Etiket: gerekçeli karar

  • Fatih Altaylı davasında gerekçeli karar açıklandı: İfade özgürlüğü sınırsız değildir!

    Fatih Altaylı davasında gerekçeli karar açıklandı: İfade özgürlüğü sınırsız değildir!

    PİRHA- Gazeteci Fatih Altaylı’ya “Cumhurbaşkanı’nı tehdit” suçlamasıyla verilen 4 yıl 2 ay hapis cezasına ilişkin gerekçeli karar kamuoyuna sunuldu. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından hazırlanan gerekçeli karar, Altaylı’nın YouTube kanalında yayımlanan söylemleri ve basın/ifade özgürlüğü sınırlarının hukuki çerçevesi üzerine ayrıntılı değerlendirmeler içeriyor.

    Gerekçeli kararda, Altaylı’nın YouTube’daki programında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın suikasta uğrayabileceği ya da öldürülebileceği yönünde ifadeler kullandığı ve bu ifadelerin geniş kitlelere ulaştığı belirtildi. Mahkeme, söz konusu video içeriğinin herkese açık bir platformda, 1 milyondan fazla abonesi bulunan bir kanalda yayınlandığını ve yüz binlerce kişinin izlediğini dikkate alarak, Altaylı’nın tehdit kastıyla hareket ettiğini değerlendirdi.

    Kararda, Altaylı’nın sorulan sorulara verdiği cevaplar incelenirken ifadenin yalnızca siyasi eleştiri değil tehdit içeriği taşıdığına hükmedildi.

    BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLARI

    Mahkeme, Altaylı’nın gazeteci olması ve savunmasında dile getirdiği gibi söz konusu ifadelerin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği iddiasına da değindi. Kararda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007 tarihli kararına atıf yapılarak, basın özgürlüğünün de diğer temel hak ve özgürlükler gibi sınırsız olmadığıvurgulandı.

    Gerekçeli kararda, basın özgürlüğünün hukuka uygun biçimde kullanılabilmesi için gereken ölçütlerin dört başlık altında toplandığı belirtildi. Buna göre bir haber ya da ifade:

    • Gerçek ve güncel olmalı,

    • Kamu yararı taşımalı,

    • Veriliş biçimi ile özü arasında düşünsel bir bağ bulunmalı,

    • Açıklamada küçültücü, tehdit edici veya şiddete teşvik edici ifadeler kullanılmamalıdır.

    Kararda ayrıca, ifade ve basın özgürlüğünün sınırsız olmadığına dikkat çekilerek, başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 10/2. madde olmak üzere uluslararası ve ulusal mevzuatta bu özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemelere yer verildi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), ulusal makamların ifade özgürlüğünü sınırlandırırken kanunda açıkça tanımlanmış, meşru amaçlara uygun, orantılı ve ölçülü olması gerektiğini denetlediği hatırlatıldı.

    Kararda, “meşru amaç” kapsamında genellikle kamu güvenliği, toplumsal ahlak ve benzeri durumların yer aldığı; çağdaş demokratik toplumların gereklerinin ise toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmemek, şiddeti teşvik etmemek ve başkalarının kişilik haklarını zedelememek olduğu vurgulandı.

    MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ

    Gerekçeli kararın en önemli vurgularından biri, Altaylı’nın sözlerinin şu kriterlere uymadığı yönünde oldu:

    • Topluma sunulan ifade kin ve düşmanlığa sevk edici nitelikte bulunduğu,

    • Şiddete teşvik edici bir söylem içerdiği,

    • Halkı korku veya endişeye sevk edebilecek bir niteliğe sahip olduğu,

    • Basın ve ifade özgürlüğü kapsamında korunacak nitelikte olmadığı belirlendi.

    Bu nedenle mahkeme, Altaylı’nın açıklamalarının ifade özgürlüğü sınırlarının ötesine geçtiği sonucuna vararak 4 yıl 2 ay hapis cezasını gerekçelendirdi. Altaylı’nın tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    ULUSLARARASI TEPKİLER

    Hatırlanacağı üzere, Altaylı 20 Haziran 2025’de YouTube kanalındaki ifadeleri nedeniyle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından resen soruşturma kapsamında gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. Mahkeme süreçlerinde 26 Kasım’da da ceza kararı verilmiş ve Altaylı’nın tutukluluğunun devamına hükmedilmişti.

    Kararın ardından uluslararası basın özgürlüğü örgütlerinden de açıklamalar geldi. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), Altaylı’ya verilen hapis cezasını, Türkiye’deki basın özgürlüğü üzerinde endişe verici bir adım olarak nitelendirdi ve gazetecinin derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    HABER MERKEZİ

     

  • Narin Güran’ın katledilmesi davasında gerekçeli karar açıklandı

    Narin Güran’ın katledilmesi davasında gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA-Narin Güran davasında gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, eylemin kim tarafından yapıldığı tespit ediliyorsa, eylemin nerede, ne zaman, nasıl yapıldığı sorularının tali kalacağını belirtti. Diyarbakır Barosu ise yaptığı açıklamada, hukuki süreç tamamlanıncaya kadar mücadeleye devam edeceklerini ifade etti.

    Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı kırsal Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybedilen ve 8 Eylül’de cansız bedenine ulaşılan 8 yaşındaki Narin Güran’ın katledilmesi davasında, gerekçeli karar açıklandı. 28 Aralık 2024’te görülen karar duruşmasında anne Yüksel Güran, ağabey Enes Güran ve amca Salim Güran’a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, cesedi Eğertutmaz Deresi’ne götürdüğünü itiraf eden komşuları Nevzat Bahtiyar’a ise 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

    “HUKUKİ SÜREÇ TAMAMLANINCAYA KADAR MÜCADELEMİZE DEVAM EDECEĞİZ”

    Kararı sosyal medya hesabından duyuran Diyarbakır Barosu, “Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi beyanlarımıza da yer vererek, gerekçeli kararını bugün sunmuştur. Sanık Nevzat Bahtiyar’ın eylemlerinin TCK’nin 281. maddesi kapsamında suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu kapsamında değerlendirmesi hakkaniyete uygun olmayıp, kamuoyu vicdanını da yaralamıştır. Bu nedenle baromuz tarafından sanık Nevzat Bahtiyar’ın çocuğu kasten öldürme suçuna iştirakten cezalandırma talebiyle istinaf kanun yoluna başvurulacaktır. Amed Barosu olarak Narin’in fail/faillerinin cezalandırılması için hukuki süreç tamamlanıncaya kadar mücadele edeceğimizi kamuoyuna duyururuz” paylaşımı yaptı.

    “GEREKÇELİ KARARDA ASIL KATİLE YER VERİLMEDİ”

    Gerekçeli kararda, mahkemelerde olay değerlendirmesinde sanık veya sanıkların üzerine atılı suçları nasıl, nerede, ne zaman, neden ve kimlerle işlediğinin tespitine yönelik bir çalışma yapıldığını ancak bazı istisnai olaylar da bu soruların cevaplarının tam olarak bulunamadığına dikkat çekildi. İstisnai durumlarda eylemin kim ya da kimler tarafından gerçekleştiğinin önem kazandığı vurgulanan gerekçede, “Eğer somut olayda eylemin sanık veya sanıklar tarafından yapıldığı sabit ise yukarıda belirtilen diğer sorular (eylemin nerede gerçekleştiği, tam olarak ne zaman yapıldığı veya nasıl yapıldığı) asli sorular olmayıp, feri sorular olarak kalacaktır. Dolayısıyla bir eylemin kim veya kimler tarafından yapıldığı tespit ediliyor ise diğer hususlar göz ardı edilebilecektir” denildi.

    Dolayısıyla bir eylemin kim veya kimler tarafından yapıldığı tespit ediliyor ise diğer hususlar göz ardı edilebileceğinin belirtildiği kararda, “Bu tür durumlarda şüpheden sanık yaralanır ilkesi akla gelmektedir. Ancak iddia edilen eylem veya eylemlerin sanık veya sanıklar tarafından işlendiği sabit ise yukarıda belirtilen diğer feri durumların izahının olmaması somut olayda sanıklar açısından lehe bir şüphe oluşturmayacak, dolayısıyla bu tür olaylarda feri durumları bilememek sanıklar açısından somut olayda herhangi bir şüphe doğurmayacaktır” ifadelerine yer verildi.

    Dinlenen tüm sanıkların beyanları irdelendiğinde, Narin’in öldürülme olayını etkileyecek somut bir beyanın olmadığına dikkat çekilen kararda, “Tanık Hediye aşamalardaki beyanlarında ısrarla olay anında evde olduğunu, Narin’in hiç eve gelmediğini, yine sanık Salim ile sanık Nevzat’ın da eve hiç gelmediğini, evde sanık Enes’in uyuduğunu belirttiği görülmüştür. Yine olay sırasında evde olan çocuk Muhammed Emre mahkememizce tanık olarak dinlenilmiş, tanık Eren dinlenilmek istenilmiş ancak sırasını beklerken huzursuzluk çıkardığı için yaşı itibariyle dinlenilmesinden vazgeçilmiş, soruşturma aşamasında alınan beyanlarını içerir video kaydı huzurda izletilmiştir” diye belirtildi.

    “TANIK BEYANLARI DİĞER DELİLLERLE UYUMLU DEĞİL”

    Tanık beyanlarının dosyada bulunan diğer deliller ile uyumlu olmadığının belirtildiği kararda, “Özellikle çocuk beyanlarının AGO’da (Adli Görüşme Odası) alınırken yanında olan uzman kişilerin belirttiği üzere öğretilmiş beyanlar olduğu, tanık Hediye’nin beyanlarının Narin’in öldürülme olayında yer alan gerçekleri gizlemek için oluşturulan beyanlar olduğu, özellikle tanık Hediye’nin olay günü evde olduğu şeklinde beyanlarının diğer deliller ile örtüşmediği, maktul Narin’in öldürme eyleminin aşağıda anlatılacağı üzere evde tamamlandığı ve akabinde olay sonrası yapılacaklar konusunda sanıklar tarafından fikir birlikteliğine varıldığı, bu nedenle tanık Hediye’nin olayları gizlemek için bu şekilde beyanda bulundurulduğu mahkememizce kabul edilmekle tanık Hediye ve diğer çocuk tanıkların beyanlarının dosyada bulunan deliller ile örtüşmediği için mahkememizce iş bu beyanlara itibar edilmemiştir” ifadelerine yer verildi.

    “ADLİ TIP KURULU RAPORLARINDA SUÇ UNSURU OLABİLECEK BULGUYA RASTLANMADI”

    Jandarma tarafından tutulan tutanakların da Narin’in kasten öldürülme olayına etki edecek somut bir verinin olmadığının belirtildiği kararda, esasa etkili delil olarak görülmediği de ifade edildi. Ancak kararda anne Yüksel Güran’a ilişkin tutulan tutanaklara işaret edilerek, “Bu nedenle sanık Yüksel’in maktul Narin’in cansız bedeninin bulunmasından önce kızının öldüğünü bildiği, sürekli sanık ‘Enes’i nasıl korurum’ diyerek Narin’in ölümüne ilişkin gerçekleri dile getirmediği ve saklamaya çalıştığı mahkememizce kabul edilmiştir. Sanık Enes’te meydana gelen yaralanmasının mahkememizce yapılan değerlendirmesinde; sanığın aşamalardaki çelişkili beyanlarının bir bütün halinde hayatın olağan akışı ile uygun olmadığı kabul edilmiştir. Güran ailesine ait eşyaların incelendiği hatırlatılırken, dosya kapsamında delil elde edebilmek için olay yeri ve etrafında bulunan halı, kilim, yorgan, yastık, elbise, Güran ailesinin şahsi eşyaları, olay yerinde ve civarında bulunan taş, kum vb. diğer eşyalar üzerinde incelemeler yapıldığı, yapılan incelemeler sonucunda birden fazla Adli Tıp Kurulu raporlarının alındığı, raporlarda suç unsuru olabilecek bir bulguya rastlanılmadığı kaydedildi.  Bu raporlarında Narin Güran’ın öldürülme olayına ilişkin somut bir veri sunmadığı belirtildi.

    “SALİM GÜRAN’IN BİR ŞEYLERİ SAKLAMAK İÇİN HAREKET ETTİĞİ MAHKEME TARAFINDAN KABUL EDİLMİŞTİR”

    Salim Güran’ın çelişkili ve şüpheli beyanlarına yer verilen kararda, Salim Güran’ın mesajlaşmalarını neden sildiği yönündeki soruya karşılık verdiği beyanların olağan dışı olduğu belirtildi.  Kararda, Salim Güran’ın “ (…) bir şeyleri saklamak için bu şekilde hareket ettiği, maktul Narin’in cansız bedeninin bulunmasını istemediği, yine Narin’in ölümüne ilişkin gerçekleri gizleyerek ortaya çıkmasını engellediği şeklinde mahkememizce kabul edilmiştir. Ayrıca Güran aile mensubu kişilerin de bu aşamada telefon geçmişlerini sildikleri görülmüştür. Bu husus somut olay açısından doğrudan etki eden bir delil olmamakla birlikte şüpheli ve dikkat çekici bir davranış olarak görülmüştür. İlgili raporun sanık Nevzat’ın beyanları, dosya arasında bulunan Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı’nın Analiz Raporu, sanıkların kullanımında olan GSM hatlarına ilişkin HTS kayıtları, baz verileri, baz istasyon bilgileri, Daran 2 kamera kayıtları, Ulusal Kriminal raporu, sanık Yüksel ile sanık Enes’in evde olduğu şeklindeki beyanları, çiftlik kamera görüntüleri ile Ruhi Kaya’ya ait kamera görüntüleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde ilgili raporun mahkememizce delil olarak kabul edilen diğer deliller ile uyumlu olduğu, ilgili bilgi ve belgelerin birbirlerini doğruladığı anlaşılmakla söz konusu daraltılmış baz raporu verilerine mahkememizce itimat edilmiştir” denildi.

    “NEVZAT BAHTİYAR’IN TÜM BEYANLARINDA NARİN’İ SALİM GÜRAN’IN ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLÜYOR”

    Nevzat Bahtiyar’ın hal vaziyet ile davranışlarının mahkeme tarafından özellikle irdelendiğinin belirtildiği kararda, sanık Bahtiyar’ın beyanlarının bir bütün halinde değerlendirildiği ve dosyada bulunan deliller ile uyumlu olan beyanlarına itibar edildiği kaydedildi. Kararda, sanığın aşamalardaki tüm beyanlarında istikrarlı bir şekilde Narin’i sanık Salim Güran’ın öldürdüğünü ve cansız bedenini kendisine verildiğini belirttiği hususuna dikkat çekildi.

    Kararın devamında şu ifadelere yer verildi: “…sanık Yüksel’in mahkememiz huzurunda yapmış olduğu savunmalarında ısrarla namusu üzerinde durduğu, sanık Nevzat’ın beyanında sanık Salim’in Yüksel ile ilişkimi gördüğü için öldürdüm şeklindeki beyanlarının iftira olduğunu belirttiği görülmüştür. Mahkememizde sanık Yüksel’in sanık Salim ile olay sırasında bir ilişkilerin olmadığı kanaati uyanmış, aşağıda anlatılacağı üzere sanık Salim’in sanık Yüksel ve sanık Enes ile birlikte iştirak halinde maktul Narin’i nedeni mahkememizce de anlaşılamayan bir sebepten dolayı öldürdükleri için asıl nedeni gizlemek maksadıyla sanık Nevzat’a bu şekilde beyanda bulunduğu, bu beyanın Narin’in öldürülmesine sebep olan asıl maksadı gizlemek amacıyla söylendiği şeklinde kabul edilmiştir. Dosya tarafları olan katılan, katılan vekili, katılan kurumlar, sanık ve müdafileri tarafından dosyaya sunulan delillere, somut olaya bir katkısı olmadığı için mahkeme tarafından itibar edilmediğine yer verildi.

    “NARİN GÜRAN’IN ÖLDÜRÜLMESİ 3 SANIK TARAFINDAN BİRLİKTE GERÇEKLEŞTİRİLEREK TAMAMLANDIĞI ANLAŞILMIŞTIR”

    Narin’in katledildiği saatlerdeki olay örgüsünün anlatıldığı kararda, “…dolayısıyla sanık Salim tarafından sanık Nevzat’a Narin’in cansız bedeni verilirken diğer sanıkların olaydan haberdar oldukları, her 3 sanığın suçun işlenmesinde üstlendikleri rol ve kendi eylemleri ile diğer sanıkların eylemlerini tamamlayarak suçun işlenmesi üzerinde diğer sanıklar ile birlikte ortak hakimiyet kurduğu, bu bağlamda sanıkların olayın sonuna kadar zaman ve mekan birlikteliği içerisinde oldukları ve iştirak halinde hareket ederek sanıklar Salim Güran, Enes Güran ve Yüksel Güran’ın fikir ve eylem birlikteliği içerisinde maktül Narin Güran’ın iştirak halinde ölümüne sebebiyet verdikleri Mahkememizce kabul edilmiştir. Tüm bu anlatımlar karşısında Maktul Narin’in öldürülme olayının her 3 sanık tarafından birlikte gerçekleştirilerek tamamlandığı anlaşılmıştır” denildi.

    “NEVZAT BAHTYAR’IN NARİN’İ ÖLDÜRMESİNİ GEREKTİRECEK BİR HUSUMET VEYA BİR NEDEN YOK”

    Kararda, sanıklar Salim, Yüksel ve Enes Güran hakkında ayrı ayrı yapılan değerlendirmede, her 3 sanığın cinayeti iştirak halinde işlediklerinin sabit olduğuna yer verildi. Nevzat Bahtiyar yönünde yapılan değerlendirmede ise, “Her ne kadar sanık Nevzat Bahtiyar yönünden sanık Enes Güran, sanık Salim Güran ve sanık Yüksel Güran ile birlikte maktul Narin’i öldürdüğü iddiasıyla mahkememize kamu davası açılmışsa da; Sanık Nevzat aşamalardaki değişmeyen tek savunmasında maktul Narin’i kendisinin öldürmediğini, sanık Salim’in öldürdüğünü ve cansız bedeni kendisine verdiğini belirttiği görülmüştür” denilerek, sanığın Salim Güran’ın yönlendirmesi ile Narin’in cansız bedenini alarak evden ayrıldığı ve ahırına götürdüğü, oradan çuvala koyarak kendi arabasına koyduğu, daha sonra sanık Salim’in de belirttiği yer olan Eğertutmaz Deresi’ne götürdüğü ve cansız bedenin bulunduğu çuvalı dere kenarına üzerine taş koymak suretiyle sakladığı mahkeme tarafından kabul edildiği belirtildi. Kararda, Bahtiyar’ın Narin’i öldürmesini gerektirecek bir husumet veya nedenin bulunmadığı ifade edildi.

    Bahtiyar’a dair değerlendirmenin devamında şu ifadelere yer verildi: “Her ne kadar sanık Nevzat aşamalarda sanık Salim’in kendisini tehdit ettiğinden dolayı cansız bedeni aldığını söylemiş ise de sanık Salim’in tutuklanması sonrası tüm köyde binlerce kolluk personeli tarafından maktul Narin aranırken artık tehdidin ortadan kalktığı, sanık Nevzat’ın çok rahat bir şekilde gerçekleri anlatarak maktul Narin’in bulunmasını sağlayabilecek iken bunu yapmayıp gerçekleştirdiği eylemde ısrar ederek kastını ortaya koyduğu, dolayısıyla TCK’nın 28. maddesinde düzenlenen halin somut olayda oluşmadığı mahkememizce kabul edilmiştir. Yukarıdaki anlatımlar ve diğer sanıklar bakımından yapılan kabuller de dikkate alınarak; somut olayda sanık Nevzat’ın maktul Narin’in ölüm anında olay yerinde olmadığı ve öldürme eylemine iştirak etmediği, sanık Salim’in çağırması üzerine Arif Güran’ın evine geldiği, eve geldiğinde maktul Narin’in cansız bedenini gördüğü, bu saatten sonra öldürme eyleminin tamamlandığından dolayı söz konusu eyleme karşı yapılan hareketlerin iştirak olarak kabul edilemeyeceği, burada sanığın eylemlerinin başka bir suça vücut vereceği aşikardır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tahir Elçi cinayeti davasının gerekçeli kararı: Giderilmeyen şüpheden beraat verildi

    Tahir Elçi cinayeti davasının gerekçeli kararı: Giderilmeyen şüpheden beraat verildi

    PİRHA-Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi cinayetinden yargılanan sanık polisler hakkında verilen beraat kararının gerekçeli kararı açıklandı. Beraatlar “şüpheden sanık yararlanır” ilkesine dayandırıldı.

    Diyarbakır’ın Sur ilçesinde Dört Ayaklı Minare önünde 28 Kasım 2015’te katledilen Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin “bilinçli taksirle ölümüne neden olma” suçundan yargılanan polisler Fuat Tan, Mesut Sevgi ve Sinan Tabur’un beraat kararının gerekçesi açıklandı.

    Diyarbakır 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin gerekçeli kararında, sanıkların yargılama boyunca Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden duruşmaya katılmasının “yargılamanın yüz yüzelik ilkesine uygun olduğu” savunuldu. Elçi ailesi avukatlarının sanıklara doğrudan soru sorma haklarının teknik olarak sağlandığı ve doğrudanlık ilkesi sağlandığı ileri sürülen kararda, sanıkların duruşmada salonunda hazır edilmesi yönündeki taleplerin bu nedenle reddedildiği ifade edildi.

    Duruşmada dinlenen tanıkların, Elçi’nin vurulma anını ve kim tarafından vurulduğuna dair bir tanıklıklarının bulunmadığını söylediği belirtildi. Ancak tanık Deniz Ataş’ın savcı baskısı ve işkence altında ifade verdiğine ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmadı.

    “ÖLÜM ANINA DAİR GÖRÜNTÜ TESPİT EDİLEMEDİ”

    Kararın devamında, Elçi’nin hayatını kaybettiği olay yerine bakan Mardin Kebapevine ait 4 Nolu güvenlik kamarasına ait görüntülerin tekrar incelendiği anımsatıldı. İş yerine ait kayıt cihazı üzerinde inceleme yapan TÜBİTAK’ın, cinayet anını gören bir kayda rastlanılmadığın dair rapor hazırladığı belirtildi. Cihazda bulanan görüntü kayıtlarının ise 2010 tarihli olduğu aktarıldı. Kararda, olaya dair açık kaynak, basın ve polislerce kayıt altına alınan görüntüler üzerinde yapılan incelemede, “Tahir Elçi’nin ölüm anına dair herhangi bir görüntünün tespit edilemediği görülmüştür” denildi.

    Kararda, hazırlanan bilirkişi raporları ve keşif tutanaklarında, Elçi’nin hayatını kaybettiği yerin çatışmalar nedeniyle zarar gördüğü, olay yeri özelliğini büyük ölçüde kaybettiği, bu nedenle, olay yerinde tekrar keşif yapılması yönündeki taleplerinin dosyaya bir yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddedildiği belirtildi.

    TAKİPTEKİ İSTİHBARATÇILARIN DİNLENMESİ TALEBİ

    Olaydan sonra CİMER’e üzerinden gönderilen ihbar mektubunda ismi geçen ve olay günü PKK üyeleri Mahsum Gürkan ve Uğur Yakışır’ı takip eden S.K. Y.K. B.H. ve H.A. isimli istihbaratçı polislerin mahkemede tanık olarak dinlenilmesi yönündeki taleplerin, bu kişilerin olaya ilişkin bilgi ve görgülerinin bulunmaması nedeniyle reddedildiği ifade edildi. Kararda, Uğur Yakışır ve Mahsum Gürkan’ın telefonlarının istihbari dinleme kayıtlarının istenmesi yönündeki talebinin ise dosyanın esasına etki etmeyeceği gerekçesiyle reddedildiği belirtildi. Elçi cinayetine ilişkin ihbarda bulunan Ahmet Soylu ve Aynur Güzel’in tanık olarak dinlenmesi taleplerinin bu kişilerin can güvenliğinin olmaması ve olaya ilişkin doğrudan bilgilerinin olmaması nedeniyle reddedildiği aktarıldı.

    Kararda, olay yerini gören deliller üzerinde “manipülasyon” bulunmadığı yönündeki TÜBİTAK raporu içeriğindeki tespitler dikkate alındığında, Elçi cinayeti için “Siyasi suikast” diyen dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun tanık olarak dinlenilmesinin dosyaya bir yenilik katmayacağı gerekçesiyle tanık olarak dinlenilmesinden vazgeçildiğine dair karar verildiği belirtildi.

    Kararın devamında, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2014/13-676 esas, 2016/262 karar sayılı kararında yer alan şu değerlendirmeye atıfta bulunuldu: “…şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin özü bir ceza davasında sanığın cezalandırılmasına karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık lehine değerlendirilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yüksek de olsa ihtimale dayanılarak sanığın mahkûmiyetine karar vermek, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm kurmak anlamına gelecektir…”

    “ÖLÜMCÜL ATIŞIN KİM TARAFINDAN YAPILDIĞINDA TEREDDÜT VAR”

    Kararın devamında mahkeme şu değerlendirme ve iddialarda bulundu: Dosya kül halinde incelendiğinde; sanıkların tüm aşamalarda ısrarlı bir şekilde inkara dayalı savunmaları, Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli raporunun içeriği dikkate alındığında maktulün vücuduna isabet eden ve ölümüne sebebiyet veren tek merminin vücudu terk ettiği olay sonrası yapılan inceleme ve keşiflerde mermi çekirdeğine ulaşılamadığı, dolayısıyla polis memuru olan sanıklar Fuat Tan, Mesut Sevgi ve Sinan Tabur’un adli emanette bulunan olay esnasında kullandıkları silahları ile balistik eşleştirme imkanının bulunmaması, gerek keşif sonrası tanzim olunan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adli Tıp ve Balistik İnceleme Uzmanlarına hazırlattırılan 19/03/2016 tarihli bilirkişi raporunda maktül Tahir Elçi’nin ölümüne neden olan atışın hangi silahtan, hangi açıyla, kişinin hangi vücut pozisyonu ile nasıl gerçekleştiğinin tıbben ve fiziken bilinemeyeceği, olay anında çekilmiş görüntülerde şahısların ateş ettikleri istikamet ve açılardan meydana gelebileceği gibi başka istikametler ve açılardan da meydana gelebileceği, bunlar arasında ayrım yapılamayacağı yönündeki tespitler ve gerek ölüme neden olan atışın yönünün tespitinin tıbben bilinmesinin mümkün olmadığı yönündeki Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu’nun 20/06/2016 tarihli rapor içeriği ve maktulün vurulma anına ilişkin dosya kapsamında herhangi bir kamera görüntüsü, tanık beyanı vs. somut delilin bulunmayışı göz önüne alındığında maktulün ölümüne sebebiyet veren ölümcül atışın kim tarafından gerçekleştirildiği hususunda tereddüttün hasıl olduğu.

    “HER TÜRLÜ ŞÜPHEDEN UZAK KANAAT ELDE EDİLEMEDİ”

    Bir an için Maktül Tahir Elçi’nin avukatları tarafından İngiltere ülkesi Londra Üniversitesinde faaliyet gösteren Forensic Architecture Goldsmiths isimli enstitüden aldırılan olay yerinde bulunan şüpheli üç polis memurunun Tahir Elçi’ye yönelik doğrudan ateş hatlarının mevcut olduğu, polis memurlarından ‘A’  ile kodlananın olay tarihinde Uğur Yakışır tarafından karnından yaralanan Sinan Tabur olduğu, ‘C’ ile kodlananın Mesut Sevgi polis memuru olduğu, ‘D’ ile kodlananın ise Fuat Tan polis memuru olduğu,  ‘C’ olarak kodlandırılanın Tahir Elçi’ye yönelik açık ve engelsiz bir ateş hattı ile silahını ateşlediği, olay yerindeki polis memurlarından hangisinin kesin olarak Tahir Elçi’nin ölümünden sorumlu olduğunun tespiti mümkün olmamakla birlikte kuvvetli suç şüphesi altında olan polis memurlarının saptandığı yönündeki bilimsel mütalaaya hukuki önem atfında dahi yine sanıkların suç şüphesi altında olduğu iş bu vaziyetin tek başına sanıkların mahkumiyeti için yeterli olmadığı nitekim taksirli suçlara iştirakin hukuken mümkün olmadığı hususunun yüksek yargı kararlarıyla artık kesin hüküm haline gelmiş bir husus olduğu anlaşılmakla sanıkların üzerine atılı bilinçli taksirle öldürme suçundan cezalandırılmaları istemi ile mahkememizde kamu davası açılmış ise de maktul Tahir Elçi’nin ölümüne sebebiyet veren atışın kimin silahından atıldığının tespit olunamadığı anlaşıldığından sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak kanaat elde edilemediğinden sanıkların beraatlerine karar verilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Cemevlerine saldırı davasında mahkeme gerekçeli kararını açıkladı

    Cemevlerine saldırı davasında mahkeme gerekçeli kararını açıkladı

    PİRHA – Dört Alevi kurumuna saldırı düzenleyen Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tahliye edilmesinin ardından Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararını açıkladı. Alevi kurumlarının avukatları ise gerekçeli karara karşılık İstinaf Mahkemesi’ne dilekçe sunacaklarını belirtti.

    Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, 3 Alevi kurumu ve bir de yöre derneğine yönelik Ankara’da 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırıya dair gerekçeli kararını açıkladı.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca, “İbadethanelere ve Mezarlıklara Zarar Verme, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama, İnanç, Düşünce ve Kanaat Hürriyetinin Kullanılmasını Engelleme, Kasten Yaralama” suçlarından yargılanıyordu.

    7 Temmuz’da görülen karar duruşmasında Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın tahliyesine karar veren Ankara 63. Asliye Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararında ise şu suçlamalara yer verdi:

    “Sanık Ahmet Ozan KARACA’nın üzerine atılı ‘basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde kasten yaralama’ suçunu, mağdur Hüseyin Kılıç’a karşı işlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK’nun 86/2. maddesi gereğince suçun işleniş şekli, fiilin özellikleri, sanığın kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yeri ile sanığın amaç ve saiki dikkate alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak, 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığın eylemini silahla işlediği anlaşıldığından cezasından TCK’nun 86/3-e maddesi gereğince 1/2 oranında arttırım yapılarak, 9 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    … sanığın eyleminin bir bütün halinde ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme suçunu oluşturduğu anlaşılmakla, sanık hakkında inanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçlarından cezalandırılması istemi ile açılan kamu davası hakkında HÜKÜM KURULMASINA YER OLMADIĞINA Sanık Ahmet Ozan KARACA’nın üzerine atılı ‘ibadethanelere ve mezarlıklara zarar verme’ suçunu, Şah-ı Merdan Cemevi, Ana Fatma Cemevi ve Sivas Divriği Kültür Derneği’ne yönelik ayrı ayrı işlediği anlaşıldığından eylemlerine uyan TCK’nun 153/1 maddesi gereğince, suçun işleniş şekli, fiilin özellikleri, sanığın kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yeri ile sanığın amaç ve saiki dikkate alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak, AYRI AYRI 3 KEZ 2’ŞER YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığın eylemini, ilgili dini inanışı benimseyen toplum kesimini tahkir maksadıyla işlediği anlaşıldığından cezasından TCK’nun 153/3 maddesi gereğince 1/3 oranında arttırım yapılarak, AYRI AYRI 3 KEZ 2’ŞER YIL 8’ER AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,

    Sanığa isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti ile tayin olunan ceza miktarı ve tüm dosya kapsamı nazara alınarak sanık hakkında, CMK’nun 109/3-a maddesi uyarınca yurt dışına çıkamamak suretiyle ADLİ KONTROL TEDBİRİ UYGULANMASINA, kararın gereği için Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na müzekkere yazılmasına…”

    Saldırıya uğrayan kurumların avukatları ise, gerekçeli kararın açıklanmasıyla birlikte İstinaf Mahkemesi’ne itiraz dilekçesi yazacaklarını belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Engin Eroğlu davasında gerekçeli karar açıklandı

    Engin Eroğlu davasında gerekçeli karar açıklandı

    PİRHA- Dersimde 3 yıl önce yolcu otobüsünün açılan bagaj kapağının çarpması ile nehire düşüp, hayatını kaybeden Engin Eroğlu’nun (28) ölümüne ilişkin davada gerekçeli karar açıklandı. Otobüs şoförü Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer’in 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldığı davanın gerekçeli kararında, kazanın bagaj kapağının arızalı olması nedeniyle gerçekleştiği ve olayın oluşumunda her iki sanığın kapaktaki arızayı bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlarının bulunduğu belirtildi.

    Gerekçeli kararda 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezasına çarptırılan Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer’in bagaj kapağının arızalı olduğunu bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlu bulundu. Dava sırasında şoförlerin Engin Eroğlu’na çarptıklarını farkedip etmedikleri muamması günlerce konuşulmuştu. Olay sırasında bir yolcunun tesadüfen çektiği görütü kaydının bir yerinde geçen “kafasını çarptı” cümlesi ise akıllarda soru işareti bıraktı.

    CANSIZ BEDENİ 19 GÜN SONRA BULUNDU

    Hayvanlarını otlatırken birden bire kaybolan Engin Eroğlu’nun ölüm şekli günlerce konuşuldu. 28 yaşındaki çoban Engin Eroğlu’nun cansız bedeninin bulunması 19 gün sürdü. Jandarma ve AFAD ekipleri ile UMKE ve su altı arama kurtarma ekiplerinin katıldığı çalışmalar sonucu Engin Eroğlu’nun cesedi Munzur Çayı’nda suyun içindeki çalılıklara takılmış halde bulunmuştu.

    2 SANIK 4 YIL 8 AY HAPİS CEZASINA ÇARPTIRILDI

    İstanbul’da olduğu tespit edilen otobüs şoförü Erdal Samoğlu ile yedek şoför Mesut İçyer, gözaltına alınıp Dersim’e getirildi. Samoğlu, ifadesinde; bagaj kapağının hasar gördüğünü sonradan fark ettiğini, Tokat’ta tamir ettirdiğini söyledi. 2 şüpheli, işlemlerinin ardından serbest bırakıldı. Öte yandan Engin Eroğlu’nun cesedi, aramaların 19’uncu gününde bulunup, toprağa verildi. Engin Eroğlu’un ölümüne ilişkin davanın 12’nci duruşması, geçen yıl 14 Ekim’de Tunceli 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Tutuksuz sanıklar Samoğlu ve İçyer’e ‘bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme’ suçundan ayrı ayrı 4 yıl 8 ay 20 gün hapis cezası verildi. Sanık avukatları ise kararı istinaf mahkemesine taşıdı. Ayrıca sanıklara adli kontrol hükümlerinin uygulandığı bildirildi.

    MAHKEME GEREKÇELİ KARARINI DA AÇIKLADI

    İki hafta önce mahkemenin gerekçeli kararı da açıklandı. Kararda, “Aracın sanık Erdal Samoğlu’nun sevk ve idaresinde olduğu, sanık Mesut İçyeri’nin yedek şoför ve muavinlik yaptığı, sanıkların gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek, arızalı ve kilitlemeyi unuttukları bagaj kapağı ile trafiğe çıktıklarının sabit olduğu, Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporunda sürücü Erdal Samoğlu’nun ‘asli kusurlu’ olduğu, müteveffa Engin Eroğlu’nun kusursuz olduğunun belirtildiği, kazanın bagaj kapağının arızalı olması nedeniyle gerçekleştiği ve olayın oluşumunda her iki sanığın kapaktaki arızayı bilmelerine rağmen yola çıkmaları nedeniyle kusurlarının bulunduğu, mahkememizce her iki sanığın da trafiğe çıkmadan önce bagaj kapağını uygun şekilde kapatmak ve kontrol etmekle sorumlu oldukları ancak sanıkların arızalı olduğunu bildikleri bagaj kapağı ile trafiğe çıktıkları ve söz konusu kapağı kilitlemeyi unuttukları mahkememizce sabit görülmüştür. Bunun gerçekleşmesini istemedikleri halde ‘Bir şey olmaz’ saikiyle sırf şanslarına veya başka etkenlere hatta kendilerinin beceri veya bilgilerine güvenerek trafiğe çıktıkları, dolayısıyla sanıkların bilinçli taksirle hareket ettikleri anlaşılmıştır” denildi.

    “NEHİR KENARINDA BAGAJ KAPAĞINI GÖRDÜM”

    Görüntüyü çeken Ç.R. de ifadesinde; Engin Eroğlu’nu görmediğini ve çarpma sesi duymadığını belirterek, “Otobüs durdu, geri geri gitmeye başladı. Araçta bir sorun olduğunu tahmin ettim. Ne olduğunu merak ettiğim için aşağıya indik. Munzur Nehri’nin kenarında bagaj kapağını gördüm. Kapağı aldık, bagajın menteşeleri yamulduğu için yerine takamadık. Kapağı aldığımızda herhangi bir kan izi, şapka ya da cep telefonu olup olmadığına dikkat etmedim. Bagaj üzerinde kan olup olmadığı dikkatimi çekmedi. Olayı, arkadaşımın Engin’in kaybolduğunu bilgi vermesinden sonra öğrendim. Kardeşim A.R.’yi aradım. Kardeşim yol kenarında Engin’e ait kan izi, cep telefonu ve şapka ile iki adet amortisör bulunduğunu söyleyince olayın otobüs kapağının yerinden çıkması ile ilgili olabileceğini düşündüm. Kardeşime olayın olduğu yerde video çektiğimi söyledim ve kendisine attım” dedi.

    ‘KAFASINI ÇARPTI’ ŞEKLİNDE BİR KONUŞMA GEÇMİŞ

    Ovacık İlçe Jandarma Komutanlığı’nca söz konusu görüntülerin izleme tutanağında; 69 saniyelik görüntünün 23’üncü saniyesinde Engin Eroğlu’nun yolun sağ tarafında görüntüye girdiği, 24’üncü saniyede görüntüden çıktığı, yüksek bir şekilde çarpma sesi geldiği, 33’üncü saniyede de otobüsün durduğu, şoför olduğu düşünülen kişinin, ‘Sen orayı kapatmadın mı?’ diye soru sorduğu, seslendiği kişinin de ‘Nereyi’ diye cevap verdiği ve bunun üzerine ilk soruyu soran kişinin ‘Kapağı’ diye cevap verdiğinin duyulduğu tespitlerine yer verildi. Raporda ayrıca 32 ve 33’üncü saniyelerde ‘Kafasına çarptı’ şeklinde bir konuşmanın geçtiği ve videonun son 2 saniyesinde ise kan izlerinin bulunduğu yerde otobüsün fren yaparak, durduğu belirtildi. Kararda, ayrıca sanıkların sürücü belgelerinin 3 yıl geri alınmasına karar verildi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Berkin Elvan davasında gerekçeli karar açıklandı: Sanık atışı hedef alarak yaptı

    Berkin Elvan davasında gerekçeli karar açıklandı: Sanık atışı hedef alarak yaptı

    Gezi Parkı eylemlerinde polis attığı fişek ile yaşamını yitiren Berkin Elvan davasında yargılanan sanık polis Fatih Dalgalı’nın aldığı hükme ilişkin mahkeme gerekçeli kararını açıkladı. Gerekçede, sanık polis Fatih Dalgalı’nın “atışı sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır” denildi.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında Okmeydanı’nda başına polisin attığı gaz fişeğinin isabet etmesinin ardından aylarca komada kaldıktan sonra hayatını kaybeden Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin davada, “Olası kastla öldürmek” suçundan yargılanan sanık Fatih Dalgalı hakkındaki hükmün gerekçesi açıklandı.

    İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Berkin Elvan’ın öldürülmesine ilişkin 18 Haziran’da sanık polis Fatih Dalgalı, “Olası kastla öldürmek” suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılarak hakkında yurt dışına çıkış yasağı konuldu.

    Gerekçede, “Sonuç olarak raporlarda bahsi geçen ikinci ZET polisinin sağ kolu sargılı sanık F.D. olduğu ve ikinci ZET polisi tarafından bu atışın yapıldığı ve atışın sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır” ifadesi kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahkeme, Mızraklı’ya verilen hapis cezasının gerekçesinde itirafçıyı ‘samimi’ buldu

    Mahkeme, Mızraklı’ya verilen hapis cezasının gerekçesinde itirafçıyı ‘samimi’ buldu

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’ya “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla verilen 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı.

    Mahkeme, itirafçı Hicran Berna Ayverdi’nin beyanları, DTK faaliyetleri ve Sarmaşık Derneği üyeliğini verdiği hapis cezası için yeterli delil saydı.

    Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Hicran Berna Ayverdi’nin verdiği ifade doğrultusunda yerine kayyım atanarak tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’ya Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi tarafından “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezası verildi.

    Mahkemenin itirafçı Hicran Berna Ayverdi’nin beyanları üzerine kurduğu gerekçeli kararında, Mızraklı’nın Demokratik Toplum Kongresi (DTK) faaliyetleri ve Sarmaşık Derneği üyeliğini “örgüt üyesi” olarak değerlendirdi.

     MAHKEME İTİRAFÇIYA İTİBAR ETTİ

    Mahkeme açıkladığı gerekçeli kararında, itirafçı Hicran Berna Ayverdi’nin beyanlarına genişçe yer verdi. Ayverdi’nin etkin pişmanlık hükümlerinden yaralanarak beyanlarda bulunduğunu belirten mahkeme, “Ayverdi’nin özleri değişmeksizin beyanlarını tekrar ettiği, sanığa iftira atmasını gerektirir sebeplerin bulunmadığı, samimi şekilde pişmanlık duyduğu anlaşıldığı, örgütte kaldığı süre ve konumuna uygun bilgiler vermek suretiyle suçun aydınlatılmasına katkıda bulunduğu, bu yönde teşhis yaptığı, tanığın sanıkla birlikte çalıştığının savunma tanıkları ile de doğrulandığı, tanık etkin pişmanlık beyanı ve bu beyana dayalı olarak duruşmada tanık olarak alınan beyanına mahkememizce itibar edilmiştir” denildi.

    Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan Ayverdi’nin beyanlarına itibar eden mahkeme, Mızraklı avukatlarının, tanığın hazırlık aşamasında usulsüz dinlenildiği şeklindeki savunmalarına itibar edilmediğini, Mızraklı’nın savunmasını ise itibar edilen tanık beyanı karşısında suçtan kurtulmaya dönük olarak değerlendirildi.

    DTK’NİN FAALİYETLERİ GEREKÇE YAPILDI

     Mahkeme, Mızraklı’nın sosyal medya paylaşımları, katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşleri, DTK ile ilgili elde edilen dokümanlar arasında delege, daimi meclis üyesi ve DTK’ye ait internet sitesinde, Sosyal Politikalar Komisyonuna bağlı olarak Emek-Göç ve Yoksulluk Komisyonu içerisinde adının geçtiği tespitlerine işaret etti. Mahkeme kararında, DTK’nin örgütle amaç, yöntem ve yapısal açıdan bağlantılı olduğunu iddia ederek, DTK faaliyetlerinin siyasi faaliyet ve örgütlenme özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ileri sürdü. DTK faaliyetlerinin PKK/KCK örgüt faaliyeti olarak kabul eden mahkeme, şu ifadelere yer verdi:

    “DTK faaliyetinin PKK/KCK terör örgütü faaliyeti kapsamında olduğu, sanığın bu terör faaliyeti kapsamında DTK genel kurul daimi meclis üyesi olarak faaliyet yürüttüğü, sağlık komisyonu üyesi olduğu, emek – göç ve yoksulluk komisyonu içerisinde aktif olarak sorumlu düzeyde görev yaptığı; bileşimlerde örgütsel faaliyetlerin yoğunluk derecesi, üstlendiği görev, emir ve talimat verme yetkisi ile sorumluluk alanı itibarıyla genele yayılmayan ve bağımsız hareket etme imkanı bulunmayan konumu karşısında örgüt yöneticisi olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, ancak sübuta eren eylemlerinin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.”

    DTK’YE GİRİŞ ÇIKIŞ TESPİTİ

    Kararında, KCK yapılanması ve sistemi hakkında sayfalarca açıklama ve yargı kararlarına yer veren mahkeme, değerlendirmesinde şu iddialarda bulundu:

    “DTK faaliyetinin PKK/KCK terör örgütü faaliyeti kapsamında olduğu, sanığın bu terör faaliyeti kapsamında, DTK binasına giriş çıkış tespiti, dinleme-fiziki takip kayıtları, tape kayıtları ve ele geçen belgeden, tanık beyanından ve ikrarından anlaşılacağı üzere, DTK’nin çalışmaları kapsamında, daimi meclis üyesi olduğu, sosyal alan merkezine bağlı faaliyet yürüten sağlık komisyonu üyesi (tanık beyanı uyarınca) olduğu, yine sosyal politikalar komisyonuna bağlı olarak emek – göç ve yoksulluk komisyonu içerisinde aktif olarak sorumlu düzeyde görev yaptığı, bu yönde örgütsel faaliyetlerde bulunduğu…”

    SARMAŞIK DERNEĞİ VE DTK ÜYELİĞİ

    Mahkemenin gerekçeli kararında, “Mızraklı’nın kanun hükmünde kararnameyle kapatılan yoksullukla mücadele eden Sarmaşık Derneği’nin eski başkanı ve son yönetim kurulu üyesi olduğu, tanık ifadelerinde çalıştığı hastanede kayıt dışı olarak çatışmada yaralı olarak getirilen örgüt militanını tedavi etmiş olduğu, sanığın örgüt yöneticileri ile sürekli görüştüğü, KCK/TM içerisinde doğal delege olarak yer aldığı, sağlık komitesi içerisinde yer aldığı, terör örgütüne ve üyelerine sürekli yardım ettiği, terör örgütünün propagandasına dönüşen eylem ve etkinliklere katıldığı, sosyal paylaşımlarının örgüt ideolojisini benimser şekilde örgüt lehine olduğu, terör örgütü mensupları arasında kayıt altına alınamayan para transferine kuryelik yaptığı şeklinde çeşitli eylemlerde bulunduğu, terör örgütünün hiyerarşik yapısı içerisinde yer almadan, terör örgütü ile organik bağ kurmadan açıklanan işlem ve eylemlerin yapılmasının mümkün olmadığı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın örgüt hiyerarşisine girip, örgütle organik bağ kurduğu, bu kapsamda, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk içeren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu kabul edilmekle, atılı suçun yasal unsurları oluştuğundan, sanığın müsnet suçlamadan cezalandırılmasına dair hüküm kurulmuştur” denildi.

    MAHKEMENİN TAKDİRİ

    Mahkeme kararında, suçun işleniş şekli, suça katılma biçimi ile sanığın örgütsel yapı içerisindeki konumu ve yeri, etkinliği gözetilerek, bu kriterlerle orantılı olarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak karar verildiğini açıkladı.

    Kaynak:MA / Aydın Atay

  • Akademisyenlerden ‘AYM kararına uyulsun’ çağrısı-VİDEO

    Akademisyenlerden ‘AYM kararına uyulsun’ çağrısı-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) Barış Akademisyenleri hakkında açıkladığı gerekçeli karara dair açıklama yaparak “OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nu AYM kararına uyarak ihraç edilen akademisyenleri görevlerine iade etmeli” dedi.

    Haberin Videosu

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan Barış Akademisyenleri hakkında açıkladığı gerekçeli karara dair açıklama yaptı.

    Adakale Sokak’ta yapılan açıklamaya dernek üyelerinin yanı sıra barış akademisyenleri de katıldı.

    “Barış hakkı ve ifade özgürlüğü yargılanamaz” denilen açıklamayı Akademisyen Sibel Pelçinel okudu.

    Pelçinel, Barış Akademisyenlerinin imzaladığı bildirinin bütün olarak yetkililere çatışmaların sona erdirilmesi ve yaşam hakkına ilişkin ilke ve kuralların korunması çağrısı içerdiğini söyleyerek şöyle devam etti:

    “EN TEMEL SAPTAMA; ASKERİ OPERASYONLARIN HUKUK DIŞI OLMASI”

    “Ancak Temmuz 2015’ten itibaren Türkiye Cumhuriyeti güvenlik güçleri ile PKK arasındaki silahlı çatışmalar yeniden başlamıştır. Bu dönemde ‘örgüt üyelerinin yakalanması’ ve ‘halkın can ve mal güvenliğinin sağlanması’ gerekçeleriyle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin çok sayıda il ve ilçesinde süreli ve süresiz sokağa çıkma yasakları ilan edilmiş; silahlı çatışmalar ve askeri operasyonlar sivil yurttaşların yaşadığı mahallelerde gerçekleşmiştir. Silahlı çatışma ortamında çok sayıda sivilin maruz kaldığı hak ihlalleri insan hakları örgütleri tarafından tespit edilerek kamuoyuna duyurulmuştur.

    En ciddi insan hakları ihlallerinin ise sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı dönemlerde meydana geldiği rapor edilmiştir. Bu dönemlerde bazı yerleşim yerlerinin dünya ile bağlantısının tümüyle kesilmiş ve hareketliliğin günlerce, gece gündüz aralıksız kısıtlanmış olduğu belirtilmiştir. Barış için Akademisyenlerin ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız!’ başlıklı bildirisi tam da bu güncel bağlamın içinden ses veren bir metin olarak ortaya çıkmıştır. Bildirinin anayasal ve yasal mevzuat bakımından en temel saptaması sokağa çıkma yasakları ve yürütülen askeri operasyonların hukuk dışı olması ve sorumlularla ilgili inceleme yapılması gerektiği üzerine kurulmuştur.”

    “AYM KARARINA UYULUP GÖREVLER İADE EDİLSİN”

    Okunan metinde akademisyenlerin kanaatlerini kamuoyuyla paylaşmasının ifade özgürlüğünün bir parçası olarak yorumlanırken şunlara da dikkat çekildi:

    “Akademisyenlerin açıkladıkları görüşler kendi araştırma, mesleki uzmanlık ve yeterlilik alanlarına ilişkin olmasa, tartışmalı olsa veya rağbet görmese dahi ifade özgürlüğünün sıkı koruması altında kalmaktadır.

    Uzmanlık alanı dışında olsa dahi akademisyenlerin herhangi bir vatandaş gibi en kritik ve hassas politik meselelerde en güçlü görüşlere bile karşı çıkabilmesi diğer kişilerin görüşlerine göre daha etkili olabilir ve bu sebeple de bir toplum ve ülke için hayati derecede önemlidir.

    Bütün birinci derece mahkemelerini AYM’nin kararına uyarak önünde bulunan Barış Akademisyenleri dosyalarında beraat kararı vermeye, mahkumiyet kararı verdikleri hakkında yeniden yargılama yaparak beraat kararı vermeye,

    OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunu AYM kararına uyarak ihraç edilen akademisyenleri görevlerine iade etmeye,

    Üniversiteleri görevlerine iade edilecek akademisyenleri aynı görev yerlerine, aynı unvanla iade etmeye,

    Yetkilileri ihraç edilen, yargılanan, haklarında soruşturma açılan ve ceza alan akademisyenlerin uğradıkları mağduriyetin giderilmesi için adım atmaya,

    İçişleri Bakanlığı’nı pasaport tehditlerini kaldırarak seyahat özgürlüğünün ihlal edilmesine son vermeye,

    Başta akademisyenler olmak üzere demokratik kamuoyunu ifade özgürlüğü ve akademik özgürlükleri savunmaya,

    Karşı bildiri yayınlatarak üniversiteler ve akademisyenler üzerinde baskı kurmaya çalışan YÖK’ü derhal bu tutumdan vazgeçmeye ve özür dilemeye,

    Temel hak ve özgürlükleri hiçe sayarak AYM kararına karşı kampanya yürütmeye çalışan üniversite yönetimlerini ve akademisyenleri insan haklarına saygı yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

    Umberto Eco’nun belirttiği gibi, önemli olan “onlar savaştığı için bizim barış içinde yaşayabildiğimiz” barış değildir. Barış hakkını savunan akademisyenlerin her zaman yanındayız.”

    PİRHA / ANKARA

  • Ferhat Tunç’a verilen hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı

    Ferhat Tunç’a verilen hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı

    PİRHA – Sanatçı Ferhat Tunç’un hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Kararda “Cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekineceği hususunda mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmadığından cezanın ertelenmesine takdiren yer olmadığına…” ifadeleri yer aldı.

    Sanatçı Ferhat Tunç hakkında, Twitter hesabındaki paylaşımları nedeniyle ‘örgüt propagandası yapmak’ suçlamasıyla, Çağlayan 36. Ağır Ceza Mahkemesince 25 Eylül’de verilen 1 yıl 11 ay 12 günlük hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Kararın kısa sürede açıklanması dikkat çekti.

    Rojava’da IŞİD çetelerine karşı savaşırken yaşamını yitiren Aziz Güler’in anılması da kararın gerekçeleri arasında yer aldı. Tunç’un “Tecrit son bulmalı” şeklindeki mesajını da cezanın gerekçesi yapan Mahkeme Heyeti, “Sanığın örgütün ele başı için taleplerde bulunduğu anlaşılmıştır” vurgusunda bulundu.

    TEHLİKE BÜYÜKMÜŞ!

    Gerekçeli kararda, sadece Twitter mesajları söz konusu olmasına rağmen, “Suçun işleniş şekli, sanığın kastının yoğunluğu, tehlikenin ağırlığı, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar” şeklinde ifadelerin yer alması da dikkat çekti.

    “BİR DAHA SUÇ İŞLER DİYE ERTELEMEDİK”

    Gerekçeli kararın sonunda şunlar yazıldı:

    “Sanığın dosya kapsamından anlaşılan kişiliği, duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alındığından yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaat hasıl olmadığından sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına; sanığın geçmişteki hali, cezasının ertelenmesi halinde ileride bir daha suç işlemekten çekineceği hususunda mahkememizde vicdani kanaat hasıl olmadığından cezanın ertelenmesine takdiren yer olmadığına…”

    TUNÇ: TARİH UTANÇLA KARŞILAYACAK

    Ferhat Tunç, gerekçeli kararın içeriğine tepki göstererek, şu açıklamayı yaptı:

    “Doğrusu gerekçeli karar için bu kadar hızlı davranacaklarını beklemiyordum. Alelacele hazırlanan gerekçeli kararı, bir korku filmi senaryosuna benzettim. Kopyala yapıştır yöntemiyle hazırladıkları belli olan kararda, kendimi tanımakta inanın zorlandım! Sanat hayatının 35 yılını barış ve insanlık için söylediği şarkılarla geçirmiş biri için bu karar, zulümdür. 36. Ağır Ceza Mahkemesi heyetini, hiç olmazsa bundan sonra verecekleri kararlar için akla, vicdana davet ediyorum. Ayıptır günahtır, vicdani olmayan bu düşmanca kararlarınızla insanların hayatlarını karartmayın. Maddi temelden yoksun suçlamalara dayandırdıkları bu hapis kararı, dilerim, İstinaf Mahkemesinden geri döner. Bu ülkede bir sanatçıyı hapsederek hiçbir sonuç alamazsınız. Tarihin utançla karşılayacağı bu adım ve kararlarla ülkeyi sadece karanlığın dibine itersiniz.”

    (HABER MERKEZİ)