PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi ve Finike Gökbük Köyü muhtarlığının katkılarıyla Hıdırellez etkinliği çerçevesinde Müzik dinletisi gerçekleştirdi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi ve Finike Gökbük Köyü muhtarlığının öncülüğünde Hıdırellez kapsamında müzik dinletisi verildi.
Finike Gökbük Köyü’nde yapılan etkinliğe Alevi Sanatçı Dil Tengi ve Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol Yürütücüsü Zakir Süleyman Demir katıldı. Yoğun katılımın olduğu etkinlikte deyişler ve türküler seslendirildi.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü’nde Hıdırellez Cemi gerçekleştirdi. Cemde, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın Alevilere karşı kurulan ucube bir kurum olduğu, hizmet yürüten dedelere, zakirlere, analara, babalara yapılan para teklifiyle Alevileri bölmeye çalışan bir yapı olduğu vurgulandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Antalya Şubesi Finike Gökbük Köyü muhtarlığının katkılarıyla yapılan Hıdırellez Cemine Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, Abdal Musa Kültür ve Tanıtma Derneği Eşit Başkanı Yol yürütücüsü Zakir Süleyman Demir, Kızıldeli Sultan Ocağı evlatlarından Mustafa Sazcı katıldı.
Finike Gökbük Köyü’nde yapılan Hıdırellez Ceminde konuşan Yalıncak Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Sevim Yalıncakoğlu, “Alevilerde cem Hakk’a ulaşmak için yapılan bir ibadettir, bir ritüeldir. Biz Hakk âşıklarının nefeslerini dillendirerek telli kuranımızla (saz) çaldığımız havalandırdığımız nefesleri Hakk’a ulaştırırız. Okuduğumuz nefeslerin sonunda Hakk aşığının, Ulu ozanların deyişlerde isimleri geçtiğinde de sağ elimizin başparmağına niyaz eder gönlümüze koyarız. O sevgili canların bize anlatmak istediğini, bizi uyandırmak istediği o ışığı aldık kabul ettik demek içindir” dedi.
“ALEVİLER İÇİN CEMLER, HEM BİR İBADET HEM DE SORUNLARINI ÇÖZDÜĞÜ BİR MUHABBET YERİDİR”
Cem erkânlarının genelde cemal cemale yapıldığını belirten Yalıncakoğlu, “Herkesin birbirine şahit olabileceği birbirini görebileceği bir alanda yapılıyor. Bizim cem erkanlarımız aynı zamanda bir halk mahkemesidir. Aleviler ne Selçuklu’da ne Osmanlı’da kadının huzuruna gidip adalet dilememişlerdir. Alevilerin mahkemesi genelde birini kırdığınız zaman, kırılmış olan kişi genelde cemin başında meydana gelir burada razılık ister. İstekte olan canlarda gelir burada sıkıntısını dile getirirler. Aleviler kendi arasındaki sorunlarını kendi içinde çözerler” diyerek sözlerini tamamladı.
ALEVİLER YAPILAN ZÜLMÜN, KATLİAMIN NEDENİ EŞİTLİKÇİ BİR YAŞAMI SAVUNMALARINDADIR”
Yüz yıllardır Alevilere yapılan zulüm ve katliamların aslında sebebi Ehlibeyti, 12 imamları, İmam Hüseyin’i çok sevdiklerinden dolayı olmadığını vurgulayan Yol Yürütücüsü Süleyman Demir, “Bizim tarlalarımız birlikte ekiliyor, hayvanlarımız birlikte otlatılıyor, birlikte yayılıyor. Toplanan bütün mahsuller eşit bir şekilde dağıtılıyor. Burada zengin fakir yok. Böyle bir yaşam, padişahın, Osmanlı’nın, Selçuklu’nun, Abbasilerin saltanatlarını sürmesine mani. Bu köyü düşünün. Bu köyün bütün arazisi birlikte ekilse, biçilse elde edilen ürün bütün halka dağıtılsa buradaki muhtara payı ayrılsa. Muhtar tarafından da gelen giden garibana fukaraya dağıtılsa herkes eşit bir şekilde yaşasa” dedi.
Alevi Bektaşiliğin eline, beline diline, eşine, aşına işine, özüne, sözüne sadık olmaktan geçtiğini belirten Kızıldeli Sultan Ocağı Yol Yürütücüsü Mustafa Sazcı, “Bizim muhabbet meydanlarında kendi özümüzü pişirerek, Hakk, Muhammet, Ali’nin katarına girerek, bu ele dile bele sahip olmak, benliği, kini, kibri bir kenara bırakıp, özümüzdeki Hakk ile darı didar olmanın mücadelesi olarak görmemiz gerekiyor” dedi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI UCUBE BİR SİSTEM”
MHP’nin desteğiyle AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi ve Başkanlığı diye bir ucube kurum kurulduğunu belirten Sazcı, “Bu kurum şimdi Alevi Bektaşi köylerinde, ocaklarında hizmet yürüten dedelerle, zakirlerle, analarla, babalarla iletişime geçip, para teklif ederek kendi tarafına çekiyor” dedi.
Alevi Bektaşilerin süreklerinde olmayan uygulamalara tepki gösteren Sazcı, “Bunlardan biri Kadir-i Hun cemi gibi hizmetleri ekletmeye çalışıyorlar. Bizim buna karşı durmamız gereken çizgi belli. Kadimden beri süre gelen o Hüseyin’i duruş dediğimiz İmam Hüseyin’in duruşu” ifadesini kullandı.
“Dolayısıyla Tayyip Erdoğan’ın sarayına gidip de onun yağlı aşına kaşık çalanlardan dede olmaz, rehber olmaz, pir olmaz, mürşit olmaz. Talip olmadıktan sonra rehber, dede, pir, mürşit bunların hiçbiri olamayacağını, bunları göz önünde bulundurup ona göre Yol erkan hizmetlerimizi yürütmemiz gerekiyor.”
Hıdır Ellez ceminde, gülbenglerin okunmasının, deyiş ve nefeslerin ardından semahlar dönüldü. Çerağların sırlanması ile lokmalar pay edildi.
PİRHA- Türkmen Alevilerin yaşadığı Antalya Finike’ye bağlı Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köylerinde cemevi değil cami olduğunu söyledi. Kahyaoğlu, “Köyümüzün tamamı Alevi olmasına rağmen köyümüzde cami var ama cemevi yok. Taşıma eğitimin başlamasından sonra okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca veriyorlar. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanete verilmesine karşıyız” dedi.
Antalya’nın Finike ilçesine bağlı Gökbük Köyü Türkmen Alevi yurttaşların yaşadığı bir köy. Gökbük Köyü’nde ikamet eden Ahmet Kahyaoğlu, köyde yaşayanların tamamının Alevi olmasına rağmen köylerinde cemevi yerine cami olduğunu anlattı. Diyanet’e de seslenen Kahyaoğlu caminin cemevine dönüştürülmesini istedi.
Uzun yıllar turizm alanında çalıştığını ve şu anda emekli olduğunu ifade eden Kahyaoğlu, Manavgat Alevi Derneği’nin kuruculuğunu, Alevi Kültür Dernekleri’nin (AKD) 6 dönem Manavgat Şube Başkanlığı’nı, Merkez Disiplin Kurul Başkanlığı’nı ve AKD Genel sekreterliğini yaptığını aktardı.
“KÖYÜMÜZDEKİ OKULUN BİR SINIFINI CEMEVİ HALİNE GETİRDİK”
Gökbük Köyü’nün yaklaşık bin nüfusu olduğu ve köyde yaşayan genç nüfusun genelde turizm alanında çalıştığı bilgisini veren Kahyaoğlu; “Köyümüzün tamamı Alevi Türkmen’dir. Geçmiş dönemlerde 1980 öncesi evlerimizde cem yapıyorduk, 80’den sonra belli bir dönem, 10 yıl falan cem yapılmadı. Bir duraklama dönemi geldi. Yer yetersizliği, yaşanan darbenin etkisi, insanların yozlaşması, kentleşme etkili oldu bunda. Daha sonra evlerde başlayan küçük cemlerle tekrar başladık. Taşıma eğitimin başlamasından sonra da okulumuzun bir sınıfını cemevi haline getirdik. Ortalama 3 haftada bir cuma akşamı kısır cemi yapıyoruz. Yılda bir kerede dedemiz geliyor. Birlik kurbanlarıyla, lokmalarla cemlerimizi yapıyoruz. Musahip olacaklar, ikrar verecekler vs. bunlar yapılıyor. Okulumuzdaki cem salonumuzu ibadethane olarak kullanıyoruz” ifadelerini kullandı.
“ÖDEDİĞİMİZ VERGİLER TÜM YURTTAŞLARIN ORTAK KULLANIM ALANLARI İÇİN HARCANSIN”
Eşit yurttaşlık talepleri olduğunu ve devlete verdikleri vergilerin başka bir inanç için harcanmasına karşı olduklarını vurgulayan Kahyaoğlu şunları dile getirdi:
“Bize gelen siyasiler burada bir köy konağı, bir cemevi, bir düğün salonu ve toplantı salonu yapmayı vaat ettiler. Biz Aleviler olarak eğer bugüne kadar bir okulun sınıfında cem yapıyorsak, bu durum bize gelen siyasilerin bugüne kadar verdikleri, vaat ettikleri ama tutmadıkları sözlerinden dolayıdır. Utanılacaksa onların utanması gerekir. Bizi hep ikinci sınıf vatandaş olarak gördüler. Biz devletten özel bir istek istemiyoruz. Eşit yurttaşlık talebimiz var. Benden aldıkları vergileri diğer bir inanca 7 bakanlığın bütçesinden fazla olan Diyanet’e veriyor. Camiye gitmeyen Alevilerin haklarının camiye, Diyanet’e verilmesine karşıyız. İnanç sahibi vatandaşlar kendi inanç giderlerini kendilerinin karşılaması gerekir. Cami hocaları devletten maaş alıyor, camilerin elektriklerini, sularını, devlet ödüyor. Biz diyoruz ki dedelerimizin maaşını biz verelim, elektriğimizi biz ödeyelim, devlete vergimizi verelim ama aynı şekilde Türkiye’de mevcut bulunan 200.000 üzerinde cami hocalarının da maaşlarının inanç sahibi insanlar tarafından karşılanmasından yanayız. O verilen vergilerle bir havuz oluşturarak okul, fabrika, hastane, yol, su, elektrik, üniversiteler yapılsın istiyoruz. Dini, dili, mezhebi, etnik kökeni ne olursa olsun insanların ortak kullanabileceği, verdiğimiz vergilerle ortak kullanım alanların yaratılmasından yanayız.”
“ALEVİ KÖYÜNE CAMİ YAPTILAR”
Köylerine Diyanet tarafından bir cami hocası atandığını söyleyen Kahyaoğlu sözlerine şu şekilde devam etti:
“Fakat köyümüzde camiye gidenimiz yok. Bizim köy Alevi olduğundan ibadethanemiz cemevidir. Cemevi olarakta okul sınıfını kullanıyoruz şu an. Müftülük merkezi sistemden yayın yapıyor burada. Merkezi sistemler bazen cuma günü vaaz veriyor. Bunları duyuyoruz. Ama biz camiye gitmiyoruz. Bizim ibadethanemiz cemevidir. Çok önce tarihi bir camii vardı. Geçmiş dönemlerde muhtar adaylarımızdan birileri cami yaptırmış. Tabii ki bu durum Diyanet’in de isteğidir, arayıpta bulamadığı bir şeydir. Alevi köylerine cemevi yerine cami yaptırmak sürekli birinci tercihleridir. Geçmiş dönemde 2-3 dönem muhtarlık yapmış bir amca tarafından köyümüze bir köy konağı, huzurevi, düğün salonu gibi hizmet binaları da yapıldı. Büyükşehir Belediyesi buraya Akdeniz Üniversite’si ile birlikte atıl olan köy konağını bir sağlık kuruluşu olarak açacaktı. Buraya öğrenciler gelip staj görecek, yaşlı insanlara, hasta insanlara sağlık ve bakım hizmetleri verecekti. Ne yazık ki şimdiye kadar Akdeniz Üniversitesi hiçbir adım atmadı. Köy konağımız şu anda boş arsa, atıl vaziyette beklemekte. Zaten biz Aleviler olarak belediyelerle yerel seçim öncesinde ve sonrasında bütün görüşmelerimizde böyle bir ihtiyacımız olduğunu dile getiriyoruz.”
“ATIL VAZİYETTE DURAN CAMİYİ CEMEVİ YAPABİLİZ”
‘Köyümüzün cemevine, kurbanlarımızı keseceğimiz, lokmalarımızı dağıtacağımız, cenazelerimizi ortak kaldırabileceğimiz bir konuta ihtiyacımız var’ diyen Kahyaoğlu, “Bunun adı cemevi olur, kültür evi olur, konak olur fark etmez. Önemli olan onun içindeki işlevdir. Alevi inanç öğretisine göre cenazelerimizi kaldırırız. Kilise de olur, havrada olur yani. Kilise de yapabilirler. Hatta Diyanetten talebimiz şudur. Burada atıl vaziyette hiç kullanılmayan bir cami var. Gelin bu camiden cami tabelasını indirelim, cemevi tabelasını asıp cemevi yapalım. Bu yapılabilir, kullanılabilir. Yazık bu milletin vergileriyle yapıldı bu. Bu basit bir şey, Diyanet köye verecek, muhtarlara kulanım hakkını devredecek. İnsanlar bunu cemevi olarak kullanabilirler. Bu gayet normal hem müsaitte.”
PİRHA- Finike’nin Gökbük köyünde asırlardır süregelen baharı karşılama, bereketi, dirliği simgeleyen Pıngıdık geleneğinin devam ettirilmesinde büyük emeği olan Alevi gençler PİRHA’ya konuştu. Alevi inancına sahip çıkma mesajı veren gençler, parçalı toplum yapısından kurtulmak gerektiğini vurguluyor.
Haberin Videosu
Mart ayının ortalarında kutlanan Pıngıdık, köy nüfusunun büyük bölümünün işlerinden dolayı şehirlerde olması ve gençlerin okuması nedeniyle yarıyıl tatilinde yapılıyor.
Dirlik ateşinin yakılması için gerekli odunların toplanmasından Pıngıdık olacak kişinin hazırlanmasına ve evlerin dolaşılması ile birlikte toplanan lokmaların dağıtılmasına kadar bütün işleri gençler yapıyor.
Bu inancın sürdürülmesi gerektiğini belirten gençler, Pıngıdık ile toplumun bir araya gelerek paylaşımı güçlendirdiğini vurguluyor.
“ÇOK BÜYÜK BİR KÜLTÜRÜ PAYLAŞIYORUZ”
“Biz çok büyük bir kültürü paylaşıyoruz ve herkes bu kültürün bir parçası olsun” diye belirten coğrafya öğretmeni Ozan Erkay Bozkaya, bölünmüş ve parçalı toplum yapısından kurtulmak gerektiğine değinerek şöyle konuştu:
“Gökbük köyü Antalya’nın batı bölgesinde bulunan, Toroslar dağ kuşağı içerisinde yer alan bir Alevi- Türkmen köyüdür. Köyümüzde sadece ihtiyar insanlar ikamet ediyor. Ancak gençler Pıngıdık denilen bu organizasyon ile bir arada bulunmayı, beraberlik içerisinde hareket ederek köyümüze ve kültürümüze sahip çıkmayı başarıyorlar. Biz de elimizden geldiğince destek olmaya, gördüklerimizi onlara aktarmaya çalışıyoruz. Pıngıdık denilen şey İslamiyet’ten önce kökü Orta Asya’ya dayanan bir geleneğin devamıdır. Akkaman, Karakaman ve ruhlar üzerine ilerler. Bereketi simgeler, bereketi ve yağmuru getirmesi ile meşhur bir etkinliktir. Bizim için temel amacı birlik, beraberlik, belli kültürü paylaşmaktır. Gençlerin elinden geldiğince yardımcı olduğu emeği ile sağlanan bir ortam. Bu ortama katkı sağlamak isteyen bütün Alevi canları ve dostları etkinliğimize davet ediyoruz. Biz çok büyük bir kültürü paylaşıyoruz. Bu kültürün bir parçası olsunlar. Çok parçalı ve bölünmüş toplum yapısından kurtulalım. Çünkü bizim bizden başka dostumuz yok.”
“ALEVİ GENÇLER İNANCINA, GELENEĞİNE SAHİP ÇIKSINLAR”
Kendisi de Gökbük köyünde doğan lise son sınıf öğrencisi Selenay Balaban Alevi gençlerin inançlarına sahip çıkmaları ve birlik olmaları gerektiğine değinerek şunları belirtti:
“Köyümüze yarıyıl ve yaz tatillerinde geldiğimizde sahip çıkmaya çalışıyoruz. Gökbük köyü öncülüğünde Tahtacı kültürünün Pıngıdık etkinliğinde toplanıyoruz. Gençler olarak birlik içerisinde bu etkinliği devam ettirmeye çalışıyoruz. Pıngıdık bir nevi baharı karşılama etkinliği. Geçmişten bu yana Mart ayında olan bir etkinlik aslında. Köydeki bir çok kişinin şehre göçmesi ve şehirdeki nüfusun ağır basması nedeniyle etkinlik yarıyıl tatillerine çekildi. Herkes çalıştığı için Nevruz zamanında karşılayamıyoruz. Tüm köylünün yardımıyla da bu etkinliği yapıyoruz. Bizler çok fazlayız ve birlik olabilmemiz çok önemli. Bizler birlik olabildikten sonra yapamayacağız hiç bir şey yok. Yeter ki Alevi gençler, inancına sahip çıksınlar.”
“BİZ KÜLTÜRÜMÜZLE VAR OLAN BİR TOPLUMUZ”
“İnancımız güzel ve yola sahip çıksınlar” diyen köy gençlerinden olan ve şehir merkezinde okuyan Aykut Bozkaya ise bu geleneklerle toplumun bir araya geldiğini dile getirerek şunları vurguladı:
“Bu köyde yaşamıyorum ama tatillerde ve yazları geliyorum. Gençlerle burada buluşuyoruz. Bizi bir araya getiren bir etkinlik de yıllardır süregelen Pıngıdık. Köyümüzde yaşlılar yaşıyor ve bizler fazla gelip gidemiyoruz. Pıngıdık’ta keçi postu, çan ve Pıngıdık olan kişinin yüzünün belli olmaması için kömür kullanıyor. Bir şekilde sürdürmeye çalışıyoruz ve gelecek nesillere aktarmak istiyoruz. Bu kültüre hizmet etmek için ailelerimiz düzenli olarak gelmeye çalışıyor. Bu çabamızı da olumlu karşılıyorlar. Sadece bu köydeki Aleviler değil diğer köylerdeki Aleviler de bu geleneği sürdürsünler. Çünkü biz Tahtacı-Alevi olarak bir toplumuz. İnancımız güzel ve yola sahip çıksınlar.”
PİRHA- Antalya Finike’nin Gökbük köyünde yaşayan 66 yaşındaki Gülşen Işık, Tahtacılara ait olan ve büyük dedesinden kalan yaklaşık 150 senelik malzemeleri evinin duvarında sergiliyor. Işık, “Bu malzemelerde dedem yaşıyor, teknolojimiz yaşıyor” diyor.
Haberin Videosu
Tahta kesme, harman savurma, hayvan yükü taşıma ve saman saklama için büyük emekler ve zahmetle yapılan bıçkı, yaba, hamit, kıl çuvalı ve girenisin gibi malzemelerin yapılışını gören ve kendisi de uzun yıllar kullanan Gülşen Işık bu kültürün yaşaması için 150 senelik malzemeleri duvarında sergiliyor.
“Onlar bu malzemeleri atınca ben de kültürümdür dedim ve dedemin hatırasıdır diye buraya astım” diyen Gülşen Işık, bu işin çok zor olduğunu ve yapan kimsenin kalmadığını belirterek şöyle konuştu:
“Bu bıçkı, dedemin hızarı. Evlerin tabanı, tavanı ve saçakların yapımında kullanıyordu. Üst tarafından erkek, alt tarafından kadınlar tutularak kesilirdi. Büyük dedemden kaldı ve yaklaşık 150 senelik. Onlar atınca ben de kültürümdür ve dedemin hatırasıdır diye buraya astım. Babam ile annem bu bıçkıyı yaparken gördüm ama ben hiç yapmadım. 2 veya 3 santimetre enlerinde, 3 metre boylarında dört köşe ağaçlar çizilip kesilerek taban döşemeleri ve saçaklar yapılıyordu. Bu bizim 300 sene önceki teknolojimiz. Bunu şimdi yapacak hiç kimse yok. Bu malzemelerde dedem yaşıyor, teknolojimiz yaşıyor. Aklımız ile çalıştırdığımız fikrimiz yaşıyor. Bunu hızar ile bıçkı yapılırken tez kuruldu deniyordu. Önce yapılan bağlantının üzerine ağaç konularak altta iki kadın ve üstte bir erkek güç ve mantıkla bu iş yapılıyordu. Tahtanın doğru gitmesi gerekiyor, yan giderse kırılır. Bu da Tahtacılara ait. Yapabilecek bir insan olsa ben bunun düzenini kurabilirim. Tezini kurabilirim.”
“BU MALZEMELERİ BEN DE ÇOK KULLANDIM”
Yapılan çoğu malzemeyi kendisi de kullanan ve az da olsa bunları üretenin kaldığını belirten Gülşen Işık şunları belirtiyor:
“Bıçkı devletten aldığımız damgalı ağaçları tabanından kesmeye yarıyor. Bu ağaçlar metre ile boy boy kesiliyor. Bu malzemenin kestiği hızar biçiyor. Bu malzeme her zaman her yerde oluyor ve bu da yaklaşık 70 senelik. Bu malzemenin adı yaba. Samanların sapını kaldırmak için, harmanı yığmak için kullanıyordu. Ben de kullandım. Halen el ile bunu üretenler var. Dirgen ise çalı, çırpı ve ot toplamak için kullanıyordu” diye konuştu.
“ARTIK HAYVAN BESLENMEDİĞİ İÇİN KIL ÇUVALI ÜRETİLMİYOR”
Yüksek yaylara giderken bu malzemelerin büyük işe yaradığını belirten ve kıl çuvalının artık hayvancılık yapılmadığı için üretilmediğini söyleyen Işık şunları dile getirdi:
“Hayvanlara asılan ve yürütmek için kullanılan malzemeye hamit diyoruz. Yük çekmek için hayvanın boynuna atılıyor. Bunları ben yaptım. İki tane katırım vardı ve onlarda kullandık. Ayrıca kıl çuvalı da yapıyorduk. İçlerine arpa, saman koyarak hayvanlarımıza veriyorduk. Kıl çuvalının büyüğüne ise girenis deniyor. Yaylalara, dağlara giderken içlerine arpa, saman koyuluyordu. Bunlar da babaannemden kaldı. Artık hayvan beslenmediği için kıl yok ve üretilmiyor.”
PİRHA- Antalya’nın Finike ilçesinde bulunan ve Tahtacı Alevilerin yaşadığı Gökbük Köyü’ndeyiz. Bu köyde nesillerdir sürdürülen baharı karşılama, bereket, dirlik ve komünaliteyi simgeleyen Pıngıdık etkinliği, toplumu yılın bu zamanlarında bir araya getiriyor.
Haberin Videosu
Baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgelediği düşünülen ve nesillerdir sürdürülen Pıngıdık geleneği halen özellikle gençlerin emekleri ile yaşatılmaya devam ediyor.
Pıngıdık geleneği her yıl 21 Mart’ta yapılırken, son yıllarda köy nüfusunun çoğunluğunun dışarıda yaşaması dolayısıyla sömestr tatilinde gerçekleştiriliyor. Kilometrelerce yol dışarıdan gelen halk, baharı karşılama, dirlik, birlik, bereket ve bölüşmeyi simgeleyen bu gelenek için tüm köylü görev paylaşımı yaparak sorumluluk alıyor.
Kohu Dağı’ndan başlayarak güneye doğru uzanıp Finike ile Kaş’ı birbirinden ayıran Alacadağ’ın yüksek tepelerindeki kurulmuş bir köy olarak varıyoruz. Yüksek dağları beyaza bürünen köye inerken genelde yaşlı insan suretleri karşılıyor bizi. Köy eski bir Tahtacı Alevi köyü. Ajansımızın adı olan “Pir” duyulunca daha bir samimiyetle karşılıyorlar. Kısa çay faslından sonra cemlerinden, hakka yürüme erkanlarından, düğünlerinden bahsediyorlar. Kanyonları ve doğası ile meşhur bu köye onlarca belgeselci ve gazeteci gelmiş. Bahsedilenlere göre hepsi köylerini haberleştirip, geleneklerinden bahsetmişler. Ama ne hikmet ise gelenler o kimliklerinden hep kaçmış, yazmamış. Alevi, Tahtacı kimlikleri…
Yüzyıllardır Tahtacıların o coğrafyada sistem tarafından Alevi kimlikleri inkar edilse de Pıngıdık bir Tahtacı-Alevi geleneği olarak devam ediyor.
KOYUN POSTU, ÇINGIRAK VE İS İLE SÜSLENEN GENÇ, PINGIDIK OLUYOR
Pıngıdık etkinliğinin hazırlığı birkaç gün önceden başlıyor. Şehir dışında olan köy halkının ve özellikle gençlerin bugüne özel köye gelmesi ile birlikte ergenlik çağına gelmiş erkekler toplanarak iş paylaşımı yapılıyor. Sabah erken saatlerde kalkan genç erkekler ormanlardan topladıkları ve kamyonla getirdikleri odunları belli bir alana yığmaya başlıyor. Kule şeklinde dizilen odunlar gece boyu yanacak şekilde istifleniyor. Güneş batmadan yaklaşık saat önce köy halkının yerini bilmediği ve gidilmesi yasak olan bir yerde pıngıdık olacak genç hazırlanmaya başlıyor. Pıngıdık yapılan gence, siyah keçi postu giydiriliyor yüzü siyaha boyanıyor. Pıngıdık olan gencin önünde ve omuzlarında bereketi simgeleyen çan takılı sopanın ucuna zil bağlanıyor. Böylece pıngıdık artık akşama hazır oluyor.
PINGIDIK GECE EV HALKINDAN LOKMA TOPLUYOR
Havanın kararması ile birlikte pıngıdık ve beraberinde gençler hazırlık yapılan yerden çıkarak yavaş yavaş evleri dolaşmayı başlıyor. Darbuka, teneke ve gençlerin sloganları ile başlayan etkinliğin sesinin duyulması ile köy halkı lambalarını kapatmaya başlıyor. Lamba kapatmanın katı bir kural olduğu köyde, pıngıdık olan genç lamba kapatılmadan asla kapıyı çalmıyor. Gençlerin çıkardığı sesler ile Pıngıdık’ın kendi evine yaklaştığını anlayan ev halkı ise bütçesi ve ekonomik durumuna göre Pıngıdık’a kuru yiyecek, odun, un veya bakliyat sunuyor. Pıngıdık’ın peşi sıra gelen gençler ise verilen lokmayı el arabaları içinde toplamaya başlıyor. Pıngıdık’ın ev halkı ile kısa oynayıp eğlenmesi ile sıra diğer eve geçiyor. Büyük heyacanla Pıngıdık’ı bekleyen ev halkı küçük, büyük demeden kapı önünde hazır bulunuyor.
GENÇ KIZLAR OCAK BAŞINA GEÇİYOR VE EKMEK ÇALINIYOR
Pıngıdık’ın uğradığı ve lokmasını veren ev halkı, havanın kararması ile dirlik ateşinin yakıldığı yere geçiyor. Genç kızlar kırmızı eşarp takarak kendi ekmek ocaklarını yakarak sofranın başına geçiyor. Önceden yoğrulan ekmek hamuru pişirilmeye başlanıyor. Bu arada Pıngıdık, ellerindeki tenekeleri çalarak arkasından gelen gençlerle birlikte dolaşmaya devam ediyor. Köy yerindeki tüm evlerin dolaşılması ile birlikte Pıngıdık def çalarak ateşin yakıldığı alana geliyor. Burada kısa sürede köy halkı içinde sağa sola koşturan Pıngıdık daha sonra oradan uzaklaşıyor.
GENÇ ERKEKLER EKMEK OCAĞI PEŞİNDE NÖBET TUTUYOR
Genç kızların pişirdiği ekmekler, evli olanlar tarafından çalınmasın diye genç erkekler tarafından nöbet tutuluyor. Yetişkinler ekmek çalmaya kalktığında ise gençler harekete geçiyor ve ekmek çalan yetişkini alandan çıkmadan yakalamaya çalışıyor. Daha sonra ekmekler köy halkı ve dışardan gelen konuklara ikram ediliyor. Tahtacı Aleviler bu kültür içinde inanç kimliğini de bularak yaşlı, genç demeden semah dönmeye başlıyor.
Gece yarısından sonra da artan malzeme ve ekmekler gençler tarafından ihtiyacı olan ailelerin kapısına gizlice bırakılıyor. İçerisinde bütün bu komünalite değerlerini barındıran bu gelenek bir diğer yılda gerçekleşmek üzere son buluyor.