Etiket: goksun

  • Abbas Tan: Yeni cemevleriyle birlikte amacımız Aleviliği aktif hale getirmek-VİDEO

    Abbas Tan: Yeni cemevleriyle birlikte amacımız Aleviliği aktif hale getirmek-VİDEO

    PİRHA- Kayseri Hacı Bektaş-i Veli Derneği ve Vakfı Başkanı Abbas Tan, Alevi inancının unutulmaması için köylerde cemevi inşaatlarının sürdüğünü söyledi. Tan, Kayseri Cemevi yönetimi olarak bütün cemevlerinin aktif hale gelmesi için mücadele sürdüreceklerini söyledi.

    Kayseri Hacı Bektaş-i Veli Derneği ve Vakfı Başkanı Abbas Tan, Kayseri’nin Sarız ilçesinde cemevi olmayan köylerde inşaatların başlatıldığını belirtti. Birçok köyde ise cemevi inşaatının bitirildiğini aktaran Tan, Alevi inancını daha aktif hale getirmek için mücadele edeceklerini vurguladı.

    Abbas Tan, özellikle Kayseri, Sivas, Maraş, Yozgat ve Adana’daki Alevi köylerinin büyük bir kısmında cemevlerinin olduğunu, cemevi olmayan köylerde ise inşaat yapımının devam ettiğini belirtti.

    “CEMEVİNİN İNŞAATI BİTTİKTEN SONRA SÖZLEŞMEYLE VAKFA BAĞLANACAK”

    Abbas Tan, Kayseri Hacı Bektaş-i Veli Kültür Vakfı olarak 1992’de örgütlenmeye başladıklarını, 2002’den sonra aktif bir şekilde cemevlerinin hızla arttırılması konusunda çalışma yaptıklarını söyledi. Tan, son olarak Kayseri merkezinin Sarıoğlan ilçesinin İğdeli Köyü’nde bir cemevinin hizmete girdiğini ifade etti.

    İnşaatları bitirildikten sonra cemevlerinin sözleşmeyle Kayseri Cemevi’ne bağlanacağını söyleyen Tan, “Felahiye’nin Acırlı Köyü’nde cemevi inşaatımız bir-iki aya kadar bitmek üzere. Yine Sarız merkezde bir cemevi inşaatımız devam ediyor. Sarız Dallıkavak Köyü’nde cemevi inşaatı sürüyor. İnşaat bittikten sonra cemevlerinin tapusu Kayseri Hacı Bektaş-i Veli Vakfı’na devredilecek şekilde bir sözleşme imzaladık” diye konuştu.

    “KÖY CEMEVLERİNİ SAHİPLENMEYE ÇALIŞIYORUZ”

    Alevi köylerinin bir kısmında cemevi çalışmalarının devam ettiğini, bazıları için de izinlerin sonuçlanmasını beklediklerini dile getiren Tan, “Sarız ilçesinin Darıdere köyünde inşaat izni alındıktan sonra çalışmaya başlayacağız. Bölgede bugüne kadar sahiplenilmeyen köy cemevleri ve yöre derneklerini sahiplenmeye çalışıyoruz. Yıl sonuna doğru 10 tane cemevine kavuşmayı hedefledik. Sarız ilçesine bağlı 9 tane cemevi var. Köy yasasının olduğu süreçte cemevleri köye ait iken Büyükşehir yasası statüsüne göre ilçe belediyelerine geçti. Onların devrini almak için mücadele veriyoruz” dedi.

    “ALEVİ DEĞERLERİ ÖN PLANDA OLACAK”

    Cemevlerinin cenaze hizmetleriyle sınırlı kalınmayacağını, Alevi inancının öğretilmesi için çalışmaların yapılacağına dikkat çeken Tan, “Özellikle amacımız sosyal, kültürel faaliyetleri artırmak, eğitim vermek. Yaz okullarıyla birlikte saz kursu ve Alevi öğretisini, Alevi değerlerini ön plana çıkarmak istiyoruz” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZ, CEMEVLERİNİN AKTİF HALE GELMESİ YÖNÜNDE”

    Abbas Tan, Develi ilçesine bağlı 4 Alevi köyünde cemevi olmasına rağmen, tapu problemi olduğu için şu hususlara dikkat çekti:

    “Adana’nın Tufanbeyli ilçesindeki 6 Alevi köyünde inşaatı devam eden cemevleri var. Yine bölgeye yakın olan Göksun’un 26 Alevi köyünde büyük oranda cemevleri var ve hizmet veriyor. Kayseri Cemevi olarak bölgedeki bütün cemevi ve köy dernekleriyle temas halindeyiz. Sivas’ın Gürün ilçesine bağlı 9 Alevi köyü, Yozgat’ın Çayıralan’ın 4 köyüyle tamamen ortak hareket ediyoruz. Cemevlerinin daha aktif hale gelmesi için Kayseri Cemevi olarak mücadelemiz devam ediyor.”

    Kamber YILDIZ/KAYSERİ

  • Newroz Duman, Maraş Katliamı sürecinde ailece yaşadıkları acıyı anlattı!

    Newroz Duman, Maraş Katliamı sürecinde ailece yaşadıkları acıyı anlattı!

    PİRHA-Maraş Katliamı mağdurlarından olan Duman ailesinin yaşadıklarını ailenin çocuklarından Newroz Duman anlattı. Gerici grupların saldırısı sebebiyle 15 yaşındaki kardeşi ile annesini yitiren Newroz Duman, maruz kaldıkları katliam esnasında babasına “Beni sen öldür” diyen anne Ümmühan Duman’ın yaşadıklarını aktardı.

    Maraş Katliamı’nda “Beni sen öldür” diyen Ümmühan Duman, hayatına son vermeden önce yazdığı mektupta felç olduğunu, çocuklarına annelik yapamadığını, mezarını Maraş’ta katledilen oğlu Memed’in mezarının yanına yapılmasını vasiyet etti. Duman, yaşadıklarından ötürü canından bezdiğini, ölümünden kimsenin sorumlu olmadığını da yazmıştı.

    Ümmühan Duman’ın kızı Newroz, 1978 Maraş Katliamı’nda kardeşinin öldürüldüğünü, annesinin ise beline sıkılan kurşundan dolayı felç olduğunu söyledi. Newroz Duman, Maraş Devlet Hastanesindeki bir hemşirenin, annesini öldürmek için zehirlediğini belirterek, anneannesinin erken fark etmesi sonucu anne Duman’ın kurtarıldığını aktardı. Yaşananlar sonrasında annesini Adana Devlet Hastanesine götürdüklerini anlatan Newroz Duman, Anne Duman’ın yürümeyeceğini öğrenince en az 4 kere intihara kalkıştığını, 5. Denemede intiharın ölümle sonuçlandığını söyledi.

    Newroz Duman, annesinin, Adana’da hastanedeyken hemşirelerin verdiği ilaçları biriktirip toplu içip intihar girişiminde bulunduğunu da sözlerine ekledi.

    Paylaşılan bilgiler doğrultusunda anne Duman’ın, bir gün evdeki çocuklara başının çok ağrıdığını söyleyip buzdolabındaki ilaçları istediği, kutuları boşaltıp “Bak bu boş, başka birini getir” dediği, nihayetinde elde ettiği ilaçları toplu alarak intihar etmek istediği anlatıldı.

    Anne Duman’ın, en son bir çocuğa eczaneden aldırdığı tahtakurusu ilacı intihar ettiği anlatılır. Ümmühan Duman’ın, intihar etmeden önce kaleme aldığı mektubun orjinali ve düzeltilmiş hali aşağıda…

    ‘BEN ÜMMÜHAN DUMAN’

    Bu benim son gecemdir. Newroz ve Nazife bana baktığınız için size çok teşekkür ederim.

    Ferizenin, Deryanın vede Günayın mabalı boynunuza.

    Duamı alınız kızım.

    Kimsenin kanına girmeyin.

    Ben canımdan bezdim. Onun için kendimi zehirledim. Kim aldı derseniz bir çocuğu kandırıp getirttim.

    Benim mezarımı Memedimin mezarının böğürüne köyün.

    Sevdiğim eşim.

    Bizi ayıranlar bizim gibi olsunlar. Beş çocuğum yetim kaldı. Çocukların mabalı boynuna. Bir buçuk senedir yetimler. Ben onlara Anne olamadım. Felçim.

    Rica ederim kimseye suç bulmayın.

    İmza…”

    “ACILARIM ÇOĞALSA DA MAHMUTHAN’I ACILARIMLA ÜZMEYECEĞİM”

    Yazar Aziz Tunç ise ‘Beni Sen öldür’ Maraş / 78 isimli kitabında Duman ailesinin yaşadıklarını şu şekilde anlatmıştı:

    “Ümmühan Duman Sünni’ydi. Ama Mahmuthan Aleviydi. Sevmişlerdi birbirlerini gençlik yıllarında. Basit bazı ufak tefek itirazlara rağmen evlenebilmişlerdi. O zaman engellemeler olmazdı. Çok fazla sorun edilmezdi böyle durumlar. Hele ki her iki taraf da yoksulsa ve birbirlerine dayanmak, birbirleriyle var olmak zorunda olduklarının farkındalarsa. Mahmuthan da Ümmühan da böyle ailelerdendiler. Köyün yoksul ailelerindendi her iki aile de.

    Dolayısıyla birbirlerine karşı aşağılayıcı tutumlar içine girmelerinin geçerli bir nedeni yoktu.

    Ümmühan ve Mahmuthan karşılaştıklarında birbirlerinin dikkatini çekmişlerdi. Daha sonraki karşılaşmalarında, bakışmalarında kaçak bir aşk dolmuştu yüreklerine. O aşk Ümmühan ölene kadar hep devam etti. Evlendiklerinden bir süre sonra köylüleri, Mahmuthan’ı rahat bırakmadılar. Taciz ettiler, yolunu kestiler, evini taşladılar. Tarlasını sulamasına engel oldular. “Kürtler ve Aleviler bu köyde yaşayamaz!” dediler. “Bu köy onlara mezar olacak!” dediler. Ümmühan, eşi Mahmuthan’la birlikte yaşadı tüm baskı, saldırı ve zulümleri. Köylerinde Mahmuthan’a ve ailesine saldırdıklarında çok söylediler Ümmühan’a Mahmuthan’ı bırak diye. O direndi ve inandı kaderinin Mahmuthan’la olduğuna. Mahmuthan’la yaşayıp Mahmuthan’la öleceğine. Mahmuthan ve ailesi, köylülerle yaptıkları bir kavga sonrasında, büyük bir katliamdan tesadüfen kurtulmuşlardı. Bunun üzerine Mahmuthan hapse girmişti. Mahmuthan hapse girdiğinde de çok ısrar ettiler, çok zorladılar, ‘Mahmuthan’ı bırak’ diye. ‘Bu Alevi Kürdü boşa!’ diyenler her gördüklerinde soruyorlardı ‘Ne zaman bırakacaksın

    bu gâvuru?’ diye.

    Ama inandı bir kez Ümmühan. Güvendi ve vazgeçmedi inancından. Bekledi Mahmuthan’ı. Hapiste ziyaretine gitti, moral vermek için. Yakınmadı, ağlamadı onun yanında. Gözyaşlarını ondan gizledi. Acısını onunla paylaşmaya kıyamadı. Yalnız yaşanan acılar çoğalırmış derlerdi. O da ‘Acılarım çoğalsa da Mahmuthan’a aktarmayacak, onu acılarımla üzmeyeceğim.’ diyordu. Sevincini taşıdı Mahmuthan’a dört duvar arasında. Onu utandırmamaya, onu üzmemeye göre kurdu hayatını. Evin geçimine katkıda bulundu Mahmuthan’ı beklerken. Çocuklara baktı, tarlaya gitti, evin işlerini yaptı, usanmadan, yorulmadan.

    Mahmuthan cezaevinden çıktığında, Ümmühan, hemen sarıldı onun ellerine. Bıraktı kendisini onun yüreğine. Ne dediyse yanında yer aldı. Mahmuthan’ın söylediklerine hep inandı. ‘Olmaz.’ demedi, ‘Olur mu acaba?’ diye aklında bir şüpheye yer vermedi.

    Eski köylerini bırakmış sürgün olmuşlardı. Bulundukları yeni köyden de iş yoktu, tarla takım yoktu. Düşmanları kendi köylerine gitmelerine hoş bakmıyorlardı. Gidip yeni bir bela almak doğru değildi. Bu yokluktan ve zulümden kaçmak, çocuklarına ve kendilerine yeni bir yurt bulmak zorundaydılar. Göksun’ün Düğünyurdu köyüne gitmeye karar verdiler. Ve gittiler oraya. Köylerinde topraklarını bıraktırdılar. Dirliklerini düzenlerini bozdular. Sersefil

    ettiler, kendilerini de çocuklarını da. Kürt olmaktı, Alevi olmaktı bütün bu zulümlere sebep.

    Gittikleri köyde geçimlerini çıkartamadılar. Ekmek buldularsa suyu, suyu buldukların da ekmeği bulamadılar. İş imkânı yok, gelir yoktu. Oradan bir süre sonra Maraş’a gitmeye karar verdiler. Bu arada çocukları oluyordu, Mahmuthan’la Ümmühan’ın. Her gelen, rızkıyla gelir diyorlardı, doğan her çocuk yeni bir umut ve güç kaynağı oluyordu. Newroz olduğunda arkasında Nazife, Firuze, Mehmet, Günay gelmişlerdi. Çocuklarla hayatları renklenmişti. Sorunlara karşı daha çok dirençle, zevkle mücadele ediyorlardı.

    Maraş’a geldiklerinde her şeye yeniden başlamışlardı. Yaşadıkları tüm kötü günlerin geride kaldığını düşünüyor onların sözünü bile etmiyorlardı artık. Maraş’ta bir süre değişik işler yapan Mahmuthan bir bakkal dükkânı açarak ticaret yapmaya başladı. İşleri iyi gidiyordu. Bir süre sonra bir arsa aldı ev yaptı. Daha sonra işlerini büyüterek devam etti ve yeni bir arsa alarak bir inşaata daha başladı.

    Kıran günlerinde Ümmühan Duman ve ailesi bu mutluluk ve umut dolu günleri yaşıyordu. Bu günlerde Ümmühan Duman, iki oğlu üç yetişkin kızıyla, otuz altı yaşında genç bir kadındı.

    Öğretmenlerin cenazesi ve sonrasında olanları Duman ailesi biliyordu. Kızları törene katılmışlar, saldırılara maruz kalmışlardı. Kızlar eve geç geldikleri için babalarından azar işitmişler, anneleri araya girerek sorunu tatlıya bağlamıştı. Duman ailesi de akşam yapılan saldırı hazırlıklarını görüyor ve kaygılanıyorlardı. Ancak onlar da durumun büyüklüğünü tahmin edememişlerdi.

    Sabah olduğunda, mahalledeki gerilim herkesi etkileyecek kadar yüksekti. Çok sürmeden, sokaktaki hareketlilik saldırganlığa dönüştü. Ümmühanların evinin önüne doluştular. Yangın çıkartmak için evin üstüne ateşler atılıyordu. Alt kattaki bakkal dükkânına girerek yakmaya ve yağmalamaya başladılar. Silah sıkıyor, hakaret ediyorlardı. Evden çıkmalarını teslim olmalarını istiyorlardı. İçeridekiler, önce evin odalarında saklanmaya çalıştılar. Evi yakmak için atılan paçavraları alıp dışarı atıyorlardı. Buna rağmen evin sergileri, perdeleri, tutuşmaya başlamıştı. Evdekiler bulundukları odadan masa altlarına girmeye çalışıyorlardı.

    Mahmuthan’ın tabancası vardı. İlk geldiklerinde birkaç el ateş etti, dışarıya. Ancak bu kadar kalabalığın ve bu kadar silahın olduğu bir yerde tek bir tabancayla ateş etmek hiçbir işe yaramayacağı gibi, saldırganları tahrik ederek daha vahim sonuçların doğmasına yol açar diye düşünüyordu Mahmuthan. Bu nedenle tabancayı kullanmıyor, kullanamıyordu. Belki bunları kızdırmadan kurtulmak mümkün olabilir diye düşünüyorlardı.”

    “BENİ SEN ÖLDÜR!”

    “Eve saldıranlar kapıyı zorluyorlardı. Kapı kırıldı kırılacaktı. Çatırtı sesleri geliyordu. İçeri girmeleri an meselesiydi. Mahmuthan’ın tabancası elindeydi. Kapının çatırtısı ortalığı kapladı. Doluştular içeriye, yakarak, yıkarak, vurarak. Ümmühan, içeri girenlere ve birkaç saatten beri yaşadıklarına bakarak bu olan bitenin ne anlama geldiğini görebiliyordu. Öldüreceklerdi kendilerini. Bunca kin, bunca nefret kimseye iyi şeyler yaptırmazdı. Bunu daha önce yaşadıklarından biliyordu. Köyde saldırdıklarında da böyle olmuştu.

    Çocuklarıyla birlikte, aynı odanın bir köşesine sinmişlerdi. Mahmuthan ayaktaydı elinde silahıyla. Diğerleri birbirlerine kenetlenmiş vaziyetteydiler. Herkes ağlıyordu. Ümmühan çocuklarının ağlamalarına dayanamıyor, daha çok ağlıyordu. Bu güne kadar onları hiçbir biçimde ağlatmamış, ağlamalarına yol açan hiçbir davranışa izin vermemişti. Şimdi onlar ağlıyorlardı ve Ümmühan bir çare bulamıyor onlara ‘Ağlamayın.’ diyemiyordu.

    Gürültüyle kırılan kapıdaydı bütün gözler, kulaklar, tüm benlikler. Açılacak kapı ölüm kusacaktı. Kapıyla birlikte çatırdayan bir ailenin yaşamıydı. Ve gelen sesler kapının açılmasının iyice yaklaştığını gösteriyordu. Umutları iyice tükendi, Ümmühan’ın. Çocuklarıyla koyun koyuna oturuyorlardı. Onlara iyicene sokuldu, kollarını doladı, sıkı sıkı sarıldı, sardı onları kendisine. İşte tam bu anda verdi o kan donduran kararını Ümmühan ve döndü kocası Mahmut’a, ‘Bunlar bizi sağ koymayacaklar, bize ölümden beter kötülük yapacaklar. Çocuklarıma yapacakları kötülükleri görmeye dayanamam. Onlara bu fırsatı verme, beni sen öldür!’ dedi. Bunları söylerken ağlıyordu, ancak cümleler net ve açıktı.

    Gözyaşlarıyla ıslanan yüzü berraktı. Mahmut, önce anlayamadı. Bir an durdu, söylenenleri anladığında ise, büyük bir şaşkınlık içine girdi. Yüzünü döndü, yüreği kabardı, uygun olsa hüngür hüngür ağlayacaktı. Mahmuthan’da şok etkisi yaratan, Ümmühan’ın söyledikleri ve sözlerindeki kararlılığı idi. Bu kadarını beklemiyordu.

    Ümmühan tekrar etti söylediklerini; ‘Mahmut bunlar bizi sağ komazlar, bunların çocuklara yapacakları kötülükleri görmektense beni sen öldür yalvarırım.’ dedi. Ağlaması, az önceki gibi değildi, hıçkırarak ağlıyordu Ümmühan. Muhammet ve diğer çocuklar duyduklarına inanamıyor, anlayamıyorlardı. Mahmut’un gözlerinde yaşlar iniyordu, yanaklarını ıslatarak.

    Kapı açılmış, içerisi dolmuştu saldırganlarla. Zorlanan kapı açıldığında ilk olarak Mahmuthan’ı dışarıya çıkarttılar, döverek. Ümmühan, giden eşinin ardından bakarken, masanın altında saklanan oğlunu gizlemeye çalışıyor, onu bekliyordu. Sonra Ümmühan’ı

    saçlarında sürükleyerek çıkarttılar. Arkasından da oğlu Muhammet’i.

    Mahmuthan’ın çocuklarından ikisi evdeydi. Çocuklardan altı yaşındaki Günay, o katliam esnasında, belki can havliyle, belki birilerinin telkiniyle, bir yaşındaki kardeşi Derya’yı sırtına alarak başka bir eve gitmişti. Yaşar adlı Türk Sünni bir komşuları, o çocukları evine alarak kurtulmalarını sağlamıştı. Diğer çocuklar, evde değil, her birisi bir taraftaydılar.

    Evden çıkartılan Muhammet, Ümmühan ve Mahmuthan evlerinin önünde esir alınmış durumdaydılar. Esirlere vuran vuranaydı. Ölümüne vuruyorlardı.

    Ümmühan, oğlu Muhammet’e bir şey yapmasınlar diye yalvarıyor ve onlara Müslüman olduğunu göstermeye, ispat etmeye çalışıyordu. Bütün bildiği İslami bilgileri hiç sekmeden arka arkaya okuyordu. Kendisinin Sünni olduğunu, oğlunun adının Muhammet’in adı olduğunu belirtiyor ve anlatıyordu. ‘Ben de sizin gibi Müslüman’ım, Sünni’yim, namazı da bilirim, orucu da tutarım.’ diye yalvarıyordu. Bütün bunları dinlemediler. Muhammet’e de Ümmühan’a da Mahmuthan’a da sıktılar kurşunlarını. Üçü de vuruldu. Yan yana düştüler. Ümmühan oğluna doğru yatıyordu. ‘Muhammet…’ diye sayıklıyor, ona ulaşmaya çalışıyordu. Mahmuthan yarasına baktı ilk, kendine gelir gelmez. Yarasının derin olmadığını fark etti. Zorlanarak ayağa kalktı. Ümmühan yakınındaydı. Sayıklar gibiydi. Ona baktı ve hızla Muhammet’e döndü. Muhammet’te ses çıkmıyordu. Oğlu ölmüştü. Mahmuthan’ın yüreği yanıyor, yarası kanıyor, gözyaşları, yağmur gibi akıyordu. Bir babayı kurşun yarası mı daha çok acıtır, oğlunun ölüsünü görmek mi?

    Eşi, Ümmühan da yaralıydı. Az ötede inliyor, sürünerek oğlunun yanına gitmeye çalışıyordu. Mahmuthan eşine doğru yürüdü, yaralı ayağını çekerek. Onu sırtına almak için uğraştı bir süre. Zor bela alabildi Ümmühan’ı sırtına. Hastaneye taşımak için yürüdü. Oğlunu orada, sokakta ve cansız bırakarak. Yol boyu gözyaşlarını ve yarasında akan kanları döküyordu Mahmuthan. Ümmühan kendisinden geçmişti. Hastanede bakmadılar. İttiler oradan oraya. Üstün körü bakan doktor, onlara şehir dışına gitmelerini söyledi. Çıktılar oradan. Mahmuthan’ın aklı ve yüreği geride kalan oğlu Muhammet’teydi. Ne olmuştu acaba? Cenazesini gören olmuş muydu? Orada yatıyor muydu, sahipsiz? Ümmühan ne olacak, kurtulacak mıydı? ‘Beni öldür!’ demişti. Ne kadar da kararlı ve netti bunu söylerken. Bunları düşünüyordu Mahmuthan.

    Muhammet’in cenazesini yakınları alıp gömmüşlerdi. Muhammet’in cenazesi paramparça edilerek tanınmaz hale getirilmişti. Kaşından gözünden tanıyabilmişlerdi ancak. Muhammet’in yokluğuna alışamadı Ümmühan.

    Ümmühan şehir dışında tedavi oldu. Bütün çabalara rağmen, tam olarak iyileşemedi, yatalak kaldı. Doktorlar bu durumun değişemeyeceğini söylüyorlardı. Ümmühan yaralarla ve yatalak yaşamaya alışamadı. Oğlunun yokluğunu kabul edemiyor, öldürülmüş olmasına alışamıyordu. Yaşadıkları onun bütün yaşam sevincini yok etmişti. Genç kızlarını kendi eliyle gelin edememiş, oğullarına gelin getirememişti. En küçük çocuğu henüz bir yaşında bile değildi. Kararını vermişti. Eşi Mahmuthan’a söyleyemiyordu ama birçok insandan bu konuda yardım istemeye başlamıştı. Artık ‘Dayanamıyorum.’ diyordu.

    Kocasına ‘Yanıma gel.’ diyor, yanına çağırıyordu. Ona, ‘Kızlarıma, çocuklarıma iyi bak.’ diyerek başlıyordu ağlamaya. Sonra ‘Ağaçlar çiçeğini açtı, ben bir çift yiğide gelin getiremedim.’ diye başlıyordu yürek sızlatan ağıtlar yakmaya.

    Kızlarına güzel elbiseler giydirip onları seyretmeyi seviyor, bundan zevk alıyordu. Öldürülen oğlu Muhammet için ‘Yiğidimin yanına kimsenin mezarını koymam, kendi mezarımı yaptıracağım.’ diyordu, öyle de yaptı.

    Daha fazla çekemedi oğlunun hasretini. Dayanamadı onun yokluğuna. Ve bir gün yatağında ölü bulundu. İki katlı evleri ve bakkal dükkânları vardı, Ümmühanların. Ayrıca başka bir evleri daha vardı. Mahmuthan katliamdan sonra Maraş’ta yaşamıştı, bir süre. Bu arada evlerini terk etmeye zorlanmış, defalarca taciz edilmişlerdi. Oğlu Günay Maraş’ta okurken sürekli olarak baskılar yaşamış rahatsız edilmişti. Bunlarla yetinmeyen katliamcılar Mahmuthan’ı rahatsız etmek için aşağılık ve ahlaksız yöntemlerle tacizlerini sürdürmüşlerdi.

    Böylece Mahmuthan hem göçmeye zorlanmış, hem de mülkleri elinden alınmaya çalışılmıştı. Mahmuthan’ın göçmesi için birçok oyun oynanırken bir yandan da mülklerini ucuza bırakıp gitmesi için ayrıca belediye eliyle zorlamalar yapılmış, çeşitli evrak sahtekârlıklarıyla Mahmuthan’ın mülkleri ucuz yolla gasp edilmiş ve göçmek zorunda bırakılmıştı.”

    Elif TABAK – Eren GÜVEN / LONDRA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-Maraş Katliamı tanığı Mahmut Duman: Henüz ailemin mezarına gidemedim, yüreğim dayanmaz!

    2-Aleviler, katledilen Duman ailesinin Maraş’taki evinin önüne karanfil bıraktı!

  • Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi

    Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi

    PİRHA- Maraş Göksun ve Kayseri Sarız’da her yıl düzenlenen ‘Koçgiri mezar töreni’ pandemi nedeniyle iptal edildi.

    Her yıl düzenlenen Koçgiri mezar töreni pandemi nedeniyle iptal edildi.

    Konuyla ilgili açıklama yapan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, pandemi nedeniyle bu yılki mezar törenlerinin köy dernekleri, muhtarları ve AKD Göksun Şubesi’nin ortak kararıyla iptal edildiğini belirtti.

    Göynük Cemevi Başkanı Hasan Ali Tuncer de, “Geleneklerimizin, değerlerimizin inancımızda yeri olan mezar kaldırma (anma törenleri) bu yıl yaygın olan pandemı nedeni ile yapılan görüşmeler sonucu 2022 yılına ertelenmesine karar verilmiştir. Salgında daha fazla can kaybı yaşanmaması için alınan kararımızı toplumumuzun uyacağına inanıyoruz” dedi.

    Tuncer, lokmalarını paylaşmak isteyenlerin öğrencilere burs vererek, Hakk’a yürüyen canların mezarlarını yaparak veya derneklerine bağışta bulunarak yapabileceklerini kaydetti.

    PİRHA/GÖKSUN

     

     

  • AKD Şube Başkanı: Koçgiri mezar töreni Göksun’da iptal edildi

    AKD Şube Başkanı: Koçgiri mezar töreni Göksun’da iptal edildi

    PİRHA- Alevi Kültür Dernekleri Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, her yıl düzenlenen ve 22 Mayıs’ta yapılması planlanan Koçgiri mezar töreninin iptal edildiğini duyurdu.

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Göksun Şube Başkanı Ahmet Aydın, her yıl düzenlenen ve 22 Mayıs’ta yapılması planlanan Koçgiri mezar töreninin iptal edildiğini açıkladı.

    Aydın tarafından yapılan açıklamada “Sevgili canlar bütün dünyada olduğu gibi bizim ülkemizde de yaşanan koranavirüs nedeniyle bu yılki mezar törenlerini iptal etmek istiyoruz” dedi.

    Ahmet Aydın, şunları belirtti:

    “Uçak seferleri 20 Mayıs’a kadar ertelendi. Bizim 22 Mayıs’ta mezar törenimiz var. Dolayısıyla insanlar gelemeyecek. Bilim kurulu üyelerinin dediğine göre hastalığın bitmesi Temmuz ayının ortalarını bulacak. Kaymakamlıktan bizlere gelen yazıya istinaden ikinci bir emre kadar bütün etkinlikler iptal edilmiştir. Sosyal mesafe kurallarına uymak zorundayız. İnsanlarımızın sağlığı bizim için önceliktir. Bu karar bireysel bir karar olmayıp Alevi Kültür Dernekleri Göksun Şube yönetiminin ortak kararıdır. Hepinize sağlıklı günler dilerim.”

    PİRHA/MARAŞ

  • Keklikoluk Barış Festivali’ne katılan Gürbüz: Geleneğimizi festivalde yaşatıyoruz

    Keklikoluk Barış Festivali’ne katılan Gürbüz: Geleneğimizi festivalde yaşatıyoruz

    PİRHA – Maraş’ın Göksun ilçesine bağlı Keklikoluk Köyü’nde 7. Keklikoluk Barış ve Kültür Festivali düzenlendi. Festivalde kısa bir konuşma yapan Hasan Gürbüz, “Kültürümüzü gelenek-göreneklerimizi festival sayesinde yaşıyoruz” dedi. 

    Maraş’ın Göksun ilçesinde geleneksel olarak düzenlenen Keklikoluk Barış ve Kültür Festivali’nin 7’ncisi gerçekleştirildi. Keklikoluk Yardımlaşma Dayanışma ve Kütür Derneği tarafından düzenlenen festival, birlik cemi ve mezarlık ziyareti ile başladı. Davetlilere çeşitli ikramlarında yapıldığı festivale CHP Maraş Milletvekil Ali Öztunç, yurt içinden, yurt dışından ve Alevi köylerinden çok sayıda kişi katıldı.

    Festivalde Özcan Türe, Yener Bulut, Ümit Durak, Düzgün Sevgili, Aziz Çam ve Barış Yeşil sahne aldı. Festival halaylarla son buldu.

    “FESTİVALLER KÜLTÜRÜMÜZÜ YAŞATMAMIZI SAĞLIYOR”

    7. Keklikoluk Barış ve Kültür Festivali’ne katılan yurttaş Hasan Gürbüz, “Festivalimizin amacı birlik olmaktır. Doğup büyüdüğüm bu köyden, ekononik koşullar uygun olmadığı için köyden ayrıldık. Bütün akrabalar ya il dışında ya da yurt dışında. Festivaller aracılığıyla bütün akraba ve canlarımızı görme fırsatı buluyoruz. Kültürümüzü gelenek-göreneklerimizi festival sayesinde yaşıyoruz. Bizlere bu imkanı sağlayan herkese çok teşekkür ederiz. Emeği geçen tüm canların hizmetleri kabul olsun. Hızır yardımcıları olsun” diye konuştu. PİRHA – İSTANBUL