Etiket: göçmenler

  • ‘Göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz’ – VİDEO

    ‘Göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz’ – VİDEO

    PİRHA – Göçmen düşmanı saldırılara karşı Şişhane Meydanı’nda açıklama yapan 34 emek, meslek ve demokratik kitle örgütü, pogromların, nefret saldırılarının ve ırkçı politikaların karşısında durarak göçmenlerle dayanışmaya devam edeceklerini vurguladı.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesinin çağrısıyla Şişhane Meydanına bir araya gelen 34 emek, meslek ve demokratik kitle örgütü, Kayseri’de Suriyeli mültecilere karşı yapılan ırkçı saldırıları protesto etti. Yüzlerce kişinin katıldığı eylemde, “Irkçılığa ve göçmenleri hedef gösteren saldırılara karşı dayanışmayı yükseltiyoruz” pankartı açılırken, sık sık, “Yaşasın hakların kardeşliği”, “İstismarın faili göçmen değil erkektir”, “Irkçılık öldürür dayanışma yaşatır” sloganları atıldı.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, okudu.

    Kayseri’de 3 gün önce bir çocuğun Suriyeli bir erkek tarafından cinsel istismara maruz bırakılması haberi üzerine kışkırtılan grupların Suriyelilerin yaşadığı mahallelere saldırıp, araçları ve evleri yakmaları, işyerlerini talan etmeleri ile başlayan olayların, istismar olayının ötesinde açık bir göçmen düşmanlığı saikiyle ve göçmenlerin can güvenliklerini tehdit eder boyutta yayılarak devam ettiğini ifade eden Yoleri, dün Antalya’da Ahmet Handan El Naif isimli göçmen çocuğun sokakta yürürken önünün kesildiğini ve bıçaklanarak öldürüldüğünü kaydetti. Yoleri, açıklamanın devamında şunlara yer verdi:

    “NEFRET SALDIRILARI GÖÇMEN DÜŞMANI POLİTİKALARDAN BESLENENLERİ GÜÇLENDİRİYOR”

    “Biz, çocuk istismarı ve erkek şiddetini önleme ve cezalandırma yükümlülüğünün kamu kurumlarında olduğunu ve bu olaylar bahane edilerek örgütlenen nefret saldırılarının göçmen düşmanı politikalardan beslenenleri güçlendirdiğini biliyoruz. Biz, bu topraklarda göçmen olarak yaşamak zorunda kalanların emperyalizmin kışkırttığı bölgesel paylaşım savaşlarının sonuçlarını yaşadıklarının, AB ülkelerinin iltica hakkını tanımayarak AKP-MHP iktidarının inşa ettiği baskıcı rejime su taşıdığının, seçim kampanyalarında Suriyelileri “sorun” olarak tanımlayıp ülkelerine göndermekten bahsedenlerin bu göçmen düşmanı düzeneği sürdürdüğünün farkındayız.

    “GÖÇMENLERLE DAYANIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    Göçmen işçilerin insanlık dışı koşullarda yaşamalarının ve çalışmalarının nedeninin ise sermayenin kâr hırsı olduğunu, tıpkı erkek şiddetinin ırkı, dini, milliyeti olmadığını bildiğimiz gibi biliyoruz. Biliyoruz ki ne düşük ücretlerin ne yüksek kiraların, ne enflasyonun nedeni göçmenler değil, ülkeyi yönetenlerin politikalarıdır. Göçmenlere karşı saldırganlığa ve ırkçılığa temel sağlayan da yine hükümetin mülteci haklarını tanımayan yaklaşımıdır. Olası bir katliam, bir pogrom olasılığı da gözetilerek acilen göçmen karşıtı saldırıların durdurulması için etkin önlemlerin alınmasını, saldırganların cezalandırılması için adli sürecin aciliyetle işletilmesini istiyoruz. Pogromların, nefret saldırılarının ve ırkçı politikaların karşısında durarak göçmenlerle dayanışmaya devam edeceğiz.”

    İMZACI KURUMLAR

    Antikapitalistler, Birlikte Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD), İstanbul Şubesi, DEM Parti Göç ve Mülteciler Komisyonu, DSİP, Eko Anarşistler, Ekoloji Birliği, Emek ve Adalet Platformu, Enternasyonal Dayanışma, Göç Araştırmaları Derneği, Göç İzleme Derneği, Göçmen Sendikası Girişimi, Halkların Köprüsü Derneği, Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Platformu, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De,  İşçi Demokrasi Partisi, İşçi Emekçi Birliği, İklim Adaleti Koalisyonu, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İstanbul Geri Dönüşüme Katkı Derneği, İzmir Mülteci Dayanışma Platformu, İzmir Müzisyenler Derneği, İzmir Yeşil Gelecek Derneği, Jineps Gazetesi,  Kadın Dayanışması Marksist.org, Mülteci Medyası, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, Sınırsız Dayanışma, Validebağ Direnişi, Validebağ Savunması, Yaşamak Sosyal Alan ve Dayanışma Derneği, Yeşil Sol Parti Mültecilerle Dayanışma Çalışma Grubu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kılıçkaya ırkçılığa dikkat çekti: Örgütlü mücadelenin hayati olduğunu biliyoruz

    Kılıçkaya ırkçılığa dikkat çekti: Örgütlü mücadelenin hayati olduğunu biliyoruz

    PİRHA- Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, en büyük suçun ırkçılık olduğunu belirterek, “Avrupa’da tarih tekerrür mü ediyor?” sorusunu sordu. Kılıçkaya, Almanya’da milyonlarca insanın sokağa çıkarak ‘bir daha asla’ dediğini hatırlattı ve “Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi” dedi.

    Avrupa’da yükselen ırkçılık dalgasının artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırdığını belirten Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya, son donemde göçmenlerin onurunun fütursuzca çiğnenmeye gidildiğine vurgu yaptı.

    Kılıçkaya, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Alevilerin ortak gelecek ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğini sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösterdiğini ifade etti.

    GÖÇMENLERE YÖNELİK IRKÇILIK VE AŞIRI SAĞ PARTİLER

    Alevilerin Sesi Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Kılıçkaya’nın yazısı şöyle:

    “Savaşların, yoksulluğun, gericiliğin ve toplumsal tahribatların arttığı bir süreçte, barışı, özgürlüğü, eşitliği ve farklı kültürlerin bir arada, eşit koşullarda, eşit haklarla yaşaması için çabaladığımız bir dönemde, Avrupa ülkelerinde aşırı sağ partilerin önemli derecede güç kazandığı su götürmez bir gerçektir. Bulunduğu toplum nazarında yükselişe geçmiş, farklı yöntemlerle örgütlenmiş, yayılmış ve ana akımlaşmıştır. Birçok ana akım parti politik çizgilerinden tavizler vererek, hatta vaz geçerek, güçlenen aşırı sağ partiler karşısında daha fazla seçmen kaybı yaşamamak amacıyla bu partilerin özellikle göçmenler konusundaki propagandalarını çalmıştır. Böylece, göçmenlere yönelik ırkçı propaganda Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda, İngiltere, İspanya ve İtalya’daki aşırı sağ partilere meşruiyet kazandırmıştır.

    Bu durumda, hepimiz şunu açıkça görüyoruz ki; artık ne Almanya Willy Brandt dönemi Almanya’sı, ne İsveç Olof Palme dönemi İsveç’i ne de Fransa Fransua Mitterrand dönemi Fransa’sıdır. Bu haliyle Avrupa, doğmaya karşı aklın, dinsel tutuculuğa karşı laikliğin, köleliğe karşı eşitliğin, insan haklarının, hayvan haklarının, çocuk haklarının, erkek-kadın eşitliğinin, doğa korumacılığın, çevreciliğin, toplumsalcılığın, kişisel özgürlükçülüğün Batı’sı olmaktan hızla uzaklaşarak, yükselen popülist aşırı sağ partilerin adeta oy patlaması yasadığı bir kıta olmaya başlamıştır.

    “NAZİ DÖNEMİ SÖYLEMLERLE GÖÇMEN ONURUNA FÜTURSUZCA SALDIRIYORLAR”

    Dahası, Avrupa ülkelerindeki popülist aşırı sağ partilerin birbirleriyle işbirliği içerisinde hareket ettiklerine de tanık olmuşuzdur. Temel ortak özelliklerinden biri ülkelerinin AB’den ayrılmasını savunmak olan bu partiler, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) bir siyasi grup kurmayı da başarmıştır.

    Avrupa vatandaşlarının geleneksel ortak değerleri artık paylaşmadıklarını, sert kültür savaşlarına yöneldiklerini görerek, Avrupa’da güçlerini arttırmaya başlayan aşırı sağcı partileri ortaya çıkaran ve onların oy kazanmalarına neden olan faktörleri incelemek ve bu partileri klasik faşist partilerden ayıran yönlerini araştırmak zorundayız.

    Zira, artık korkusuz, kompleksiz bir şekilde Nazi dönemi söylem ve eylemlerle demokrasinin evrensel değerlerine saldırıyor, göçmenlerin onurunu fütursuzca çiğniyorlar. Bundan dolayı, mevcut siyasi konjektürün en mağdur toplumsal katmanlarından sadece biri olan Aleviler olarak, ortak geleceğimiz ve hakikati savunmak adına, demokratik-laik bir sistemde, amasız-fakatsız eşit vatandaşlar olarak yaşamak istediğimizi sokağa çıkarak, yüksek telden dillendirerek gösteriyoruz. Örgütlü bir mücadelenin ne kadar hayati olduğunu biliyoruz.

    “MEYDANLAR YÜZLEŞMEYE, VİCADANA ÇAĞIRIYOR HERKESİ”

    Batı’nın siyasal örgütleri, kurumları, partileri, sendikaları, ülke içi haksızlıklara karşı ses ve eylem yükseltme becerilerini henüz yitirmemiş olduğunu bir fiil yaşayarak görüyoruz.

    Almanya genelinde milyonlarca insanın sokağa çıkması, «Nie wieder 1933» (Bir daha asla : 1933) diye haykırması, geleceğe dair çok umutlu. Artık kaybedecek şeylerin sınırına gelmiş ve güzel yaşamak isteyen bir kalabalığın varlığını görmek, bu onurlu direnişi yüreğimizin derinliklerinde hissediyor, dayanışmanın öneminden doğan bu umut ışığını heyecan verici buluyoruz. Çünkü, meydanlar vicdana, yüzleşmelere, sorgulamalara çağırıyor herkesi.

    Artık, insanın insanlaşması doğrultusunda verdiğimiz savaşım milyonların ortak sesidir. Bundan dolayı, bu ırkçı zihniyet karşısında milim geri durmayız.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Aşırı sağcıların sınır dışı etme planlarına AABK Eşit Başkanı Mat’tan tepki: Faşizmin ayak sesleri

    Aşırı sağcıların sınır dışı etme planlarına AABK Eşit Başkanı Mat’tan tepki: Faşizmin ayak sesleri

    Almanya’nın Potsdam kentinde, Alternatif für Deutschland (AfD) partisi üyelerinin de katıldığı ve milyonlarca göçmenin sınır dışı edilmesi planlarının tartışıldığı iddia edilen gizli toplantıya yönelik tepkiler giderek artıyor. Correctiv adlı medya kuruluşunun iddiasına göre, toplantıda AfD’li siyasetçiler, Avusturyalı eski “Kimlikçiler” Sözcüsü Martin Sellner ve diğer aşırı sağcılar, milyonlarca göçmenin ve göçmen kökenli Alman vatandaşının Almanya’dan sınır dışı edilmesi planlarını tartıştı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, bu girişimleri “Faşizmin ayak sesleri” olarak nitelendirerek, Almanya ve Avrupa’da aşırı sağcıların planlarının skandal niteliğinde olduğunu belirtti.

    Almanya’da aşırı sağcıların milyonlarca yabancı ve yabancı kökenli Alman vatandaşının kitlesel sınır dışı edilmesi planlarının yaptığını iddia etmesinin bile başlı başına büyük bir skandal olduğunu kaydeden Mat, “Başta Almanya olmak üzere Avrupa’nın geldiği noktayı maalesef gösteriyor” ifadelerini kullandı.

    “DEMOKRASİ VE İNSANLIK PAYDASINDA BULUŞMALMA TARİHSEL SORUMLULUK”

    Mat şunları söyledi:

    “Nazi faşizminin yaptığı soykırımın taşları da bu gibi gizli toplantılarda dizildi ve planlandı. Yaşanan Mölln, Solingen, Hanau gibi katliamlar tehlike zilinin sesleri niteliğindeydi zaten. Dünyanın genelinde yaşanan savaşlar ve ortaya çıkan göç ile birlikte ekonomik ve siyasi darboğazın yarattığı güvenlik tehdidini fırsata dönüştürmek isteyen nazi faşistlerinin yıllardır gizledikleri duygu ve hedeflerinin ifşa olması niteliğindedir yaşananlar. Yıllardır varolan göç ve uyum sorununu çözmekten uzak sadece seçim malzemesi yapan siyaset kurumunun da bu gelişmelerde sorumluluğu büyüktür. Bu gelişmeler karışsında devlet ve iktidar tarafından alınması gereken tedbirleri alınmazsa yeni Solingen katliamlarının yaşanması an meselesidir. Bu konuda göçmen kurumlarının da birlikte ciddi alternatif işbirliklerini geliştirmeleri kaçınılmazdır.

    Almanya devleti bu iddiayı açıklığa kovuşturmalı ve gerekeni yapmalıdır. Aksi takdirde demokrasinin beşiği denilen ve büyük acıların yaşandığı Avrupa coğrafyasında 100 yıl geriye dönüş olur ve sadece yabancılar, göçmenler, sığınmacılar ne denilirse denilsin değil, Avrupa halkları da aynı acıları yeniden yaşamak durumunda kalırlar. Faşizme karşı tüm halkların demokrasi ve insanlık paydasında buluşması kaçınılmaz tarihsel bir sorumluluktur.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Türkiye’de göç meselesi köşe yazılarına nasıl yansıdı?

    Türkiye’de göç meselesi köşe yazılarına nasıl yansıdı?

    PİRHA- Türkiye’nin temel gündemlerinden biri olan göç meselesine dair çok sayıda köşe yazısı var. Bu köşe yazılarının en çok okunanlarını Dr. Sarphan Uzunoğlu derleyip değerlendirdi. Newslab Turkey için hazırlanan araştırmada; mültecilerin ve göçmenlerin köşe yazarlarınca nasıl tanımlandığı, cinsiyet faktörüne ilişkin özel vurguların olup olmadığı, mültecilerin demografik profilinin köşe yazarlarınca nasıl tanımlandığı, en çok hangi gruplardan mültecilerin ve göçmenlerin yazılara konu olduğu ya da motivasyonları gibi çok sayıda farklı soru üzerinde duruldu.

    Dr. Sarphan Uzunoğlu, son dönemde yükselen göçmen karşıtlığının köşe yazılarına nasıl yansıdığını Newslab Turkey için hazırladı. Göçmenlerin nasıl tanımlandığından başlayarak birçok kategori ile yazıları değerlendirdi. Uzunoğlu, değerlendirmelerde öne çıkanları şu şekilde sıraladı:

    Köşe yazarları göçmen, sığınmacı, mülteci gibi farklı kavramlar kullanmaktadır. Kavramlar konusunda bir kafa karışıklığı olduğu yahut Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin mülteci tanımına ilişkin pozisyonuna dayanan siyasi tercihlerde bulunulduğu görülmektedir.

    Söz konusu göç olduğunda, aynı gazetede çok farklı seslerin çıktığını görmek mümkün olmamaktadır. Köşe yazarları çoğunlukla gazetelerindeki diğer yazarlarla benzer duruşlar gösteriyor.

    Korkusuz, Sözcü, Türkgün, Habertürk, Ortadoğu gazetelerinde mültecilere yönelik negatif söyleme sahip köşe yazılarının yayınlandığı görülüyor.

    Mültecilere ve göçmenlere yönelik negatif söylemle devletin göç politikalarına ilişkin söylem arasında stabil bir bağdan söz etmek güç.

    İncelenen 50 köşe yazısından 21’inde mültecilere ve göçmenlere yönelik negatif bir söylem kullanılırken, 17’sinde ise pozitif bir ton hakim. Geri kalan 12 yazıda ise nötr bir ton kullanılmış.

    CHP’NİN SÖYLEMLERİ KÖŞE YAZILARINDA DA GÜNDEM OLDU

    Hükümete yakın medyada özellikle Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı’nın “Suriyelileri ülkelerine geri göndereceğiz” söylemine tepki olarak mültecilerle göçmenleri ve devlet politikalarını savunan yazılara yer verilmiş.

    Sol tandanslı medyada mültecilerle sınıf kardeşliği üzerinden bağ kurulmuş. Mültecilere ve göçmenlere yönelik politik doğrucu bir dil kullanılarak hakları savunulmuş. Devlet politikaları ile göçmen ve mülteci karşıtı söylemse ağır bir dille eleştirilmiş.

    Mülteci ve göçmen tartışması çoğunlukla göçen kişilerin yasal statüleri, yaşam standartları gibi sorunlardan ziyade ulusal siyaset ekseninde alınan konumlara göre ya da negatif bir şekilde bir güvenlik ve ekonomi problemi olarak ele alınmış.

    CİNSİYETÇİ DİL MAKALELERDE DE ETKİSİNİ GÖSTERDİ

    Mülteci ve göçmenlerin cinsiyetine yönelik sosyal ağlardaki yoğun vurguya, analiz edilen 50 makaleden yalnızca 8’inde rastlanmıştır. Yazarlar “erkek”, “adam”, “kadınlarını geride bırakan” gibi bazı ifadeler kullandı.

    Mülteciler ve göçmenler bazı köşe yazarlarınca hayat tarzına tehdit olmakla ya da taciz, tecavüz, uyuşturucu ticareti, gasp gibi suçlara yatkın olmakla itham ediliyor; fakat bu eğilime incelenen köşe yazılarının azınlığında rastlanılıyor.

    Devletin sorumluluğuna yönelik negatif söylem iktidara yakın olmayan gazetelerde daha yoğunken, iktidara yakın gazetelerde pozitif ya da nötr diyebileceğimiz bir yaklaşım söz konusu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Libya açıklarında göçmen gemisi battı: 60 ölü

    Libya açıklarında göçmen gemisi battı: 60 ölü

    Libya açıklarında göçmenleri taşıyan bir geminin batması sonucu 60 dolayında göçmen deniz sularında kayboldu.

    Zor durumdaki göçmenlerden gelen çağrıları kabul eden Alarm Phone isimli sivil toplum örgütü, Libya açıklarında geminin motorunda yangın çıkması ardından 60 dolayında göçmenin sulara kapılarak kaybolduğunu duyurdu.

    Olayın 14-18 Mart gecesi yaşandığı bilgisi verildi. Gemide 100’ü aşkın kişinin bulunduğu belirtildi. Hayatta kalanların verdiği bilgilere göre gemide Sudanlı, Senegalli, Suriyeli, Pakistanlı, Faslı ve Mısırlı göçmenler bulunuyordu. 45 dolayında kişinin Libyalı balıkçılar tarafından kurtarıldığı belirtildi.

    Afrika’dan Avrupa’ya ulaşmaya çalışan göçmenler çoğunlukla Tunus ve Libya’dan hareket ediyor. En yakın kıyılar İtalyan kıyıları olduğu için göçmenler İtalya üzeri Avrupa’nın diğer ülkelerine ulaşmaya çalışıyor.

    Uluslararası Göç Örgütü’ne göre 2020 yılında Akdeniz’de 1.200’ü aşkın göçmen hayatını kaybetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘İslamcı silahlı örgütlerden istisnai haktan yararlanan kimse var mı?

    ‘İslamcı silahlı örgütlerden istisnai haktan yararlanan kimse var mı?

    PİRHA-HDP’li Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ‘Suriye sınırları içerisinde radikal İslamcı silahlı örgütler çatısı altında savaşmış kişiler arasından da istisnai haktan bu şekilde yararlanan kimseler var mıdır? diye sordu.        

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Suriyelilere verilen İstisnai vatandaşlık statüsünü sordu.

    Son zamanlarda kamuoyunda yürütülen tartışmalarda, Suriye’de yaşanan iç savaştan ötürü Türkiye’ye göç eden Suriyelilere ilişkin çok sayıda konuda spekülatif iddialar ileri sürüldüğünü belirten Kenanoğlu, tartışmaların spekülatif düzeyde seyretmesinin sebebinin kamuoyunun Türkiye sınırları içerisinde yaşayan Suriyelilere ilişkin doğru bilgilere erişiminin olmamasından kaynaklandığını vurguladı.

    Kenanoğlu, üzerine spekülatif tartışmaların yürütüldüğü başlıca konulardan bir tanesinin de istisnai vatandaş olduğunu belirterek, İstisnai vatandaşlık meselesinin 1986 yılında dünya halter şampiyonu olan Naim Süleymanoğlu’na tanınmasıyla bilinmekte olduğunu hatırlattı.

    Kenanoğlu, “Geçici koruma statüsüne sahip bulunan yaklaşık 4 milyon Suriyeli arasından istisnai vatandaşlık elde edebilmenin yolu teknolojik, bilimsel, ekonomik, sosyal, sportif, kültürel ve sanatsal alanlarda olağanüstü hizmet sahibi olmak ve/veya olacak olmasıyla birlikte Türkiye’ye sanayi tesisleri getirilmesini ön gerektirmektedir” dedi.

    “İSTİSNAİ VATANDAŞLIK HAKKI HUKUK DIŞI BİR ŞEKİLDE İŞLETİLDİ”

    İddialara göre, istisnai vatandaşlık hakkı, bakanlıkça açıklanan ön-başvuru sürecine/hukuki prosedürlerine riayet edilmeden hukuk dışı bir şekilde işletildiğini kaydeden Kenanoğlu, bu hakkı elde eden kişilere, herhangi bir başvuruda bulunmamış olmalarına rağmen bakanlık tarafından kendileriyle irtibat kurularak geçici koruma statüsünden istisnai vatandaşlığa terfi ettirildiklerinin bildirilmekte olduğunu ifade etti.

    Bu bağlamda Kenanoğlu, bakan Soylu’ya şu soruları yöneltti:

    1) İstisnai vatandaşlık statüsü verilen Suriyeli sayısı kaçtır? Bu kişilere hangi hizmetleri karşılığında vatandaşlık verilmiştir?

    2) İstisnai vatandaşlık elde eden kişilerin aileleri de bu haktan yararlanmakta mıdır?

    3) İstisnai vatandaşlık hakkı elde etme sürecinin ön-başvuru sürecine riayet edilmeden siyasal saiklerle işletildiği yönündeki iddialar doğru mudur? Eğer doğruysa;  İstisnai vatandaşlık elde eden kişilerin kaçı ön-başvurucu sürecini geçerek bu hakkı elde etmişlerdir? Ön-başvuru sürecinin bu kişiler nezdinde işletilmemesinin gerekçesi nedir? Bu kişilere ne tür hizmetleri karşılığında istisnai vatandaşlık hakkı tanınmıştır? Suriye sınırları içerisinde radikal İslamcı silahlı örgütler çatısı altında savaşmış kişiler arasından da istisnai haktan bu şekilde yararlanan kimseler var mıdır? (HABER MERKEZİ)

  • Suriyeli tarım işçilerini taşıyan araç devrildi, iki mülteci yaşamını yitirdi

    Suriyeli tarım işçilerini taşıyan araç devrildi, iki mülteci yaşamını yitirdi

    Suriyeli tarım işçilerinin bulunduğu aracın devrilmesi sonucu en az iki kişi hayatını kaybetti, onlarca yaralı var.

    Kilis’in Elbeyli ilçesinden Antep’in Oğuzeli ilçesindeki tarım arazisine çalışmaya giden Suriyeli işçilerin içinde bulunduğu araç, sürücüsünün kontrolünden çıkarak devrildi.

    Sabah erken saatlerde yaşanan olayda ilk belirlemelere göre iki mülteci/göçmen işçi hayatını kaybetti, 20 kişi de yaralandı.

    Olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi.

    Yaralıların çeşitli hastanelere kaldırılarak, tedavi altına alındığı bildirildi.

    İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) hazırladığı raporlara göre 2019’un ilk altı ayında en az 840 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

    Yılın ilk yarısındaki iş cinayetlerinde çoğunluğu Suriyeli ve Afganistanlı olmak üzere 63 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti.

    İş cinayetlerinin en çok yaşandığı iş kolu ise tarımdı.

  • ‘AKP’nin seçimlerdeki yenilgisi Suriyelilerden soruluyor’-VİDEO

    ‘AKP’nin seçimlerdeki yenilgisi Suriyelilerden soruluyor’-VİDEO

    PİRHA-Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Kampanyası, bugün Taksim Hill Otel’de düzenlediği basın açıklamasıyla mültecilerin zorla geri gönderilmesinin durdurulmasını talep etti.

    Geçtiğimiz günlerde başta Suriyeliler olmak üzere İstanbul ve çeşitli şehirlerde bulunan mültecilerin sınır dışı edilmesi başlatılmıştı. İstanbul Valiliği geçici koruma statüsünde olan Suriyelilere 20 Ağustos’a kadar ‘kayıtlı oldukları şehre’ dönmeleri için süre vermişti.

    Kamuoyunda çeşitli tepkilere yol açan zorla sınır dışı etme uygulaması çeşitli kentlerde de protesto edildi.

    Bugün Hepimiz Göçmeniz, Irkçılığa Hayır Kampanyası tarafından Taksim Hill Otel’de sınır dışı etmelerle ilgili basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları katıldı.

    “SIĞINMACI OLMAK BASİT BİR ŞEY DEĞİL”

    Toplantıda ilk olarak söz alan avukat Gülden Sönmez, şunları belirtti.

    “Mart 2011’de başlayan Suriye savaşı içerisinde yaşayanlar olarak hepimizi insanlık suçları çerçevesinde derinden etkiledi. Özelde Suriyelilere yönelik başlayan ırkçılık ve nefret söylemi içeren kampanya tehlikeli boyutları barındırıyor. Savaştan, ölümden ve zulümden nefes almak, yaşayabilmek için ülkelerinden kaçtılar. Bir insanın evini, yurdunu, komşularını geride bırakarak başka bir ülkede yaşamak zorunda bırakılması yani sığınmacı olması çok basit bir şey değil. Tecavüzden, işkenceden, yargısız infazdan, bombardımandan, kimyasal silahlardan kaçarak geldiler buraya ve diğer ülkelere. Bir taraftan da görüyoruz ki aslında bu kaçış ve sığınmayla beraber sığındıkları ülkelerde göçmenler ciddi bir baskıyla karşı karşıyalar. Biz bir taraftan göçmenlere kucak açan bir ülke olarak gösterilirken son zamanlarda ırkçılığın her gün arttığına şahit oluyoruz. Bu basın toplantısının bir amacı da buna dikkat çekmek. Yeryüzünün hepimize yetecek kadar büyük olduğunu biliyoruz. İstanbul’un da bu potansiyeli kaldıracak kadar geniş olduğunu biliyoruz. Bu problem şimdi yaşanan bir problem değil Avrupa’da Amerika ülkelerinde karşılık bulan ve birbirini etkileyen genel bir politika. Bu da bizi daha fazla endişelendiriyor. Irkçılık insanlık suçudur. Yaşam hakkı söz konusuysa sınırlar konuşulmamalıdır. Ülkemize sığınanlar hangi dilden, dinden ırktan olursa olsun hepsine canı gönülden ‘hoş geldiniz’ demek istiyorum. Beraberiz, hepimiz kardeşiz. Kendilerini güvende hissetmelerini istiyoruz. Sorumluluk sahibi olan başta hükümet olmak üzere tüm siyasi parti temsilcilerine, sivil toplum kuruluşlarına çağrıda bulunmak istiyorum. Çok tehlikeli bir oyun oynanıyor. Bu oyun bugün son bulsun.”

    “SURİYE HALA BARIŞ ORTAMINDAN UZAK”

    Ardından ortak basın metnini Hepimiz Göçmeniz Irkçılığa Hayır Kampanyası’ndan Yıldız Önen okudu. Suriye’nin henüz barış ortamından uzak olduğuna vurgu yapan Önen, “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne göre sığınma bir insanlık hakkıdır. Herkesin savaştan, yoksulluktan, iklim değişikliğinden ve hayatı yaşanmaz kılan diğer göç etme ve daha iyi bir hayatı arama hakkı vardır. Türkiye’ye sığınan göçmenler, lütuf göstermemiz gereken zavallı varlıklar değil, uluslararası hukuktan gelen haklarını tanımamız ve eşit, kardeşçe bir yaşamı kurmak için çaba sarf etmemiz gereken insanlardır” dedi.

    DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Sınırların ve ulusların yarattığı yapay ayrımlara karşı tüm insanların eşit ve özgür olduğu bir dünya istediklerini dile getiren Önen, nefreti, düşmanlığı, ırkçılığı körükleyenlere karşı dayanışmayı büyütme çağrısı yaptı. Suriyeliler başta olmak üzere tüm göçmenlerin haklarının tanınması için mücadele ettiklerini ifade eden Önen, Suriyelileri bir gün evine dönecek ‘misafirler’ olarak gören anlayışın terk edilmesini, toplumdaki sorunların kaynağı olarak Suriyelilerin gösterilmesine son verilmesini, birlikte yaşamı kolaylaştıracak politikalar üretilmesini, göçmenlerin barınma, beslenme, sağlık, eğitim gibi insanca bir yaşam için ihtiyaç duydukları hizmetlere erişimlerinin sağlanmasını istediklerini kaydetti.

    “ENTEGRASYON SORUNU VAR”

    İnsani yardım alanında çalışan Aktivist Doktor Fatma Örgen de 2011 yılında başlayan Suriye savaşının üzerinden 8 yıl geçtiğini hatırlatarak “Bir toplum yardıma muhtaç konumda tutulamaz. Sığınmacıların kendilerini ayakta tutabilecek bir politikanın yürütülmesi gerekiyordu. Eşit iş, eşit maaş gibi şeyler sağlanarak iki toplum arasında eşitlik sağlanmalı. Ciddi bir entegrasyon sorunu var. Toplumun uyumu sağlanmalı” dedi.

    “AKP’NİN SEÇİMLERDEKİ YENİLGİSİ SURİYELİLERDEN SORULUYOR”

    Hepimiz Göçmeniz Kampanyası’ndan Şenol Karakaş ise son günlerde ırkçılığın tırmandırıldığına vurgu yaparak şunları kaydetti:

    “Neyse ki ırkçılar karşısında ‘ırkçılığa hayır’ diyenlerin olduğunu da gördük. AKP’nin seçimlerdeki yenilgisinin hesabını Suriyelilerden sormaya çalışıyorlar. Suriyeli arkadaşlarımız 10 gündür evlerinden çıkamıyorlar kimlik kontrolü yapılır diye. Evlerinden çıkamayan insanlar işlerine de gidemiyor. Bu yüzden evlerine ekmek, su alamıyorlar. İstanbul Valiliği’nin, İçişleri Bakanı’nın başka işi mi yok Suriyelilerin sınır dışı edilmesiyle uğraşıyor. Suriyelilerle temas kuracaksa devlet yetkilileri talepleri yerine getirmelidir, sınırlar açılmalıdır. Göçmenler sınırda kötü koşullarda kalmamalıdır. Mültecilik hakkı tanınmalıdır. Eşit işe eşit ücret verilmelidir. Partonların Suriyeli işçileri sömürmesine son verilmelidir. Nefret söylemleri yasaklanmalıdır. Irkçılık insanlık suçudur ve cezalandırılmalıdır. Zorunlu sürgün ve sınır dışı etmelere son verilmelidir.

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve insanlara büyük bir umut veren Ekrem İmamoğlu ‘geri gönderilmelidirler’ dedi. Suriyelilerin geri gönderilmesini savunmak onları ölüme göndermek anlamına geliyor. Sanki işsizliğin sorumlusu göçmenlermiş gibi davranılıyor. Dayanışmanın açığa çıkması ve sokaklarda örgütlenmesi gerekiyor. Suriyelileri Türkiye işçi sınıfının bir parçası olarak görüyoruz. Biz Suriyelilerde kendimizi görüyoruz.”

    “HALA BUNLARI KONUŞUYOR OLMAMIZ BİR UTANÇTIR”

    Yurttaşlar Derneği’nden Melek Ulagay ise Yurttaşlar Derneği’nin 1990 yılında yurttaşlık haklarını korumak için kurulan bir dernek olduğunu söyleyerek “20. Yüzyılda hala bunları konuşuyor olmamız insanlık adına bir utançtır. Devletler kurumlar uluslararası kurumlar tüm yapılarıyla bu korkunç insanlık suçlarından öte insanların denizlerde botlarda boğulmasını seyretmemeli” dedi.

    “GÖÇMENLERİN SORUN OLDUĞU İZLENİMİ OLUŞTURULUYOR”

    Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Avukat İbrahim Ergin de “2014 yılında IŞİD ve benzeri selefi gruplarla birlikte göç yönetiminde güvenlik eksenli bir bakış geliştirildi. Genelde göçmenlerin sorun olduğu izlenimi oluşturuldu ve halka da hissettirildi. Göçün yönetimi konusunda devlet gerekli önlemleri alamamıştı. Geçici koruma altında olan Suriyelilerin çalışma hakkı AB’nin dayatmasıyla ortaya kondu. Öncesinde yasal olarak çalışma hakları yoktu. Cezalandırma eğilimi söz konusu. Muhatap olan resmi kurumlar da böyle yaklaşıyor” diye konuştu.

    “HER ŞEY SİYASET ARACI OLARAK GÖRÜLÜYOR”

    Barış Vakfı Başkanı Hakan Tahmaz ise “Birçok soruna olduğu gibi buna da kendimizce Türk usulü çözüm bulmaya devam ettiğimiz sürece büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam edeceğiz. Evrensel hukuk açısından Türkiye Cumhuriyeti’nin hukukunda bir karşılığı var mı yok. Bu bir ayrımcılık. Türk usulü her şeyi siyasetin aracı haline getirmek belirleyici. Bu da ilk günden itibaren Suriye sorununun bir insanlık sorunu savaş sorunu olarak ele almadan önlemler alınmadığı için şu an nefret söylemi, milliyetçilik sürüyor.” şeklinde ifade etti.

    “İKTİDAR SURİYELİLERİ PAZARLIK KONUSU OLARAK KULLANIYOR”

    Hafıza Merkezinden Murat Çelikkan da şunları belirtti:

    “Yaşamlarını sürdürebilme adına ülkelerini terk etmek zorunda kalanlara Türkiye kapılarını açmıştı. Bu takdir edilmesi gereken bir davranıştı. Ancak bu insani ve hukuki zorunluluğu, insani nedenlerle yaşamlarını sürdürebilmek için göç etmek zorunda kalmış insanları iktidar pazarlık konusu olarak kullandı. Bugün de iktidar Suriye politikasında güvenli bölgenin oluşturulması için pazarlık unsuru olarak kullanıyor. Ana muhalefet sırf iktidara muhalefet edebilmek için ırkçı bir politika gütmekten kaçınmıyor. Yasalar gereği bireysel ve toplu geri gönderme suçtur ve hukuka aykırıdır. Tüm siyasi partiler ırkçılık, ayrımcılık ve yabancı düşmanlığını körükleyen politikalara son vermek zorundadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • İzmir’de göçmenleri taşıyan kamyon devrildi: 19 ölü

    İzmir’de göçmenleri taşıyan kamyon devrildi: 19 ölü

    İzmir’de, sabah erken saatlerde, kasasında göçmenlerin bulunduğu kamyon devrildi; 19 kişi yaşamını yitirdi, 5 kişi yaralandı.

    İzmir’de, kasasında Yunanistan’ın Samos Adası’na gitmeyi planlayan mültecilerin bulunduğu kamyon, sürücüsünün kontrolünden çıkarak, dere yatağına uçtu. Kamyonun ters döndüğü kazada, 19 göçmen öldü, aralarında sürücünün de bulunduğu 5 kişi yaralandı.

    Katliam gibi kaza, saat 08.00 sıralarında, İzmir’in Gaziemir ilçesinde, Adnan Menderes Havalimanı yakınlarında meydana geldi. Ege kıyısından tekneyle Yunanistan’ın Samos Adası’na geçmek üzere insan tacirleriyle anlaştıkları belirtilen göçmenlerin kasasında bulunduğu kamyon, Menderes ilçesi yönüne giderken, virajı alamadı. Savrulan kamyon, karşı taraftan bariyeri aşarak, Değirmençayı Deresi yatağına uçup, ters döndü. Kasadaki, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu göçmenlerin bazıları etrafa savruldu, bazıları da kamyonun altında kaldı.

    İhbar üzerine kaza yerine çok sayıda sağlık, arama- kurtarma ekibi sevk edildi. Ekipler, 19 kişinin yaşamını yitirdiğini belirledi. Ağır yaralı olan 5 kişi ise ambulanslarla hastanelere sevk edildi. Kamyon şoförünün, tedavisinin ardından ifadesinin alınacağı, olayla ilgili soruşturmanın buna göre sürdürüleceği bildirildi.

    İlk belirlemelere göre, Yunanistan’ın Samos Adası’na geçmek üzere insan tacirleri ile anlaşan yabancı uyruklu göçmenlerin, İç Anadolu Bölgesi’nden kamyonla alındıkları, Menderes ilçesi sahilinden tekneye binmeyi planladıkları öğrenildi.

  • Göçmenler milli gelir hesabının dışında tutuldu: Milli gelirde 6 milyarlık fazla hesap

    Göçmenler milli gelir hesabının dışında tutuldu: Milli gelirde 6 milyarlık fazla hesap

    Üretimleri milli gelire eklenen 3.5 milyon göçmen nüfus kişi başı milli gelir hesabının dışında tutulunca, 10 bin 597 dolar olan kişi başına gelir hesabında 407 dolarlık şişkinlik ortaya çıktı. Buna göre milli gelir toplamda yaklaşık 6 milyar liralık fazla gösterilmiş oldu.

    Sözcü’den Mehtap Özcan Ertürk’ün haberine göre, Türkiye’nin 2017’de 851 milyar dolar olarak hesaplanan milli gelirine 3.5 milyon göçmen üretici ve tüketici olarak katkı yaparken, göçmenler kişi başına gelir hesabında nüfustan sayılmadı. Yarattıkları değer toplam üretime eklenen Suriyeliler üretimin kişi başına bölünmesi sırasında hesaba katılmayınca 10 bin 597 dolar olarak açıklanan kişi başına milli gelir 407 dolar fazla gösterilmiş oldu.

    Buna göre, milli gelir hesabında yabancılar da dahil toplam üretim ülkedeki nüfusa bölünerek kişi başına düşen ortalama milli gelir elde ediliyor. Hesap yapılırken üretimde ve tüketimde dikkate alınan veriler, nüfusta gösterilmediği için ortaya yanıltıcı bir değer çıkıyor.

    KİŞİ BAŞINA GELİR 682 DOLAR AZALDI

    Göçmenlerden kaynaklanan bu şişkinlik çıkarıldığında kişi başına gelir 10 bin 190 dolar düzeyine iniyor. Bu hesaba göre, 2017’de yakalanan yüzde 7.4’lük yüksek büyümeye karşın milli gelir önceki yıla göre 11.7 milyar dolar, kişi başına gelir ise 682 dolar azalmış oldu.

    Konuyla ilgili konuşan TÜSİAD Ekonomik Araştırma Forumu (EAF) üyesi ekonomist Özcan Kadıoğlu, göçmen nüfusun da kişi başına milli gelir hesabına katılması gerektiğini vurgularken, yoğun göçmen veya mültecilerin olduğu ülkelerde bu konunun ekonomistler tarafından ciddi anlamda tartışıldığına dikkat çekti.

    Milli gelirin önceki yıl dolar bazında azaldığına, uluslararası karşılaştırmalar dolarla yapıldığı için bu durumu yurtdışında anlatabilmenin kolay olamayacağına dikkat çeken Kadıoğlu, yurtdışında bulunan yatırımcıların ve ekonomistlerin son yıllarda yayınlanan verilere kuşkuyla yaklaşmaya başladıklarını vurguladı.

    DOLAR BAZINDA YÜZDE 1.35 KÜÇÜLME

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun verilerine göre Türkiye ekonomisi 2017 yılında yüzde 7.4 büyürken, dolar bazında milli gelir 2016 yılındaki 862 milyar 744 milyon dolardan, 2017 yılında 851 milyar 46 milyon dolara geriledi. Böylece dolar bazında gelir yüzde 1.35’lik bir düşüş kaydetti.

  • Af Örgütü: Akdeniz’deki göçmen ölümlerinden AB sorumlu

    Af Örgütü: Akdeniz’deki göçmen ölümlerinden AB sorumlu

    PİRHA- Uluslararası Af Örgütü, ‘Avrupa Birliği’nin başarısız politikalarının Akdeniz’deki göçmen ölümlerinin artışına neden olduğunu’ açıkladı.

    Örgütün yayımladığı yeni raporda, Libya’yla yapılan ‘pervasız anlaşmaların’ da binlerce insanı boğulma, tecavüz ve işkenceyle karşı karşıya getirdiği belirtildi. Raporda, AB’nin Libya’daki gözaltı merkezlerinde yaşanan ihlalleri görmezden geldiği aktarıldı. Rapora göre 2017 yılı içinde Akdeniz’de 2000’den fazla göçmen Avrupa’ya gitmeye çalışırken hayatını kaybetti.

    “AB TEDBİR ALDI, FAKAT DAHA SONRA VAZGEÇTİ”

    Af Örgütü, AB’nin 2015’te Akdeniz’deki arama ve kurtarma çalışmalarını güçlendirmeye yönelik aldığı tedbirlerin ölüm oranlarını çok büyük ölçüde azalttığını belirtti. Ancak örgüt, AB’nin kısa süre sonra bundan vazgeçtiğini, insan kaçaklarını durdurmaya ve teknelerin Libya’dan ayrılmasını önlemeye odaklandığını aktardı. Örgüt, bu uygulamaların ve denize çıkmaya uygun olmayan teknelerin kullanımındaki artışın, Akdeniz’i göçmenler için daha da tehlikeli hale getirdiğini ifade etti.

    Libya’daki Sahil Güvenlik ekiplerinin kaçakçılarla işbirliği yaptıkları ve göçmenleri taciz ettiklerine dair ciddi iddiaların bulunduğunu belirten Af Örgütü, bu ekiplerin müdahalelerinin göçmen ve mültecileri riske soktuğunu öne sürdü.

    AB içişleri bakanları göçmen krizini görüşmek üzere bugün Estonya’nın başkenti Tallinn’de toplanacak.