Etiket: genel başkanı

  • ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    ‘Aleviler olarak eşit yurttaşlığa dayalı bütçe istiyoruz’-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe,  Aleviler olarak bütçeden özel bir pay istemediklerinin altını çizerek, “Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden yanayız” dedi.

    Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşmelerine başlanan 2026 Bütçe’sine dair Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkanı Cuma Erçe, sorularımızı yanıtladı.

    “2026 BÜTÇESİNİN DİĞER BÜTÇELERDEN FARKI YOK”

    -Alevi kurumlarına yönelik son dönemde açılan “kültür evleri” ve “Alevi-Bektaşi Başkanlığı” gibi kalemler bütçede nasıl yer alıyor? Bunları yeterli ya da samimi buluyor musunuz?

    Cuma Erçe: Bütçe kalemlerine bakıldığında zaten genel anlamda olmayan yani devletin nazarında ötekileştirilmiş, yok sayılmış, inkâr edilmiş, Alevilerin ve Alevi inancının bütçede yer almadığını da çok net olarak görmemiz mümkün. Alevi kurumlarına, Alevilerin ibadethanelerine yönelik bir çalışmanın olmadığı da çok net olarak görünüyor.

    “ALEVİLER OLARAK BU ÜLKEDE YAŞAYAN  HER VATANDAŞIN LEHİNE BİR BÜTÇE İSTİYORUZ”

    -Alevi toplumunun taleplerine ilişkin özel bir bütçe kalemi ayrılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

    Cuma Erçe: Alevi kurumlarının ve Alevilerin kuruluşlarını asla kabul etmeyeceklerini deklare ettikleri, Kültür Bakanlığı’na bağlı Alevi Bektaşi Kültür Cemevi Başkanlığı’na Kültür Bakanlığı üzerinden aktarılacak olan bütçenin de aslında biz Alevilere ve Alevi kurumlarına, cemevlerine yansımayacağını, yansıyacak olanların da kendilerince makul ve makbul Alevi kurumlarına peşkeş çekileceğini şimdiden görmemiz mümkün.

    Esas itibariyle bizim beklentimiz ya da mücadelemiz eşit yurttaşlık mücadelesi. Eşit yurttaşlık mücadelesi dendiğinde aslında Alevilerin de, Sünnilerin de, başka inanç gruplarının da, kendisini öteki gören ya da ötekileştirilen bütün kesimler açısından eşit yurttaşlık meselesinin bunların hepsini keseceğini düşünüyoruz. Biz Aleviler için özel bir bütçe falan talep etmiyoruz.

    Bu ülkede yaşayan her bir canın, her bir vatandaşın lehine bir bütçe istiyoruz. Yani çocuklarının eğitimine ayrılacak bütçe, halkın sağlığına ayrılacak bir bütçe, temiz bir çevrede, temiz su kaynaklarına ulaşabileceğimiz bir bütçeden bahsediyoruz. Burada kendimizde görürüz.

    Daha çok yoksul çocukların eğitim haklarının elinden alındığını gördüğümüz bir ortamda eğitime ayrılan bütçenin çok yetersiz kaldığını, öğretmen atamalarının çok çok altta kaldığını görüyoruz. Toplumda korkunç bir yoksullaşma görüyoruz ve bu yoksullaşmaya bağlı olarak da toplumun önemli bir kesiminin, açlık sınırının çok altında kalan ücretlere tabi tutuldukları tam bir kölelik rejiminin olduğunu net olarak görüyoruz. Halkımız çok sıkıntı içerisindeyken biz Aleviler olarak ayrı bir bütçeden bahsetmemiz mümkün değil. Biz bütçenin kalem kalem herkesi kapsayacak biçimiyle eşit olmasını ama bunun yanında da aynı zamanda şeffaf olmasını istiyoruz.

    Bu bütçeye bakıldığında bir savaş bütçesi olarak devam ettiğini net olarak görüyoruz. Yani yıllardır bundan vazgeçilmedi. İşte en son yine İngiltere Başbakanının Türkiye’ye gelmesiyle, onlarla yapılan anlaşmalar ortaya çıktı. Yine Türkiye Cumhurbaşkanının Beyaz Saray’da dünya halklarının baş düşmanı olan Amerika Başkanı Trump’la yaptığı görüşmeler var. Orada hangi sözlerin verildiği, nelerin yapıldığına dair dedikodular, yazılanlar, çizilenler ortada. Hal böyleyken halkçı bir bütçenin olmadığını ifade ediyoruz.

    Yoksa biz Aleviler olarak bize özel bütçe ayrın demiyoruz. Laik bir ülkede zaten inanç gruplarına bütçe ayrılmaz. Ve bütün vatandaşlar, o ülkenin bütün vatandaşları, o ülkede yaşayan bütün canlılara eşit muamelede bulunulur, eşit davranılır.

    “DİYANETE BÜTÇEDEN AYRILAN PAY 7-8 BAKANLIĞIN BÜTÇESİNE EŞİT”

    – Bütçede Diyanet İşleri Başkanlığı’na ayrılan payın yine yüksek olması Alevi toplumu açısından ne ifade ediyor?

    Cuma Erçe: Bu bütçenin Diyanet İşleri Başkanlığı’na yönelik bir bütçe olduğunu, Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin eğitime, sağlığa, çevreye ayrılan bütçenin çok çok daha üstünde olduğunu görüyoruz. Zaten 7-8 bakanlığın bütçesinden daha büyük bir bütçeye sahip olan kocaman bir holdingden bahsediyoruz.

    Diyanet İşleri Başkanlığı gericilik merkezi olarak iş yapmaktan başka bir işe yaramayan, kadın düşmanı beyanatların hazırlandığı ya da imamlar tarafından camilerde hutbeye dönüştürüldüğü, yine gericiliğin aslında teorisinin oluşturulduğu bir merkez. Cemaatlerin, tarikatların yuvalandıkları bu merkeze, bilimden, kültürden, sanattan uzak bir merkezin, tamamen gericilik ve asimilasyon üssü olarak kullanılan ve her yıl daha çok bütçe ayrılmaktadır.

    “BİZİM TALEBİMİZ LAİK VE DEMOKRATİK BİR CUMHURİYETTİR”

    -Alevi kurumları bütçe görüşmelerinde ortak bir talep ya da öneri sunmayı düşünüyor mu?

    Cuma Erçe: Bizim talebimiz laik, demokratik bir cumhuriyet talebidir. Onun dışında biz ayrıca bir bütçe talebimiz yoktur.

    “ALEVİLERE ÖZEL BÜTÇE AYIRIN DERDİMİZ YOK”

    Kültürel mirasın korunması veya inanç mekânlarının onarımı için bütçede yer ayrılmaması ne anlama geliyor sizce?

    Cuma Erçe-Aslında tarihine düşman bir ülke politikası, bir siyaseti güdülüyor. Yani yıllardır aslında tarihi kalıntıların korunması yerine tümünden ortadan kaldırılmasına göz yumuluyor. Hatta zaman zaman bu tarihi kalıntıları ortadan kaldıran projelere imza atılıyor. Barajlarda gördük nice tarihi eserlerin dünya çapında inanılmaz yere sahip olan tarihsel kalıntıların nasıl sular altında bırakıldığını gördük.

     Ayakta kalanları ise özellikle Alevilerin tarihinde çok önemli yer tutan dergâhlarımızın, ibadethanelerimizin, ziyaretgâhlarımızın bırakın korunmasını, onarılmasını, buraları neredeyse bir caminin parçası haline getirip buralara minareler diken, mescide çeviren yaklaşımlar görüyoruz.

    Ve bunun dışında da birçok dergahımızın kapısına Kültür Bakanlığı tabelalarının asıldığını görüyorsunuz. Bu öyle olunca da ayrı bir bütçenin anlamı kalmıyor. Çünkü ayrılan bütçede asimilasyon politikalarına hizmet edecek şekilde kullanılıyor.

    Dolayısıyla bunların toplamına bakıldığında bize sunulan rakamın çok çok daha üstünde dini vakıflara, cemaatlere, tarikatlara, onların camilerine, mescitlerine, onların Kur’an kurslarına korkunç paralarının aktarıldığını net bir şekilde görüyoruz. Biz bu paraların bir kısmını da cemevlerine, bir kısmını da bize verin demiyoruz. Böyle bir derdimiz yok. Biz söylediğimiz çok açık eşit yurttaşlıktan yanayız.

    Dilini kullanamayan, dili yasaklanmış haklar içinde eşit yurttaşlık diyoruz. Yani Kürdü içinde Alevi’si içinde Türk’ü içinde Müslüman içinde herkesi için eşit yurttaşlık diyoruz. Zaten eşit yurttaşlığa dayalı laik ve demokratik bir cumhuriyet olgusuyla biz bu sorunları çözeriz.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ DOSYALAR

    Ender İmrek: Bu bütçe açlık ve yoksulluğu derinleştirir!
    ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’
    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz

     

  • ‘Memlekete barış, demokrasi gelecekse kadınların bunda rolü çok büyük olacak’- VİDEO

    ‘Memlekete barış, demokrasi gelecekse kadınların bunda rolü çok büyük olacak’- VİDEO

    PİRHA- Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin, değerlendirmede bulunan Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, bu memlekete barış gelecekse bunun yolunun sadece Diyarbakır’dan, sadece Ankara’dan geçmeyeceğine dikkat çekerek, “Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Çünkü barış sadece bu ülkenin doğusuna ya da batısına gelmeyecek barış bu ülkenin her yerine gelecek ve buradan dünyaya yayılacak” diye belirtti.

    Abdullah Öcalan tarafından 27 Şubat’ta yapılan Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ardından taraflar arasındaki görüşmeler devam ediyor.

    PKK’nin 12 Mayıs’ta silahlı mücadeleyi sonlandırma kararını açıklaması ardından, demokratikleşme yolunda kamuoyunda bir beklenti oluşsa da hükümetten henüz bir adım gelmedi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, toplumun farklı kesimlerini dinlemeye devam etse de henüz demokratikleşme adına bir adım atılmadı.

    40 yıllık çatışmalı süreç ardından taraflar bir araya geldi ancak, sekiz aylık istişare döneminde ne Kürt sorunu ne de Alevi sorununa dair hükümetten bir yol haritası belirmedi

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz ile kadınların Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne ilişkin bakışını konuştuk.

    “BU BİR SOYKIRIMDIR”

    PİRHA – Savaşın etkisinin kadına yansıması nedir?

    Yaşanan her savaşta, her katliamda her soykırımda en çok canı yanan kesim kadınlar ve savunmasız çocuklardır. Tüm halklar için bunu söyleyebiliriz. Son günlerde, Suriye’de dünyanın gözünün önünde bir katliam yaşanıyor. Buna katliam demek çok hafif kalır; bu bir soykırımdır.

    Türkiye’de bunun örnekleri tabii ki yaşandı. Çorum, Maraş, Sivas ve çok yakın tarihte yaşanmış katliamlar var. Savaş dediğimizde hemen aklımıza ilk gelen katledilmekten öte duygularının bedenlerinin istismar edilmesi geliyor. Bugün Suriye’de maalesef bu yaşanıyor. Suriye’de gerçekten demokrasi inşa edilir gerçekten laik bir düzene geçilir ise buradaki masum halkların gördüğü zulüm son bulur.

    “KADIN HAREKETİ DAHA GÜÇLENDİ”

    -Yıllardır süren çatışmalı ortamın kadın mücadelesini nasıl etkiledi? Özelde Alevi kadınlar bu süreçte ne yaşadı?

    Hak ihlallerinin karşısında duruş sergileme noktasında baktığınızda kadınlar her zaman en öndedir ve en direnen yerdedir. En çok canı yanan, en çok istismara maruz kalan kadınlardır.

    Günümüzde kadınlar daha bilinçlendi ve kadın hareketi ciddi bir güç kazanmış durumda. Kadın hareketi dezavantajlı gruplarla genelde bir araya geliyor. Her STK’nin içerisinde mutlaka bir kadın yapılanması söz konusu. Daha büyük, daha devasa kurumlar kurmaya başlıyorlar.

    Kadın hareketinin son 5 yılda ben çok daha görünür, çok daha göze çarpan bir noktada olduğunu görebiliyorum. Özellikle ülkede yaşanan kadın cinayetleri, istismarlar, bunların hepsi aslında bizleri bir arada durmaya itiyor. Örneğin Suriye’de yaşanan katliamdaki kız kardeşlerimizin o insanlığa sığmayacak durumda kalmaları karşısında Samandağ’da binlerce kadın bir araya gelerek bir etkinlik ve yürüyüş yapması çok kıymetliydi, çok değerliydi. Bir bütün bakıldığında kadın hareketinin tüm STK’lere yön verecek kadının sesinin yükselişte olduğu bir süreçte olduğumuzu düşünüyorum.

    “KADINLAR YİNE BAYRAĞI EN ÖNDE TAŞIYACAK”

    -Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin kadınlara etkisi nasıl olacak?

    Kadınlar her zaman barışın tarafında ve barıştan yanadır. Annelerin gözyaşının akmadığı bir ülkede, ben inanıyorum ki, demokrasi ve özgürlük için kadınlar yine bayrağı en önde taşıyacak.

    Barışın taraflarına baktığınız zaman şunu çok net görebiliyorsunuz. Bütün kadınların tek istediği bir şey var; çocuklarımız ölmesin, kan dökülmesin, annelerin gözünden yaş akmasın. Yani bütün kadınların talebi bu. Dolayısıyla bu memlekete barış demokrasi gelecekse kesinlikle kadınların bunda emeği, rolü çok büyük olacak.

    “BARIŞ İÇİN YÜRÜMELİYİZ”

    -Alevi kadınlar bu süreci ne tür katkılar sağlayabilir? Buna ilişkin ne gibi önerileriniz olur?

    Demokratik kitle örgütlerine baktığınızda Alevi kadınları hep oradalar ve sürece sahip çıkmak adına zaten ellerinden geleni yapıyorlar.

    Kalbi soldan, sosyalizmden yana olan, atan, bu alanda emek eyleyen sadece Alevi kadınları değil, bu ülkenin barışı adına kim söz kuruyorsa başımızın tacıdır.

    Kadınlar barış adına gidip gerek Meclis önünde gerekse de külliyenin önünde bir oturma eylemi yapabilir. Çünkü göründüğü kadarıyla süreç biraz sanki gerilemeye başladı. Yani başladığı o ilk sürecin heyecanı kalmadı gibi. Sanki biraz komisyonlarla süreç uzatılıyor.

    BARIŞ SADECE BİR TARAFIN ÇOK İSTEKLİ OLMASI İLE SAĞLANAMAZ

    Bir tarafta süreci çok hevesli yapmaya çalışan ama bir tarafta ise süreci biraz ağırdan alıyor. Bunun önüne geçmek için kadınların, anaların bir el atması gerekiyor.

    Kadınların her alanda, her mecrada emek eyleyen kadınların bir araya gelmesi ve birlikte bir ses yükseltmesi, bir yürüyüş yapması, bir oturma eylemi yapması bir görüşme talep etmesi, bunlar çok önemli etkileşimler yaratır.

    DEM Parti’nin, Özgür Kadın Hareketi’nin çok başarılı işler yaptığını görmek mümkün. Özellikle Kürt hareketine, Kürt siyasetine, kadınların yön verdiği gibi bir gerçeklik var. Yani oradaki kadın meclislerinin çok iyi işler yaptığı, onların kurduğu sözün akabinde de parti politikalarının ilerlediğini görebiliyoruz.

    KÜRT HAREKETİNE KÜRT SİYASETİNE KADINLARIN YÖN VERİYORLAR

    Ben Kürt hareketini Kürt hareketi yapan kadınlardır diyorum. Bu konuda biraz iddialı bir cümle olabilir ama gerçekten dışarıdan gözlemlediğim bu. Dolayısıyla zaten bu işte de hani gözü yaşlı olan bir taraf o anneler. Bir çağrıyla bence tüm kadın yapıları bu sürece dahil edebilirler. Böyle bir barış yürüyüşünü metropollerden doğru yapmak bence ses getirir, güzel olur. Böyle bir çağrıda bulunulursa da seve seve bir kadın olarak, bir anne olarak en önde giderim.

    “BARIŞIN YOLU SADECE DİYARBAKIR’DAN ANKARA’DAN DEĞİL DERSİM’DEN HACI BEKTAŞ’TAN TOROSLARDAN KAZ DAĞLARINDAN GEÇER”

    Bu memlekete barış gelecekse, bu memlekete demokrasi gelecekse bunun yolu sadece Diyarbakır’dan, sadece Ankara’dan geçmez. Bunun yolu Dersim’den geçer, bunun yolu Hacıbektaş’tan geçer, bunun yolu Toroslardan geçer, bunun yolu Kaz Dağları’ndan geçer. Dolayısıyla bu ülkenin yedi bölgesinden herkesin bu işe emek vermesi lazım. Herkesin bu taşın altına elini koyması lazım. Çünkü bu barış sadece bu ülkenin doğusuna ya da batısına gelmeyecek barış bu ülkenin her yerine gelecek. Dilerim dünyaya da buradan yayılır.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İLGİLİ DOSYA

    ‘Alevi kadınlar barışın kurucu öznesi olmalıdır’
    ‘Kadınlar savaş sürecinden en çok etkilenen kesim, o yüzden barış sürecini kadınlar sahiplenmeli’
    Gazeteci Esra Çiftçi: Alevi kadınların hafızası ve sözü bu sürecin asli unsuru olmalı
    ‘Alevi kadınlar, Barış Süreci’ne çok güçlü bir şekilde destek olmalı’
    Ana Narin Gülçiçeği: Neden barış olmasın?
    ‘Demokratik toplum inşa edilirse devletin küçüldüğü, toplumun büyüdüğü bir süreç olacak’
    Nilgün Mete: Hepimizin ihtiyacı barış; bu nedenle herkese görev düşüyor
    Ana Yalıncakoğlu: Bu ülkede insanların haklarını gasp eden bir devlet sorunu var!
    Gülten Kaya: İyileşmenin yolunu açacak olan kadınlardır!
    Kara: Bu ülkede barış olmazsa ne huzur, ne güven, ne de adalet olur!

     

     

  • ABF Genel Başkanı Aslan: Aleviler barış istemiyor demek haksızlık ve hadsizliktir- VİDEO

    ABF Genel Başkanı Aslan: Aleviler barış istemiyor demek haksızlık ve hadsizliktir- VİDEO

    PİRHA- Alevi Bektaşi Federasyonu Genel başkanı Mustafa Aslan, bazı çevrelerin, “Aleviler, sosyalistler barış sürecini desteklemiyor” söyleminin  hadsizlik olduğunu vurgulayarak, “Alevi toplumu olarak onurlu ve toplumsal bir barıştan yanayız. Asıl  barışa karşı olanlar hukuku sopa olarak kullanıp, belediyelere kayyum atayan, belediye başkanlarını, gençleri, gazetecileri ve akademisyenleri gözaltına alıp tutuklayanlardır” dedi.

    Yazar Altan Tan ve iktidara yakın bazı isimlerin ‘Ali’siz Alevilerin ve sosyalistlerin Kürt sorununun başarıya ulaşmasını istemez’ gibi söylemlerle Alevileri ve sosyalistleri hedef haline getirmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, ‘Barış Süreci’ne dair konuştu.

    “BARIŞ SÜRECİ DENİLEN ABDULLAH ÖCALANIN OKUNAN MEKTUBUNDAN ÖTE BAŞKA BİR ŞEY YOK”

    Her ne kadar barıştan bahsedilse de barış sürecinin tam olarak olgunlaşmadığını belirten Aslan, “Evet bir görüşme trafiği var ve 2 gün önce de DEM parti İmralı heyeti Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşme yaptı. Görüşmenin detayları basına yansımadı. Bugüne kadar gerek İmralı ile yapılan görüşmeler gerek hükümet temsilcilerine yapılan görüşmeler gerek kamuoyuna yansıyan görüşmeler, Abdullah Öcalan’ın okunan metni dışında bir bilgiye sahip değiliz” dedi.

    “BİZ SİZİNLE BARIŞMAK İSTİYORUZ DEMEKLE BARIŞ OLMAZ”

    Alevilerin yaşadığı her toplumda barıştan yana olduğunun altını çizen Aslan, Türkiye’nin barışa ihtiyacı olduğunu ancak bunun onurlu ve toplumun tüm katmalarının sürece dahil edilerek sürdürülmesi gerektiğini ifade etti.

    “İKTİDARIN  DEĞİL KÜRT SİYASİ HAREKETİN BARIŞ TALEBİ OLDUKÇA SAMİMİ”

    Aslan, toplumsal sorunların çözülmesinin demokratik adımların atılmasıyla mümkün olacağını vurgulayarak şunları dile getirdi:

    “Görünenin iktidarın değil, Kürt siyasi hareketinin Kürt sorunun çözülmesinden yana olduğunun çok açık bir şekilde ortada duruyor. Evet bir tarafta bu ülkede Kürt sorununun çözülmesini, barış olmasını isteyen ve barış dilinden yana olduğunu söyleyen bir taraf var. Diğer tarafta ise hükümet ve hükümetin ortağı olanların diline ve uygulamalarına baktığımızda hiç de bir barış dili yok. Belediye başkanları görevden alınıp, gözaltına alınıyor, cezaevine atılıyor ve yerlerine kayyımlar atanıyor. Öğrenciler, gazeteciler, akademisyenler demokratik hakkını kullandığı için tutuklanıp cezaevlerine atılıyor. Bu ülkede sorunları demokratik anlamda dile getiren herkese hukuku sopa olarak gösteren iktidarla karşı karşıyayız.

    Eğer hükümet barıştan yana ise önce bu ülkedeki hukuksuzluğu ortadan kaldırıp demokratik bir zemin hazırlar. Maalesef hükümet demokratik bir tutum içeresinde olmadığı açık. Pratikte anti demokratik uygulamaları gösteriyor ki, iktidar bu süreçte samimi değil.”

    “ALEVİLER BARIŞ İSTEMİYOR DEMEK HAKSIZLIK VE HADSİZLİKTİR”

    Alevilerin bu ülkede her zaman yok sayıldığını ifade eden Aslan, “Aleviler eşit yurttaşlık talebini yaklaşık 35 yıldır örgütlü bir şekilde dile getiren, kimlik mücadelesi veren, her fırsattan laik, demokratik bir Türkiye’den yana olduğunu söylüyor. Türkiye’nin tüm halklarıyla, inançlarıyla çok dilli, çok kültürlü bir ülke olduğunu, bunun bu şekilde kabul edilmesi gerektiğini ifade eden bir toplum kesimidir. Alevilere barıştan yana değiller barışı istemiyorlar demek haksızlık ve hadsizliktir. İktidar kendi zihinlerinin içindeki barışa karşı duruşu başka toplumsal kesime mal ediyor. Burada söyleyeceğimiz bir şey var o da haddinizi bilin” şeklinde ifade etti.

    Alevi toplumu sadece Türkiye’de değil, yaşadığı her coğrafyada barıştan yana olduğunu belirten Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Arslan, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Aleviler her zaman barıştan ve demokrasiden yana olmuş, bulunduğu her coğrafyanın tüm halklarıyla, inançlarıyla birlikte yaşamı savunmuştur. Hiç kimseye değiştirip dönüştürmek kendine benzetme diye bir derdi olmamıştır. O yüzden bu söylem sadece gündemi değiştirmek, bu söylem sadece kendi zihinlerini arkasındaki barışa dair samimiyetsizliğinin dışa vurulduğunda bahaneler üretmektir. Bu hadsizlikten başka bir şey değil.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Seher Yılmaz: Aleviler ve Kürtler, seçimlerde üzerine düşeni fazlasıyla yaptı-VİDEO

    Seher Yılmaz: Aleviler ve Kürtler, seçimlerde üzerine düşeni fazlasıyla yaptı-VİDEO

    PİRHA- 31 Mart Yerel Seçim sonuçlarının Aleviler açısından önemli olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, “23 yıl süren zulüm saltanatının” son bulduğunu belirtti. Yılmaz, “Aleviler ve Kürtler, Cumhurbaşkanlığı ve Yerel Seçimlerde üzerlerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi” diye konuştu.

    31 Mart Yerel Seçim sonuçlarına ilişkin Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, PİRHA’ya konuştu.

    Seher Şengüllü Yılmaz, ilk olarak 2014 Yerel seçimlerinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel tarafından yapılmak istenen 7 projeye değindi. Projelerden birinin cemevi inşa etmek olduğunu hatırlatan Yılmaz, proje inşaatının, göreve yeni başlayan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhuttin Böcek tarafından iptal edildiğini belirtti. Yılmaz, “Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Böcek’e, Altınova ve Kepez’de yapımına başlanıp yarım bırakılan cemevleri ile ilgili kendisine bir kırgınlığımızın olduğunu her platformda dile getirmememize rağmen belediye başkanı bu tavrından da hiçbir şekilde geri adım atmadı. Bizde, bu yüzyılda Alevilere bu yapılan bir zulümdür, bunu kabul etmemiz mümkün değildir dedik” şeklinde ifade etti.

    “KILIÇDAROĞLU İLE HİÇBİR KAZANIM OLMADI”

    Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Aleviler için çok hassas bir süreç gelişmeye başladığını vurgulayan Yılmaz, “Kemal Kılıçdaroğlu’nun inancından dolayı parti içerisinde birtakım saygısızlıklara maruz kalması, Alevi toplumunu çok incitti. Bunun duygusal bir kopuş yaşatacağını ve bir refleks, toplumsal bir hassasiyet oluşturduğunu her yerde dile getirdik” dedi. Yılmaz, “100 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk defa ana muhalefet partisinin başında Kureyşan Ocağından birinin olması Aleviler açısından gurur verici bir gelişmeydi. Kemal beyin partide bu konumda olması Alevilere ne kadar fayda sağladı bu tamamen tartışılır bir konu. Hiçbir kazanım olmadı, sadece bizi manevi anlamda mutlu ediyordu” diye belirtti.

    “CHP’DE GENÇ VE KADIN ÇOĞUNLUĞU ARTTI”

    Seçimlerin kazanılmasındaki en önemli faktörün, yaşanan ekonomik kriz olduğunu belirten Yılmaz, “Derin bir yoksulluk söz konusu. Hak, hukuk, adalet hiçbir şekilde kalmamış durumda. Ayrıca CHP değişim vadiyle gençleşerek, kadınlaşarak bu seçimlere girdi, bunun da ciddi etkisi olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Alevilerin, Kürtlerin, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde olduğu gibi 31 Mart Yerel Seçimlerinde de üzerine düşeni fazlasıyla yaptığını belirten Yılmaz, “Gerçekten ülkenin geldiği son durum mücadele edilemez bir hal almış durumdaydı. Bu seçimleri o yüzden çok önemsiyorduk. Ne olursa olsun 22 yıllık bir zulüm saltanatının son bulması herkesi mutlu etti” dedi.

    “ALEVİLER VE KÜRTLER ÜZERİNE DÜŞENİ FAZLASIYLA YAPTI”

    AKP İktidarının, dini ve muhafazakâr kesimi kullandığını vurgulayan Yılmaz, “Din kullanılarak aslında tamamen inançsız bir toplum yaratıldı. En tutucu muhafazakâr ailelerin çocukları bile ateist olmayı artık tercih ediyor” diye ifade etti. Yılmaz, ülkede bir tür “sosyal çürümenin” yaşandığını söyleyerek şu değerlendirmeyi yaptı:

    “İnsanların ateist olması sosyal çürümenin bir etkisi. Muhafazakarlık, dinin ağır etkisi ufak ufak son bulsa da şu anda çok ciddi anlamda milliyetçilik revaçta. Ancak hak mücadelesi Alevilerin genlerinde mevcut. Özellikle Cumhuriyet tarihine baktığımızda toplumsal katliamların yaşanmasından sonra, hak mücadelelerinde, sokak eylemlerinde, sendikal ve sosyal alanlarda her yerde bizim toplumu görürsünüz. Gezi’de katledilen çocukların hepsi bizim inancımızdan çocuklardır. Hiçbir zaman bu memlekette doğrunun, haklının yanında olmaktan vazgeçemediğimiz için bu tür eylemlerde hep en ön saflardayız. Sol, sosyalist, sosyal demokrat partilere bakarsanız en çok buralarda siyaset yapan, örgütlenen, sokaklarda bayrak asan, ev ev gezen Alevilerdir. Sendikalara, STK’lara, odalara gidin bakın, hep Alevilerdir. Aleviler bu ülkenin aydınlık yüzüdür.

    “LAİKLİK VE DEMOKRASİ SADECE ALEVİLERİN SORUNU DEĞİL”

    ‘Laikliğin, cumhuriyetin sigortası, temel taşı Alevilerdir’ demeyi doğru bulmuyorum. Biz kimsenin sigortası, temel taşı falan olmak istemiyoruz. Laiklik ya da demokrasi sadece Aleviler için gerekli bir şey değil, bu memleket için gerekli olan bir şey. Bu sigorta meselesini toplumun geneline yaymak lazım diye düşünüyorum. Aleviler her zaman haktan, hakkaniyetten, adaletten yanadır. Aleviler her zaman dik duruşludur, biat etmez, boyun eğmez, doğrunun yanında olur.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • AKD Genel Başkanı Yılmaz: Kadın ve gençlik meclisleri oluşturacağız-VİDEO

    AKD Genel Başkanı Yılmaz: Kadın ve gençlik meclisleri oluşturacağız-VİDEO

    PİRHA- Şu anki mevcut yönetimlerinde 5 kadınının olduğunu belirten Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz, “Önümüzdeki  seçimlerde 21 kişilik MYK listelerinde en az 10  kadının  yer alacağını ifade ederek, 23 -24 yaşlarında gençlerden oluşan  meclis tarzı bir örgütlenme oluşumuna gideceğiz dedi. Yılmaz, Alevi toplumunun taleplerinin siyasi olduğu için sonuna kadar siyaset yapacaklarını da ekledi. 

    Yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı 16 Nisan 2023 tarihinde Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanlığı’ndan istifa eden İsmet Kurt’un yerine oy birliği ile örgütün Genel Başkan Yardımcısı, Kepez Şube Başkanı Seher Şengünlü Yılmaz getirilmişti.

    9 Ekim 2023 tarihinde Ankara Nazım Kültür Merkezi’nde yapılan 8’inci olağanüstü genel kurulunda tek listeyle gidilen kongrede Seher Şengüllü Yılmaz Genel Başkan seçildi.

    Alevi Kültür Dernekleri Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, kongreyi ve kongre sonrası yapacakları çalışmaları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “KADIN VE GENÇLİK YAPILANMALARINI MECLİSLERE DÖNÜŞTÜRECEĞİZ”

    Yılmaz, “Kadın ve gençlik yapılanmalarını Alevi Kültür Dernekleri(AKD) olarak meclislere çevirip burada da yetki alanlarını daha da genişletmek istiyoruz. Özellikle önümüzdeki 5 ve 10 yıl içerisinde bu kurumların kapısından içeri girecek genç ve kadın bulunamayacağını şu anda öngörebiliyorum” dedi.

    Yeni seçilmiş olan 21 kişilik yönetimlerinde 15-16 kadının yönetimde olmasını arzuladıklarını ifade eden Yılmaz, “Hareket içerisinde kadın canlarımızın, bacılarımızın yönetimde çok fazla ve etkin görev almamasından dolayı temsiliyet noktasında aday bulmakta çok zorlandık” diye belirtti.

    Şu andaki mevcut yönetimlerinde 5 kadınının olduğunu belirten Yılmaz, “İsterdim ki çok daha fazla olsun. Önümüzdeki dönemlerde bu işin önünü açmak adına kadın ve gençlik meclislerinden kadrolar yetiştirmek zorundayız. ADK olarak ilk hedefimiz kesinlikle bu olacak” dedi.

    DAHA FAZLA KADIN VE GENÇLERİ ÖRGÜTLEMEK İÇİN ÇABA HARCAYACAĞIZ

    İleriki dönemlerde yapılacak seçimlerde listelerinde en az 10 -15 kadın yer alacağı ve 23 -24 yaşlarında gençlerin olacağı bir kadro oluşumuna gideceklerini aktaran Yılmaz, “Bunu da yapmayı çok istiyorum ve yapacağım. Benim örgütümün buna çok hazır olduğunu, seçildiğimiz bu listeden bu genel kuruldan da görmüş oluyoruz. Kadın, ev, gençlik meclisi, kurum yapılanmasında resmi bir organ olmadığı için, biz bunu daha demokratik bir hale getirmek istiyoruz” şeklinde ifade etti.

    “GÖREVDEN ALMA VEYA ATAMALAR SALT ÇOĞUNLUK KARARIYLA OLACAK

    Yönetimlerde görevden alma ve atamalarla ilgili de bilgi veren Yılmaz, şunları kaydetti:

    “Bir kurumun genel başkanı veya herhangi biri, herhangi bir yöneticisi senin kaşını gözünü beğenmedim diye bazı yapıları lağvedebiliyor. Bunun önüne geçmek adına demokratik karar alacağız. 21 kişiden oluşan mevcut yönetimin % 60’nın salt çoğunluğunun onayıyla, disiplin suçlarını gerektirmeyen durumlarda kimse kafasına göre bu insanları görevden alamayacaklar” diye belirtti. Bunun adımlarını kesinlikle atıp bu taşları öreceğiz. Kurumsallaşmak adına bir disiplin süreci mutlaka işitilmeli. Disiplinin olmadığı hiçbir yerde başarılı olunmaz. Alevi edep erkânına uymayan, disiplin gerektiren davranış ve hallerde salt çoğunluğun kararıyla diyoruz. Bir veya iki genel başkanın vereceği bir karar değildir.”

    “DİSİPLİN SUÇU İŞLEYEN CANLARA YÖNELİK ANA VE DEDE DİVANINA ALINMASI YAKLAŞIMI İÇİNDEYİZ” 

    Kurumların içerisinde tartışılan konulardan bir tanesinin de ihraçlar konusu olduğunu belirten Yılmaz, “Vatandaş ihraç edilir, iç hukuk kuralları gereği genel kurullara gelir. İhraç edilen kişiyi o mahallede yaşayan insanlar tanır ama Türkiye’nin 81 ilinden gelen delegasyon bu kişiyi ve hangi suçu işlediğini bilmez, oradaki konuşmalar neticesinde bir karar verilir. Yol eri olduğumuz, bir inanç işi yaptığımız için bir esnetme payı bırakabilir miyiz? Disiplin tamamlandıktan sonra ihraç gerçekleşmeden önce acaba bir dara mı alınsa, analar, dedeler divanına mı çıksa, diye bir yaklaşımımız var. Tabii bunları süreç içerisinde oturup tartışacağız ve örgütümüzle birlikte karar vereceğiz” dedi.

    “VERİLEN HER KARARDA ÖRGÜTÜN İRADESİ ESSAS ALINACAK”

    Örgütün iradesinin olmadığı hiçbir işte olmayacaklarını belirten Yılmaz, “Biz gönüllük esasına, rızalık esasına dayalı bir iş yapıyoruz. Haliyle de örgütün genel eğiliminin olduğu işleri yapma taraftarıyım. Özellikle hassas kararları verirken mutlaka örgüt iradesini göz önüne alacağız” şeklinde ifade etti.

    “KONGRELERİMİZİ RIZALIK ESSASINA GÖRE GERÇEKLEŞTİREBİLİRİZ”

    Alevi kurumlarının kongrelerinin rızalık esasına göre yapılabileceğini de belirten Yılmaz, “Pratikte aslında yapılması zor bir iş değil. Ama bir yönetim kadrosu oluştururken de bu işi en iyi şekilde yapacak, bir üste taşıyacak insanlar bulmamız lazım. Yönetim listesi oluşturuyorsunuz, tüm örgütü geziyorsunuz bir bilim adamınız yok, bir kamu görevi yapmış bürokratınız yok, bir avukat bulmakta zorlanıyorsunuz, doktor bulmakta zorlanıyorsunuz. Eğitimli kadrolar gelip bu kurumların içerisinde görev almak istemiyorlar. İstememe nedenleri ise buralarda çok kolay insan öğütüyoruz” diye belirtti.

     “TALEPLERİMİZ SİYASİDİR, SONUNA KADAR SİYASET YAPACAĞIZ

    Siyasetin Alevi kurumları için bir gereklilik, aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu belirten Yılmaz, şöyle devam etti:

    “Siyaset bizim için çok büyük bir gereklilik, buna hiçbir İtirazım yok. Beni arayıp soruyorlar siyaset yapacak mısınız? Sonuna kadar yapacağım, diyorum. Elbette siyaset yapacağız. Çünkü bizim bütün taleplerimiz siyasi taleplerdir. Biz siyaset yapmazsak hiçbir şey elde edemeyiz. Bu siyaseti bireysel mi yapacağım? Tabii ki hayır. Kendime mi yapacağım? Tabi ki hayır. Örgütüme, toplumuma yapacağım. Yöneticilerin buralarda, bu koltuklara oturmalarının nedeni toplumlara öncülük etmek, onlara yol haritası belirlemektir. Onlarla birlikte liderlik yapmaktır.”

    “KONGREMİZİN MÜSAHİP KURUMLARIMIZA ÖRNEK OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

    Kongrede tek liste ile seçime gittiklerini belirten Yılmaz, “Tek liste etrafında toplanmışız ne kadar güzel bir irade çıktı ortaya. Güçlü bir genel kurul yaptık, çok güçlü bir liste çıktı. Bunu çok önemsiyorum. Bunun da tüm Alevi hareketi içerisinde emek eyleyen musahip kurumlarımıza örnek olacağına ve öncülük edeceğine gerçekten inanıyorum. Aldığım tüm tepkiler tüm öz eleştiriler bu yönde. Herkes, ‘bravo hem bir kadın, genel başkan, hem de tek liste ile seçime gidilmesi Alevi hareketinde hiç görülmemiş bir şey’ diyor. Demek ki yapılabiliyormuş. Birbirimize saygısızca yaklaşmazsak, sevgi dilini, barış dilini kullanırsak içinden çıkamayacağımız hiçbir durum olamaz diye düşünüyorum” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • AKD Genel Başkanı Yılmaz: Gözaltılar, baskılar Alevi toplumunu sindiremez-VİDEO

    AKD Genel Başkanı Yılmaz: Gözaltılar, baskılar Alevi toplumunu sindiremez-VİDEO

    PİRHA-Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, son günlerde Alevi kurum başkan ve yöneticilerinin gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Yılmaz, “Biz Pir Sultan Abdal’ın direnciyle, Hallacı Mansur’un inancıyla yol alan insanlarız. Bizi böyle gözaltına almalarla, ters kelepçe takmalarla, haksız hukuksuz hapse atmalarla yıldırabileceklerini zannetmesinler ”dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube/Zeynep Yıldırım Cemevi Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in 27 Eylül’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasını izleyen Alevi kurumlarıın yöneticilerine ters kelepçe takılarak gözaltına alınmalarına, sonrasında ise PSAKD üyesi Halil Aksu ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan’ın evleri basılarak gözaltına alınmalarına tepkiler sürüyor.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Seher Şengüllü Yılmaz, Alevi kurum temsilcilerine yönelik yapılan gözaltıları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BİZ ALEVİLER ADALETE  EN AÇ ADALETE EN SUSAMIŞ BİR TOPLUMUZ”

    ÇEDES projesinin İzmir’de yapılan mitingde protesto edilmesinin akabinde gözaltıların artığını belirten Yılmaz, “Arkadaşlarımız, yoldaşlarımız İstanbul’da hukuksuz şekilde gözaltına alındı. Alevi toplumu bu resmin bütününü görebilir, okuyabilir” dedi.

    Alevi toplumunun yüzyıllardır bu ülkede katliamları yaşayan bir toplum olduğunu söyleyen Yılmaz, “Hak, hukuk, adalet aslında bir siyasi partinin değil, Alevi toplumunun yüzyıllardır haykırdığı bir slogandır. Biz adalete en aç, en çok susamış bir toplumuz” diye ifade etti.

    “MADIMAK KATLİAMI’NIN ZAMAN AŞIMINA UĞRATILMASI BEKLENEN BİR DURUMDU”

    Madımak Katliamı’nın zaman aşımına uğratılmasını “Şaşırtmadılar” diye değerlendiren Yılmaz, “Zaman aşımı beklediğimiz bir şeydi ve yıllardır dillendiriyorduk. 30 yılını doldurduğunda zaman aşımına gidecekti diyorduk. O gün mahkeme salonunda da bize bir tiyatro oynandı. Madımak Katliamı’nın zaman aşımına uğramasından dolayı bir kere daha gördük ki biz adalete ve hukukla her zaman aç ve susuz bırakılacağız” şeklinde konuştu.

    “İNSANLARI YAKANLAR BIRAKILIYOR, ADALET YOK DİYENLER TERS KELEPÇEYLE GÖZALTINA ALINIYOR”

    Alevi yöneticilerin ters kelepçeyle gözaltına alınmalarının, evlerinin basılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Yılmaz, şunları ifade etti:

    “Mahkemeye katılmış, dışarıda da bir mikrofona iki kelam bir şey söyleyecek insanları ters kelepçe yapıp gözaltına almanın anlamı nedir. Ne yaptı bu insanlar? İnsanlık suçu mu işlediler? Bunlar 33 insan mı yaktı, ne yaptılar da siz bu insanları tutukluyorsunuz. Ne yaptı bu insanlar birini mi öldürdüler? Birini mi yaktılar? Birinin hakkına mı girdiler, ne yaptılar?”

    Gözaltıların Alevi toplumunu sindiremeyeceğini söyleyen Yılmaz, “Ne yaptınız şimdi bize gözdağı mı verdiniz? Bundan mı korkacağız? Bu inanç ve bu inancın beslediği tüm yapılar bunun bedellerini ödeyerek bugünlere geldiler. Bu toplum bedeli ödemekten hiçbir zaman korkmadı ki. Bizi korkutup sindirip bir tarafa atabileceklerini düşünmesinler” diye vurguladı.

    Pir Sultan Abdal’ın direnci, Hallacı Mansur’un inancıyla yol aldıklarını ifade eden Seher Şengüllü Yılmaz, “Bizi böyle gözaltına almalarla, ters kelepçe takmalarla, haksız hukuksuz hapse atmalarla yıldırabileceklerini zannetmesinler” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Devrimci Parti Başkanı Öneren göçükten çıkarıldı, kızı hala aranıyor

    Devrimci Parti Başkanı Öneren göçükten çıkarıldı, kızı hala aranıyor

    PİRHA- Hatay Antakya’da yıkılan bir binanın enkazında kalan Devrimci Parti Genel Başkanı Elif Torun Öneren enkazdan çıkarıldığı açıklandı. Öneren’in kızına ulaşmak için ise çalışmalar devam ediyor.

    Maraş’ta art arda yaşanan depremlerde bu kentlerle birlikte yıkıma uğrayan Hatay’da bina göçüklerinde kalanları kurtarma çalışmaları sürüyor.

    Birleşik Devrimci Parti yaptığı açıklamada Antakya ilçesinde göçük altında kalan Genel Başkanları Elif Torun Öneren’in göçükten çıkarıldığını duyurdu. Öneren’in sağlık durumuna dair bir açıklama yapılmazken kızı Eylem Aydın’ı arama faaliyetleri ise devam ediyor.

    Resmi hesaplarından açıklama yapan Birleşik Devrimci Parti, “Az önce Genel Başkanımız Elif Torun Öneren enkaz altından çıkarıldı. Kızı Eylem Aydın’ı kurtarma çalışmaları devam ediyor. Bölgede yüzlerce insan halen enkaz altında” paylaşımında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Zorunlu din dersi kaldırılıp seçmeli yapılmalı; AİHM kararları uygulanmalı’-VİDEO

    ‘Zorunlu din dersi kaldırılıp seçmeli yapılmalı; AİHM kararları uygulanmalı’-VİDEO

    PİRHA- AKD Genel Başkanı İsmet Kurt, zorunlu din derslerine karşı verilen hukuksal mücadelenin sonuçlarının bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğinin altı çizdi. Kurt, ne yaparlarsa yapsınlar Alevi toplumunun bütün zulme, katliamlara zorunlu göçlere rağmen hiçbir zaman asimile olmayacağını söyledi.

    Türkiye’de din dersi, 1928’den 1940’ların sonuna kadar müfredata dahil edilmemiş, sonrasında ise seçmeli bir ders olarak öğrencilere sunulmuştu. Ancak 12 Eylül Darbesi’nden sonra zorunlu hale getirilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersine, 2012’den itibaren “Kur’an-ı Kerim”, “Hz. Muhammed’in Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” seçmeli dersleri de ilave edildi.

    Din derslerinin içeriğinin Sünni İslam ağırlıklı olması sonucu uzun yıllar boyunca toplumun farklı kesimlerinden itirazlar yükseldi. Söz konusu ders içerikleri yerel ve uluslararası mahkemelerce de yasalara aykırı bulundu. Fakat Millî Eğitim Bakanlığı, din derslerinin tek bir dine yönelen ders olmadığını savunsa da Aleviler, bir bütün olarak din derslerinin müfredattan kaldırılması yönündeki talebini sürdürüyor.

    ALEVİLER AİHM KARARLARININ UYGULANMASINI BEKLİYOR

    Aileler, çocuklarının din dersinden muaf tutulması ya da söz konusu derslerin tümden kaldırılması yönünde defalarca kez mahkemeye başvurdu. Zorunlu din dersi dayatmasının hukuksuz olduğu yönünde mücadele veren eğitim sendikaları da birçok kez adliyelerin kapısını çaldı. Nihai karar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından, 2014 yılında çıktı.

    AİHM, Türkiye hükûmetinden “Zaman geçirmeden öğrencilerin zorunlu din ve ahlak kültürü derslerinden muaf tutulmalarını da sağlayacak yeni bir sisteme geçmesini” belirterek, zorunlu din dersine karşı olmamakla birlikte, din dersinin içeriğini göz önünde bulundurarak zorunlu bir biçimde verilemeyeceğine hükmetti. Ancak mahkeme kararları tanınmadı, din eğitimi daha da yoğun bir şekilde öğrencilere dayatıldı.

    Aleviler, zorunlu din derslerinin kaldırılması için yıllardır mücadele ediyor. Ulusal ve uluslararası mahkemelerde alınmış kararlar olmasına rağmen neden bu kararlar uygulanmıyor?
    İktidarın kararları uygulamak yerine din derslerini arttırması öğrencilerin gelişiminde ne tür etkiler yaratıyor?
    Alevi kurumları zorunlu din derslerinin kaldırılması için ne yapıyor, ne yapmalı? gibi soruları yazar, akademisyen, aktivist ve Alevi kurum temsilcilerine sorduk.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt zorunlu din derslerine dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “ZORUNLU DİN DERSİ KALDIRILIP SEÇMELİ OLMALI”

    PİRHA: Zorunlu din dersinin eğitimdeki yeri nedir? Öğrenciler üzerinde ne tür bir etkisi oluyor?

    İSMET KURT: Alevi kurumlarının ciddi çalışmaları olmuştur ve hala da devam ediyor. Zorunlu din dersi kaldırılıp seçmeli olması lazım. Yani bir müfredat adı altında yalnızca Sünni Hanefi inancına dayalı bir eğitim bu çağda çok yanlış olan bir sistem.

    Bugün Türkiye’deki hem ilköğretim hem de liselerde farklı inançlardan çocuklarımız var. Çocuklarımızın ana teması eğitim. Yani eğitim üzerinden hayatını ileriki süreçlerde hem idame ettirme anlamında hem de topluma faydalı olma anlamında. Bunlar fiziktir, matematiktir İngilizcedir. Bir insanın kendisini her noktada geliştirmiş olması gerekirken, din dersi ağırlıklı bir eğitim veriliyor. Zorunlu din dersi bir an önce seçmeli din dersi olmalı ve müfredatta bir düzenleme yapılmalı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK TEMELİNDE BİR ANAYASA ACİLEN YAŞAMA GEÇİRİLMELİ”

    -Darbeciler tarafından anayasaya konan ve hala yürürlükte olan ‘zorunlu din dersi’ kanununa neden dokunulmuyor?

    Siyasetin ikbal ve istikbali için yani oy kaybına sebep olmaması için herkes kendi kurduğu sistem içerisinde seçmen tabanını elinde tutabilmesi için herhalde bu konuya fazla girmek istemiyorlar. Ama girilmesi lazım. Aslında eşit yurttaşlık anlamında herkese eşit mesafedeki bir anayasanın acilen bu ülkede yaşama geçirilmesi lazım.

    -İktidar var olan yargı kararlarını neden uygulamıyor? Tam tersi eğitimdeki dini içerikli derslerin sayısını artıyor. Bu ısrarı neye bağlıyorsunuz?

    Mevcut iktidar biliyorsunuz muhafazakâr canlarımızın oylarıyla ilk başta yola çıktı daha sonra “dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz” dedi. Ne yazık ki Anadolu imam hatip liseleri adı altında binlerce okul açıldı.
    Biz inancı orta yere koyalım derken birçok değerlerimizi de kaybediyoruz. Biz Anadolu coğrafyasında anaerkil toplumdan gelenler olarak, bugün ataerkil topluma dönüşmüşüz. Daha çok erkeğin ön planda tutulduğu kadının geri plana itilmeye çalışıldığı bir toplum. Biz buna karşıyız. Hep berber olalım, merkezimize insanı koyalım ve insan odaklı bir şeyler yapmaya çalışalım. O zaman bu ülke daha farklı noktalara gider diye düşünüyorum.

    “MUHALEFET İNSANI MERKEZİNE ALAN BİR ANAYASAYI BİR AN ÖNCE OLUŞTURULMALI”

    Muhalefetin de büyük çoğunluğu neden darbenin ürünü olan maddenin kaldırılması için bir şey yapmıyor?

    Siyasetçinin en büyük kaynağı oy’dur. Ben bunu doğal karşılıyorum ama siyasetin böyle yapılmaması lazım. Özellikle de siyaset iki şey üzerinden yapılmamalı. Biri din, biri dil. Bu iki terim üzerinden siyaset üretilirse tıkanma noktasına gelir. Bugün de tıkanma noktasında. Bu bakış açısı ülkeye çok değer katmaz. Siyasi arkadaşlarımız, siyaseti yaptıkları yerde hangi parti olursa olsun ortak noktada buluşmaları lazım. Yani muhalefet bu iki tema üzerinden yürümemeli.

    Bir an önce muhalefetin de bu konularla ilgili hep beraber herkesin de içinde olduğu bütün hakların eşit anlamda tutulduğu, evrensel bir veriye dayalı bütün haklarıyla, maddeleri ile insanı merkezine alan bir anayasanın bir an önce oluşturulması lazım. Alevilere de burada büyük görevler düşüyor.

    Tabii ki Alevilerin birçok sorunları var. Eşit yurttaşlık anlamında, zorunlu din dersleri anlamında, cemevlerinin yasal statüye kavuşması anlamında bizim dergahlarımızın tekrar sahiplerine Alevilere verilmesi anlamında birçok sorunumuz var. AİHM’nin aldığı kararlar var, yargının verdiği kararlar var. Nedense bunlar bir türlü yürürlüğe girmiyor. Cumhurbaşkanı seçim sürecinde, 100 günlük eylem içerisinde cemevlerinin yasal statüsüne kavuşturacağız demişti halen bekliyoruz. Alevi toplumu sabırlı bir toplum neticede bekler ve bu soruların da çözüleceğine inanıyorum, çözülecek. Bizler ise bu sorunların çözülmesi anlamında dün hak taleplerimizi söyledik, bugün söylüyoruz, bundan sonra da söyleyeceğiz. Alevi kurum kuruluşları, Alevi pirleri, mürşitleri, dedeleri, anaları olarak her zaman söylemlerimizin arkasında olacağız.

    “BİR AN ÖNCE AİHM’NİN VERDİĞİ KARAR, YARGININ ALDIĞI KARARLAR HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    Alevi kurumları ve yurttaşlar uzun yıllardır hem meşru hem de hukuki mücadele yürütüyor. Bu mücadelenin sonuç alması için neler yapılmalı?

    Bir an önce AİHM’nin verdiği karar, yargının (Yargıtay-Danıştay) aldığı kararın hayata geçirmesi lazım. Bizler yaklaşık bu coğrafyada 30 yıllık mücadelemiz var, bu mücadeleyi bırakmayacağız. Alevilerin hak talebi konusunda da elimizden geleni yapacağız. Kanunen hakların tanınması lazım. Biz de bu doğrultuda çalışmaya devam edeceğiz.

    “BİRİLERİNİ KENDİMİZE BENZETMEYE ÇALIŞMIYORUZ BİRİLERİ DE BİZLERİ KENDİSİNE BENZETMESİN”

    Alevi kurumları asimilasyona, eğitim müfredatına karşı nasıl bir yol izlemeli?

    Tabii asimilasyon önce insanın kendisinde başlar, bu bir gerçek. Kimse kimseyi zorla asimile edemez. Alevi toplumu bütün zulme, katliamlara zorunlu göçlere rağmen hiçbir zaman asimile olmamıştır, kendini asimile etmemiştir. Asimilasyona karşı duruşumuz nettir. Hiçbir şekilde ne olursa olsun eğer asimilasyon konusunda bir yerde bir sıkıntı varsa eş zamanlı ve aynı noktada bütün Alevi kurum genel başkanları, şube başkanları oradayız, buna izin vermeyeceğiz.

    Her çiçek kendi bahçesinde güzeldir ve o çiçekler bir bahçeye geldiği zaman rengarenk olur. Orada daha güzel bir ahenk ortaya çıkar. Birilerini kendimize benzetmeye çalışmıyoruz, birileri de bizleri kendisine benzetmesin. Birileri bizim toplumumuzun değerleriyle oynamasın, değerlerimize karışmasın.

    Cebrail ARSLAN-Diren KESER/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Türk-İslam’ sentezine dayalı anlayışın hedefi çocuklar’
    2-‘Zorunlu din dersine karşı geniş bir birliktelik şart’
    3-‘Zorunlu din derslerine karşı mücadeleyi Aleviler ördü’
    4-‘Zorunlu din dersi bilim dışıdır, kaldırılmalıdır’
    5- ‘Aleviler din derslerinin kaldırılması için hak arama çıtasını yükseltmelidir’
    6-‘Zorunlu din derslerinin AİHM’nin onaylamayacağı nitelikte olduğunu tespit ettik’
    7-‘Zorunlu din dersi sadece Alevilerin sorunu olmamalı’

     

     

     

  • Bozgeyik: 10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu kişiydi-VİDEO

    Bozgeyik: 10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu kişiydi-VİDEO

    PİRHA-KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik; “10 Ekim Gar Katliamında, Adem Aslanoğlu alandan sorumlu olan görevliydi. Bu kişinin başvurusu İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kabul edilmez” diyerek sürecin takipçisi olacaklarını belirtti.

    Haberin videosu;

    Kamu Emekçileri Konfedarasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, Ankara gar katliamının sorumlularından, Ankara Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü olarak görev yapan Adem Aslanoğlu’nun, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından İETT Güvenlik Şube Müdürü olarak atanması hakkında tepkilerini dile getirdi.

     Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik süreci yakından takip ettiğini ifade ederek, şunları söyledi;

    TOPLUMSAL VİCDANI ZEDELEYEN BİR DURUM

    Katliamla ilgili İçişleri Bakanlığı’nın yayınlamış olduğu raporda, Adem Aslanoğlu’nun sorumluluğu somut olarak ifade edilmiş ve katliam öncesi miting alanında alınması gereken önlemleri almamış olması sebebi ile hakkında soruşturma açılması gerektiği, bizzat İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından ifade edilmiştir. Katliamda adı geçen kişinin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin herhangi bir kurumunda görev yapacak olmasını biz kabul edemeyeceğimizi, bu durumun toplum vicdanını zedelediğini vurgulamak istiyorum. Katliama ilişkin bildirilen ve adı geçen kamu görevlilerinin toplum vicdanı adına ceza almamalarını KESK olarak, emek, meslek örgütleri, demokrasi güçleri ve bu katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin talepleri ile sürekli gündemleştiriyoruz. Tüm çabalarımıza rağmen, 10 Ekim’den bugüne bu kişilerin yargı önüne çıkartılmaması, Türkiye’deki hukukun da gelmiş olduğu noktayı gösteriyor. Ancak bildiğiniz gibi; mahkeme maalesef bu katliama neden olan kamu görevlerinin yargılanması ile ilgili soruşturma izni vermemiştir. Katliam sorumlusu kamu görevlileri, devam eden bu mahkemede yargı önüne çıkartılamamıştır.”

    103 İNSANIMZ BU KATLİAMDA YAŞAMINI YİTİRDİ

    10 Ekim 2015 yılında, Orta Doğu’da ülkemizde çok yoğun çatışmaların yaşandığı, tüm toplumsal muhalif kesimler üzerinde olduğu gibi kamu emekçileri üzerinde de çok yoğun baskıların, göz altıların, tutuklamaların ve konfederasyonumuza yönelik itibarsızlaştırma marjinalleştirmeye yönelik girişimlerin olduğu bir dönemdi. O dönemde Türkiye’deki emek demokrasi güçleri, meslek örgütleri öncülüğünde düzenlemiş olduğumuz 10 Ekim Ankara Demokrasi ve Barış Mitingi, Cumhuriyet tarihinde yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçti. Üyelerimizin içinde olduğu, emek demokrasi güçleri yöneticiler ve birçok vatandaşımız dahil 103 insanımız cani bir saldırı sonucu hayatını kaybetti.  katliamının üzerinden 5.yıl geçmesine rağmen, tedavileri devam arkadaşlarımızın süreç içerisinde davalarının da devam ettiğini ve hala sonuçlanmadığını görüyoruz. Tedavisi süren arkadaşlarımızın durumu katliamın ne denli büyük olduğunu anlatmaktadır. Biz bu büyük katliamın davası ile karşı karşıyayız.10 Ekim katliamının faillerinin yargılama süreçleri devam ediyor. O dönemde görevli olan Emniyet Şube Müdürünün, Güvenlik Şube Müdürün ve İçişleri Bakanlığı yetkililerinin katliamla ilgili istihbarat raporun ellerinde olmasına rağmen hiçbir önlem alınmamışlardır. Avukat arkadaşlarımızın, kamu görevlerinin yargılanması ile ilgili açtıkları davada KESK, müdahil olarak katılmıştır. KESK olarak, bu davada taleplerimiz var.”

    “DAVANIN TAKİPÇİSİYİZ”

    “Umarız; basına yansıyan bu olay ve ilgili kişinin başvurusu, Büyük Şehir Belediyesi tarafından kabul edilmez” diyen Bozgeyik, son olarak şunları söyledi:

    “Bu söylentilere ve basına yansıyan açıklamalara rağmen, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı ve CHP il örgütünün de konu hakkında açıklama yapmasını bekliyoruz. Kamuoyunun ve kamunun vicdanının, biz Emek Meslek Örgütleri ve 103 arkadaşımızın ailelerinin vicdanen rahatlatılması, bu olayın asılsız olmadığının ortaya çıkartılması gerektiğini ifade etmek istiyorum.  KESK olarak sonuç itibari ile başından beri, 10 Ekim katliamının davasının müdahiliyiz, takipçisiyiz ve sonuna kadar da kamu görevlilerinin yargı önüne çıkartılması, yargılanması için de mücadelemizi devam ettireceğimizi ifade etmek istiyorum. KESK, Emek ve Meslek Örgütleri, Türkiye’deki demokrasi güçleri olarak özellikle 31 Mart ve 23 Haziran seçimlerinde AKP ve iktidar blokunun geriletilmesinden yana tutum alan güçler olarak bu uygulamayı asla kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz.”

    Cebrail ARSLAN-Ayhan KARDAŞLAR/ANKARA

     

  • SEP Başkanı Gümüş: Bu Korona virüsü en çok emekçi halkı ve  yoksulları vuruyor-VİDEO

    SEP Başkanı Gümüş: Bu Korona virüsü en çok emekçi halkı ve yoksulları vuruyor-VİDEO

    PİRHA -Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) Genel Başkanı Güneş Gümüş, “Koronavirüs en çok emekçi halkı, yoksulları vuruyor” dedi. Gümüş, milyonlarca insanın neredeyse hiçbir önlemin alınmadığı ülkelerde koronavirüs tehlikesi altında yaşadığını belirtti.  

    Haberin Videosu

    Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) Genel Başkanı Güneş Gümüş, Toplumsal eşitsizlikler sadece Türkiye‘de değil, dünyada da hiç olmadığı kadar derinleşmiş ve açık hale gelmiş durumda olduğuna dikkat çekti. Barış Akademisyenlerinden olan Güneş Gümüş, işçi sınıfının uluslararası mücadele, birlik ve dayanışma gününe de vurgu yaparak sözlerinin söyle sürdürdü:

    “Korona virüs pandemisi altında olağan üstü bir süreçten geçiyoruz. Sanki bu virüs toplumun her kesimini zenginiyle, yoksuluyla, sermayesiyle, emekçisi ile eşit bir şekilde etkiliyormuş gibi görünüyor ama hiçte öyle değil. Toplumsal eşitsizlikler sadece Türkiye‘de değil, dünyada da hiç olmadığı kadar derinleşmiş ve açık hale gelmiş durumdadır.

    Milyonlarca insan özellikle batı Avrupa ve ABD’yi dışında bırakırsak neredeyse hiçbir önlemin alınmadığı ülkelerde korona virüs tehlikesi altında yaşıyor. Kalabalık şehirlerde, büyük iş yerlerinde yan yana çalışmaya devam ediyor. Oysaki Bill Gates milyon dolarlık evinde kendisini karantinaya alabiliyor. Dolayısıyla eşitsizliğin çok daha görünür olduğu dönemden geçiyoruz.”

    Koronavirüsün en çok emekçi kesimi etkilediğini kaydeden Gümüş, “Özetle Türkiye’de bu çok daha net. Bir kere herkese evde kal deniyor ama emekçiye çalış deniyor. Virüs senin canını alsa da sen çalışmaya devam et deniliyor. Hafta sonları sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor ama organize sanayi bölgeleri Valilikler ve Kaymakamlıklar eliyle izinler alınıyor. İçinden geçtiğimiz şu dört günlük sokağa çıkma yasağında lokantalar çalışmaya devam edecek, marketler kısmi olarak çalışacaklar dolayısıyla aslında en çok emekçilerin bu virüsten etkilendiğini söylemek gerekiyor” dedi.

    “KORONA VİRÜSTEN EN ÇOK ETKİLENEN KESİM EMEKÇİLER

    Güneş, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Sadece bu da değil, bir kere işsizlik çok yakıcı bir gündem emekçiler açısından. Birçok iş yeri genelgeyle kapatılmış durumda. Onun dışında talep eksikliği, insanların tüketim alışkanlıklarının değişiklikler nedeniyle de birçok iş yeri kapanmanın eşiğinde ya da işçi çıkarma eşiğine gelmiş durumda. İşsizlik çok yakıcı bir sorun aslında. Türkiye‘de yüz binlerce iş yeri kapalı, milyonlarca insan kısa çalışma ödenekleri ya da işsizlik sigortasında verilecek 1.170 TL’lik ücretlere ücretsiz izin adı altında gelecek gelire başvuru yapmış durumda. Bunun dışında çalışanlar açısından bir yandan korona virüs tehlikesi var. Hem kendisini, hem de ailesini etkileyebilecek böylesi bir tehlike var. Hem de uzun çalışma saatleri var, az personelle çalışma derdi var, maske kullanımında sınırlı olmasalar bile, diğer hiç bir güvenlik önlemi alınmamış durumu var. Aslında en çok etkilenen kesimin emekçi halk olduğunu Korana virüsten çok net bir şekilde söyleyebiliriz.

    “ZORUNLU OLMAYAN İŞ YERLERİNDE, ÜRETİM DURDURULSUN”

    Bunun karşısında en çok emekçi halkın sesinin çıkması, emekçilerin taleplerini yükseltmesi gerekiyor. Bir kere zorunlu olmayan iş yerlerinde, üretimin durması lazım. Bu pandemin sonlanana kadar tam maaş ödenmesi lazım.  Kısa çalışma ödenekleri ya da ücretsiz izin süresince verilecek 1.170 TL gibi ücretlerle emekçilerin yaşamlarını devam ettirmesi mümkün değil, tam ücret istemek lazım.

    “HALKTAN PARA İSTEMEYİ BIRAKIN, ZENGİNLERE GELİR VERGİSİ ÇIKARIN”

    Kaynak arıyorsanız bizden 10 TL istemeyi bırakın, halka başvurmayı bırakın, süper zenginlere gelir vergisi çıkarın, müşteri garantili ihaleleri ortadan kaldırın, biz bize yeteriz kampanyasından toplanan para Osmangazi köprüsünün iki gün kapalı kalmasını bedeli bile değil neredeyse. Ya da şatafatlı israfı durdurun çağrısı yapılması gerekir. Bunun içinde gündem olması lazım.

    “1 MAYIS’TA EMEKÇİLERİN GÜNDEMİNİ, ETKİN HALE GETİRELİM”

    Önümüzde hafta 1 Mayıs. 1 Mayıs tarihsel önemde bir gün. İşçi sınıfının uluslararası mücadele, birlik ve dayanışma günü. Aslında bu günü korona virüsün en çok etkilediği emekçilerin ve halkın taleplerinin yükselmesi gününe çevirmek lazım. Bu bir hafta boyunca taleplerimizi, emekçilerin taleplerinin yükseltilmesi, 1 Mayısta da Türkiye’nin gündemini emekçilerin gündemi ile de sarsılması için ses yükseltilmesi gerekiyor.

    Bir hafta boyunca pankartlar asmak, afişlerle mahalleler donatmak, sosyal medya çalışmaları yapmak, ulusal kanallarda muhalif seslerin iyi kötü bağlanabildiği kanallarda emekçi gündemini etkin hale getirmek, emekçi gündemini güçlendirmek gerekiyor. Bunun dışında 1 Mayıs‘ta Türkiye çapında 100 binlerle artık miting yapabilecek koşullara sahip değiliz. Böylesi bir Pandemi altında bunun imkanları olmayabilir. Ama milyonlarca insanın katılabileceği bir akşam eylemini örgütlemek çokta zor değil.

    Herkesin evlerinden tavalarıyla, tencereleriyle, ıslıklarıyla, sloganlarıyla, ışıklarını kapatarak, açarak akşam 20.00-20.30 veya 21.00’de yapacakları bir eylem emekçilerin bugün yakıcı hale gelmiş taleplerini Türkiye gündemine oturması için çok etkili olacaktır, çok daha yaygın katılıma uygundur.

    “1 MAYISI TAÇLANDIRACAK KAMPANYALAR YÜRÜTÜLMELİ”

    Sendikaların, siyasi örgütlerin, demokratik kitle örgütlerinin bu yönde kampanyayı örgütlemesi ve bu bir haftayı 1 Mayıs taçlandıracak bir kampanya ve eylem süreci için canlı tutması gerekiyor. Yoksa emekçi halk daha önceki krizlerde olduğu gibi korana krizinin de bedelini ödettirilmeye, mahkum edilecek ve bu toplumsal eşitsizlikler ne kadar derinleşirse, derinleşsin patronların düzeni onların çarkı, onların baskıcı iktidarları AKP rejimi istediği gibi at oynatmaya devam edecek.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Kaplan: Alevi köylerine açıklamalarımızdan sonra yardım gitti-VİDEO

    Kaplan: Alevi köylerine açıklamalarımızdan sonra yardım gitti-VİDEO

    PİRHA-  Elazığ depremi sonrası Malatya’daki Alevi köylerine yardım yapılmadığını açıkladığı gerekçesiyle Malatya Valiliği tarafından hakkında suç duyurusunda bulunulan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan PİRHA’ya konuştu. “Alevi köylerine açıklamalarımızdan sonra yardım gitti” diyen Kaplan, hiç bir zaman ayrıştırıcı bir dil kullanmadıklarını söyledi. 

    Haberin videosu

    Elazığ Sivrice merkezli 6.8 büyüklüğündeki depremin ardından Elazığ’a ve Malatya’ya giden Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı İsmet Kurt ve beraberindeki Alevi temsilciler, deprem bölgesinde incelemelerde bulunmuştu.

    Genel başkanlar, deprem bölgesine can olmaya gittiklerini belirterek, Alevilerin ayrıma tabi tutulduğunu gözlemlediklerini kaydetmişlerdi.

    Malatya Valiliği, bir internet gazetesinde yer alan haberde, Malatya’daki deprem bölgesinde Alevi köylerine yardım yapılmadığı iddiası nedeniyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu açıklamıştı.

    Valiliğin suç duyurusuna ilişkin PİRHA’ya konuşan Gani Kaplan,  “Biz toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı, hor gören bir noktada hiçbir zaman olmadık, Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi 72 millete bir nazardan, bir gözle bakan bizden değildir, biz bu noktadayız” dedi.

    “ALEVİ KÖYLERİNE AÇIKLAMALARIMIZDAN, FERYATLARDAN SONRA YARDIM GİTTİ”

    Deprem olur olmaz Elazığ ve Malatya’ya gittiklerini hatırlatan Kaplan, Hüsükuşağı köyü başta olmak üzere Alevi köylerindeki durumu şöyle anlattı:

    “Alevi örgütleri temsilcileriyle birlikte depremin ana üssü olan Elazığ’a gidecektik. Fakat yereldeki arkadaşlarla görüşmemizde ve sosyal medyada paylaşılanları görünce rotamızı Malatya’nın Pütürge köylerine çevirdik. Hüsükuşağı köyüne gittik. Eski ve kerpiç evler var. Dışarıdan tellerle binayı sarmış betonla sıvamışlar, dışarıdan baktığın zaman hiçbir şey yok, evlerin içerisine girdiğimizde ise %80- 85’inin kullanılamaz durumda olduğunu gördük. Burada 7 tane yazlık çadırı vardı, fakat vatandaşların yatacakları yataklar enkaz altında kaldığı için çadırların içerisinde yatakları yoktu. İnsanlar binaya girmekten korkuyordu. Köylülerle konuştuk. Deprem olduğu gece sosyal medya paylaşımlarından sonra Vali bey oraya gece saat 2.30 gibi gitmiş. Biz gündüz gittiğimizde köyün yıkım halinde olduğunu zor tespit ettik. Muhtar, ‘çok önemli bir şey yok, Allah devletimize zeval vermesin’ diye vali beye teşekkür etmiş. Sonra Cumhuriyet Halk Partisi bölge milletvekili Veli Ağbaba köye gitmiş ve cemevinin önünde açıklamalarda bulunmuş. Zaten cemevinin etrafında fazla bir hasar yok. Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat da bizimle o köye gitti. Onun köyü. Köydeki evleri tek tek gezdik, birçok aileyle görüştük, ayrıca bir anneyle görüştük. Evi yıkılmış, orada bir dakika bile durmayacağını, çocuklarının İstanbul’da olduğunu, ablasını beklemek zorunda olduğunu söyledi. Köyü gezdiğimizde tespitlerimizi yaptık. Acil olarak konteyner, odun sobası, yatak, battaniye ve giysi ihtiyacının olduğunu söyledik ve örgütümüze bildirdik. Buralara henüz yardımın gelmediğini gördük. Köyü gezdikten sonra, Doğanyol’un köylerine, Pütürge’nin köylerine gittikten sonra bu açıklamayı yaptık. Hatta bir haber ajansına ‘yukarı köyler yıkılmış gittiniz mi?’ diye sordum. ‘Evet minaresi yıkılan köye gittik’ dedi. Basının bile incelemelerde bulunurken o üstteki köyleri es geçerek incelemelerde bulunduğunu gördük. Yine diğer Doğanyol ilçesine gittiğimizde dünya kadar araçların, tırların orada bekletildiğini, yardım kampanyasının dağıtıldığını, ihtiyacı olan vatandaşa çadırlar verildiğini,  barınma için gerekli olan malzemelerin sobaların verildiğini, evlerine götürdüklerini gördük. Burada bir sıkıntı yok. Ama Alevi köylerine yardımın, hem oradaki vatandaşlar üzerinden, hem sosyal medyadaki feryatlar, hem de Alevi örgütlerinin açıklamasından sonra gittiğini biz hala iddia ediyoruz.”

    “Aleviler eşitlik istiyor noktasındaki feryadımız tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Devletin doğal felaket karşısında tüm vatandaşlarına eşit davranmak gibi bir yükümlülüğü vardır” diyen Kaplan, Devletin ayrımcı bir politikası olduğuna ben inanmıyorum, bunun sadece oradaki yerel yönetimlerin yerel yöneticilerden kaynaklandığını da düşünüyorum. Devletin böylesi bir ayrımcı politika yaptığına daha doğrusu inanmak istemiyorum” ifadelerini kullandı.

    “MALATYA VALİLİĞİ’NE DİLEKÇE VERİLDİ” 

    Malatya Valiliği’ne dilekçe verildiğini doğrulayan Gani Kaplan, “Bizim oradaki acil talebimiz şuydu. Orada Suriyeliler kampı var, doğru veya yanlış. Duyduğumuz üzerine yorum yaptık, kampın boşaltılarak buradaki hazır konteynerlerin bir an önce bu köye ulaştırılması gerekiyor dedik. Çünkü orada köyünü terk edip başka bir yerde yaşama şansları yok özellikle hayvanı olan köylüler. Diğerleri yaza kadar hemen hemen hepsi cemevlerinde” diye konuştu.

    Gani Kaplan hakkında açılan Malatya Valiliği soruşturmasına ilişkin de şunları söyledi:

    “Valilik bu açıklamalardan kaynaklı kin nefret suçu işlediğimizi ileri sürerek hakkımızda dava açmış. Benden önceki tüm genel başkanlar, Alevi kurumlarının tüm örgüt başkanları, hem de yöneticileri Avrupası, Türkiye’si hiç fark etmez, hiçbirimiz halkı kin ve nefrete yöneltecek bir konuşma yapmayız. Bizim örgütsel geleneğimiz, inancımız, dinimiz bunu emretmez. Biz 72 millete aynı gözle, aynı nazarda bakan bir halkız. Hal böyleyken toplumun diğer kesimlerini dışlayıcı, hor gören bir noktada hiçbir zaman olmadık. Depremde birçok insan hayatını kaybetti bunun inancına, milliyetine, nereden geldiğine bakmayız.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

    İlgili haberler:

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/alevi-kurum-baskanlari-deprem-bolgesinde-ayrima-tabi-tutuldugumuzu-gorduk-video-203096.html/26/01/2020/

    https://cp-test.pirhaberajansi.com/husukusagi-koyu-sakinleri-dogal-afette-bile-ayrimcilik-oluyor-203337.html/31/01/2020/

     

     

     

     

  • Koçak: AKP’deki çözülmeyi saha çalışmalarında gördük-VİDEO

    Koçak: AKP’deki çözülmeyi saha çalışmalarında gördük-VİDEO

    PİRHA- TSİP Genel Başkanı Turgut Koçak, İstanbul seçimine ilişkin PİRHA’ya konuştu. Koçak, “Biz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak İstanbul’da hesaplaşılması gerektiğini düşünen bir partiydik. Fakat demeden oyların doğrudan İmamoğlu’na verilmesini kesinlikle açık bir dille anlattık.” ifadelerini kullandı.

    Yenilenen İstanbul seçimine ilişkin PİRHA’ya aktarımlarda bulunan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi Genel Başkanı Turgut Koçak, “İptal edilen İstanbul seçimlerini anlamlı bir şekilde değerlendirmek için, 31 Mart’ta yapılan seçimlere de bakmak gerekir. Biz 31 Mart’ta yapılan seçimlerde sahadaydık. Biz şunu net bir şekilde gördük. AKP’ye oy veren yurttaşların bile AKP’den ve AKP’nin en tepesindeki insandan neredeyse nefret eder boyutuna geldiklerini, net bir şekilde gördük. Onların sözlerini burada diyemeyeceğim. Ama buna rağmen bazıları oylarını gittiler AKP’ye verdiler. Biz çözülmeyi daha o zaman gördük, bir şey daha gerçekleşti. Tabi bu seçimlerde bir tarafta dinci, gerici, faşist diktatörlük kurmak isteyen bir cumhur ittifakı vardı, diğer tarafta cumhur ittifakının yaptıklarından zarar gören, özgürlüklerini yitiren, işini yitiren, aşını yitiren milyonlar. Böyle bir gerçeğin tam da ortasında yapılmıştı bu seçim. Bu seçimleri İmamoğlu’nun kazanmasına rağmen iptal edilince, işin rengi yine hepimizin bildiği gibi çok daha net bir şekilde de değişti” ifadelerini kullandı.

    “YSK’NİN ALDIĞI KARAR HUKUKİ DEĞİL”

    “Zaten insanlar dinci, gerici, faşist bir sistemle hesaplaşma noktasındaydı. Onların eylemlilikleri ve coşkuları onlarla boy ölçüşmek için bir kez daha artmış oldu. YSK’nın almış olduğu kararın hukuki yanlarını şu ya da bu şekilde değerlendirmeye bile gerek görmüyorum. Çünkü hukukla uzaktan yakından bir ilgisi yok. Ve tam da o dönemden son 23 Haziran seçimlerine kadar ülkede tartışılan, konuşulan AKP yöneticilerinin ettikleri sözlere de baktığımız zaman, işi hangi boyutlara getirildiğini de net bir şekilde gördük” diye konuşan Koçak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dolayısıyla biz Türkiye Sosyalist İşçi Partisi olarak İstanbul’da hesaplaşılması gerektiğini düşünen bir partiydik. Öyle demeden, böyle demeden, ama demeden, fakat demeden oyların doğrudan İmamoğlu’na verilmesini kesinlikle açık bir dille dile getirdik. Buna rağmen bazı kesimlerden şöyle düşünceler gelmedi değil. “Biz sosyalistiz, komünistiz o zaman bağımsız bir çizgi izleyeceğiz, seçimlere ya katılmayacağız ya da boykot edeceğiz” gibi sözler de gelmedi değil. Ben bunu anlamlı bulmam. Neden anlamlı bulmam? Eğer bizim gücümüz sistemin bizim önümüze koyduğu sandıkları tekmeleyip devirmeye gücümüz yetmiyor ise boykotun bir anlamı yoktur.”

    “SEÇİMLERDE SONUÇ ALINMASINDA HDP ETKİLİ OLMUŞTUR”

    Koçak, İstanbul seçiminde HDP’nin rolüne ilişkin şöyle konuştu:

    “Buradan yola çıkarak, İstanbul seçimlerinde gücünü gösteren demokrasi güçleri anlamlı bir birlikteliği kendi içlerinde sağlamış ve seçimlere gitmemiş iseler de, sessiz bir şekilde bu büyük ölçüde sağlanmıştır. Burada seçimlerin sonucunu belirlemede HDP’ yi asla göz ardı etmemek lazım. Bence HDP’nin çıkışı, davranışları, tabanına seslenişi bu konuda sonucun alınması açısından oldukça yararlı oldu.  Şimdi bazıları seçimin kazanılacağını düşünüyordu bu kazanmanın da işte 50-60 bin civarında bir farkla kazanılacağını düşünüyordu. Ama bizim partimizin genel sekreteri arkadaşımız bu konuda rakamda verdi. Önce şöyle dedi, hem de seçimden bir gün önce. 775.000 oy farkıyla seçim kazanılacak. Sonra arkadaşlar olur mu ya nereden çıkarıyorsun falan diye yazınca bu kez 777.000 oy farkıyla kazanacak dedi. Daha da böyle tepkiler gelince 1 milyona fark yaklaşacak göreceksiniz dedi. Yani gerçekten de biz sahada halkın tepkilerini yakından izleyen kesimler olarak bu farkın olacağını zaten biz gördük.”

    “SEÇİMLERDEKİ SONUÇ DEMOKRASİ GÜÇLERİNİN ORTAK KAZANIMIDIR”

    “Sadece ve sadece başka oyunlar düşünülebilir, tezgahlanabilir diye düşünüyor idik. Ama havanın da başka oyunlar tezgâhlanması için uygun olmadığını da gördük. Yani sonuçta ne oldu? Seçimler oldu şimdiye kadar olan seçimlerde gecenin geç saatlerine kadar açıklanmamasına karşın, daha saat 19:30 bile olmadan Binali Yıldırım rakibinin kazandığını, kendisini kutladığını söyledi.  Demek ki neymiş?  Demokrasi güçleri birlikte davranır iseler zafer kazanılırmış. Ayrıca eğer seçime girenlerin kendi oylarına sahip çıkmaları da sağlıklı bir şekilde yapılır ise, sahada hile yapılamazmış, seçim sonuçları da böyle bir şekilde bitermiş. İnsanlar bunu da gördü” diyen Koçak, seçimin demokrasi güçlerinin ortak kazanımı olduğu şöyle dile getirdi:

    “Dolayısıyla bu saatten sonra bir şöyle bir şey demiyoruz. İmamoğlu geldi, bütün sorunları çözülecek, ülkede demokrasi oturacak böyle demiyoruz.  Ama bunu bir kazanım olarak görüyoruz. Demokrasi güçlerinin bir kazanımı olarak görüyoruz.  Dolayısıyla biz sosyalistler olarak tabii ki işimize devam edeceğiz, tabii ki sorunu emek sermaye çelişkisi bazında çözüleceğini söylüyoruz. Ama bu şu demek değildir. Hayat ağacı yeşildir, kuram ağacı gridir. Eğer hayat ağacına aksi gelen bir davranışla devrimci mücadeleyi sürdürür isen hayat ağacınız sana yanıtı, seni bu mücadelenin dışında bırakmasıdır. Dolayısıyla Türkiye Sosyalist işçi Partisi olarak kendine siyaseten öğreti sel olarak güvenen bir partiyiz. İmamoğlu’nu desteklemek bizim komünistliğimiz konusunda bize herhangi bir kayıp getirmez.”

    “CUMHUR İTTİFAKININ ÇÖKÜŞÜ, YAKINDIR”

    Koçak, “Ne yaptığınızı biliyoruz, nerede duracağımızı biliyoruz, nereye yürüdüğümüzü biliyoruz. Dolayısıyla bu seçimler bence Türkiye gerçeğinde yeni bir çığırın açılmasına gelmiş dayanmıştır.  Bakın yakın bir zamanda göreceğiz. Cumhur ittifakı çözülecektir,  AKP’nin bundan sonra yapacağı hiçbir şey yoktur. Buradan bir tehlikeye işaret etmek isterim. Sermaye kesimleri de bu konuda dayatmalar da bulunuyor geniş bir koalisyon isteği. Yani bu geniş koalisyon isteğini de televizyondan izliyoruz. İnsanlar şöyle ifade ediyorlar. Artık herkes kucaklaşmalıdır, herkes şunu yapmalıdır, herkes bunu yapmalıdır, diye yorumlar olduğuna tanık oluyoruz. Evet, kucaklaşmak gerektiğini biz de savunuyoruz. Ama bu kucaklaşmanın kiminle yapılacağı çok ama çok önemlidir Türkiye’de yapılan seçimleri değerlendirirken bir tarafta Binali Yıldırım,  bir tarafta sisi var diyenlerin,  gerçeği ile bizlerin gerçekleri asla örtüşmez.  Dolayısıyla Türkiye’ye bugüne kadar gelenler proje olarak gelmişler, geldikleri gibi de gidecekler. Dolayısıyla onlar 2023 yılını kendileri için çok önemli bir milat sayıyor idiler, 2023 yılına da varamayacaklar” dedi.

    “BÜYÜK KOALİSYON SÖYLEMİ AKP’NİN KURTARILMA PROJESİDİR”

    “Benim son söyleyeceğim şudur. Niye ben büyük koalisyon lafına kanılmamalıdır onun üzerinde durmak istiyorum. Büyük koalisyondan istenilen şey şudur. Bugün ki AKP yönetiminin de kurtarılmasıdır.  Bugün ki AKP yönetimi Türkiye’de yaptıklarına baktığımız zaman ekonomik olarak, sosyal olarak,  eğitimde olarak Türkiye’yi öyle bir öyle bir geri noktaya getirmiş, çakmıştır ki bu koalisyon aynı zamanda şu anlama gelecektir. Bu çakılan politik çizginin büyük koalisyonda devamı anlamına da gelecektir” diyerek aktarımlarda bulunan Koçak, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Dolayısıyla bu tehlikeye biz döne, döne işaret ediyoruz. “Gitmeleri gerekenler gitmeli” dipten gelen bu dalga, sönümlenmeden kıyılara çarpıp sermaye sistemine dağıtacak bir yöne evrilmelidir diyor,  teşekkür ediyorum.”

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

  • Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    Eğitim-Sen Genel Başkanı Aydoğan: MEB’in yerini dini yapılar almış durumda

    PİRHA – MEB ile Server Gençlik ve Spor Kulübü Derneği tarafından organize edilen Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin tartışmaları sürüyor.Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, Haydi Çocuklar Camiye Projesi’nin hiçbir pedogojik eğitime uygun olmadığını vurgulayarak “tüm eğitim kurumları dini çevrelerce kuşatıldı” dedi.  Eğitim Sen Genel Başkanı  Aydoğan, yapılan protokolün uzun süredir yürütülen bir ideolojik hattın devamı olduğunun altını çizdi.

    Eğitim Sen Genel Başkanı Feray Aytekin Aydoğan, ilkokul çocuklarını ara tatilde camide namaz kılmaya teşvik eden projenin detaylarını PİRHA’ya değerlendirdi. Programın, çocuklar üzerinde olumsuz gelişim sağlayacağını söyleyen Aydoğan, “Cemaatler ve dini yapılar üzerinden vakıf, dernek adı altında çalışmaların hiçbiri eğitim niteliği taşımıyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yerini bile Diyanet ve bu dini yapılar almış durumda” dedi.

    Eğitime ayrılan bütçenin her yıl gerilediğini belirten Aydoğan, “Diyanetin bütçesi en büyük kalemlerden biri” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Din İşleri Genel Müdürlükleri içeresinde de en büyük kalem din öğretimi genel müdürlüğüne ayrıldı. Ayrıca birçok kamu kaynağının da aynı zamanda kamu binalarının, kamu arsalarının, Türgev’e, İHA’ya, Ensar’a ve daha onlarca yapıya devredildiğini görüyoruz.”

    “BU UYGULAMA TAM BİR ÇOCUK İSTİSMARDIR”

    Haydi Çocuklar Camiye protokolüyle 6-13 yaş aralığındaki çocukların hedefte olduğunu belirten Aydoğan, “hangi eğitimci ya da pedagog ile konuşursanız konuşun, bir çocuğun soyut bilgiye ulaşım yaşı 12-13 aralığıdır” dedi. Aydoğan ayrıca soyut bilgiyi alma olgunluğuna gelmemiş çocuklara herhangi bir dini inancın dayatılmasının da çocuk hakkı ihlali olduğunu söyledi.

    Aydoğan, devletin kendi eliyle çocukları istismar ettiğini de belirterek sözlerine şu cümlelerle devam etti:

    “Devlet, kendi eliyle çocukları adım adım istismar etmeye devam ediyor. Özellikle 15-16 yıldır toplum genelinde yaşadığımız bir kutuplaştırma var. Gerçekten çok tehlikeli bir süreç işletiliyor. Her okulda ailesi farklı inançlara sahip çocuklar mevcut. Farklı inanca sahip bir çocuğun bile kendini öteki hissettirdiği bir duyguyu yaratmaya kimsenin hakkı yok. Yani her anlamda bir çocuk istismarı ve çocuk hakkı ihlali ile karşı karşıyayız.”

    “ÇOCUK İSTİSMARINA DEVAM’ DİYEN BİR SÜREÇLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Hükümet ile dini oluşumlar arasında yapılan protokollerin istismara yol açtığını belirten Aydoğan, Ensar Vakfı bünyesinde 2016’da yaşanan hak ihlallerini de hatırlattı. Aydoğan devamında, “Eğitim-Sen olarak açtığımız davada Ensar’ın, Milli Eğitim Bakanlığı ile yaptığı protokol üzerinden ki şu an hukukun bu kadar adaletsiz işlediği bir süreçte bile Danıştay, bizim itirazımızı haklı buldu. Danıştay net bir şekilde diyor ki eğitim, eğitimcilerin sorumluluğundadır. Adı ne olursa olsun eğitim meselesi başka bir yapıya devredilemez. Günümüzde yine Antalya Milli Eğitim Müdürlüğü, Ensar’la birlikte açtığımız davaya rağmen bir protokol imzalamış. Kendi Danıştay kararlarını bile dinlemeyen ve ısrarla bu çocuk istismarına, çocuk hakkı ihlaline devam eden bir süreçle karşı karşıyayız” diye konuştu.

    “BİNLERCE ÖĞRENCİMİZİN MAĞDURİYETİNİN VEBALİNİ KİM ÜSTLENECEK?”

    Aydoğan, iktidarın “dininin, dilinin, kininin davacısı yeni bir nesil yaratacağız’ sözlerini hatırlattı, “Eğitim meselesini dini yapılara teslim edemezsiniz” diyerek sözlerini şu cümlelerle noktaladı:

    “15 Temmuz sonrasında Milli Eğitim’in çocuklarımızı, derneklere teslim ettiği çok sayıda oluşum kapatıldı. Bu tür yapılara teslim edilen binlerce öğrencimizin yaşadığı mağduriyetin vebalini kim üstlenecek? O dönem Türkiye Dil Olimpiyatları adı altında onlarca yerde çalışma yapılmıştı. Şimdi başka isimler adı altında yine bu süreç devam ediyor. O dönemde de itiraz edip,  basın açıklamaları yapmıştık. Eğitim meselesini, öğrencilerimizi bu yapıya teslim edemezsiniz. Bunun sonuçları çok ağır olacak demiştik. O dönemde yine hedef alınmış, yine bedel ödemek zorunda bırakılmıştık. Şimdi aynı süreç başka isimler adı altında devam ettiriliyor.”

    Cebrail ARSLAN-Eren GÜVEN /ANKARA