Etiket: gezi direnişi

  • Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında katledilen Ethem Sarısülük’ü anmak için bir araya gelen demokratik kitle örgütlerine müdahale eden polis, eylemi takip eden Gazeteci Sema Bingöl’ü de gözaltına aldı.

    Gezi Direnişi sırasında polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük, vurulduğu yer ve saatte ailesi tarafından Ankara Kızılay’daki Güvenpark’ta anıldı.

    “Vurulduğu saatte, vurulduğu yerdeyiz” çağrısıyla Güvenpark’ta toplanmak isteyen yurttaşlar, polis engeliyle karşılaştı. Güvenpark çevresini barikatlarla kapatan polis ekipleri, cadde ve sokaklardan parka yürümek isteyenlerin geçişine izin vermedi.

    Parka yaklaşmak isteyen kalabalığa biber gazıyla müdahale edilirken, barikatların içerisine yalnızca Sarısülük ailesinin de aralarında bulunduğu sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verildi.

    ÇOK SAYIDA GÖZALTI

    Yüksel Caddesi’nde Sarısülük ailesine destek vermek isteyen gruba da polis müdahale etti. KESK yöneticileri, Tüm Bel-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Bülent Türkmen’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    Polis müdahalesi sırasında gazeteci Sema Bingöl’ün de gözaltına alındığı öğrenildi.

    EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ’NDEN TEPKİ

    Polis müdahalesinin ardından Emek ve Demokrasi Güçleri açıklama yaptı.

    Açıklamada, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının hukuka aykırı biçimde engellendiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasal hakkımızı kullanmak isterken birçok arkadaşımız darbedilerek gözaltına alındı. Biz bunları kabul etmiyoruz. Mücadelemiz sonuna kadar sürecek.”

    Ethem Sarısülük için düzenlenen anmaya katılan Sarısülük ailesi, Ethem Sarısülük’ün vurulduğu noktaya çiçek bıraktı ve bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

    Anmada konuşan Sarısülük ailesinin avukatı Murat Yılmaz, Gezi Direnişi’nin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen iktidarın Gezi’ye yönelik tutumunun değişmediğini söyledi.

    HABER MERKEZİ

  • Gezi’nin 13. yılı: Bir parkta başlayan itiraz, ülkenin hafızasına dönüştü!

    Gezi’nin 13. yılı: Bir parkta başlayan itiraz, ülkenin hafızasına dönüştü!

    PİRHA- 31 Mayıs 2013 sabahı Gezi Parkı’ndaki çadırlara yönelik polis müdahalesiyle büyüyen direniş, kısa sürede Türkiye tarihinin en geniş toplumsal hareketlerinden birine dönüştü. Aradan 13 yıl geçse de Gezi yalnızca bir meydanın değil; adalet, özgürlük ve birlikte yaşam arayışının hafızasında yaşamayı sürdürüyor.

    Bugün 31 Mayıs. Türkiye’nin yakın tarihine damga vuran Gezi Direnişi’nin ülke çapında kitleselleşmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Her ne kadar Gezi Parkı’ndaki ilk nöbetler ve ağaçların kesilmesine karşı başlayan çevreci itiraz 27-28 Mayıs 2013’te ortaya çıkmış olsa da, direnişin hafızalara kazınan tarihi 31 Mayıs oldu. O sabah polis tarafından çadırların yakılması, yoğun gaz kullanımı ve sert müdahale yalnızca parkı savunanları değil, farklı toplumsal kesimlerden yüz binlerce insanı da harekete geçirdi.

    İstanbul’daki küçük bir parkta başlayan itiraz, günler içinde Türkiye’nin dört bir yanında meydanlara, sokaklara ve mahallelere yayıldı. Başlangıçta Gezi Parkı’nın yapılaşmaya açılmasına karşı yükselen ses, zamanla ifade özgürlüğü, yaşam tarzına müdahale, kent hakkı, demokrasi ve adalet taleplerinin buluştuğu geniş bir toplumsal zemine dönüştü.

    Gezi, yalnızca protestoların değil, aynı zamanda dayanışmanın da adı oldu. Parkta kurulan çadırlarda kütüphaneler oluşturuldu, revirler açıldı, yemekler paylaşıldı. Farklı siyasi görüşlerden, inançlardan ve yaşam tarzlarından insanlar aynı meydanlarda yan yana geldi. Duvar yazıları, forumlar, park buluşmaları ve sokak mizahı direnişin en güçlü simgeleri arasında yer aldı.

    Ancak Gezi’nin hafızasında yalnızca dayanışma yok. Aynı zamanda ağır bedeller de var.

    Direniş sürecinde çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. İstanbul’da eylemcilere çarpan bir aracın altında kalan Mehmet Ayvalıtaş, Ankara’da polis kurşunuyla vurulan Ethem Sarısülük, Eskişehir’de uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Hatay’da başına isabet eden gaz kapsülü nedeniyle hayatını kaybeden Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan, Diyarbakır’ın Lice ilçesinde açılan ateş sonucu yaşamını yitiren Medeni Yıldırım ile Okmeydanı’nda ekmek almaya giderken başına gaz kapsülü isabet eden ve aylar sonra yaşamını kaybeden Berkin Elvan, Gezi sürecinin hafızalara kazınan isimleri oldu.

    Binlerce kişi ise yaralandı. İnsan hakları örgütleri ve meslek örgütlerinin raporlarına göre yüzlerce kişi plastik mermi, gaz kapsülü ve polis müdahaleleri nedeniyle ağır yaralandı. Çok sayıda yurttaş gözünü kaybetti ya da kalıcı görme kaybı yaşadı. Gezi’nin bedeli yalnızca meydanlarda değil, yıllardır adalet arayan ailelerin hayatlarında da hissedilmeye devam etti.

    Aradan geçen 13 yıl boyunca Gezi’ye ilişkin davalar, soruşturmalar ve siyasi tartışmalar gündemde kaldı. Ancak Gezi’yi yaşayanlar açısından direniş, yalnızca geçmişte yaşanmış bir olay değil; birlikte mücadele etmenin, dayanışmanın ve söz söyleme hakkının sembolü olarak hafızalardaki yerini korudu.

    Bugün Gezi Parkı’nda o günlerden geriye çadırlar ya da forumlar kalmamış olabilir. Ancak milyonlarca insanın belleğinde Gezi hala canlı. Bir parkı savunmak için başlayan itiraz, yıllar içinde Türkiye’nin demokrasi, özgürlük ve adalet arayışının en önemli toplumsal hafızalarından birine dönüştü. On üç yıl sonra geriye yalnızca bir direniş değil; kaybedilen hayatlar, yarım kalan hikâyeler ve hala süren adalet talebi kaldı.

    HABER MERKEZİ

  • Gürkan Korkmaz: Ali İsmail yaşasaydı bu iyilik ruhunu tüm topluma yayardı-VİDEO

    Gürkan Korkmaz: Ali İsmail yaşasaydı bu iyilik ruhunu tüm topluma yayardı-VİDEO

    PİRHA – Gezi Direnişi sırasında Eskişehir’de darp edilerek katledilen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 13 yıl geçti. Gezi Direnişi’nin yıl dönümü vesilesiyle PİRHA’ya konuşan ağabey Gürkan Korkmaz, Türkiye’deki adalet sisteminin geriye gittiğini vurgularken, Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) aracılığıyla kardeşinin düşlerini nasıl yaşattıklarını paylaştı.

    BUGÜN OLSA AİLESİ YARGILANIRDI”

    Gezi dönemindeki hukuksuzluklara değinen Gürkan Korkmaz, bugünün Türkiye’sinde adaletin çok daha karanlık bir noktada olduğunu ifade etti:

    “Bugünden dönüp 13 sene önceye baktığımız zaman o zamanki adalet düzenini, adalet sistemini arar noktaya geldik maalesef. Ali İsmail’in katilleri iyi kötü hakim karşısına çıktı, yargılandı, cezaevine az da olsa girdiler. Ama maalesef bugünün Türkiye’sinde olsaydı sanırım o da olmazdı. Üstüne Ali İsmail ve ailesi yargılanırdı herhalde.”

    Davanın Eskişehir’den Kayseri’ye kaçırılmasını “hukuksuzluk” olarak nitelendiren Korkmaz, 8 kişinin yargılandığı davada çıkan kararların kamuoyu vicdanını yaraladığını belirtti: “19 yaşında bir genci döverek, tekmelerle, tokatlarla öldüren 8 kişi maalesef çok basit cezalar aldılar.”

    ALİ İSMAİL’İ SADECE ÖLÜM ŞEKLİYLE ANMAK SAYGISIZLIK OLURDU

     Ali İsmail’in henüz lise yıllarında toplum için projeler üreten bir genç olduğunu hatırlatan ağabey Korkmaz, kardeşinin mirasını şu sözlerle anlattı:

    “Ali İsmail henüz lisedeyken ‘Toplum için Gençlik’ adlı bir grup kurmuştu. Huzurevlerine gitmiş, engelliler için projeler yapmış, köy okullarına kitap götürmüştü. Ali İsmail’i sadece ölüm şekliyle anmak onun kemiklerini sızlatırdı, anısına saygısızlık olurdu. Şu an Ali İsmail Korkmaz Vakfı’yla onun yapmak istediği şeyleri hayata geçirmeye ve yeni Ali İsmail’leri bu topluma kazandırmaya çalışıyoruz.”

    ANNE EMEL KORKMAZIN MİSYONU: BU GÜCÜ ALİ İSMAİLDEN ALIYOR”

    Anne Emel Korkmaz’ın yaşadığı acıyı bir misyona dönüştürdüğünü belirten Gürkan Korkmaz, “Annem kendine bir misyon edindi. Ali İsmail’in yarım kalan hayallerini yaşatmak için bir mücadele başlattı. Bu gücü Ali İsmail’den, onun inancından alıyor. Biz bir evlat, bir kardeş kaybettik ama milyonlarca kardeşimiz oldu” dedi.

    GENÇLERİN TALEBİ HALA AYNI: NEFES ALMAK İSTİYORUZ”

    13 yıl geçmesine rağmen gençlerin sorunlarının değişmediğini vurgulayan Korkmaz, Ali İsmail’in bugün de bir simge olduğunu ifade etti:

    “Ali İsmail o zamanlar ‘Nefes almak istiyorum’ diyordu. Şu an halen gençlerin talebi nefes almak; ağaçların katledilmediği bir Türkiye talepleri var. Ali İsmail o gün parasız ve nitelikli eğitim istiyordu, bugün de gençler aynı kaygıları yaşıyor. Ali İsmail aslında bu mücadelenin simgesi, bayrağı oldu. Kendilerini Ali İsmail’de görüyorlar.”

    ATEŞİN IŞIĞINI GENÇLERE TUTUYORUZ”

    Son olarak dayanışmanın önemine dikkat çeken Gürkan Korkmaz, vakıf aracılığıyla 13 yıldır gençlere burs desteği verdiklerini hatırlatarak sözlerini şöyle noktaladı:

    “Ali İsmail’in acısı, ateşi ailesi için çok büyük. Biliyoruz ki ateş düştüğü yeri yakar ama biz bu ateşin sadece yakıcılığını değil, ışığını gençlere tutup yollarını aydınlatmaya çalışıyoruz. 13 yıldır yanımızda duran, Ali İsmail adını yaşatmak için mücadele veren tüm destekçilerimize teşekkür ediyorum.”

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    Gülsüm Elvan’dan Gezi’nin yıl dönümünde adalet çağrısı: Ben hâlâ yasımı yaşayamadım! -VİDEO

    PİRHA- Gezi Park protestolarında Berkin Elvan’ı kaybeden Gülsüm Elvan, adalet mücadelesini anlattı. Gülsüm Elvan, “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum” dedi.

    Gezi Parkı’nda ağaç kıyımına karşı 28 Mayıs 2013’te başlatılan protestolar, tüm ülkeye yayılırken, eylemlerde Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Berkin Elvan’ın aralarında bulunduğu 8 yurttaş yaşamını yitirirken, binlerce yurttaşta yaralandı.

    Katledildiğinde 13 yaşında olan Berkin Elvan da, o isimlerden biri. Berkin Elvan, eylemler sürerken 16 Haziran 2013’te polisin gaz kapsülüyle başından darbe alarak ağır yaralanan Berkin Elvan, kaldırıldığı hastanede 269 gün boyunca direndi.

    11 Mart 2014’te Hakk’a yürüyen Berkin Elvan’ın katledilmesi dosyasında 18 polis yargılanırken, polis Fatih Dalgalı “kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğu” gerekçesiyle 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Berkin Elvan’ın ailesinin ise adalet arayışı sürüyor.

    Gezi Park protestolarının yıl dönümünde, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, yıllardır süren adalet arayışını, annelerin ortak mücadelesini ve hâlâ yaşayamadığı yasını anlattı.

    “Biz cennetlik olmak istemiyoruz, çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz” diyen Elvan, “Ben hâlâ o fermuarı açmadım” sözleriyle yaşadığı derin acıyı dile getirdi.

    “ADALETİN KAPISINI YÜZÜMÜZE KAPATIYORLAR”

    12 yılı aşkın süredir adliye koridorlarında, meydanlarda ve sokaklarda adalet aradıklarını söyleyen Gülsüm Elvan, devletin adalet kapılarını halka kapattığını belirtti. Ancak mücadeleden vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Elvan, “Adliyeye gidiyorsun, derdini anlatacaksın ama karşında kimse yok. Kapılar yüzüne kapanıyor. Biz o anahtarı arıyoruz, sokuyoruz, çeviriyoruz ama yine yüzümüze kapanıyor. Şimdi tamamen kapandı” dedi.

    “O ANAHTARI BULUP O KİLİDİ AÇACAĞIZ”

    Bu kapının ancak toplumsal mücadeleyle açılabileceğini söyleyen Elvan, şöyle konuştu:

    “Her şey mücadeleden geçiyor. Kimse halktan büyük değil. Bir olursak, mücadele edersek eminim kazanacağız. O anahtarı bulup o kilidi açacağız. Ben Berkin’i geri getiremeyeceğimi biliyorum ama başka anneler ağlamasın diye çırpınıyorum. Bir çocuğun tırnağı kanamasın istiyorum. Çocukların toprağın altında değil, okul sıralarında olması gerekiyor.”

    “BİRİMİZ DÜŞTÜĞÜNDE DİĞERİMİZ KALDIRIYOR”

    Gezi Park protestoları sürecinde yaşamını yitiren gençlerin aileleriyle yıllardır yan yana olduklarını anlatan Gülsüm Elvan, anneler arasındaki dayanışmanın kendilerine güç verdiğini söyledi.

    “Elbette hepimiz farklı yerlerdeyiz ama birbirimizi arıyoruz, telefonla konuşuyoruz. Birimiz düştüğünde diğeri onu kaldırmaya çalışıyor. Dertleşiyoruz, birbirimize destek oluyoruz. Bu dayanışma olmasa belki çok daha zor olurdu.”

    “BİZ ANNE DEĞİL MİYİZ?”

    Yıllar boyunca bazı acıların görünür kılınırken kendi çocuklarının yok sayıldığını söyleyen Elvan, “Biz anne değil miyiz?” diye sorarak, haykırışının hâlâ karşılık bulmadığını ifade etti.

    “Eğer karşılık bulsaydı bugün hâlâ başka anneler aramıza katılmazdı” diyen Elvan, şöyle devam etti:

    “Bazı anneler sürekli mağdur gösterildi ama bizim çocuklarımız görülmedi. Bizim çocuklarımız hasta değildi, suçlu değildi. Biz sadece çocuklarımızı istiyoruz. Anneler Günü’nde ‘anneler cennetliktir’ diyorlar ama biz cennet istemiyoruz. Çocuklarımıza dokunmasınlar istiyoruz.”

    “O FERMUARI HÂLÂ AÇMADIM”

    Aradan geçen yıllara rağmen yasını yaşayamadığını anlatan Gülsüm Elvan, toplumsal şiddetin ve ölümlerin devam etmesinin kendi acısını sürekli canlı tuttuğunu söyledi.

    “Onuncu yılda biraz yasımızı yaşayalım dedik ama yaşayamadık” diyen Elvan, kadın cinayetlerinden çocuk ölümlerine kadar ülkede süren şiddet ortamına dikkat çekti.

    “Elimi çocuklarımızın üzerinden çekene kadar mücadele edeceğim” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Kadınlar öldürülüyor, çocuklar öldürülüyor, hayvanlar katlediliyor. Çocuklardan katil, terörist yaratılıyor. Birilerini kahraman ilan edip birilerini vatan haini dediklerinde sonuç bu oluyor. Onun için hâlâ o fermuarı açmadım.”

    “BERKİN BU TOPLUMUN VİCDANIDIR”

    “Hâlâ yasını yaşayamamış bir anne misiniz?” sorusuna Gülsüm Elvan, “Evet, gerçekten öyle” yanıtını verdi.

    Berkin Elvan’ın toplum hafızasından silinmeyeceğini söyleyen Elvan, oğlunun direnişinin genç kuşaklara umut olduğunu belirtti.

    “Berkin 269 gün direndi. Bu topluma direnmeyi öğretti” diyen Elvan, şu ifadeleri kullandı:

    “Üniversitelerde gençler hâlâ Berkin’in ve Gezi’de yitirdiğimiz çocukların fotoğraflarını taşıyorsa, demek ki bu çocuklar bu ülkeye iyi bir şey öğretti. Berkin bu toplumun vicdanıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar onu bu toplumun hafızasından silemeyecekler.”

    İsmail Yıldırım/PİRHA

  • AYM’den Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Ahmet Atakan kararı

    AYM’den Gezi Direnişi’nde hayatını kaybeden Ahmet Atakan kararı

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi (AYM), Gezi direnişinde polisin müdahalesi sonucu hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ‘yaşam hakkının ihlal edildiğine’ yönelik karar verdi. AYM, Ahmet Atakan’ın ailesine 225 bin lira tazminat ödenmesine hükmetti.

    Gezi Direnişi sırasında Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybeden Ahmet Atakan’ın ailesi uzun yıllardır hukuk mücadelesi veriyor.

    Atakan’ın ölümü üzerine soruşturmada sorumluluğu olduğu tespit edilen polisler hakkında Hatay Valiliği tarafından soruşturma izni verilmemiş, aile karara itiraz etmişti. 2017 yılında Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı yeniden soruşturma izni vermiş, valilikten yine izin çıkmamıştı. Aile ise 2021 yılında AYM’ye başvurmuştu.

    Dosyayı görüşen AYM kararını duyurdu. Ahmet Atakan’ın yaşam hakkının ihlal edildiğine karar veren yüksek mahkeme, dosyanın yeniden ele alınması için kararın bir örneğini Adana Bölge İdare Mahkemesi’ne gönderdi.

    Söz konusu kararda, “İncelenen başvuruda İdari Dava Dairesinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır” ifadelerine yer verildi.

    ATAKAN AİLESİNE 225 BİN TL TAZMİNAT

    Atakan ailesine 225 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmeden AYM karara ilişkin,

    “Somut olayda ihlalin tespit edilmesinin başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hale getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net 225.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir” dedi.

    AYM, toplantı ve gösteri hakkının ihlaline yönelik başvuruyu ise “kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle” kabul etmedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi’nin 12.yıl dönümünde açıklama: Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız-VİDEO

    Gezi’nin 12.yıl dönümünde açıklama: Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız-VİDEO

    PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi Direnişi’nin 12’inci yıl dönümüne ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Gezi ruhuyla direnişi büyüteceğiz. Meydanları özgürlük rüzgarı dolaşırken marşlarımızı söyleyeceğiz. Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız” denildi.

    Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi Direnişi’nin 12. Yıl dönümü sebebiyle Çiçek İş Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. “Geziyi unutma, unutturma. Gezi şehitleri ölümsüzdür” pankartı açılan açıklamada “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Devrim şehitleri ölümsüzdür” sloganları atıldı.

    Açıklamayı kurumlar adına Deniz Karabudak okudu.

    “GEZİ’NİN RUHUYLA MEYDANLARDAYIZ, SOKAKLARDAYIZ”

    “Bu topraklarda, Gezi Direnişi özgürlüğün ne olduğunu herkese yaşatan bir direniştir” diyen Deniz Karabudak, “Gezi Direnişi bilinçli bir şekilde adım adım planlanıp, örgütlenen bir direniş değildir. Fakat Gezi Direnişi öncesindeki süreci hatırlamakta fayda vardır. Ankara’da Sakarya Meydanı’na çadır kuran Tekel işçileri, ‘1 Mayıs alanı Taksim’dir’ diyen, 2007-2008-2009 1 Mayıs’ları ve Taksim’in kazanılmasıyla dünyada Küba’dan sonra en kalabalık yapılan 1 Mayıs’lar, Karadeniz’de HES’lere, Gerze’de termik santrallere karşı yürütülen direnişler, ‘Kürtaj haktır Uludere katliamdır’ diyerek sokaklara çıkan kadınlar, ODTÜ’de ‘Başkaldırıyoruz’ diyen üniversiteliler, YGS’de şifreli çıkan sorulara karşı meydanlara çıkan liseliler, Emek Sineması için sokağa çıkıp ‘Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!’ diyenler, Taksim’de eylem yasaklarına karşı düzenli eylem geliştiren devrimciler… Örnekleri artırmak mümkündür, tüm bu eylemlilikler adım adım Gezi Direnişi’ni var etmiştir. Bugün Gezi’den öğrenerek, Gezi’nin ruhuyla meydanlardayız, sokaklardayız” dedi.

    “19 MART İLE BAŞLAYAN DİRENİŞİN HERKESE UMUT OLDU”

    19 Mart ile başlayan direnişin herkese umut olduğunu belirten Karabudak şunları kaydetti:

    “Kayyumlarla, tutuklamalarla, eylem yasakları ile yönetmeye çalışan saray rejimine, biz buradayız, demiştir. Milyonlarca insanın iradesinin kayyum ve tutuklanmayla gasbedilmeye çalışılması bardağı taşıran son damla olmuş; İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin aştığı barikatla, yıllardır sefalete, yoksulluğa, adaletsizliğe, geleceksizliğe karşı biriken öfke sokaklara çıkmıştır. Direniş öğretiyor!
    Eyleme giden gençlere evlerde sandviç hazırlayan mahallelilerden gazdan gözü yananlara Talcid sıkanına, metrolarda hep beraber marşlar okuyanından üniversitelerde boykot için fakülte fakülte hep beraber konuşanına, direnişe kendini katan herkes daha ilk andan bir başınalığı atıp yeniden yaşamaya başladığını hissetmeye başlamıştır. Kira-fatura derdi, işsizlik korkusu, geleceksizlik kaygısı, tutuklanma tehdidi karşısında tek başına hisseden kim varsa, direnişe geçince yalnız olmadığını görmüştür; direniş öğretmektedir.”

    “GEZİ RUHUYLA DİRENİŞİ BÜYÜTECEĞİZ”

    Her alanda direnişin büyütülmesi gerektiğini belirten Deniz Karabudak, şunları ekledi:

    “Direnişlere dışarıdan bakılarak bu ruh anlaşılmaz. Direnişleri bir adım daha ileri taşımak için mücadele edenler ise görmektedir ki aslında tüm bu direnişlerin içinde bir parça da Gezi Direnişi vardır. Ethem, Abdullah, Ahmet, Hasan Ferit, Medeni, Mehmet, Ali İsmail, Berkin bugün gelişen eylemliliklerin, direnişlerin içinde mücadeleye devam etmektedir.
    Gezi ruhuyla direnişi büyüteceğiz. Meydanları özgürlük rüzgarı dolaşırken marşlarımızı söyleyeceğiz. Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız. Gezi’yi Unutma! Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam!”

    PİRHA/ANKARA

  • Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı

    Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı

    PİRHA-Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle vurularak öldürülen Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında mezarı başında anıldı. Avukatları Oya Aslan ile Can Atalay’ın cezaevinde, katil polis Fatih Dalgalı’nın ise dışarıda olduğunu vurgulayan Elvan Ailesi, “Devlet bizim değil, bizi katledenlerin ve acımızla dalga geçenlerin devleti olduğunu bir kez daha gösterdi” dedi.

    Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz fişeğiyle vurulan ve 9 ay yoğun bakımda kaldıktan sonra 15 yaşındayken hayatını kaybeden Berkin Elvan, katledilişinin 11. yılında Feriköy’deki mezarı başında anıldı. Anmaya Elvan ailesinin yakınları ve dostlarının yanı sıra siyasi parti temsilcileri de katıldı.

    Feriköy Mezarlığı’nın girişinde bir araya gelen grup, sloganlarla Berkin Elvan’ın mezarına yürüdü.

    “12 YILDIR ADALET MÜCADELESİ YÜRÜTÜYORUZ”

    Elvan ailesinin, Berkin’in katledilişinin 11. yılı için mezarı başında yaptığı açıklama şöyle:

    “2013’ten beri tam 12 yıldır bir adalet mücadelesi yürütüyoruz. Sabırla, inatla bu mücadeleyi vermeye devam ediyoruz. Tek bir talebimiz var: Emri ben verdim diyen Cumhurbaşkanı dahil olmak üzere, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve katil Fatih Dalgalı’ya gelene dek oğlumuzun katline dahil olan herkesin yargılanması ve hak ettiği cezayı alması. Berkin’imizin katili Fatih Dalgalı ise sadece ama sadece 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti Dalgalı’nın ‘kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğuna’ hükmetti ancak Dalgalı bir gün bile hapse girmediği gibi halen devletin verdiği silahla görevini yapmaya devam ediyor.

    “KATİL TEK BİR GÜN HAPSE GİRMEMİŞKEN AVUKATLARIMIZ CEZAEVİNDE”

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 7 Şubat’ta Çapkın ve Mutlu’nun sorumluluklarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediği görüşüne vardı ve Türkiye’yi mahkûm etti fakat Türkiye’deki adlî makamlar, bu karara rağmen harekete geçmedi. Biz mücadelemizi hep hukuk zemininde yürüttük. Bu ülkenin birer yurttaşı olarak, bizim de hakkımızı teslim etmesi için bu ülkenin mahkemelerine güvendik. Ama oğlumuzun katili tek bir gün bile hapse girmemişken avukatlarımız Oya Aslan ve Can Atalay halen cezaevinde tutuluyor. Berkin’imizin katillerine hak ettikleri cezayı vermeyenler, avukatımız Can Atalay’ı ve dostumuz Mücellâ Yapıcı başta olmak üzere mücadele arkadaşlarımızı hapse attı.

    “DEVLET ELİYLE ÖLDÜRÜLEN TÜM ÇOCUKLAR İÇİN ADALET ARIYORUZ”

    “Nereden yönlendirildiğini bilmediğimiz ancak nereden cesaret aldıklarını çok iyi bildiğimiz, insanlığını tamamıyla kaybetmiş bazı kişilerin tacizine ve saldırılarına maruz kaldık. Daha geçen ay düzenlediğimiz basın toplantısında da duyurduğumuz gibi, telefonlarımızı arayan bu kişiler ‘Berkin Elvan teröristti, iyi ki öldürdük onu, ekmeğe göndermiştiniz daha dönmedi mi?’ gibi söylemlerle acımız üzerinde tepinmeye kalktılar. Bunları da savcılığa şikâyet ettik ama tek bir kişinin ifadesi dahi alınmadı. Devlet bizim değil, bizi katledenlerin ve acımızla dalga geçenlerin devleti olduğunu bir kez daha gösterdi. Sadece Berkin için değil, bütün çocuklar için adalet isterken, bu sistem on binlerce çocuğu ailesinden koparmaya devam etti. Biz adalete açız! Bir çocuğun 6 yaşında evlendirilmesine göz yumanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı tarikatların, çocuk istismarcılarının eline bırakanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı enkazda ‘aramayan’ bu iktidara karşı adalet arıyoruz. Devlet eliyle öldürülen tüm çocuklar için adalet arıyoruz.

    “ASLA AFFETMEYECEĞİZ”

    İşte biz bu yüzden iktidara ve adaleti bir türlü sağlamayan yargı makamlarına sesleniyoruz; Siz katilleri korumaya çalışsanız da biz; Berkin için, katledilen bütün çocuklar için, yangınlarda yaşamını yitiren ve hâlâ korunamayan çocuklar için, tarikatların ellerine bırakılan çocuklar için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Süregelen saldırılar ve bunlara karşı koymak için hiçbir çaba sarf etmeyen yargı makamları sadece öfkemizi bileyliyor. Önümüzdeki yıl 12. kez bu mezarın başında adaleti bulmuş olmayı diliyoruz çünkü bir çocuğun katilinin hesap vermesi, geride kalan tüm çocuklarımızın geleceğinin teminatı olacak. Oğlumuz, canımız, yavrumuz, Berkin’imiz, kaç yıl geçerse geçsin; sana yaşatılan zulmü unutmayacağız, seni bizden koparanları asla affetmeyeceğiz. Elbet bir gün yattığın yerde rahat uyuyabilmeni sağlayacağız.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gezi direnişçisinin polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı

    Gezi direnişçisinin polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı

    PİRHA- Gezi direnişi döneminde gözaltına alınarak bombalı aracın kendisine ait olduğu yönünde ifade imzalatılmak istenen Aydın Aydoğan’ın polisler hakkında yaptığı suç duyurusunda takipsizlik kararı verildi. 

    AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Gezi olaylarına katılanlara yönelik hakaret içerikli sözleri sözlerine suç duyurusunda bulunan Aydın Aydoğan, 13 Aralık 2017’de gözaltına alındı. Bomba yüklü olduğu iddia edilen bir aracın yanına götürülmeyen çalışılan Aydın’a gözaltında işkenceyle bomba yüklü araç suçunu üstlenmesi istendi. Aydın, olaya ilişkin yaptığı suç duyurusunda Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına rağmen bir kez daha takipsizlikle sonuçlandı.

    Aydoğan, Gezi olaylarına katılanlara yönelik sarf ettiği “çapulcu”, “kemirgen”, “terörist”, “dış mihrakların piyonu” gibi sözleri nedeniyle Erdoğan hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına “halkı kin ve düşmanlığa tahrikten” suç duyurusunda bulundu. Aydoğan, suç duyurusunun ardından 13 Aralık 2017’de İstanbul’un Bahçelievler ilçesinde 3 sivil polis tarafından kendi aracıyla seyir halindeyken durdurularak gözaltına alındı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Ömer İbrahimoğlu‘nun haberine göre polisler, Aydoğan’dan aracıyla kendilerini takip etmelerini istedi. Daha sonra polis, Aydoğan‘ı “bomba yüklü” olduğu iddia edilen bir aracın yanına götürmek istedi. Polis, Aydoğan‘ı, “bomba yüklü olduğu iddia edilen ve etrafı güvenlik şeridiyle kapatılan alana” götürmeye çalıştı. Aydoğan, toplanan kalabalıktan birinin “Orada bombalı araç var gitmeyin” demesiyle aracın yanına gitmemek için direndi. Durumu cep telefonuyla çekmek isteyen Aydoğan, polisin saldırısına uğradı. Daha sonra emniyette götürülen Aydoğan’dan 3 gün haber alınamadı. Aydoğan hakkında dönemin milletvekili Barış Yarkadaş Meclis’e soru önergesi vermesinin ardından Aydoğan, serbest bırakıldı.

    7 YIL SONRA MUAYENE

    Aydoğan, kendisine kumpas kurmaya çalışan ve saldıran polisler hakkında 29 Haziran 2018’de Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Savcılık 4 Eylül 2018’de “kovuşturmaya yer yok” kararını verdi. Aydoğan bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Anayasa Mahkemesi, 2022’de “etkin soruşturma yürütülmemesi” nedeniyle ihlal kararı verdi. Anayasa Mahkemesi’nin etkin soruşturma yürütmesi istemiyle dosyayı gönderdiği Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, bunun için yeniden soruşturma başlatan savcılık, aradan geçen 7 yılın ardından Adli Tıp Kurumu’ndan (ATK) rapor istedi. 7 yıl sonra Aydoğan‘ın muayene eden ATK, “Aydoğan’da darp izinin bulunduğunu, ancak olayla illiyet bağının kurulamadığı” yönünde rapor hazırladı. ATK, raporunda darbın “Aydoğan’ın hayatını etkileyecek” şekilde olmadığını belirtti.

    Savcılık ATK’nin raporuna dayanarak 27 Eylül’de bir kez daha polisler hakkında “kovuşturmaya yer yok” kararı verdi. Kararın ardından Aydoğan, Bakırköy Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne itirazda bulundu.

    “TÜRLÜ İŞKENCELER VE HAKARETLER ETTİLER”

    Erdoğan hakkında suç duyurusundan yaşananları anlatan Aydoğan, “Gündüz evimden dışarı çıktım. 2-3 genç indi ve polis olduklarını beyan ettiler, ‘Hakkınızda bir ihbar var, bizimle karakola gelmeniz lazım. Bizi kendi aracınızla takip edin’ dedi. Ben de aracımla peşlerinden giderken evimin yakınında bir caddeye indiler. Sağda büyük bir kalabalık olduğunu fark ettim. Polis şeritleri çekilmiş, ambulans, itfaiye var. Onlar durdu, ben de durdum. Polis, ‘Burada birkaç dakika işimiz var. Onu halledip gidelim’ dedi. Daha sonra beni de araçtan indirdiler. Bir polis arkamda öbürleri önümde beni olay yerine doğru yürüterek, sürüyorlar. O esnada orada bulunan yaşlı bir kadın, ‘Gitmeyin orada bombalı araç varmış’ dedi. O sıra Tahir Elçi yeni öldürülmüştü. Ben orada çakıldım kaldım. Arkamdaki polis beni itmeye çalıştı, ama ben gitmedim. O an telefonumu açtım fotoğraflarını çekeyim, dedim. Fotoğrafları çekerken, birisi arkadan sert bir şekilde vurdu ve ağzımdan tutarak beni yere yatırdı. Orada beni yüzüstü yatırıp ters kelepçelediler. Ayağa kaldırdılar yüzümün bir kısmı betona çarptı. Daha sonra beni polis aracın içine soktular ve o dönem daha sonra emniyet amiri olduğu ortaya çıkan polis, yüzüme vurdu. Ağzım kanadı. O esnada fotoğraflarımı çekti. Daha sonra birileriyle konuştu ve ‘Bunu götürün canını almayın daha sonra ben alacağım’ dedi. Beni bir yere götürdüler, türlü türlü işkence ve hakaretler ettiler” diye konuştu.

    “İFADE HAZIRLATTILAR”

    İşkenceli geçen 3 günlük gözaltından ailesiyle tehdit edildiğini ifade eden Aydoğan, “Akşama doğru bir ifade hazırlayıp geri getirdiler. İfadede, güya bombalı aracı ben getirmişim. Aracıma dokunmayın, diye bağırmışım, koşmuşum ve örgütsel sloganlar atmışım. Bu ifadeyi imzalamamı istediler. Ben imzalamadım. Daha sonra dönemin milletvekili Barış Yarkadaş Meclis’e soru önergesi verince, 3 günün sonunda beni hızlıca savcılığa çıkardılar. Savcılıktan sonra olayla bağlantım olmadığı için serbest bırakıldım, fakat soruşturma devam ediyor. Olay yüzünden ‘örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılandım, daha sonra ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verildi” ifadelerini kullandı.

    “AYM, ETKİN BİR SORUŞTURMA YAPILMADIĞINI BELİRTTİ”

    Olaydan sonra olay yerinden görüntü ve fotoğraflara ulaştığını ve bunlarla birlikte polisler hakkında suç Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı bulunduğu suç duyurusunda takipsizlik kararı verildiğini hatırlatan Aydoğan, bu karşı Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuruda bulunduğu belirtti. AYM, etkin bir soruşturma yapılmadığı, kişinin olayla ilgili araç plakalarını vermesine ve kişilerin görüntülerini vermesine rağmen savcılığın asıl görevi olan soruşturmayı genişletmediği için dosyada ihlal kararı verip savcılığa gönderdiğini vurgulayan Aydoğan, “Dosya aynı savcının önüne geldi. Ancak dönemin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcısı Ekrem Aydıner, dosyayı alıp ‘Ben inceleyeceğim’ dedi. Dosya 2 buçuk yıldır, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bekletiliyordu. Şu an yeni bir savcı geldi” şeklinde konuştu.

    7 YIL SONRA İŞKENCE İZİ ARANDI

    Kendisinin muayene için 2023’ün Şubat ayında ATK’ye giderek muayene olduğunu dile getiren Aydoğan, 2 yıl sonra ATK’nin kararını açıkladığını ifade etti. ATK’nin “olayla bir illiyet bağının bulunmadığına” değerlendirmesi yaptığını söyleyen Aydoğan, “Ben savcıya, 7 yıl sonra işkence izi mi kalır, o döneme ilişkin bütün raporlarımız var, dedim. Savcılık ise 16 Ekim’de ‘kovuşturmaya yer yok’ kararı verdi. Gerekçe, ATK raporu gösterilmiş. Savcılığın yapması gereken, olay anında geniş ve etkin bir soruşturma kapsamında götürüldüğüm karakolların kamera görüntülerini, MOBBESE’ler tespit etmeliydi. 7 yıl sonra ‘İşkence izleri kişinin hayatını etkileyecek şekilde değil’ demiş. Yani işkence var, ama hayatını etkilememiş demiş. O gün beni ağır şekilde engelli bıraksalardı. Ondan sonra mı ATK raporu uygun verecekti” diye belirtti.

    “SİYASİ KARAR”

    Savcılığa araç plakası ve MOBBESE kameralarının yerini gösterdiğinin altını çizen Aydoğan, savcılığın buna rağmen bir şey yapmadığını söyledi. Savcılığın “kovuşturmaya yer yok” kararına itiraz ettiklerini belirten Aydoğan, kararın siyasi olduğunu vurgulayarak, “Bu arada bunlardan biri o dönem emniyet müdür yardımcısıyken, Yozgat Emniyet Müdürü yapıldı. Yozgat Valiliği’nde verdiği ifadesinde, ipe sapa gelmez hakaretlerle bizi ‘terörle iltisaklı’ göstermiş. Yozgat Emniyet Müdürü, ‘Bu adam Gezi olaylarına karışmış. Barış Yarkadaş önerge verdi, o da CHP’nin milletvekili. Bunun haberini yapanlarda terörü öven gazeteler’ demiş” diye belirtti.

    MUAYENE RAPORU DEĞİŞTİRİLDİ 

    Hastane evraklarının değiştirildiğini ifade eden Aydoğan, “Beni hastanede erkek doktor muayene etti. 2019 yılında lösemi olan bir çocuğum vefat etti. Ben de o dönem Bakırköy Hastanesi’ne gittim ve hafif depresif tanısı kondu. Daha sonra savcılık ‘Aydoğan hakkında her şeyi istiyorum’ demiş. Bunlar muayene raporumu ‘alkol ve madde kullanımı’ şeklinde düzenlemişler, imzayı da bir kadın doktor atmış. Bunları da şikayet ettim. Daha sonra hastane ‘sehven’ bu işlemi yaptıklarını söyledi. Hastane çalışanlarını şikayet ettim, ama İstanbul Valisi Davut Gül, soruşturmaya izin vermedi” diye kaydetti.

    MUALİFLERE YÖNELİK TUTUM

    Muhalif duruşu bulunan kişilerin akıl sağlıklarının yerinde olmadığına yönelik hastanelere sevkini hatırlatan Aydoğan, şunları söyledi:

    “Dokunan yanıyor. Hatırlarsanız Erdoğan’a bir çiftçi sitem etmişti. Erdoğan o çiftçiye, ‘Ananı da al git’ demişti. O kişiye deli raporu aldırdıkları, hastaneye yatırdıkları basına yansıdı. Yine Avukat Dilek Ekmekçi için yurtlardaki çocuk tacizi ve istismarıyla ilgili çalışmaları nedeniyle ‘akıl sağlığı yerinde değil’ diye rapor aldırılmak isteniyor. Öyle bir sistem ki hakkınızı aradığınız an bunları önünüze koyuyorlar. Ama biz bunları kabul etmiyoruz. Gerekirse yine AYM’ye kadar gideriz. AYM’ye, AYM kararları uygulanmıyor, diyerek gideceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 11 yıl geçti

    Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin üzerinden 11 yıl geçti

    PİRHA- Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki Gezi eylemleri sırasında sivil faşistler ve polisler tarafından dövülerek katledilmişti. Ali İsmail Korkmaz, hayatta olsaydı bugün 30 yaşında olacaktı.

    19 yaşındaki Anadolu Üniversitesi öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Eskişehir’deki Gezi eylemleri sırasında sivil faşistler ve polisler tarafından girdiği sokakta sıkıştırılmış ve dövülmüştü. Polis tarafından darp edildikten sonra eli sopalı faşistler tarafından iki defa daha darp edilmişti.

    Darp edildikten sonra gittiği hastanede tedavi görememiş, ilk tıbbi müdahaleyi ancak 20 saat sonra alabilmişti. Beyin kanaması geçirdiği anlaşılan 19 yaşındaki Korkmaz 38 gün komada kaldıktan sonra 10 Temmuz 2013’te hayatını kaybetti. Ali İsmail Korkmaz, yaşasaydı bugün 30 yaşında olacaktı.

    ALİ İSMAİL KORKMAZ, HATAY’DA ANILACAK

    Eskişehir’deki Gezi Direnişi sırasında darp edilerek hayatını kaybeden 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 11’inci yılında çeşitli etkinliklerle anılacak. Ali İsmail’in ailesi tarafından kurulan Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV) tarafından düzenlenecek olan anma töreni, Hatay’ın Defne ilçesinde bulunan Defne Atatürk Stadyumu’nda akşam saat 20.30’da gerçekleştirilecek.

    Anma konserinde ALİKEV Müzik Topluluğu ile Cem Erdost İleri Ali İsmail için sahne alacak.

    ALİKEV’in sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “Anma konserimizde Cem Erdost İleri, Hatay’da Ali İsmail için sahne alacak. Cem Erdost İleri’den önce ALİKEV Müzik Topluluğu şarkılarını Ali İsmail için söyleyecek. Ali İsmail’i anarken Korkmaz ailesinin yanında olmak isteyen tüm dostlarımızı bu anlamlı konsere bekliyoruz” ifadeleri kullanıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    ‘Gezi ve Kobane direnişinde en baş mücadele aktörleri kadınlardı’ – VİDEO

    PİRHA – Gezi ve Kobane direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını ve kadınların direnişlerdeki rolüne dair konuşan Gültan Kışanak, toplumsal muhalefetin susturulmak istendiğini, bu direnişlerdeki kadınlara yüklenen öncülük misyonunun da güçlü bir şekilde yerine getirileceğini söyledi. Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise AKP’nin Kobane direnişini kendi başarısızlığı, Gezi direnişini ise kendine yönelik bir kalkışma olarak gördüğünü belirterek kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını belirtti. HDK Eş sözcüsü Esengül Demir de en baş mücadele aktörlerinin kadınlar olduğunu kaydetti.

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ve Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş sözcüsü Esengül Demir, Gezi ve Kobane Direnişlerinde iktidarın toplumsal muhalefete yaklaşımını PİRHA’ya değerlendirdiler.

    KIŞANAK: TOPLUMSAL MUHALEFETİ SUSTURMAK İSTEDİLER

    Gezi direnişinin de Kobane direnişinin de iktidar açısından toplumsal muhalefeti bastırmanın sembol davaları haline getirildiğini ifade eden Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, “Çünkü her ikisinde de toplumun, iktidarın uygulamalarına karşı bir tepkisi vardı. Asıl bizim şahsımızda bunu cezalandırmak istediler, toplumsal muhalefeti susturmak istediler. Bu anlamda çok ortak ve benzer yönleri var. Bundan sonra önümüzdeki süreçte yürüteceğimiz demokrasi mücadelesi açısından da bizlerin bu iki davayı sembol olarak kabul edip bunun ekseninde Türkiye’deki tüm hukuksuzluklara karşı ortak mücadeleyi, demokratik mücadeleyi güçlendirmemiz gereken bir zemindeyiz diye düşünüyorum” dedi.

    “KADINLAR KENDİLERİNE YÜKLENEN ÖNCÜLÜK MİSYONUNU GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE YERİNE GETİRECEKLER”

    Kışanak, ayrıca Gezi ve Kobane direnişlerinde kadınların rolüne dair de şu değerlendirmede bulundu:

    “Bu ülkede çok çeşitli nedenlerle toplumsal yarılmalar, kutuplaşmalar, kamplaşmalar yaratıldı. Kadınlar bunu aşmayı başarıyorlar. Ortak kadınlık paydasında buluşabiliyorlar. Çünkü kadınların özgürlüğü aslında toplumdaki bütün sorunların çözümüyle çok bağlantılı ve biz kadınlar bunu biliyoruz. Savaşı da militarizmi de cinsiyetçiliği de demokratik haklara yönelik tüm müdahaleyi de. Kadın haklarıyla ilgili bir sorun olduğunun farkındayız. O nedenle kadınlar, çok farklı kimliklerine rağmen ortak payda da buluşup ortak bir mücadele yürütebiliyorlar. Bu da bize Türkiye’de demokratik muhalefetin ortak payda da buluşması konusunda kadınlara bir öncülük misyonu yüklüyor. Ben eminim ki kadınlar bu misyonu da güçlü bir şekilde yerine getirecekler.”

    TUNCEL: AKP, KOBANE DİRENİŞİNİ KENDİ BAŞARISIZLIĞI, GEZİ DİRENİŞİNİ İSE KENDİNE YÖNELİK BİR KALKIŞMA OLARAK GÖRDÜ

    Gezi direnişi ile Kobane direnişinin bir dönem davası olduğunu dile getiren Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel ise her iki direnişte iktidarın tavrını şu sözlerle değerlendirdi:

    “2013 bir yandan Sayın Abdullah Öcalan ile yapılan diyalogla müzakere süreci var. Bir yandan Türkiye’de demokrasi konusunda güçlü bir şey yaşanıyor ama bir yandan İŞİD’in Kobane’ye saldırısı var. O dönem hatırlarsanız Kobane sınırında Türkiye’deki bütün özgürlük, demokrasi güçleri ve Kürtler Kobane halkıyla dayanışmak için oradaydı. Bu çok önemli ve anlamlı. Kobane’nin özgürleşmesini AKP kendi başarısızlığı olarak gördü. Gezi direnişini de kendine yönelik bir kalkışma olarak gördü. Her ikisini de bu süreç içerisinde cezalandırmak istedi. O açıdan Gezi’den Kobane’ye dönemi doğru değerlendirmek lazım. Gezi’ye ve Kobane’ye, Türkiye’de özgürlük, demokrasi, adalet, barış mücadelesi bağlamında, Kürt halkının eşitlik, özgürlük sorunu bağlamında bakmak anlamlı olacaktır. Gezi ile Kobane’yi birleştirmek ancak mücadeleyi birleştirmekle mümkün olur diye düşünüyorum.”

    “KADINLAR HER YERDE FARK YARATIYOR”

    Tuncel, kadınların sadece bu direnişlerde değil her yerde fark yarattığını ve yaşamı yeniden kurduğunu da kaydetti.

    DEMİR: İKTİDARIN GEZİ’YE VE KOBANE’YE YAKLAŞIMINDA ÇOK FAZLA FARK YOKTU

    İktidarın Gezi’ye ve Kobane’ye yaklaşımında çok fazla fark olmadığını söyleyen Halkların Demokratik Kongresi(HDK) Eş Sözcüsü Esengül Demir ise “Gezi Direnişi, iktidar açısından korkulu bir rüyaydı. Türkiye’de toplumun hemen hemen her kesiminin sokağa çıktığı, iktidara karşı tepkiyi, özgürlük talebini dile getirdiği bir direnişti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde ilk defa örgütlü olmayan kitlelerin sokağa çıkışıydı. Gezi’nin hemen ardından da bir dizi yasaklamalarla toplumun bu taleplerini gerçekleştirmek yerine tam tersine toplumu baskı altına almayı hedeflediler. Kobane Direnişi ise ağırlıklı olarak Kürt özgürlük mücadelesi, Kobane’de direnen Kürt halkının statü mücadelesi ve tabii İŞİD’e karşı verilen bir mücadeleydi. Ve İŞİD dünya için Orta Doğu için son derece tehlikeli, geleceği karartacak bir örgüt olması sebebiyle onun karşısında direnen halklar, direnen savaşçılar vardı. Kobane sürecinde de İŞİD’in bu politikalarına karşı çıkan Kürtlerin yanında, onlarla dayanışma mücadelesi yürütenlerin sergilediği bir direnişti. Buna da tabi iktidar çok ağır tepkiler gösterdi” diye konuştu.

    Demir, “Kobane düşmedi, o direniş kazandı” diyerek şöyle devam etti:

    “Türkiye halkları da Kobane halkıyla hem maddi hem manevi dayanışma gösterdi. 4 yıl geçtikten sonra HDP’nin MYK’sının attığı dayanışma mesajına ilişkin açılan bir dava oldu. Bu davanın tabii ki bu tweetten kaynaklı olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Dava, bir, Kobane halkının bu direnişinin sonuçlarını cezalandırmak, ikincisi Türkiye sosyalistleri, devrimcileriyle Kürtlerin yan yana gelişine tahammülsüzlük ve dolayısıyla Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesini talep eden Türkiye devrimcileriyle Türkiye’de mücadele eden demokratik siyasetteki Kürtlerin cezalandırıldığı, ağır cezaların verildiği bir dava oldu. Burada da Türkiye Cumhuriyeti devleti, hem Gezi’de hem Kobane’de Türkiye’de demokrasi taleplerine yanıt vermedi, bu taleplerin dile getirilmesine olanak tanımadı ve bunun için mücadele edenlerin de ağır cezalarla yargılanacağının mesajını çok net bir şekilde vermiştir.”

    “EN BAŞ MÜCADELE AKTÖRLERİ KADINLARDI”

    Her iki mücadelede kadınların yerinin çok önemli olduğunu da söyleyen Demir, “En baş mücadele aktörleri kadınlardı. Dolayısıyla kadın mücadelesi, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin önünü açan bir mücadeledir. Çünkü kadın sorununda ortak çözüm hattını ören bir bakış açısıyla yaklaştıkları için demokrasi mücadelesine de kadın mücadelesi örnek olmuştur” dedi.

    Devrim FINDIK-Dilan MORSÜMBÜL/İSTANBUL

  • Gezi direnişinin 11. yıl dönümü: Karanlık gider, Gezi kalır!- VİDEO

    Gezi direnişinin 11. yıl dönümü: Karanlık gider, Gezi kalır!- VİDEO

    PİRHA – Gezi direnişinin 11. yılında Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi önünde yapılan açıklamada, “Gezi Direnişi’nin Berkin’in, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in, Ahmet’in, Mehmet’in, Abdo Can’ın, Medeni’nin, Ethem’in katillerinden ve azmettiricilerinden sorulacak bir hesabı var. Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir. Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek” denildi.

    Taksim Dayanışması, Gezi eylemlerinin 11’inci yıldönümü dolayısıyla “Karanlık Gider, Gezi Kalır” şiarıyla Taksim’de açıklama yaptı.

    Gezi direnişinin 11. yılında Taksim Dayanışmasının çağrısıyla çok sayıda yurttaş TMMOB Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi önünde bir araya geldi. “Karanlık Gider Gezi Kalır” pankartının asıldığı şube binasının önünde bir araya gelen kitle “Gezi tutsakları onurumuzdur”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Gezi umuttur yargılanamaz”, “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Her yer Taksim her yer direniş”, “15’inde bir fidan Berkin Elvan”, “Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek”, “Gezi şehitleri ölümsüzdür” sloganları attı.

    Gezi Direnişi’nde tutuklanan Can Atalay, Çiğdem Mater, Osman Kavala, Tayfun Kahraman ve 1 Mayıs’ta Saraçhane’den Taksim’e çıkmak için tutuklanan 1 Mayıs tutuklularına özgürlük istendi.

    Gezi eylemleri sırasında hayatını kaybedenlerin isimleri tek tek okundu, kitle “Burada” diyerek karşılık verdi.

    Açıklamaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi(DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, DEM Parti Milletvekilleri Çiçek Otlu ve Kezban Konukçu, DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, DEM Parti İl Eş Başkanları Gonca Yangöz ve Murat Kalmaz, Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Emekçi Hareket Partisi(EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk’ün yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    Basın metnini Taksim Dayanışması adına Akif Burak Atlar, okudu.

    “ADALET KARŞISINDA SES ÇIKARAN HERKESİN BİRLİĞİNİ SİNDİRMEK İSTİYORLAR”

    11 yıl önce bugün Türkiye tarihinin en demokratik, en katılımcı, en barışçı, en feminist, en adaletli, en ekolojist, en genç, en renkli ve en mücadeleci halk hareketinin, dünyadaki ve Türkiye’deki adaletsizliklere karşı Gezi parkında buluştuğu söylenen açıklamanın tamamında şunlara yer verildi:

    “Buluşmakla kalmadı, ülkemizin siyasal, toplumsal ve kültürel tarihinde silinemeyecek kadar derin ve gökkuşağı gibi renkli bir iz bıraktı. Meydanları dolduran milyonların direnişi tüm renkleriyle dirençliliği, kararlılığı, çok sesli bir ezgiyi, yeryüzü sofrasında sıcak bir paylaşımı, kardeşleşmeyi, umudu simgeledi. Tüm bu gerçekliğin karşısında Gezi direnişini darbeyle, terörle ilişkilendirmek akılla, mantıkla, hukukla ve vicdanla izah edilemez. Bilinmelidir ki “adalet” mekanizmasını iktidarın siyasi emellerinin aracı haline getirmiş olmak ülkemize yapılan en büyük kötülüklerden biridir. Gezi davasında olduğu gibi, Kobane davasında olduğu gibi, Barış Akademisyenleri davalarında olduğu gibi, bu ülkenin meslek insanlarını, sivil toplum emekçilerini, siyasetçilerini, kadınlarını, öğrencilerini, adaletsizlik karşısında ses çıkaran herkesin birliğini yok etmek, sindirmek istiyorlar. Tıpkı Gezi’de rengârenk bir anlayışla ortaya çıkan toplumsal refleksi sindirmek istedikleri gibi…

    “GEZİ ADINA HAPİSTE TUTTUĞUNUZ HERKESİ SERBEST BIRAKIN”

    Arkadaşlarımıza yaşatılan bu uzun tutukluluğun siyasi, hukuki ve insani sorumluluğundan hiç kimse kendini vareste tutamaz. Sadece sizlerin değil, çocuklarınızın da geleceğini bağlayacak bu utanç dolu siyaseti yürütmekten veya buna karşı büründüğünüz sessizlikten vazgeçin! Bu utançtan kurtulmanın yolu topluma yaşatılan hukuksuzluk, haksızlık ve mağduriyetler karşısında ses çıkarmak, itiraz etmek, suskunluğu bozmaktır. Bu durum herkes için geçerlidir. Gezi davasında yaşatılan bu haksızlığın son bulması için ses verin! Sessiz kalmak, görmezden gelmek bu haksızlığa, adaletsizliğe ortak olmaktır! Talebimiz kısa, net ve somuttur:  Gezi adına hapiste tuttuğunuz herkesi derhal serbest bırakın! Serbest bırakmak zorundasınız çünkü bu dava öncesinde verilen beraat kararlarında da açıkça ifade edildiği gibi ortada gerçek anlamda bir “suç” ya da “suçlu” yoktur. Sermayeden ve iktidardan yana olan dünya düzeninde mücadele etmenin haklı ve meşru olduğunu yıllardır söylüyoruz. Büyük şairin tabiriyle ölümün adil olması için hayatın da adil olması gerekir. Adalet duygusunun yok edildiği bir ülkenin geleceği olur mu? Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı, hatta verdiği kararlar iktidarın işine gelmediği için kapatılmasının en yetkili kanallardan dillendirildiği bir ülkede demokrasiden söz edilebilir mi?

    “GEZİ DİRENİŞİ BU ÜLKENİN DÜNÜ DEĞİL GELECEĞİDİR”

    11 yıldır söylediklerimizi bugün de hatırlatıyoruz:  Gezi Direnişi’nin gerçekten görülmesi gereken bir davası, unutturmayacağı değerleri ve kayıpları var. Gezi Direnişi’nin Berkin’in, Hasan Ferit’in, Ali İsmail’in, Ahmet’in, Mehmet’in, Abdo Can’ın, Medeni’nin, Ethem’in katillerinden ve azmettiricilerinden sorulacak bir hesabı var. Gezi Direnişi bu ülkenin dünü değil geleceğidir.

    Eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için sönmeyecek bir umut olmaya devam edecek. Karanlık gider, Gezi kalır!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gezi’de yaşamını yitirenler ve tutuklular Mersin’de anıldı- VİDEO

    Gezi’de yaşamını yitirenler ve tutuklular Mersin’de anıldı- VİDEO

    PİRHA- Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 11’inci yıldönümünde yaşamını yitirenleri ve Gezi tutuklularını andı. Anmada örgütlü mücadele vurgusu öne çıktı.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 11’inci yıldönümünde Özgecan Aslan Meydanı’nda anma etkinliği düzenledi. Etkinliğe platform bileşenleri ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mersin Milletvekili Ali Bozan katıldı.

    Anmada, “Gezi direnişi onurumuzdur”, “Gezi Tutsakları onurumuzdur”, “Karanlık gider Gezi kalır”, “Gezi direnişini selamlıyoruz” pankartları taşındı.

    Açıklamayı platform yürütme kurulu adına Eğitim-Sen Mersin Şube Başkanı Mahmut Sümbül okudu.

    “FAİLLER CEZASIZLIKLA ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Mahmut Sümbül, 11 yıldır siyasi iktidarın tüm nefret dili, hukuk dışı cezalandırma pratiklerine karşı hala Gezi’yi sahiplenmeye devam ettiklerini belirtti. Sümbül, “Berkin Elvan’ın, Ethem Sarısülük’ün, Ali İsmail Korkmaz’ın, Abdullah Cömert’in, Medeni Yıldırım’ın, Hasan Ferit’in, Ahmet Atakan’ın, Mehmet Ayvalıtaş’ın acısı hala dinmemişken, onların aramızdan alınmasında sorumlu olanlaryargının koridorlarında görünmez kılınıp, cezasızlıkla ödüllendirildiler.

    Yetmezmiş gibi Can Atalay, Tayfun Kahraman, Çiğdem Mater, Mine Özerden ve Osman Kavala hukukun en temel ilkeleri yok sayılarak siyasi intikam hesaplarıyla cezaevinde tutuluyorlar.Biliyoruz ki milyonların demokrasi, adalet ve özgürlük talebi ortadayken, farklılıklarımızla birlikte eşitçe ve özgürce yaşama irademizi Gezi Davası’nda verilen cezalarla sindirmek istiyorlar” dedi.

    MÜZİK DİNLETİSİ

    Sümbül, geleceğe sahip çıkıp; demokrasiyi, laikliği, barışı ve adaleti hayata geçireceklerini dile getirdi.

    Açıklamanın ardından konuşan Ali Bozan ise, saray rejiminin halkları birleştiren Gezi ve Kobane gibi direnişlerden rahatsız olduğunu ifade ederek, mücadeleyi sürdüreceklerinin altını çizdi.

    Konuşmaların ardından serbest kürsü ve müzik dinletisi yapıldı.

    PİRHA/ MERSİN

  • ‘Kobane’den Geziye Kadınlar Adalet ve Özgürlük İçin Buluşuyor’

    ‘Kobane’den Geziye Kadınlar Adalet ve Özgürlük İçin Buluşuyor’

    PİRHA- DEM Parti Kadın Meclisi, Kobane Davası’nda verilen hapis cezalarını protesto etmek için “Kobane’den Geziye Kadınlar Adalet ve Özgürlük İçin Buluşuyor” şiarıyla İstanbul’da bir araya gelecek.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, Kobane Davası’nda verilen hapis cezalarını protesto etmek için 4 Haziran’da İstanbul’da buluşma düzenleyecek. Mitinge davada tahliye edilen siyasetçiler Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Ayla Akat‘ın da katılacağı ifade edildi. İstanbul Okmeydanı’nda düzenlenecek buluşma saat 13.00’te başlayacak.

    Kadın Meclisi’nden “Kobane’den Geziye Kadınlar Adalet ve Özgürlük İçin Buluşuyor” başlığıyla yapılan açıklamada “Gezi’nin yıldönümünde, Cumartesi Anneleri’nin 1000’inci buluşmasında ve Kobani Kumpas davası kararlarının sonrasında, 4 Haziran’da İstanbul’da bir araya geliyoruz” denildi.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    “İstanbul’dan Kobane’ye umudu ve mücadeleyi çoğaltıyoruz. Herkes çekildiğinde bile biz alanlardaydık. Yine buradayız. Bir aradayız! Kadınlarız biz. Gezi’den Kobane’ye, bir kırmızı fularız… Saçlarımızı isyan rüzgârı savurur ve eşarplarımızı… Acılarımızı birbirine bağlarız. Ateş gibi yanar bakışlarımız. Direnişin kadın tarihini yazarız. Yastığımıza nakış oldu kuş kaşlı çocuklarımız ve ağzı karanfilli oğullarımız. Köleleştirildi, zincire vuruldu ve katledildi gözü sürmeli kız kardeşlerimiz.”

    “GEZİ’DEN SUR’A, SUR’DAN KOBANE’YE YOLLAR AÇARIZ”

    “Asla vazgeçmeyenleriz. Unutmayanlarız ve affetmeyenleriz. Sokağın hafızasına yazılır mücadelemiz. Kadınlarız biz. Plaza de Mayo’dan Galatasaray Meydanı’na köprüler kurarız. Kayıp evlatlarımız doğurdu bizi, adımızı kulağımıza onlar fısıldadı ‘Benim Annem Cumartesi’ Koynumuzda büyüttük isyanımızı. Gezi’den Sur’a, Sur’dan Kobane’ye yollar açarız. Adalet çığlığıyız, özgürlük arayışıyız. Beyaz tülbentlere oya gibi işlendi barış isteğimiz… 4 Haziran’da Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Ayla Akat ile birlikte İstanbul’dayız. Kadın hareketinin ve mücadelemizin kazanımlarının gasp edilmesine, Kobane Kumpas Davasına, kine ve intikama sessiz kalmayacağız!”

    (HABER MERKEZİ)

  • Gezi’de yaralanan Aydoğan’a ‘Cumhurbaşkanına hakaretten’ 8 yıl 2 ay hapis istemi!

    Gezi’de yaralanan Aydoğan’a ‘Cumhurbaşkanına hakaretten’ 8 yıl 2 ay hapis istemi!

    PİRHA- Gezi Direnişi eylemlerinde polisin attığı gaz fişeğiyle 11 Haziran 2013 tarihinde sol ayağından vurulan ve yüzde 42 engelli kalan Aydın Aydoğan hakkında, ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla yeniden dava açıldı.

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilen Aydoğan hakkında 2022 yılında soruşturma başlatıldı. Soruşturma, Aydoğan’ın ifadesinin ardından 2023 yılında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapatıldı. Soruşturmanın kapatılmasından yaklaşık 4 ay sonra soruşturmanın yeniden başlatılması için Adalet Bakanlığı’na fezleke sunuldu.

    Aydoğan hakkında hazırlanan iddianamede ‘Cumhurbaşkanı’nın şeref, onur ve saygınlığını rencide etmek suretiyle Cumhurbaşkanına hakaret suçunu’ işlediği öne sürüldü.

    Savcılık tarafından hazırlanan iddianamede, Aydoğan’ın sosyal medya üzerinden yapmış olduğu üç ayrı paylaşımın zincirleme suç oluşturduğunu iddia edildi ve Aydoğan hakkında 8 yıl 2 aya kadar hapis talebinde bulunuldu.

    ÇEKİLEN FOTOĞRAFLAR DELİL GÖSTERİLDİ

    Aydoğan hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ iddiasıyla dava açılmasına gerekçe olarak gösterilen paylaşımlar ise dikkat çekici.

    Paylaşımların ikisinde, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 15 Temmuz darbe girişimini eniştesinden öğrenmesi ve Selahattin Demirtaş ile Erdoğan arasında yaşanan “açılış” tartışmasına dair hakaret içermeyen eleştirileri yer aldı.

    Zincirleme suç oluşturduğu iddia edilen son paylaşım ise Aydoğan’ın Gezi Direnişinin 9’uncu yıl dönümünde çekilmiş olan basın açıklaması fotoğrafı ve “Bu sansür hepimize” etiketi oldu.

    MAHKEMEDEN DENETİMLİ SERBESTLİK KARARI

    9 Ocak tarihinde ilk duruşması görülen davanın üçüncü ve son duruşması ise 2 Nisan’da yapıldı. Sağlık nedeniyle önceki iki duruşmaya katılamayan Aydoğan, 2 Nisan tarihinde katıldığı duruşmada savunma yaptı ve üstüne atılı suçları kabul etmedi.

    Mahkeme, Aydoğan hakkında 1 yıl 1 ay 3 gün süreyle denetimli serbestlik kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Yargıtay, Ali İsmail Korkmaz davasında AYM’in ‘eziyet’ kararına uymadı

    Yargıtay, Ali İsmail Korkmaz davasında AYM’in ‘eziyet’ kararına uymadı

    PİRHA- Gezi Direnişi sırasında Ali İsmail Korkmaz’ın öldürülmesine ilişkin görülen davada Yargıtay, AYM’nin ‘eziyet’ suçundan da ceza verilmesi yönündeki kararına rağmen, sanık polise ‘kasten basit yaralama’ suçundan verilen 7 ay 15 gün hapis cezasını onadı.

    Eskişehir’de Gezi Direnişi sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın davasında Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) bozma kararı sonrası yerel mahkemenin polis Hüseyin Engin‘ine verilen 7 ay 15 gün hapis cezasına aile itiraz edip Yargıtay’a taşımıştı.

    AYM’nin “Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan eziyet yasağının ihlal edildiği değerlendirilmiştir” kararına rağmen hem yerel mahkeme hem Yargıtay, ‘eziyet’ suçunun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığını savunarak AYM kararına uymadı.

    Yargıtay, polis Hüseyin Engin’e ‘kasten basit yaralama’ suçundan verilen 7 ay 15 gün hapis cezasını onadı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Anayasa Mahkemesi’nden Can Atalay kararı!

    Anayasa Mahkemesi’nden Can Atalay kararı!

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay hakkında ihlal kararı verdi. Avukatların, AYM’nin kararının yerine getirilmesi için hüküm veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunacağı öğrenildi. 

    Anayasa Mahkemesi (AYM), Türkiye İşçi Partisi (TİP) tutuklu Hatay Milletvekili Can Atalay’ın bireysel başvurusuna dair kararını açıkladı. AYM, Can Atalay’ın seçilme hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönlerinden hak ihlali olduğuna karar verdi. AYM, aynı zamanda yeniden yargılamaya da hükmetti.

    Karar, 9’a karşı 5 oy çokluğuyla alındı. Avukatların, AYM’nin kararının yerine getirilmesi için hüküm veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunacağı öğrenildi.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş da Hatay’dan başlattığı “Özgürlük yürüyüşü” 25’inci gününde Ankara sınırları içinde devam ediyor. AYM’nin vereceği kararın yürüyüşü nasıl etkileceği önümüzdeki saatlerde belli olacak.

    NE OLMUŞTU? 

    Gezi Davası’nda 18 yıl hapse mahkûm edilerek tutuklanan Can Atalay, milletvekili seçilmesine rağmen tahliye edilmedi.

    Gezi Davası’nın gönderildiği Yargıtay Başsavcılığı, Gezi Parkı Davası’nda temyiz talepleriyle ilgili görüşünü 7 Temmuz’da açıklamış, görüşte mimar Mücella Yapıcı dışındaki beş kişinin mahkumiyet kararının onanması talep edilmişti. Yargıtay 3. Ceza Dairesi, TİP’ten milletvekili seçilen Can Atalay’ın tahliye talebini reddetmiş, bu karara karşı yapılan itiraz da 4. Ceza Dairesi tarafından reddedilmişti.

    Can Atalay’ın avukatları, Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş, başvuruda, Atalay’ın milletvekili seçilmiş olmasına karşın tahliye edilmemesinin anayasal hak ihlali olduğu belirtilmişti. Atalay’ın ‘adil yargılanma hakkının’, ‘seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının’ ve ‘kişi hürriyeti ve ‘güvenliği hakkının’ ihlal edildiği aktarıldı.

    Atalay’ın başvurusunu 5 Ekim’de görüşen AYM 1. Bölümü, başvuruyu Genel Kurul’a sevk etmiş, 12 Ekim’de yapılan ilk değerlendirmenin ardından karar bugüne bırakılmıştı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Erkan Baş’ın ‘Özgürlük Yürüyüşü’ başladı-VİDEO

    Erkan Baş’ın ‘Özgürlük Yürüyüşü’ başladı-VİDEO

    PİRHA- TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Gezi tutuklukları içi başlattığı ‘Özgürlük Yürüyüşü’ için Hatay’dan Ankara’ya doğru yola çıktı.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, başta tutuklu TİP Hatay Milletvekili Can Atalay olmak üzere Gezi tutukluları için Hatay’dan Ankara’ya yürüyüş başlattı. ‘Özgürlük Yürüyüşü’ne başlayan Baş, öncesinde bir basın açıklaması yaptı.

    Erkan Baş, yürüyüş öncesi yaptığı açıklamada “Bugün 1 Ekim tarihi bir özgürlük yürüyüşünün ilk adımını atmak için Hatay’dayız. Yürüyüşümüzü Hatay’dan başlatıyoruz çünkü on binlerce yurttaşımızın iradesinin gasp edildiği kentteyiz. Yürüyüşümüzü Hatay’dan başlatıyoruz çünkü depremde yitirdiğimiz on binlerce yurttaşımızın kentindeyiz. Yürüyüşümüzü Hatay’dan başlatıyoruz çünkü Gezi bir dava konusu olacaksa önce Ali İsmail’in, Abdo Can’ın, Ahmet Atakan’ın hesabının sorulması gerektiğine inanıyoruz” dedi.

    “DİRENİŞİ SUÇ İLAN ETMEYE KALKMAK MİLYONLARCA YURTTAŞIMIZA HAKARET ETMEKTİR”

    Baş, konuşmasının devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Geçtiğimiz günlerde Gezi Davası sözde Yargıtay tarafından onaylandı. AKP iktidarının yargıyı bir sopaya çevirdiği ve bu sopayla toplumu hizaya getirmeye çalıştığının yeni bir örneğiyle daha karşı karşıyayız. İlk örneği değil ama itiraf etmek gerekir ki en cüretkar, en halk düşmanı olanlardan bir tanesiyle karşı karşıyayız. Bu yürüyüşe başlarken bir kez daha ifade etmek istiyoruz Gezi Direnişi dünyanın en barışçıl, en insanı ve en haklı itirazlarından bir tanesiydi. Bu ülkede milyonlarda insanın parçası olmaktan gurur duyduğu bir isyanı, bir direnişi suç ilan etmeye kalkmak milyonlarca yurttaşımıza hakaret etmektir. Can Atalay’ı, Osman Kavala’yı , Çiğdem Mater’i, Tayfun Kahraman’ı, Mine Özerden’i suçlu ilan etmeye kalkanlar ülke tarihine kara leke olarak geçecekler.”

    PİRHA/HATAY

  • Ali İsmail Korkmaz mezarı başında anıldı-VİDEO

    Ali İsmail Korkmaz mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Gezi şehidi Ali İsmail Korkmaz, ölümünün 10. yılında Antakya’daki mezarı başında anıldı. Anmada konuşan Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Hatimoğulları, “Gezi bu ülkenin yüz akıdır. Ali İsmail Korkmaz’ı ve Gezi Direnişi’ni unutmadık unutturmayacağız” dedi.

    10 yıl önce Eskişehir’deki Gezi Direnişi sırasında dövülerek öldürülen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Antakya’daki mezarı başında anıldı. Korkmaz ailesinin çağrısıyla yapılan anmaya, Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, Ali İsmail Korkmaz Vakfı (ALİKEV), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) ve Öğrenci İnisiyatifi üyeleri yanı sıra kentten birçok sivil toplum örgütü ve siyasi parti temsilci de katıldı.

    ALİ İSMAİL’İ UNUTTURMAYACAĞIZ

    Anmada ilk sözü, Ali İsmail Korkmaz’ın abisi Gürkan Korkmaz aldı. Abi Korkmaz, Ali İsmail Korkmaz’ın darp edilerek öldürülme sürecini anlattı. Bütün haksızlıklara rağmen mücadele etmeye devam ettiklerini ve kardeşini öldürenlerden mutlaka hesap soracaklarını belirten Korkmaz, “Şuan burada birlikte duruyor olmamız ve Ali İsmail’i anmamız çok önemli. Ali İsmail Korkmaz’ı, unutmadık. Unutturmayacağız” dedi.

    Kurdukları ALİKEV bünyesinde binlerce öğrenciye burs verdiklerini ve binlerce kişinin yeni doğan çocuklarına Ali İsmail adını verdiğini söyleyen abi Korkmaz, “Ölüme inat tohum ekmeye devam ediyoruz. Ali İsmail belki aramızda değil ama ruhuyla, düşüncesiyle yaşıyor. Yanımızda” ifadelerini kullandı.

    OĞLUMUN KATİLİ İKTİDAR

    Gürkan Korkmaz’dan sonra sözü Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap Korkmaz aldı. Baba Korkmaz, oğlu İsmail’in katilinin iktidar olduğunu belirtti.

    Gerçek katilin iktidar olduğunu söyleyen baba Korkmaz, “İktidar katili destekliyor. Kadın katillerini destekliyor. Ülkede adaletin olmama nedeni bu iktidar. Gerçek suçlular cezaevine atılsa bu halde olmazdık. Bugün alıyorlar, yarın arka kapıdan salıyorlar suçluları. Maalesef bu ülkede adalet yok” dedi.

    ALİ İSMAİL KORKMAZ İLE AYNI İSMİ TAŞIYAN KUZENİ DEPREMDE HAYATINI KAYBETTİ

    Şahap Korkmaz’dan sonra söz alan anne Emel Korkmaz sözlerine, Antakya’da büyük bir yıkım yaratan ve binlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan depremlere değinerek başladı. Depremlerin yüreklerinde büyük bir yara bıraktığını söyleyen Anne Korkmaz, “Kimimiz ailesini, kimimiz akrabalarını, kimimiz de komşularını yitirdi. Biz de Ali İsmailimizle aynı ismi taşıyan, kuzeni Ali İsmail Korkmaz’ı ve hamile eşi Şaziye Korkmaz’ı kaybettik” dedi.

    Acılarının hiç dinmediğini ve yaralarının sürekli kanamaya devam ettiğini belirten Anne Korkmaz, “Ali İsmail aramızda yok ama binlerce, 100 binlerce evladımız var. Bu bize güç veriyor. Bu güç sayesinde ayakta kalıyoruz. Yoksa ayakta kalmak mümkün değil. Ayağınıza ve yüreğinize sağlık hepinizin” diyerek anmaya katılanlara teşekkür etti.

    DEMOKRATİK BİR TÜRKİYE UMUTLARI VARDI

    Anmada son sözü Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları aldı. Sözlerine gezi şehitlerini anarak başlayan Hatimoğulları, Gezi şehitlerinin umutlarının ve ruhlarının hala aralarında olduğunu söyledi.

    Gezi Direnişi’nin, Türkiye’nin vicdanı olduğuna vurgu yapan Hatimoğulları, “Gezi şehitlerinin demokratik bir Türkiye umudu vardı. Eşit yaşamın ve gençlerin umudunun olduğu bir Türkiye için mücadele ettiler. Gezi bu ülkenin adaletiydi. Gezi bu ülkenin eşitlik talebiydi. Gezi bu ülkede yaşan halkların özgürlük ve eşit yaşam talebiydi. Gezi bizdik, Gezi hepimizdik. Gezi Direnişi’nin en ağır bedelini ödeyen şehirlerden biri ne yazık ki Antakya oldu. Antakya üç şehit verdi Gezi’de. Ali İsmail Korkmaz’ın mezarı başında, Gezi’de şehit düşen herkesi saygıyla anıyorum. Onları unutmak ve unutturmak mümkün değil” diye belirtti.

    GEZİNİN RUHU HİÇ DİNMEYECEK

    6 ve 20 Şubat depremlerine değinen Hatimoğulları, “Biz Antakya’da o acıyı bu depremlerle tekrardan yaşadık. Yüreğimiz acıyla dolu. Bunu anlatmaya kelimeler yetmez. Gezi Direnişi’nde gencecik fidanların ektiği umut; Yeniden Armutlu’da, Yeniden Taksim’de yeşerecek ve bizler kendimizi de kentimizi de, adil bir ülkeyi de yeninde kuracağız. Mücadeleye devam edeceğiz, Gezi Direnişi ruhu hiç bitmeyecek ve bizler aynı ruhla kentimizi yeniden inşa edeceğiz. Bu da bütün yoldaşlarımızla sözümüz olsun. Bütün halkımızın başını sağ olsun. Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine ve diğer bütün gezi şehitlerinin ailelerine verdikleri mücadeleden ötürü sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum” diyerek sözlerini bitirdi.

    Anma şiirlerin söylemesinin ardından sona erdi.

    ALİ İSMAİL KORKMAZ ADINA KONSER

    23’üncü Evvel Temmuz Kültür Sanat Festivali’i kapsamında Samandağ Kalkındırma Derneği, ALİKEV ile birlikte, Ali İsmail Korkmaz’ın, Antakya ilçesine bağlı Ekinci Köyü’ndeki evinin önünde konser düzenlenecek. Saat 20:30’da başlayacak olan konsere Lal Gazel ve Hüsnü Arkan katılacak. Anmaya katılanlar, anmanın ardından konserin yapılacağı yere geçti.

    PİRHA/ANTAKYA

  • Gezi’nin 10. yılında Galata Köprüsü’ne pankart asıldı-VİDEO

    Gezi’nin 10. yılında Galata Köprüsü’ne pankart asıldı-VİDEO

    PİRHA- SOL Parti, Gezi Parkı direnişinin 10’uncu yılı nedeniyle Galata Köprüsü’ne pankart astı. “Gezi umuttur, halk düşmanlarını yeneceğiz” yazılı pankartta, Gezi direnişleri sırasında yaşamını yitirenlerin resimleri yer aldı.

    SOL Parti, Gezi Parkı direnişinde yaşamını yitirenleri anmak için bugün Galata Köprüsü’ne pankart astı.

    “Gezi umuttur, halk düşmanlarını yeneceğiz” yazılı pankartta, Gezi eylemleri sırasında yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Medeni Yıldırım, Abdullah Can Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan ve Hasan Ferit Gedik’in resimleri yer aldı.

    Görüntüler, SOL Parti İstanbul’un sosyal medya hesabında “Gezi 10 yaşında. Dünyanın çivisine, bugünün gerisine sahip çıkan birileri var! Arkadaşlarımıza sözümüz; Halk düşmanlarını mutlaka yeneceğiz! Asla vazgeçme” notuyla paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Berkin Elvan, katledilişinin 9. yılında anıldı-VİDEO

    Berkin Elvan, katledilişinin 9. yılında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Berkin Elvan katledilişinin dokuzuncu yılında Feriköy’deki mezarı başında anıldı. Aile adına yapılan açıklamada “Devlet eliyle öldürülen tüm çocuklar için adalet arıyoruz. Oğlumuz, canımız, yavrumuz, Berkinimiz, kaç yıl geçerse geçsin; sana yaşatılan zulmü unutmayacağız, seni bizden koparanları asla affetmeyeceğiz” denildi.

    Gezi Parkı eylemleri sırasında polislerin attığı gaz fişeğiyle başından vurulup 269 gün sonra henüz 15 yaşındayken hayatını kaybeden Berkin Elvan, ölümünün dokuzuncu yılında anıldı. Şişli Feriköy Mezarlığı’ndaki anmaya Elvan Ailesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Oya Ersoy, Musa Piroğlu ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı.

    “ADALET MÜCADELEMİZ ADLİYENİN TOZLU RAFLARINDA KALDI”

    Elvan Ailesi adına açıklamayı Özge Elvan okurken, şunları söyledi:

    “Bugün burada, Berkinimizin yanı başında adalet talebiyle bir aradayız. Oğlumuz, 16 Haziran 2013’te, Gezi Parkı eylemleri sırasında evimizin üst sokağında katil Fatih Dalgalı’nın attığı gaz fişeğiyle yaralandı. 269 gün komada yaşam mücadelesi veren Berkinimizin bedeni 16 kiloya düştü. Dokuz ay boyunca yaşam mücadelesi veren oğlumuz, daha fazla dayanamadı ve onu 11 Mart 2014’te kaybettik.

    2013’ten beri yürüttüğümüz adalet mücadelemiz, adliyenin tozlu raflarında kaldı. “Emri ben verdim” diyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargı karşısına çıkmadı. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu yargılanmadı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 7 Şubat’ta Çapkın ve Mutlu’nun sorumluluklarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürütülmediği görüşüne vardı ve Türkiye’yi mahkûm etti. Fakat Türkiye’deki adlî makamlar, bu karara rağmen harekete geçmedi.

    Berkinimizin katili Fatih Dalgalı ise sadece ama sadece 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme heyeti Dalgalı’nın “kasten öldürme suçunu işlediğinin sabit olduğuna” hükmetti. Dalgalı, bir gün bile hapse girmedi. Berkinimizin katillerine hak ettikleri cezayı vermeyenler, avukatımız Can Atalay’ı, mücadele arkadaşımız Mücellâ Yapıcı’yı, her zaman yanımızda olan Tayfun Kahraman’ı, Çiğdem Mater’i, arkadaşlarımız Ali Hakan Altınay ve Mine Özerden’i hapse tıkadı.

    “YAŞATILAN ZULMÜ UNUTMAYACAĞIZ”

    Sadece Berkin için değil, bütün çocuklar için adalet isterken, bu sistem on binlerce çocuğu ailesinden koparmaya devam etti. Biz adalete açız! Bir çocuğun 6 yaşında evlendirilmesine göz yumanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı tarikatların, çocuk istismarcılarının eline bırakanlara karşı adalet arıyoruz. Çocuklarımızı enkazda “aramayan” bu iktidara karşı adalet arıyoruz. Devlet eliyle öldürülen tüm çocuklar için adalet arıyoruz. İşte biz bu yüzden iktidara ve adaleti bir türlü sağlamayan yargı makamlarına sesleniyoruz:

    Siz katilleri korumaya çalışsanız da biz; Berkin için, katledilen bütün çocuklar için, deprem bölgesinde yaşamını yitiren ve hâlâ korunamayan çocuklar için, tarikatların ellerine bırakılan çocuklar için adalet istemekten asla vazgeçmeyeceğiz. Önümüzdeki yıl 10. kez bu mezarın başında adaleti bulmuş olmayı diliyoruz. Çünkü, bir çocuğun katilinin hesap vermesi, geride kalan tüm çocuklarımızın geleceğinin teminatı olacak. Oğlumuz, canımız, yavrumuz, Berkinimiz, kaç yıl geçerse geçsin; sana yaşatılan zulmü unutmayacağız, seni bizden koparanları asla affetmeyeceğiz. Elbet bir gün yattığın yerde rahat uyuyabilmeni sağlayacağız.”

    PİRHA / İSTANBUL