Etiket: gökhan durmuş

  • TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    TGS ve Basın-İş başkanları: 10 Ocak, gazetecilerin artık mücadele edeceği bir gün

    PİRHA- TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve DİSK Basın İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün henüz kutlanacak bir gün olmadığını, baskılara karşı mücadele günü olduğunu belirttiler. 

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Türkiye’de 1961 yılında gazetecilerin mücadelesi ile basın çalışanlarının haklarını yasal güvenceye alan 212 Sayılı Kanunun, 10 Ocak 1961 yılında Resmî gazetede yayınlanarak yasalaşması sonrası “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı” olarak kutlanmaya başlandı. Ancak yaşananlar ve yapılan uygulamalar nedeniyle 10 Ocak daha çok “çalışan gazeteciler” değil, “mücadele” günü olarak tanımlanıyor.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Basın Yayın Matbaa Çalışanları Sendikası (Basın- İş) Sendikası Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin görüşlerini PİRHA ile paylaştılar.

    GÖKHAN DURMUŞ: 10 OCAK ARTIK GAZETECİLERİN KUTLAYACAĞI BİR GÜN DEĞİL

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Türkiye’de 10 Ocak uzun yıllardır işsizlikle, güvencesiz, sendikasız çalışma ile anılan bir gün oldu. 10 Ocak’ı bayram yapan 1961 yılındaki meslektaşlarımızın sendika öncülüğünde hakları için dik duruşları, bir araya gelen patronlara karşı ortak hareket etmeyi sürdürmeleri sonucunda kazanılan bir gündü. Ancak medyada sendikasızlaştırma, basın ve ifade özgürlüğü karşıtı politikalar nedeniyle artık gazetecilerin kutlayacak bir günü değil 10 Ocak” dedi.

    “DAYANIŞMA VE MÜCADELE ETMEKTEN BAŞKA SEÇENEĞİMİZ YOK”

    Durmuş şöyle devam etti:

    “Tüm sektörler içerisinde işsizliğin en yüksek olduğu, sendikalılık oranın Türkiye ortalamasının altında olduğu, gazetecilerin hemen her gün soruşturmaya, gözaltına, ifade vermeye mahkum bırakıldığı, tutuklandığı bir ortam da 10 Ocak gazeteciler için sıradan bir mücadele günü olmanın ötesine geçemiyor maalesef. Bu tabloyu değiştirmenin, gazeteciler için 10 Ocak’ı yeniden kutlanabilecek bir gün yapabilmenin formülü çok açık. Tıpkı 1961’de sendika öncülüğünde tüm meslektaşlarımız nasıl bir araya gelip 9 medya patronuna karşı direndiyse, haklarını almak için günlerce eylemler yaptıysa bizler için başka bir çözüm yok. Küçülen, itibarsızlaştırılan, bireyselleştirilen bu mesleğin ve hakların geri kazanılması için dayanışma ve mücadele etmekten başka seçeneğimiz yok.”

    TURGUT DEDEOĞLU: TÜRKİYE BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE 190 ÜLKE ARASINDA 135. SIRADA

    DİSK Basın- İş Genel Başkanı Turgut Dedeoğlu ise Türkiye’de uygulanan sansürün, hapis cezalarının, tutuklamaların utanç verici olduğunu belirterek, gerçek haberciliğin iktidarın işine gelmediğini söyledi.

    Dedeoğlu “Bu yıl da 10 Ocak’ı yaklaşık 37 gazetecinin cezaevinde tutuklu ve hükümlü olduğu, gazetecilere karşı uygulanan çeşitli sansür yasalarıyla, Türkiye’nin dünya basın özgürlüğü yönünde hangi sırada olduğunu baktığımızda gördüğümüz 190 ülke arasında 135. sırada oluşuyla karşılıyoruz. Bu, gazeteciler açısından utanç verici. Türkiye’de 97 bini aşkın basın sektöründe çalışan matbaa işçisi, gazeteci, editör gibi çeşitli çalışan işçi emekçi var. Bu 97 bin işçi ve emekçinin yaklaşık yüzde 11 civarında kesimi ancak sendikalı ve örgütlüler. Bunların da yaklaşık yarısına yakını, toplu sözleşmeden yararlanabiliyor. 10 Ocak’a şöyle bir baktığımız zaman o gün eminim ki onlarca gazetecinin duruşması olacak, hakim karşısına çıkıp gene savunmalarını vermeleri gerekecek” dedi.

    “TÜRKİYE’DE GERÇEK HABERCİLİK İKTİDARIN İŞİNE GELMİYOR”

    Özellikle Kürt gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle baskı altına alınmaya çalışıldığını belirten Dedeoğlu, şunları kaydetti:

    “Gazeteciler yaptıkları haberlerle baskı altına alınmaya çalışılıyor. Bunun en büyük örneklerini Kürt gazeteciler yaşıyor. Özgür gazetecilik yapmaya çalışan gazetecilere karşı devletin almış olduğu tutumu gittikçe daha da ağırlaşan bir şekilde hissediyoruz. Kemal Kurkut’un vurulup öldürülmesini fotoğraflayan Abdurrahman Gök’ün aylarca suçsuz bir biçimde cezaevinde kalması, Dicle Fırat Gazetecileri Derneği Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu’nun şu anda cezaevinde olması bize şunu gösteriyor ki, Türkiye’de gerçek habercilik, halka doğru söylemek, halktan yana habercilik yapmak iktidarın, egemen güçlerin işine gelmiyor. Biz gazeteciler olarak tabii yine doğruları yazmaya devam edeceğiz. Bu kadar baskıya, bu kadar sansüre rağmen gene haberlerimizi yazmaya devam edeceğiz.”

    “GAZETECİLERİN, HALKA DOĞRUYU VERMELERİ, SÖYLEMELERİ MECBURİDİR” 

    Sizler eğer sansüre ve otosansüre karşı çıkamıyorsanız zaten gazeteci kimliğinden sıyrılmışsınız demektir. Yapmış olduğunuz iş gazetecilikle tanımlanmayan başka bir kategoriye girmektedir. Bizler açısından baktığımızda gazetecilerin halka doğruyu vermeleri, doğruyu söylemeleri mecburidir. Halka yalan söylemek zaten suçtur. Biz iktidarın ya da sermayenin istediği tarzda haberler yapmaya devam etmeyeceğiz. Bizim derdimiz gerçek anlamda halkın bilgilendirilmesi, halkın doğru habere kavuşması, halkın özgürlüğü. Biz gazetecilik yapmaya devam edeceğiz. Şuna inanıyoruz ki 10 Ocak’lar uzunca zamandır bizler açısından kutlanacak günler değil. Biz cezaevindeki tutuklu meslektaşlarımıza 10 Ocak’ta dayanışma duygularımızı ve selamlarımızı iletiyoruz.”

    Dilan ŞİMŞEK/İSTANBUL 

  • ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    ‘Türkiye’de gazeteci olmak kabus gibi bir durum; Bu olumsuz tabloyu birlikte aşabiliriz’

    PİRHA- DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren ve Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkanı Gökhan Durmuş, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirerek, “Gazetecilerin birçok özlük hakkı vesaire budanmış durumda. Seçime giderken baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü, gazetecilik mesleğini icra edenleri onurlandırmak için 1961’den bu yana kutlanan Türkiye’ye özgü bir gün. 4 Ocak 1961’de kabul edilen ve basın çalışanlarına bazı haklar ve yasal güvenceler sağlayan ‘212 sayılı kanun’ düzenlemesinin Resmî gazetede yayınlanmasıyla 10 Ocak günü kutlama günü oldu.

    1961-1971 yılları arasında ‘Çalışan Gazeteciler Bayramı’ adıyla kutlanmış; 1971 yılındaki askeri darbeden sonra gazetecilerin bazı haklarının geri alınması üzerine kutlama gününün adı, ‘10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ olarak değiştirildi.

    Türkiye’de ve dünyada gazeteciler hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olmadı. Bu yılda gazeteciler 10 Ocak gününü baskılarla, tehditlerle, tutuklamalarla ve sansürle karşılıyor.

    DÜNYADA 533 GAZETECİ TUTUKLANDI, 57’Sİ ÖLDÜRÜLDÜ

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, bu yıla ilişkin bilançosunda, dünyada 533 gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandığını, 57’sinin de öldürüldüğünü bildirdi. Tutuklama ve cinayetlerdeki rekor artışa dikkat çeken RSF, 65 medya temsilcisinin rehin, 49’unun da kayıp durumda olduğunu açıkladı.

    Gazetecilik haklarında 2022 yılında ciddi gerileme yaşandığının da belirtildiği açıklamada, 1 Aralık itibarıyla 533 tutuklu gazetecinin tespit edildiğini, bunun bir önceki yıla oranla yüzde 13,4’lük bir rekor artışa işaret ettiğini duyurdu.

    Açıklamada, tutuklu dağılımına göz atıldığında, 432’sinin profesyonel gazeteci, 83’ünün profesyonel olmayan, 18’inin medya çalışanı olduğu kaydedildi. Açıklamada, toplam mahpus gazetecilerden sadece yüzde 36,4’ünün mahkum edildiği, kalan yüzde 63,6’sının yargılanmadığı da tespit edildi.

    SON BİR YILDA TÜRKİYE’DE 128 DAVADA 273 GAZETECİ YARGILANDI

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) tarafından hazırlanan 2021-2022 Basın Özgürlüğü Raporu’na göre ise Türkiye’de sadece son bir yılda:

    31 gazeteci toplamda 52 gün gözaltında kaldı.

    60 gazeteci hakkında soruşturma açıldı.

    128 davada 273 gazeteci yargılandı.

    Gazeteciler toplam 75 yıl 5 ay 26 gün hapis cezasına mahkûm edildi.

    TGS 10 cezaevinde 18 gazeteciyle görüşerek hak ihlâllerini kayıt altına aldı.

    57 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı; 32 gazeteci sözlü olarak tehdit edildi.

    54 haber sitesine ve 1355 haber içeriğine erişimin engellenmesine, 19 haberin içerikten çıkarılmasına karar verildi.

    RTÜK marifetiyle toplam 61 ayrı karar ile toplam 10.427.902 TL idari para cezası verildi.

    2021’de 559 basın kartı iptal edildi. TGS’nin İletişim Başkanlığı’ndan edindiği bilgiye göre 16.429 kişide Cumhurbaşkanlığı basın kartı var.

    Basın İlân Kurumu gazetelere toplam 25 gün ilân kesme cezası verdi.

    Gazeteci meslek örgütlerinin temsilcileri, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’ne ilişkin günümüz koşullarında gazetecilerin yaşadıklarını değerlendirdi.

    “TÜRKİYE’DE GAZETECİ OLMAK ŞU ANDA KABUS GİBİ BİR DURUM”

    DİSK Basın-İş Sendikası Genel Başkanı Faruk Eren, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nün bir anlamının kalmadığını belirterek, şunları dile getirdi:

    “212 sayılı yasanın kabulünün yıl dönümü nedeniyle kutlanan bir gündü. O yasa fiilen bugün uygulanmıyor. Gazetecilerin birçok özlük hakkı budanmış durumda. Türkiye’de gazeteci olmak şu anda kabus gibi bir durum. Çok sayıda meslektaşımız hapishanelerde. Neden tutuldukları belli değil. Aylardır iddianameleri bile hazırlanmadı. Diyarbakır’da, Ankara’da gazetecilere yönelik toplu operasyonlar yapıldı. Birlikte çalıştığımız birçok gazeteci arkadaşımız tutuklandı. Tüm bu yaşadıklarımızdan dolayı 10 Ocak Gazeteciler Günü’nü kutlamak söz konusu değil. Ama bugün vesilesiyle sorunlarımızı, dertlerimizi bir kez daha dile getireceğiz. Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü büyük bir baskı altında. Bu baskının dozu giderek de artıyor. Geçtiğimiz yıl şunu çıplak gözle gördük ki, gazetecilik davalarında hızla ve çok sert cezalar veriliyor. Deneyimlerimiz bize şunu söylüyor; Seçime giderken bu baskıların daha da artacağını düşünüyoruz. Bu baskılara hep birlikte karşı koymaya çalışacağız.

    “SANSÜR YASASININ SONUÇLARINI SEÇİM SÜRECİNDE DAHA NET GÖRECEĞİZ”

    Geçen yılın en vahim olaylarından biri de sansür yasasının çıkması oldu. İnternet sitelerini denetim altına almak istiyorlar. Bu yasanın sonuçlarını seçim sürecinde daha net görmüş olacağız. Şu anda o yasaya uygun başvurular yapılıyor. 13 Ocak’ta başvurular bitecek. Seçim sürecinde internet sitelerine daha da yüklenileceğini düşünüyoruz. Gazetelerde olduğu gibi Basın İlan Kurumu’nun denetimine alınmak isteniyor internet siteleri. Bu da bizim açımızdan olumsuz bir durum. Geçtiğimiz yıl RTÜK aracılığıyla anlaşılması güç gerekçelerle para cezaları yağdırıldı. Medya bu tür yöntemlerle susturulmak isteniyor. Böyle bir karamsar tablo ile karşı karşıyayız. Ama çok da ümitsiz değiliz. Önümüzde bir seçim süreci var. Bu karanlık tablonun dağılacağını umuyoruz. Meslektaşlarımızın da bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz.”

    “2022, BASIN VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOK EDECEK KANUNİ DÜZENLEMELERİN YAPILDIĞI BİR YIL OLDU”

    2022 yılının geçmiş yıllarda olduğu gibi basın özgürlüğünün yok edilmesi için yoğun bir iktidar saldırısı ile geçtiğini belirterek sözlerine başlayan Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise, şunları aktardı:

    “Hem hukuk dışı engellemeler hem de basın ve ifade özgürlüğünü yok edecek kanuni düzenlemelerin yapıldığı bir yıl oldu. Onlarca meslektaşımız tutuklandı ve hala 2022 yılında tutuklanan 25 meslektaşımız özgürlüklerinden mahrum durumdalar. Tutukluluk süreleri 6 ayı geçmiş olmasına rağmen hala iddianameleri dahi hazırlanmadı.

    Basın İlan Kurumu muhalif gazetelere onlarca gün ilan kesme cezası verdi. Evrensel Gazetesinin ilan hakkını iptal etti. RTÜK muhalif gördüğü televizyon kanallarına milyonlarca lira para cezası ve yayın karartma cezaları verdi. Bütün bunları alt alta sıralayınca çok zor bir yıl geçirdiğimizi görüyoruz.

    “BU OLUMSUZ TABLOYU BİRLİKTE MÜCADELEYLE AŞABİLİRİZ”

    Yılın son günlerinde asgari ücret başta olmak üzere tüm yayıncılık faaliyetlerine gelen zamlarla yoğun bir güvencesiz ve işsizlik de gazetecileri işlerini yapamaz hale getirdi. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü de işte böyle bir ortamda karşılıyoruz. Tutuklandığımız, işsiz kaldığımız ve çalışanlarından güvencesiz ve düşük ücretle çalıştıkları bir dönemdeyiz. Bütün bu tabloyu birlikte mücadele ederek aşabileceğimiz fikrinin gazeteciler içinde de yayıldığı bir dönemdeyiz. İşte bu yüzden umutluyuz.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

     

     

     

  • DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), İran’daki idamların durdurulması talebiyle İstanbul Cağaloğlu’ndaki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. DİB, “İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) çağrısıyla bir araya gelen Savaşa Karşı Hayat Konferansı Hazırlık Komisyonu, 18 Aralık günü 76 kurumun imzaladığı deklarasyonla İran’daki idamların durdurulmasını istemişti. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler, sanatçılar, aydınlar, demokratik kurum ve partilerinin başkanları, hukukçular, belediye başkanları ve aktivistler bu çağrıya yanıt verdi.

    DİB, çağrı ve imzaları İran yetkililerine teslim etmek amacıyla İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Levent Tüzel, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca  ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş da katıldı. Polis, konsolosluğun önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, açıklama konsolosluğun karşısındaki sokakta yapıldı.

    “SAVAŞ OPERASYONLARI SON BULSUN”

    İran’daki idamların son bulmasını isteyen EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, şunları söyledi:

    “Üç buçuk ayı geride bırakan İran halklarının Hamaney rejimine, onun halklara dayattığı yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve yasaklara karşı bir isyanı, ayaklanması söz konusu. Kıvılcımı çakan uygun kıyafeti giymediği için ahlak polisi tarafından katledilen Mahsa Amini’nin öldürülmesi oldu. Amini’nin öldürülmesinden sonra İran’daki bütün kadınlar, gençler, aydınlar, emekçiler ayağa kalktılar. “Yeter artık” dediler. İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında diktatörlük ve otoriter bir rejim yürütenlere karşı İran’ın her yerinde ayağa kalktılar. İran İslam rejiminin ulusal güvenlik söylemiyle uyguladığı yoksulluk ve yolsuzluğun son bulması için yürütülen direnişe dönük açık polis rejimi uygulamalarını kınıyoruz. Yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. İnsan hakları idam cezasını kabul etmiyor. İran’daki idamlar durdurulsun. Tüm dünyada ve ülkemizde savaş siyaseti, savaş operasyonları, insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam uygulamaları son bulsun.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    DİB adına basın açıklamasını ise Ayşenur Devecioğlu okudu. Açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine çağrımızdır. İdamları durdurun! Mahsa Amani’nin öldürülmesi sonrası İran halkına, kadınlara, demokratik protesto gösterilerine katılanlara rejim güçleri tarafından uygulanan şiddet kabul edilemez. İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşlarının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘İktidar seçime sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor’

    ‘İktidar seçime sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor’

    PİRHA- Sahada haber takibi yapan gazetecilere yönelik polislerin engellemesi, saldırısı ve baskısı artıyor. Gazeteci meslek örgütü temsilcileri, “Gazeteciler özellikle sahada çalışırken çok ciddi zorluklar yaşıyorlar. İktidar kendi gerçekliğini gizlemek için sokakta dile getirilen eleştirileri, hakları, talepleri saldırılarla bastırmak ve bu durumun kayıt altına alınmasını da önlemek istiyor” dedi.

    Sahada haber takibi yapan gazetecilere yönelik polislerin engellemesi, saldırısı ve baskısı her geçen gün artarak devam ediyor.

    Son birkaç gün içerisinde yaşanan dört olayda gazeteciler, polis tarafından keyfi biçimde engellenerek taciz ve tehdide maruz kaldı.

    Van’da haber takibi yapmak isteyen gazetecilere polis silah çekerken, Ankara’da adliyedeki basın odasını basan polisler gazetecilerin haber yapmaması için tehdit etti. İstanbul’da ise Beykoz’daki yıkımları görüntülemek isteyen gazeteciler polisler tarafından darp edilirken, bir kadın gazeteci polis tarafından fiziki tacize uğradı.

    Gazetecilerin yaşadıkları saldırılara ilişkin PİRHA’ya konuşan meslek örgütü temsilcileri, duruma tepki göstererek dayanışmanın önemine vurgu yaptı.

    “GAZETECİLER ENGELLENİYORDU AMA ARTIK BU DURUM ŞİDDET BOYUTUNA ULAŞTI”

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Dicle Müftüoğlu, polisin son dönemde gazetecilere yönelik saldırılarında ciddi bir artış olduğunu ifade ederek, “Neredeyse her gün bir kentten gazetecilere yönelik bir saldırı, taciz, engelleme olayı duyuyoruz. Özellikle toplumsal eylemlerde gazetecilerin görüntü almasını, haber yapmasını engelleme durumu son birkaç yıldır yaşanıyordu ancak bu artık gitgide şiddet boyutuna ulaştı. Gazeteciler ne yazık ki darp ediliyor, gözaltına alınıyor, tehdide, hakarete maruz kalıyorlar” dedi.

    Son olarak Van’da silah çekmeye kadar işin boyutu uzadığını vurgulayan Müftüoğlu, saldırıların kabul edilemez olduğunu söyledi.

    “İKTİDAR HER KESİME SALDIRIYOR VE BUNUN KAYIT ALTINA ALINMASINI İSTEMİYOR”

    Gazetecilere mesleklerini yaptırmamaya yönelik bir tutum söz konusu olduğunun altını çizen ve saldırıya maruz kalana gazetecilerin derneklerine yaptıkları başvurularda ciddi bir artış olduğunu söyleyen Müftüoğlu, “Gazeteciler özellikle sahada çalışırken çok ciddi zorluklar yaşıyorlar. İktidar kendi gerçekliğini gizlemek için sokakta dile getirilen eleştirileri, hakları, talepleri saldırılarla bastırmak istiyor, engellemek istiyor. Bu durumun kayıt altına alınmasını da önlemek istiyor ve bundan dolayı da gazetecilere yönelik bir engelleme yaşanıyor” diye konuştu.

    “TÜM BUNLARA RAĞMEN DİRENEN GAZETECİLER VAR”

    2016 yılındaki OHAL’le birlikte baskının her geçen gün arttığını ifade eden Müftüoğlu, “Tüm bunlara rağmen direnen gazeteciler var. Bir şekilde kendilerine alternatif mecralar yaratıp, düşüncelerini söylemeye çalışan, ülkedeki gerçeklikleri kamuoyuna, dünyaya yansıtmaya çalışan gazeteciler var. İktidar bu duruma da tahammül edemiyor ve tamamen susturmaya yönelik hamleler yapıyor. Yaşanan saldırılarda bu hamlelerin bir parçası” ifadelerini kullandı.

    “İKTİDARIN KOLTUĞU SALLANIRKEN GAZETECİLERİ HEDEFLEDİĞİ GÖRÜLÜYOR”

    Gazetecilerin tutuklandığını, yaptıkları haberlerle ilgili haklarında soruşturmalar, davalar açıldığını anımsatan Müftüoğlu, şunları aktardı:

    “En son Diyarbakır’da 20’si gazeteci 22 kişi gözaltına alındı. Ve bu kişilerden 16’sı tutuklandı. 3 aya yaklaştık ve hala iddianameleri hazır değil. Ne ile suçlandıklarını bilmiyoruz ama hakimlik ve savcılık soruşturmalarında gördük ki, yaptıkları gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılanıyorlar. İktidarın koltuğu sallanırken gazetecileri hedeflediği görülüyor. Seçimlere yaklaştıkça şiddetin ve şiddetin varacağı boyutun daha da artacağını düşünüyorum.

    Gazeteciler sorgusuz sualsiz ortak bir tepki ortaya koymalı. Bu tür durumlara karşı biz dernek olarak ortak bir tavır geliştirme konusunda çalışmalar yapıyoruz. Gazetecilerin örgütlenmesini, dayanışmasını sağlamaya çalışıyoruz. Ancak bu bizimle sınırlı bir durum değil. Tüm meslek örgütleri aynı ölçüde tepki vermeli. Amasız fakatsız bir araya gelmeliyiz. Van’da yaşanan olaya karşı İstanbul’da bugün gazeteciler sokağa çıkmıyorsa, bu bir eksikliktir. Mücadeleyi büyütmeye ihtiyacımız var. Halkın da haber alma hakkını savunması gerekiyor. Bu doğrultuda gazetecileri desteklemeliler.”

    “İKTİDAR SEÇİME GİDERSE SADECE KENDİ SESİNİN AKTARILDIĞI BİR MEDYA İLE GİTMEK İSTİYOR”

    DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren ise, neredeyse her toplumsal olayda gazetecilerin hedef haline geldiğini belirterek, şunları kaydetti:

    “İş artık gazeteciye silah çekmeye, hatta kaybetmekle tehdit etmeye kadar vardı. Bunun birçok nedeni var. Türkiye’de cezasızlık, hukuksuzluk, yöneticililerin keyfi olarak  tutumları ve önüne geleni terörist olarak, suçlu olarak  nitelendirmek bir kural haline geldi. Seçime giderken de bu baskıların daha çok artmasından da endişe ediyorum. Çünkü güvenlik güçleri sokakta uyguladığı şiddetin kamuoyu tarafından görülmesini istemiyor. Bunun için gazetecileri son olaylarda olduğu gibi hedef haline getiriyor. İktidar seçime giderse sadece kendi sesinin aktarıldığı bir medya ile gitmek istiyor. Bunun için de kendisinden olmayan, kendisine biat etmeyen her medya organına ve gazeteciye baskı uygulamayı sürdürüyor.

    “SORUN DEMOKRASİ SORUNUDUR, HALKIN HABER ALMA HAKKINA SAHİP ÇIKMASI GEREKİYOR”

    Bizim meslek örgütleri olarak elimizden geleni yapıyoruz. Bu duruma karşı mahkemelere gidiyoruz veya sokak gösterileri düzenliyoruz vs. Ama bu sorun sadece gazetecilerin sorunu değil. Bu sorun bir demokrasi sorunu. Halkın haber alma hakkını sağlayacak olan gazetecilerdir. Gazeteciler Türkiye’de bu kadar büyük bir  baskıya rağmen büyük bir cesaretle görevlerini yapmaya devam ediyorlar. Önemli olan halkın kendi haber alma hakkına sahip çıkmasıdır. Yani toplumun demokrasiye, basın ve ifade özgürlüğüne sahip çıkması gerekiyor. Yoksa gazeteciler, meslek örgütleri zaten elinden geleni yapıyor. Önemli olan toplumun ve demokrasi güçlerinin buna birlikte itiraz edip, demokrasinin kalitesini yükseltmeye çalışmasıdır.”

    “TÜRKİYE’DE YAŞANANLAR, OLUP BİTENLER HALKTAN GİZLENMEK İSTENİYOR”

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, son bir haftaya bile bakıldığında Türkiye’de önümüzdeki süreçte gazetecilere yönelik baskıların artacağının işaretlerinin görüldüğünü söyledi.

    Türkiye’nin bir seçim sürecine girdiğini ve iktidarın toplumdan bazı gerçekleri gizlemek istediğine değinen Durmuş, “Bu nedenle de gazeteciler engelleniyor. Son birkaç günde İstanbul’da Beykoz’da yıkım sırasında gazetecilerin saldırıya uğraması, 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde gazetecilerin saldırıya uğraması, Van’da haber takibi yapan gazetecilerin saldırıya uğraması gibi olaylar yaşadık. Buralarda gazetecilerin haber izlemesi engellenmek istendi. Orada yaşananların kamuoyuna aktarılmasının önüne geçilmek istendi. Türkiye’de yaşananlar, olup bitenler halktan gizlenmek isteniyor. Halkın haber almasının önüne geçilmek isteniyor” ifadelerini kullandı.

    “GAZETECİLER ALANDA BİRLİKTE HAREKET EDİP SALDIRILARI PÜSKÜRTMELİ”

    Tüm bu saldırılara karşı gazetecilerin iki yol izleyebileceğini söyleyen Durmuş, şunları katardı:

    “Birincisi özellikle alanda çalışan gazetecilerin dayanışma içerisinde olması, birlikte hareket etmesi, polisin herhangi bir gazeteciye yönelik müdahalesinde diğer meslektaşlarının da onunla dayanışma göstermesi ve o saldırıyı püskürtmesi gerekiyor. Biz gazeteciler olarak alanda dayanıştığımız oranda saldırılarda azalacaktır diye düşünüyorum.

    İkincisi ise Türkiye’deki gazetecilerin meslek örgütleri, sendikaları, cemiyetleri, dernekleri onların toplu bir şekilde bu saldırılara karşı ses yükseltmesi gerekiyor. Biz sendika olarak meslektaşlarımıza yönelik bir saldırı gerçekleştiğinde, bir müdahale olduğunda buna karşı açıklamalar, eylemler yapıyoruz, suç duyurularında bulunuyoruz ama tek başına bir sendikanın çözebileceği bir sorun değil. Gazetecilerin yan yana gelip dayanışması ile birlikte, meslek örgütlerinin birlikteliğiyle hareket etmesi ve haber takibi sırasında saldırıya uğrayan gazetecilerle güçlü bir dayanışma gösterilmesi gerekiyor.”

    “SALDIRILARI YAPAN KAMU GÖREVLİLERİ HAKLARINDA İŞLEM YAPILMALI”

    Bu saldırı talimatlarını veren kamu görevlilerinin görevlerinden el çektirilmeleri gerektiğini vurgulayan Durmuş son olarak, “Bunun için bir girişimde bulunulması gerekiyor. Çünkü gazeteci topluma haber ulaştırmak dışında bir şey yapmıyor. Dolayısıyla orada o talimatları veren emniyet müdürlerinin, polis amirlerinin her kimse görevden el çektirilmesi gerekiyor, yargılanmaları gerekiyor. Toplumun haber alma hakkını engelliyorlar. Sadece gazeteciyi darp etmiyorlar. Buradan sizin aracılığınızla İçişleri Bakanlığı’na da seslenmek istiyorum, son bir haftada gazetecilere yönelik yapılan saldırılarda bulunan kamu görevlilerinin derhal görevden alınması ve haklarında soruşturma başlatılması gerekiyor” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU-Berivan KELEŞ/ANKARA

  • TGS Başkanı Durmuş: Gazetecilerin saldırıya maruz kalması kabul edilemez-VİDEO

    TGS Başkanı Durmuş: Gazetecilerin saldırıya maruz kalması kabul edilemez-VİDEO

    PİRHA- CHP Mersin Gençlik Kolları üyesi gençlerin protesto ve saldırısına maruz kalan Haberci Gazetesine destek ziyaretinde bulunan TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, kimsenin düşmanlaştırılmadığı ve gazetecilerin de işlerini özgürce yapabildiği bir ortamın sağlanması gerektiğini söyledi. Durmuş, “Ancak gazetecilere yönelik bu tarz saldırıların cezasızlıkla sonuçlanması, saldırganların cezalandırılmaması yeni saldırıların önünü de açıyor” dedi.

    Mersin’de 35 yıldır yayın yapan günlük siyasi gazete Mersin Haberci Gazetesi, dün ikinci kez saldırıya uğradı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Gençlik Kolları üyeleri tarafından yapılan protestoda ‘satılık gazete’ denilerek kalem, yumurta ve boya gazete önüne atıldı.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş, Mersin Haberci Gazetesi’ne yönelik yapılan saldırıyı gazeteye yaptığı ziyaretle kınadı.

    “GAZETECİLERİN SALDIRIYA MARUZ KALMASI ASLA KABUL EDİLEMEZ”

    Durmuş, yerel medyanın son günlerde baskı ve saldırı altında olduğunu belirterek, “Basın ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilecek haberlere karşılık protesto eylemlerinin yapılması, gazetecilerin saldırıya maruz kalması asla kabul edilebilir bir şey değildir. Burada Haberci Gazetesine fiili saldırıda bulunanların en ağır şekilde cezalandırılması gerekiyor ki toplumun haber alma hakkı önünde bu tarz engeller oluşmasın” dedi.

    “GAZETECİLERİN İŞLERİNİ ÖZGÜRCE YAPABİLDİĞİ BİR ORTAM SAĞLANMALI”

    Gazetecilerin kamu hizmeti yaptığının altını çizen Durmuş, “Yaptıkları haberlerde kamunun çıkarları söz konusu. Dolayısıyla kimsenin düşmanlaştırılmadığı ve gazetecilerin de işlerini özgürce yapabildiği bir ortamın sağlanması gerekiyor. Ancak gazetecilere yönelik bu tarz saldırıların cezasızlıkla sonuçlanması, saldırganların cezalandırılmaması yeni saldırıların önünü de açıyor. O yüzden Emniyet Müdürlüğü’nden ricamız Adalet Bakanlığı’ndan ricamız gazetecilere yönelik saldırılar en ağır bir şekilde cezalandırılmalı. Çünkü bu sadece gazetecilerin can güvenliği için değil aynı zamanda halkın haber alma hakkı için çok önemlidir. Buna uygun hareket edilmesi için yetkilileri göreve davet ediyorum” diye konuştu.

    PİRHA/MERSİN

    İLGİLİ HABERLER

    >Mersin Haberci Gazetesi’ne yapılan saldırı kınandı

    >Mersin Haberci Gazetesi bir grup tarafından tehdit edildi

  • TGS gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    TGS gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu-VİDEO

    Türkiye Gazeteciler Sendikası, hazırladığı raporla gazetecileri fişleyen SETA hakkında suç duyurusunda bulundu. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, “Bu raporun bilimsellikle ilgisi olmayan tamamen uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızı fişlemeye dönük bariz bir çalışma olduğu ortada” dedi.

    Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS), SETA’nın uluslararası basın kuruluşlarına ve Türkiye’de bu kurumlarda çalışan gazetecilere ilişkin raporu sonrası, raporun bir fişleme olduğunu ifade ederek Çağlayan’da bulunan İstanbul Adliyesinde Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu.

    TGS’nin suç duyurusunda, raporun “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu” ve “Kişisel verilerin kaydedilmesi suçu” işlediği vurgulandı.

    Suç duyurusu öncesi, aralarında TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş’un da bulunduğu çok sayıda gazeteci, adliye önünde bir araya gelerek basın açıklaması yaptı.

    “RAPORUN TALİMATLA HAZIRLANDIĞI ÇOK BELLİ”

    Suç duyurusunun öncesinde İstanbul Adliyesi önünde açıklama yapan TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, şunları söyledi:

    “SETA vakfının önceki gün yaptığı sözde bilimsel rapor hakkında bugün suç duyurusunda bulunacağız. Bu raporun bilimsellikle ilgisi olmayan tamamen uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımızı fişlemeye dönük bariz bir çalışma olduğu ortada. Tamamen kamuoyunun ulaşabileceği bilgileri toplayıp, iktidara eleştirel haberleri ön plana çıkartarak yakınlık ve uzaklık diyerek bir algı oluşturmaya çalışılmıştır. Bu algıya birlikte uluslararası basın kuruluşlarında çalışan meslektaşlarımız hedef haline getirilmiştir. Türkiye’de son yıllarda iktidarın haberin halka ulaşmasını engellemeye yönelik çalışmalarını biliyoruz. Medyanın yüzde 95’i kontrol altına alınmış bir ülkede yaşıyoruz. Bu rapor haberin dünyaya ulaşmasını da engellemeye yönelik bir rapordur. Burada asıl olarak hedeflenen haberin halka ve dünyaya ulaşması engellenmektedir. Türkiye’de yayın yapan birçok medya kuruluşu da terör yanlısı olarak gösterilmektedir. Bu raporun kimden talimat alınarak hazırlandığını bilmiyoruz. Durup dururken böyle bir rapor hazırlanması gerçekçi gözükmüyor. Bir talimatla yapıldığı çok belli.”

    “KİN VE NEFRETE TAHRİK SUÇU”

    İki başlıkta suç duyurusunda bulunacaklarını belirten Durmuş, “Suç duyurusunda bulunduğumuz konulardan ilki halkı kin ve nefrete tahrik suçu ve diğeri ise kişisel verilerin korunması kanununun ihlali suçu. Umarız suç duyurumuz hızla davaya dönüşür ve gerçekler açığa çıkar” dedi.

    Açıklamanın ardından adliyeye geçen Durmuş ve gazeteciler, suç duyurusunda bulundu.

    “OLASI OPERASYONLARDAN SETA VE AKP SORUMLUDUR”

    Suç duyurusunun ardından adliye önünde gazetemize açıklamalarda bulunan CHP Eski Milletvekili Barış Yarkadaş, “SETA’nın bilimsel çalışma adı altında ortaya koyduğu rapor bir fişlemedir ve andıçtır. Bu rapor iki amaç gözetmektedir. Birincisi uluslararası basın ajanslarında çalışan arkadaşlarımıza göz dağı vermek ve onların gazetecilik yapmalarının önüne geçmektir. Diğeri de belli ki olası bir operasyonun zeminini hazırlamak için arkadaşlarımızın isimleri ifşa edilmiştir. Bu bağlamda AKP iktidarının desteklediği SETA’nın ortaya koyduğu raporu fişleme ve andıç olarak ortaya koymak gerekir. Böyle bir bilimsel çalışma olmaz. Eğer SETA medyada bir tek seslilik arıyorsa dönsün AKP iktidarına baksın. Yüzde 95’inin iktidarın denetimi altında olduğu medyanın tek sesliliğini görmeyenlerin uluslararası basın ajanslarında çalışan arkadaşlarımızı ‘tek sesli yayın yapıyorlar’ diye eleştirmesi doğru değildir. Bu bağlamda SETA’nın gazetecileri hedef göstermesi önümüzdeki süreçte bu kurumlarda çalışan arkadaşlarımıza olası bir operasyonun da işaretidir. Eğer arkadaşlarımıza yönelik herhangi bir operasyon gerçekleşirse bunun sorumlusu SETA ve onu destekleyen AKP’dir. İktidar bu kurumlar aracılığıyla gazetecilik yapılmasını engellemeye çalışmakta ve gazetecileri hedef göstermektedir. Bu rapor medya tarihine bir andıç ve bir fişleme olarak geçecektir. SETA bu raporu derhal geri çekmeli, özür dilemeli ve bir daha yapmayacağına dair söz vermelidir” ifadelerini kullandı.

    “DEMOKRASİ KARŞITI BİR GİRİŞİMDİR”

    Yine raporda ismi ve çalıştığı kurum olan Sputnik’e dair değerlendirmelerin de bulunduğu gazeteci Zafer Arapkirli, “SETA’nın hazırladığı bu raporu şiddetle kınıyorum. Raporda benim çalıştığım kurum da bulunuyor, ben de bulunuyorum. Gerçekten gerçek, doğru ve dünya standartlarında haber yapmaya çalışan kurumların ve gazetecilerin itibarsızlaştırılmasına ve hedef gösterilmesine çalışan bir girişimdir. Demokrasi karşıtı bir girişimdir” diyerek raporu şöyle değerlendirdi:

    “Baskıcı iktidarların genel bir tavrı var. İşlerine gelmeyen gazetecileri, kendi standartlarında yayın yapmayan gazetecileri itibarsızlaştırmak ve onların gazetecilik yapmasını engellemeye çalışmak gibi. Bunu birkaç değişik şekilde yapıyorlar. Kimi zaman yayın organlarını kapattırmak ya da mali özgürlüklerini kısıtlamak, gazetecileri işten attırmak, gazetecileri çetelerin saldırısına uğratmak, gazetecileri yazdıkları sebebiyle yargılamak gibi. Şimdi de yeni yöntem bulmuşlar. Ne idüğü belirsiz birtakım insanlar böyle raporlar hazırlıyorlar. Zafer Arapkirli hükümet karşıtı paylaşımlarda bulunmuş, sosyal medyayı çok aktif kullanıyormuş. Bunlar suçmuş gibi. Falanca konuda şöyle tavır almışız, sanki onlara sormak zorundayız. Baskıcı rejimlere yaranmaya çalışanların ortaya çıkardığı bir rapor. Gerçek gazetecileri rahat bıraksınlar. Biz gazetecilik yapıyoruz. Ben kırk yılı aşkın süredir bu mesleğin içindeyim, böyle rezalet bir şey görmedim.”

    SUÇ DUYURUSUNDA NELER YER ALDI?

    “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik” ve “Kişisel verilerin kaydedilmesi” suçlamaları ile yapılan suç duyurusunda gazetecilerin “önceden çalıştığı mecralar-aktif olarak çalıştığı ve katkı sağladığı mecralar” şeklinde ağ haritaları çıkarıldığı; bu ağ haritaları üzerinden gazeteciler hakkında bir polis fezlekesi veya iddianameye benzer “iltisak ve irtibatlandırma” çabasına girildiği; açık kaynaklardan erişilmesi mümkün bilgilere seçici ve manipülatif şekilde yer verildiği ve gazetecilik faaliyetlerinin suç gibi gösterilmeye çalışıldığı vurgulandı. Dilekçede ayrıca “Bu durum Türkiye Gazeteciler Sendikası üyesi olan gazetecilerin de bulunduğu bir grup basın çalışanının ciddi tehdit altında bulunduğunun, ileride daha ciddi ve yakın tehditlere maruz kalabileceklerinin öncülüdür” denildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Metin Göktepe katledilişinin 23. yılında mezarı başında anıldı

    Gazeteci Metin Göktepe katledilişinin 23. yılında mezarı başında anıldı

    Görevi başındayken polislerce gözaltına alınan ve dövülerek öldürülen Evrensel Muhabiri Gazeteci Metin Göktepe, katledilişinin 23. yılında mezarı başında anıldı. 

    Haber takibi yaptığı sırada gözaltına alındıktan sonra dövülerek öldürülen Evrensel Gazetesi Muhabiri Metin Göktepe, katledilişinin 23’üncü yılında mezarı başında anıldı. Esenler’de bulunan Kemer Mezarlığı’ndaki kabri başında yapılan anmaya Göktepe’nin çalışma arkadaşları, ailesi, meslektaşları, ve çok sayıda siyasi parti temsilcisi ile basın meslek örgütleri katıldı.

    “Metinler ölmez evrensel susmaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganlarının atıldığı anmada “Tutuklu Gazeteciler Serbest Bırakılsın”, “Metin’in Katili Çete Devlet” dövizleri taşındı. Göktepe’nin mezarına Evrensel gazetesi ile karanfiller bırakıldı.

    “METİN’İN KALEMİ YERDE KALMAYACAK”

    Anmada ilk olarak konuşan Evrensel Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Polat, dün öldürülen gazetecilerin bugün de öldürülmek istendiğinin altını çizerek, “Dün Karşı Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Eren Erdem hakkında tahliye kararı verildi. Aynı gün yakalama kararı çıktı. Küçük oğlu babasının tahliye sevincini yaşayamadı. Bu da ayrı bir üzüntü kaynağı gazeteciler açısından” dedi. Göktepe şahsında halkın haber alma hakkına, basın özgürlüğü mücadelesine sahip çıktıklarını sözlerine ekleyen Polat, “Metin’in ve kaybettiğimiz bütün meslektaşlarımızın kaleminin yerde kalmayacağı sözünü bir kere daha veriyoruz” diye ifade etti.

     “O GÜN GAZETECİLER BUGÜN GERÇEKLER ÖLDÜRÜLÜYOR”

    Ardından söz alan Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe, “Bizim için 23 yıldır burada olmak Metinle buluşmaktır. Ülkenin ve o günden bugüne gazeteciliğin geldiği nokta demokrasinin nerede olduğuna ışık tutmaktır. Metin gerçeğin peşinde koşan genç bir gazeteciyken, takip ettiği haber sırasında gözaltına alınmış, adını haykırarak belki de kendi haberini yapmış, gerçek bir gazetecidir. O günlerde gazeteciler öldürülüyor bugünlerde de gerçekler öldürülmek isteniyor. Gazetecilerin gazeteciliği öldürülüyor. Ya hapiste atılıyor ya da para cezaları veriliyor. O günden bugüne değişen bir şey yok” dedi.

    “BASKILARA KARŞI DEMOKRASİYİ VE ÖZGÜRLÜĞÜ SAVUNACAĞIZ”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan da, Göktepe’nin katledildiği siyasal koşullarının karanlığının bugün yeniden yaşandığını ifade ederek, “Bugün tek adam ve tek parti yönetimine dayanan siyasal rejim, yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Bu şekillendirme baskı üzerinde, yasaklar üzerinden, şiddet kutuplaştırma ve savaş üzerinden yapılmaya çalışıyor. Biz Ocak ayında elbette Metin Göktepe’yi anıyoruz ama onun nezdinde iktidarların baskı rejimine otoriterliğine karşı mücadele eden ve bütün kaybettiklerimizi anıyoruz. Baskılara karşı demokrasiyi özgürlükleri savunmaya devam edeceğiz” dedi.

    “ÖLÜMLERİN KATLİAMLARIN TAKVİME SIĞMADIĞI BİR TARİH YAŞIYORUZ”

    “Ölümlerin, katliamların takvim sayfalarına sığmadığı bir tarihi yaşıyoruz” diyen Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise “Her gün bir ölümü, katliamı anıyoruz. Bugün gazeteciliğin Türkiye’de hangi bedellerle yapıldığını görüyoruz. Onlarca yüzlerce basın şehidimiz var. Bugünde Metin Göktepe’yi anıyoruz. Katilleri yakalandı ve yargılandı ama faili meçhul onlarca gazeteci var. Gazeteciler bugün yargı eliyle yargısız infaz ediliyorlar. Böyle bir dönemden geçiyoruz. Bugünler elbette bitecek basının özgür olduğu günleri göreceğiz. Metin’in anısı önünde saygı ile eğiliyorum” ifadesinde bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Özgürlükçü Demokrasi: Özgür basına kilit vurarak hakikatleri örtemeyecekler-VİDEO

    Özgürlükçü Demokrasi: Özgür basına kilit vurarak hakikatleri örtemeyecekler-VİDEO

    PİRHA-Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisine ve gazetenin basıldığı Gün Matbaa’ya yapılan polis baskını ve gazeteye atanan kayyum sonrası basın açıklaması yapan Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, “İktidarların doğasında saldırı kapatma varsa özgür basının geleneğinde de hakikatin sesini duyurma doğası var. Özgür basının kapılarına kilit vurarak özgür basının sesini kısamayacağı bilinmelidir.” dedi. 

    Kürt basınının önemli yazılı basın ayaklarından biri olan Özgürlükçü Demokrasi’nin İstanbul Beyoğlu’ndaki ofisine ve gazetenin basıldığı Gün Matbaa’ya polis baskın düzenledi. Gazete çalışanlarının gözaltına alındığı bildirilirken gazeteye ve matbaaya kayyum atandı.

    Özgürlükçü Demokrasi gazetesi, baskın ve kayyum atanması üzerine İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul şubesinde bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın açıklamasına HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit’in yanı sıra çok sayıda kurum ve muhalif medya temsilcileri destek verdi.

    “SALDIRI PEK ÇOK ALANA YAPILIYOR”

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, basın açıklamasında ilk sözü alarak Özgürlükçü Demokrasi’ye sabaha karşı başlatılan polis baskınının sabah saatlerine kadar sürdüğünü, şu ana kadar 9 kişinin gözaltına alındığını belirtti.

    Yoleri, şunları belirtti:

    “Gözaltıların nereye kadar genişletileceğini bilmiyoruz. Çünkü derneğimize sabah saatlerinde gerçekleştirilen bir başvuruda başka bir şehirde matbaanın eski bir çalışanının da gözaltına alındığı bildirildi. Bu saldırının, sadece basın özgürlüğüne değil ifade özgürlüğü ve fikir açıklama özgürlüğüne kadar pek çok alana gerçekleştiğini söylememiz gerekiyor.”

    “KÜRT BASINI GERÇEĞİ AYDINLATMAYA DEVAM EDECEK”

     Özgürlükçü Demokrasi gazetesi editörlerinden Hicran Ürün ise bu baskıların ilk olmadığını daha önce 79 kez gazetenin internet sitesinin engellendiğini ifade ederek kendilerine resmi olarak tebliği edilen bir bilgi olmadığını ancak gazetenin TMSF’ye devredildiğinin sözlü olarak tebliğ edildiğini kaydetti.

    Ürün sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tüm bunlar muhalif sesleri bastırmaya yönelik baskılar. Hepimiz bu baskı döneminin mağdurlarından biriyiz. Bu dönemde Kürt basına yönelik baskılar arttı. İfade özgürlüğü tamamen ayaklar altına alındı. En sonunda TMSF eli ile gazetemiz kapatıldı. Bu gazete kapatmanın başka yoludur. Kürt basını onlarca kez basıldı, bombalandı. Bizler susmadık. Özgür basın susturulamadı şimdiye kadar bu geleneği devam ettirecek arkadaşlarımız olacak. Biz inandığımız ve kararlı olduğumuz yolda yürümeye devam edeceğiz gerçeğin sesi bastırılamaz. Kürt basını gerçeği aydınlatmaya devam edecek.”

    “ÖZGÜR BASININ GELENEĞİNDE HAKİKATİN SESİNİ DUYURMA VAR”

    Yine gazetenin editörlerinden olan Reyhan Hacıoğlu da söz konusu saldırının topluma yönelik topyekun bir saldırı olduğunu belirtti. RTÜK yasasından sonra özgür ve muhalif seslerin susturulmak istenmesiyle birlikte böyle bir şeyin beklendiğini ifade eden Hacıoğlu, daha önce KHK’ler ile yapılmaya çalışılan şeyin şimdi TMSF ile yapılmaya çalışıldığını vurgulayarak, “İktidarların doğasında saldırı kapatma varsa özgür basının geleneğinde de hakikatin sesini duyurma doğası var. Özgür basının kapılarına kilit vurarak özgür basının sesini kısamayacağı bilinmelidir.” dedi.

    “TMSF’DEN GELİYORUM DİYEN İSTEDİĞİ BASINA EL KOYABİLİYOR MU?

    DİSK Basın-İş’ten Alp Tekin Babaç ise ortada büyük bir belirsizliğin olduğuna dikkat çekerek “‘TMSF’den geliyorum’ diyen istediği basına el koyabiliyor mu? Matbaaya el koymakla da ‘Bizim istemediğimiz hiçbir şeyi basamazsınız’ mesajı vermek istiyorlar. Hem gazetecilerin hem de matbaacıların haklarını savunacağız” ifadelerini kullandı.

    “HABER İÇİN MÜCADELEYE DEVAM”

    Son olarak konuşan TGS Başkanı Gökhan Durmuş, AKP’nin 2019 seçimlerine giderken tek sesli bir toplum yaratmak istediğini belirtti. Doğan Medya Grubu’nun satılmasına değinen Durmuş, “Geçtiğimiz hafta Doğan Medya Grubu’nun satılmasıyla Türkiye medyasının yüzde 90’ı iktidarın eline geçti. Hala haberi halka ulaştırmaya çalışan medya kuruluşları da işte böyle hedef oluyor. Bu operasyon, bundan sonra yapılacak operasyonların habercisi. KHK’lerin ardından ikinci dalga olarak TMSF eliyle yeni bir dalga başlatıldı. Önümüzdeki günler zor geçecek. Bizler, inadına haber için mücadeleye devam edeceğiz.” (HABER MERKEZİ) 

  • PSAKD Eyüp Şubesi Kültür Komisyonu’ndan ‘Pir Sultan’dan Afrin’e Barışa Ses Ver’ paneli

    PSAKD Eyüp Şubesi Kültür Komisyonu’ndan ‘Pir Sultan’dan Afrin’e Barışa Ses Ver’ paneli

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi Kültür Komisyonu, ‘Pir Sultan’dan Afrin’e Barışa Ses Ver’ paneli gerçekleştiriyor. 

    27 Ocak Cumartesi günü Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi Kültür Komisyonu, ‘Pir Sultan’dan Afrin’e Barışa Ses Ver’ paneli gerçekleştiriyor. Alibeyköy Cemevi’nde yapılacak panelde serbest kürsü oluşturularak herkesin sözünü söylemesi sağlanacak.

    Saat: 17.00’de başlayacak panelde Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Gökhan Durmuş, tutuklu gazetecilere özgürlük konusunu değerlendirecek. Öte yandan kurulacak serbest kürsüde Afrin’deki savaşa ilişkin katılanların düşüncelerini paylaşma şansları olacak.

     

  • TGS’den cezaevindeki tutuklu gazetecilere ziyaret

    TGS’den cezaevindeki tutuklu gazetecilere ziyaret

    PİRHA – Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş ve Genel Mali Sekreteri Can Uğur cezaevindeki gazetecileri ziyaret etti. Kadri Gürsel, Ahmet Şık, Tunca Öğreten, Mahir Kanaat ve Gökmen Ulu ile Silivri Cezaevi’nde görüşen TGS yöneticileri, tutuklu gazetecilere basın özgürlüğü için mücadeleyi daha da büyüteceklerini söyledi.

    Tutuklu gazeteciler ile cezaevindeki koşulları, davaları ve iddianameleri hakkında açıklama yapan TGS yöneticileri, bu zor günlerin dayanışmayla aşılacağını ifade etti.

    “SENDİKALAR KAMUOYU OLUŞTURMALI”

    İlk olarak Mahir Kanaat ve Tunca Öğreten ile görüşen Durmuş ve Uğur, fiilen cezaya dönüşen uzun tutukluluk süresini eleştirdi. Kanaat ve Öğreten ise 24 Ekim’de yapılacak olan duruşma öncesinde sendikadan kamuoyu oluşturmalarını istedi. Zorlamalarla kurgulanan iddianameyle 9 aydır tutuklu olduklarını ifade eden Kanaat ve Öğreten, mahkemenin bağımsız davranması durumunda 24 Ekim’de tahliye olacaklarına inandıklarını dile getirdi.

    TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş ise sendika olarak 24 Ekim’de büyük bir dayanışma ile yanlarında olacaklarını söyledi.

     “TÜM GAZETECİLER SERBEST BIRAKILMALI”

    TGS yöneticileri daha sonra Kadri Gürsel ve Ahmet Şık ile görüştü. 11 Eylül’de yapılacak olan Cumhuriyet Davası hakkında görüş alışverişinde bulunulan her iki görüşmede de boşa düşen iddianameye rağmen tutukluluk durumunun devam etmesi eleştirildi.

    Basın özgürlüğü ve demokrasi için cezaevlerinde bulunan tüm gazetecilerin serbest bırakılması gerektiğini söyleyen TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş, 11 Eylül günü güçlü bir destek ile davaya gelecekleri, bu duruşmada tutuklu diğer gazetecilerin de serbest kalacağına inandıklarını kaydetti. Durmuş, tüm gazetecileri, demokrasiye inanan herkesi 11 Eylül’de Silivri’ye çağırmaya başladıklarını iletti.

     “GÖRÜŞ YASAĞI KALKMALI” 

    TGS yöneticileri son olarak ise Gökmen Ulu ile görüştü. Henüz iddianamesi dahi hazırlanmayan Ulu’ya desteklerini sunan TGS yöneticileri, umutsuz olmamasını, bu kötü gidişe rağmen hukukun kazanacağını söyledi. Ulu, cezaevindeki en büyük sıkıntısının avukat görüş kısıtlamasının devam etmesi olduğunu ifade etti. Avukatıyla haftada sadece 1 gün görüşmesine izin verildiğini belirten Ulu, bu yasağın kalkmasını istedi. TGS Genel Başkanı Gökhan Durmuş da sendika olarak bu konuda gerekli girişimleri bir an önce yapacaklarını, bu sınırlamayı kaldıracaklarını söyledi.

    (HABER MERKEZİ)