Etiket: genel merkez

  • Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    Çetin Arkaş: Sıdıka Avar köklere yetişti, asimilasyonun izleri hala sürüyor-VİDEO

    PİRHA- İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi’nde yöneticiler ve üyelerle bir araya geldi. Buluşmada Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile Alevilerin süreçteki yeri ele alındı.

    Dersim’de bulunan DAD Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen buluşma, gulbang verilmesi ve çeraxların uyandırılmasıyla başladı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, Muharrem Ayı’nın Alevi inancındaki anlamına dikkat çekti. Muharrem’in paylaşımın, yüzleşmenin ve barışın ayı olduğunu belirten Kete, Dersim’in tarihsel ve inançsal hafızasına vurgu yaptı.

    Ardından söz alan İmralı Sekretarya Üyesi Çetin Arkaş, Muharrem orucu tutan canların oruçlarının hak katında kabul olmasını dileyerek konuşmasına başladı.

    Dersim’in tarih boyunca yoğun politikaların hedefi haline getirildiğini belirten Arkaş, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden sonra tekçi bir anlayışın hâkim kılındığını söyledi.

    Arkaş, “Cumhuriyetin kuruluşunda tekçi bir politika vardı. 1923’e kadar birçok kesim bir nevi dönemin demokratik ulus fikriyatı olarak değerlendirilebilecek bir anlayışla ulusal kurtuluş mücadelesi gerçekleştirdiler. Daha sonra tekçi bir anlayış hakim oldu. Birileri yaratılan birtakım travmalarla doğru olanın tekçi olduğunu düşündü. Bu zihniyet aslında önemli oranda dışardan da pompalanmıştı” dedi.

    Tekçi anlayışa karşı toplumun doğal bir direnç geliştirdiğini ifade eden Arkaş, Kürtlerin yaşadığı tarihsel sürece ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

    “Kürtlerin varlığına yönelik bu kadar saldırılar olmasaydı belki de isyan olmazdı. O nedenle tartışılır, Dêrsim’de yaşanan bir isyan mıydı yoksa direniş miydi?” diyen Arkaş, yeni dönemde Kürtlerin, Alevilerin ve Cumhuriyet’in dışında bırakılmış tüm kesimlerin demokratik cumhuriyetin inşasında yer almasının dönemin ruhuna uygun olduğunu söyledi.

    “SIDIKA AVAR KÖKLERE YETİŞTİ”

    Konuşmasının devamında Dersim’deki asimilasyon politikalarına değinen Arkaş, Sıdıka Avar’ın faaliyetlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Arkaş, “Mustafa Kemal Sıdıka Avar’a ‘o topraklara gideceksin, katliamdan kalan kız çocuklarını toplayacaksın ve onları misyoner bir Türk evladı gibi yetiştireceksin’ diyor. Sıdıka Avar köylere gider katliamdan kalan kız çocuklarını toplar ve Elazığ’daki kız enstitüsüne götürür” ifadelerini kullandı.

    Bu uygulamaların Dersim’de kültürel ve inançsal kopuşlara yol açtığını savunan Arkaş, şunları söyledi:

    “Dêrsim’in köylerini bombalayan Sabiha mı yoksa tek bir mermi atmayan Sıdıka mı daha zararlı? Bir coğrafyayı bombalarsanız ağaçlar yakılır ama kökleri halen yerin altındadır. Sabiha böyle yaptı, köklere yetişemedi ama Sıdıka köklere yetişti onları kopardı. Dersim’in Türkleştirilmesinde, Reya Heq inancının sistem içi Aleviliğe dönüştürülmesinde Sıdıka’nın rolünü soykırım zihniyetinin etkileri üzerinde iyi bilinmelidir.”

    Toplantı, basına kapalı bölümde devam etti. Bu bölümde Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin geldiği aşama ile Alevilerin süreçteki rolüne ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • PSAKD’den 33. yıl çağrısı: Sivas için adalet, herkes için adalet-VİDEO

    PSAKD’den 33. yıl çağrısı: Sivas için adalet, herkes için adalet-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Türkiye ve dünyanın birçok kentinde eş zamanlı yapılan açıklamalarda, “33 Can, 33 Yıl! Sivas İçin Adalet, Herkes İçin Adalet!” çağrısını yineledi. Açıklamada, Madımak Oteli’nin utanç müzesine dönüştürülmesi talebi bir kez daha dile getirilirken, katliamlarla yüzleşilmeden demokrasi ve toplumsal barışın mümkün olmayacağı vurgulandı.

    PSAKD Genel Merkezi tarafından yapılan açıklamada, Türkiye’nin birçok kentinde ve dünyanın farklı ülkelerinde alanlara çıkan Alevilerin, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can için adalet talebini yinelediği belirtildi.

    Açıklamada, ” 21 Haziran’da; Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında, kalbi adaletten, özgürlükten ve eşitlikten yana atan canlarla yeniden meydanlardayız. Ülkemizin birçok şehrinde, Britanya’dan Avustralya’ya, Avrupa’nın pek çok kentinden Kıbrıs’a kadar, pirlerimizin o boyun eğmez duruşuyla alanları dolduruyoruz” denildi.

    PSAKD, 33 yıldır süren adalet mücadelesine dikkat çekerek, yaşamını yitirenlerin ailelerinin büyük bölümünün adaleti göremeden Hakk’a yürüdüğünü belirtti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “33 yıldır adalet peşindeyiz. Bu mücadelenin en önünde, büyük bir direngenlikle yürüyen ailelerimiz ne yazık ki birer birer Hakka yürüyor. En insani hakları olan adaleti göremeden, Madımak Oteli’nin bir ‘Utanç Müzesi’ olduğuna şahit olamadan, Hak ile Hak oldular.”

    “MADIMAK OTELİ DERHAL UTANÇ MÜZESİ OLMALIDIR”

    Açıklamada devlet ve hükümete seslenilerek, Madımak Oteli’nin derhal utanç müzesine dönüştürülmesi istendi.

    “Canlarımızın katledildiği, insanlığın yakıldığı o karanlık mekân, yani Madımak Oteli derhal, amasız ve fakatsız UTANÇ MÜZESİ yapılmalıdır. Hafızayı silmek isteyenlere, katliamı unutturmaya çalışan egemen akla karşı; o bina bu ülkenin yüzleşme nişanesi olana kadar bu talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz.”

    “CEZASIZLIK BUGÜNÜN KARANLIĞINI BÜYÜTÜYOR”

    PSAKD açıklamasında, ülkede yaşanan demokrasi ve hukuk krizlerinin temelinde geçmişteki katliamlarla yüzleşilmemesinin yattığı savunuldu.

    “Bugün sokak ortasında katledilen kadınların, talan edilen doğamızın, derelerimizin, ormanlarımızın, halkın iradesine ipotek koyan kayyumların, hukuk darbelerinin ve irade gasplarının ana nedeni; katliamlarla hesaplaşılmaması ve faillerin cezasızlıkla ödüllendirilmesidir” denilen açıklamada, “Dünü aydınlatılmayan bir ülkenin bugünü karanlık, yarını ise esarettir” vurgusu yapıldı.

    “SURİYE’DEKİ ALEVİLERE YÖNELİK SALDIRILAR AYNI ZİHNİYETİN ÜRÜNÜ”

    Açıklamada, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas ve Gazi katliamları ile bugün Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar arasında bağ kuruldu.

    “Dün Anadolu’da Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Sivas’ta ve Gazi’de canlarımızı bizden koparan o tekçi, faşist ve gerici odak neyse; bugün Suriye’de Alevi halkına yönelik uygulanan soykırım ve vahşet de tam olarak aynısıdır” ifadeleri kullanıldı.

    “EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİNDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    PSAKD, adalet mücadelesinin yalnızca Aleviler için değil, tüm halklar ve inançlar için sürdürüldüğünü belirterek, demokratik, laik ve eşit yurttaşlığa dayalı bir Cumhuriyet talebini yineledi.

    Açıklamada, “Bizim adalet mücadelemiz sadece kendimiz için değildir. Bizim kavgamız; bu topraklarda yaşayan bütün halkların, bütün inançların ve tüm ezilenlerin eşit yurttaşlık mücadelesidir” denildi.

    “UNUTMADIK, UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

    PSAKD açıklamasının sonunda Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canın anısının yaşatılacağı belirtilerek şu çağrı yapıldı:

    “Katliamlarla hesaplaşılmadan demokrasi gelmez; hesaplaşacağız ve er ya da geç ama mutlaka hesabını soracağız.

    33 Can, 33 Yıl!

    Unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız!

    Madımak Oteli, Utanç Müzesi Olacak!

    Sivas İçin Adalet, Herkes İçin Adalet!”

    HABER MERKEZİ

  • CHP Genel Merkezi’nde gerilim: Uzlaşı planı yerini arbedeye bıraktı!

    CHP Genel Merkezi’nde gerilim: Uzlaşı planı yerini arbedeye bıraktı!

    PİRHA- CHP Genel Merkezi’nde sular durulmuyor. Kurultay süreciyle ilgili bir uzlaşı zemini arayan taraflar, sabah saatlerinde Genel Merkez önünde karşı karşıya geldi. Taraflar arasında diyalog süreci devam ederken, merkez binası önündeki “yabancı kişiler” iddiaları gerilimi tırmandırdı.

    Cumhuriyet Halk Partisi’nde (CHP) yaşanan kurultay tartışmaları, Genel Merkez önünde fiziksel gerginliğe dönüştü. İstinaf mahkemesinin kurultaya ilişkin tedbir kararı ve Genel Merkez’in tahliyesine yönelik iddialar üzerine, parti binası önünde hareketli saatler yaşandı.

    UZLAŞI MASASI KURULURKEN KAPIYA DAYANDILAR

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun dün akşam saatlerinde bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği ve süreci yönetmek üzere her iki taraftan ikişer temsilcinin bugün saat 14.00’te bir araya gelmesi konusunda mutabık kaldıkları öğrenildi.

    Özgür Özel’in verdiği bilgilere göre; CHP kanadından Murat Emir ve Suat Özçağdaş, Kılıçdaroğlu kanadından ise Mahir Polat ve Orhan Sarıbal’ın sorunu çözmek ve kurultay takvimini belirlemek için görüşmesi planlanıyordu. Ancak planlanan görüşme öncesinde, sabah saat 07.00 sularında Genel Merkez binası önüne gelen ve “CHP’li olmayan, silahlı veya bıçaklı olduğu iddia edilen gruplar” ortamı gerdi.

    “ZORBALIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Yaşanan arbede sonrası açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, bir diyalog ve uzlaşı çabası içindeyken karşılaştıkları manzarayı “mafyavari” olarak nitelendirdi. Emir, “Biz bu sorunu nasıl aşabileceğimizi konuşacakken, birileri bir yerlerden buldukları bodyguardlarla, mafyavari tiplerle gelip genel merkezimizin kapısına dayanmayı tercih etmişlerdir. Biz bu zorbalığa boyun eğmeyiz” ifadelerini kullandı.

    KARŞILIKLI ADIMLAR VE İDDİALAR

    Diğer taraftan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik, mahkeme kararına dayanarak Ankara İl Emniyet Müdürlüğü’ne başvuruda bulundu. Çelik dilekçesinde, partinin temsil yetkisinin Kemal Kılıçdaroğlu’na ait olduğunu savunarak, Genel Merkez binasının teslimi konusunda gerekli işlemlerin yapılmasını talep etti.

    Taraflar arasındaki gerginliğin, kurultay sürecine ilişkin hukuksal ve siyasal zeminde nasıl bir seyir izleyeceği merakla bekleniyor.

    HABER MERKEZİ

  • DAD, ana dili günü kutlayarak Dersim’de Kırmancki ve Kurmancki dil atölyelerini başlattıklarını duyurdu

    DAD, ana dili günü kutlayarak Dersim’de Kırmancki ve Kurmancki dil atölyelerini başlattıklarını duyurdu

    PİRHA- 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nü kutlayan DAD Genel Merkezi, devletçi sistemlerin dayattıkları tekçi inkar ve asimilasyon politikaları aracılığı ile dünya genelinde birçok dilin yok olduğunu belirterek, “Tüm baskı politikalarına karşı anadili konuşma, yazma, anadilde cem yapma ve erkân yürütme konusunda ısrarcı ve yeniden inşacı olmak mümkün. İnkarcı sisteme karşı anadilinde eğitim mücadelesini güçlendirmekte bu açıdan vazgeçilmezdir” açıklamasında bulundu.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü nedeniyle yazılı bir açıklama yayımladı. Kürtçenin Kurmancî ve Kirmançkî lehçelerinde yapılan açıklamada Rêya Heq coğrafyasında toplumsal itikat ve ritüellerin haliyle etnisite gerçekliği içerisinde anadili ile hayata geçirildiğine vurgu yapılarak, Kürt dili ve lehçeleri üzerindeki baskı, inkar ve asimilasyon politikalarının toplumun “Xızır’ın dili” olarak tanımladığı dil gerçeğinin, Alevilikle olan bağı koparılmak istendiğine dikkat çekildi.

    Cemlerin anadilinde yapılmaz olduğu, erkanlar ve ritüellerimiz büyük oranda Türkçeleştirildiği gerçekliğine işaret edilen DAD açıklamasında, 21 Şubat Dünya Anadili günü vesilesiyle asimilasyon gerçeği ile mücadele etmek adına genel merkezlerinin bulunduğu Dersim’de Kürtçe’nin Kirmançkî(Zazaki) ve Kurmancî(Kirdaşkî) lehçelerinde dil atölyesi başlatıldığı bilgisi de verildi.

    “DEVLETÇİ SİSTEMLERİN İNKAR-ASİMİLASYON POLİTİKALARI BİRÇOK DİLİ YOK ETTİ”

    DAD Genel Merkezi’nin 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü açıklaması şöyle:

    “Devletçi sistemler dayattıkları tekçi inkar ve asimilasyon politikaları aracılığı ile dünya genelinde birçok dili yok etmiş ve birçok dilinde kendini yeniden üretmesini engeller durumda olmuşlardır. Yaşadığımız ülkede İttihat ve Terakki döneminden bugüne kadar yürütülen tekçi politikalar sonucunda ise aynı asimilasyon gerçeği çok daha ağır bir şekilde önümüze çıkmaktadır. Tehlike Altındaki Dünya Dilleri Atlası’nda Türkiye’den 18 dil veya lehçe yer alıyor. Atlasta yer alan bilgilere göre; Hertevin, Gagavuzca, Ladino, Süryanice, Abazaca, Hemşince, Lazca, Pontus Yunancası, Romani, Adige, Kabar-Çerkes dilleri ve Kürtçe’nin Kirmançkî(Zazaki) lehçesi tehlike altında bulunuyor.

    Dünyayı diller mezarlığına çeviren bu tekçi Nehak sisteme karşı, Raa/Rêya Heq-Hak Yol Alevi inancımız toplumların kültürel değerlerine olan felsefik bakış açısını “yetmiş iki dil bizdedir” yaklaşımıyla açıklar. Her dili ve her ulusal-kültürel zenginliği bu demokratik kavrayışı ile ele alır ve yine her birini kendi doğalarında birer hakikat görerek eşit oranda ikrar verir.

    “CEMLERİMİZ, ERKANLARIMIZ, RİTÜELLERİMİZ BÜYÜK ORANDA TÜRKÇELEŞTİRİLDİ”

    Rêya Heq coğrafyasında toplumsal itikat ve ritüeller haliyle etnisite gerçekliği içerisinde anadili ile hayata geçirilmekteydi. Günümüzde Kürt dili ve lehçeleri üzerinde ki baskı, inkar ve asimilasyon politikaları bu gerçeğide ilk elden hedeflemiş ve toplumumuzun “Xızır’ın dili” olarak tanımladığı dil gerçeğinin, Alevilikle olan bağı koparılmak istenmiştir. Kürtçe üzerinde ki baskı ve inkar politikaları sonucunda, gösterilen anlamlı çabalar olmasına rağmen genel açıdan gündelik yaşamda anadilin kullanımı oldukça düşmüş, cemlerimiz anadilinde yapılmaz olmuş ve gulbanglarımız, erkânlarımız, ritüellerimiz büyük oranda Türkçeleştirilmiştir.

    Kuşkusuz bu durumu tersine çevirmek adına bizlere büyük görevler düşmekte. Tüm baskı politikalarına karşı anadili konuşma, yazma, anadilde cem yapma ve erkân yürütme konusunda ısrarcı ve yeniden inşacı olmak mümkün. İnkarcı sisteme karşı Anadilinde eğitim mücadelesini güçlendirmekte bu açıdan vazgeçilmezdir.

    GENEL MERKEZ OLAN DERSİM’DE DİL ATÖLYESİ BAŞLATILDI

    21 Şubat Dünya Anadili günü vesilesiyle asimilasyon gerçeği ile mücadele etmek adına genel merkezimizin bulunduğu Dersim’de Kürtçe’nin Kirmançkî (Zazaki) ve Kurmancî( Kirdaşkî) lehçelerinde dil atölyesi başlatıyoruz. Bir toplumun dili kurslara, atölyelere ve haftalık birkaç saate sıkıştırılmış öğrenim programlarına sığdırılamayacığının bilinciyle Anadilinde eğitim için mücadele etmeye de devam edeceğimizi belirtiyoruz. 21 Şubat Dünya Anadili Günü tüm dünya halklarına kutlu olsun!

    Roza Zonê Dayîka Bimbarek Bo!
    Roja Zimanê Dayikê Pîroz Be!
    Zimanê me Îtîqatê me ye!
    Zonê ma Îtîqadê ma yo!”

    PİRHA/DERSİM

     

  • PSAKD: Eğitim sisteminden olumsuz etkilenenler ortaklaşmalı, karanlığa teslim olmayalım

    PSAKD: Eğitim sisteminden olumsuz etkilenenler ortaklaşmalı, karanlığa teslim olmayalım

    PİRHA-2022-2023 eğitim ve öğretim yılına ilişkin yazılı açıklama yapan PSAKD Genel Merkezi, “Bu ülkede yaşayan ve bu eğitim sisteminden olumsuz etkilenen bütün herkesin mücadelesini ortaklaştırması gerektiğini düşünüyoruz. Parasız, çağdaş, laik, demokratik, bilimsel ve ana dilinde eğitim mücadelemizi bu dönemde artırarak sürdüreceğimizi beyan ediyoruz” dedi.

    2022-2023 eğitim ve öğretim yılı, yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, parasız ve ana dilde eğitim talebi ile açıldı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi, yeni eğitim öğretim yılına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada eğitim sisteminin sorunları tek tek sıralanırken çözüm önerilerine de yer verildi. Açıklamanın sonunda ise parasız, çağdaş, laik, demokratik, bilimsel ve ana dilinde eğitim mücadelelerini bu dönemde sürdürecekleri vurgulandı.

    Eğitim sisteminin tamamen gericileştiğini ve laiklikten uzaklaştığını belirten PSAKD, “Karanlığa teslim olmayacağız” dedi.

    “EĞİTİM ÖĞRETİM YILI YİNE BİRÇOK PROBLEMLE BAŞLADI”

    PSAKD Genel Merkezi, yazılı açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Eğitim-öğretim yılı yine birçok problemle başladı. Yıllarca çözülmeyen ve aslında çözülme de istenmeyen onlarca sorun daha da büyüyerek adeta tam bir çözümsüzlük sarmalı haline gelmiş durumdadır. Devlet yönetiminin son 20 yılından sorumlu olan AKP hükümeti, kendisinden önceki dönemlerden devraldığı sorunların hiçbirine çözüm üretmediği gibi, eğitim sistemimizde çok daha büyük yaralar açmıştır. Bugün çocuklarımız kazandıkları üniversitelere gidemez duruma gelmiş ve çok derin ekonomik sorunların altında kira bile veremez hale gelmiştir. Binlerce gencimiz üniversite eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmış, yüzbinlerce gencimiz ise her an eğitimlerini sonlandırma aşamasına gelmiştir. Gençlerimizin en temel talebi olan barınma talebi karşılanmamaktadır.

    “EĞİTİM SADECE PARASI OLANIN YARARLANDIĞI BİR SEKTÖRE DÖNÜŞTÜ”

    Eğitimde fırsat eşitsizliği her yönü ile görünür durumdadır ve kamusal bir hizmet olması gereken eğitim hizmeti, sadece parası olanların yararlanabildiği bir sektörel faaliyete dönüşmüştür. Düne kadar kayıt parası, tebeşir parası, kağıt parasından şikayet eden halkımız bugün bunlara ilaveten, servis parası, kurs parası, dershane parası gibi giderlerle karşı karşıya kalmıştır. Eşitsizliği giderebilmek için velilerimiz ciddi bir ekonomik yükle karşı karşıyadır. Eğitimde özelleştirme ve mantar gibi türeyen özel okullar eğitimdeki eşitsizliğin en temel göstergeleridir. Eğitim yuvaları tam olarak ticarethanelere dönüşmüş durumdadır.

    “ÖĞRETMENLERE APOLET TAKMAK ONUR KIRICIDIR”

    Öğretmenlerimiz işsiz gezerken okullarımız öğretmensiz kalmış durumdadır. Okullarımızda ücretli öğretmen uygulaması hızla yaygınlaşmaktadır. Kadrolu çalışmakta olan öğretmenlerimiz ise “Kariyer Basamakları” adı verilen bir ucube sistemle ve saçma sapan bir sınavla karşı karşıya getirilmektedir. Öğretmenlik zaten bir uzmanlık mesleği iken, bakanlık açtığı bu sınavın sonunda, uzman öğretmen, baş öğretmen gibi apoletlerle öğretmenleri kendi içinde bölmeyi hedeflemektedir. Bu apolet uygulaması eğitim sistemi açısından tam bir yıkım faaliyetidir. Öğrencileri ve velileri müşteri, okulları ticarethane, idarecileri ise tüccar yerine koyan bu anlayıştan derhal vazgeçilmelidir. Öğretmenlere apolet takmak bu mesleği büyük bir sevgi ve özveri ile sürdüren eğitim emekçileri için onur kırıcıdır ve kabul edilemez bir durumdur.

    “LAİK EĞİTİMDEN TÜMÜ İLE UZAKLAŞILMIŞTIR”

    Eğitimin en önemli temel meselelerinden birisi de eğitimin niteliğidir. Eğitim sistemi ve eğitim müfredatı hızla gericileşmiş ve laik eğitimden tümü ile uzaklaşılmıştır. Eğitim sistemimiz ırkçı ve cins ayrımcıdır. Eğitim sistemimiz ayrımcı ve kutuplaştırıcıdır. Eğitim sistemimiz bilimden uzaklaşmakta ve tümü ile dinselleştirilmektedir. Eğitim müfredatı gericiliğin baskısı altına alınmış, her okul adeta birer imam hatip okuluna dönüştürülmüştür. Eğitim sistemi ve müfredatı en temel bilimsel kanunlara bile yer vermemekte ve tümü ile hurafeyi ve gericiliği rehber edinmektedir. Hiçbir dönemde tam anlamı ile laik olmamış olan sistem son yıllarda laikliğin kırıntılarını bile ortadan kaldırmıştır. Eğitim sistemi tam anlamı ile Türk-İslam-Sünni-Hanifi-erkek egemen anlayışına göre kindar ve dindar nesiller yetiştirmeyi hedeflemektedir. Eğitim sistemi bu haliyle de asimilasyoncudur ve bu da evrensel hukuka ve evrensel insan hakları ilkelerine aykırıdır. Hatta ve hatta anayasaya ve onun da üstünde olan uluslararası anlaşmalara aykırıdır.

    “ÖZELLİKLE ALEVİ ÇOCUKLARINA ZULMEDİLMEKTEDİR”

    Çocuklarımız ve halkımız çok ciddi bir ayrımcılık politikası ile asimile edilmektedir. Zorunlu din dersleri ve sözüm ona seçmeli din dersleri baskısı altında özellikle Alevi çocuklarına ve onların ailelerine zulmedilmektedir. Bu açıkça bir zulümdür ve pedagoji bilimine aykırıdır. Aleviler ve Alevilik, zorunlu din dersleri ve her biri din dersine çevrilmiş olan diğer dersler aracılığı ile yıllardır asimile edilmektedirler. Bu durum, eğitimin niteliğini de çok olumsuz bir biçimde etkilemekte ve dünya ortalamasının altında kalmasına sebep olmaktadır. Yetişen bilim insanlarımızın durumu ortadadır. Sınavlarda sıfır alan ve uluslararası yarışmalarda alınan puanlar bunun göstergeleridir. Okullarımız ve üniversitelerimiz can çekişmektedir. Zorunlu din dersleri meselesi toplumun ortak meselesidir ve sadece Alevilere havale edilecek bir sorun değildir. Çağdaş ve laik bütün kesimlerin ortak sorunu olarak görülmeli ve inançlı kesimler açısından da karşı çıkılması gereken bir uygulama olduğu bilince çıkarılmalıdır. Zorunlu din dersleri meselesi ülkemizin ve gençlerimizin gelecekleri ile doğrudan ilgilidir.

    “EĞİTİM HERKESE PARASIZ OLARAK VERİLMELİ”

    Değerli basın emekçileri, sevgili halkımız! Eğitim sistemi başından sonuna ve acilen yeniden ele alınmalıdır. Eğitim uzmanları, sendikalar ve eğitimin tüm bileşenleri ile birlikte yeniden düzenlenmelidir. Zorunlu din derslerine derhal son verilmeli ve eğitim, gerici ve dinsel ögelerden hızla ayıklanmalıdır. Müfredat çağdaş ve bilimsel normlara kavuşturulmalıdır. Eğitim hizmeti kamusal bir hizmet olarak herkese parasız olarak verilmeli ve fırsat eşitliği sağlanmalıdır. Eğitim sistemi ve müfredatı bilimsel temellere oturtulmalı, cins ayrımcı ve erkek egemen dilinden kurtarılmalıdır. Ders kitaplarındaki nefret söylemleri acilen ayıklanmalıdır. Eğitimin her kademesinde, barış, sevgi, vicdan, empati, saygı, çevre gibi değerler ayrı birer ders olarak okutulmalıdır.

    “HER TÜRLÜ AYRIMCILIK ORTADAN KALDIRILMALIDIR”

    Eğitim sistemi her yönü ile demokratikleştirilmeli, velilerin, öğrencilerin ve tabi ki eğitim emekçilerinin söz, yetki ve karar sahibi olduğu bir düzenleme anayasal güvence altına alınmalıdır. Üniversiteler özgür olmalı, YÖK ve kalıntıları kapatılmalı, öğretim görevlileri özerk yönetimlerini öğrencileri ile belirlemelidir. Kayyum anlayışına son verilmeli ve üniversiteler özerk ve özgür olmalıdır. Eğitimin her aşaması laiklik ilkesi ile yürütülmeli ve asla laiklikten uzaklaşılmamalıdır. Her çocuğun kendi anadilinde eğitim görme hakkı engellenmemeli ve bu talebin kolaylaşması için özel çaba harcanmalıdır. Yüksek lisans ve doktora eğitimi almak isteyen herkese bu süreçte her türlü kolaylık sağlanmalıdır. Ülkemizde yaşayan hiçbir çocuk, dilinden, inancından, milliyetinden, memleketinden ve cinsiyetinden dolayı horlanmamalı ve herhangi bir ayrımcılığa tabi tutulmamalıdır.

    “KARANLIĞA TESLİM OLMAYACAĞIZ”

    Sevgili Basın Emekçileri, bu ülkede yaşayan ve bu eğitim sisteminden olumsuz etkilenen bütün herkesin mücadelesini ortaklaştırması gerektiğini düşünüyoruz. Parasız, çağdaş, laik, demokratik, bilimsel ve ana dilinde eğitim mücadelemizi bu dönemde artırarak sürdüreceğimizi beyan ediyoruz.

    Gelin Canlar Bir Olalım. En değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın geleceğini karartan ve fırsat eşitliğinden uzak, asimilasyoncu, ırkçı, gerici eğitim sistemine karşı hep birlikte karşı duralım. Çocuklarımız hepimizin ortak geleceğidir ve hiçbirimiz karanlığa seyirci kalamayız. Karanlığa teslim olmayacağız.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Gergerlioğlu tahliye oldu

    HDP’li Gergerlioğlu tahliye oldu

    PİRHA- Hakkında ‘hak ihlali’ kararı verilen Ömer Faruk Gergerlioğlu cezaevinden çıktı. Gergerlioğlu’nun avukatı Bişar Alınak Gergerlioğlu’nun HDP Genel Merkezi’ne geçtiğini açıkladı. Gergerlioğlu’nun parti genel merkezinde basın açıklaması yapması bekleniyor.

    Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında ‘hak ihlali’ kararı verdiği Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu cezaevinden çıktı.

    Gergerlioğlu’nu karşılamak için cezaevi önüne gelen kitleye engel olan polis, milletvekili ve Gergerlioğlu ailesinin cezaevi kampüs girişinin dışında beklemesine izin verdi. Milletvekillerinin bekleyişi sürerken Gergerlioğlu cezaevinden çıkarıldı. Gergerlioğlu basından ve kitleden kaçırılarak cezaevinden çok uzak bir noktaya bırakıldı.

    Gergerlioğlu’nu ailesi alarak arabayla HDP Genel Merkezi’ne geçti. Cezaevinde bekleyen kitle de ardından yola çıktı. Yolu trafiğe kapatan polis, cezaevinden çıkan araçlardan milletvekilleri araçları da dahil tek tek kimlik sorarak kontrol yaptı.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PSAKD: Devlet özür dilemeli, Dersim ismi iade edilmeli, arşivler açılmalı

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, 84 yıl önce Dersim’de gerçekleştirilen katliamın insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biri olduğunu belirtti. Açıklamada, “Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Dersim Soykırımı’nın 84. Yıl dönümünde yazılı bir açıklama yaparak, yaşamını yitirenleri andı.

    Açıklamada, Dersim Soykırımı’nın insanlık tarihinin en korkunç soykırımlarından biri olduğuna işaret edilerek, tek tipçi politikaların bugün Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmekte olduğu ifade edildi.

    Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenlerin, ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalıştığına vurgu yapılan açıklamada, Dersim’in doğasını katleden ve insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmaması gerektiği dile getirildi.

    Ayrıca, devletin adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemesi, Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılarak Dersim ismi iade edilmesi ve Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılarak hakikat ile yüzleşilmesi çağrısında bulunuldu.

    “DERSİM KATLİAMI İNSANLIK TARİHİNİN EN KORKUNÇ KATLİAMLARINDANDIR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Bundan 84 yıl önce Dersim’e dönük olarak Bakanlar Kurulu tarafından alınan “Tunç Eli tenkil harekatı” kararları sonucu başlatılan saldırılarda binlerce Dersimli katledilmiş, binlercesi yerinden yurdundan edilerek sürgüne gönderilmiş, yine binlerce Dersimli çocuk ailelerinden koparılarak başkalarına verilmişlerdir. Dersim’de gerçekleştirilen katliam insanlık tarihinin görmüş olduğu en korkunç katliamlardan biridir. Dersim halkının yaşadığı tarifsiz zulmün acısı halen yüreğimizdedir. Dersim Katliamı bu topraklarda gerçekleştirilen katliam silsilesinin en acı halkalarından biridir. Her türden farklılığı reddeden ve yok etmeye çalışan tek tipçi iktidar anlayışı bu katliamların ve acıların asıl nedenidir. Bu tek tipçi politikalar bugün hakim olan Türkçü-İslamcı iktidar eliyle daha baskıcı ve saldırgan bir şekilde sürdürülmektedir.

    “EKOLOJİK VE KÜLTÜREK OLARAK DERSİM YOK EDİLMEK İSTENİYOR”

    Mevcut iktidar Dersim’e dönük olarak çok yönlü bir yok etme politikası uygulamaktadır. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları Dersim’in doğasını planlı bir şekilde katlederek ve Dersim’i yaşanmaz hale getirme çabalarıyla devam etmektedir. Bugün Dersim’e dönük yok etme politikaları iktidar desteğiyle birtakım gerici tarikatları ve yapıları Dersim’e sokma çalışmalarıyla devam etmektedir. Dersim’i fiziken tamamen yok edemeyenler ekolojik ve kültürel olarak katlederek Dersim’i yok etmeye çalışmaktadırlar. Dersim’de her köye cami ve zorla ezan okutulması gibi dayatmalar bu politikaların bir yansımasıdır. Devlet ayrıca Dersim içinden bulup devşirdiği birtakım hain unsurlar eliyle de asimilasyon çalışmalarını devam ettirmektedir.

    “DERSİM ADALET BEKLEMEKTEDİR”

    Ancak Dersim bugüne kadar yaşadığı bu saldırıların ve katliamların hiçbirine boyun eğmemiştir, bundan sonra da boyun eğmeyecektir. Dersim Alevilerin gözbebeğidir. Dersim kadim bir Alevi toprağıdır. Dersim halkı zengin bir kültürel, inançsal ve ekolojik mirasın taşıyıcıdırlar. Bu mirası sahiplenip yaşatmak her şeyden önce bir insanlık görevidir.

    Bu miras bu topraklar için egemenlerin inandırmaya çalıştığı gibi bir tehdit değil, bir zenginlik kaynağıdır. Bu kadim mirasın taşıyıcı olan Dersim bugün adalet beklemektedir.

    “DEVLET ÖZÜR DİLEMELİ, DERSİM İSMİ İADE EDİLMELİ VE ARŞİVLER AÇILMALI”

    Devlet adalet için öncelikle Dersim’de gerçekleştirilen bu katliam için resmi bir şekilde özür dilemelidir. Dersim’e dönük katliam harekatının adı olan Tunceli ismi kaldırılmalı, Dersim ismi iade edilmelidir. Dersim Katliamı’na dair tüm arşivler açılmalıdır. Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin, sürgün edilenlerin, evlatlık verilenlerin ve kayıpların listeleri tam olarak açıklanmalıdır. Dersim’in kültürüne ve kimliğine dönük inkârcı politikalara son verilmelidir. İdam edilen Seyid Rıza ve diğer Dersimlilerin mezar yerleri açıklanmalı, bu idamların haksız ve hukuksuz kararlar olduğu resmi olarak kabul edilmelidir. Dersim’de gerici tarikatların ve yapıların desteklenmesine son verilmelidir. Köylere cami yapılması ve zorla ezan okutulması dayatmalarından vazgeçilmelidir. Dersim’in doğasını katleden ve Dersim’i insansızlaştırmayı amaçlayan her türlü maden, yol, baraj vs. projeler derhal durdurulmalıdır.

    Dersim Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı bir kez daha özlemle anıyoruz. Katledilen, sürgün edilen, ailelerinden koparılan ve kaybedilen tüm Dersimliler için adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz. Dersim Katliamı’nı Unutmadık Unutturmayacağız!

    (HABER MERKEZİ)

  • Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    Hüseyin Galip Küçüközyiğit 100 gündür kayıp!- VİDEO

    PİRHA- 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit; “İncelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı” dedi.

    Kaçırıldığı belirtilen ve kendisinden 100 gündür haber alınamayan Hüseyin Galip Küçüközyiğit’in ailesi, İnsan Hakları Derneği (İHD) binasında basın toplantısı düzenledi.

    İlk olarak konuşan İHD MYK üyesi Nuray Çevirmen, “İHD olarak son yıllarda çok fazla kayıp başvurusu alıyoruz. Hüseyin Galip Küçüközyiğit bu başvurulardan sadece biri. Bizler gündeme getiriyoruz kayıpları ancak yeterli olmuyor. Takip aşamasında maalesef engelleniyoruz. Sonuç alamıyoruz” dedi.

    BAZI DELİLLER YOK EDİLDİ

    Çevirmen’in ardından Hüseyin Galip Özyiğit’in kızı Nursena Küçüközyiğit söz aldı. Babasıyla en son 29 Aralık 2020 tarihinde telefonda görüştüğünü belirten Küçüközyiğit, “Babam ertesi gün yanımıza geleceğini söyledi. Fakat gelmedi. Daha sonra tekrar aradığımızda telefonu kapalıydı. O günden sonra bir daha haber alamadık. Bundan sonraki aşamada incelemelerin yapılması için uğraştık ama bugün 100’üncü gün ve yapılan bir işlem olmadı. Aracını bulamadık, çelişkili ifadeler verildi. Geçen bu süreçte işlemlerin başlatılmaması hem süreci yavaşlattı hem de bazı delillerin yok olmasına sebep oldu” diye konuştu.

    “BAZI GÖREVLİLER KAÇIRILDIĞINI İTİRAF ETTİ”

    Hukuki süreç hakkında bilgi veren aile avukatı Adem Kaplan ise, aile ile birlikte emniyete çağrıldıklarını ifade ederek, “Emniyete gittiğimizde bize oradaki görevlileri ‘Biz şu anda sadece gölde yüzebiliyoruz. Sizin uğraştığınız konular deniz, okyanus. Yani bu okyanusta yüzemezsiniz, boğulursunuz.’ şeklinde üstü örtülü olarak devletin bazı görevlileri tarafından Hüseyin Bey’in kaçırıldığı itiraf edilmiş oldu. Fakat kaçıran güçlerin devlet içinde gizli yapılanma içerisinde olabileceği konusunda imalarda da bulundu emniyet yetkilileri” açıklamasında bulundu.

     “100 GÜN GEÇMESİNE RAĞMEN ARAŞTIRMA YAPILMADI”

    Kaplan, Küçüközyiğit için savcılığa başvuru yaptıklarında uzun bir süre savcılık ataması beklediklerini söyleyerek şunları kaydetti:

    “Atamadan sonra telefon kayıtlarının bazı sinyal ve takibini Sulh Ceza Hakimliği’ne istedi. Sulh Ceza Hakimliği’nin de ‘Kişinin sanık olmadığı, sanık olmayan bir kişinin de GPS kayıtlarının Sulh Ceza Hakimliği tarafından incelenmesine karar verilemeyeceğini bu yetkinin Cumhuriyet Başsavcılığı’nda olduğunu ve resmen bu incelemenin yapılması gerektiği’ kararına rağmen hala sinyal kayıtları ve baz bilgileri yolunda savcılık tarafından bir çalışma yapılmadı. İnsanların herhangi bir kayıp durumunda GPS bilgilerine ulaşabildiği bir durumda 100 gün geçmesine rağmen hala telefonun sinyal kayıtları konusunda bir araştırma yapılmadı. Devlet yetkililerinin üzerinde sosyal medya üzerinden bir baskı oluşturmasını kamuoyuna rica ediyoruz. Bu olaya herkes maruz kalabilir.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • SOL Parti’den  çalışmalarına ve hedeflerine ilişkin açıklama-VİDEO

    SOL Parti’den çalışmalarına ve hedeflerine ilişkin açıklama-VİDEO

    PİRHA- SOL Parti kuruluş çalışmaları ve mücadele hedeflerine ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. Parti adına açıklama yapan Başkanlar Kurulu üyesi Önder İşleyen, eğitimin, sağlığın paralı hale geldiği, iş cinayetlerinin arttığı ve işçilerin geçinemez duruma geldiği bu gerçekliği değiştirmek üzere, bir mücadeleyi birlikte sürdürmek istiyoruz” dedi.

    Haberin videosu

    SOL Parti kuruluş çalışmaları ve mücadele hedeflerine ilişkin bir basın toplantısı düzenlendi. SOL Parti adına İlknur Başer, Gizem Kül Kürekçi, Önder İşleyen ve Kemal Yılmaz’ın katıldığı basın toplantısında, “22 Aralık’ta SOL Parti ilk çağrısını yapmıştı. Burada ortaya konulan Manifesto’nun ifade ettiği acil talepler için birlikte mücadele etmek üzere yapılan çağrımızı şimdi ete kemiğe büründürmek üzere harekete geçiyoruz. Eğitimin, sağlığın paralı hale geldiği, iş cinayetlerinin arttığı ve işçilerin geçinemez duruma geldiği bu gerçekliği değiştirmek üzere, bir mücadeleyi birlikte sürdürmek istiyoruz” denildi.

    Önder İşleyen in konuşmasının ardından, İlknur Başer Parti adına siyasi değerlendirme ve atılacak adımlar konusunda bilgi verdi.

    ‘’ÖRGÜTLENELİM, SOL PARTİ’Yİ BİRLİKTE KURALIM’’

    Siyasi gelişmeleri ve SOL Parti’nin adımlarını anlatan Önder İşleyen şunları dile getirdi:

    “SOL Parti olarak kuruluş sürecimizin ilk adımlarını atıyoruz. Bu adımları atarken, siyasi gelişmeler bu adımın ne kadar can yakıcı olduğunu ortaya koyan göstergelerle dolu.

    Siyasal islamcı rejim bir çözülme sürecine girdi. Ama bu çözülme sürecine girmiş olmaları, onu bir tehlike olmaktan çıkarmıyor. Aksine, iktidar bloku çözülmenin mutlak bir yenilgiye dönüşmemesi için, daha tehlikeli bir hal alıyor. Son dönemdeki bir kaç gelişme bunun işaretlerini veriyor. Cumhurbaşkanı, kamu güvenliğini düzenlemek için artık resmi güçlerin yetmediğini, başka düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söyledi. Rejim, toplumu ikna etme gücünü kaybettikçe daha fazla zorbalılıktan başka bir yol bulamıyor. Adeta bir savaş konseptini ortaya koyan, gayri nizami bir harp ekseni bizzat Cumhurbaşkanı tarafından ortaya konuluyor.

    “DİNCİ BİR KUŞATMA VAR”

    Bu eğilim, şeriat ilanlarının eşlik ettiği bir gerici dalgayla tamamlanmaya çalışılıyor. Toplum dinci bir kuşatma ve din ve mezhep temelli bir bölünmeye zorlayan adımlar devletin tüm kademelerince hayata geçirilmeye çalışılıyor. İslamcı faşizmin kirli ve karanlık odakları olan tarikatlar-cemaatler bizzat Cumhurbaşkanı ziyaretleriyle konsolide edilmeye çalışılıyor.

    Bu adımlar açık ki artık sefalete ve kör cehalete mahkûm olmak istemeyen halkın taleplerini bastırmak; muhalefeti etkisiz kılmak üzere atılan adımlardır. Dış politikada İhvancı, cihatçı eksen de bunu besliyor. Ama tüm bunlara rağmen, emekçiler, gençler, kadınlar artık bu rejimde yaşamak istemiyor; bunu değiştirmek istiyor.

    ‘’MEMLEKETE SOL GEREK’’

    Muhalefet ise bu gelişmeler karşısında etkisiz bir konumdan çıkamıyor. Bu çürümüş düzenin artıklarıyla birleşmeyi önüne koyan; sağa yaslanmış ve sermayenin ve uluslarası güçlerin taleplerine yanıt vermeyi öne alan bir muhalefet doğal olarak halkın somut sorunlarına, özlem ve taleplerine yanıt veremiyor.

    SOL Parti; ülkeyi topyekun çürümeye götürecek bu dengeyi değiştirmek üzere harekete geçiyor. Bir büyük çelişki var! Bir yandan zor ve hile dışında yönetemeyen bir iktidar bir yanda da bu iktidara artık yeter diyen milyonlar! Biz, bu çelişkinin ancak solun etkili bir güç haline gelmesiyle; halkın örgütlü bir güce dönüşmesiyle mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bunu başarabilecek bir güç, bir birikim var. Şimdi hep birlikte bu birikimi, örgütlü bir güce dönüştürmek için harekete geçiyoruz.

    ‘’ÖRGÜTLENELİM, SOL PARTİ’Yİ BİRLİKTE KURALIM’’

    Solu etkili kılarak Türkiye’ye değiştirebiliriz; bu hedefle başlattığımız yürüyüşümüzde şimdi Sol Parti’nin kuruluş sürecini başlatıyoruz. Mahalle mahalle; sokak sokak bir araya gelmek; SOL Parti’yi birlikte kurmak; programımızı, örgütlenme anlayışımızı ortaklaşa kararlaştırmak üzere yan yana gelmek istiyoruz. Katılımcı, demokratik, halkın inisiyatifini öne alan kolektif bir siyaset SOL siyasetin temelidir. Bu siyaset anlayışını her düzeyde hakim kılacak bu kurucu süreç aynı zamanda hayatın her alanında örgütlenmeleri geliştirmek ve çoğaltmanın da adımı olacaktır. Ancak örgütlü olursak bu kötülükle baş edebileceğimiz; ancak örgütlü olursa özlediğimiz geleceği kurabileceğimizin bilinciyle SOL Parti’de örgütlenmeye; SOL Partiyi birlikte örgütlemeye davet ediyoruz.

    ‘’GÜVENCESİZ, GELECEKSİZ GENÇLERİN SORUNLARINA SAHİP ÇIKIYORUZ’’

    Manifestomuzda, SOL Parti’nin çağrısının soyut bir çağrı olmadığını; halkın acil talepleri etrafında bir mücadele çağrısı olduğunun altını çizmiştik. Bu anlayışla, ilk adımımızı ülkenin en yakıcı sorunlarından birisi olan, gençlerin güvencesiz ve geleceksizlik sarmalında çaresiz bırakılmasına karşı atıyoruz.

    Evet, iş bulma umudunu dahi kaybeden; diplomaları değersizleşmiş, hayatları çekilmez hale gelmiş, işsizlik ve borç batağında boğulan gençlerin somut talepleri için mücadele etmek hepimizin en temel sorumluluğudur. Bu adımları atmak üzere, gençliği inisiyatifi ile bir çalıştay düzenleyerek, burada ortaya çıkan somut talepleri ülke sathında örgütleyeceğiz.”

    ”GELECEKSİZLİK TEK SEÇENEĞİMİZ OLMASIN”

    Sol Parti’nin geleceksiz, güvencesiz gençlikle ilgili kampanyası hakkında konuşan Gizem Kül Kürekçi de şunları söyledi:

    “En büyük sorunlarımızdan birisinden söz ediyoruz: güvencesizlikten, işsizlikten, geleceksizlikten. Hayalleri yarım kalmış milyonlarca gençten birisiyim. Hepimiz üniversiteye girmek; daha nitelikli eğitim almak ve istediğimiz meslekleri yapabilmeyi hayal ederiz. Üniversite bir bakıma hayallerimize açılan bir kapı gibidir. Ama artık hayallerimizi yarım bırakan bir yer oldu. Üniversiteyi bitirdik, eğitimini gördüğümüz mesleğini yapmak bir yana her hangi bir iş bulabilmek bile mümkün değil. İş bulabilenlerimiz ise güvencesiz ve düşük ücretli çalışmak zorunda. Böyle bir sorunumuz var ama buna ilişkin iktidarın bir çözümü yok. Önümüzü görmemiz mümkün değil. Oysa bu denli karartılmış bir gelecek tek seçeneğimiz olmamalı. Her an, her gün yaşadığımız ama kimsenin görmediği sorunlarımızı görünür kılmak istiyoruz. Sorunlarımıza birlikte çözümler aramak ve bulmak istiyoruz. Başka bir seçeneğin de olabileceğini birbirimize göstermeye; birbirimize sahip çıkmaya; birbirimizin çaresi ve umudu olmaya ihtiyacımız var. O nedenle, güvencesizlik ve geleceksizliği tek seçeneğimiz olmaktan çıkaracak bir yolu açabilmek üzere başlayacak bu mücadele bizi mutlu ediyor. Güvencesiz ve geleceksiz gençler olarak bir araya gelmek; öncelikle bir Çalıştay’la dertlerimizi ve taleplerimizi ortaklaştırarak yola çıkmak için hazırlanıyoruz.”

    ”BİREYSEL OLARAK DEĞİL, HEP BERABER ÇÖZEBİLİRİZ”

    Kampanyaya ilişkin konuşan üniversite öğrencisi Kemal Yılmaz ise şunları ifade etti:

    “Bir üniversite öğrencisiyim, henüz bir diplomam yok ama derdimiz şimdiden çok. Üniversiteye adım attığımız ilk yıllar, hayatımızın güzel yilları olarak hatırlanır. Ama mezun olma zamanı yaklaştıkça sıkışma başlıyor. Çünkü hepimiz biliyoruz ki diplomalarımızın bir değeri yok. Pek çok arkadaşım kafede, barlarda az zamanlı ve düşük ücretli çalışmak zorun kalıyor. Mimar, mühendis ya da öğretmen diploması bir işe yaramıyor ve hayatta kalabilmek için ne iş olursa yapmaktan başka çaresi kalmıyor. Hatta böyle de olsa iş bulabilenler şanslı sayılabilir. Bu çaresizlik karşısında bir kısım arkadaşımız yurt dışına gitmeye çalışıyor; kimisi sıra arkadaşını ekarte ederek bir işe girmeye çalışıyor kimisi de bunalıma sürükleniyor. Ama bunların hiçbirinin çare olmadığını biliyoruz. Bireysel olarak çözüm bulamayız, hep beraber çözüm bulabiliriz. Bu mücadele o yüzden aynı zamanda üniversite öğrencilerinin de mücadelesi olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

     

     

  • ‘Okullarda mescit projesine karşı direnmeliyiz’-VİDEO

    ‘Okullarda mescit projesine karşı direnmeliyiz’-VİDEO

    PİRHA – Okullarda dayatılan zorunlu din derslerine ve öğrencilerin mescitlere götürülmesine ilişkin konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri Onur Şahin, “AKP iktidarı bunu  zaten dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi olarak da formüle etmiştir” dedi.

    Okullarda dayatılan zorunlu din derslerine ve öğrencilerin mescitlere götürülmesine Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Konuya ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri Onur Şahin, “AKP iktidarı bunu  zaten dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi olarak da formüle etmiştir” dedi.

    AKP iktidarının eğitim politikası sonuçlarını her geçen gün daha da ağır yaşamaya devam ettiklerini dile getiren Şahin, “AKP iktidarı gerici eğitim sisteminin temellerini her geçen gün daha da güçlendirmeye devam etmektedir. Laik, bilimsel, demokratik, çağdaş eğitimi her gün daha da fazla aşındırmaya devam etmektedir. Çağdışı dinsel inançlara, dogmalara, önyargılara dayalı bir eğitim sistemi ve anlayışıyla yeni nesilleri yetiştirmeye çalışmaktadır” dedi.

    “AKP GERİCİ EĞİTİM SİSTEMİNİ DAYATMAKTADIR”

    Okullarda zorunlu din dersi dayatması ile öğrencilerin mescitlere götürülerek abdest aldırılıp namaz kıldırılmasının AKP iktidarının  dindar ve kindar nesil yetiştirme projesi olduğunu belirten Şahin, “Yapılması gereken sorgulamaya dayalı, eleştiriye dayalı, akla, bilime dayalı bir eğitim anlayışının hâkim kılınmasıdır. Ama böyle bir şey söz konusu değil. AKP iktidarı çağdışı, gerici eğitim sistemini kurumsallaştırarak insanlara dayanmakta ısrar etmektedir” şeklinde konuştu.

    Okullara dönük mescit yapma zorunluluğunun anayasanın laiklik ilkesine aykırı olduğuna işaret eden Şahin, mescit zorunluluğunun anayasanın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine ve 24. maddesindeki din ve vicdan hürriyeti maddesine aykırı olduğunu belirtti. Şahin, AKP iktidarının sistematik olarak Anayasa suçu işlediğini söyledi.

    “LAİKLİK İLKESİ HER GEÇEN GÜN AŞINDIRILMAKTADIR”

    Laiklik ilkesinin her geçen gün biraz daha aşındırıldığını vurgulayan Şahin şöyle devam etti:

    “Mescit zorunluluğu eğitim bilimlerine ve pedagojik ilkelere aykırıdır. Bunun bir dayatma olarak bize sunulması gericilik politikalarının bir yansımasıdır. AKP iktidarı toplumun ve siyasal yaşamın her alanını dinselleştirmeye çalışmaktadır. Dinsel ilkelere göre dizayn etmeye çalışmaktadır. Biz elbette ki bunun karşısında boyun eğecek değiliz. Sonuna kadar mücadelemizi yürüteceğiz. Yurttaşlarımızın da bu konuda duyarlı olmaları gerekmektedir.”

    “MESCİT UYGULAMASI AYRIMCILIĞA YOL AÇACAKTIR”

    Mescit zorunluluğunun mescide gidenler ve gitmeyenler diye bir fişlenme durumu oluşturacağına dikkat çeken Şahin, “Bu bize yabancı bir pratik değildir. Namaz kılmayanların, oruç tutmayanların fişlenmesi ile birlikte mescite gidenler ve gitmeyenler şeklinde bu ayrım daha da kolaylaştıracaktır. Ve bu daha fazla bir ayrımcılığa yol açacaktır” dedi.

    “AKP’NİN GERİCİ POLİTİKALARINA KARŞI DİRENMELİYİZ”

    Eğitim ve öğretimde temel ilkelerin olduğunu dile getiren PSAKD Genel Sekreteri Onur Şahin şunları kaydetti:

    “Eğitim ve öğretimle ilgili çalışmalar yapılabilir. Ama AKP iktidarı bu ilkeyi sürekli olarak tahrip etmektedir. Eğitim ve öğretim dışında sürekli bir dinselleştirme projesini ve çabasını insanlarımıza dayatmaktadır. Bu da tabii ki bizim hiçbir şekilde kabul edebileceğimiz bir uygulama değildir. Biz her zaman  Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak bilimsel, çağdaş demokratik bir bilimden ve bunun eğitime hâkim olmasından yanayız. Eğitimin bilimsel, demokratik, çağdaş bir şekilde ve bu ilkelere göre yönetilmesi taraftarıyız. Bu yüzden de her alanda olduğu gibi toplumsal, siyasal yaşamın her alanında da yapılması gereken AKP’nin gerici politikalarına karşı direnmektir. Biz de bunun için üzerimize düşeni yapacağız. Çünkü mescit zorunluluğu insanlar arasındaki ayrımcılığı daha da derinleştirecektir. Bunu da hiçbir şekilde kabul etmeyeceğiz.”

    Cebrail ARSLAN-Derya DÖNMEZ
    ANKARA

  • DAD: Aydınlık gazetesi karanlıktır, müfteridir

    DAD: Aydınlık gazetesi karanlıktır, müfteridir

    PİRHA-Vatan Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi Murat İnce’nin Alevileri hedef alan yazısını eleştiren Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi, “Basın yayın, ahlak ilkelerinden yoksun bu gazete bir kez daha tarihsel rol ve misyonu olan ajanlık faaliyetini devreye sokmuştur” diye konuştu.

    Alevi kurumları diğer siyasi partiler gibi Anayasa güvencesinde kurulan HDP’nin “Adalet ve Vicdan Nöbeti” eylemini desteklemelerinden dolayı Aydınlık Gazetesi’nin saldırı, iftira, tehdit ve hedef göstermesine maruz kaldıklarını belirten Demokratik Alevi Dernekleri DAD Genel Merkezi yaptığı yazılı açıklamada, “Basın yayın, ahlak ilkelerinden yoksun bu gazete bir kez daha tarihsel rol ve misyonu olan ajanlık faaliyetini devreye sokmuştur. Gazetecilik soran, sorgulayan, somutlaştıran erdemli onurlu bir meslektir. Çamur at izi kalsın hezeyanıyla ‘gazetecilik’ yapan bu derin yapıyı ve ihbarcı elemanlarını kınıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BİZİ HEDEF HALİNE GETİRENLERE KARŞI ALEVİLER SESSİZ KALAMAZ”

    “Bizler Aleviyiz. Kadimden günümüze inanç ve felsefemiz gereği mazlumun, mağdurun, ezilenin, emekçinin yanında olma rızalık şehrini öğretmiştir” diyen Demokratik Alevi Derneği açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

    “Bu gazetenin üstlendiği rolle bizleri kategorize ederek hedef haline getirmesine, özüne ikrar vermiş hiçbir Alevi kurumu seyirci kalmayacaktır. Hukuk yolu da dahil tüm haklarımızı kullanmak zorunluluk olmuştur. Bizler Aleviyiz. Neolitiğin derinliklerinden gelen köklerimizden beslenerek dikene çevrilmiş olan bu dünyada kendi rengimiz olarak filizlenmek istiyoruz. Ancak yaşamı, dünyayı ve ülkemizi gri ve flu görmek isteyen bu karanlık zihniyet tektipleştirmede ısrar etmektedir.”

    “TÜM EZİLENLERİN YANINDA OLACAĞIZ”

    “Alevi inanç ve felsefemiz yetmiş iki millete aynı nazardan bakan, kimseyi hakir görmeyen, hak ve hakikati kıble etmiş, yol bir sürek binbir düsturuna inanmış bir yaşam biçimidir” vurgusunu yapan DAD Genel Merkezi, “Demokratik Alevi Dernekleri olarak, Tüm Alevi süreklerinin yaşamsal zorluk ve sıkıntılar yaşadığına inanarak tüm süreklerle el ele verip el hakka yürümeyi esas almışız. DAD olarak Alevi toplumsallığının inanç, kimlik vb bir çok sorunu varken birilerinin ön ya da arka bahçesi olmayı varlık ve örgütlenme anlayışımıza ters düştüğünü tüm kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz. Ancak ezilen kesim olarak rengine, diline, kimliğine, inancına bakmaksızın tüm ezilenlerin yanında olacağımızı bir kez daha beyan ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    (HABER MERKEZİ)