PİRHA- Bir hafta önce kayyım atanan Akdeniz Belediyesi önünde süren nöbet eyleminde, kayyımın belediyeyi gasp ederek halka, meclis üyelerine kapattığı vurgulandı. DEM Parti Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Kayyımınız halk tarafından geldiği yere geri gönderilecek. Kazanan biz olacağız” dedi.
Mersin’in Akdeniz ilçesinde belediyeye 13 Ocak’ta kayyım atanmasına karşı başlayan eylemler 7. gününde sürüyor. Polis ablukası altında olan belediye binası önündeki eyleme DEM Parti milletvekilleri Sabahat Erdoğan Sarıtaş, George Aslan, Perihan Koca ile Ali Bozan, Barış Anneleri, demokratik kitle örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.
“BİR HAFTADIR BELEDİYE İŞGAL EDİLMİŞ DURUMDA”
Burada yapılan konuşmalarda ilk olarak söz alan DEM Parti İl Eş Başkanı Bedriye Kuş, bir haftadır seçilmiş meclis üyelerinin ve halkın belediyeye alınmadığını belirterek, “Belediye çalışanları izne ayrılmaları için zorlandılar ama kendi yandaşları, hırsızlar, gaspçılar belediyedeler. Biz bu talancı zihniyeti kabul etmiyoruz” dedi.
“KÜRTLERE YAPILANLAR TÜM TÜRKİYE’Yİ ETKİLER”
DEM Parti Siirt Milletvekili Sabahat Erdoğan Sarıtaş, “Kürt halkının iradesi bir kez daha gasp edildi. Kimse bize kardeşlik naraları atmasın çünkü yaptıkları kardeşliğe sığmıyor. Kürt halkı hiçbir zaman sizin önünüzde diz çökmedi. Direnerek bugünlere geldi. Belediyeyi gasp eden sadece Kürtlerin iradesine değil, bütün halkların iradesini gasp etmiştir. Kürtlere yapılan her saldırı topyekun bütün Türkiye’yi etkiler. Kürt düşmanlığı herkese kaybettiriyor. Arkadaşlarımız bir gün aramızda olacak ve görevlerinin başına geçecek. Kayyımınız ise halk tarafından geldiği yere geri gönderilecek. Kazanan biz olacağız” diye konuştu.
“KÜRTLERİ ASİMİLE ETMEYİ BAŞARAMADILAR”
DEM Parti Mardin Milletvekili George Aslan ise, 1990’lı yıllarda yaşanan baskı ve köy yakmaları ile savaşa harcanan bütçeye dikkat çekerek, bunun bedelini Türkiye’nin yoksullukla ödediğini vurguladı. Aslan, asimilasyon politikalarının işe yaramadığının altını çizerek, “İnsanları köylerinden çıkarınca asimile olacaklarını sandınız. Ama başaramadınız. Mersin buna örnek. Bu halk sizin bütün saldırılarınıza karşı barış demekten vazgeçmedi. Barış Anneleri ‘biz birlikte yaşamak istiyoruz’ diyor, siz ‘terörist’ diyorsunuz. Eski söylemleri değiştirin, bu halkı bitiremezsiniz. Bu hepimize kaybettirir” diye belirtti.
PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, çok sayıda Alevi örgütü ile sivil toplum kuruluşu adına TBMM’de basın toplantısı düzenledi. Fırat konuşmasında Suriyeli Alevilere ve azınlıklara yönelik katliam ve baskılara dikkat çekerek “Tarih, bu kayıtsızlığı asla affetmeyecektir!” dedi. Fırat, BM’ye de çağrıda bulunarak “Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü, Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanmaya ve bu saldırıları durdurmak için aktif göreve davet ediyoruz” diye konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Milletvekilleri Celal Fırat, George Aslan ve Mahmut Dindar, Suriye’de yaşanan katliamlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) basın toplantısı düzenledi.
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Avrupa Arap Alevileri Federasyonu (AAAF), Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Süryani Birliği (ESU), Türkiye Ulusal Basketbol Birliği (TAAB), Barış İçin Bilim İnsanları, Almanya Doğu Hristiyanları Merkez Konseyi (ZOCD) adına ortak açıklamayı Celal Fırat okudu.
Milletvekili Celal Fırat, kurumlar adına yaptığı açıklamada TBMM’ye çağrıda bulunarak Suriye’deki baskı ve katliam girişimlerini özetledi. Fırat, şöyle konuştu:
“Alevilere ve diğer azınlıklara yönelik uygulanan katliam ve baskı politikalarının, özellikle savaşın etnik ve mezhepsel kimlikler üzerindeki yıkıcı etkilerine vurgu yaparken, AABK’nun, Strazburg’da açtığı temsilciliğin bu bağlamda oynayacağı önemli rolünü de duyurmak istiyoruz. Suriye’de on yılı aşkın süredir devam eden savaş, yalnızca fiziksel yıkım ve siyasi kaos yaratmakla kalmamış, aynı zamanda Aleviler, Hristiyanlar, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Dürziler, İsmaililer ve diğer farklı inanç ve etnik kimlikleri hedef alan sistematik zulüm ve şiddeti de beraberinde getirmiştir.
Bu süreçte Suriye halkları, uzun yıllardır açlık, sefalet ve zorluk içinde hayatta kalma mücadelesi vermektedir. Halklar, kimliklerinden ve inançlarından dolayı cihadist ve selefist grupların saldırılarına maruz kalmakta, yerlerinden edilmekte, kutsal mekânları tahrip edilmekte ve mezhepsel nefrete hedef olmaktadır. Bu süreçte özellikle Aleviler, cihatçı örgütlerin mezhepçi ve dinci saldırılarına ve katliamlarına uğrayan başlıca topluluklardan biri olmuştur. Alevilere yönelik saldırılar, yalnızca bir topluluğun kimliğine değil, aynı zamanda bölgedeki halkların barış içinde bir arada yaşama iradesine de doğrudan tehdit oluşturmaktadır. Aleviler, yanlış bir şekilde Esad rejimiyle özdeşleştirilerek nefret suçlarının hedefi haline gelmiştir. Radikal gruplar, ‘Aleviler Esadcı, Esad da Alevi’ söylemiyle şiddeti körüklemektedir.
İran, Suriye’de yalnızca Esad rejimini desteklemiş, ancak Suriye halklarını desteklememiştir. Bu durum, İran’ın Alevilere de destek verdiği yönünde bir algı yaratmıştır. Oysa İran, Alevileri inançsal olarak kendisine yakın görmemekte ve onları Şii topluluklar arasında saymamaktadır. Aleviler İran Şii’si değildir ve bu yanlış algılar, Alevilere yönelik mezhepçi propagandaları ve nefreti beslemektedir.
“ALEVİLERE YÖNELİK NEFRET VE SALDIRILAR ARTIYOR”
İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Suriye’de Alevilere yönelik saldırıların ilk olmadığına vurgu yaparak şöyle devam etti:
“Yakın tarihte; 2012 Aqrab Katliamı, 2014 Maan Katliamı, 2016 Zara Katliamı ve mezhepçi nefretten kaynaklanan diğer birçok katliam, radikal grupların sistematik şiddetini gözler önüne sermektedir. Mezhepçi nefret, tarihi ve güncel dini fetvalar kullanılarak meşrulaştırılmıştır. Geçtiğimiz ay Alevi halkı, HTŞ hükümetine itidal çağrısı yaparak ortak laik bir Suriye inşası için adım atılmasını talep etmiştir. Ancak bu çağrı görmezden gelinmiş, Alevi köylerinde sivillere yönelik katliamlar gerçekleştirilmiş ve kutsal mekânlara saldırılar düzenlenmiştir. Cihatçı selefi gruplar, bu katliamları videoya kaydederek ‘Aleviler, sizin için geliyoruz’ mesajlarıyla kafa keserek infaz yapma gibi vahşi yöntemler kullanmış ve toplu infazlar gerçekleştirmiştir. Bu zulüm ve vahşet, yalnızca askeri değil, sivil alanda da bir insanlık suçudur ve bu duruma sessiz kalmak suça ortak olmak anlamına gelmektedir. Alevi türbeleri, Hristiyan kiliseleri ve diğer inanç topluluklarına ait kutsal mekânlar, radikal gruplar tarafından sistematik olarak tahrip edilmektedir. Mezhep temelli ayrımcılık nedeniyle binlerce kamu görevlisi işten çıkarılmış, birçok kişi keyfi tutuklamalara ve adil olmayan yargılamalara maruz kalmıştır. Alevilere yönelik nefret ve saldırılar ise artarak devam etmekte ve soykırım boyutlarına ulaşmaktadır. Homs kırsalında Hristiyanların tarım arazileri yakılıp yok edilmiş, Malula’da yaşayan Süryaniler abluka ve saldırılarla karşı karşıya bırakılmıştır. Aleviler, tarih boyunca barış, kardeşlik ve sevgi değerlerini savunmuş; inançlarının temelini sevgi, merhamet ve hoşgörü üzerine kurmuş bir toplumdur. Alevi İnancının temelinde yer alan ‘72 millete bir nazarla bak’ anlayışı, hoşgörü ve eşitlik ilkesini özetleyen evrensel bir çağrıdır. Bu sevgi ve hoşgörü felsefesi, mezhepçilik ve nefrete karşı güçlü bir duruşun simgesi olmuştur. Ancak bugün, yalnızca Aleviler değil, tüm Suriye halkları varlık ve güvenlik tehlikesi altındadır. Mezhep temelli nefret ve radikal şiddet, insanlığın ortak değerlerini tehdit etmektedir. Barış ve kardeşlik, azınlıkların eşit yurttaşlık haklarının tanınması ve kültürel varlıklarının korunmasıyla mümkündür. İnsanlık onuruna sahip çıkan herkesin dayanışma göstermesi, nefret ve zulmün karşısında durması gerekmektedir.”
“TÜM ETNİK YAPILAR ANAYASAL KORUMA ALTINA ALINMALI”
Milletvekili Celal Fırat, Suriye Arap Alevileri olmak üzere Suriye’de yaşayan bütün inanç ve kimliklerin bir arada, barış içerisinde yaşaması için şu talepleri sıraladı:
“Tüm din ve inanç gruplarının yaşam hakkı ve ibadet özgürlüğü güvence altına alınmalı; demokratik, özgürlükçü ve laik bir anayasa oluşturularak tüm etnik yapı ve inançlar anayasal koruma altına alınmalıdır.
Mezhep temelli nefret söylemleri uluslararası kuruluşlarca açıkça kınanmalı ve bu propagandaları yayan gruplara yaptırımlar uygulanmalıdır.
Kutsal mekânlar korunmalı, zorla yerinden edilenlerin güvenli dönüşü sağlanmalı ve insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlar bağımsız mahkemelerde yargılanmalıdır.
Suriye’de istikrar için Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi garantörlük sağlamalı, geçiş hükümetini denetleyerek adil ve demokratik seçimlerin yapılması için gerekli koşulları oluşturmalıdır.
Avrupa Birliği, HTŞ ve benzeri radikal grupların işlediği insanlık suçlarını kınamalı ve bu gruplarla olan tüm ilişkileri kesmelidir.
Başta Aleviler ve Kürtler olmak üzere tüm azınlıklar, kimliklerini özgürce ifade etmeli, anadillerinde eğitim görmeli ve özerk yönetimlerle kendilerini yönetme hakkına sahip olmalıdır.
Çağrımızı bir kez daha yineliyoruz;
Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nü, Suriye’deki çatışma ve katliam bölgelerinde konumlanmaya ve bu saldırıları durdurmak için aktif göreve davet ediyoruz.
BM Barış Gücü’nün harekete geçmediği her gün, Suriye’de siviller katledilmektedir.
Tüm kamuoyuna sesleniyoruz:
Bu zalimlerin işlediği suçlara sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Vicdanlarıyla hareket eden herkes, adaletin ve insan haklarının yanında durarak bu zulme karşı sesini yükseltmelidir.
Suriyeli Alevilere ve azınlıklara yönelik katliam ve baskılar derhal durdurulmalıdır. Tarih, bu kayıtsızlığı asla affetmeyecektir!
“MECLİS’TE KATLİAM TEHDİDİNE DİKKAT ÇEKECEĞİZ”
Diğer taraftan, geçen hafta Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Türkiye Alevi Federasyonu (ADFE), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Kültür Dernekleri (AKD) ve Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanları, Suriye’deki Alevi Katliamı ve Alevilere yönelik nefret söyleminin artmasıyla ilgili Meclis Grup başkanlığımızı ziyaret etmiş ve Meclisi bu hususta sorumluluk almaya davet etmiştir. Alevi kurumlarının bu ziyaretini çok kıymetli ve önemli buluyoruz. Biz DEM Parti olarak, bu konuda; Suriye’de yaşayan başta Aleviler olmak üzere tüm halklara ve inançlara yönelik gerçekleşen saldırıların sebeplerinin, kimler tarafından yönlendirildiklerinin incelenmesi, olası katliamların önüne geçilebilmesi ve bunun yurtiçinde yaşayan Alevilere dönük nefret söylemlerine ve suçlarına zemin hazırlamasının engellenmesi amacıyla Meclis’e Araştırma Önergesi veriyoruz.
Aynı zamanda bu hafta Meclis kürsüsünden kuracağımız sözlerde ‘Siyasal Alevilik’ kavramı ile başlatılan Alevi düşmanlığı algısına ve Suriye’de Arap Alevilerinin yaşadığı katliam tehdidine dikkat çekeceğiz. Hak yardımcınız, Hızır yoldaşınız olsun. Aşk ile…”
PİRHA – Milletvekili George Aslan, Sivas’ın Hafik ilçesindeki Surp Garabet Kilisesi’nin satılığa çıkarılmasına tepki gösterdi. Aslan, konuya ilişkin soru önergesi vererek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a “Surp Garabet Kilisesi ve benzer şekilde tapusu şahıslara geçmiş olan kilise ve manastırların sahiplerine iadesi için çalışmalarınız var mıdır/olacak mıdır?” diye sordu.
Kamuoyunda sıkça rastlanılan “Satılık kilise” vakasının bir örneğine de Sivas’ta rastlandı. Tarihi kilise, sahibi olduğu belirtilen şahıs tarafından 16 milyon TL’ye satılığa çıkarıldı.
Sivas’ın Hafik ilçesindeki Surp Garabet Kilisesi’nin satılığa çıkarılmasına (Tarihi Tuzhisar Kilisesi) ilişkin Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi Mardin Milletvekili George Aslan’dan tepki geldi. Konuya ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne soru önergesi veren Aslan, Türkiye’de internet yoluyla satılığa çıkarılan kilise haberlerine sık sık rastlanıldığına vurgu yaptı.
George Aslan, geçtiğimiz yıllarda Mardin’in Artuklu ilçesindeki 1700 yıllık Mor Yuhanna Süryani Ortodoks Kilisesi’nin de bir kişi tarafından internet sitelerinde satışa çıkarıldığını hatırlattı. Aslan, benzer bir durumun geçtiğimiz yıllarda Bursa’da Ermenilere ait bir kilisede yine görüldüğünü aktardı.
“HRİSTİYAN YURTTAŞLARI RENCİDE EDEN DURUM”
Milletvekili George Aslan, Hristiyanların kutsal ibadet yerleri olan kilise ve manastırların şahıslarca satışa çıkarılmasının Hristiyan yurttaşları rencide ettiğini de belirtti. Aslan, konuya ilişkin açıklamasında “Söz konusu kilise ve manastırların satılığa çıkarılmasının önlenmesi ve ülkenin ortak değeri olan bu tarihi ibadethanelerin korunması iktidarın sorumluluğundadır” ifadelerini kullandı.
“KİLİSENİN TAPUSU ŞAHSA NASIL GEÇTİ?”
Mardin Milletvekili George Aslan, konuya ilişkin Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’a şu soruları yöneltti:
“*Sivas’ın Hafik ilçesinde bulunan Surp Garabet Kilisesi’nin basına yansıdığı üzere internet üzerinden satışa çıkarıldığına ilişkin bilginiz var mıdır?
*Adı geçen kilisenin tapusunun şahsa ait olduğu iddiası doğru mudur? Doğruysa kilisenin tapusu nasıl ve hangi şartlarda şahsa geçmiştir?
*Tapusu Bakanlığınıza ait kaç kilise ve manastır mevcuttur? AKP iktidarları döneminde tapusu şahıslara geçmiş veya satılığa çıkarılmış kilise ve manastır sayısı kaçtır?
*Kilise, manastır ve diğer din ve inançlara ait ibadethanelerin kişiler tarafından satışının engellenmesi için herhangi bir çalışmanız var mıdır?
*Surp Garabet Kilise ve benzer şekilde tapusu şahıslara geçmiş olan kilise ve manastırların sahiplerine iadesi için çalışmalarınız var mıdır, olacak mıdır?”
PİRHA- Milletvekili George Aslan, lise 9. sınıflarda okuyan Hristiyan öğrencilere din derslerinin dayatıldığını belirterek, konuyu Meclis gündemine taşıdı. Aslan, bu uygulamaya son verilmesi için hükümete çağrıda bulundu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Mardin Milletvekili George Aslan, okullardaki din dersi dayatmasına dikkat çekti. Konuya ilişkin, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e soru önergesi yönelten Aslan, ilkokul, ortaokul ve liselerdeki din dersi saatlerinin her geçen yıl arttırıldığını ve seçmeli din derslerinin de fiili olarak zorunlu hale getirildiği belirtti.
Milletvekili Aslan, 2023-2024 Eğitim- Öğretim yılında liselerdeki din derslerinin 8 saat zorunlu, 4 saat zorunlu seçmeli, 4 saat de tercihe bağlı seçmeli olmak üzere haftada 16 saate yükseltildiğinin altını çizdi.
“BU UYGULAMAYA SON VERİLMELİ”
HEDEP Milletvekili George Aslan, soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“9, 10, 11 ve 12. sınıfların 2023-2024 Eğitim ve Öğretim yılı ders programında “Din, Ahlak ve Değer” başlığı altında yer alan “Kuran-ı Kerim”, “Peygamberimizin Hayatı” ve “Temel Dini Bilgiler” derslerinden en az birinin seçilmesi zorunlu hale getirilmiştir.
10, 11 ve 12. sınıflarda okuyan Hristiyan öğrenciler için söz konusu din dersleri dışında öğrencilerin farklı alanlardan seçebilecekleri alternatif dersler mevcutken 9. sınıflardakiler için dini dersler dışında herhangi bir seçenek tanınmamaktadır.
“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersinden muaf olmalarına rağmen seçmeli ders adı altında Hristiyan öğrencilere din derslerini dayatan bu uygulamaya son verilmeli. Öğrencilerin söz konusu derslerden muaf tutulması veya bu dersler dışında farklı alanlardan ders seçebilmelerine imkân sağlanmalıdır.
“ÖĞRENCİLERE NEDEN DİN İÇERİKLİ DERSLER DAYATILMAKTA?”
George Aslan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na ilettiği önergesinde Milli Eğitim Bakanı Tekin tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:
“Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf olmalarına rağmen 9. sınıflarda okuyan Hristiyan öğrencilere neden din içerikli dersler dayatılmaktadır?
10, 11 ve 12. sınıflar “Din, Ahlak ve Değer” başlığı altında yer alan din içerikli dersler dışındaki dersleri de seçebiliyorken 9. sınıfların söz konusu dersleri seçememesinin gerekçesi nedir?
Okullardaki seçmeli dini ders programları belirlenirken neden Hristiyan öğrencilerin durumu göz önünde bulundurulmamaktadır?
9. sınıflarda okuyan Hristiyan öğrencilerin mağduriyetini gidermek için “Din, Ahlak ve Değer” ders grubuna din dersleri dışında öğrencilerin seçebilecekleri farklı dersler de eklenecek midir?”
PİRHA – Mardin Milletvekili George Aslan, tapu ve kadastro çalışmaları sonucunda el konulmuş Süryanilere ait arazi ve taşınmazlara ilişkin TBMM’ye Araştırma Önergesi sundu. Aslan, “Süryanilerin mülkiyetleriyle alakalı yaşadıkları hak kayıpları ve mağduriyetler bir an önce giderilmelidir” dedi.
Yeşil Sol Parti Mardin Milletvekili George Aslan, Süryani toplumuna ait Mardin, Şırnak ve Hakkari’de el konulan arazilerle ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na Araştırma Önergesi verdi.
Milletvekili Aslan, son 20 yılda yapılan kadastro çalışmaları sonucunda devlet kurumları ve şahıslar tarafından el konulmuş arazi ve taşınmazlarla ilgili hak kayıplarının giderilmesi amacıyla Meclis Araştırması açılmasını talep etti.
“HAK KAYIPLARI BİR AN ÖNCE GİDERİLMELİDİR”
Mardin Milletvekili George Aslan, önergesinin “Gerekçe” bölümünde, yaşanan çatışmalar nedeniyle Süryani nüfusunun büyük bir bölümünün yurt dışına göç etmek zorunda kaldığını belirtti. Aslan, yaşanan çatışmalı ortam gerekçe gösterilerek devlet tarafından çok sayıda köyün de boşaltıldığının altını çizdi.
George Aslan, Araştırma Önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“Söz konusu bölgelerde tapu ve kadastro çalışmalarının başlatılmasıyla birlikte köy arazileri ile şahsi arazi ve taşınmazların tespitinin gerçekleştirilmesi ve hak sahiplerinin resmi olarak kayıt altına alınması için çalışmalar yürütülmüştür. Ancak kadastro çalışmalarının Süryanilerin çoğunluğunun yurt dışında bulunduğu bir zaman diliminde gerçekleştirilmiş olmasından kaynaklı pek çok sorunun, hak kaybının ve mağduriyetin yaşanmasına yol açmıştır.
Turabdin bölgesinde bulunan başta Mor Gabriel Manastırı, Mor Evgin Manastırı, Üçyol, Taşköy, Dağiçi ve Bethkustan mahalleleri olmak üzere Süryanilere ait yerleşim yerlerinin birçoğunda söz konusu sorunlar yıllardır devam etmektedir.
Süryaniler yurtdışındayken, köylerde kalan arazileri ve taşınmaz malları ile imkanları dâhilinde ilişkilerini koparmamışsalar da, arazilerin ve taşınmazların sayıca çokluğu, buna karşın köylerde kalan Süryanilerin sayıca azalmış olması gibi nedenlerle, arazilerin büyük bir kısmında tarımsal faaliyet sürdürememişlerdir.
Köylerde bakımsız kalan ve zamanla doğal bitki örtüsü ile kaplanan taşınmazların, ayrıca uzun yıllar faaliyet yürütülmemiş tarım arazilerinin birçoğunun kadastro çalışmaları kapsamında kıraç arazi oldukları gerekçesiyle Hazine malı olarak tapuya tescil edilmiştir. Öte yandan köy sınırları belirlenirken Süryani köylerine komşu olan köylerin sınırları Süryani köylerinin aleyhine genişletilerek, Süryani köylerine ait taşınmazların, meraların ve ormanlık alanların bir kısmı da komşu köylerin sınırları içerisine dahil edilmişlerdir.
Süryanilerin vergilerini ödedikleri taşınmazların ve hatta mahkeme kararı ile kendi adlarına tescil ettirdikleri taşınmazların önemli bir bölümü önce Hazine’ye ardından TOKİ’ye devredilmiştir. TOKİ tarafından ise açık arttırma yöntemiyle fahiş fiyatlara satılmaktadır. Geçtiğimiz aylarda Nusaybin’e bağlı Dağiçi Mahallesin’e ait araziler TOKİ Emlak Dairesi tarafından satılmış, ardından gelen tepkiler üzerine arazi satışı iptal edilmiştir.
Süryanilerin söz konusu bölgelerde yaşadıkları arazi sorunlarına ilişkin her ne kadar hukuki çerçevede kimi girişimlerde bulunmuşsalar da, hukuki süreçlerin uzun sürmesi, konuyla ilgili resmi ve idari mercilerden bu sorunların çözümüne dair yeterli desteğin alınamaması nedenleriyle, hak ihlalleri ve mağduriyetler devam etmektedir. Bu durum yurtdışından köylerine dönüş yapmış veya dönüş yapmak isteyen Süryanileri de olumsuz etkilemektedir.
Güvenlik sorunları ve diğer olağanüstü hallerde kişilerin taşınmaz mallarına ulaşamamalarından dolayı (taşınmaz mallar artık tarımsal amaçla işlenemeyecek hale gelse bile) bu durum mücbir sebeplerden kaynaklandığından Süryanilerin mülkiyetleriyle alakalı yaşadıkları hak kayıpları ve mağduriyetler bir an önce giderilmelidir.
Mardin, Şırnak ve Hakkari’de son 20 yılda yapılan kadastro çalışmaları sonucunda gerek devlet kurumları tarafından gerekse kimi gerçek veya tüzel kişiler tarafından haksız biçimde el konulmuş Süryanilere ait arazi ve taşınmazlara ilişkin yürütülen tapu ve kadastro çalışmalarının araştırılması ve yaşanan hak kayıplarının giderilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci, İçtüzüğün 104’üncü ve 105’inci Maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılmasını arz ve teklif ederim.”