Kırmançki’nin kaybolmaması için gençlere ulaşılması gerektiğinin altını çizdi. Kılıç, ‘Sanatçılar yeni nesile göre müzik yapabilmeli, çünkü değişim ve dönüşüm olmak zorunda’ diyerek, “Gençlerimize dilimizi nasıl sevdirebiliriz diye uğraşmamız lazım. Herkesi dilimiz ve kültürümüz için duyarlı olmaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Dersim’de geleneksel müziğin, sözlü tarihin günümüze aktarımında çok büyük katkısı oldu. Sözlü ağıt ve klamların Dersim’in geleneksel ritüellerinde düğünlerde, cenazelerde, Gağand(yeni yıl kutlaması), Hızır ayında yapılan ritüellerde saz ve üç telli cura ile çalınarak o bölgenin acısını, sevincini, öfkesini ve tarihini yansıtır, toplulukların bir araya geldiği etkinliklerde söylenirdi. Ağıt ve klamların, bu geleneğin ve dilin kaybolmamasına katkısı büyük olmuştur.

    ‘Yeni çağ’ dediğimiz teknolojik dönemde geleneksel ritüeller daha az gerçekleşiyor. Artık müzikal gelenekler de değişime evrildi. Yeni jenerasyona ne kadar ulaşıldığına dair net bir söz ve söylem yok. Bütün bu sözlü geleneğe rağmen Kırmançki kaybolmak üzere, günlük konuşma dili olmak yerine sadece yaşlıların köylerde ve ailelerin evlerde konuştuğu bir dil haline geldi.

    Kırmançki dilinde yazılı eserler, görsel yayınlar, akademik çalışmalar da oldukça sınırlı olduğundan yeni nesillere dilin aktarılmasında önemli sorunlar yaşanıyor. Kırmançki dili ile ilgili çalışmalar yapılmış olsa da yine de istenilen düzeyde ne konuşuluyor ne de yazılıyor. Yapılan çalışmalar genelde sınırlı ve bölgesel kalmış durumda.

    Sanatçı Zeynep Kılıç ile Kırmançki’nin unutulmaması için yapılması gerekenler, gençlerin Kırmançki’yi neden konuşmadığı ve ilgi duymadığı, bundan sonra dil konusunda yapılması gerekenler üzerine konuştuk.

    “BİZ 2000 YILINDAN SONRA DOĞAN KUŞAĞA NE KADAR GİDEBİLDİK?”

    PİRHA-2000 yılından sonra doğan kuşak dile ne kadar önem veriyor?

    ZEYNEP KILIÇ: Biz 2000 yılından sonra doğan kuşağa ne kadar gidebildik? Çocuklarımızı ne kadar dinleyebildik? Ne kadar anlayabildik en önemli sorular aslında bunlar. Çünkü biz çok fazla gençlere ulaşamıyoruz. Bu bir eksiklik, aslında 30 yaş üzerine hitap edip gençleri belki biraz geride bırakmış olabiliriz. Gençlik geleceğimizdir, o yüzden onları daha çok önemsememiz lazım. Gençlerde de dil konusunda bir merak, ilgi yok. Gençlerin ne istediğine yönelerek onların sorunlarını çözüp yeni şeyler sunabiliriz.

    “GENÇLER NE İSTİYOR, DİYE ONLARA SORMAMIZ LAZIM”

    -Dil ile müzik arasında nasıl bir ilişki var? Yeni kuşağın Kırmancki müziğine ilgisi nasıl, gözleminizi aktarabilir misiniz?

    Dil ile müzik birbirinden bağımsız değil. Dil ile kendi duygu ve düşüncelerimizi müziğe aktarıp anlatıyoruz. Eğer gençler dili bilmiyorsa bizim hissettiğimiz duyguları hissedemez. Belki melodisi hoşuna gider o müziği dinlemek ister ama verilmek istenen duyguyu anlaması için dili bilip öğrenmesi gerekiyor. Belki biz gençlere göre geri kalmış olabiliriz, çünkü biz kendi yaşadıklarımız ve yaşımız ile düşünüyoruz.
    Neden biz de dilimiz, kültürümüz ve inancımızla popüler bir kültür yaratmıyoruz? Yaratabiliriz aslında. Gençlerin ilgisini çeken şeyler yapabiliriz. Sinema, tiyatro, müzik ve diğer sanat alanlarında farklı şeyler geliştirip gençlerin ilgisini çekebiliriz. Ana dille yapılan filmlerde, müziklerde altyazı ekleyebiliriz. Aslında birçok konuda eksiğiz derneklerimiz, kurumlarımız ve belediyemiz bu konuda gençlere yönelik dili daha çok sevdirmek için birçok çalışma yapılabilir. Gençleri bir araya getirip gençlik ne istiyor, diye sormalıyız.

    “SANATÇILAR YENİ NESİLE GÖRE MÜZİK YAPABİLMELİ”

    -Popüler kültürün yeni kuşak üzerinde ana diline ve kültürüne yabancılaşma etkisi var mıdır? Var ise nasıl çözüm öneriniz vardır?

    Sanatçılar yeni nesile göre müzik yapabilmeli, çünkü değişim ve dönüşüm olmak zorunda. Gençler ne istiyor diye onları takip edip onların istediği şeylere göre müzikler yapmamız lazım. Mesela doğamızı dronla çektikleri zaman görsellik olarak benim daha çok hoşuma gidiyor, ilgimi çekiyor ve o görüntüden sıkılmıyorum, izlemek istiyorum. Dil için çekilen programlara baktığımızda hep aynı şeyleri görüyoruz ve bu zamanla sıkıcı olmaya başlıyor, o yüzden bazı şeyleri değiştirmek gerekiyor.

    “HERKESİ DİLİMİZ VE KÜLTÜRÜMÜZ İÇİN DUYARLI OLMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    -Yeni kuşak ne tür Kırmancki müzik dinliyor, ilgi alanı nedir?

    Gençler, amatör olarak kendi dilinde söyleyenleri, müziği farklı olan enstrümanları dinlemeyi seviyorlar. Ama bunların dışında gençler, sosyal medyada gördüğüm kadarıyla kendi ana dilinde değil genelde Türkçe veya İngilizce müzikleri dinliyorlar. Ama sorunun cevabını bulmak için gençlere gitmemiz gerekiyor. Biz gençlere gitmiyoruz, onların dünyasını bilmiyoruz. Kendi kabuğumuz var onun dışına çıkamıyoruz, bundan sonraki programlarımızda hep beraber sokaklara gidelim ve gençlerle buluşalım. Dilimize ve kültürümüze sahip çıkan ve yok olmaması için mücadele eden çok değerli sanatçılarımız var. Bundan sonraki süreçte bir araya gelerek gençlerimize dilimizi nasıl sevdirebiliriz diye uğraşmamız lazım. Herkesi dilimiz ve kültürümüz için duyarlı olmaya çağırıyoruz.

    ZEYNEP KILIÇ KİMDİR?

    20 Nisan 1977 yılında Dersim Merkeze bağlı Marçik Köyü’nde dünyaya gelen Zeynep Kılıç, ilk, orta ve lise eğitimini Dersim merkezde tamamladı. Arif Sağ Müzik Eğitim Merkezi’nde iki yıl bağlama eğitimi aldı.

    Daha sonra Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde kısa bir dönem şan eğitimi aldı. Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi’nde Grup Yel ile çalışmaya başladı, birçok ilde konserlere katıldı.

    Grup Munzur’un bahara çağrı albümünde ‘Gidene’ adlı eseri seslendirdi. Grup Yel ile yollarını ayırdıktan sonra bireysel olarak müzik hayatına devam etti. 2010 yılında Şervan barihas’ın ‘bavoke Simao’ adlı albümünde ‘Dewa Tovo’ adlı eserini seslendirdi.

    2018 yılında ‘Ju Game’ adlı profesyonel ilk albüm kaydı ile müzik piyasasına adım atan Zeynep Kılıç deneyimli bir müzisyen kadrosuyla çalıştı. Albümün aranjeleri ve kaydı Fuat Saka tarafından gerçekleştirildi. ‘Bir adım’ anlamına gelen ‘Ju Game’ adlı albümde yer alan şarkıların tamamı Kırmançki seslendirildi. 2021 yılında da Ware isimli albüm çıkardı.

    Nuray ATMACA-Cihan BERK/PİRHA

  • İzmir’de gözaltına alınan 6 genç tutuklandı

    İzmir’de gözaltına alınan 6 genç tutuklandı

    PİRHA- Gözaltına alınan HDP İzmir Gençlik Meclisi üyesi 6 genç tutuklandı.

    İzmir’de 31 Mayıs’ta gözaltına alınan Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Gençlik Meclisi üyesi Uğur Yıldız, Mustafa Yalçın, Emre Yalçın ve Harun Yakaç, Abdurrahim Kaymaz ve Özkan Çakal, bugün Çankaya TEM Şube Müdürlüğü’nde ifadeleri alındıktan sonra İzmir Adliyesi’ne sevk edildi.

    İzmir Adliyesi’ne götürülen gençler savcılık ifadeleri ardından tutuklama talebiyle sevk edildikleri mahkemece, “örgüt üyesi” olma iddiasıyla tutuklandı. Tutuklanan gençler Buca Kırıklar F tipi Cezaevi’ne gönderildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Kılıçdaroğlu: Öyle bir noktada ki her şey, ‘domuz bağcılar’ yüce Meclis’e gönderildi

    Kılıçdaroğlu: Öyle bir noktada ki her şey, ‘domuz bağcılar’ yüce Meclis’e gönderildi

    PİRHA- Seçimin ikinci tura kalmasının ardından Twitter’dan yeni bir paylaşım yapan Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu gençlere seslendi. “Şimdi bir bakalım, günün sonunda elimizde ne var? Dipsiz bir karanlık… Farkında mısınız? Gençliğiniz bir daha gelmeyecek” diyen Kılıçdaroğlu, “12 günümüz var, bu karanlık tünelden çıktık çıktık…” dedi. 

    14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda hiçbir aday yüzde 50’den fazla oy alamadığı için seçim ikinci tura kaldı.

    Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün Twitter’dan paylaştığı mesajlarında gençlere seslendi.

    Kendilerinin daha fazla mücadele etmesi gerektiğini belirten CHP lideri, “Domuz bağcılar yüce Meclis’e gönderildi” diye yazdı.

    Kılıçdaroğlu, “Farkında mısınız? Gençliğiniz bir daha gelmeyecek. 12 günümüz var, bu karanlık tünelden çıktık çıktık…” ifadesini kullandı.

    “DOMUZ BAĞCILAR YÜCE MECLİSE GÖNDERİLDİ” 

    Kılıçdaroğlu’nun paylaşımları şöyle:

    “Sevgili Gençler, İlk tur bitti. En büyük gerçek şu ki, sandıktan değişim mesajı çıkmıştır. Değişim isteyenler artık bu ülkede istemeyenlerden daha fazla. Ancak şurası da net, bu kadar ceberut bir iktidardan kurtulmak için çok daha fazla mücadele etmesi gereken taraf da biziz.

    Genç arkadaşlarımın mesajını da aldım. Başım üstüne. Onların kaygılarını gidereceğim ama onların da beni duymasını istiyorum. Öyle bir noktada ki her şey, domuz bağcılar yüce Meclis’e gönderildi! Kadınları cansız birer eşya gibi sahiplendirmek isteyenlere bütün yolları açtılar.

    En büyük kazığı da gençlere attılar. Sizin hiçbir şeye yetecek paranız yok. Bir kahveyi bile düşünmek zorundasınız. Yaşama sevinciniz çalındı. Oysa gençlik kaygısızlıktır. Bunu bir gün bile yaşatmadılar size. Bizler tartışırken, onlar size karşı birleşmiş durumda.

    Şimdi bir bakalım, günün sonunda elimizde ne var? Dipsiz bir karanlık… Farkında mısınız? Gençliğiniz bir daha gelmeyecek. 12 günümüz var, bu karanlık tünelden çıktık çıktık…”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Seçimin kaderi gençlerin elinde: Oyumuz bir şeyleri değiştirecek, umutluyuz-VİDEO

    Seçimin kaderi gençlerin elinde: Oyumuz bir şeyleri değiştirecek, umutluyuz-VİDEO

    PİRHA- Gençler, 14 Mayıs seçimlerinden umutlu. Gelecek kaygısı taşımadan yaşamak istediklerini ifade eden gençler, 14 Mayıs’ta değişimden yana oy kullanacaklarını söylediler.

    14 Mayıs seçimlerine sayılı günler kaldı. Seçimin kaderini ise ilk kez oy kullanacak gençler belirleyecek. 6 milyona yakın yurttaşın ilk kez oy kullanacağı 14 Mayıs’ta nasıl bir sonuç çıkacağı sabırsızlıkla bekleniyor.

    Ekonomik krizin derinleştiği, on binlerce gencin yurtdışına çıktığı, yüz binlercesinin de çıkmak istediği Türkiye’de, gençlerin nasıl bir tercihte bulunacağı merak konusu.

    Mersin’de yaşayan gençlere, 14 Mayıs ve sonrasında ne beklediklerini sorduk. Gençler değişimden yana ve umutlu.

    Diren KESER-Fatoş SARIKAYA/MERSİN

     

  • Munzur Nehri’nde kaybolan gençlerden 5 gündür haber yok

    Munzur Nehri’nde kaybolan gençlerden 5 gündür haber yok

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinde otomobille düştükleri Munzur Nehri’nde kaybolan 3 kişiyi arama çalışmaları 21 Nisan’dan bu yana devam ediyor.

    Diyarbakır’dan Dersim’e gelerek bulundukları araçla Ovacık karayolunun 40’ıncı kilometresinde sürücüsünün direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu düştükleri Munzur Nehri’nde kaybolan Baran Aslantaş (22), Azad Demiral (21) ve Mehmet Can Demiral’ın (22) bulunması için başlatılan arama çalışmaları devam ediyor.

    Ekipler, Munzur Çayı’nın 35 kilometrelik alanının yanı sıra, Uzunçayır Baraj Gölü’nün Mameki Köprüsü civarında su yüzeyinde ve kıyı şeritlerinde arama-tarama faaliyeti gerçekleştiriyor. Yaklaşık 5 gündür devam eden aramalarda  gençlere ulaşılamadı.

    PİRHA/DERSİM

  • Kılıçdaroğlu gençlere seslendi: Sevgili evlatlarım ben Aleviyim; kul hakkı yemem-VİDEO

    Kılıçdaroğlu gençlere seslendi: Sevgili evlatlarım ben Aleviyim; kul hakkı yemem-VİDEO

    PİRHA- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Twitter’dan paylaştığı video ile ilk kez oy verecek gençlere seslendi. “Alevi” açıklamasıyla yayınladığı videoda Kılıçdaroğlu, “Tek bir oyla sen bu ülkeyi can yakan mezhep tartışmalarından çekip çıkaracaksın. Artık kimlikleri konuşmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Alevi” başlığı ile yeni bir video yayımladı.

    Kılıçdaroğlu, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

    “Sevgili gençler. Bu seçimde ilk kez oy verecek sevgili gençler. Bu gece sizinle çok özel, çok hassas bir konuda konuşmamızın zamanı geldi, buna inanıyorum. Görüyor musunuz gençler, duyuyor musunuz? Türkiye’de başlamak üzere olan yeni hayatın sesleri bunlar. Dünyanın hemen kıyısında duyuyoruz. Ya sıkışıp kaldığımız bu eşiği aşarak dünyada hak ettiğimiz yere kavuşacağız, mutlu ve güçlü bir ülkenin onurlu birer yurttaşı olacağız ya da özlemle baktığımız o bizim dışımızdaki dünyayı sadece izlemekle yetineceğiz.

    “BEN ALEVİYİM”

    İlk oyunu verecek olan sevgili evlatlarım, ben Aleviyim. Hak Muhammed Ali inancı ile yetişmiş samimi bir Müslümanım…

    Allah’ın verdiği bir canım var, kul hakkı yemem. Harama el uzatmam. Atatürk’ün bize armağan ettiği bu güzel ülkede her şeyden uzak ve yoksul bir evde doğdum. Cumhuriyet’in bize verdiği fırsatlar sayesinde okudum, mesleğim oldu, ailemi kurdum. Kimliklerimiz bizi biz yapan varlığımızdır. Ve elbette onurla sahip çıkmamız gerekir, onları seçemeyiz. Onlarla doğarız, büyürüz ve yaşarız. Ancak hayatta seçebileceğimiz çok önemli şeyler var. İyi bir insan olmayı, dürüst olmayı, ahlaklı olmayı, vicdanlı olmayı, erdemli ve adil olmayı seçebiliriz. Daha iyi bir yaşamı özgür ve zengin bir ülkede yaşamayı seçebiliriz. Ve bu seçimlerimiz hem bizi, hem içinde bulunduğumuz toplumu hızla değiştirebilir.

    “SEVGİLİ GENÇLER TEK BİR OYLA BU ÜLKEYİ MEZHEP TARTIŞMALARINDAN ÇEKİP ÇIKARACAKSIN”

    Sevgili genç arkadaşım, ülke olarak önümüzde bir eşik var ve bu eşiği hep birlikte aşabilmek için sana ihtiyacımız var. Unutma, tek bir oyla sen bu ülkeyi can yakan mezhep tartışmalarından, bataklığa dönüştürülen Orta Doğu’dan çekip çıkaracaksın, ait olduğu yere taşıyacaksın.

    Artık kimlikleri konuşmayacağız, başarıları konuşacağız. Artık ayrışmaları ve farklılıkları konuşmayacağız. Ortaklıklarımızı ve ortak hayallerimizi konuşacağız. Bu değişim seferimize katılacak mısın? Bu değişimde benimle birlikte duracak mısın? Alevi olmaz diyen bu sisteme, doğru olan, dürüst olan, ahlaklı olan olur, diyecek misin?

    “GENÇLER, BU EŞİĞİ HEP BİRLİKTE AŞALIM” 

    Son bir el verecek misin? Bu ayrıştırıcı sistemi kökünden yıkmaya hazır mısın? Gelin gençler, gelin bu eşiği hep birlikte aşalım. Böylesine hayati bir eşikte tek bir oyu bile ziyan etmeyeceğinize inanıyorum. Ve size yürekten güveniyorum. Gözlerinizden öpüyorum.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersimli gençler: AKP iktidarı geleceğimizi yok etti, özgür bir Türkiye istiyoruz -VİDEO

    Dersimli gençler: AKP iktidarı geleceğimizi yok etti, özgür bir Türkiye istiyoruz -VİDEO

    PİRHA-21 yıllık AKP iktidarının gençlerin geleceğini yok ettiğini vurgulayan gençler, “Mecliste bulunan siyasi partilerin gençlerin sorunlarını yeterince ele aldıklarını düşünmüyoruz. En büyük talebimiz parasız, bilimsel, eşit, anadilde eğitim. Barınma sorunu yaşamadığımız, hem okuyup hem de çalışmak zorunda kalmadığımız ve kendimizi her alanda istediğimiz şekilde ifade edebileceğimiz özgür bir Türkiye istiyoruz” dediler.

    14 Mayıs’ta Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimi yapılacak. Aleviler, Kürtler, kadınlar, gençler, işçiler, emekliler gibi birçok kesim, seçimlerde iktidar değişirse taleplerinin yerine getirilmesini istiyor.

    Dersim’de yaşayan gençler, seçimlerin ardından iktidar değişikliğinde yeni hükümetten beklentilerini, taleplerini PİRHA ile paylaştılar.

    “SİYASİ PARTİLER GENÇLERİN SORUNLARINI YETERİNCE ELE ALMIYOR”

    14 Mayıs seçimlerinde ilk kez oy kullanacağını söyleyen Rohat Ateş, “İktidar değişirse barınma sorununun ortadan kalkması, herkesin eşit haklarda eğitim alması ve gençlerin eleştirisini rahat bir şekilde yapabileceği bir ortamın oluşturulmasını istiyoruz. Mecliste şu an ki siyasi partilerin gençlerin sorunlarını yeterince ele aldıklarını düşünmüyorum çünkü mecliste şu an genç insanların, genç vekillerin sayısı yeterli değil. Yaşlı insanların da gençleri yeterince anlayabileceklerine inanmıyorum” diye belirtti.

    “KENDİMİZİ İFADE EDEBİLDİĞİMİZ ÖZGÜR BİR TÜRKİYE İSTİYORUZ”

    20 yıldır gençlerin hiçbir talebinin duyulmadığını belirten Eylül Yantemur de, “Bir seçime hazırlanıyoruz. Sadece seçim dönemlerinde vaatler veriliyor. Gençlerin hiçbir talebinin karşılanmadığını görüyoruz. Zaten 20 yıllık bir Türkiye enkazını bize bırakan Cumhur İttifakı’ndan tabi ki gençler olarak memnun değiliz. Millet İttifakı’nın gençlerin bütün taleplerini yerine getireceğini sanmıyorum. Biz gençler olarak bu 20 yıllık iktidarın gitmesini istiyoruz. Bu enkazın artık bir şekilde bitmesi gerekiyor. Gençler ve toplumun bütün diğer kesimlerinin talepleri ve ihtiyaçları meclis gündemine gelmeli ve karşılanmalı. En büyük talebimiz parasız, bilimsel, eşit, anadilde eğitim koşullarının sağlanması. Barınma sorunu yaşamadığımız, hem okuyup hem de çalışmak zorunda kalmadığımız ve kendimizi her alanda istediğimiz şekilde ifade edebileceğimiz özgür bir Türkiye istiyoruz” dedi.

    “ANADİLİNDE EĞİTİM VERİLMESİ LAZIM”

    Sefkan Kazan ise AKP-MHP iktidarının gençler üzerindeki baskısının giderek çoğaldığını ifade ederek şunları kaydetti:

    “Bu iktidarın bir an önce değişmesi gerekir. Herhangi bir siyasi partinin, CHP veya AKP’nin gençler üzerinde ilerletici adımlar atmadığını düşünüyorum. İlkokuldan başlayarak üniversiteye kadar anadilde eğitimin verilmesi için gerekli çalışmaların yapılması lazım, kimse dilinden mahrum edilmemeli. Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir ülke ise anadilde eğitimin verilmesi lazım. Üniversitelerde ayrı bir bölüm açılabilir anadilde eğitim için. Yeni gelecek iktidardan anadil konusunda çalışmalar yapmasını istiyoruz.”

    “AKP İKTİDARI GENÇLERİN GELECEĞİNİ YOK ETTİ”

    20 yıllık AKP iktidarının gençlerin geleceğini yok ettiğini vurgulayan Bişeng Aşula, “Her yerde üniversitelerin açıldığı, üniversite mezunlarının iş bulamadığı bir süreç var. Türkiye hukuk devletinden anti-demokratik uygulamaların olduğu bir ülkeye dönüştü. Bu nedenle her 10 gençten 7’si yurtdışına gidiyor. Millet İttifakı’nın, Cumhur İttifakı’na göre daha demokratik bir tutumu var ama gençlerin taleplerini dile getirmediği ve taleplerimizi yerine getiremeyeceğini görmekteyiz. Seçimlerde Cumhur İttifakı’nın karşısında Millet İttifakı’nı (Kılıçdaroğlu) destekleyeceğiz ama Millet İttifakı gençlerin, kadınların, işçilerin sorunları etrafında ne kadar yer alıyor. Bizim talebimiz parasız, ana dilde, bilimsel bir eğitim. Seçimden sonra bu taleplerimizin karşılanması gerekiyor” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Hatay’a yardıma giden gençler umut oldu; Sevgi Parkı’nda yaşam alanı kurdular -VİDEO

    Hatay’a yardıma giden gençler umut oldu; Sevgi Parkı’nda yaşam alanı kurdular -VİDEO

    PİRHA- Depremin ardından Hatay’a yardım için giden gençler, Sevgi Parkı’nda yaşam alanı oluşturdu. Gençlerin kurduğu alanda depremzedelerin birçok ihtiyacı karşılanıyor. Ancak hala çadıra, jeneratöre, ısıtıcıya, mobil tuvaletlere, duşlara ve hijyen maddelerine ihtiyaç var. 

    Maraş merkezli yaşanan yıkıcı depremlerin üzerinden 15 gün geçti. Bunca gün geçmesine rağmen bölgedeki depremzedelerin ihtiyaçları hala tam olarak karşılanmadı. Geride kalan iki haftaya rağmen birçok köye hala tek bir yetkilinin, yardımın gitmediğini belirten yurttaşlar öfkeli.

    Devletin bu süreçte aciz kaldığını vurgulayan depremzedeler, gönüllülerin getirdiği yardımlar sayesinde ayakta kaldıklarını söylüyor. Gönüllü olarak bölgeye giden birçok kişi depremden zarar gören halkın yaralarını sarmaya devam ediyor.

    Depremden sonra İstanbul’dan Hatay’a yardım için giden bir grup genç, yaptıklarıyla ilk günden itibaren dayanışmanın en güzel örneklerinden birini sergiliyor.

    ARAMA KURTARMA ÇALIŞMALARINA KATILDILAR, YAŞAM ALANI KURDULAR

    Gençler Hatay’a geldikleri andan itibaren arama kurtarma çalışmalarına katıldılar. Tek bir yetkilinin bile günlerce gitmediği Hatay’da, ellerindeki imkanlarla enkaz altından onlarca kişiyi çıkardılar. Depremin ikinci gününden itibaren Hatay merkezde bulunan Sevgi Parkı’nda yaşam alanı oluşturmaya başlayan gençler, depremzedelerin en temel ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri bir ortam kurdular.

    SAĞLIK HİZMETİ DE VERİYORLAR, MOBİL TUVALET DE KURDULAR

    Çevre illerdeki tanıdıklarının da desteğiyle 10’a yakın konteyner ve çok sayıda çadır malzemesi getirten gençler ihtiyacı olan depremzedeleri buralara yerleştirdiler. Birçok yerde elektrik sorunu hala çözülememişken, kendi imkanlarıyla alana elektrik bağladılar. Aralarında hemşirelerin de bulunduğu gençler beraberinde getirdikleri ilaçlarla bir çadırı da sağlık bölümü olarak düzenlediler. Burada depremzedelerin ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetlerini olanakları çerçevesinde vermeye devam ediyorlar. Parkta oluşturulan ortak alanda ise gelen gıda yardımlarıyla 3 öğün yemek yapıyor ve dağıtıyorlar. Parkın bir bölümünde de çocuklar için oyun alanı oluşturdular. Depremin 10. gününde diğer illerdeki arkadaşlarının desteğiyle mobil tuvalet de getirten gençler, temizlik ve hijyen konusundaki sorunların bir kısmını da çözdü.

    Parktaki alanda yaşayan depremzedeler ise kurulan alandan çok memnunlar. Depremden sonra 4-5 gün buraya tek bir yetkilinin ve yardımın gelmediğini söyleyen depremzede yurttaşlar, ‘Devletin yapamadığını 10 günde bu gençler yaptı’ şeklinde konuştular.

    “YARDIMA GELEN GÖNÜLLÜLERİ POLİS ENGELLİYOR, HERKESE SUÇLU MUAMELESİ YAPIYORLAR”

    Gençler oluşturdukları dayanışma alanına dair şunları dile getirdi:

    “Biz depremin ikinci gününden bu yana buradayız. Burada halkımızın yanında kalmaya da devam edeceğiz. Biz buraya geldiğimizde hiçbir yetkili yoktu. İnsanlar kendi başına dışardan yardıma gelenlerle birlikte bir şeyler yapmaya çalışıyordu. İlk elden arama kurtarma çalışmalarına katıldık. Gönüllülerin yapması gerekeni yetkililer yapması gerekirken biz burada engellemelere maruz kaldık. Yunanistan’dan 3 kişilik bir ekip arama kurtarma çalışmalarına katılmak için gelmişti. Bu arkadaşlarımız gözaltına alındı. Sınır dışı edildi. Biz de aynı şekilde saldırılara uğradık. Polis burada sadece sol yapılara, demokratik kitle örgütlerine, sivil toplum kuruluşlarına değil topyekûn halka karşı böyle bir tutum içinde. Herkese suçlu muamelesiyle yaklaşıyor polisler.

    “SALGIN RİSKİ VAR; BARINMA, ÇADIR, ISINMA VE HİJYEN SORUNU KALICI OLARAK ÇÖZÜLMELİ”

    Tüm bunlara rağmen burada bir yaşam alanı oluşturduk. Konteynerlerimizi, çadırlarımızı kurduk. Gelen yardımları burada ihtiyacı olanlara veriyoruz. 3 öğün yemek yapıyoruz. Çay kahve makinelerimiz var. Elektrik sorununu, ısınma, barınma, gıda, kıyafet, tuvalet sorununu büyük ölçüde çözdük. Hala eksiklerimiz var. Çadır, jeneratör, ısıtıcı, mobil tuvaletler, duşlar ve hijyen maddelerine ihtiyacımız var. Salgın riski söz konusu. Bunun için bir an önce çadır, ısınma ve hijyen sorunu kalıcı olarak çözülmeli. Duyarlı herkese sesleniyoruz. Bunları bize ulaştırabilirlerse bizler burada kurabiliriz.

    “PANSUMAN MALZEMELERİNE VE KRONİK İLAÇLARA İHTİYACIMIZ VAR”

    Hemşire arkadaşlarımız burada bir revir kurdu. Depremde yaralanan halkımızın, ellerinden geldiğince yaralarını sarmaya çalışıyorlar. İlaca da ihtiyacımız var. Özellikle pansuman malzemelerine ve ilaçlarına. Aynı zamanda kronik rahatsızlığı olan insanlar var. Onların da bu ilaçlara ihtiyaçları var. Bize ilaç desteği sunacak herkese çağrı yapıyoruz. Bize ulaşıp gönderirlerse seviniriz.

    “BURADA BİR KÜTÜPHANE OLUŞTURMAK İSTİYORUZ”

    Bunun dışında bir kitap kampanyası başlattık. Burada çok sayıda genç ve çocuk var. Onların hem kültürel gelişimleri hem de eğitimden geri kalmamaları için buraya her türlü kitap, kırtasiye malzemesi de istiyoruz. Burada bir kütüphane oluşturmak istiyoruz.”

    Melis CİDDİOĞLU/PİRHA