Etiket: gezi

  • Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    Ankara’da Ethem Sarısülük anmasına polis müdahale etti

    PİRHA-Gezi Direnişi sırasında katledilen Ethem Sarısülük’ü anmak için bir araya gelen demokratik kitle örgütlerine müdahale eden polis, eylemi takip eden Gazeteci Sema Bingöl’ü de gözaltına aldı.

    Gezi Direnişi sırasında polis kurşunuyla yaşamını yitiren Ethem Sarısülük, vurulduğu yer ve saatte ailesi tarafından Ankara Kızılay’daki Güvenpark’ta anıldı.

    “Vurulduğu saatte, vurulduğu yerdeyiz” çağrısıyla Güvenpark’ta toplanmak isteyen yurttaşlar, polis engeliyle karşılaştı. Güvenpark çevresini barikatlarla kapatan polis ekipleri, cadde ve sokaklardan parka yürümek isteyenlerin geçişine izin vermedi.

    Parka yaklaşmak isteyen kalabalığa biber gazıyla müdahale edilirken, barikatların içerisine yalnızca Sarısülük ailesinin de aralarında bulunduğu sınırlı sayıda kişinin geçişine izin verildi.

    ÇOK SAYIDA GÖZALTI

    Yüksel Caddesi’nde Sarısülük ailesine destek vermek isteyen gruba da polis müdahale etti. KESK yöneticileri, Tüm Bel-Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Bülent Türkmen’in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

    Polis müdahalesi sırasında gazeteci Sema Bingöl’ün de gözaltına alındığı öğrenildi.

    EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ’NDEN TEPKİ

    Polis müdahalesinin ardından Emek ve Demokrasi Güçleri açıklama yaptı.

    Açıklamada, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının hukuka aykırı biçimde engellendiği belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Anayasal hakkımızı kullanmak isterken birçok arkadaşımız darbedilerek gözaltına alındı. Biz bunları kabul etmiyoruz. Mücadelemiz sonuna kadar sürecek.”

    Ethem Sarısülük için düzenlenen anmaya katılan Sarısülük ailesi, Ethem Sarısülük’ün vurulduğu noktaya çiçek bıraktı ve bir dakikalık saygı duruşunda bulundu.

    Anmada konuşan Sarısülük ailesinin avukatı Murat Yılmaz, Gezi Direnişi’nin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen iktidarın Gezi’ye yönelik tutumunun değişmediğini söyledi.

    HABER MERKEZİ

  • Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Gezi’nin dayanışma ruhu yaşıyor -VİDEO

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu: Gezi’nin dayanışma ruhu yaşıyor -VİDEO

    PİRHA- Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 13. yılında yaptığı açıklamada Gezi’nin demokrasi, özgürlük ve dayanışma mirasının sürdüğünü vurguladı. 

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Gezi Direnişi’nin 13. yılı dolayısıyla düzenlediği basın açıklamasında demokrasi, adalet ve halk iradesi vurgusu yaptı. Platform adına açıklamayı İsmail Oğuz okudu.

    Açıklamada, Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren yurttaşlar anılırken, Gezi’nin yalnızca bir parkı savunma mücadelesi olmadığı belirtilerek, halkın özgürlük, demokrasi ve adalet taleplerinin güçlü bir ifadesi olduğu vurgulandı.

    “GEZİ DİRENİŞİ YALNIZCA BİR PARKI SAVUNMAK DEĞİL”

    Açıklamada, “Gezi, gençlerin umutla kurduğu gelecekti, kadınların yaşam mücadelesiydi, emekçilerin adalet arayışıydı, bilimden, laiklikten ve demokrasiden yana olan milyonların ortak itirazıydı” denilerek, direnişin farklı toplumsal kesimleri ortak demokratik talepler etrafında buluşturduğu belirtildi.

    Platform açıklamasında, ülkede hukuk devleti ilkelerinin zayıflatıldığı savunularak, ifade özgürlüğünün baskı altına alındığı, seçilmişlerin görevden uzaklaştırıldığı ve gençler, gazeteciler ile hak arayan yurttaşların susturulmak istendiği ifade edildi.

    Gezi Davası’na da değinilen açıklamada, “Aradan geçen 13 yılda siyasi iktidar, Gezi’nin meşru ve demokratik taleplerini bastırmak amacıyla baskı ve sindirme politikalarını derinleştirmiş; Gezi Davası ise hukukun değil siyasal hesaplaşmanın aracı haline getirilmiştir” denildi.

    Açıklamada, Gezi’nin ortaya çıkardığı dayanışma ruhunun demokrasi mücadelesi içinde yaşamaya devam ettiği belirtilerek, gençlerin, işçilerin, kadınların ve yaşam alanlarını savunan yurttaşların mücadelesinde Gezi’nin izlerinin sürdüğü ifade edildi.

    Platform, Gezi’nin eşitlik, özgürlük ve dayanışma taleplerinin toplumsal mücadelelerde yaşamaya devam ettiğini vurguladı.

    “YAŞANANLAR HERHANGİ BİR PARTİ İÇİ MESELE DEĞİL”

    Açıklamada, son dönemde CHP’ye yönelik yargı süreçleri ve müdahalelere dikkat çekildi. Halkın seçme ve seçilme hakkına yönelik saldırılar yaşandığı belirtilerek, bunun herhangi bir parti içi mesele olarak değerlendirilemeyeceği ifade edildi.

    Açıklamada, yerel seçimlerde ortaya çıkan halk iradesini kabul etmeyen anlayışın önce seçilmiş belediye başkanlarını, siyasetçileri ve muhalif toplumsal kesimleri hedef aldığı kaydedilerek,  “Cumhuriyet Halk Partisi’ne dönük mutlak butlan davası ve bugün parti binasına emniyet güçleri eliyle zorla girilmesi, Türkiye’de demokratik siyaset alanını bütünüyle tasfiye etmeye dönük daha büyük bir kuşatmanın parçasıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/MERSİN

  • Gezi’nin 13. yılında Mis Sokak’ta buluştular: Gezi hala yolumuzu aydınlatıyor-VİDEO

    Gezi’nin 13. yılında Mis Sokak’ta buluştular: Gezi hala yolumuzu aydınlatıyor-VİDEO

    PİRHA- Gezi Direnişi’nin 13. yıl dönümünde Taksim’e yönelik yoğun polis ablukası ve ulaşım engellerine rağmen yüzlerce kişi Beyoğlu’ndaki Mis Sokak’ta bir araya geldi. Taksim Dayanışması’nın yaptığı açıklamada Gezi’nin eşitlik, özgürlük ve adalet mücadelesinin simgesi olmaya devam ettiği vurgulanırken, alanda sık sık “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam” sloganı yükseldi.

    Gezi Direnişi’nin yıldönümü nedeniyle gün boyunca Taksim ve çevresinde olağanüstü güvenlik önlemleri alındı. İstanbul Valiliği’nin kararıyla bazı metro istasyonları kapatılırken, Beyoğlu Kaymakamlığı ilçe genelinde eylem ve etkinlik yasağı ilan etti. Taksim Meydanı, İstiklal Caddesi ve çevresi polis bariyerleriyle çevrilirken çok sayıda yurttaşın meydana ulaşması engellendi.

    Tüm kısıtlamalara rağmen akşam saatlerinde Mis Sokak’ta bir araya gelen yurttaşlar Gezi’de yaşamını yitirenleri andı. Açıklama öncesi ve sonrasında sık sık “Her yer Taksim, her yer direniş”, “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Gezi’de düşene, dövüşene bin selam” sloganları atıldı.

    GEZİ KARANLIĞA KARŞI KUTUP YILDIZIDIR”

    Taksim Dayanışması’nın çağrısında, Gezi’nin yalnızca bir parkı savunma mücadelesi olmadığı vurgulanarak, yıllar geçmesine rağmen direnişin yarattığı ortak mücadele kültürünün ve dayanışma ruhunun yaşamaya devam ettiği belirtildi.

    Açıklamada, “Ülkemizin sürüklenmek istendiği karanlığa karşı Gezi hala kutup yıldızımız olarak durmaktadır” denildi. Ayrıca, “Gezi; taşı, toprağı, deresi, denizi, kamu arazisiyle yeraltı ve yer üstü bütün kaynaklarının yağmalanmasına karşı erkenden kurulmuş bir barikattır. Gezi; seçimlere, seçilmişlere, oy hakkına, demokrasiye ve laikliğe halkın sahip çıkmasının diğer adıdır” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamada Gezi’nin eşit, özgür, demokratik ve laik bir ülke talebinin sembolü olduğu vurgulanırken, Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Ahmet Atakan, Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük, Hasan Ferit Gedik ve Medeni Yıldırım da anıldı. Ayrıca cezaevinde bulunan Gezi tutukluları da selamlandı.

    ABLUKAYA RAĞMEN BULUŞTULAR

    Gezi’nin 13. yılında Taksim’e çıkan yolların büyük bölümü polis bariyerleriyle kapatıldı. Metro ve füniküler seferlerinde kısıtlamalara gidilirken, Taksim Meydanı gün boyunca yoğun polis kontrolü altında tutuldu.

    Buna rağmen Mis Sokak’ta gerçekleştirilen açıklamada, Gezi’nin bıraktığı dayanışma hafızasının ve demokrasi talebinin sürdüğü vurgulandı. Katılımcılar, Gezi’nin yalnızca geçmişte kalmış bir toplumsal hareket değil, bugün de farklı mücadelelerde yaşamaya devam eden bir deneyim olduğunu ifade etti.

    Mis Sokak’taki buluşma, Gezi Direnişi’nin üzerinden 13 yıl geçmesine rağmen hafızasının, taleplerinin ve dayanışma ruhunun yaşamaya devam ettiğini bir kez daha gösterdi.

    HABER MERKEZİ

  • Gezi’nin 13. yılında Taksim’e erişim kısıtlandı!

    Gezi’nin 13. yılında Taksim’e erişim kısıtlandı!

    PİRHA- Gezi Parkı direnişinin 13’üncü yılı dolayısıyla Taksim’de yapılacak anma ve basın açıklamaları öncesinde İstanbul’da bazı ulaşım noktaları kapatıldı. Valilik kararıyla metro, füniküler ve teleferik hatlarında geçici düzenlemeler uygulamaya konuldu.

    Gezi Parkı eylemlerinin başladığı 31 Mayıs’ın yıldönümünde Taksim Meydanı çevresinde güvenlik önlemleri artırıldı. Taksim Dayanışması’nın yanı sıra çeşitli siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin gün içinde gerçekleştirmeyi planladığı etkinlikler öncesinde İstanbul Valiliği ulaşım ağında bazı kısıtlamalar getirdi.

    Metro İstanbul tarafından yapılan duyuruda, valilik kararı doğrultusunda saat 13.00’ten itibaren Taksim’e ulaşımı sağlayan bazı hatların ikinci bir açıklamaya kadar hizmet dışı bırakıldığı bildirildi.

    Karar kapsamında M2 Yenikapı–Hacıosman Metro Hattı’ndaki Taksim durağı yolcu giriş ve çıkışlarına kapatılırken, F1 Taksim–Kabataş Füniküler Hattı ile TF1 Maçka–Taşkışla Teleferik Hattı da işletmeye ara verdi. M2 hattında seferlerin devam edeceği ancak trenlerin Taksim İstasyonu’nda durmadan geçeceği belirtildi.

    Öte yandan Şişhane İstasyonu’nun İstiklal Caddesi yönündeki çıkışı da kullanıma kapatıldı. İstasyondaki diğer giriş ve çıkışların ise açık tutulacağı ifade edildi.

    Gezi Parkı direnişinin 13’üncü yılında yapılacak açıklama ve anmalara ilişkin hazırlıklar sürerken, kent merkezindeki ulaşım düzenlemelerinin gün boyunca devam etmesi bekleniyor. Taksim Dayanışması ve çeşitli sivil toplum kuruluşları akşam saatlerinde meydan çevresinde bir araya gelerek Gezi’de yaşamını yitirenleri anacak ve ortak açıklama yapacak.

    HABER MERKEZİ

  • Emsal Atakan: Ahmet yaşasaydı yine faşizme karşı en ön safta olurdu – VİDEO

    Emsal Atakan: Ahmet yaşasaydı yine faşizme karşı en ön safta olurdu – VİDEO

    PİRHA – Taksim Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesiyle başlayan ve kısa sürede tüm Türkiye’ye yayılan Gezi Direnişi, 13. yılını geride bıraktı. “Gezi sürecinin üstünden tam 13 yıl geçti ve ben bu 13 yılı büyük bir üzüntü, öfke ve acıyla geçirdim” diyen Emsal Atakan, oğlu Ahmet Atakan için adalet arayışını sürdürüyor. Anne Atakan, “Adliyede sadece saray var, adalet yok” sözleriyle sürece ilişkin tepkisini dile getirdi.

     

    Gezi eylemleri sırasında 10 Eylül 2013’te Hatay’ın Armutlu Mahallesi’nde polisin attığı gaz kapsülünün başına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Ahmet Atakan‘ın dosyasında adalet arayışı sürüyor. Yürütülen soruşturmada polisler hakkında soruşturma izni verilmezken, ailenin yaptığı itirazlar da reddedildi. 2021 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşınan dosyada yüksek mahkeme, yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine hükmederek dosyanın yeniden değerlendirilmesine ve Atakan ailesine 225 bin lira manevi tazminat ödenmesine karar verdi. Ancak bu kararın ardından savcılığın kolluk kuvvetleri hakkında verdiği “işlemden kaldırma” kararına yapılan itiraz süreci sürerken, dosya zaman aşımı bürosuna devredildi.

    Ahmet Atakan’ın annesi Emsal Atakan, Gezi’nin 13. yıl dönümünde PİRHA’ya konuştu. Antakya’da bir araya geldiğimiz anne Atakan, aradan geçen yıllara, depremin yarattığı büyük yıkıma ve adalet mücadelesine dair açıklamalarda bulundu.

    “13 YIL BÜYÜK BİR ÖFKE VE ACIYLA GEÇTİ”

    Oğlunun kaybından bu yana geçen 13 yılı adalet arayışıyla geçirdiğini belirten Emsal Atakan, bu süreçte hiçbir şekilde hukukun işletilmediğini vurguladı. Hatay’ın hem siyasi baskılarla hem de deprem felaketiyle büyük acılar yaşadığını söyleyen Atakan, kentteki genel durumu şu sözlerle özetledi:

    “Gezi sürecinin üstünden tam 13 yıl geçti ve ben bu 13 yılı hep büyük bir üzüntü, büyük bir öfke ve acı çekerek geçirdim. Çünkü bugüne kadar hiçbir şekilde adalet sağlanmadı. Adaleti görmedik.”

    Hatay halkının yaşadığı deprem felaketinin ardından büyük bir yaşam savaşı verdiğini ifade eden Atakan, hükümetin halkı yalnız bıraktığını ancak yaşananların unutulmadığını belirterek, “Hükümet yanımızda hiçbir şekilde olmadığından, insanlar yaşam savaşıyla mücadele ettikleri için ortalık durulmuş durumda. Ama Hatay halkının hiçbir zaman öfkeleri dinmeyecek ” dedi.

    “BİZLERİ ÇOCUKLARIMIZIN ONURLU MÜCADELESİ TANIŞTIRDI”

    Gezi Direnişi’nde yaşamını yitiren gençlerin aileleriyle daha önce tanışmadıklarını, onları bir araya getiren şeyin ortak acı ve çocuklarının mücadelesi olduğunu söyleyen Emsal Atakan, o dönemki iktidarın ve polisin sorumluluğuna dikkat çekti. Çocuklarının barış ve demokrasi için sokağa çıktığını dile getiren Atakan, yaşadıklarını şöyle aktardı:

    “Ahmet, Berkin, Ali İsmail, Abdullah, Ethem, Medeni, Mehmet bizleri tanıştırdı. Maalesef biz Gezi aileleri olarak acılarımız hep aynı olduğu için çocuklarımız bizi tanıştırdı. Çocuklarımız onurlu bir mücadele verdi.”

    Katillerin cezalandırılmadığını ve serbestçe dolaşmaya devam ettiğini belirten anne Atakan, “Benim oğlum Ahmet’in de katilleri polisler, Abdullah Cömert’in, Ali İsmail’in, Berkin’in, Ethem’in, Mehmet Ayvalıtaş’ın da… direnişçilerin arasına araba dalıyor, eziyor, onu öldürüyor… Katillerin hepsi dışarıda gezdi ve halen geziyor” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

    “AHMET HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYEN BİR GENÇTİ”

    Oğlu Ahmet Atakan’ın karakterini, toplumsal olaylara karşı duyarlılığını ve çevresiyle olan ilişkilerini anlatan anne Atakan, Ahmet’in çocukluğundan beri nerede bir haksızlık görse karşısında durduğunu söyledi. Van ve Erzincan depremlerinde Ahmet’in yardım toplamak için ev ev gezdiğini, Suriye’deki savaşa karşı çıktığını hatırlatan Emsal Atakan, oğlunun direnişteki kararlılığını şu sözlerle paylaştı:

    “Ahmet çok duyarlı bir gençti. Ahmet burada bizim mahallede kimin sorunu varsa, kimin yardıma ihtiyacı varsa hep onların yanına koşan bir gençti.”

    Sokakta yaşanan şiddete ve ölümlere karşı oğlunu korumak istediğini, ancak Ahmet’in geri adım atmayı reddettiğini belirten Atakan, aralarında geçen bir diyaloğu şöyle aktardı:

    “Ben bazen kızıyordum kendisine. Ya oğlum diyordum artık bir dur. Bak herkesin yardımına koşuyorsun, yoruluyorsun, mahvoldun. Bak ellerin, ayakların parçalanmış, yok anne diyordu, benim yüreğim kaldırmıyor. Ben haksızlığa gelemiyorum. Benim uykularım kaçıyor.”

    DOSYA ZAMAN AŞIMINA GÖNDERİLDİ: SADECE SARAY VAR, ADALET YOK!

    Ahmet Atakan’ın ölümüne ilişkin hukuki sürecin kasıtlı olarak tıkanmak istendiğini, dosyaya bakmak isteyen savcıların sürgün edildiğini ve davanın 12. yılında zaman aşımına gönderilmeye çalışıldığını belirten Emsal Atakan, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) yaklaşımına da tepki gösterdi. Adalet arayışı uğruna evlerini, parsellerini sattıklarını ve yıllarca adliye kapılarında beklediklerini söyleyen Atakan, şunları dile getirdi:

    “Oğlum Ahmet’in nasıl katledildiğine dair görüntüler ortada olmasına rağmen oğlumun dosyasını zaman aşımına gönderdiler. Anayasa Mahkemesi Ahmet Atakan’ın ailesine yok işte 225 bin lira yıpranma bilmem neyi gönderecekmiş. Biz çok yıprandık!”

    Depremde hayatını kaybeden davanın avukatlarından Hatice Can’ı, tutuklu bulunan Hatay Vekili Can Atalay’ı ve avukat Ali Habib’i de anan Atakan, mevcut yargı sistemine dair eleştirilerini şu cümleyle özetledi:

    “Adliyeye gidiyoruz, bakıyoruz, orada Adalet Sarayı yazıyor. Sadece saray, adalet yok! Sadece orada Adalet Sarayı yazıyor. Yani biz eğer hukuka, adalete güvenmeyeceksek kime güveneceğiz? İsyanımız var, öfkemiz var.”

    “AHMET YAŞASAYDI ASLA BOYUN EĞMEZDİ”

    Son olarak Gezi Direnişi’nin ve Ahmet Atakan’ın mücadelesini sahiplenenlere çağrıda bulunan Emsal Atakan, faşizme karşı boyun eğmeyenlerin bu mücadeleyi asla bırakmayacağını söyledi. Oğlunun mirasını devraldığını belirten anne Atakan, “Oğlum Ahmet Atakan şimdi yaşasaydı faşizme karşı asla boyun eğmezdi, mücadelesine devam ederdi ve her zamanki gibi en önde, en ön saflarda olurdu, mücadelesini verirdi” dedi.

    Cevahir FINDIK/ANTAKYA

  • ABF: Gezi’de yitirdiğimiz canlarımız için adalet arayışımız sürecek

    ABF: Gezi’de yitirdiğimiz canlarımız için adalet arayışımız sürecek

    PİRHA-ABF, 12. yılında Gezi Parkı eylemlerini anarak, “Farklı inançların, kimliklerin, sınıfların bir araya geldiği, birbirinin sesini duyduğu, birbirine el uzattığı o büyük buluşmadır Gezi. Alevilerle Sünnilerin, Kürtlerle Türklerin, beyaz yakalılarla işçilerin yan yana olduğu, önyargıların sarsıldığı, hakikatin kolektif bir direnişe dönüştüğü o günler, bu topraklarda Hüseyni bir duruşun izlerini bırakmıştır” dedi.

     Taksim Gezi Parkı Direnişinin 12. yılında Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) yazılı açıklama yayınlandı.

    “GEZİ UMUTTUR, UMUT SUSTURULAMAZ”

    “Gezi Umuttur, Umut Susturulamaz” diyen ABF şunları kaydetti:

    “Gezi Direnişi’nin 12. yılında, Haziran’ın asi çocuklarını, yaşamı savunan barışçıl bedenleriyle bu topraklara onur bırakan gençleri bir kez daha yüreğimizde taşıyor, unutmuyoruz! Ali İsmail’i, Ethem’i, Medeni’yi, Berkin’i, Abdullah’ı, Ahmet’i, Mehmet’i…

    Her biri evladımız, her biri bu halkın yüreğinde bir isyan çiçeği, her biri özgür yarınlarımızın toprağında filizlenen bir fidandır. Gezi; bu ülkede vicdanı olan herkesin sokakta attığı bir çığlıktır. Talan edilmiş doğaya, kadın bedenine yönelmiş şiddete, Alevilere reva görülen ayrımcılığa, gençliğe biçilen suskunluğa, emeğin sömürülmesine karşı yükselen bir vicdan ayaklanmasıdır. O gün nasıl meydanlardaysak, bugün de meydanlardayız.”

    “GEZİ BİZİM İÇİN YALNIZCA BİR DİRENİŞ DEĞİL, BİR ÖĞRETİDİR”

    Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı’nın asimilasyon politikalarıyla Aleviliği teslim almaya çalışmakta olduğunu hatırlatan ABF, “ O gün nasıl ‘Bir kişi daha eksilmeyeceğiz’ dediysek, bugün de aynı sözün, aynı kararlılığın arkasındayız. Gezi’de direnenlerin karşısında duran iktidar, bir yandan sözde ‘Açılım’ masallarıyla Alevilerin gözünü boyamaya çalışırken, bir yandan da Alevi-Bektaşi Cemevi Başkanlığı gibi Alevilerin tanımadığı bir kurum üzerinden yürüttüğü asimilasyon politikalarıyla inancımızı teslim almaya çalışmaktadır. Biz, bu ikiyüzlü politikalara da, inancımıza yönelen her türlü müdahaleye de boyun eğmedik, eğmeyeceğiz! Berkin Elvan’ı sokakta katleden zihniyet ile Alevi mahallelerini potansiyel tehdit gören anlayış aynıdır. Bugün de aynı devlet; kadınların yaşam hakkına, halkların kimliğine, inançların özgürlüğüne düşmanlık etmektedir. Gezi bizim için yalnızca bir direniş değil, bir öğretidir. Zorbalığa karşı dik durmanın, bir lokmayı bölüşmenin, kenetlenmiş bir halk olmanın öğretisidir” dedi.

    “SİZİN ZULMÜNÜZ VARSA, BİZİM DE GEZİ’MİZ VAR!”

    ABF, Gezi Direnişi’ni ‘terör’ ilan eden anlayışın, halkın vicdanında mahkum olduğunu belirterek şunları ekledi:

    “Farklı inançların, kimliklerin, sınıfların bir araya geldiği, birbirinin sesini duyduğu, birbirine el uzattığı o büyük buluşmadır Gezi. Alevilerle Sünnilerin, Kürtlerle Türklerin, beyaz yakalılarla işçilerin yan yana olduğu, önyargıların sarsıldığı, hakikatin kolektif bir direnişe dönüştüğü o günler, bu topraklarda Hüseyni bir duruşun izlerini bırakmıştır. Gezi, bütün halklarla birlikte zalime ses çıkarmanın ne denli güçlü olduğunu ve o sesin yaydığı umudu gösterdi bize. İbrahim Kaypakkaya’nın dediği gibi; ‘Bu çelik aldığı suyu unutmayacak’

    Gezi’de o umudu gören, direnmeyi öğrenen genç fidanlar da aldığı suyu unutmayacak!

    Bu direnişin çocukları, yitirdikleri kardeşlerinin anısıyla büyüyecek, adalet mücadelesini sürdürecek. Gezi Direnişi’ni ‘terör’ ilan eden anlayış, bu halkın vicdanında mahkum olmuştur. Bu halk, sizin saraylarınızdan, yalanlarınızdan, zulmünüzden daha büyüktür!

    Gezi’de yitirdiğimiz canlarımız için adalet arayışımız sürecek. Onları unutmayacağız, unutturmayacağız! Bir kez daha haykırıyoruz. Sizin zulmünüz varsa, bizim de Gezi’miz var!”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Özgür Özel: Lanet olsun düzeninize de sarayınıza da!-VİDEO

    Özgür Özel: Lanet olsun düzeninize de sarayınıza da!-VİDEO

    PİRHA – CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. 12 yıl sonra Gezi eylemlerine katılanların tutuklanmasını eleştiren Özel, “Gezicilerin o günkü tavrı değil, bugünkü tavrı sorgulanıyor. O gün geziye giden, gezide kahramanlık hikayeleri anlatan Tamer Karadağlı, bugün Devlet Tiyatroları’nın başına atandı” dedi. Özel, Bolu otel yangını sebebiyle de iktidarı “Yazıklar olsun partinizin çıkarına da, lanet olsun düzeninize de sarayınıza da” sözleriyle eleştirdi.

    Özgür Özel’in, Meclis grup toplantı salonuna girdiği anlarda “Kurtuluş yok, tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı atıldı.

    Özel’in konuşması öncesinde, Bolu’daki otelde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    Grup toplantısında ayrıca bir süre önce DEVA Partisi’nden istifa eden Manisa Milletvekili Selma Aliye Kavaf, CHP’ye katıldı. Böylece CHP’nin milletvekili sayısı 131 oldu.

    “PARTİ KONGRESİ, ÜLKENİN YASININ ÖNÜNE GEÇEBİLDİ!”

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı konuşmada şu konulara değindi:

    “Geçen hafta hepimizin yüreğini dağlayan bir süreçte ne partiye katılım ne grup toplantısı düşünebilirdik. Tereddüt etmeden toplantımızı iptal ettik. Grubumuzu Kartalkaya’ya gönderdik. Biz de Kartalkaya’ya doğru hareket ettik. Rakamın 60’ın üzerinde olduğunu biliyorduk, ama yetkililer açıklasın dedik. Biz bunu öğrendikten saatler sonra gerçek rakamlar açıklandı. Neyi bekliyorlardı? Rakam 78, 36’sı çocuk ve beklediğimiz bir partinin Ankara İl Kongresi. Başka bir partinin rozet töreni. O an hepimiz nasıl bir muhataplık içinde olduğumuzu anladık. Bir partinin kongresinin bir ülkenin yasının önüne geçebildiğini öğrendik.

    Cumhuriyet Halk Partisi olarak sorumlular kim olursa olsun, hangi partiden olursa olsun, görevi, makamı, mevkii ne olursa olsun, kimin nesi olursa olsun hakkaniyetli, şeffaf bir soruşturma yürütülerek cezalandırılmasına taraftık, halen daha tarafız. Ama bir yandan algı operasyonu yapmaya çalışanlar, yangından 36 saat sonra belediyemizi zan altında bırakmak için 2007 tarihli AK Parti döneminde verilen bir belgeyi servis ettiler. Bu rezillikleri ortaya çıkınca bu kez cepheden doğru haber versin diye Gazi’nin kurdurduğu Anadolu Ajansı’nı hepimizin maaşlarını vergileriyle ödediğimiz TRT’mizi alet ederek yangın, otelin dışında, otelle bağlantısı olmayan 70 metrekarelik kafeteryayı yangının çıktığı ve Bolu Belediyesi’nin ruhsat verdiği lokanta diye anlatarak, servis ederek yeni bir algı operasyonuna giriştiler.

    Bize kapalı zarf içinde mahcup ifadelerle savunmalar yollayan genel müdürlere şunu söylüyorum: Dünyanın hiçbir yerinde kamu yayıncılığı bir siyasi partinin aparatına dönüştürülemez. Bu ayıbın altında kalırsınız, tekrarlamayın. Gerçek; Bolu Belediyesi’nin geçen ay, bir ay önce 9 kriterden sekizini tutturmayan otele uygunluk belgesi vermemesidir. Gerçek; 2007 yılında AK Partili belediyenin verdiği uygunluk belgesiyle 2019’a kadar kanunda yazmadığı, görevi olmadığı için AK Parti Belediyesi’nin 12 yıl o oteli denetlememiş olmasıdır. Gerçek; söz konusu alanın Milli Park olması, Milli Park alanına yangın söndürmeye bile gitmenin belediye tarafından izne tabi olması, oraya girişin bile yasak olması, söz konusu bölgenin turizm bölgesi olması, otele işyeri açma ve çalışma ruhsatını Bolu Valiliği’ne bağlı İl Özel İdaresi’nin otele turizm işletme belgesini Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın vermesidir. Ve bir sorun tespit edildiğinde otelin faaliyetini durduracak olanın da, bizzat Turizm ve Kültür Bakanlığı olmasıdır.

    Yine de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu ülkenin adaletine onların görevlendirdiği bilirkişilerin şahsi ve mesleki namuslarına, onurlarına güveneceğimizi söyledik. İşte 7 kişilik bir bilirkişi heyeti görevlendirildi. 2,5 gün gece gündüz çalıştılar. Ellerinde resmi görevlendirme belgesi, jandarma tutanağıyla otelde çalıştılar. Jandarma’nın gözetiminde otelin güvenlik kayıtlarını incelediler. Yangının 4. kattan çıktığını, nasıl yayıldığını, eksiklikleri her şeyi not ettiler.

    “ADALETİ ÇALMANIZA İZİN VERMEDİK”

    Bilirkişi heyetinin hazırladığı rapora müdahale etmeye çalıştılar. Çıkan raporu kabul etmemişler, ‘Bakanlığı çıkarın, Bolu Belediyesini ekleyin, yangının lokantadan çıktığını yazın’ demişler.

    O raporu ben aldım, ilgili sayfalarını sosyal medyadan paylaştım. Adalet Bakanı’nı aradım telefona çıkamadı. Cumhurbaşkanı Yardımcısına ulaştım, suçlu olmayanlara suç atmaya çalışıyorlar. Elinden geleni yapacağını söyledi, kendisinin insafına emanet ettim. Telefonlarına çıkmayan Bakan ‘korsan rapor’ demeye kalktı. Yalan diyemiyor, korsan diyor.

    Yetkilendirilmemiş biri rapor yazarsa korsan olur. Bu 7 kişi Bolu Başsavcılığı tarafından belirlenen bilirkişiler. Onların raporuna korsan diyemezsin. Adalete karşı korsanlık faaliyeti yürüten Adalet Bakanı’ndan başkası değildir. Rapor korsan olmadığına göre ele geçiriliş yöntemine korsan diyor olabilir. Zorla ele geçirilirse ona korsanlık denebilir. Facianın sorumlularını belirten bu rapor kimsenin malı değildir ki ele geçirişimiz korsanlık olsun. Adaleti çalmanıza izin vermedik.

    “LANET OLSUN DÜZENİNİZE DE SARAYINIZA DA”

    Şimdi ’10 gün içinde suçlular ortaya çıkar’ diyen İçişleri Bakanı’na da her çıktığında ‘sorumlulardan hesap sorulacak’ diyen Erdoğan’a da şunu söylüyorum: Sayın Erdoğan, hepimiz üzüldük ama siz yürütmenin başındasınız. Hepimizin içi yanıyor ama bu iki bakanı da atayan sizsiniz. Birbirlerini suçlayan, birbirlerini yalanlayan ve atadıkları, atadıkları şirketin, yetkilendirdikleri şirketin iki yılda bir gidip yangın güvenliği yaptığı, 15 Aralık tarihinde denetlettirdiğiniz ve ‘eksik tespit edilmedi’ diye görevlendirilen şirketten yetki belgesi almış bu insanlar bir ay sonra cayır cayır yanıyorsa o otelde halen daha neyi bekliyorsunuz?

    Ben size söyleyeyim neyi bekliyorsunuz. Normalde istifa etmesi lazım. Bütün partiniz, bütün ülke bunu bekliyor. Ülkenin içinin rahatlaması, partinin de hiç olmazsa bu yükü sırtından atması lazım. Ama istifa etmiyor.

    Ne kamu vicdanı önemli onlar için, ne kamunun çıkarı. Varsa yoksa partinin, sarayın, bu düzenin çıkarı. Yazıklar olsun partinizin çıkarına da, lanet olsun düzeninize de sarayınıza da. İşte böyle günlerden geçiyoruz ve bir yandan da ülkeye neler yaşatılıyor, neler oluyor, bunları bir konuşmak, bir hatırlamak lazım.

    “YAPILAN ORGANİZE MESELENİN FARKINDAYIZ”

    Bu arada yeni bir cadı avıyla karşı karşıyayız. 12 yıl önce daha doğrusu son birkaç ayda köşelerde yazdırılıp, son birkaç haftada toplumun apolitik kesimlerinin bile dikkatini çeken, öyle ya meşhur sanatçılar, onların bir menajeri, sanatçıya ‘bende çalışırsan dizide oynarsın, yetkini bana verirsen’ diye baskılar olmuş. Bunlar üzerinde bir tartışma başlamış. Herkes oraya bakarken yok ya, ‘ben o işlerle ilgilenmiyorum. Sen 12 yıl önce geziye gittin mi? Sen 12 yıl önce sende çalışanlara ‘hadi Gezi’ye gidin’ diye telefon açtın mı’ diye gezi soruşturması başlatmak. Biraz, bir süredir anlattığım bu kötücül aklın sizlerin yan komşularına evlatlarınızın sırada oturan arkadaşlarına bugün fabrika servisinde yan yana giden iki işçiden yanında oturana ya 12 yıl sonra geziye gidenlerden hesap soruyorlar. Demek ki hiç bu işlere girmemek lazım. Ne yapılırsa yapılsın susmak, sinmek lazım. Çıkıp da sokaklara dökülünce 12 yıl sonra bile kapıya gelebiliyorlar hissini yaratmak için yapılan organize bir meselenin hepimiz farkındayız. Ve şimdi geziye gidenlerden hesap sorulmuyor arkadaşlar. Gezicilerin o günkü tavrı değil, bugünkü tavrı sorgulanıyor. O gün geziye giden, gezide kahramanlık hikayeleri anlatan Tamer Karadağlı, bugün Devlet Tiyatroları’nın başına atandı. O gün Gezi’de olan sonra saraya yanlayan Yavuz Bingöl’e kimse hesap sormuyor. Bugün sorulan hesap geziye gidenlerin o günkü tavrına değil, bugünkü tavrınadır. ‘Senin Gezicin terörist, benim Gezicim milli’ diyen, böyle bir iğrenç akla hesap sorulmayacağını sanan bir kötü ruhla karşı karşıyayız. Ve bir yandan bunlar ortada dururken diğer taraftan Gezide bulunanlara ‘siz devleti yıkmaya kalktınız’ diyenlere açıkça hatırlatmak istiyorum.

    “EY SAYIN BAHÇELİ!”

    Bahçeli dün Ekrem Başkan’ıma 4 sayfa yazmış. Dört sayfa. Bugün sayfalarca hakaret, istifa. Ben Bahçeli’nin söylediği, bana söylediği her şeyi yırtıp atarım. Ama bugün iki şey söylemiş onu tarih önünde cevapsız bırakmam. Bir, 15 Temmuz’dan ders almayanlara sesleniyormuş Sayın Bahçeli. Yüreğiniz yetiyorsa çıkın sokağa da görelim. Ateşle oynama merakınız nüksettiyse deneyin ve boyunuzun ölçüsünü alalım. 15 Temmuz akşamı ders almayanlara yüreğiniz yetiyorsa yine çıkın sokağa diyor.

    Bakın, birazcık utanmak, kurumsal hafıza hiç olmazsa bir ar olur, bu lafları etmez de unutulsun diye tarihe bırakırsın.

    İnanmayan burada oturan bütün basın emekçilerine söylüyorum. An itibariyle MHP’nin internet sitesinde bu bildiri var. Bakın Devlet Bahçeli ne diyor?

    ‘Halkın sokağa daveti, Türk askeri ile muhtemel bir çatışma içine girmesi vahim bir tehlike olarak önümüzde durmaktadır.’

    Devlet Bahçeli söylüyor: ‘Bilhassa milliyetçi ülkücü hareketin provokasyon ve ajitasyonlara karşı teyakkuzuyla birlikte sokaklara çıkarak iç savaş şartlarına hizmet etmesi düşünülemeyecektir. Hiçbir dava arkadaşım, karanlık sürecin tarafı olmayacaktır.’

    Ey Sayın Bahçeli! ‘15 Temmuz akşamı sokaklarda dersinizi verdik’ diyorsun ya. 15 Temmuz’da FETÖ’ye dersini veren kahramanlara saygıyla önünde eğiliyorum. O iradenin arkasında duran bir tanesi bile darbeci Fettullah’tan medet ummayan, en rahatsız olduğu Erdoğan’a bile darbe yapıldığında demokrasiyi savunan kahraman Cumhuriyet Halk Partililerin yediği yakasına döktüğü senin yediğinden fazladır. Onların yakasına döktüğü senin yediğinden fazladır. Sen mi sokakta hesap sormuştun?”

    PİRHA/ANKARA

  • Düzgün Baba’da cem yürütüldü-VİDEO

    Düzgün Baba’da cem yürütüldü-VİDEO

    PİRHA- Esenler Cemevi yönetimi Dersim’e gezi düzenledi. Kutsal mekanları ziyaret kapsamında Nazımiye’de bulunan Düzgün Baba’da cem yürütüldü.

    Esenler Cemevi yönetimi, Dersim’e düzenlediği gezide Ağuiçen Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Üryan Hızır Ocağı, Derviş Cemal Ocağı, Sarı Saltuk Ocağı, Düzgün Baba, Kureyş Baba, Munzur Gözeleri, Büklü Dede Ziyareti, 40’lar Türbesi, Pir Sultan Abdal’ın evi, Hızır ayağı ziyaret edildi.

    Esenler Cemevi yönetimi, Dersim’e düzenlediği gezide Nazımiye’de bulunan Düzgün Baba’da cem yürütüldü. Cem erkanını Kureyşan Ocağı evladı Ferit Çelik yürüttü.

    Cem sonrasında lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    İstanbul’da kadınlar ‘Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük’ için buluştu-VİDEO

    PİRHA – “Kobane’den Gezi’ye adalet ve özgürlük için buluşuyoruz” forumunda konuşan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, “Özgürlük ve eşitliğe inan herkes öne çıkar, sözünü söylerse karanlığı dağıtabiliriz. Kadınlar özgürse toplum da özgür olacak” dedi. Siyasetçi Sebahat Tuncel ise “Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz” dedi. 

    DEM Parti Kadın Meclisi, Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda “Kobane’den Gezi’ye Adalet ve Özgürlük İçin Kadın Buluşması” gerçekleştirdi.

    ‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yapılan buluşmaya Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi eski Eş Başkanı Gültan Kışanak, HDP eski Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, DEM Parti Eğitim Politikaları Komisyonu Eş Sözcüsü İlknur Birol, DEM Parti İstanbul Milletvekilleri Kezban Konukçu, Çiçek Otlu, Özgül Saki, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu(KCDP) Genel Sekreteri Fidan Ataselim, Demokratik Alevi Dernekleri(DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, DAD İstanbul Şube Eş Başkanı Berna Güzelgündüz, Kırkyama Kadın Derneği’nden Tülay Korkutan, HDK Eş Sözcüsü Esengül Demir, Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP) Genel Başkanı Özlem Gümüştaş, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan ve çok sayıda kadın katıldı.

    “BU İKTİDARI DURDURACAK OLAN BİZ KADINLARIZ”

    Buluşmada ilk olarak konuşan DEM Parti Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, “Bugüne kadar sokakları terk etmeyen kadınlar olarak bu buluşmada gereken cevabı veriyoruz” diyerek konuşmasına başladı.

    Türkoğlu, iktidarın biat eden kadınlar yaratmaya çalıştığını ama kadınların biat etmediğini ifade ederek, “Cezaevlerinde esaret altında tutulmaya çalışılan arkadaşlarımız var onlara söz verdik. Figen Yüksekdağ şahsında bir söz var ‘son sözü direnenler söyler’ iktidar sona doğru gidiyor onunda son sözü var bizimde son sözümüz var. Bu tarihsel iki davanın son sözünü bizler kuracağız. Bu mücadeleyi bitirmek istiyorlar ama bizler mücadelemizle, eylemlerimizle sözümüzü özgürlük olarak kuracağız. 100 yıllık inkar politikası ile makul Kürt, kadın yaratma konusunda birçok kodları yerle bir ettik. İktidar intikam alır gibi hukuku araç olarak kullanarak düşman hukuku inşa etmeye çalıştı. Ne Kobane kumpas davası, ne Gezi Direnişi davası ne de Hakkari’ye atanan kayyım bir birbirinden bağımsız değil. Hem Kobane hem Gezi hem kayyım bu ülkenin barışını tehdit eden bir şey. İktidar halklar, kadınlar, emekçiler konusunda güvenlik problemi haline gelmiştir. Bu iktidarı durduracak olan biz kadınlarız. Daha çok mücadele ederek özgürlüğü, eşitliği, adaleti hayata geçirebiliriz. Bütün arkadaşlarımızın özgürlüğü için mücadelemizi yükseltmemiz gerekiyor. Özgürlük, eşitlik, barış için daha çok bir araya gelmek zorundayız. Son sözü biz kadınlar söyleyeceğiz, son sözü direnenler söyleyecek” dedi.

    “ÖNE ÇIKIP SÖZÜMÜZÜ SÖYLERSEK KARANLIĞI DAĞITABİLİRİZ”

    Ardından söz alan Gültan Kışanak, Hakkari’de kayyım atanmasının demokrasi krizinin olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyduğunu belirtti. Kışanak, “Bu ülkede adım adım krizlerle demokrasinin ortadan kaldırıldığını gördük ama olması gereken daha güzel bir yaşamı kurmaktı. Krizi adım adım büyütüyorlar. Türkiye krizler ülkesi haline geldi. Sürekli krizleri konuşuyoruz. Oysa bu topraklar fırsatlar coğrafyası. Ancak fırsatlar içerisinde eşitlik, özgürlük yokluğu yaşıyoruz. Bu ülkede biz kadınlar ve özgürlük eşitliğe inanan herkes öne çıkar sözümüzü söylersek karanlığı dağıtabiliriz. Mesele Sebahat’ın, Figen’in, Selahattin’in cezaevinde tutulması değildi aslında dışarıyı teslim almak istiyorlardı. Başta kadınlar olmak üzere kısmi eksikler yaşansa da toplum teslim olmadı ve direndi bu bize moral verdi. Kadın mücadelesini güçlendiren kadın yoldaşlarımıza teşekkür etmek istiyoruz. Görevimiz bitmedi. Bu bizim için başlangıç diğer arkadaşlarımızı aramıza alana kadar yürüyeceğimiz yolumuzun başlangıcı. Bu davalar üzerinden meydan meydan gezilerek kötü politikalarına meşruiyet  kazandırmaya çalıştılar ama başarmadıklarını söylemek isterim” diye konuştu.

    “KADINLAR ÖZGÜRSE BÜTÜN TOPLUM ÖZGÜR OLACAK”

    Kışanak, sözlerini şu ifadelerle sonlandırdı:

    “Adalet, özgürlük mücadelemizi birlikte sürdüreceğimize inanıyorum. Kayyım meselesi, seçme seçilme hakkının ötesinde bir durum. Yerel demokratik belediyecilik gelişince kadınlar nefes alıyor. Kayyım kadınları nefessiz bırakıyor. Demokrasi bir bütündür ya vardır ya yoktur. Batıya demokrasi var, Doğu’ya yok olmuyor. Erkeğe demokrasi var kadına yok olmuyor ya hepimiz için vardır ya da yoktur. Haksızlığa karşı ortak refleksle adaleti ve özgürlüğü savunmalıyız. Kadınlar özgürse bütün toplum özgür olacak. Hayat bütün. Bölmeye, parçalamaya gerek yok. Kadınlara güveniyorum.”

    “DERDİMİZ VAR DERDİMİZİ ANLATIYORUZ”

    Kürt siyasetçi Sebahat Tuncel de cezaevindeki kadın tutukluların selamlarını getirdiğini söyleyerek konuşmasına başladı. Tuncel, “Gülsüm anne 10 yıldır adalet arıyor. Halise anne oğlunun cenazesini aldı ama hapse attılar. Bu hak mı? çocuklarımız genç yaşta toprağa düşmesin özgür gelecek kuralım diye mücadele ediyoruz. Batı’da Gezi, Kürdistan’da Kobane direnişi vardı. Devlet Kürtlerin ve Türklerin birlikte mücadele etmesini engellemek istiyor. Kobane’de Gezi’de bir cezalandırma davası. Hala bu ülkede çözülmemiş sorun var adı Kürt sorunu. Kürt sorunu var olduğu sürece bunları konuşmaya devam edeceğiz. Kayyım bir soykırım politikasıdır. Kürt olup da hakkında dava açılmamış kimse var mıdır? Konuşacağız efendim. Biz konuşarak bu sorunu çözeceğiz. Bağımsız yargı olmadığı sürece verilen karar taraflıdır bu kararları tanımıyoruz. Yargılamada mahkeme başkanına da dedim Kürtleri yurttaşlıktan çıkartmışsınız anayasa Kürtlere uygulanmıyor. Kayyım meselesi siyasi mesele hukuki mesele değil. Kürt halkına karşı yapılan zulümdür. Bu ülkede milyonlarca terörist varsa bu iş bitmiş demektir. Kayyım zihniyetine karşı hepimizin durması gerekiyor. Biz Kürtler mücadele ediyoruz bedel ödüyoruz derdimiz var derdimizi anlatıyoruz ama anlatmayalım diye dört duvarın arasına koyuyorlar. Biz hakikati birlikte örmek zorundayız.”

    “BİZ KADINLAR MASAYI KURACAĞIZ”

    Tuncel’in konuşmasına şöyle devam etti:

    “Baskı, faşizm var. Bundan korkup kenara mı oturacağız? O zaman devlet başarılı olur. Oturmayacağız, çıktığımızdan beri sözümüzü kuruyoruz. Mücadele devam ediyor. Kadın katliamının, kadına yönelik şiddetin doğrudan Kürt sorunu ile bağlantısı var. Bizim dönemimizde kadın katliamları azalmıştı çünkü erkeği de kadını da değiştiriyorduk. Her gün kadınlar çocuklar katlediyorlar, çürüme var. İktidar yaşamı çürütüyor, sorun bu. Birlikte mücadele etmek zorundayız. Derdimiz çok ama oturup ağlayacak değiliz. Cezaevinde eylem var, tutsaklar görüşe çıkmıyor, telefon görüşüne çıkmıyor. Kürt sorunu çözülsün ve Sayın Abdullah Öcalan’a özgürlük sağlansın diye. İmralı tecridi barışın tecrididir. Tecridi sadece Kürtlerin meselesi olarak gördüğümüz sürece çözülmeyecek. Diyalog yoksa savaş olur. Biz konuşmayı savunduğumuz için yargılanıyoruz. Masayı kurun masayı niye devirdiniz. Gelin masayı yine kuralım. Biz kadınlar diyalog masasasını kuracağız. Bizim barışa ihtiyacımız var, barış yaşamın kendisidir. Son sözümüzü daha söylemedik. Söyleyecek sözümüz var. Biz umudu dirilteceğiz.”

    “ASLA BOYUN EĞENLERDEN OLMADIK”

    Ardından Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın gönderdiği mesaj okundu.

    Mesaj şu şekilde:

    “Sevgili Kadınlar, Değerli Yoldaşlar, Dostlar. Öncelikle kadınların mücadele birliğini, bilincini ve dayanışmasını geliştirme yolundaki çabalarınızı, kararlılığınızı selamlıyorum. Kadının yaşam ve özgürlüğünün katledildiği, eril faşist düzende ya boyun eğecek ya da direnişle, örgütlenmeyle yeni yollar açılacak. Günümüz ve tarihimiz şahittir ki asla boyun eğenlerden olmadık. Gittikçe zifiri karanlığa dönüşen ve bütün gerici, faşist karakteri kadına karşı yaklaşımda sivrilen mevcut rejim, şüphesiz ki; yine en çok düşmanlık güttüklerinin, binlerin iradesi karşısında yenilecektir. Sokaklarda, yakalı meydanlarda, direniş halaylarında büyütülmüş değerlerin ve haklı bir kavganın paydaşlarıyız. Bazılarımızın payına bu değerleri ve mücadeleyi zindanlarda savunmak, büyütmek düşüyor. Jin Jiyan Azadi haykırışları hiç susmadığı ve zılgıtlar eşliğinde kadınların kurtuluş yolunu çınlattığı sürece bu pay başımız gözümüz üstüne. Biz tutsak kadın siyasetçiler; içeride de dışarda olduğu gibi görevimizi yaptık, yapıyoruz. Bizlerin özgürlük davasını sahiplenen, dayanışma gösteren tüm yoldaşlara, dostlara, demokratik kamuoyuna, esas olarak da kadın hareketinin bütün bileşenlerine sevgilerimizi, selamlarımızı gönderiyoruz. Daima umutla, dirençle kalın.”

    “GEZİ VE KOBANE DAVALARI İKTİDAR HUKUKUN VE ADALETSİZLİĞİ İLE MALULDÜR”

    Ardından Gezi Davası’ndan tahliye edilen Mimar Mücella Yapıcı’nın gönderdiği mesaj okundu.

    Yapıcı, “Hepimiz biliyoruz Gezi ve Kobane davaları iktidar hukukun ve adaletsizliği ile maluldür. Dünyanın belki de en haklı direnişleri olan gezi ve Kobane’de onlarca canımızı kaybettik ve onlarca arkadaşımız hala haksız ve hukuksuz olarak tutsak. O nedenle hiçbirimiz özgür değiliz. Bugün Gezi’den, Kobane’den, Galatasaray Meydanı’ndan, Plaza de Mayo’dan, İran’dan, Filistin’den velhasıl dünyanın her yerinden yükselen barış ve adalet isteyen çığlıklarımız bir gün barışa, adalete ve daha güzel bir dünyaya ulaşmak için en büyük gücümüz olacaktır.”

    Program, yapılan forum ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti Kadın Meclisi, yarın Okmeydanı’nda Kadın Buluşması gerçekleştirecek

    DEM Parti Kadın Meclisi, yarın Okmeydanı’nda Kadın Buluşması gerçekleştirecek

    PİRHA – DEM Parti Kadın Meclisi, ‘Kobane’den Gezi’ye Adelet ve Özgürlük için Kadın Buluşması’ şiarıyla yarın (4 Haziran) saat 13.00’te La Bella Organizasyon Salonu’nda buluşma gerçekleştirecek.

    DEM Parti Kadın Meclisi, Kobane Davası’nda verilen hapis cezalarını protesto etmek için 4 Haziran saat 13.00’te Okmeydanı’nda bulunan La Bella Organizasyon Salonu’nda kadın buluşması gerçekleştirecek.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sağlık sorunları devam eden tutuklu Mücella Yapıcı için Adalet Nöbeti!

    Sağlık sorunları devam eden tutuklu Mücella Yapıcı için Adalet Nöbeti!

    PİRHA- TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu, ‘Hak ihlalleri son bulsun’ diyerek 21 Haziran 2023 saat 19.00’da Adalet Nöbeti ve açıklama yapacak. 

    Gezi Davası’nda hakkında 18 yıl ceza yıl hapis cezası verilen Mücella Yapıcı’nın sağlık sorunları devam ediyor.

    Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB) İstanbul İl Koordinasyon Kurulu Kadın Komisyonu yapacakları basın açıklamasına, katılım çağrısı yaptı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Mücella Yapıcı hukuksuz tutukluluğu sürerken insanlık dışı kelepçe uygulaması nedeniyle hastaneye gitmeyi reddediyor. Bu insan hakkı ihlaline karşı, Mücella’nın yanındayız demek, onun sesi olmak için için 21 Haziran Çarşamba 19.00’da Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi önünde basın açıklamasında buluşalım. Tüm yol arkadaşlarımızı bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ) 

     

  • Mersin’de Gezi anması: Karanlık gider Gezi kalır

    Mersin’de Gezi anması: Karanlık gider Gezi kalır

    PİRHA- Gezi direnişinin 10’uncu yıldönümünde basın açıklaması yapan Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, “Demokrasinin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktan geçiyor” dedi.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Özgecan Aslan Barış Meydanında bir araya gelerek Gezi direnişinin yıldönümünde anma gerçekleştirdi. Yapılan basın açıklamasında “2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

    GEZİ’DE HAYATINI KAYBEDENLER ANILDI

    Anmada Gezi direnişinde katledilen yurttaşlar için saygı duruşunda bulunuldu. Ardından açıklamayı okuyan platformun dönem sözcüsü Nasır Nesanır, polis şiddetine dikkatleri çekerek, “Gezi’nin haksızlığa, adaletsizliğe, keyfiliğe, dayatmaya, baskıya karşı direnmenin adı olduğu, bir parktan tüm ülkeye ve dünyaya yankılanan kente, doğaya, yaşama sahip çıkanların hep bir ağızdan, bir arada söyledikleri şarkı olduğunu asla unutmayacağız. Ancak bu şarkıyı susturmak için iktidar sahiplerinden güç alan, hukuk ve kural tanımaz polis şiddetinin yaşamlarımızı nasıl kararttığını da unutmayacağız. Onlarca arkadaşımızın gözlerini kaybetmesinin, binlercesinin yaralanmasının, bunun ardından faillerin ve azmettiricilerin cezasız bırakılmasının böylesi bir kural tanımazlıktan beslendiğine şahit olduk. Ethem Sarısülük ile Medeni Yıldırım’ı öldüren polis ve jandarma kurşunlarının, Ali İsmail’e yönelen ölümcül tekmelerin sahiplerinin, Abdullah Cömert’i, Ahmet Atakan’ı, Berkin Elvan’ı yaşamdan koparan biber gazı fişeklerinin, Hasan Ferit’i vuran mafyanın ve Mehmet Ayvalıtaş’ı bizden alan pervasızlığın bu hukuksuzluktan güç aldığını biliyoruz” dedi.

    HÜKÜMETE ÇAĞRI: BİZİ YOK SAYAMAZSINIZ

    Gezi üzerine yalanlar söylendiğini belirten Nesanır, “Henüz dört gün önce sonuçlanan seçimlerde Gezi’nin yarattığı değerlere saldırmasına rağmen yüzde 52 ile seçimleri kazananlara da sesleniyoruz; Biz milyonlarca insanız. Bizi yok sayarak, bizi görmezden gelerek ülkeyi yönetebileceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz” diye belirtti.

    “DEMOKRASİ GEZİ’NİN YANKISIYLA GELECEK”

    Nesanır konuşmasının devamında şunları söyledi:

    “2013’ün Haziran’ında Gezi Parkı’ndaki o rengarenk dayanışmacı anlayışı sahiplenen tüm yurttaşları, özgürlük ve demokrasi talebiyle ülkemizin geleceğine umut olan tüm kurumları, terör, darbe, dış güçlerin oyuncağı gibi asılsız ithamlarla lekelenmek istenen Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaya çağırıyoruz. Çünkü doktorların, gazetecilerin, avukatların, öğrencilerin, akademisyenlerin, ekoloji ve kadın hareketinin, LGBTİ+ların yanında hep birlikte kol kola girip baskılara karşı direnmeye devam etmenin yolu, kısacası demokrasinin yolu Gezi’nin gerçek tarihine sahip çıkmaktan geçiyor. Biliyor ve inanıyoruz ki: Gezi eşitlik, özgürlük, adalet ve demokrasi için bu ülkenin sönmeyecek umududur”

    MERSİN/ PİRHA

  • İzmir’de Gezi’nin 10. yılı açıklaması: Gezi ruhu bitmedi-VİDEO

    İzmir’de Gezi’nin 10. yılı açıklaması: Gezi ruhu bitmedi-VİDEO

    PİRHA- Gezi Direnişi’nin 10’uncu yıl dönümü İzmir’de hatırlatılırken, Gezi ruhunun bitmediği ve direnişe devam edileceği vurgusu yapıldı.

    Gezi Direnişi’nin 10’uncu yıl dönümüne ilişkin İzmir’de açıklama yapıldı.

    İzmir’de Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yapıldı. “Gezi tutukluları serbest bırakılsın” pankartı açılan açıklamada “Biz Geziciyiz siz gidici”, “Gezi’de yitirdiklerimize söz biz kazanacağız” ve “Seçimle değil devrimle gidecek” dövizleri taşındı.

    Açıklamada sık sık “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, ” 15’inde bir fidan Berkin Elvan”, “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Her yer Taksim her yer direniş”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Devrim şehitleri ölümsüzdür” sloganları atıldı.

    Açıklamaya kentte bulunan siyasi parti, kurum, sendika ve meslek odalarının temsilcilerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “PUSULAMIZ GEZİ’DİR”

    Grup adına basın metnini okuyan Maden Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yöneticisi Kemal Çakmak, Gezi’nin onuncu yılında,  şehir şehir dalga dalga yayılan, yasaklara, hukuksuz cezalara, baskıya, ranta, talana, yalana, tüm ayrıştırma politikalarına karşı yan yana durdukları o şanlı direnişten hala ilk günkü gibi gurur duyduklarını vurguladı. Çakmak, “Bilsinler ki bizim pusulamız Gezi’dir. İnsanca, özgür, adil, refah içinde, demokratik bir yaşam talebimiz ve hak arayışımız hep sürecek. Onuncu yaşında da, Gezi’yi hep genç kılan, bizi hep ayakta tutan, tüm hayallerimiz gerçek olana kadar dilimizden düşmeyecek olan sloganıyla anıyoruz. Bu daha başlangıç, mücadeleye devam” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/İZMİR

  • İstanbul’da Gezi anması: Pusulamız Gezi’dir-VİDEO

    İstanbul’da Gezi anması: Pusulamız Gezi’dir-VİDEO

    PİRHA- Gezi Parkı’nın 10’uncu yıldönümünde İstanbul’da anma yapıldı. Anmada Gezi Davası’nda tutuklu olan isimlerin serbest bırakılması istenirken, “5,5 yıldır hapiste tutulan Osman Kavala ile Gezi’nin onurlu bakiyesini bizler adına taşıyan, tutuklulukları bir yılı aşan Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Çiğdem Mater, Can Atalay ve Mine Özerden’le gurur duyuyoruz!” denildi.

    Taksim’de Gezi Parkı’nda gerçekleşen ve tüm Türkiye’ye yayılan direniş, 10’uncu yıldönümünde.

    İstanbul’da yürüyüşle yapılan anmada Yeşil Sol Parti ve CHP’li milletvekilleri, sivil topluluk kuruluşu temsilcileri ile Gezi’de yaşamını yitirenlerin yakınları da yer aldı.

    Anma için alanda gelen kitle “Örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez”, “Demokrasi için tek yol devrim”, “Biji berxwedana zindana” sloganları atılırken, Gezi Davası’nda cezaevinde tutuklu olan isimleri anılarak adalet çağrısı yapıldı.

    Anmada basın açıklamasını Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Esin Köymen okudu. Esin Köymen, yaptığı açıklamada şunları ifade etti:

    “Bu memleket aydınlığa kavuşsun diye gencecik yaşlarında hayatlarını kaybeden, bizden ayırdıkları Berkinimizin, Ali İsmailimizin, Abdocanımızın, Mehmetimizin, Ethemimizin, Ahmetimizin, Medenimizin ve Hasan Feritimizin anılarıyla gurur duyuyoruz.

    Gezi direnişinde gözünü kaybedenlerin, yaralananların, yargılananların, işsizliğe, sürgüne mahkum edilenlerin, ödetilen her bedele karşın Gezi’nin anısına toz kondurmayan tavırlarıyla gurur duyuyoruz!

    6 Şubat Depremlerinde bir kez daha haklılıkları ispatlandığı üzere, sağlıklı ve dayanıklı kentlerde yaşama hakkını hukukla ve meslek ilkeleriyle savunarak Gezi’yi bir afet toplanma alanı olarak koruyan, bu ülkenin demokrasi güçleri ve demokrasiye omuz veren yurttaşlarıyla gurur duyuyoruz!

    Gezi’nin bizlere öğrettiği dayanışmacı anlayışla, yaşanan kamu zaafiyetlerine ve engellemelerine rağmen acıları dindirmek ve yaraları sarmak için depremin ilk saatlerinden itibaren ülke bütününde seferber olan, geleceğimize umut olmaya devam eden birliktelik ile gurur duyuyoruz!

    Tüm ülkeyi şehir şehir “Her yer Taksim her yer direniş” sloganıyla inleten, haklarına, kentine, doğasına, memleketine sahip çıkan milyonlar adına, bütünüyle haksız, hukuksuz, delilsiz, mantıksız ve vicdansız tutum ve kararlarla 5,5 yıldır hapiste tutulan Osman Kavala ile Gezi’nin onurlu bakiyesini bizler adına taşıyan, tutuklulukları bir yılı aşan Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Çiğdem Mater, Can Atalay ve Mine Özerden’le gurur duyuyoruz!

    ve…

    Ülkemizin adaletsiz, hukuksuz, farklı görüşlere tahammül edilmeyen, demokratik talep, tepki ve eylemlerin doğrudan doğruya suç kapsamına alınan bir anlayışla yönetilmesine,

    Yargının bağımsızlığının ortadan kaldırılmasına, dosyaları okumayan, delillere bakmayan, direktifle kararlar veren mahkemelere,

    Hak arayanı biber gazına boğulmasına, polis şiddetine maruz bırakılmasına, ülkenin gençlerinin, eğitimli, kültürlü kesiminin, muhaliflerin, emeği sömürülen işçilerin; baskı, ekonomik kriz, geleceksizlik, liyakatsizlik yüzünden bir nefes, bir huzur arayışı ya da hayatta kalabilme çabasıyla kalbini memleketinde bırakıp bu ülkeden göç etmek zorunda bırakılmasına

    Karşıyız!

    Karşı olmak pasif bir tutum değil bizler için aktif bir tavırdır.

    Devletin tüm imkânlarının iktidar adına kullanıldığı, dünya tarihinin gördüğü en adaletsiz seçimlerinden birinden çıkan sonuç bizi umutsuzluğa sürüklemeyecek.

    Aksine, eşitlik özgürlük ve adalet için tüm farklılıklarımızla Gezi’de olduğu gibi birbirimizin elinden tutmakta inat ediyoruz.

    Gezi’de kapısını araladığımız o coşkulu, heyecanlı, bir arada, umutlu, paylaşımcı, dirençli “bir başka dünya” için mücadele etmeye devam ediyoruz.

    Bilsinler ki bizim pusulamız Gezi’dir.

    İnsanca, özgür, adil, refah içinde, demokratik bir yaşam talebimiz ve hak arayışımız hep sürecek.

    Onuncu yaşında da, Gezi’yi hep genç kılan, bizi hep ayakta tutan, tüm hayallerimiz gerçek olana kadar dilimizden düşmeyecek olan sloganıyla anıyoruz Gezi Direnişini

    Ve bu sloganla karşılıyoruz önümüzdeki dönemi

    Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!

    Bu gurur hepimizin!”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Gezi’nin 10. yılında Galata Köprüsü’ne pankart asıldı-VİDEO

    Gezi’nin 10. yılında Galata Köprüsü’ne pankart asıldı-VİDEO

    PİRHA- SOL Parti, Gezi Parkı direnişinin 10’uncu yılı nedeniyle Galata Köprüsü’ne pankart astı. “Gezi umuttur, halk düşmanlarını yeneceğiz” yazılı pankartta, Gezi direnişleri sırasında yaşamını yitirenlerin resimleri yer aldı.

    SOL Parti, Gezi Parkı direnişinde yaşamını yitirenleri anmak için bugün Galata Köprüsü’ne pankart astı.

    “Gezi umuttur, halk düşmanlarını yeneceğiz” yazılı pankartta, Gezi eylemleri sırasında yaşamını yitiren Ali İsmail Korkmaz, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Medeni Yıldırım, Abdullah Can Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan ve Hasan Ferit Gedik’in resimleri yer aldı.

    Görüntüler, SOL Parti İstanbul’un sosyal medya hesabında “Gezi 10 yaşında. Dünyanın çivisine, bugünün gerisine sahip çıkan birileri var! Arkadaşlarımıza sözümüz; Halk düşmanlarını mutlaka yeneceğiz! Asla vazgeçme” notuyla paylaşıldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Berkin’in annesi Gülsüm Elvan: Çocuğumun bedeli 16 yıl değil-VİDEO

    Berkin’in annesi Gülsüm Elvan: Çocuğumun bedeli 16 yıl değil-VİDEO

    PİRHA –İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Berkin Elvan’ı öldüren polis Fatih Dalgalı’nın cezasını onadı. Anne Gülsüm Elvan, “16 yıl hakkaniyetli bir karar değil. Çocuğumun bedeli 16 yıl değil. Biliyorsunuz Berkin 16 kilograma düştü. Üstüne basa basa söylüyorum 16 yıl çok değil. Hesap sormaya devam edeceğim. Onlar eninde sonunda bu hesabı bana verecekler” dedi. 

    16 Haziran 2013 günü, Gezi protestoları sırasında, Okmeydanı’nda polisin attığı gaz fişeği ile başından vurulan Berkin Elvan, aylarca komada kaldıktan sonra 11 Mart 2014’de yaşamını yitirmişti.

    14 yaşındaki Berkin Elvan’ın, yaşamını yitirmesine neden olduğuna hükmedilen ve 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan polis memuru Fatih Dalgalı’nın cezası İstinaf Mahkemesi tarafından onaylandı. Yargıtay’ın da onaylaması halinde 10 yıldır devam eden yargılama süreci tamamlanacak ve polis Fatih Dalgalı, hapse girecek.

    Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, İstinaftan çıkan onama kararını değerlendirdi. Duruşmalar sonrası yapılan açıklamalar gerekçe gösterilerek Gülsüm Elvan ve eşi Sami Elvan’a ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ davası açılmıştı.

    PİRHA’ya konuşan Gülsüm Elvan, hakaret etmediğini aksine hakarete uğradığını ancak yine kendisinin yargılandığını dile getirdi.

    Gülsüm Elvan, İstinaf Mahkemesinin onama kararını ve bu kararın hakkaniyetini şu sözlerle değerlendirdi:

    “16 yıl hakkaniyetli bir karar değil. Çocuğumun bedeli 16 yıl değil. Biliyorsunuz Berkin 16 kilograma düştü. İstinaf tarafından onanması bizim için iyi bir şey. Eğer Yargıtay da onay verirse içeri girer. Üstüne basa basa söylüyorum 16 yıl çok değil. Bugün avukatımız Can Atalay, Mücella Yapıcı, Oya Aslan, Gezi olaylarından birçok arkadaşımız ve Osman Kavala müebbet ceza aldı. Bu insanlar ne yaptılar? Can Atalay 16 yıl o katile cezayı kopardı ama peşinden de Can’a 16 yıl verdiler. Bu büyük bir haksızlıktı. Bu katil 16 yıl ceza alıyor, onlar çocuğumu savundular, sürekli yanımızdalardı diye onlara da 16 yıl ceza verdiler.”

    “DAHA ÇOK CEZA ALMASI İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM”

    Mücadele ederken ve mahkemelere giderken yaptığı çağrıların “başka çocuklar öldürülmesin” olduğunu vurgulayan Gülsün Elvan, “Tam 9 yıl oldu. Van’da şuan görev yapıyor. Özellikle Van’da herhangi bir yürüyüş, eyleme polis müdahale ettiğinde hala ‘o mu yapıyor, o katil başka çocuğu mu öldürüyor?’ diye düşünüyorum. Hep aklımdan bu geçiyor. Şu açıdan bir nevi içeri sokarsak silah sıktıkları zaman ‘ bize de ceza verilir’ diye düşünürler. Bu açıdan iyi. Ama cezası bu değildi ağırlaştırılmış müebbet olması gerekiyordu. Berkin geri gelmez bunu çok iyi biliyorum. Biz bu ana kadar başka Berkin’ler ölmesin diye çırpındık. Ama maalesef üstünden kaç kişi öldürüldü, kaç canı annelerinden kopardılar. Onun için mücadeleye devam edeceğim. ‘Emri ben verdim’i sadece Fatih Dalgalı denen katil değil, bunların içinde emniyet müdürü, vali var. Hepsi emri verdi. Bunların hepsi yargılanana kadar mücadeleye devam edeceğim. Bununla kalmayacak. Daha çok ceza alması için elimden geleni yapacağım. Çünkü ceza bu değil” şeklinde konuştu.

    “HAKARET ETMEDİM, HAKARET YEDİM AMA YİNE BEN YARGILANIYORUM”

    Gülsüm Elvan ve eşi Sami Elvan hakkında duruşmalardan sonraki açıklamalar gerekçe gösterilerek Cumhurbaşkanına hakaret davası açılmıştı. Senelerdir bir adalet mücadelesi verip kendilerinin yargılandığını ve tek isteklerinin adaletin yerini bulup başka çocukların da ölmemesi olduğunu dile getiren Elvan, şunları şunları konuştu:

    “Senelerdir mücadele ediyoruz. Bu sadece önde geleni sürekli soruşturmalar oluyor. Bu dava ilk oluyor ama kaç kere soruşturmadan geçtik, kaç kere ifade verdik. Hakarete gelince ben kimseye hakaret etmedim. Ben doğruyu söyledim. Ben söylediğim her sözümün arkasındayım. Ben gerçekleri söyledim. Çünkü ‘emri ben verdim’ dedi. Emri sen verdiysen çocuğumun katili sensin. Sen öldürdün. Ben hakaret etmedim ama hakaret yedim. Buna nazaran suç duyurusunda bulundum. Hiçbir şey yapmadılar. Ama yine ben yargılanıyorum. Her türlü şiddete maruz kalan benim yine yargılanan da benim. Benim alnım ak, başım dik. Bu böyle kalmaz. Ben sadece savunmamı yaptım adalet istedim, adalet istedim, adalet istedim. Bunun için de varsın yargılasınlar.

    MÜCADELEMİ SÜRDÜRECEĞİM

    Sırf gözdağı vermek için kızımı defalarca gözaltına aldılar, kolumu kırdılar. Yine yılmadım, yine vazgeçmedim. Mücadeleme devam edeceğim. Hiçbir şekilde mücadelemi bırakmadım, bırakmaya da niyetim yok. Valisi, emniyet müdürü, polisleri kim varsa bu işin içinde, hepsinin yargılanması için elimden geleni yapacağım, mücadelemi sürdüreceğim. Berkin daha 14 yaşındaydı.

    HESAP SORMAYA DEVAM EDECEĞİM

    Ben çocuğumu tam sevecek yaştayken doğru düzgün sevemedim. Ben isterdim ki gençliğini göreyim, kız arkadaşı olduğunda getirsin. Ben hala onlarla yatıp kalkıyorum. Recep Tayyip Erdoğan, benim çocuğum ne yaptı sana? Bu daha başlangıç mücadeleye devam derler ya bende hesap sormaya devam edeceğim. Onlar eninde sonunda bu hesabı bana verecekler. Adalet yerini bulduğunda o zaman oğlumun mezarı başına gider derim ki ‘oğlum rahat uyu, hesabını sordum’. Ben şu anda doğru düzgün gidip ‘oğlum hesabını sordum, adalet yerini buldu’ diyemiyorum. O zaman bir nefes alacağım işte.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Gezi davasında verilen cezalar onandı; tepkiler gecikmedi: Gezi onurumuzdur!

    Gezi davasında verilen cezalar onandı; tepkiler gecikmedi: Gezi onurumuzdur!

    Gezi davasında verilen, Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye 18’er yıl hapis cezası onandı.

    Gezi davasında, Osman Kavala ve 7 kişi hakkında verilen hapis cezaları, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi tarafından onandı.

    Gezi davasında Osman Kavala’ya “hükümeti kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi’ye ise 18’er yıl hapis cezası verilerek tutuklama kararı verilmişti.

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’ncü Ceza Dairesi, kararı yerinde bulduğunu açıklayarak onadı. Kararda temyiz yolunun açık olduğu belirtildi.

    KAHRAMAN: BİZİ YILDIRAMAZ, TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE OLAN YOLCULUKLARINI HIZLANDIRIR

    Cezası onanan isimlerden Tayfun Kahraman, “FETÖ iltisakı dolayısıyla bağımlı ve taraflı üyenin de bulunduğu bir mahkemenin delilsiz olarak verdiği hukuk ve ahlak dışı kararın onaylanması bizi hak mücadelesinden yıldıramaz ama bu kararı alanların ve onları azmettirenlerin tarihin çöplüğüne olan yolculuklarını hızlandırır!” dedi.

     Mücella Yapıcı da karara tepki gösterdi.

    Sosyal medya hesabından paylaşılan yorumda Yapıcı “Hala şaşırma duygusunu yitirmeyen tüm dostlarıma ve bu sistemden adalet bekleyen herkese geçmiş olsun… Biz iyiyiz, sizler kendinize çok iyi bakın…Gezi Onurumuzdur…” dedi.

    Karara tepki gösteren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Lanet olsun size de kurduğunuz kirli düzene de. Adaleti bu ülkeye getireceğiz! Vera’yı babasına kavuşturacağız!” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    Eski Bakan Halis: Erdoğan’ın kullandığı dil kırıcı ve tehlikeli; halkı rencide ediyor-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine bir tepki de Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis’ten geldi. Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış” dedi. Halis ekledi: Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, Gezi eylemlerine katılanlar için kullandığı ‘çürük, sürtük’ ifadelerine yönelik tepkiler sürüyor.

    Eski Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ziya Halis, Erdoğan’ın sözlerine ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dilin kırıcı ve tehlikeli olduğunu belirten Halis, Gezi Direnişi’nin üzerinden 9 yıl geçmesine rağmen Erdoğan’ın Gezi’ye yönelik hıncının hala devam ettiğini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçek olmayan söylemlerinin halkta artık bir karşılığının olmadığını da kaydeden Halis, yapılacak ilk demokratik seçimlerde yüksek ihtimalle AKP iktidarının değişeceğini de dile getirdi.

    “ERDOĞAN, İŞİNE GELİNCE CUMHURBAŞKANI, İŞİNE GELİNCE AKP GENEL BAŞKANI GİBİ DAVRANIYOR”

    Bu yaşına kadar çok cumhurbaşkanı gördüğünü ifade eden Halis, Tayyip Erdoğan’ın daha önceki cumhurbaşkanlarına benzemediğini söyledi.

    Halis, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin desteğiyle Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi getirildiğini anımsatarak şunları kaydetti:

    “Önceki sistemde cumhurbaşkanlarına hakaret etmek suç sayılıyordu. Böyle bir yasa vardı. Sistem değişti ancak bu yasa aynen duruyor. Önceki sistemde cumhurbaşkanı tarafsız, bağımsız, devletin en üst makamında olan, toplumun her kesimini kucaklayan, bir partisi varsa seçildikten sonra istifa ederdi. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde Tayyip Erdoğan bir şapkasını cumhurbaşkanı olarak kullanıyor, bir şapkasını AKP Genel Başkanı olarak kullanıyor. İşine hangisi geliyorsa ona göre davranıyor. Tarafsız, bağımsız davranmıyor ve toplumun tümünü kucaklamıyor. Bu sistemde büyük payı olan MHP, bana göre demokrasiye inanmayan bir siyasi hareket. Onlar için tarafsızlık, bağımsızlık, hukukun işlememesinin hiçbir önemi yok.”

    “GEZİ’YE YÖNELİK O KADAR ÇOK HINÇ BİRİKMİŞ Kİ İÇİNDE HALA UNUTAMAMIŞ”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı dil ve üslubun tehlikeli ve kırıcı olduğunu dile getiren Halis, “Halkı rencide edici bir dil. Gezi’ye yönelik o kadar çok hınç birikmiş ki içinde 9 yıl geçmesine rağmen onu bir türlü unutamamış. Bir türlü sakinleşememiş. Gezi Direnişi demokratik bir tepkiydi. Demokratik bir tepki olduğu için de saygın bir hareket olarak toplumun büyük bölümünde algı oluşturmuştur. Tayyip Erdoğan’ın bu direnişten dolayı rahatsızlığı hala devam ediyor ki, oraya katılan insanlara ‘çürük, sürtük’ gibi söylemlerde bulunuyor. Bu söylemleri bırakın bir cumhurbaşkanının dillendirmesini, bir vatandaşın bile dillendirmesi çok yanlış ve sakıncalı. Çok kırıcı. Türkiye’nin bu süreçten bir an önce kurtulması için seçimin olması gerekiyor. Önümüzde demokratik bir seçim olursa halk bu siyasal anlayışa, bu söylemlere kesinlikle prim vermeyecektir. Hükümet değişecektir” şeklinde konuştu.

    TAYYİP ERDOĞAN NE SÖYLERSE SÖYLESİN, VATANDAŞ HER ŞEYİ GÖRÜYOR”

    Erdoğan’ın ‘Camide içki içtiler, camileri yaktılar’ sözlerinin doğru olmadığının kanıtlandığına da dikkat çeken Halis son olarak şunları aktardı:

    “Toplum da bunun yanlış olduğunu biliyor. Cumhurbaşkanı şöyle düşünüyor galiba: Ben ne söylersem benim seçmenin buna inanır. Seçmenimi konsolide ederim, düşüncesi hakim. Damadı Berat Albayrak da, ‘Aya yol yaptık desek, inanacak insanlar var’ demişti. Düşünce yapıları böyle. Biz ne söylersek söyleyelim vatandaş bize inanır diyorlar. Ancak artık vatandaş bunların yanlış olduğunun farkında. Hükümet ekonominin çok iyi olduğunu da iddia ediyor. Ancak vatandaş bunun doğru olmadığını yaşayarak görüyor. Manava giderken, bakkala giderken üstüne başına bir şey alacakken ya da ulaşımda bunu görüyor.

    Bir anekdot anlatmak istiyorum. Bir vatandaş hastalanmış. Azrail canını almak için gelmiş yanına. Vatandaş genç olduğu için Azrail’e diyor ki, ‘Benim çocuklarım var, onlardan ayrılamam. Yoksa mağdur olurlar. Benim şimdilik canımı alma’ diyor. ‘Peki’ diyor Azrail giderken. Vatandaş, ‘Yalnız bir daha ki gelişini bana haber ver diyor’, ‘Tamam deyip gidiyor Azrail. Yıllar geçiyor Azrail bir daha geliyor vatandaş diyor ki ‘Gelmeden bana haber verecektin. Neden vermedin?’ Azrail de diyor ki, ‘Ben sana daha nasıl haber vereyim? Senin ağzında diş kalmamış, belin iki büklüm olmuş, saçların ağarmış, gözlerin görmüyor bunlardan daha iyi haber olur mu? Tayyip Erdoğan ne söylerse söylersin, vatandaş her şeyi görüyor, biliyor. Seçimlerde de ona göre davranacaktır diye düşünüyorum” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Erdoğan’ın, Gezi direnişine katılanlara ‘sürtük’ demesine tepki yağıyor

    Erdoğan’ın, Gezi direnişine katılanlara ‘sürtük’ demesine tepki yağıyor

    PİRHA- AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin grup toplantısında Gezi Direnişi’ne katılan yurttaşlara “Bunlar çürük, bunlar sürtük” demesi üzerine sosyal medyada tepkiler yükseliyor. 

    Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin bugünkü grup toplantısında Gezi Direnişi’ne katılan yurttaşlara “Bunlar çürük, bunlar sürtük” demesi üzerine sosyal medyada tepki mesajları yükseliyor.

    Şirin Payzın: Bir Cumhurbaşkanı kendi ülkesinin kadınlarına sürtük diyorsa çok ciddi sorun var. Başta kendi kızları olmak üzere bu dili bu üslubu bütün kadınlar reddetmeli.Sürtük ne demek?Eşkıya ne demek?Terörist arıyorsanız IŞİD liderinin İstanbul ‘da olduğu söyleniyor oradan başlanabilir.

    Banu Güven: Erdoğan’ın Gezi ile ilgili cinsiyetçi hakaret etmediği kalmıştı bir tek. #Sürtük ha! Camide de bira içildiği iddiası da bizzat müezzin tarafından yalanlanmıştı. Biri ona hatırlatsın.

    Levent Özveren: Daha kötü bir dil olabilir mi? Diye düşünürken her gün daha kötüsünü duyuyoruz. Bir devlet insanı vatandaşlarına “sürtük” der mi? Sürtük dedikten sonra, açtığı bütün hakaret davalarını, “size haksızlık yapmışım” diyerek geri çekmeli.

    Özgür Özel: Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Seni o makamdan Gezi ruhu ve gençler indirecek!

    Erdoğan Toprak: Cami ve Kabataş yalanlarıyla #Gezi’de dezenformasyon yapan, ‘böyle bir şey olmadı’ diyen müezzini sürgün eden iktidar, 9 yıl sonra aynı yalana sarılarak ülkenin onurlu kadınlarına #sürtük, şerefli yurttaşlarına #çürük diyor! Halka bu hakareti yapan, kötü sözün sahibi @RTErdogan
    Sezai Temelli: #sürtük mü? Bu kadarı da olmaz mı? Olur; #Gezi’de burnu sürtülen o denli nefret söylemine tutsak ki, 40 boğum yetmez artık küfrü tutmaya…
    Veli Ağbaba: Fazla söze gerek yok. Milletin vergisiyle Saray’da yaşayıp millete #sürtük diyecek kadar zavallı biri. Siyasi fosil..
    Enver Aysever: Ülkenin her yurttaşı #sürtük söyleminden dolayı dava açabilir. Ama “evet”; eğer Gezi Direnişi için mücadele edenler çapulcuysa ya da sürtükse ben de onlardanım.
    Şu günden sonra cumhurbaşkanına hakaret davası açan her savcı ve hakim tamamen tarafsızlığını yitirmiş ve dahası görevini kötüye kullanarak yargılanması gereken kişi olur. #sürtük Gücünüz yetiyorsa milyonlar adına Cumhurbaşkanına dava açın bakalım! Kutsal prompter olmayınca hakikat tüm netliğiyle ortaya çıkıyor. Bu gaf değil basbayağı itiraftır. Cumhurun başı halka #sürtük diyor. Hayaldi gerçek oldu!
    Timur Soykan: Ülke vatandaşlarına #sürtük diye küfür eden bir cumhurbaşkanı… Hiç şüphesiz tarihte on binlerce kişiye hakaret davası açıp halka küfür eden kibir abidesi olarak anılacak.
    Eren Erdem: “Camide içki içtiler, görüntüler bu Cuma” dedi, 1414161514251 Cuma geçti; görüntünün olmadığı, böyle bir şeyin yaşanmadığı ortaya çıktı. Cami müezzini iddiayı yalanladı. Tüm bunlara rağmen, ülkenin en tepesindeki insan bugün çıktı, aynı şeyi tekrarladı ve halka #sürtük dedi!
    Kendisine siyasi eleştiri dahi yapıldığında Cumhurbaşkanına hakaret davası açtıran, insanları tutuklatan bu kişinin halka küfür etme hakkını kendisinde görmesini hangi kavramla izah edebiliriz? Hayır, ben Gezi’de o ağaçları ve demokrasiyi savundum, #sürtük lafına dava açacağım…
    Can Dündar: #Gezi, halka hizmetçi olarak seçilenler, halka zulmetmesin, küfretmesin diye patlamıştı. “Hizmetçi”, dersini almamış belli ki… #Sürtük

    Camdan kafayı kaldırdığı anda küfür dökülüyor ağzından.

    İsmail Dükel: İşi sürtüğe kadar getirdi!.. Nerede durur ki?

    (HABER MERKEZİ)

  • TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    TİP milletvekilleri Boğaziçi Köprüsü’ne ‘Gezi’ pankartı astı

    PİRHA-Türkiye İşçi Partisi (TİP) milletvekilleri Gezi direnişinin 9’uncu yılında Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” pankartı astı. Polisler milletvekillerine müdahale ederken, pankartı kesti.

    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil, Gezi direnişinin 9’uncu yıl dönümünde Boğaziçi Köprüsü’ne “Her yer Taksim her yer direniş” yazılı bir pankart astı.

    Pankartın asılma anları Ahmet Şık’ın kişisel Twitter hesabından canlı yayınlanırken; köprüye gelen polislerin “Bu bayrağı buraya asamazsın” diyerek milletvekillerine müdahale ettiği ve pankartı kestiği görüldü. Polislerin ayrıca çıkan arbedede milletvekili Sera Kadıgil’in telefonunu denize düşürdüğü belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)