Etiket: gezi 5 yaşında

  • ‘TAMAM’a bakınca Gezi’yi görüyorum’-VİDEO

    ‘TAMAM’a bakınca Gezi’yi görüyorum’-VİDEO

    PİRHA- Gezi Parkı’nın yıkılıp yerine Topçu Kışlası yapılmasına karşı binlerce kişinin başlattığı direniş 5. yılını doldurdu. 36 kişinin gözlerini yitirdiği, onlarca insanın yaşamını yitirdiği ve binlerce insanın yaralandığı Gezi’nin direniş ruhu devam ediyor.

    Evli ve bir çocuk babası olan Volkan Kesanbilici, Gezi olayları sırasında Merter’de bulunan kırtasiye dükkanında sosyal medyadan olayları takip ediyordu. Olaylar sırasında yaşanan yoğun polis şiddetine dayanamayan Kesanbilici, dükkanında oturmak yerine Taksim’e gelerek direnişe destek vermeye karar verdi. Kesanbilici, 31 Mayıs’ta yaşanan olaylar esnasında bir plastik merminin gözüne isabet etmesi sonucu bir gözünü kaybetti.

    Kesanbilici, Gezi’nin bitmediğini TAMAM’a bakınca Gezi’yi gördüğünü ifade etti. Ayrıca Kesanbilici, Gezi’de yaralananların hiçbir ceza davası olmadığını sadece tazminat davaları olduğunu ancak bunların da her birinin birer utanç davaları olduğunu kaydetti. Kesanbilici, Gezi direnişinin 5. yılında yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Öncelikle Gezi’nin nasıl başladığını kısaca anlatabilir misiniz?

    Çok uzun süredir kendimi bir aktivist olarak tanımlayabilirim. Dolaysıyla Gezi Parkı’yla ilgili süreci de takip ediyordum. Gezi Parkı’yla ilgili iktidarın bir projesi vardı. O gün için sanki kültür merkezi gibi topçu kışlasından bahsediyorlar ama biz de o gün bunun böyle olmadığını biliyorduk ki bugün gelinen süreçte de çok iyi anlaşıldı ki aslında bir AVM’den bahsediliyor. Ama hiç önemli değil ne yapacağı aslında. Çünkü Taksim bizler için çok önemli bir meydan. Orası halkın isyanının meydanı. 1 Mayıslar için ne kadar önemli olduğunu biliyorsunuz. Bunun dışında çok önemli bir toplanma alanı. Dolayısıyla ne yapılacak olursa olsun Gezi Parkı’nda herhangi bir yapıyı insanlar istemiyorlardı. Bu aslında dört, beş ay öncesinden başlamış bir süreç. Bununla ilgili imzalar toplandı, orada festival yapıldı, dikkat çekildi yapılmaması için ve sonuçta da zaten hem Taksim Dayanışması’ın hem de çevrecilerin kent mücadelesi veren insanların bir takım girişimleri sonucunda alınan iki karar vardı. Hem Anıtlar Kurulu’nun hem de İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararı vardı. Dolayısıyla zaten o gün oraya giren kepçeler aynı zamanda bir hukuksuzluktu. Buna karşı çıkanlar da hukukun üstünlüğünü koruyan insanlardı. Bunu özellikle söylüyorum ki o günden bugüne iktidar eylemcileri hep teröristlikle suçladığı için çok şey konuşuldu üstünden, hepsi dedikoduydu, Kabataş gibi falan ama işin özü bir süre sonra unutuluyor. Özü buydu.

    “DEVLETİN KENDİ HUKUKUNA UYMAMASI SÖZ KONUSUYDU”

    Aslında insanlar aynı zamanda adaleti, hukuku korumaya çalışıyorlardı. Orada devletin kendi hukukuna uymaması söz konusuydu. Ama sadece bir park meselesi olup olmadığını olaylar bu kadar büyüdüğünde anlıyoruz tabi ki. Verilen tepki çok daha büyüktü. Onu da zaten takip eden insanlar çok iyi bilecekler ki iktidar politikalarına karşı birikmiş halkın bir öfkesi vardı. Özellikle son zamanda gerçekleşen şeyler, Roboski’den kalan bir öfke. Yine 2013 1 Mayıs’ında devletin şiddeti vardı, insanların Taksim Meydanı’na çıkmak için uğraşırken maruz kaldığı bir şiddet vardı. Bunun dışında toplumsal birçok şeye kadınlardan çocuklara kadar iktidarın çok ciddi müdahaleleri vardı ve herkesin baskılardan dolayı bir şikayeti vardı. Anlaşılıyor ki Gezi Parkı’nda isyan bütün bunlarla birlikte birleşti onun için de çok büyük kitleler toplandı buraya.

    “LOBNA ALLAMİ’NİN GÖRÜNTÜSÜNE KADAR DAYANABİLDİM”

    Peki gözünüzü kaybettiğiniz güne gelirsek, neler olmuştu o gün?

    Tabi o günleri herkes çok iyi hatırlıyor televizyondan bunu takip etmemiz mümkün olmamıştı, penguen belgesellerinin gösterildiği bir gündeydik. Sosyal medya üzerinden ancak haber alıyorduk. Dükkandaydım ben. Çok kötü görüntüler düşmeye başladı. En son Lobna Allami’nin görüntüsüne kadar dayanabildim. Onu gördükten sonra artık dükkanı kapatıp Gezi Parkı’na çıktım. Akşam beş, altı sularıydı ben de artık buraya gelmiştim. İlk İstiklal Caddesi’ne geldim. Çok büyük bir kalabalık vardı. Bütün cadde doluydu. İnsanlar Taksim Meydanı’na Gezi Parkı’na doğru çıkmak istiyorlardı ama barikat vardı. Bir süre orada durunca anlıyorsunuz ki aslında hemen hemen meydana çıkan bütün ana caddeler aynı şekilde tutulmuştu. İnsanlar meydana çıkmak istiyorlar.

    “NÖBETLEŞE DİRENİŞ”

    O esnada da yaşanan hep aynı. İnsanların protesto gösterileri buna polisin gazla hem de çok fazla gaz fişeğiyle karşılık vermesi, kaçışan insanlar. Ama çok büyük bir kararlılık var. Gidip biraz toparlandıktan herkes birbirini tedavi ettikten sonra nöbetleşe biraz düzelen tekrar gelip barikatın önüne geçiyor. Büyük bir ısrar vardı. Saatlerce bu şekilde süren bir direniş vardı. Yine bir ara sokaklara kaçışımızda Tarlabaşı Bulvarı’na doğru gözümüz takıldı. Orada da direniş vardı ve Tarlabaşı Bulvarı’nda da sanki insanların daha çok desteğe ihtiyacı var gibiydi çünkü orada polis saldırısı çok daha şiddetliydi. Direnişe biraz orada devam etmeyi düşündük. Kardeşim de benimle birlikteydi. Geri kalan bölümde Tarlabaşı Bulvarı üzerinde protestolarımıza, direnişimize devam ettik. Orada dediğim gibi polisin şiddeti biraz daha fazlaydı ki daha sonra bunu şöyle de anlıyoruz ilk gün gözünü kaybeden üç kişi var zaten. Çağdaş Küçükbattal, Selim Polat ve ben. Üçümüz de Tarlabaşı Bulvarı üzerinde gözümüzü kaybettik.

    “GAZ FİŞEĞİYLE VURULDUĞUMU SANDIM”

    Benim oradaki direnişim yaklaşık gece yarısına kadar devam etti. 12’ye 5 kala ya da 5 geçe tam o esnalarda ben de gözümü orada kaybettim. Protestoların devam ettiği bir sıraydı yine. Neredeyse artık eylemciler barikatı sökmüştü ve alana geçmek üzereydi. O ara polisin son bir hamlesi oldu. Bir akrep aracı önümüzdeki barikata bizlerin üzerinde doğru sürdü. Barikatın üstünde takılı kaldı. O akrep aracından açılan bir ateş sonucu ben gözümü kaybettim. İlk etapta anlamadım ben de bir gaz fişeğiyle vurulduğumu zannettim. Çünkü o ana kadar hep gaz fişeği vardı, onu görüyorduk. Fakat daha sonra hastaneye gittiğimizde ortaya çıktı ki aslında içinde yüzlerce demir bilyenin bulunduğu plastik bir mermiyle vurulmuşuz. Dolayısıyla bu da aslında oradaki şiddetin boyutlarını otaya koyuyor.

    Gözünüzün görme derecesi ne durumda şu an?

    Gözüm hiç görmüyor. Benim bir takım arkadaşlarımıza göre şansım şu anda protez bir göz değil kendi gözüm yerinde ama o da silikon bantla sarılı. Zaman içerisinde küçülüp eriyip onun da protez olması muhtemel.

    “DEVLETİN SÜRECİ NASIL GÖTÜRECEĞİNİN İLK İŞARETİ”

    Peki bunun için bir hukuksal süreç başlatıldı mı? Başlatıldıysa bu süreç nasıl işledi?

    Süreç şöyle başladı. Daha soruşturma dosyası dava olmadan önce benimle ilgili CHP Milletvekili İlhan Cihaner’in soru önergesi olmuştu o günlerde mecliste. Cevaplaması için dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e içinde demir bilyelerin olduğu plastik mermiyi ve onun atıldığı silahı (biz tespit etmiştik ki FN 303’ler) bunu sormuştu. İçişleri bakanı envanterde ve depolarında böyle bir şey olmadığını söylemişti. Oysaki alınan bütün görüntülerde biliyorsunuz halk o zaman kayıttaydı, bu silah bütün polislerin elindeydi. Bu aslında devletin bu süreci ve bizim davalarımızı nasıl götüreceğinin de ilk işaretiydi. Hemen hemen 5 senede hem kaybettiğimiz kardeşlerimizin davaları hem yaralıların soruşturmaları aşağı yukarı hep bu şekilde devam etti. İşte ‘envanterimizde bu yok. O polis burada değil. Orada hangi TOMA var bilmiyoruz. Orada görevli olan polisi bilmiyoruz.’ O ilk başlangıç gibi devam etti. Bizler evet davacı olduk. Hiçbirimizin ne yazık ki polisler dışında içişleri bakanlığı, valilikle, başbakanlıkla ilgili suç duyuruları dava talepleri kabul edilmedi. Ama soruşturmalarımız devam etti. Bugüne kadar da bir ceza davamız yok. Biliyorsunuz Gezi şehitlerinden Ahmet Atakan’ın da hala bir davası yok. Yaralılardan bizim de hiç birimizin bir davası yok.

    “HER BİRİ BİRER UTANÇ DAVASI”

    Sadece tazminat davalarında ufak tefek ilerlemeler oldu. Ne yazık ki onlar da hem bizim için hem hukuk için aslında her biri birer utanç davası. Orada da durum hiç iç açıcı değil. Aynı şekilde çok sürece yayılarak gitti. Çok açık gördüğümüz bir şey var ki karar verecek insanlar iktidarın tutumunu bekliyorlar. Vermeleri gereken karar belli ama bunu vermekten de iktidar baskısından dolayı çekiniyorlar. Bunun için çok olumlu kararlar çıkmadı açıkçası bugüne kadar. Hatta benim davamda şöyle bir şey gelişti; artık son dakika, olumlu bir karar çıkmasını bekliyoruz ki çünkü ben o plastik mermiyi bir ay gözümde taşıdım. Dolayısıyla artık hiç bir tarafa kaçacak bir şansları yok ama hesap bilirkişisine de gönderilmişti. Son karar verilme aşaması yalnız benden hemen önce yine Gezi’de gözünü kaybetmiş arkadaşlarımızla ilgili olumlu karar vermiş bir heyet Temmuz kararnamesiyle geçen sene sürüldü. Bunun üzerine benim hakimim ertesi gün ret verdi. Bunu istinafa taşıdık. Genel olarak ne yazık ki böyle sürüyor. Tazminat davalarının süreçleri de böyle ama ceza davalarımız zaten hiç yok.

    “ÜÇ, BEŞ AĞAÇ MESLESİ DEĞİL?”

    Gezi başladığından itibaren hükümet kanadından ‘Üç, beş ağaç için ülkeyi karıştırıyorlar, olay çıkarıyorlar’ gibi yorumlar yapıldı. Mesela siz üç, beş ağaç için mi oradaydınız, üç beş ağaç için mi gözünüzü kaybettiniz?

    Önce o cümlenin kendisine bir itiraz edelim. Üç, beş ağaç için itiraz etmek ayıp mı? Olması gereken bu değil mi? Üç, beş ya da tek doğru varsa ortada savunulması gereken bir şey varsa orada sayılar, adetler ya da ne olduğu çok önemli değil. Ama onun altında demek ki iktidarın kendi suçunu, hatasını bilmesi de var ki bunun üç, beş ağaç olmadığını biliyor. Doğrudur üç, beş ağaç meselesi değil. Herkesin içinde bir isyan vardı, yara vardı herkes de bunu dile getirdi zaten o günden bu güne. Birçoğunda da haklı olduğu görüldü hepsinin. Beklenen aslında yaşanan büyük polis şiddetinden devlet teröründen sonra bunlarla ilgili işlem yapılmasıydı. Ama Türkiye’de tam tersi oldu. Kaybettiğimizi çocukların ya da yaralananların sorumlularının bulunması yerine devlet Gezici avına başladı.

    “DEVLET GEZİ’DEN BİR TERÖR ÖRGÜTÜ ÇIKARTMAYA ÇALIŞTI”

    Biliyorsunuz birçok arkadaşımız, birçok Gezi direnişçisi yedi, sekiz ay bir seneye varan sürelerle tutuklu kaldılar, davaları oldu. Taksim Dayanışması’na açılan bir ana dava vardı Gezi’nin bir terör eylemi olduğuyla ilgili. Ben onu şöyle özetliyorum: O üç yıl devlet Gezi’den bir terör örgütü çıkartmaya çalıştı. Bu olmadı, hiçbir davada olmadı. Bunlarla ilgili hiçbir emsal karar yok. Ama üç yılın sonunda, Temmuz ayında devletin her yerinden terör örgütü fışkırdı. Gezicilerden terörist çıkmadı, onlar terörist değillerdi. Hakkını arayan değişik halk katmanlarından hem de çok değişik halk katmanlarından insanlardı. Dediğim gibi bununla ilgili hiçbir karar yok bugüne kadar. Hatta birçok Gezi direnişçisinin taş atmasının bile o anda bir protesto hakkı olduğunu mahkeme kayıtlarına geçiren kararlar çıktı.

    “BU HALK NASIL DİRENECEĞİNİ GÖSTERDİ”

    Bizler bedel ödedik. Bunun dışında kaybettiğimiz kardeşlerimiz var. Ama Gezi direnişini sadece kayıplarımızla hatırlamayalım, yıl dönümlerini ya da anacağımız hiçbir zaman sadece bununla gündeme getirmeyelim. Gezi’nin bize bıraktığı çok önemli miraslar var. Bu halk nasıl direneceğini gördü, gösterdi aynı zamanda ve çok eşine bugüne kadar rastlanmayan bir örnek bıraktı. Dayanışmanın en üst seviyede olduğu, acıların en fazla yaşandığı dönemde işi espriyle karşılayabildiği onun dışında kadınların erkeklerin eril dilini eleştirebildiği, eşcinsellerin içimizdeki homofobiye karşı aynı direnişin içinde başka bir direniş gösterdiği nereden bakarsanız bakın çok coşkulu, çok tutkulu ve ülkenin tamamına yayılan bir direniş oldu. Dolayısıyla bizler evet kayıplarımızı analım, onların hatıralarını yaşatalım. Ama o direnişin coşkusunu, umudunu hep ileriye asıl bunu taşıyalım, böyle geçsin. Biz çok kararlıyız. Her sene burada toplanıyoruz ama onun dışında davalarımızın da peşindeyiz. O gün ki sorumluları, emri verenleri çok iyi biliyoruz. Onların da peşindeyiz. Ama Türkiye’nin gördüğü en iyi direnişlerden bir tanesinin de anısını yaşatmak ileriki nesillere aktarmak için elimizden geleni yapıyoruz.

    “TAMAM’A BAKINCA GEZİ’Yİ GÖRÜYORUM”

    Gezi’nin 5. yılında yine yeniden bir seçime gidiyoruz. Bu sene Gezi direnişinin böyle bir anlamı olabilir mi?

    Mutlaka var. Biz ne dersek diyelim sonuçta Gezi çok başka bir şey. Herhangi bir partiyle, sandıkla, seçimle değil de sokakla özdeşleşen bir şey. Ama bu kadar büyük bir hareketin herhangi bir isyanda bu isyan sandıkta da olursa orayı etkilememesi mümkün mü ya da oradan etkilenmemesi mümkün mü? Bugün görüyoruz ki seçim atmosferine girilir girilmez yaşanan bir şey var ki insanların verdiği tepki. Tıpkı Gezi’deki gibi yine partiler üstü hep birlikte bir araya gelerek TAMAM dediler. Ben TAMAM’a bakınca Gezi’yi görüyorum zaten. TAMAM diyen insanlar Gezi’yi yapmışlardı. Umarım bu seçimde de sandıkta yaparlar.

    Suay ABAK/Sevim KAHRAMAN
    İSTANBUL

  • Gezi’nin 5. yılında hayatını kaybedenler anıldı-VİDEO

    Gezi’nin 5. yılında hayatını kaybedenler anıldı-VİDEO

    PİRHA- Gezi Parkı eylemlerinin 5’inci yılında Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla Taksim’de bir araya gelen yüzlerce kişi  “Karanlık gider! Gezi kalır” dedi.

    Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilip yerine Topçu Kışlası yapılmasına karşı başlayıp kısa süre içinde yüzbinlerce kişinin adalet, demokrasi, özgürlük ve barış talebiyle sokağa çıktığı bir harekete dönüşen Gezi Parkı eylemlerinin 5. yıl dönümü anması gerçekleşti.

    Tam 5 yıl önce 27 Mayıs 2013’te polis ve belediye zabıtaları eşliğinde Gezi Parkı’na giren görevlilerin ağaçları kesmeye kalkışması sırasında başlayan eylemler, polisin sert müdahalesinin ardından 31 Mayıs’ta tüm ülkeye yayılmıştı. Eylemler sırasında 8 kişi hayatını kaybetmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı.

    Gezi eylemlerinde hayatını kaybedenler ve yaralananlar için Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla düzenlenen anma etkinliğinin Taksim Meydanı’nda yapılmasına polisin izin vermemesi nedeniyle  Fransız Kültür Merkezi önünde yapıldı. Anma etkinliğine Taksim Dayanışması bileşenleri, siyasi parti temsilcileri, Gezi’de yaşamanı yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz ile ağabeyi Gürkan Korkmaz, Ethem Sarısülük’ün annesi Sayfi Sarısülük, Medeni Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, Hasan Ferit Gedik’in annesi Nuray Gedik, Mehmet Ayvalıtaş’ın babası Ali Ayvalıtaş, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, CHP Milletvekilleri Ali Şeker, Sezgin Tanrıkulu, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, HDP İl Eş Başkanı Esengül Demir, HDP Milletvekili Adayı Oya Ersoy, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkesoğlu’nun da aralarında olduğu yüzlerce kişi yoğun ablukaya rağmen Taksim Makina Mühendisleri Odası önünde bir araya geldi.

    Taksim Makina Mühendisleri Odası önünde toplanan kitle, “OHAL gider Gezi kalır”, “Saray gider Gezi kalır”, “Her yer Gezi, her yer direniş”, “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Faşizme karşı omuz omuza”, “Gezi kalır, Erdoğan gider” sloganlarıyla Fransız Kültür Merkezi’nin önüne kadar yürüdü.

    “ONLARIN EMANETLERİNE SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Fransız Kültür Merkezi önünde yapılan basın açıklamasını Taksim Dayanışması’ndan Mücella Yapıcı okudu. Yapıcı, “Bitiremediniz. Hep birlikte, vekilimizle sendikacımızla, ailelerimizle, çocuklarımızla, annelerimizle, öğrencilerimizle buradayız. Belki görmüyorsunuz ama Gezi’de kaybettiğimiz canlarımız da burada. Onlar bize dayanışmayı, sevgiyi, kardeşliği hediye ettiler. Onlar bize Gezi’yi emanet ettiler. Onların emanetine sahip çıkacağız.” dedi.

    Yapıcı, polisin Gezi Parkı’na yürünmesine engel olunduğu için basın açıklaması yapmayacaklarını belirtti. Yapıcı, 27 Mayıs’ta Karaköy’deki TMMOB’da yapılan açıklamayı okudu. Açıklamanın ardından Gezi’de yaşamını yitirenler için 1 dakikalık saygı duruşu gerçekleştirildi. (HABER MERKEZİ)

  • Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    PİRHA-Gezi direnişinin 5. yıl dönümünde açıklama yapan Taksim Dayanışması, “Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu… Gezi 5 yaşında. Karanlık gider, Gezi kalır” denildi.

    Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nı yıkıp yerine Topçu Kışlası yapmak isteyen AKP hükümetine karşı 15 Şubat 2012’de 68 bileşenin bir araya gelerek oluşturduğu Taksim Dayanışması, Gezi Parkı eylemlerinin beşinci yılında açıklama yaptı.

    “Gezi 5 yaşında! Karanlık gider #Gezi Kalır!” şiarıyla gerçekleşen açıklamada, 31 Haziran saat 19.00’da Gezi Parkı’ndaki anma etkinliğine çağrı yapıldı. Açıklamaya Taksim Dayanışması ve bileşenlerinin yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Adayı Ahmet Şık, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı biber gazı fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, EMEP İl Başkanı Sema Barbaros da katıldı.

    “ETKİN BİR YARGILAMA GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”

    Gezi davalarıyla ilgili bilgi veren Avukat Yalçın Deniz Özen, Gezi’de yaşanan polis şiddetinin sorumlularından hesap sorulmadığını ve etkin bir yargılama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

    Özen şunları belirtti:

    “Antakya’da öldürülen Ahmet Atakan için henüz bir dava bile açılmadı. Ahmet Atakan’ın ölüm nedeni hukuken belirlenemedi ve soruşturma dosyası hala bir davaya dönüşmüş değil.

    Mehmet Ayvalıtaş‘ın ölümü sanki basit bir trafik kazasıymış gibi geçiştirilmek isteniyor ve ‘Maktul kendi ölümünden kendisi sorumludur’ diyen bilirkişi raporuna inanmamız bekleniyor.

     Ali İsmail Korkmaz davasında cezalandırılan sanıklar bile takribi indirim nedenleri uygulanarak cezaları hafifletildi ve bir çoğu hala serbest.

    Ethem Sarısülük dosyasında, Ethem Sarısülük’ü silahla vuran polis memuru yalnızca 10 bin yüz lira para cezası aldı.

    Medeni Yıldırım‘ı vuran asker merminin hangi silahtan çıktığı belirlenmediği gerekçesiyle beraat etti. Emri verdiği düşünülen karakol komutanı ve jandarma özel harekat tim komutanı hakkında henüz bir dava açılmadı, takipsizlik kararları verildi.

    Abdullah Cömert’i vuran sanık polis hakkında olası kast ile öldürmeden 13 yıl ceza verilmişti ancak buna rağmen sanık tutuklanmamıştı. Yeni bir gelişmeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cezanın fazla bulunduğu, olası kast ile değil taksirle öldürmeden ceza verilmesi gerektiğine dair bir talep geldi.

    Berkin Elvan dosyası Berkin’in vurulmasından üç buçuk yıl sonra ancak açılabildi ve davanın tek bir sanığı var Berkin’i vuran polis memuru. Bu sanığa talimat veren amirler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu sanığın birlikte hareket ettiği polis memurları hakkında takipsizlik kararları verilmiş, yalnızca tanık olarak dosyada dinlenebiliyorlar ve tanıklıklarını da gördük; bütün tanıklıklar ‘Bilmiyorum, görmedim, hatırlamıyorum’ üzerine kurulmuş durumda. Bu da dosyadaki delil karartma çabasını yoğun bir biçimde baskın olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan sanığın avukatlarının Emniyet Genel Müdürülüğü tarafından görevlendirildiğini kendilerinde biliyoruz. Bu da delil karartma çabasının bir başka sonucu olarak karşımızda.”

    “DAVALARI TAKİP EDENLER HER ŞEHİRDE SIKINTILARLA KARŞILAŞTILAR”

    Gezi Şehitleri ve Gazileri Platformu adına Gezi direnişi sırasında gözünden vurulan Volkan Kesanbilici konuştu.

    Aileler ve davayı takip eden gönüllülerin yargılama sürecinde yaşadıkları zorlukları anlatan Kesanbilici, birçok davanın güvenlik gerekçesiyle başka şehirlere taşındığına dikkat çekerek “Her bir kaçırılan dava için aileler yüzlerce kilometre yol yaparken, sanıklar duruşmalara oldukları yerden SEGBİS ile bağlandı. Davaları takip eden gönüllüler her şehirde ayrı sıkıntılarla karşılaştılar kimi zaman mahkeme salonlarına dahi giremediğimiz duruşmalar oldu” dedi.

    “GÖRÜNTÜ YOKSA DAVAYA DÖNÜŞEMEZ MANTIĞINI KABUL ETMİYORUZ”

    Gezi direnişi sırasında yaralananların ceza davalarının açılmadığını vurgulayan Kesanbilici, “Kendi davamdan örnek verecek olursam, gözümden vurulduktan sonra CHP Milletvekili İlhan Cihaner, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e cevaplaması için soru önergesi vermişti. Bakan, envanterlerinde böyle bir plastik mermi olmadığını söylemişti. İçişleri Bakanı envanterinde ne olduğunu bilmiyor. Soruşturma dosyalarımızın davaya dönüşmesi için sanıklara ihtiyaç vardı ama İçişleri Bakanlığı, Emniyet ve devlet hangi saatte, nerede, hangi polis, TOMA görevli bilmiyor. Avukatlar 5 yıl boyunca buna cevap bulamadı. Polislerin durumu daha fena. Biz sabah ne yediğini unutanları ayıplarken polisler yedikleri en büyük haltı, yanlarındaki arkadaşlarının, hangi silahı kullandıklarını hatırlamıyor. En ufak bir suçta işe yarayan MOBESE kameraları bizler için çalışmıyor. TOMA ve akreplerin de görüntüsünü alamadık. Adaletin tarihi görüntü kaydedici cihazlardan eski. Görüntü yoksa davaya dönüşemez mantığını kabul etmiyoruz. Görüntü yokken de adalet, hukuk vardı” şeklinde konuştu.

    TAZMİNAT DAVALARINDAKİ CEZASIZLIK

    Kesanbilici tazminat davalarında da aynı cezasızlık örneklerinin yaşandığına dikkat çekerek, “Tazminat davası açabilmek için harç yatırmak gerekiyordu. Hakan Barış Yaman ve Mustafa Halit Tombul bu yüzden tazminat davası açamamış. Açılan davalarda ise yargı, iktidarın tutumunu bekledi, karar vermekten kaçındı. Benim davamda alınan 2 olumlu karardan sonra heyet sürüldü. Daha sonra gelen heyet de tazminat davasını reddetti. Gerekçe ise yasadışı protestolara katılmaktı. Yasa dışı kısmını kabul etmiyoruz. Hukukun ve adaletin üstünlüğünü savunan insanlardı Gezi direnişçileri. Protestoların yasa dışı olmadığı tescillenmiştir hukuktan böyle bir karar çıkmamıştır. Buna rağmen böyle bir gerekçe gösterilmesi yargının gerçeği saptırmasıdır. İktidar baskısının ardına saklanma lüksü olmayan yargıya, simit satın onurlu yaşayın diyoruz.” diye konuştu.

    Direnişlerde bedel ödeyen insanlara sahip çıkılması gerektiğinin önemine vurgu yapan Kesanbilici, “Gezi anmaları yenilgi gibi geçsin istemiyoruz. Yenilgi bize ait değil. Coşku, dayanışma ve umuttur ortada olan. Yıl dönümlerini bu şekilde yaşayıp coşkuyu gelecek nesillere taşıyalım.” dedi.

    “İKTİDARIN EN BÜYÜK KABUSU OLMAYI SÜRDÜRÜYOR”

    “Karanlık gider, Gezi kalır!” başlıklı açıklamayı Taksim Dayanışması adına Mimar Mücella Yapıcı okudu. 27 Mayıs 2013’te yıkım için Gezi Parkı’na girilmesi ile ülkenin dört bir yanında direniş başladığını hatırlatan Yapıcı, “Milyonlarca yurttaşın güzel bir geleceğe dair umudunu yeşerten Gezi Direnişi, en zor zamanlarımızda dahi bizlere yaşam enerjisi olurken iktidarının devamı uğruna bütün insani değerleri yok etmeye çalışan siyasi iktidarın bir türlü unutamadığı en büyük kabusu olmayı sürdürüyor” dedi. 70 binden fazla öğrencinin, 140’tan fazla gazetecinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve on binlerce siyasinin tutuklu olduğunu anımsatan Yapıcı, “Demokrasiden, hukuktan, adaletten, insanlıktan, barıştan ve doğadan yana her türlü sesin giderek artan baskı ve şiddetle kısılmaya çalışıldığı 2018 yılının Mayıs ayında her şeye rağmen yaşamın sesi gürleşmeye başlıyor ve bir umut iklimi ülkemizi sarıyorsa bu dayanışmamızın ve direnişimizin gücünden ve haklılığındandır” diye konuştu.

    “KARANLIK GİDER GEZİ KALIR”

    Gezi eylemleri sırasında 36 kişinin gözlerini yitirdiğini, binlerce insanın yaralandığını ve onlarca kişinin sonsuzluğa uğurlandığını anımsatan Yapıcı şöyle devam etti:

    “Onlar bize Gezi’yi emanet ettiler. Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu” dedi. Gezi’nin taleplerine sahip çıkmak için 31 Mayıs saat 19.00’da Gezi Parkı’na çağrı yapan Yapıcı, “Bulunduğunuz her yerde bir slogan söyleyin, bir döviz yazıp resmini çekin, paylaşın; bir ağaca çaput bağlayın; parklara çıkın, forum yapın, sohbet edin, şarkılarımızı söyleyin. Gezi bulunduğumuz her yerde. Çünkü biliyoruz ki, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan ve Mehmet İstif hala bize bakıyor. Karanlık gider, Gezi kalır!” (HABER MERKEZİ)