Etiket: göçmen

  • Antalya’da göçmenleri taşıyan tekne battı: 14 kişinin cansız bedenine ulaşıldı

    Antalya’da göçmenleri taşıyan tekne battı: 14 kişinin cansız bedenine ulaşıldı

    PİRHA- Antalya’nın Finike ilçesi açıklarında göçmenleri taşıyan yüksek süratli lastik bot ile Sahil Güvenlik botunun çarpışması sonucu 14 göçmen yaşamını yitirdi.

    Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın açıklamasına göre saat 02.24’te Finike açıklarında insansız hava aracı tarafından içerisinde çok sayıda göçmenin bulunduğu fiber karinalı lastik bot tespit edildi ve bölgeye iki Sahil Güvenlik botu sevk edildi.

    Açıklamada, Sahil Güvenlik botlarının görsel ve sesli uyarılarına rağmen göçmen botunun yüksek hızla kaçmaya devam ettiği savunuldu. Saat 05.09’da ise “botun rotasını aniden Sahil Güvenlik Botu (TCSG-9) üzerine kırdığı ve çarpışmanın meydana geldiği” kaydedildi.

    ÇARPIŞMA SONRASI GÖÇMENLER DENİZE DÜŞTÜ

    Çarpışma sonucu botta bulunan göçmenlerin bir kısmı denize düştü. Olay yerine Sahil Güvenlik Helikopteri (TCSG-510), Sahil Güvenlik Gemisi (TCSG-104) ve üç Sahil Güvenlik botu (TCSG-914, KB-33, KB-34) daha sevk edildi. Ekiplerin çalışması sonucu 6 göçmen ile “kaçakçı olduğu belirtilen” bir kişi sağ olarak kurtarıldı.

    14 KİŞİNİN CANSIZ BEDENİ BULUNDU

    Açıklamada, 14 göçmenin cansız bedenine ulaşıldığı bildirildi. Çarpışmanın ardından Demre ilçesi Beymelek sahilinden karaya çıkan 15 göçmenin de gözaltına alındığı açıklandı.

    Olayla ilgili Finike Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.

    HABER MERKEZİ

  • Suriye’deki Alevi katliamdan kurtulmuştu: Kadınları kaçırıp İdlib’e götürüyorlar!

    Suriye’deki Alevi katliamdan kurtulmuştu: Kadınları kaçırıp İdlib’e götürüyorlar!

    PİRHA- HTŞ çetelerinin gerçekleştirdiği katliamlar nedeniyle Özerk Yönetim Bölgeleri’ne kaçan Alevilerden Suad El-Abdullah, faillerin adalete teslim edilmesini ve Alevilerin anayasada tanınmasını istedi.

    Suriye’de Alevi toplumuna yönelik HTŞ, IŞİD ve SMO’nun saldırıları devam ediyor.

    Suriye’de yaşanan Alevi katliamında Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre bin 600’den fazla insan yaşamını yitirdi. Ancak yerel kaynaklar ve kimi veriler kayıpların bu sayıdan çok daha fazla olduğunu gösteriyor. Katliamdan kurtulmayı başaran ve 10 gündür Humus’tan çıkarak, Kuzey ve Doğu Suriye bölgesindeki Cizre Kantonu’na bağlı Qamişlo kendine yerleşen 71 yaşındaki Suad El-Abdullah, JİNHA’ya yaşananlar hakkında konuştu.

    “HUMUS ARTIK GÜVENLİ DEĞİL, DURUM TEHLİKELİ”

    Çetelerin, Alevilere saldırmasıyla birlikte kentten çıkmak zorunda kaldıklarını belirten Suad El-Abdullah, “Kadınlarımız ve genç erkeklerimiz kaçırıldı. Orada yaşamak artık güvenli değil. Oğlumun öldürülmemesi için onu kurtarmak için kaçtım. Çünkü o çetelerin hedefi olmuştu. Kaçırılmalar ve cinayetler bugün de orada devam ediyor. Evlere saldırılar da devam ediyor, gençler yakalanıyor, öldürülüyor ve cesetleri atılıyor. Ailede çocuklar, oğullar ve babalar varsa kaçırılıyor ve öldürülüyorlar. İnsanların nasıl kaçırıldığını kendi gözlerimizle gördük. İnsanlar artık geceleri değil, gündüzleri de kaçırılıyor. Durum çok tehlikeli” şeklinde konuştu.

    “KADINLARI KAÇIRIP İDLİB’E GÖTÜRÜYORLAR”

    Suad El-Abdullah, ilk anda kentten çıkamadıklarını Humus’un çıkışlarının tamamen kapatıldığını anlattı. Bu kuşatmayı çetelerin aynı zamanda kentte yaşananların gizlenmesi adına da yapıldığını söyleyen Suad El-Abdullah, kadınların İdlib’e götürüldüğünü belirterek, “Çok sayıda katledilmiş kadın cesedi bulundu. Çok sayıda cinayet işlendiği için, bu durum böyle devam ederse kentte tek bir genç erkek kalmayacak. Özellikle Alevi köylerine ve bölgelerine saldırılar yapıldı. Birkaç gün önce iki kardeş dükkanlarının içinde öldürüldü. ‘Kim Alevi?’ diye soruyorlar ve bu şekilde cinayetleri sürdürüyorlar” dedi.

    “ALDATILDIK VE BARIŞIN ARDINDAN KATLİAM YAŞANDI”

    Suad El-Abdullah, yaşananları, “Aldatıldık” kelimesi ile özetlerken, HTŞ gerçeğini de ortaya koydu. Suad El-Abdullah, konuşmasına şu sözlerle devam etti:

    “Aldatıldık, bize yalan söylediler ve artık güvende olduğumuzu, hepimizin Suriyeli olduğunu ve Sünniler ile Alevilerin kardeş olduğunu söylediler. İnsanlara barış vadettiler, hatta yerinden edilenler bile geri döndüler ve hepimizi kuşattılar, sonra katliamlara başladılar. İnsanlar sahte barışın tuzağına düştüğünde, katliamları izledi ve gerçek yüzleri ortaya çıktı. İnsanları öldürdüler ve yerinden edilenlerin evlerine yerleştiler. Kerem bölgesindeki tüm insanları sürdüler ve öldürdüler.”

    “KATLİAMI GERÇEKEŞTİRENLERİN ÇOĞU SURİYE’DEN DEĞİL”

    Suad El-Abdullah, konuşmasında Alevileri katleden ve bugün de katliam yapmaya devam edenlerin kimliklerine dikkat çekti. Katliamı gerçekleştirenlerin çoğunun Suriye’den olmadığına dikkat çeken Suad El-Abdullah, şöyle devam etti:

    “Kamu Güvenliği adı altında saldırıyorlar, ancak bunlar Pakistanlılar, Çeçenler ve birçok başka ülkeden IŞİD çeteleri. Katliamlar nedeniyle evlerimizin kapılarını kilitledik, kimse kapılarını açıp sokağa çıkmaya cesaret edemedi. O korkuyla yaşadık. Katliam yapan diğer ülkelerden gelen bu çeteler, kendileri tarafından gönderildi. Gönderilmeselerdi, bugün Suriye topraklarında olmazlardı ve Alevileri öldürmezlerdi. Çünkü kendilerini Alevileri öldürme hakkına sahip görüyorlar. Ancak gerçekte, hiç kimse bir başkasını öldürme hakkına sahip değildir.”

    “KATİLLER ADALETE TESLİM EDİLSİN”

    Suad El-Abdullah, dileklerini dile getirerek şunları söyledi:

    “Barış istiyoruz. Çocuklarımızın yaşamasını ve çalışmasını istiyoruz, Humus’ta açlıktan ölüyoruz. En büyük dileğimiz, katliam yapan Alevi halkını öldürenlerin birer birer adalete teslim edilmesidir. Annelerinin ve ailelerinin gözü önünde öldürülen gençlerin kanı boşa gitmemelidir. Alevi halkı olarak kimliğimiz de tanınmalı ve kabul edilmelidir ki Suriye artık bölünmesin ve bu topraklarda başka kimliklere sahip insanlar öldürülmesin. Humus bizimdir, biz ve onlar birlikte yaşayabileceğimiz bir barış istiyoruz. Dileğimiz güvenlik, barış ve güzel bir yaşamdır, öldürme ve kaçırma istemiyoruz.”

    “HAKLARIMIZ SURİYE ANAYASASINDA TANINMALI”

    Suad El-Abdullah, yeni Suriye anayasasında Alevi kimliğinin tanınmasının önemini hatırlattı ve konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:

    “Alevi halkının kimliği tanınmaz ve anayasada uygulanmazsa, Alevilerin değeri kalmayacaktır. HTŞ, Suriye halkına göre değil, kendisine göre bir anayasa oluşturuyor. Bu şekilde hareket etme hakları yok. Bizim bu Suriye’de söz sahibi olma, görüş bildirme ve varlık gösterme hakkımız var. Kuzey ve Doğu Suriye’deki barışın tüm Suriye’de hüküm sürmesini umuyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Serik’te 17 yaşındaki Suriyeli katledildi

    Serik’te 17 yaşındaki Suriyeli katledildi

    PİRHA – Antalya’nın Serik ilçesinde bir grup, Suriyeli 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif’i katletti.

    Suriyeli mültecilere yönelik saldırılarda Antalya’nın Serik ilçesinde Suriyeli bir çocuğun öldürüldüğü öğrenildi. Suriyeli 17 yaşındaki Ahmet Handan El Naif, motosikletli 3 kişi tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

    Graffitihaber’in haberine göre; olay önceki gün Kökez Mahallesi’nde yaşandı. Naif’in ölümüne dair R.Ö., Y.Y. ve İ.Ö. gözaltına alındı.

    (HABER MERKEZİ)

  • Göçmen kadına tecavüz eden iki askere 69 yıl 7 ay hapis cezası

    Göçmen kadına tecavüz eden iki askere 69 yıl 7 ay hapis cezası

    PİRHA- Van’ın Saray ilçesinden Türkiye’ye giriş yapan Leyla M.’ye tecavüz eden iki askere toplamda 69 yıl 7 ay hapis cezası verildi. 

    Serbesiyet’te yer alan habere göre, Van’ın Saray ilçesinde sınır karakolunda 5 Ocak 2023 tarihinde görevli olan ve aynı gün Leyla M. (24) adlı Afganistan’dan Türkiye’ye giriş yapan kadına deport işlemi sırasında tecavüz ettiklerini suçlamasıyla tutuklanan iki sözleşmeli askerin davası sonuçlandı. Askerlerden biri 32 yıl 6 ay, diğeri de 37 yıl 1 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Tutuklu yargılanan askerlerden Ahmet Can D. ‘cinsel istismar’ suçundan suçlu bulunarak 22 yıl 6 ay, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan da 9 yıl olmak üzere toplam 32 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.

    Oğuzhan K. ise ‘cinsel istismar’ suçundan 28 yıl 1 ay, ‘kişiyi hürriyetinden yoksun kılma’ suçundan 9 yıl olmak üzere toplam 37 yıl 1 ay hapis cezası aldı.

    (HABER MERKEZİ)

  • 79 mültecinin öldüğü tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı

    79 mültecinin öldüğü tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı

    Yunanistan açıklarında en az 79 kişinin yaşamını yitirdiği ve yüzlerce kişinin halen kayıp olduğu tekne faciasına dair 9 kişi gözaltına alındı.

    Yunanistan’ın Mora Yarımadası açıklarında batan ve en az 79 kişinin yaşamını yitirdiği tekne faciasına dair 9 Mısırlı gözaltına alındı. Yunan güvenlik kaynakları, halen yüzlerce kişinin kayıp olduğu faciaya dair, “insan taciri” olduklarından şüphe edilen Mısır vatandaşı 9 kişinin Yunanistan’da gözaltına alındığını bildirdi.

    Gözaltına alınanlar arasında batan geminin kaptanının da olduğu bilgisi verildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yoleri: Bizim sorumluluğumuz mülteciliği yaratan koşulları engellemek olmalı-VİDEO

    Yoleri: Bizim sorumluluğumuz mülteciliği yaratan koşulları engellemek olmalı-VİDEO

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, seçim sürecinde kampanya konusu haline getirilen göçmenlerin yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı. Göçmenlerin Türkiye’den gönderilmesinin anayasaya ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirten Yoleri, “Seçim öncesi ve sonrasında iktidar ile muhalefet ırkçılık, ayrımcılık ve insan haklarının ihlalini vadettiler” dedi. 

    Genel seçimler ve Cumhurbaşkanı seçimi sürecinde göçmenlerin hedef haline getirilmesi gündemdeki yerini koruyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD)İstanbul Eş Başkanı Gülseren Yoleri, seçim sürecinde kampanya konusu haline getirilen göçmenlerin yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.

    Gülseren Yoleri ,Türkiye’de göçmen düşmanlığının yükseldiğini belirterek, “Aslında göçmen düşmanlığı diye karşımıza çıkan düşüncenin seçimlerden önce de mevcut olduğunu biliyoruz. Özellikle mültecilere yönelik saldıraların olduğu belli mahallelerde onlara yaşam imkanı vermeyen bu saldıralar sırasında yaşam hakkı ihlalleri gerçekleştiği ya da tekil olaylarda bu yaşam hakkının ihlal edildiği pek çok olayla karşı karşıyayız. Mültecilere karşı işlenmiş bir suçun cezalandırılması istisna bir durum olarak çıkıyor karşımıza. Hem maruz kalanın hem avukatlar hem de bu alanda çalışan sivil örgütlerinin mücadelesi ile gerçekleşebiliyor eğer olay karşısında adalet sağlandıysa” dedi.

     “MUHALEFET BUNU BİR SEÇİM ARACI OLARAK SAVUNDU”

    Genel olarak var olan mülteci karşıtlığının özellikle seçim döneminde seçim malzemesi olarak kullanıldığını söyleyen Yoleri, “İktidar daha örtülü bir politika izledi ama onun politikasının da özellikle yabancı karşıtlığı boyutunu sahada çalışan sivil örgütler tespit edebildi. Muhalefet bize seçim sürecinde bütün mültecileri göndereceğiz dedi. Kendi vatanında yaşamadığı için gelmiş insanları savaş bölgelerine gönderebilmeniz için hukuku ihlal ediyor olmanız gerekiyor. Hem uluslararası hukuk hem Türkiye’nin iç hukuğundaki düzenlemeler diyor ki bu ülkede hiçkimse zulüm göreceği malum bir yere geri gönderilemez. Bütün bunları bilen iktidar geri gönderme yasağını ihlal ederek yüz binlerce mülteciyi ülkelerine geri gönderdi. Yüz binlerce mülteciyi iltica hakkını ihlal ederek sınırından geri itti. Muhalefet bunu bir seçim aracı olarak savundu” diye konuştu.

    “BU İNSANLAR NEDEN BU YOLCULUĞA ÇIKMAK ZORUNDA KALDI” 

    Gülseren Yoleri “Kimse yurdunu keyfi olarak terk etmiyor. Savaş bölgelerinde, derin yoksulluğun yaşandığı yerlerde bunların sebepleri kimler diye bir sorgulamayı yapmak zorundayız” ifadeleriyle mülteciliği yaratan koşulların sorgulanması gerektiğini vurguladı.

    Yoleri, şöyle devam etti:

    “Mülteciler ile karşı karşıya geldiğimizde mutlaka neden geldiğini sorgulayalım. Gerekiyorsa araştıralım. Gerçekten benim işimi elimden mi alıyor yoksa onları benim yerime daha fazla sömüreceğinden emin sermaye, benim yerime onu mu tercih ediyor. Bu soruların sorulması önemli gerçekten. Burada en kritik noktalardan birisi şu; diyorlar ya Türkiye cennet, devlet bütün Suriyelileri, Afganistanlıları ülkeye doldurdu onlara imkanları verdi. Peki sınırlarda kim ölüyor? ‘Umut yolculuğu’ diyorlar, deniz ya da kara yolu ile Avrupa’ya geçmeye çalışan mültecilerin kadın, çocuk, yaşlı, engelli pek çok insanın buralarda öldüğünü biliyoruz. Aylan bebeği hepimiz hatırlıyoruzdur sanırım. Arkasından binlerce insan gözyaşı döktü ama kimse şunu sormadı: Bu insanlar neden bu yolcuğa çıkmak zorunda kaldı? Bu tür soruların cevaplanması empoze edilmeye çalışan ayrımcı ırkçı politikalara ilişkin çok daha sağlıklı bir tutum geliştirmemize imkan verir.

    “BUGÜN MÜLTECİNİN HAKLARI, DAHA SONRA SİZİN HAKLARINIZ DA İHLAL EDİLECEK”

    Bizim ülkemizin onu buraya getiren politikalar yönünden rolü neydi? Mesela sınır ötesi operasyonlara yetki verilerken, sınırlarımız namustur derken, oradaki okullarda Türkçe okutulurken, gidip başkasının ülkesinde kendi dilimizde eğitimi zorlarken, bunları sorgulamamız gerekiyor. Bizim sorumluluğumuz esas itibariyle mülteciliği yaratan koşulların engellenmesi. Gerek seçim öncesi ve sonrasında iktidar ile muhalefet ırkçılık, ayrımcılık ve insan haklarının ihlalini vadettiler. Bu vaatlerle parlementoya gelmiş ve bu ülkeyi yönetecek insanlardan söz ediyoruz. Buradan hak ve özgürlük çıkmasını beklemek imkansız. Oradan iyi bir şey çıkmasını bekleyemezsin ama oradan iyi bir şey çıkması için zorlayabilirsiniz. Bunu doğru bir mücadele hattı oluşturarak, toplumsal gücün ülkeyi yönetenler üstünde etkili olabilecekleri bir tabloyu çıkararak yapabilirsiniz. Onlar bizi düşmanlaştırmaya çalışırken biz haklarımızla özgür vatandaşlar olarak bir arada yaşamak istiyoruz diyebiliyor olmamız, elimizden gelen dayanışmayı gösterebiliyor olmamız lazım. Devleti yönetenlerin yarattığı güvensiz ortamı toplumsal muhalefetin daha güvenli bir alanla çevrelemeye ihtiyacı var. Bugün mültecinin hakkı ihlal ediliyorsa eğer daha sonra sizin haklarınız ihlal edilecek.”       

    Dilan ŞİMŞEK/ İSTANBUL 

  • Britanya Demokratik Güç Birliği deprem sonrası yaşananları Londra’da protesto edecek

    Britanya Demokratik Güç Birliği deprem sonrası yaşananları Londra’da protesto edecek

    PİRHA-Britanya Demokratik Güç Birliği depremlerin ardından bugün Londra’da “Deprem değil, devlet öldürüyor” diyerek protesto eylemi düzenleyecek.

    Göçmen İşçiler Kültür Derneği’nin de (GIK-DER) bileşeni olduğu Demokratik Güç Birliği Britanya, merkez üssü Maraş olan depremlerin ardından İngiltere’nin Londra şehrinde bugün “Deprem değil, devlet öldürüyor” diyerek protesto eylemi düzenleyecek.

    Trafalgar Meydanı’nda saat 14.00’te başlayacak olan eylem için çağrı da bulunan GIK-DER, “6 Şubat’ta meydana gelen depremde resmi rakamlara göre 36 bin 187 insanımız hayatını kaybetti. Depremin hemen sonrasında tanık olduğumuz kurtarma(ma) faciası, en kritik 3 gün boyunca depremzedelerin enkaz altında bırakılması can kayıplarını artırdı. Devlet aradan geçen günlere rağmen hala bir çok noktaya yardım ulaştırmadı, barınma imkanlarını tesis edemedi. Bizim de bileşeni olduğumuz Demokratik Güç Birliği Britanya bu cumartesi saat 14:00’te Trafalgar Meydanı’nda yaşananları protesto edecek. Tüm halkımızı protestoya davet ediyoruz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA / LONDRA

  • Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenlerinden EMEP’e ziyaret-VİDEO

    PİRHA-Emek Partisi’ni (EMEP) ziyaret eden Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. Buluşmada konuşan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz, “Yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten yaklaşımları kınıyoruz, reddediyoruz” dedi.

    Suriyeli Mülteciler Dernekler Platformu bileşenleri, Suriye savaşı ve göçünün 11’nci yılında Emek Partisi’ne (EMEP) bir ziyaret gerçekleştirirken, göçe dair sorun ve taleplerini dile getirdi. EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz‘in de yer aldığı ziyarette katılımcılar söz alarak konuya ilişkin açıklamalarda bulundu. Ziyarete Sığınmacı Hakları Platformu’ndan Taha Elgazi, gazeteci ve Suriye Sol Demokrat Partisi üyesi Zeki Drobi, feminist aktivist Nejat Mürşid, Suriyeli Kadınlar Derneği üyesi Sofi Arif, Suriye-Türk Dostluk Derneği üyesi Hüseyin Elali ile Afrin eski belediye başkanı Zuheyr Hayder katıldı.

    Söz alan katılımcılar göç etmelerine neden olan sorunları ve süreci kısaca anlatırken, mülteci ve yabancı düşmanlığının artmasından duydukları endişeleri kaydettiler. Sorunun mültecilerden değil, insanların mülteci olmasına yol açan politikalardan kaynaklandığını belirten katılımcılar bir arada yaşamın önemine değindi. “Suriye savaşı ve beraberinde yaşanan zorunlu göçün üzerinden 11 yıl geçti. Bu 11 yıllık süreçte izlenen egemen göç politikaları ve AKP iktidarı sayesinde hem Suriyeli mülteciler büyük mağduriyet yaşadı hem de yoksul emekçi halklar” diyerek sözlerine başlayan EMEP Genel Başkanı Ercüment Akdeniz ise ülkelerin göç politikalarını eleştirdi.

    “SORUNLARIN SEBEBİ MÜLTECİLER DEĞİL EMPERYALİSTLERİN GÖÇ POLİTİKALARIDIR”

    Akdeniz şöyle konuştu:

    “Tam da bu yüzden diyoruz ki; yaşadığımız sorunların sebebi mülteciler ya da göçmenler değil emperyalistler ve işbirlikçi egemen sınıfların çıkarcı göç politikalarıdır. Düzen muhalefetinin söyleyemediği şey tam da budur. Göçmenlerin hedefe konmasına son verilmelidir.

    Göç çok katmanlı bir sorundur ve çözümü çok anahtarlıdır. Her kim ki sihirli bir anahtarla bu sorunun çözüleceğini söylerse halkı aldatır. Nitekim son günlerde gündeme getirilen “geri gönderme” vaatleri de gerçekçi değildir çözümden uzaktır. Göç ve göçmenlerin yaşadıkları sorunlar ekonomik, siyasi, psikolojik, sosyolojik alt yapı sağlanmadan bir anda çözüme kavuşamaz. Alt yapı oluşmadan yapılacak zorlamalar hem toplumsal beklenti ve karşılıklı nefreti büyütür hem de zorla geri göndermek temel insan haklarına aykırıdır, kabul edilemez.

    Bugüne kadar ne zaman göç konuşulsa, ne zaman mültecilere ya da göçmenlere dair bir tartışma yapılsa ne yazık ki konunun öznesi olan sığınmacılar ya da mülteciler hep mikrofonlardan uzak tutuldu. Bugün burada, Emek Partisi olarak açtığımız kürsü tam da bu yaman çelişkiyi ortadan kaldırmak içindir. Çünkü EMEP yerli ve göçmen emekçilerin birliğini, ortak hak mücadelesini savunan enternasyonalist bir işçi partidir. Göçmenler, mülteciler bizim kardeşimizdir. Bizim derdimiz mültecilerle değil patronlar sınıfıyla, sermaye düzeniyle ve hepimizi birlikte sömüren kapitalist düzenledir.”

    “BEYİNLERE DE MAYIN DÖŞEMEYİ AKLINA KOYMUŞLAR İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ‘ın “Suriye sınırına mayın yerleştireceğiz” söylemine de değinen Akdeniz, “Umarız bu ziyaret vesilesiyle Suriyeli mülteci kardeşlerimizin mesajları topluma dolaysız bir şekilde ulaşma şansı bulur. Çünkü sadece sınırlara değil beyinlere mayın döşemeyi aklına koymuş şoven söylemlerle karşı karşıyayız. Elbette toplumda nefreti ve ırkçılığı büyüten bu yaklaşımları kınıyor, reddediyoruz. Suriyeli Dernekler Federasyonu bileşenlerine bir kez daha hoş geldiniz diyor, teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu mesajların sadece EMEP kürsüsünden değil tüm demokratik, ilerici, sosyalist parti ve örgütlerin kürsülerinden de dile getirilmesi için dost kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Özel olarak da emek ve meslek örgütlerine, sendikalara mültecilerle birlikte ortak çözüm ve ortak hak mücadelesi için kürsüler açılması çağrısını dile getiriyoruz” ifadelerini kullandı.

    “MÜLTECİLER HAKLARI OLMAYAN VE AKP’NİN TEBAASI OLAN BİR TOPLUM DEĞİLDİR”

    Akdeniz konuşmasını partisinin göç alanına ilişkin acil çözüm ve önerilerini sıralayarak noktalarken; şunları kaydetti:

    “1- Suriye savaşında dahli bulunan bütün emperyalistler ve Türkiye dahil dış güçler bölgeden çekilmelidir. Barış ve demokratik yaşam koşulu sağlanarak mülteciler için güvenli geçiş yolu açılmalıdır.

    2- AB ile imzalanan Geri Kabul Anlaşması derhal iptal edilmelidir. İsteyen mülteciler üçüncü bir ülkeye geçme hakkını kullanabilmelidir. Mülteciler hakları olmayan ve AKP’nin tebaası olan bir toplum değildir. Bu nedenle BMMYK Göç ve İltica ofisleri yeniden Türkiye’de açılmalı ve uluslararası devletler göçmen alımını paylaşmalıdır. BM üzerinde baskı sağlanmalıdır.

    3- Türkiye’de kalmayı düşünen, özellikle Türkiye’de doğan sığınmacı ya da mülteciler için karşılıklı entegrasyon ve bir arada yaşam koşulları sağlanmalıdır. Eşit yurttaşlık koşulları hazırlanmalıdır.

    4- Mülteci ve göçmen işçileri ucuz ve güvencesiz, kölece çalıştıran uygulamalara son verilmelidir. Yerli işçilerle göçmen işçileri rekabete sokan anlayışa karşı ortak mücadele örgütlenmelidir. Çalışma izin başvurusu patronların inisiyatifinden alınıp doğrudan mülteci işçilere verilmelidir. Göçmen işçilere sendikalaşma hakkı tanınmalıdır.

    5- Kadın mülteciler üzerindeki her türden emek sömürüsü ve istismar son bulmalı, mülteci kadınların da güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi yeniden tanınmalıdır.

    6- Eğitimde anadilde eğitimi de güvence altına alacak düzenleme yapılmalıdır.

    7- Göç ve mülteciler üzerine yapılan harcamalar, uygulanan fonlar hükümet tarafından şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmalıdır.

    8- Sınırda görev alan kamu görevlileri ve aileleri için, rüşvet mekanizmasına son vermek üzere, hem göreve başlarken hem de görev bitiminde mal bildirimi zorunluluğu getirilmelidir. İnsan tacirlerine şemsiye olan cezasızlık politikasına son verilmelidir. Göçmenler için güvenli geçiş yolları sağlanmalı, ölümcül rotaları kışkırtan politikalara son verilmelidir.

    9- Sağlığa, eğitime, hukuka erişimde mülteci toplulukların dezavantajlı durumu ortadan kaldırılmalıdır.

    10- Geri gönderme merkezleri kaldırılmalı yerine iltica ve kabul ofisleri açılmalıdır. Suça karışmış kişiler BM kanalıyla uluslararası yargıya teslim edilmelidir. Geri gönderme bir ceza politikası olarak uygulanamaz.

    Son olarak dün Amerika’da bir tır içinde sıcaktan ve nefessiz kalarak can veren mültecileri saygıyla anıyor, emperyalist göç politikalarını bir kez daha kınıyoruz. Ayrıca Fas-İspanya hattında yaşanan toplu mülteci katliamını da lanetliyoruz. Bu vahşi kıyımlar yayılarak laboratuvar olarak kullanılmamalı ve suça karışanlar derhal yargı önüne çıkarılmalıdır.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri: Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri: Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli

    PİRHA- Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, Akdeniz’de hayatını kaybeden göçmenlerle ilgili yaptığı yazılı açıklamada, “Göçmen ve mülteciler için hayat gün geçtikçe zorlaşıyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir. Devletler mültecileri pazarlık gücü olarak kullanmayı bırakmalıdır” dedi. 

    Demokrasi Konferansı Alevi Bileşenleri, son olarak Libya’dan günler önce ayrılan ve Akdeniz’i geçmeye çalışan aşırı kalabalık bir bottaki 90’dan fazla göçmenin hayatını kaybetmesi nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    “Göçmenlerin yaşadığı trajediye son verilmeli” denilen açıklamada, “İnsanları, ırkları, inançları ötekileştirmeyen biz Alevilerin yüreği göçmenlere yapılan kötü muamelelere isyan ediyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir” ifadeleri yer aldı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Yıllardır ülkelerinde kendi hallerinde yaşayan milyonlarca insan, başta savaş olmak üzere çeşitli nedenlerle göçmen, mülteci olmak durumunda kalıyor.
    Yaklaşık 90 milyon insan göçmen olarak yerlerinden, yurtlarından koparıldı.

    Binlercesi avrupa ülkelerine geçmeye çalışırken, bindikleri botların alabora olması sonucu hayatlarını kaybettiler. Bunların çoğu çocuk ve kadınlar.
    Son gelen haberlere göre Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği, Libya’dan günler önce ayrılan ve Akdeniz’i geçmeye çalışan aşırı kalabalık bir bottaki 90’dan fazla düzensiz göçmenin hayatını kaybettiğini açıkladı.

    “İNSANLIK İÇİN YÜZKARASI”

    Peki milyonlarca insanın hayatlarının kararmasına sebep olanlar kimler?

    40 günden fazla süredir Rusya’nın Ukrayna işgali sürüyor. NATO ve ABD’nin yayılmacı politikaları ve Ukrayna’yı piyon olarak kullanmalarının sonucu Rusya Ukrayna’yı işgal etti. Çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 4 milyon Ukraynalı Avrupa ülkelerine göçmen olarak kabul edildiler. Ancak tüm göçmenler Ukraynalılar kadar şanslı olamıyor. Bu da Batı’nın ikiyüzlü olmasından kaynaklı. AB ülkelerinin kendilerinin yarattığı Suriye ile Libya’dan gelenlere ölümü reva görmesi ise insanlık için bir yüzkarasıdır.

    Suriye, Afganistan ve İran başta olmak üzere birçok ülkeden Türkiye’ye 5.5 milyona yakın insan geldi. 3 milyon 700 bini ise geçici koruma altında kayıtlı Suriyeli.

    “SORUMLU ABD VE DESTEK VEREN ÜLKELERDİR”

    Bu insanların topraklarını terkedip kaçarken ölmelerine neden Amerikan emperyalizmimin Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) planı için Ortadoğu’da sahneye koyduğu politikalarıdır.
    Akdeniz’de insanların ölmesinin temel sorumluluğu başta BOP projesinin sahibi ABD ile ona destek veren ülkelerdir.

    Emperyalist devletler ve izledikleri politikalar dünyayı yaşanmaz hale getirmektedir. Göçmen sorunu işte bu saldırganlıkların sonucudur. Göçmen ve mülteciler için hayat gün geçtikçe zorlaşıyor.
    Başta kan ve gözyaşına sebep olan devletler mültecileri pazarlık gücü olarak kullanmayı, istismar etmeyi bırakmalıdır. Göçmen işçiler için çalışma ve oturma izni verilmeli, çalışma yaşamına katılımları yasal olarak düzenlenmelidir.
    Ayrıca, mülteci/göçmen ölümlerini durdurmak, hak ihlallerini engellemek için göçmen kaçakçılarına yönelik caydırıcı cezalar olmalıdır.

    İnsanları, ırkları, inançları ötekileştirmeyen biz Alevilerin yüreği, göçmenlere yapılan kötü muamelelere isyan ediyor. Bir an önce savaşlar son bulmalı, ABD, NATO ve öyle ülkeler yayılmacı politikasından vazgeçmelidir. Kan ve gözyaşı son bulmalıdır!

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • Meriç’e atılan göçmenler henüz bulunamadı; soruşturma devam ediyor

    Meriç’e atılan göçmenler henüz bulunamadı; soruşturma devam ediyor

    PİRHA – Yunanistan Türkiye sınırında uzun süredir insanlık suçları işleniyor. PİRHA, Edirne’de iade edilen 45 kişilik grubun Meriç Nehri’ne atılmasına ilişkin ifade tutanaklarına ulaştı. Dosyayı takip eden avukatlardan Ahmet Baran Çelik PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    Uzun süredir devam eden iade ve mültecileri gasp etme Yunanistan’da bir ritüele dönüşmüş durumda. Gasp ve cebir yordamıyla iadelerden biri de 24 Ağustos günü Edirne sınırında gerçekleşti. Ancak iade sonrası tamamı yabancı göçmenlerden oluşan kalabalık ekipten yetişkin erkekler Türkiye jandarması tarafından Meriç’e atıldığı iddia edildi.
    Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edilen 45 mültecinin Meriç Nehri’ne atıldığı ve 5 mültecinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Meriç Nehri’ne atılıp boğulmadan kurtulmayı başaran göçmenler, Özgürlük için Hukukçular Derneği’ne başvurdu. ÖHD göçmenlerin avukatlığını üstlenerek Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Ardından İnsan Hakları Derneği de olayın takipçisi oldu.

    ÖHD İstanbul şubesi avukatlarından Ahmet Baran Çelik, konuya ilişkin PİRHA‘nın sorularını cevapladı. İlk olarak olay gününü özetleyen Çelik, göçmenlerin yasadışı yollar ile Yunanistan’a geçtiklerini ve orada bir cezaevi (göçmenler bu şekilde olduğunu söylüyor ancak başka bir kurum da olabilir) götürüldüklerini belirtti. Göçmenlerin anlatımlarına göre götürüldükleri kurumda herhangi bir işlem yapılmamış ve ardından Meriç sınırına götürülerek botlar aracılığıyla Türkiye sınırına gizlice bırakılmışlar. Deport edilen bir göçmen savcılığa, 15 dakika yürüdükten sonra Meriç ilçesine bağlı köye ulaştıklarını aktardı. Orada da kendilerine yardım etmeleri için Türk askerlerinin yanına gittiklerini belirtti. Asıl iddialar ise buradan sonra başlıyor.

    ASKERLER BİZİ ASKERİ BÖLGEYE BIRAKTI”

    Askerlerin, göçmenleri arabalar ile sınıra bıraktığı iddia ediliyor. İddianın devamında, askerler “komutan” olarak hitap ettikleri rütbeliyi beklemiş ve göçmenlere “Komutan gelince, ‘Yunanistan’a gitmeyi yine deneyeceğiz’ deyin.” demiş. Ardından gelen rütbeli kişi çocukları ve kadınları ayırmış. Yaşça yetişkin denebilecek genç erkekleri ise beşerli gruplar halinde Meriç’ten atlamaya zorlamış.

    MERİÇ’E İLK HRİSTİYAN GÖÇMENİ ATTI”

    Göçmenlerin ifadelerine göre rütbeli asker Meriç’e attığı askerler arasında da kendince öncelik belirlemiş. İlk olarak giyiminden (muhtemelen Haç taşıyordu) Hristiyan olduğu anlaşılan, Tunuslu genç erkeği Meriç Nehri’ne attı.

    BERABER YOLA ÇIKTIĞIMIZ İKİ KİŞİ KAYIP”

    İfadesine ulaştığımız şikayetçi göçmenlerden biri, (göçmenlerin isimleri hem hukuki hem de kişilerin güvenliği için saklı tutuluyor) savcılığa verdiği ifadede; 6 kişilik bir grup halinde İstanbul’dan çıktıklarını ve Yunanistan’dan da ayrılmadan iade edildiklerini söyledi. Bu gruptan iki arkadaşlarının boğulduğunu ya da öldürüldüğünü görmediklerini ancak bir daha haber alamadıklarını belirtti.

    Aynı zamanda göçmenler ifadelerinde ‘asker’ ve ‘jandarma’ ayrımı yapabilecek kadar Türkiye’de yaşadıklarını bu sebeple de onları nehre attıranın ‘asker’ olduğundan emin olduklarını vurguladı.

    EDİRNE VALİLİĞİ OLAYI YALANLADI

    Edirne Valiliğinden açıklama geldi. Valilik, “Olayın varlığına ilişkin hiçbir sonuca ulaşılmamıştır” dedi.
    İddialarla ilgili araştırma yapıldığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

    “1. derece askeri yasak bölgeler sınır birliklerimizin sorumluluğunda olduğu için jandarmanın bu bölge içerisinde görev ifa etmesi söz konusu değildir. Bu şekildeki iddiaların 27 Ağustos 2021 tarihinden itibaren sosyal medyada yer alması üzerine, herhangi bir başvurunun bulunmamasına rağmen, hem jandarma hem de sınır birliklerinin yetkilileri tarafından kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili araştırma yapılmış olup, iddia edildiği gibi bir olayın varlığına ilişkin hiçbir sonuca ulaşılmamıştır.
    Bununla birlikte, kamu görevlileri tarafından işlendiği iddia edilen her türlü kötü muamele ya da yetkisiz güç kullanma iddiası adli ve idari yönden araştırılmakta ve soruşturulmaktadır. Her türlü kötü muamele iddiasında olduğu gibi bu konu ile ilgili de herhangi bir somut iddianın, bilginin, başvurunun bulunulması halinde gerekli işlemler yetkili devlet organları tarafından yapılacaktır.”

    Avukat Ahmet Baran Çelik, şüphelilerin tespit edilerek, “İnsanlığa karşı suç, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama” suçlamalarıyla cezalandırılacağını aktarıyor.

    BİR MÜLTECİ ASKER TARAFINDAN VURULUP NEHRE ATILDI”

    Av. Ahmet Baran Çelik, toplam 6 mültecinin yaşadıklarını dinlediklerini ve 4’ünün vekaletini alarak suç duyurusunda bulunduklarını belirtti. Çelik, konuştukları bütün mültecilerin ortak olarak aynı şeyi söylediğini ifade ediyor: “Bir komutan geldi, askerlere hepsini nehre atın dedi.”

    Mültecilerle yaptığı görüşmelere göre Baran, 5 mültecinin ölü, sayısız kişinin de kayıp olduğunu dile getirdi. Hatta yüzme bilmediği için bir mültecinin kaçmaya çalıştığını ama asker tarafından vurulup nehre atıldığı iddiasını da paylaşıyor.

    BÜTÜN ASKERLERİN İŞLEME TABİ TUTULMASI GEREKİYOR”

    Çelik, suç duyurusundan sonuç alabileceklerini düşündüğünü dile getirdi. “İletişim kuramadığımız ya da kurduktan sonra bir daha ulaşamadığımız göçmenler oldu. Ancak dört kişinin vekaleti var. Bu göçmenler o ‘komutan’ denen rütbeliyi tespit edecek. Ancak dosya şimdilik yavaş işliyor. O gün görevde olan bütün askerlerin işleme tabi tutulması gerekiyor.”

    Olay yeri keşfi için avukatların ve savcılık heyetinin Edirne sınırında girişimleri olmuş. Çelik, henüz tam noktayı bulmadıklarını söyledi. Ancak bu arayış sırasında pek çok iade edilen gruba denk geldiklerini de dile getirdi.

    ASKERLER TERHİS OLUP BÖLGEDEN AYRILACAKLAR”

    Çelik, askerliğin 6 ay olduğunu hatırlatarak, “Görgü şahidi ya da fail er olabilir. Ancak o sırada belki 5 aydır asker olan aradan geçen bu zaman içerisinde bile terhis olmuş olabilir. Bu sebeple o sırada o bölgede bulunan askeri bulmak çok kolay bir iş olsa gerek. Hızlı olunmazsa o askerleri kaybederiz.” dedi.

    YUNANİSTAN SINIRINDA ÇETELER DE “DEPORT” EDİYOR

    Yunanistan’da göçmenleri iade edenlerin güvenlik görevlisi olduğu söyleniyor. Ancak bu geri itme/deport işlemini bölgede çeteler de yaptığı belirtildi. Hiçbir resmi üniforması olmayan; hatta farklı milletlerden kişilerin aralarında olduğu, gayri resmi iadelerde yer aldığı öncesinde de gasp ve yağma yaptıkları söyleniyor. Bu iade biçiminin resmi prosedüre dönüştüğü düşünülüyor.
    Türkiye sınırında, Yunanların korkunç hal aldığını vurgulayan Çelik, Meriç Nehri’nde binlerce ölünün çıkabileceğini tahmin ediyor.

    BU SÜRECİN KIŞKIRTICISI MİLLET İTTİFAKIYDI”

    Olayın yaşandığı dönemde siyasal ve toplumsal atmosfer de birbiriyle bağlantılı. Afganların Türkiye’ye girişini ve Suriyelilerin gitmesi gerektiğine dair açıklamalar yükseldi. Bu açıklamalar da iktidar kanadından ziyade Millet İttifakı bileşenleri CHP ve İYİ Parti üye ve yöneticilerinden geldi. Ankara’da Suriyelilere yönelik pogromun da tetikleyicilerinden biriydi. Ankara’daki göçmenlerle de müvekkillik ilişkisi olan Çelik, “Siyasilerin açıklamaları göçmenlere yönelik nefreti arttırdı ve önü alınmayacak duruma getirdi. Meriç sınırında yaşananlar da dönemden ayrı ve münferit görülemez” dedi.

    Ayırdığı 45 kişiyi Meriç’e atarken videoya çekip zorla el sallatan rütbeli kimdir, hala bilinmiyor.

    Helin YILMAZ / ISTANBUL

  • Askerlerin Meriç’e attığı göçmenler için kayıp başvurusu yapıldı

    Askerlerin Meriç’e attığı göçmenler için kayıp başvurusu yapıldı

    PİRHA- Askerler tarafından Meriç Nehri’ne atıldığı belirtilen 2 mülteci için kayıp başvurusu aldıklarını aktaran İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, nefret suçu işlendiğini ve olayda kasıtlı bir yönelim olduğunu söyledi.

    Yunanistan’dan Türkiye’ye iade edildikten sonra bir jandarma komutanın emriyle 24 Ağustos’ta Meriç Nehri’ne atıldığı belirtilen 45 sığınmacıdan bazılarının akıbeti halen bilinmiyor. Nehre atıldıktan sonra kurtulmayı başaran bazı sığınmacıların Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi üzerinden yaptığı başvuru üzerine Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin resen soruşturma başlattı.

    Başvurucu sığınmacıların avukatları, ayrıca akıbetleri bilinmeyen sığınmacılar için nehirde arama çalışmaları başlatılması talebiyle Edirne Valiliği’ne başvuru yaptı.

    İHD’YE KAYIP BAŞVURUSU

    Savcılık başvuru yapan 2 sığınmacının ifadesini alarak, yer tespiti yaptı. Olayın yaşandığı yerin Edirne’nin Uzunköprü ilçesi olduğu belirlendi. Ancak akıbetleri bilinmeyen sığınmacıların bulunması için halen bir arama çalışması başlatılmadı.

    Olaya ilişkin İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’ne de olaydan kurtulmayı başaranlar ve yakınları tarafından 5 başvuru yapıldı. İHD’li yetkililer, söz konusu başvurulardan 3’ün hak ihlaline dair, 2’sinin ise kayıp başvurusu olduğunu aktardı.

    Mezopotamya Ajansı’na konuşan İHD İstanbul Şubesi Başkanı Gülseren Yoleri, 45 kişilik mülteci grubunun askerlerce nehre atılmasının yaşananları gözler önüne serdiğini vurguladı.

    “BİN 500 CENAZE ÇIKARILDI”

    Meriç Nehri’nde bugüne kadar çok sayıda sığınmacının yaşamını yitirdiğine dikkati çeken Yoleri, son birkaç yıl içerisinde bin 500 cenazenin nehirden çıkarıldığı yönünde bilgi aldıklarını paylaştı. Bu rakamın olayın ne kadar vahim olduğunu gösterdiğini dile getiren Yoleri, “Yani kaçak geçişlerin yanı sıra Meriç’e atılan mülteciler olayında açıktan bir nefret suçu işlenmiş. Çünkü orada ‘bizim askerlerimiz sizin için ölürken siz burada ölün’ diyerek nehre atıyorlar. Bunun ötesinde de kasıtlı bir yönelim söz konusudur” dedi.

    “ARTIK YASAL YOLLARA BAŞVURUYORLAR”

    Mültecilerin sınır dışı edilme korkusuyla yaşadıkları hak ihlalleriyle ilgili yasal sürece başvurmadıklarını aktaran Yoleri, son olayda bu korkunun kırıldığını söyledi. Yoleri, konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı:

    “Çok travmatik bir olay yaşamalarına rağmen şikayetçi oldular. 2 tane kayıp var ve yakınları bu olaya dair şikayetçi de olmuş. Edirne Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma devam ediyor. Olayın nerede yapıldığına ilişkin tespit yapıldı. Bu olayın failleri ve kayıtların araştırılması devam ediyor. Resmi gelen başvuruda 2 kişi kayıp ama bize bildirilmeyen durumlar olduğunu düşünüyoruz. Çünkü atılanlar arasında çocuklar varmış.”

    Savcılık, valilik, kaymakam, AFAD gibi kurumların bu olaya gönüllü olarak dahil olmadığını söylenen Yoleri, kayıpların bulunması için çaba göstereceklerini ve olayın takipçisi olacaklarını belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

    Edirne Valiliği, Meriç’e atılan göçmenlerle görüşecek

     

  • Edirne Valiliği, Meriç’e atılan göçmenlerle görüşecek

    Edirne Valiliği, Meriç’e atılan göçmenlerle görüşecek

    PİRHA – Yunanistan 2019 yılı itibariyle ekipler halinde biriktirdiği mültecileri Meriç Nehri’nden geçirerek Türkiye kıyısına bırakıyor. Yasadışı bu iadelerin kayıt altına alınamaması için de Yunan askerleri, Türkiye’den kaçıp Yunanistan’a sığınan kişilerin telefonları ve çeşitli değerli eşyalarına el koyuyor. 3 yıldır devam eden bu iade biçimi de gittikçe korkunç hal alıyor.

    Tanık anlatımlarıyla gündeme gelen 45 sığınmacının Meriç Nehri’ne atılması olayına ilişkin Edirne Valiliği, gelen tepkiler üzerine sığınmacılarla görüşme talebinde bulundu. ÖHD’li avukat Vedat Çağırtekin, olayın aydınlatılması için müvekkilleri ile birlikte Cuma günü Vali Ekrem Canalp ile görüşeceklerini paylaştı.

    Yunanistan tarafından Türkiye’ye iade edilen 60 kişilik sığınmacı gruptan  tanıklar, son olayları MA’ya anlattı. Jandarma komutanının emriyle Afgan bir sığınmacının askerlerce silahla vurularak öldürülüp nehre atıldığını ve 5 kişinin suda boğularak yaşamını yitirdiklerini ifade etti.

    Nehre atılan 45 kişilik gruptan hala haber alınamayanların olduğu belirtilse de, kaç kişi oldukları konusunda somut bir bilgi yok.

    Tanıkların anlatımları ile olayın kamuoyunun gündemine gelmesi üzerine 1 Eylül’de açıklama yapmak zorunda kalan Edirne Valiliği, hem jandarmanın hem sınır birliklerinin yaptıkları araştırmalar sonucunda böylesi bir olayın yaşanmadığı belirterek, iddiaları yalanlayarak şunları kaydetti:

    “1. Derece askeri yasak bölgeler sınır birliklerimizin sorumluluğunda olduğu için jandarmanın bu bölge içerisinde görev ifa etmesi söz konusu değildir.

    Bu şekildeki iddiaların 27 Ağustos 2021 tarihinden itibaren sosyal medyada yer alması üzerine, herhangi bir başvurunun bulunmamasına rağmen, hem jandarma hem de sınır birliklerinin yetkilileri tarafından kendi sorumluluk alanlarıyla ilgili araştırma yapılmış olup, iddia edildiği gibi bir olayın varlığına ilişkin hiçbir sonuca ulaşılmamıştır.”

    Nehre atılan sığınmacıların başvurduğu Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi ise, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden muhabere yoluyla Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına konunun aydınlatılması ve kamu davası açılması talebiyle 3 Eylül tarihinde suç duyurusunda bulundu.

    VALİ NEHRE ATILANLARLA GÖRÜŞMEK İSTEDİ

    Olayı ilk önce yalanlayan Edirne Valiliği’nin gelen tepkiler üzerine müvekkilleriyle görüşme talebinde bulunduğu bilgisini veren Av. Çağırtekin, 10 Eylül Cuma günü müvekkillerinin Edirne Valisi ile görüşeceğini paylaştı. Çağırtekin, ÖHD olarak kendilerinin de bu görüşmeye katılacaklarını söyledi.

    “FAİLLERİN BULUNMASI, CEZALANDIRILMASI İÇİN ETKİN BİR TAKİP GEREKİYOR”

    Herkesin bu konuya duyarlı olması gerektiğini dile getiren Çağırtekin, son olarak şunları söyledi:

    “Sınır boylarında sürekli insanlığa karşı suçlar işleniyor. Faillerin bulunması, cezalandırılması açısından etkin bir takip gerekiyor. Sadece kurum olarak değil, topyekûn bunun mücadelesini yürütmek gerekiyor. Bu insanlar kendi topraklarından koparılmış insanlar. Yol güzergahı olarak kullandıkları Türkiye ve Yunanistan gibi yerlerde insanlık dışı muamelelerle karşılaşıyorlar. Bu insanların sahiplenilmesi ve gerekli adımların atılması gerekiyor. Sorumluluk ilk başta İstanbul ve Edirne Cumhuriyet Başsavcılığına olmak üzere yetkililere ait. Bir sorumluluk alıp artık bu olayı aydınlatmaları açısından gerekli işlemleri yapmaları gerekiyor. Edirne Valiliği, bu konuda biraz daha samimi yaklaşıp olayın aydınlatılması açısından sorumluluk alması gerekiyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Altındağ’daki kavga sonrası 1 kişi öldü, mültecilere yönelik tehdit artıyor

    Altındağ’daki kavga sonrası 1 kişi öldü, mültecilere yönelik tehdit artıyor

    PİRHA-Ankara’nın Altındağ ilçesinin Battalgazi Mahallesi’nde dün akşam saatlerinde iki grup arasında yaşanan kavganın ardından yaralanan Emirhan Yalçın, kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Olayın ardından bir grup, Suriyeli mültecilere ait işyerleri ile evleri hedef aldı.  

    Battalgazi Mahallesi’nde bulunan bir parkta iki gencin, Suriyeliler tarafından bıçaklandığı haberlerinin yayılması ile birlikte kalabalık bir grup sokağa çıktı. Suriyeli mültecilerin işyerleri ile evlerine yönelik saldırı girişimi iddialarının üzerine polis ekipleri mahallede güvenlik önlemi aldı.

    Suriyeli mültecilere ait olduğu iddiasıyla yağmalanan bir dükkanın görüntüsü ise sosyal medyada paylaşılıyor. Görüntülere göre mahalledeki gerilim devam ediyor.

    VALİLİK: 2 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

    Ankara Valiliği de, kavgayla ilgili olarak bir açıklama yayımlayarak; “10.08.2021 günü 21.30 sıralarında Altındağ ilçesinde iki ayrı grup arasında çıkan tartışma kavgaya dönüşmüş ve sonucunda biri ağır olmak üzere iki vatandaşımız maalesef yaralanmıştır. Yaralı vatandaşlarımız hemen hastanede tedavi altına alınmışlar ve tedavileri halen devam etmektedir. 2 vatandaşımızı yaralayanların yabancı uyruklu şahıslar olduğu tespit edilmiş olup 2 şahıs gözaltına alınmıştır. Söz konusu üzücü olayla ilgili tahkikat tüm yönleriyle devam etmektedir” ifadelerine yer verdi.

    SOSYAL MEDYADAKİ PAYLAŞIMLARA SORUŞTURMA AÇILDI

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise Emirhan Yalçın’ın hayatını kaybettiği kavganın ardından soruşturma başlatıldığı belirtti. Açıklamada, “Bu kapsamda gözaltına alınan şüpheli Y. A. ve M. A. savunmalarının alınmasının ardından Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğince tutuklanmışlardır” denildi.

    Ayrıca haber ve sosyal medya sitelerinde halk arasında endişe, korku ve paniğe yol açan paylaşımlarla ilgili de TCK’nın 213’üncü maddesi gereğince ayrı soruşturma başlatıldığı, olayın bütün yönleriyle araştırıldığı, her iki soruşturmanın da titizlikle sürdürüldüğü kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Dr. Savaş Çoban: Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman ırkçı anlayışlar yalana inanıyor

    Dr. Savaş Çoban: Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman ırkçı anlayışlar yalana inanıyor

    PİRHA- Orman yangınlarının ardından artan ırkçı saldırılar, saldırılara yön veren asılsız haberler ve popülist liderlerin bilgi kirliliğini üretip, yaymadaki rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan bağımsız araştırmacı Dr. Savaş Çoban, “Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman olan ırkçı anlayışlar her kötü olaydan onları sorumlu tutmakta ve kolayca yalan haberlere inanmakta ve harekete geçebilmektedir” dedi.

    Dünya ve ülke tarihi; ezilen sınıflar, halklar, inançlar ve cinslere yönelik gerçekleştirilen ırkçı ve nefret saldırıları ile dolu. Özellikle ekonomik, siyasal, toplumsal ve ekolojik kriz dönemlerinde saldırılar bilinçli bir şekilde egemen sınıflar tarafından arttırılıyor.

    28 Temmuz tarihinde başlayan ve geniş bir alana yayılarak devam eden orman yangınlarının ardından yaşananlar da durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

    Özellikle yangınların olduğu bölgelerde silahlanarak, yol kesme, kimlik kontrol etme, araç yakma gibi linç saldırıları basına ve sosyal medyaya yansıyor. Geleneksel medya ile sosyal medyada yer alan ve kontrolsüz bir şekilde dolaşıma sokulan asılsız, kışkırtıcı ve hedef gösterici haberler ise bu saldırıların önünde katalizör görevi görüyor.

    Bağımsız araştırmacı Dr. Savaş Çoban ile son süreçte yaşanan ırkçı saldırıları, bazı medya organlarının saldırılara yol açmadaki etkisini, RTÜK’ün ‘sansür’ açıklamasını ve popülist liderler ile otoriter rejimlerin bilgi kirliliğini artırmadaki rolünü konuştuk.

    PİRHA- Covid-19 pandemisi ile ülke geneline yayılan orman yangıları gibi kriz dönemlerinde yanlış bilginin geleneksel medya ve sosyal medya üzerinden kontrolsüz dolaşımı geri dönüşümü mümkün olmayan sonuçlara yol açabiliyor. Asılsız, kışkırtıcı ve hedef gösteren haberler, özellikle toplumun belirli kesimlerine yönelik saldırıların önünü açıyor. Bu çerçevede yayılan haberlere ve son süreçte örneklerine de rastladığımız saldırılara dair neler söylersiniz?

    DR. SAVAŞ ÇOBAN: Habercilik yaparken ya da bilgi paylaşırken bu bilgileri teyit etmek günümüzde bir zorunluluktur. Bu anlamda güvenilir kaynaklar tarafından sağlanmayan bilgi ve verilere şüpheyle yaklaşılmalıdır. Özellikle ülkemizde asılsız haberler yoluyla provokasyon yaratma çabalarını orman yangınları sürecinde her gün yaşamaktayız.

    Gazete yazarları bile rahatça böyle yazılar yazma cüretini gösterebiliyor. Medya anlamında çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Ana-akım olarak adlandırılabilecek medya organları artık yok. Medya yandaş ve muhalif olarak ikiye bölünmüş durumda. Yankı fanusları içinde yaşıyoruz artık. Yani; özellikleri, zevkleri, ilgi alanları ve benzer düşünceleri olan kişilerin oluşturduğu kapalı topluluklara dönüşmüş durumdayız.

    KÜRTLERE, ALEVİLERE, GÖÇMENLERE DÜŞMAN OLAN IRKÇI ANLAYIŞLAR YALAN HABERLERE İNANIYOR

    Doğası gereği bu kapalı gruplar, sürekli aynı çerçevedeki düşünceyi tekrarlıyor, zamanla gittikçe pekişen bu düşünce ile aynı bakış açısının bir yankısını yaratıyor. Bir yankı fanusu içine sıkışan kişiler kendi düşündüklerinin ötesinde bir dünya görüşüne uzaklar ve hatta bazen düşmanlar. İşte bu çerçeveden baktığımızda; Kürtlere, Alevilere, göçmenlere düşman olan ırkçı anlayışlar her kötü olaydan onları sorumlu tutmakta ve kolayca yalan haberlere inanmakta ve harekete geçebilmektedir.

    Bu bağlamda yapılan sosyal medya paylaşımları ya da haberler “nefret suçu” olarak değerlendirilebilir. Türkiye’de “nefret suçları” yasa kapsamına alınıp cezalandırılmadığı sürece bu tür paylaşım ve açıklamalarla karşılaşmaya devam edeceğiz.

    Asılsız haberlerin önlenmesinde devletler nasıl adım atıyor veya nasıl adım atmalı? RTÜK orman yangınlarının ardından “birçok yayıncı kuruluşun gerekli hassasiyeti göstermediğini, sürekli yanan yerleri göstererek halkı paniğe sürüklediğini” öne sürerek bu konuda yaptırımlara gideceğini açıkladı. Sendikalar RTÜK’ün bu tutumunu “medyaya sansür” olarak değerlendirerek, tepki gösteriyor. Bu tartışmalara ilişkin değerlendirmeniz nedir?

    RTÜK’ün görevi bellidir ve bir sansür kurulu değildir ancak ne yazık ki öyle çalışmaktadır. Kendi açıklamalarına göre; RTÜK tüm radyo ve televizyon kurumlarını denetleyen, dilin yozlaşmasını, kişi ve kurumların haklarının ihlal edilmesini engelleyen, özgür, şeffaf ve çok sesli bir medya ortamının gelişimine ve insan haklarının, demokrasinin uluslararası standartlarda uygulanmasına katkıda bulunmakla mükelleftir.

    Buradan hareketle RTÜK’ün kendiyle çeliştiğini ve haber ve enformasyon akışını engelleyerek tüm yükümlülüklerinin tersini yaptığı söyleyebiliriz. Bu tutum asılsız haberlerin daha fazla yayılmasına olanak sağlamaktan başka bir sonuç üretemez.

    Dünya genelinde popülist liderlerin ve totaliter rejimlerin, mevcut bilgi kirliliğini yok etmekten ziyade bu kirliliği ürettiği ve yaydığı yönündeki değerlendirmelere katılır mısınız? Kitle iletişim araçlarının gücü düşünüldüğünde popülist liderlerin ve otoriter rejimlerin medyaya yönelik hamleleri ile bilgi kirliliğini yaymadaki işlevine ilişkin neler söylersiniz?

    Popülizm nedir? sorusunu kısaca yanıtlayarak başlamak gerekiyor konusu açıldığı her durumda. Popülizm faşizmden doğmuştur. Faşizmin yenilip, itibar kaybetmesiyle beraber demokratik içeriğe uyarlanarak yeniden düzenlenmiştir. Kısaca Nazilere bakmak popülist rejimleri anlamak için çok yararlı olacaktır. Naziler tüm muhaliflerin seslerini tümden kesmişlerdir. Medya her anlamda tek seslidir. ‘Halkın Aydınlatılması ve Propaganda’ bakanı olan Joseph Goebbels, Nazi partisine üye olmadan önce yazarlık ve banka memuriyeti gibi işler yaptı.

    NAZİ PROPAGANDA BAKANI: AMACIMIZ DOĞRULARI SÖYLEMEK DEĞİL, İNSANLARI ETKİLEMEK

    Goebbels’in propagandacılarına en önemli önerilerinden birisi şöyledir: “Herkesçe bilineni ısrarla tekrar et.”
    Nazilerin kitleleri kolayca etkilemesinin ve peşlerinden sürüklemesinin en büyük nedeni propagandalarının dilinin karmaşık değil en alt tabaka tarafından bile anlaşılabilecek kadar basit olmasıdır. Öte yandan gelişen teknoloji ile birlikte Bentham’ın hapishanesi bir bina olmaktan çıkıp bir sistem haline dönüşmüştür. Yönetenler her şeyi görmekte ve yönettiklerinin hiçbir şekilde kendilerine karşı gelmemesi için önceden hazırlıklarını yapmaktadır. Medya bu mantık çerçevesinde oluşturulmuştur.

    Goebbels’in çeşitli yerlerde yayınlanan sözleri arasında şunlar da vardır:

    – ‘Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanırlar.’
    – ‘Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün.’
    – ‘Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır.’
    – ‘Amacımız doğruları söylemek değil, insanları etkilemek.’
    – ‘Bana vicdansız bir medya temin et; sana bilinçsiz bir halk sunayım.’

    Goebbels’e atfedilen bu kısa ifadeler faşizmin anlayışını ve basitliğini gözler önüne sermektedir. İdeolojilerini gerçekleştirmek için halkı kandıran Nazi Partisi, düşünürleri düşman ilan etmiş, kitapları yakmış ve halkı akılsız bir fanatizme sürüklemiştir. Muhaliflerini toplama kamplarında yok eden bu anlayışa halkın çoğunluğu destek vermiştir.

    SAĞ POPÜLİST LİDERLERİN ÜLKELERİNİ KRİZE SÜRÜKLEDİKLERİNİ GÖRDÜK

    Günümüzde de faşizmin yeni hali sayılabilecek olan popülizm en alt kesimler arasında destek bulmaktadır ancak bazı politikacılar ve akademisyenler de popülist/otoriter liderlerin ekmeğine yağ sürecek açıklamalar yapmaktadır. Popülist liderler de medyayı tek sesli hale getirmeye çalışmaktadır ve Goebbels örneğinde olduğu gibi “gerçek” ve “doğru” haber gibi bir dertleri yoktur.

    Sonuç olarak Neoliberal kapitalist sistemin dünya çapında çevresel bir felakete neden olduğu ve iklimleri de etkileyen bu sistemin insanlığı felakete götürdüğü gerçeği de kendini net bir şekilde gösterdi. Pandemi ile ilgili süreçte de sağ popülist liderlerin halkın sağlığını önemsemedikleri ve ülkelerini krize sürüklediklerini de net bir şekilde gördük. Son süreçte yine sadece Türkiye’de değil dünyanın çeşitli yerlerinde başlayan orman yangınları da iklim değişikliğinin sonuçlarından birisidir. Bu anlamda da habercilik yapılırken tüm bu art alan da dikkate alınmalıdır.

    Barış KOP/ PİRHA

  • Pervari’de yaylım ateşine tutulan göçmen kamyonu şoförünün ifadesine ulaşıldı

    Pervari’de yaylım ateşine tutulan göçmen kamyonu şoförünün ifadesine ulaşıldı

    PİRHA- Siirt’in Pervari ilçesinde kasasında 130 göçmenin olduğu kamyon yaylım ateşine tutuldu. 2 göçmen hayatını kaybetti, 12 göçmen yaralandı. PİRHA’ya konuşan HDP MYK üyesi ve Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü Veli Saçılık, kamyon şoförünün ifadesine avukatların ulaştığını, jandarma üniformalı kişilerin kamyona yaylım ateşi başlattığını söylediğini aktardı. 

    Siirt Pervari’de, Pakistan ve Afganistan vatandaşı 130 mülteciyi taşıyan bir kamyona “dur ihtarına uyulmaması ve karşı ateş açılması” iddiasıyla jandarmanın ateş açtığı belirtildi. Basına haberler “çatışma” olarak aktarıldı. Ancak bir çatışma olabilmesi için karşılıklı silahların ateşlenmesi gerekirdi.

    Konuyla ilgili HDP MYK üyesi ve Göçmen ve Mülteciler Komisyonu Eş Sözcüsü Veli Saçılık, PİRHA‘ya konuştu. Saçılık’ın aktardıklarına göre avukatlar kamyon şoförünün ifadesine ulaştı. Şoför ifadesinde, gece 01.00 civarı yolda sivil giyimli iki kişi gördüklerini onlar tarafından önce durdurulup daha sonrasında geçmelerine izin verildiğini aktarıp yolun devamında da üniformalı insanlar gördüklerini ve jandarma üniformalı kişilerin kamyona yaylım ateşi başlattığını belirtti.

    Saçılık, bu kişilerin korucu olduklarını belirterek, “Göçmenlerin kullandığı yol her vatandaşın da kullanabileceği bir köy yolu. O yola bakıp “tehlike” niteliği taşıyan bir yolculuk göremezler. Ayrıca yol düzensiz göçmenlerin güzergahlarından biri. Bölgede yaşayan bir korucu orada göçmenlerin geçtiğini bilir” dedi.

    İfadeleri alınan korucuların söylemleri ise birbiriyle çelişkili. Koruculardan ilki kendilerine doğru ateş açıldığını iddia etti. Bir diğer korucu ise tek sefer kuru sıkı sesi duyduğunu söyledi.

    Geriye kalan Afgan göçmenler, Pervari’nin köylerinin birindeki karakolda tutuluyor. Saçılık, göçmenlerin iade edilmesinden endişe ettiklerini söyledi. Saçılık, “Çünkü iade durumu gerçekleşirse olaydan şikayetçi olmaları ve davanın takipçisi olmaları engellenir” dedi.

    ÇOK SAYIDA KADIN VE ÇOCUK ÖLÜMDEN KURTULDU

    Saçılık, kamyon ateşe tutulduktan sonra çok sayıdaki kadın ve çocuğun hızla kendilerini aracın dışına atmasıyla ölenlerin sayısının yükselmediğini vurguladı.

    MMC Ortadoğu Araştırma’sında, Afgan göçünün karışık doğasına rağmen çoğunluk şiddet (% 66) ve/veya ekonomik faktörler (% 64) nedeniyle Afganistan’dan ayrıldıkları belirtiliyor. Göç kararı alma sürecinde, özellikle zorla veya erken yaşta evlenmekten korkan kadınlar için ailevi nedenlerin etkili olduğu bildiriliyor. Ya kendi başlarına ya da diğer aile üyeleriyle birlikte kaçan kadın katılımcılar, genellikle kendilerinden büyük erkek aile üyeleri ve akrabaları tarafından uygulanan aile içi şiddet, cinsel istismar, sözlü ve fiziksel tehditler ve zorla evliliklere maruz kaldıkları kaydediliyor.

    Helin YILMAZ/ PİRHA

  • ‘Tarım işçilerinin çocukları Temmuz ayına “domates zamanı” diyor’

    ‘Tarım işçilerinin çocukları Temmuz ayına “domates zamanı” diyor’

    PİRHA-HDP Mersin Milletvekili ve Tarım Komisyonu Sözcüsü Dr. Rıdvan Turan, tarım işçisi ailelerin çocuklarının çalışmak için gittikleri bölgelerde yaşadıklarına dikkat çekip, “Temmuz ayını bilmeyen çocuklar bu ayı “domates zamanı” olarak bilmektedir” dedi.Turan, çocuklarda meydana gelebilecek olumsuz psikolojik ve entelektüel sonuçları önlemek ve pedagojik gelişimlerinin sağlanması amacıyla bir meclis araştırması açılmasını istedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekili ve Tarım Komisyonu Sözcüsü Dr. Rıdvan Turan, mülteci ve göçmen mevsimlik tarım işçisi ailelerin çocuklarının çalışmak için gittikleri bölgelerde ana dillerini konuşmaları sebebiyle karşılaştıkları sorunları meclis gündemine taşıdı. Turan, konuyla ilgili TBMM Başkanlığına bir araştırma önergesi verdi.

    Dr. Rıdvan Turan, araştırma önergesinde mevsimlik tarım işçisi çocukların, kendilerini ana dillerinde ifade edemediğinde özgüvenlerini ve özsaygılarını yitirdiğini belirterek, çocuk işçilerin göç ettikleri bölgelerde ana dillerinde eğitim almaları, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimlerinin sağlanması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını talep etti.

    “ÇOCUKLAR AYRIMCILIĞA MARUZ KALMAKTADIR”

    Turan’ın önergesinde şu ifadeler yer aldı:

    “2016’da yapılan ‘Tarım İşçisi Ailelerin Çocuklarının Okul Sürecinde Deneyimledikleri Sorunların Anadil Bağlamında Ele Alınması’ konulu çalışmada mevsimlik tarım işçisi çocukların annelerinin %5,4-%16,1’inin babalarının ise %1’inin hiç Türkçe bilmedikleri, evde %72,9’u Arapça, %27,1’i Kürtçe konuşmaktadır. Mevsimlik tarım işçisi ailelerin evde de ağırlıklı olarak Arapça ya da Kürtçe konuştukları belirtilmektedir. Dolayısıyla çocukların ve gençlerin de Türkçe’ ye hâkimiyetleri düşük; Türkçe’yi kullanma becerileri de kısıtlıdır.

    Çocuklar okul çevresinde giysi, okul materyalleri, kişisel bakım vb. yoksunlukları sebebiyle dışlanarak ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Bunlardan biri de kimlikleri özelinde anadillerini kullanamamaları sebebiyle çocukların eğitim hayatında önemli bir kısıtlama olarak göze çarpmaktadır. Çocukların, duygusal ve bilişsel gelişimi, ana dillerinin ve kimliklerinin değersizleştiği bir ortamda sekteye uğramaktadır. Bu durum çocukların pedagojik gelişimini, özgüvenlerini ve özsaygılarını olumsuz etkilemektedir. Öğrenciler, kendi anadillerini kullanamadıkları bir okul ortamında kendilerini ifade edememekte, okuldan faydalanamamaktadır. Çocuklar anlamadıkları bir dilde performans göstermekte zorlanmakta, bu durum da travmatik bir yaşantıya sebep olarak çocukların kendilerini güvende hissetmedikleri ve ruh sağlıklarını bozabilecek durumları ortaya koymaktadır.”

    “TARIM İŞÇİSİ ÇOCUKLAR GÖÇ ETTİKLERİ BÖLGEDEKİ HALKLA İLETİŞİM KURAMIYOR”

    Çocukların, ana dil bağlamında tüm bilişsel alanlarda kendilerini yetersiz ve eksik hissettiğinin ifade edildiğini vurgulayan Turan, şunları kaydetti:

    “Yapılan çalışmalar, ilköğretim dördüncü veya beşinci sınıfa giden öğrencilerin henüz ayların adlarını veya mevsimleri sıralayamadıklarını ancak aynı öğrencilerin üretilen tarım ürünlerine veya iş sırasına göre bir ay sıralaması yapabilmekte olduğunu göstermiştir. Örneğin, temmuz ayını bilmeyen çocuklar bu ayı “domates zamanı” olarak bilmektedir. Mevsimlik tarım işçisi çocukların sosyalizasyonunun gerçekleştiği ve duygusal dünyasının biçimlendiği ana dilinde eğitim sunmak suretiyle, aile ve yakın çevre dili ile okul dili arasındaki kopukluktan meydana gelebilecek olumsuz psikolojik ve entelektüel sonuçları önlemek ve pedagojik gelişimlerinin sağlanması amacıyla bir meclis araştırması açılması elzemdir.”

    PİRHA / ANKARA 

  • Fırat: Halklar için barış gülbengleri söylemeye devam edeceğiz

    Fırat: Halklar için barış gülbengleri söylemeye devam edeceğiz

    PİRHA – Alevi Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Celal Fırat, Suriye’de yaşanan çatışmalarla ilgili barış çağrısı yapıp, dostluk ve müzakerenin hakim kılınmasını istedi. Fırat, dünya halklarının hakları için barış gülbengleri söylemeye, mücadele etmeye devam edeceklerini kaydetti. 

    Türkiye hükümeti ve Suriye arasındaki gerginlikler ve İdlib’deki çatışmalar devam ediyor. ADFE Genel Başkanı, İmam Rıza Ocağı pirlerinden Celal Fırat ” Emperyalizme hizmet eden zihniyetin bugün sonuçlarını anneler çekiyor. Evlatlarını, babalarını, kardeşlerini kaybeden insanların acısıyla beslenen bu emperyalizme karşı birlik ve beraberlik hakim olmalıdır” dedi.

    “MÜSLÜMAN DENİLİNCE AKLA SAVAŞ GELİYOR”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) ve Garip Dede Cemevi Başkanı Pir Celal Fırat, bu savaş ortamında da emperyalist devletlerin her türlü baskısına karşı dirençli olunması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti:

    “Müslüman mülteciler, Müslüman göçmenler ülkelerinin rejimine müdahale eden emperyalizm savaşından  ya da din baskısından kaçarak Avrupa’ya gitmek için ölümü göze alıyor. Müslüman denilince silah, petrol ve ölüm; diğer dinler denilince barış, huzur ve ekonomik refah insanın aklına geliyorsa oturup bir daha düşünmek lazım. Biz Aleviler, sonu kestirilemeyen bu savaşların artık bitmesini istiyoruz. İnsanların tehdit unsuru olarak sınırlarda ölmesine karşıyız, her ülkenin  kendi siyasi, ekonomik sorununu kendi sınırları içinde çözmesinden yanayız. Yani kısacası, insan olmayı, insan gibi yaşamayı inancımızın gereği görüyoruz.”

    “NEDEN MÜSLÜMANLAR BU ACIYI YAŞIYOR?”

    İnsanlık onurunu inciten görüntülerin Müslüman toplumlardan geldiğini belirten Pir Celal Fırat, “Müslüman dünyası ile Batı veya Doğu Asya ülkeleri arasında, barış, kardeşlik ve hoşgörü  üretkenliği konusunda koca bir boşluk var. Müslümanlar teknoloji üretmiyor, üretse bile bunu tehdit mekanizmasına sokarak yine kendi gibi Müslüman olan bir ülke için planlıyor. Din adına bilimsel faaliyeti yasaklıyor, fikir üretmiyor, özgürlüğü yasaklıyor, aslında uğrunda savaştığı dini samimi bulmuyor” dedi.

    Celal Fırat “Tüm dünya halklarının hakları için hep birlikte barış gülbengleri söylemeye, mücadele etmeye devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

     

     

     

  • Sınır bölgesinde haber takibi yapan muhabirler gözaltına alındı

    Sınır bölgesinde haber takibi yapan muhabirler gözaltına alındı

    Mezopotamya Ajansı muhabirleri İdris Sayılgan ve Naci Kaya haber takibi için gittikleri Edirne’de gözaltına alındı.

    Mezopotamya Ajansı (MA) muhabirleri İdris Sayılgan ve Naci Kaya mültecilerin sınırı geçişlerini takip etmek için gittikleri Edirne’de gözaltına alındı.

    Edirne’ye bağlı Pazarkule ilçesinde çekim yaptıkları sırada gözaltına alınan Sayılgan ve Kaya, Edirne Merkez Jandarma Komutanlığı’na götürüldü.

    Saat 15.00’dan beri gözaltında tutulan Sayılgan ve Kaya’nın gözaltı gerekçesi ise “Yasaklı bölgede çekim yapmak” olduğu ifade edildi.

    Sayılgan ve Kaya’nın dışında başka gazetecilerin de gözaltında olduğu belirtildi.

  • Binlerce göçmen Türkiye-Yunanistan sınırında: ‘Açız, su yok; bize yardım edin!’-VİDEO

    Binlerce göçmen Türkiye-Yunanistan sınırında: ‘Açız, su yok; bize yardım edin!’-VİDEO

    Türkiye – Yunanistan sınırında binlerce göçmenin bekleyişi sürüyor. Göçmenler, “Açız, yemek ve su yok, küçük çocuklar var, hasta. Sürekli gaz atıyorlar, lütfen bize yardım edin” diyerek yetkililere çağrı yaptılar. 

    Türkiye’nin sınır kapıları denetimini kaldırdığını duyurması üzerine göçmenler akın akın sınıra gidiyor.

    Suriye’nin kuzeyinde yaşanan son gelişmelerin ardından uluslararası haber ajansları ve Türkiye’deki medya organlarının sınır kapılarının açılacağını duyurmasıyla birlikte yüzlerce göçmen Türkiye ile Yunanistan arasındaki Pazarkule Sınır Kapısı’na geldi.

    BEKLEYİŞ SÜRÜYOR

    Sınırın açık olan Türkiye tarafını geçen göçmenler Kastanyes Sınır Kapısı’nın önündeki tampon bölgede bekleyişini sürdürüyor.

    Dün Pazarkule’ye giden ve geceyi dışarıda geçiren göçmenler çevreden topladıkları dalları yakarak ısındı.

    SES VE GAZ BOMBASI KULLANILIYOR

    Göçmenlerin sınıra yığılmasının ardından sınır kapısını kapatan Yunanistan bir otobüsle göçmenlere karşı bariyer oluşturdu.

    Yunan görevliler göçmenleri dağıtmak için zaman zaman ses ve gaz bombaları kullandı.

    Yunanistan Başbakanı ise, “Ülkeye yasa dışı girişlere izin verilmeyecek, sınır güvenliğimizi artırıyoruz” açıklaması yaptı.

    YARDIM ÇAĞRISI 

    Karşı Mahalle’den Sakine Yıldıran’ın haberine göre yemek, tuvalet, sağlık ve güvenlik tedbirleri bulunmayan alanda,  göçmenler geceyi soğuk havaya rağmen dışarıda geçiriyor.

    Göçmenler, “Açız, yemek ve su yok, küçük çocuklar var, hasta, sürekli gaz atıyorlar, lütfen bize yardım edin” diyerek yetkililere çağrı yaptılar.

    Öte yandan İçişleri Bakanlığı, akşam saatlerinde 36 bin 776 göçmenin sınır dışına çıktığını bildirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İdlib’deki trajediden mülteciler değil iktidar sorumludur’

    ‘İdlib’deki trajediden mülteciler değil iktidar sorumludur’

    PİRHA – HDP Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açmasına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır” denildi. 

    Halkların Demokratik Partisi Göçmen ve Mülteciler Komisyonu adına Gülsüm Ağaoğlu, hükümetin göçmen ve mültecilere sınır kapılarını açması kararına ilişkin açıklama yaptı.

    “AKP, MÜLTECİLERİ POLİTİK ARAÇ HALİNE DÖNÜŞTÜRDÜĞÜNÜ BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”

    Açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

    “27 Şubat akşamı İdlib’de yaşanan kayıplar sonrasında iktidar yine mülteci kozuna sarıldı. Sıkıştığı her durumda pazarlık konusu yaptığı mültecileri, yaşanan bu ağır yıkım sonrası artık sınırları içinde tutamayacağını ve sınır kapılarını açacağını söyleyen AKP, mültecileri politik bir araç haline dönüştürdüğünü ve bir silah gibi kullandığını bir kez daha göstermiş oldu.

    AKP’nin bu tutumu sonucunda İstanbul’un çeşitli bölgelerinde özellikle karayolu ile mülteciler sınır kapılarına taşındı ve insan ticareti yapan aracılar devreye girdi. Mülteciler gerek kara gerekse deniz yolu ile son derece sağlıksız ve tehlikeli koşullarda Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yönelmeye başladı.

    “ÖLÜMLERDEN VE TRAJEDİLERDEN İKTİDAR SORUMLU OLACAKTIR”

    Yunanistan ve Bulgaristan’ın da sınırlarda yoğunlaştırdığı önlemler nedeniyle çoğu Suriyeli ve Afganistanlı olan mülteciler kış koşullarında sınırlar arasına hapsedilmiş, bir kısım mülteci de şişme botlarla tehlikeli olmasına rağmen deniz yolunu kullanmaya yönlendirilmiştir.

    AKP kendi günahlarının neticesinde İdlib’de yaşanmış olan trajedinin hıncını mültecilerden çıkarmaya kalkmakta ve bu anlamıyla da yeni bir suç işlemektedir. AKP mültecilere karşı uyguladığı bu suçtan vazgeçmeli, Ege’de olabilecek mülteci ölümlerine karşı önlem almalı ve siyasi sorumluluğunu yerine getirmelidir.

    AB’ye yönelik şantaj ve tehdit aracı haline getirilen mültecilerin bu tehlikeli yolculuğunda meydana gelecek olası ölümlerden ve trajedilerden bu iktidar sorumlu olacaktır. AKP iktidarını, mültecilere karşı siyasi ve insani sorumluluklarını yerine getirmeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)