Etiket: göle

  • Gundîk Köyünde ilk kez ‘Doğa, Kültür ve İnanç Festivali’ yapılacak!

    Gundîk Köyünde ilk kez ‘Doğa, Kültür ve İnanç Festivali’ yapılacak!

    PİRHA – Göle İlçesine bağlı Gundîk (Koyunlu) köyünde 11-12-13 Temmuz’da doğa, kültür ve inanç festivali yapılacağı açıklandı.

    Ardahan’ın Göle ilçesindeki tek Kürt Alevi köyü olan Gundîk’te ‘Köklerimizle buluşuyoruz’ şiarıyla doğa, kültür ve inanç festivali yapılacak. Üç gün sürecek festival programında konser, piknik, doğa yürüyüşü, panel, kutsal mekanlara ziyaret ve cem hizmeti de yer alıyor.

    Festival Tertip Komitesi, 11 Temmuz itibariyle Gundîk köyünde bir de cemevi açılışının yapılacağı bilgisini paylaştı.

    “BİR YOK OLUŞ SORUNUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”

    İlki yapılacak festivale dair yazılı açıklama paylaşan tertip komitesi, bölgede yaşanan göçe dikkat çekerek “Bir yok oluş sorunuyla karşı karşıyayız. Dağılarak, yabancılaşarak, kaybolarak, bu toprağın bize kattıklarını sonraki nesillere aktaramayarak yok oluyoruz” vurgusunu yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Yaşadığımız coğrafyayı bize yurt yapan atalarımıza şükranlarımızı sunarak söze başlamak istiyoruz. Burada yaşasak da yaşamasak da burası bizim yurdumuz, yuvamız, ‘bizimdir’ dediğimiz tek yer. Özlediğimizde dönüp geldiğimiz, rüyalarımızın vatanı, hayallerimizin boy verdiği bu mekân hepimizi birleştiren ortak yanımızdır.

    Bir coğrafyayı vatan yapan nedir?

    Birçok madde sıralanabilir. Sanırım ilk sırayı burada, bu topraklarda doğmuş olmak ve insan hayatındaki en önemli çağın, çocukluk çağının bu topraklarda geçmesi alır. Doğar doğmaz bizi hayata bağlayan o ilk çığlık bu dağlara sindi. Bizi sarıp sarmalayan, büyüten annemizden emdiğimiz süt bu toprakların bereketini, özünü, kodlarını bize aktardı. Şimdi gördüğümüz, bütün o rengine ve kokusuna hayranlıkla tanıklık ettiğimiz çiçekler içimizde saklı olduğu için bu kadar güzeliz.

    Hayatın her anlamdaki diğer renklerine coşkuyla sarılmamızın nedeni içimizde barındırdığımız bu renk ve koku cümbüşü sayesindedir. Ciğerlerimize çektiğimiz o ilk soluk bu coğrafyanın bütün gizemleriyle doludur. Dağı da içimizdedir, çayırı da içimizdedir, deresi de, yağmuru da, kuzusu da kurdu da içimizdedir. Ayak bastığımız her yer, tanıdık bir dost gibi bizi bağrına basıyor. Yıllardır görmesek de kendisine olan bağlılığımızdan, sevgimizden eminiz gibi bakıyor bize. Öyleyiz çünkü. Hiç eksiltmedik onu içimizden. Nasıl eksiltebilirdik ki?

    Yağmurunda ıslandık, rüzgârının uğultusu hep kulaklarımızda, duldasına sığındık. Güneşi anne sıcaklığıyla ısıttı bizi. Derelerinde çimdik, kırmızı benekli alabalıkları kaydı avuçlarımızdan. Kuzu otardık dağlarının eteklerinde. İpek bir halıya uzanır gibi çimenlerine uzandık.

    Bayramlar yaşadığımız da oldu, karalar bağladığımız da. Coşkulu bir yorgunlukla tırpan biçtik, tırmık yaptık. Kağnılarla ot taşıdık. Bir halaya durur gibi hep beraber ‘Koye Cor’ da kardeşçe paylaşıp hakça bölüştük emeklerimizi.

    Metrelerce yağan kar yollarımızı kapatsa da umutlarımız hep diri kaldı. Altı ay boyunca beyazdan başka renk görmesek de içimiz hep baharın renkleriyle doluydu.

    Bizden evvel yaşayanlar böyle bir arada bulunmamıza ne kadar sevinirlerdi bilemezsiniz. Gözleri dolardı hepsinin sevinçten. Bizimle gurur duyarlardı kuşkusuz. Çünkü onlar bu coğrafyaya sevgiyi, hoşgörüyü, barışı ekerek gittiler.

    Yoksulduk, yiyecek kuru arpa ekmeği bulamadığımız günler oldu. Yoksulluğumuzu paylaşmaktan geri durmadık. Kimse çocukların yatağa aç girmesine izin vermedi.

    Bu dağlara güvendik, bu dağları, bu dereleri sevdik. Güneşini, ayını kutsal belledik. Annelerimiz başımızdaki belayı savmak için dağa, güneşe, aya, suya, taşlara adak adayıp dualar ettiler. İnancımız böyle şekillendi. Duamızı bildiğimiz dille yaptık.

    Doğaya saygıyı, doğayı korumayı burada öğrendik. Bir zamanlar köyümüzde bir tek ağaç vardı. Kavak ağacı. Gevrik’le köyümüzün arasında. Yalnız bir ağaç. Büyüklerimiz bize o ağaca zarar vermemeyi öğretti. Kutsalımız belledik onu.

    Okul hepimiz için büyük bir bilinmezdi. Korkuyla gittik. Anlamadığımız bir dil çıktı karşımıza. Çocuk aklımızla bir anlam veremedik olup bitenlere. O dili konuşmakta zorlandık, şiddet gördüğümüz de oldu, aşağılandığımız da.

    Çevre köylerden farklı olduğumuzu büyürken öğrendik. Onların inancına saygıda kusur edilmezdi. Köyümüze Ramazan ayında gelen komşu köylülerin yanında yiyilip içilmezdi. İnanca hoşgörüyü öğrendik böylece.

    Zor durumda olanların yardımına koştuk. El birliği ile gönül birliği ile üstesinden gelebildik bütün zorlukların. Nereye yol yapılacaksa birlikte çalışarak yaptık. Köyü birlikte koruduk. Kuralları birlikte belirledik, birlik içinde uyduk kurallara.

    Kavga ettiğimiz de oldu. Küstüğümüz de. Ama bu köyün tarihinde ölümüne kavga yaşanmadı. Kan davası denilen ilkel kin ve öç gerçekleşmedi bu topraklarda.

    Bilenlerimiz hatırlayacaktır. 70’li, 80’li yıllarda henüz göç vermemişken köyümüz 500 haneye dayanmıştı. Her evde en az 7, 8 insan vardı. Sınırlı olan geçim kaynaklarımız yetemez duruma gelmişti. Daha az toprak sahibi olanlardan başlayarak insanlar geçim derdi için gurbetin acımasız kapısını aralamaya başladılar.

    Bizden öncekiler burada yaşamak için komşu köylerle amansız kavgalara tutuşarak sınırlarını genişlettiler. Ama zaman değişmişti, artık kavgalarla elde edilebilecek toprak kalmamıştı. Göç zorunlu olarak kendini dayatıyordu. Şimdi 50 yaşın üzerindeki insanların çok önemli bir bölümü çareyi okuyarak meslek edinmede buldular. Gittikleri yerlerden bir daha geriye bakmadılar. Dönmediler, dönemediler. Şimdiki gençlerimiz de aynı yolu tuttular, tutuyorlar. Şu an 100 civarında hane kaldı. Yıldan yıla azalıyor hane sayısı ve nüfusumuz. Bir yok oluş sorunuyla karşı karşıyayız. Dağılarak, yabancılaşarak, kaybolarak, bu toprağın bize kattıklarını sonraki nesillere aktaramayarak yok oluyoruz.

    FESTİVALDEN ÇOK BİR VAR OLMA MÜCADELESİDİR

    İşte bu kayboluşun, giderek yok oluşun önüne geçebilmek için birlik olmak, bu birlikteliği büyük bir buluşmaya dönüştürmek düşüncesindeyiz. Bu bir festivalden çok bir var olma mücadelesidir. Bu bilinçle, bu acı gerçeği bilerek hareket etmek zorundayız. Bu topraklarda boy veren kültürün yok olmasına hiçbirimiz rıza gösteremez.

    Bir araya gelmek, birbirimizden haberdar olmak, çocuklarımıza bu kültürü aşılamak, sorunlarımızı konuşmak, dertleşmek, birlikte türküler söylemek zorundayız. Bunu yaparken burada yaşayan insanlarımızın can alıcı sorunlarına çözüm üretmek de görevlerimiz arasında olmalı.

    Bu sorunların ne olduğunu onlar tarafından dile getirilecektir. Onlara kulak vermeli, yapabileceklerimizi mutlaka yapma kararlılığı içinde olmalıyız ki festival süreklilik kazansın ve amacına ulaşsın.

    Bu ilk deneyimden çıkaracağımız dersler çok önemlidir. Sonraki yıllarda eksikliklerden arınmış festivallerde buluşmak dileğiyle hepinizi selamlıyoruz.

    Anadolu’nun dört bir yanına dağılmış bu toprakların evlatlarına Yunus Emre’nin diliyle sesleniyoruz:

    Gelin tanış olalım

    İşi kolay kılalım

    Sevelim sevilelim

    Dünya kimseye kalmaz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Damal’ın bağımsız Belediye Başkanı Çamlıyurt: İBB, verdiği sözü tutmadı!-VİDEO

    Damal’ın bağımsız Belediye Başkanı Çamlıyurt: İBB, verdiği sözü tutmadı!-VİDEO

    PİRHA – Damal İlçesinin bağımsız Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt, Alevilerin yaşadığı tüm bölgelerde yoksulluğun hakim olduğunu söyledi. Çamlıyurt, bağımsız girdiği yerel seçimlerde kazanmasının ardından CHP’li belediyelerin dahi verilen sözleri tutmadığını belirtti. Kemal Çamlıyurt, “Kendimi sadece Damal Belediye Başkanı olarak değil, Ardahan’ın bütün köy ve mahallelerinde, Alevi toplumunun belediye başkanı olarak görüyorum” diye belirtti.

    Nüfusu en az illerden biri olan Ardahan, aynı zamanda ülkenin en çok göç veren şehirleri arasında yer alıyor. 4.757 Nüfuslu Damal ilçesi de ülkenin en düşük nüfuslu ilçeleri arasında sayılıyor.

    İklim şartları bir hayli çetin olan Ardahan’da en yaygın geçim kaynağı ise hayvancılık. Ancak Damal ilçesinde bu yönlü üretimin de her geçen yıl daha da kötüye gittiği ifade ediliyor. İl genelinde adeta büyük bir yoksulluğun yaşandığı gözlenebiliyor.

    31 Mart Yerel Seçimlerin ardından Damal’daki köklü değişim, gözleri yeni belediye başkanına çevirdi. 29 yaşındaki Kemal Çamlıyurt, bağımsız belediye başkanı olarak ilçedeki CHP geleneğini adeta ortadan kaldırdı.

    Neredeyse tüm ilçe nüfusunun Alevilerden oluştuğu Damal’da, nasıl bir yerel yönetim anlayışı hakim? Damal Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt ile konuştuk.

    “DAMAL, BAZI AİLELERİN TEKELİNE DÜŞMÜŞTÜ”

    “Ardahan’daki bütün Alevilerin başkanıyım” diyen Kemal Çamlıyurt ile Göle İlçesinin tarihi Kalecik köyünde bir araya geldik. Sık sık halkın içerisinde görülen Çamlıyurt, halkın talepleri doğrultusunda hizmet ürettiklerinin altını çizdi.

    Hiçbir siyasi geçmişinin olmadığını belirten Kemal Çamlıyurt, inşaat mühendisliğinden yerel yöneticiliğe geçiş kararının nasıl oluştuğunu şu sözlerle anlattı:

    “İlçede seçim havası yaklaştı ve ‘ben ne yapabilirim?’ diye düşündüm. Çünkü ilçede büyük bir siyasi boşluk vardı. Damal, Cumhuriyet yılları içerisinde daima Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy vermiş bir topluma sahip. Bundan kaynaklı olarak bu bazı ailelerin tekeline düşmüştü. Bu rahatsız edici durum benim de artık bu işe el atmam gerektiği düşüncesiyle gelişti. Evet bütün Damallılar gibi ailecek Cumhuriyet Halk Partiliyiz ama bir siyasi geçmişim olmadı. Böyle olunca da aday adaylığı sürecinde ilk aday adaylığımı Cumhuriyet Halk Partisi’nden yaptım. Partimiz bu adaylığımı uygun görmedi. Daha öncesinde il ve ilçe başkanlarının ortak kararı ile başka bir aday belirlenmişti. O aday da çok kıymetliydi. Bununla beraber İstanbul’dan Türkiye İşçi Partisi’nden bir aday geldi. Ayrıca iki bağımsız ve AK Parti’nin bir adayı da vardı. Toplamda 6 kişiyle seçimlere girdik.”

    “SOKAKTA YAŞAYAN HAYVANLARIN KORUNMALARI İÇİN ÖZEL BARINAKLAR İNŞA ETTİK”

    Kemal Çamlıyurt, belediye projelerine de değindi. Sokaklardaki hayvanlara yönelik belediye politikasının ne yönde olduğu sorumuza Çamlıyurt “Hayvanlar bizler için büyük önem arz ediyor. Soğuktan korunmaları için özel barınaklar inşa ettik. Ayrıca kısırlaştırma işlemini de özenle yapıyoruz” cevabını verdi.

    “VATANDAŞA DOKUNAN BİR BELEDİYECİLİK AMAÇLIYORUZ”

    Kemal Çamlıyurt, ilk göreve başladığında yol, su ve temizlik hizmetlerinin belediyenin zaruri işleri olduğunu, hatta uzun süre boyunca “unutulmuş mahallelere” denk geldiğini anlattı. Başkan Çamlıyurt, şu bilgileri paylaştı:

    “Daha öncesinde göz ardı edilmiş, gerek nüfusundan gerekse ilçe merkezine olan uzaklığından kaynaklı olarak hizmetin az gittiği, hatta neredeyse hiç gitmediği İnönü ve Cumhuriyet Mahallemize rastladık. Buraların altyapıları, yol problemlerini çözmeye başladık. Bu arada kreş için bir kampanya başlattık. Projemizi %80 oranında tamamladık. Aynı zamanda halk ekmek fırını için daha öncesinde kullanılmayan bir binamızı restore ettik. Neredeyse bütün inşaatı bitti ve şu an makinelerini bekliyoruz. Halk ekmek fırını ile daha sosyal daha çok vatandaşa dokunan bir belediyecilik amaçlıyoruz. Çünkü Damal, Ardahan ilinin en yoksul ilçesi. Aynı zamanda Türkiye’nin en yoksul ilçelerinden de bir tanesi. Bu nedenle halk ekmek projesi ile vatandaşın olabildiğince cebine dokunmaya çalışıyorum. Bir aksilik olmazsa bahar aylarına gelmeden ekmeğimizi üretip halkımıza kaliteli, hijyenik ve ekonomik ekmeğimizi sunacağız.

    Aynı zamanda birkaç gün öncesinde kaz dağıtımında bulunduk. Anaç kazları dağıtarak bu bölgenin eski geleneğinde olan kaz yetiştiriciliğini geliştirmeyi ve aynı zamanda hayvancılığın da artması için farklı kalemlerin olmasını; kaz, hindi, tavuk, küçükbaş ya da büyükbaş gibi türlerin çoğaltılarak tam anlamıyla bu coğrafyadaki geçimin hayvancılık ve tarım olmasından kaynaklı çalışmalarımıza devam ediyoruz.”

    TEK PARTİLİ DÖNEM SONA ERDİ!

    Kemal Çamlıyurt, ülke genelindeki birçok yoksul bölgede Alevilerin yaşadığı konusunun da altını çizdi. Çamlıyurt, Damal ilçesine yönelik hizmetlerin arttırılması konusunda CHP’li yerel yöneticilerin kimi verilen sözleri yerine getirmediğini de söyledi. Çamlıyurt, şu açıklamayı yaptı:

    “Ne yazık ki şu anki ülkenin durumunda herkesin de malum olduğu gibi iktidarda bir parti içerisinde yönetimde değilsek merkezi yönetimden destek almamız çok da gerçekçi değil. Tabii muhalif olduğumuz zaman muhalif partilerin de bize destek verdiği anlamına gelmiyor. Benden önceki dönemde ‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin, sürekli oy aldığı Damal ilçesine ne yaptı?’ diye soru sorarsanız ‘bir şey yapmadı’ diyeceğim. Geçen bir fayton göndermişler! Bu anekdotu eklemek istiyorum.

    İstanbul’da Bülent Akköse ile tanışıp bir sohbetimiz olmuştu. Kendisi Cumhuriyet Halk Partili, sözde demokrat bir siyasetçi. Umarım bu konuşmam da kendisine gidiyordur. ‘Biz, Damal’a fayton gönderdik’ dedi. O faytonu buldum, garajda çöp halindeydi. Şimdi faytonu bakıma soktuk. Atımız yok! Ama o faytonu süsleyip, inşallah belediyenin önüne koyup bir fotoğraf çekilme köşesi haline getireceğiz.

    Şu ana kadar muhalefet partilerinden bir destek olmadı. Ama iktidar partisinden destek oldu. Damal uzun zamandır Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy veren bir toplumdu, benimle beraber tek partili sistemden çıktı. Bununla beraber apolitik olan yapımızı daha politik bir hale getirebilmek için kent konseyi kurduk. Kent konseyini kurarak vatandaşlarımızın yerel yönetime ya da merkezi yönetime olan eleştirilerini geliştirmeyi hedefliyorum. Şu an en büyük hedefim, Damal’ın daha politik, daha çok sivil toplum kuruluşlarına uygun, siyasi görüşlerini ileri sürebileceği, birlik duygusunda bulunabileceği bir toplum yaratmak.”

    PALU’YA YARDIM VAR AMA DAMAL’A YOK!

    Kemal Çamlıyurt, Damal Belediyesi’nin acil ihtiyaçlarını da aktardı. İş makineleri konusunda büyük eksiklerinin olduğunu söyleyen Çamlıyurt şöyle devam etti:

    “Araç gereçlerimiz çok az. Ardahan içerisindeki en fakir ilçe Damal’dır. Belediyeler içerisinde baktığımızda en az araç gereci olan belediye gene Damal ilçesidir. Bugün bir tane çöp kamyonumuz var. Hatta ben, Ekrem İmamoğlu’ndan çöp kamyonu sözü aldım lakin geçen gün haberlerde Palu İlçesine 3 aracın gittiğini gördüm. Bunun üzerine Mahalli İdareler Daire Başkanı Kemal Aydın’ı aradım. ‘Hani sözünüz vardı, yeniden Refah Partili 5000 nüfuslu belediyeye gönderiyorsunuz, peki neden Damal’a henüz göndermediniz?’ diye sordum. Bunun üzerine verilen sözü inkar ettiler.”

    “DAHA FAZLA CEM TUTMAK, BAĞLAMA KURSLARI OLUŞTURMAK EN BÜYÜK HEDEFLERİMİZDEN BİRİ”

    Kemal Çamlıyurt, bir Alevi ilçesi olarak Damal toplumunun inanç temelli ihtiyaçlarına da değindi. Çamlıyurt, şunları söyledi:

    “Şu an röportaj yaptığımız yer Göle İlçesinin Kalecik köyü. Ben sadece kendimi Damal Belediye Başkanı olarak değil, Ardahan’ın bütün köy ve mahallelerindeki Alevi toplumunun da belediye başkanı olarak görüyorum. Umuyorum ki Alevi toplumu da beni o şekilde görüyordur. Ne yazık ki cem birliğini oluşturmamız globalleşen dünya içerisinde kültür ve geleneklerimizi unutmamıza neden oldu. Daha fazla cem tutmak, daha fazla geleneklerimizi yaşatmak; bağlama kursları oluşturmak ve bunlarla beraber kültürümüzü yaşatmak en büyük hedeflerimizden bir tanesi.”

    “EN AZINDAN BAĞIMSIZ KALAYIM!”

    Kemal Çamlıyurt, bağımsız belediye olarak kalmayı düşündüğünün altını çizdi. Çamlıyurt, “Cumhuriyet Halk Partisi’nin kalesi olan Damal, Cumhuriyet Halk Partisi’nin belediyesi olduğu dönemdeyken bir destek ve yardım göremedi. Yine destek ve yardım göremesem de en azından bağımsız kalayım” diye konuştu.

    Belediye Başkanı Kemal Çamlıyurt, son olarak kayyım politikaları hakkındaki sorumuza ise “Kayyum ataması konusunda iktidarın şu anki öngördüğü ya da araştırdığı durumlarla ilgili çok fazla yorum yapmak istemiyorum. Burmadere köyündeki muhtarımız Şahismail Güyük, görevden alındı. Şu anda mahkeme süreci devam ediyor. Buna ‘Kayyum ataması oldu’ diyebilir miyiz bilemiyorum, çünkü birinci azası mührünü aldı. Hepimiz hakkında hayırlısı diyelim” yanıtını verdi.

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

  • ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    ‘Göle’deki maden projesine karşı elimizden geleni yapacağız’-VİDEO

    PİRHA – Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, Göle’de yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Öztürk, “Madene karşıyız ve yapılmaması için elimizden geleni yapacağız” dedi. Göle Çevre Komisyonu Sözcüsü Ali Turan ise maden ocağına karşı itirazların, faaliyet başlamadan önce yapılması gerektiğini belirterek “İlla İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin? ifadelerini kullandı.

    Ülkenin en fazla su rezervlerini barındıran ve hayvancılık anlamında ciddi üretimin yapıldığı Kuzey Anadolu Bölgesi, maden faaliyetleri nedeniyle tehdit altında.

    Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılmak istenen altın madeni projesine karşı bütün yöre halkı ayakta. 4 Köyü kapsayacak maden faaliyeti sebebiyle yöre halkı, hem çevrenin tahrip edileceğine hem de hayvansal üretimin zarar göreceğine dikkat çekiyor.

    “MADENE KARŞI ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Ardahanlılar Eğitim, Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Dilek Öztürk, söz konusu projenin tehlikelerine dair PİRHA’ya konuştu. Koza Holding tarafından açılmak istenen madene karşı olduklarını dile getiren Öztürk, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Maden aramalarında gördük ki şu zamana kadar birçok can yitip gitti. Şimdi bu faaliyetin bölgemizde de olması demek öncelikle hayvancılığı, tarımı bitirmek demektir. Daha da önemlisi insanlarımız zarar görecek. Bu aramalar sonucunda doğa kirlendiği için tarım olmayacak. Doğa kirlendiği için tabii ki hayvancılık da olmayacak. Üretim adına hiçbir şey kalmayacak. Hayvancılık zaten şu anda son demlerini yaşıyor. Toprağımızı zehirleyecekler, bu nedenle böyle bir faaliyet istemiyoruz. Madenin bölge halkına hiçbir faydası olmayacaktır. Maden sahipleri ve hükümet, bu işi karlı bir şey görebilirler ama orada yaşayanlar için kesinlikle doğru bir karar değil. Biz de bu nedenle madene karşıyız ve elimizden geleni yapacağız.

    “GELİN BU PROJEYİ DURDURALIM!”

    Dilek Öztürk, konuşmasının devamında Göle’de yaşayan yurttaşlara da seslenerek duyarlılık çağrısı yaptı. Öztürk, şunları söyledi:

    “Sevgili Göleliler, gelin ata topraklarımızı zehirlemelerine izin vermeyelim. Birkaç sene sürecek bir çalışma ortamı yaratmak için geleceğimizi yok etmeyelim. Madenler özellikle siyanür gibi kimyasal maddelerle aranacaktır. Geleceğimizin, tarım ve hayvancılığın bitmemesi için sizlerden ricam buna hayır dememizdir. Gerekirse bütün büyük şehirlerden toplanıp orada bir eylem de yapabiliriz. Madenin olmaması gerektiği kanaatindeyiz. Bu madenlerin zararlarını çokça gördük, işittik. Çok sayıda can kayboldu, bunları nasıl riske ediyorsunuz? Bu sebeple gelin bu projeyi durduralım. Buna hayır demek zorundayız.”

    KADIN YURTTAŞLARA ÇAĞRI!

    Dilek Öztürk, Ardahan Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin ilk kadın başkanı olduğunu belirterek hemcinslerine de çağrı yaptı. Öztürk, “Bizler de söz hakkına sahibiz. Bizler birleşmeliyiz. Biz kadınlar birleşerek de eylemimizi yapabiliriz. Özellikle kadınlarla projeye karşı eylemleri yönetebiliriz. Bu faaliyetleri durduracağımıza da eminim. Yeter ki gönülden isteyip eyleme geçelim” diye konuştu.

    “MÜCADELEMİZDEN ZERRE ÖDÜN VERMEYECEĞİZ”

    Göle’deki maden projesine karşı oluşturulan çevre komisyonu sözcüsü Ali Turan da itirazlarını dile getirdi. Projeye dair Göle’ye giderek yöre halkıyla durum değerlendirmesi yaptıklarını belirten Turan, hukuki anlamda tüm girişimlerde bulunduklarını da anlattı. Turan, Enerji Bakanlığı tarafından söz konusu maden ruhsatını iptal etmeleri için girişimde bulunduklarını belirterek şöyle devam etti:

    “Göle’deki köylerle alakalı örgütlenmede belli bir mesafe kat edildi. Milletvekillerimiz tarafından verilen sözler vardı. ‘bu işi biz kapatacağız, tasalanmayın, tedirgin olmayın’ denilmişti. 31 Mart seçimleri öncesinde konuya dair açıklama yapacaklarını da söylemişlerdi ancak herhangi bir hareketlilik olmadı. Evet vaatler var ama bizler de kendi mücadelemizden zerre kadar ödün vermeyeceğiz.

    Bazı çevrelerde ‘bakın firma daha faaliyete başlamamış’ gibi bir algı uyandırılıyor. Bu da toplum açısından sanki çok uzun vadede geleceklermiş gibi algılanıyor. Aslında hiçbir zaman mücadelede erken değildir demek istiyoruz. Evet biz haberi erken aldık ve zaman kaybedilmeden bu duyum yayıldı. ‘Firma çok güçlü, gelip madeni yapabilirler’ gibi söylemler var ama öyle değil; halkımız her zaman umudu yeşerten bir halktır.”

    “KADININ YERİ FARKLIDIR”

    Altın, gümüş ve bakır çıkartmak amacıyla açık ocak şeklinde faaliyet yürütüleceği belirtilen maden sebebiyle Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerinin arazileri tehlike altında bulunuyor. Ali Turan, yöre halkının tümüyle tepki gösterdiğini belirterek “Kadınlar da artık seslerini yükseltiyor. Erkekler olarak çok konuşur, mücadele ederiz ama kadının yeri farklıdır. Kadınların da mücadeleye katılması, gücümüzü daha da arttıracaktır. Bölgedeki kadınlarla da örgütlenmeye gideceğiz” dedi.

    “MÜSAADE ETMEMEK LAZIM”

    Koza Holding’in 2017 yılında maden projesine dair ruhsat aldığını belirten Ali Turan, İliç’te yaşanan faciayı da hatırlatarak şunları söyledi:

    “Evet henüz bir faaliyet yok ama itiraz için erken de değil. Keşke 2017 yılında haberdar olsaydık. Halihazırda bir komisyon şeklinde çalışıyoruz. Sivil toplum kuruluşları da destek gösteriyor ama bunlar henüz yeterli değil. Geçtiğimiz aylarda Göle’de bir basın açıklaması girişimimiz olmuştu ancak mülki amiri, çeşitli gerekçelerle buna dahi izin vermedi. Fiziki eylemlilik Koza Holding araziye girdikten sonra doğal olarak yapılacaktır. Karşı tarafın bölgemize gelişi bir tür zehir demek. O anlamda vatandaşın fiziki eylemi, annelerinin ak sütü gibi hakkıdır. ‘Neden daha bir şey yokken eylem yapıyorsunuz?’ söylemi bu nedenlerle olmaması gerekir. ‘Şimdilik bekleyelim’ deniliyor olabilir ama neyi bekleyelim? Toplum uzun bir süredir zaten sindirildi ve hep susuyoruz. Şimdi illa İliç’teki o faciaya doğru mu gelinsin. Buna müsaade etmemek lazım.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!

    -Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

    -Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    Başkaya: İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür, ama unutuldu-VİDEO

    PİRHA – Akademisyen Fikret Başkaya, ülke genelinde süre giden maden faaliyetlerine tepki gösterdi. İliç’te 9 kişinin yaşamını yitirdiği kazaya işaret eden Başkaya, “İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. İnsanlarda galiba utanma duygusu azalmış” dedi. Başkaya, Göle’de açılmak istenen maden ocağına da değinerek “Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız” uyarısını yaptı.

    “Büyüme ve kalkınma” iddiasıyla ülke genelinde yıldan yıla maden faaliyetlerinde artış yaşanıyor. AKP hükümeti döneminde sayıları ciddi oranda yükselen madenler nedeniyle çevresel tahribatla birlikte iş cinayetlerinde de gözle görünür artış söz konusu.

    Söz konusu maden faaliyetleri gerçek anlamda ekonomiye ne oranda katkı sağlıyor; bunu ve daha fazlasını Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya ile konuştuk. Madencilik ve doğa talanındaki büyük artışın nedenlerine dikkat çeken Başkaya, “Kapitalist dünya sistemi, kendini üretmekte zorlanıyor, geleneksel sektörlerde yeteri kadar değer yaratamıyor ve çareyi doğayı yağma ve talanında görüyor” dedi.

    “YAĞMA VE TALAN VAR!”

    Maden faaliyetlerinin dünya genelinde artış gösterdiğini söyleyen Fikret Başkaya, konuya dair şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Türkiye’de AKP’nin niteliğinden dolayı iş zıvanadan çıkmış durumda. Doğaya verilen bu aşırı zarar, bu ekolojik yıkım, tamamen sermayenin değerlenmesiyle ilgili bir mesele. Örneğin kamuya ait olan müşterekler tanımına giren şeyler gasp ediliyor. Fakat Türkiye’de ikili bir yağma ve talan var. Bir tanesi bütçenin, hazinenin yağmalanıp talan edilmesi, bir tanesi de doğanın yağma ve talanı… Mesela bir adam geliyor, kredi alıyor, sonra gidiyor bir yerde maden çıkartıyor, bir sürü kolaylık sağlanıyor. Yani beş para harcamadan herkesin olana sahip oluyor. Yeraltı ve yerüstü kaynakları, müşterekler tanımına giren şeyler. Herkesin olan, herkesin kullanımına sunulması gereken varlık ve zenginlikler, bunlar böyle bir amaç için yağmalanıyor.

    “HERKESİN OLANA EL KONULUYOR”

    Madenlerin bu kadar çok olmasının bir nedeni daha var. Emperyalist ülkelere doğal kaynağın transfer edilmesi gerekiyor! Altın falan bu açıdan çok önemli değil, çünkü bir sürü kritik maden var. Yeni teknolojiler için mesela kullanılan lityum gibi… Bunlar Türkiye’den, Ortadoğu’dan, Afrika’dan, Latin Amerika’dan o tarafa doğru götürülüyor. Ama şöyle; mesela İngiltere’de, Amerika’da elektrikli araba üretiyor ama bataryayı üretmek için buralardaki madenleri çıkartıp oraya taşıması gerekiyor. Yani Türkiye’deki ekonomik model, değer üretemiyor ve doğayı yağmalayarak herkesin olana bu vurguncu kapitalistler tarafından el konularak bir sermaye birikimini sağlıyorlar.

    “ÖZELLEŞTİRİLMEYEN HİÇBİR ŞEY KALMADI”

    Onun için sorun kapitalizmin içinde bulunduğu durum ve Türkiye’nin de içinde bulunduğu durum. Şimdi ne yaptılar? Mesela özelleştirilmeyen hiçbir şey kalmadı. Özel sektöre devredersek daha verimli çalışacak, yük olmaktan çıkacak, enflasyon düşecek deniliyordu. Bunların hiçbir karşılığı yok, saçma. Sermaye değerlenmek için bunlara el koyması gerekiyor Bir de tabii bunların bir değeri de yok, mesela Türk Telekom’un bir fiyatı mı var? Böylece bir yağma olayı var. Şimdi bu yağma müştereklere doğru, yani herkesin ihtiyacına sunulması gerekenlere yönelik bir yağma. Bunları peşkeş çekiyorlar. İşte bu doğa ve yağma talanı böyle bir mantığın sonucu.”

    “DOĞAL ZENGİNLİKLER EMPERYALİST MERKEZLERE TAŞINIYOR”

    Yazar/Akademisyen Fikret Başkaya, yabancı şirketlerin Türkiye’de uyguladıkları maden faaliyetlerini kendi ülkelerinde bu denli yoğun hayata geçiremediklerinin de altını çizdi. Başkaya, “Bu talanı Fransa’da, İngiltere’de yapamazsın. Oralarda da bizdeki gibi hamleler var tabii ama ekolojik hareket buraya göre çok daha güçlü ve bu şirketler püskürtülebiliyor. Netice itibarıyla ‘yeryüzünün lanetlilerinin’ yaşadığı yerlerde bu tahribat, sömürü, yağma, talan yapılıyor. Bidayetten itibaren batının zenginliği, dünyanın geri kalanını sömürü ve yağma talanı ile mümkün oldu. Yani buralardaki doğal ve beşeri zenginlikler emperyalist merkezlere taşınıyor. Bu da gerektiği gibi tartışılıp anlaşılmıyor ve gündeme gelmiyor” diye konuştu.

    “KAPİTALİSTLER, İŞÇİYİ İNSAN OLARAK GÖRMEZ”

    Akademisyen Fikret Başkaya, madenlerde yaşanan kazaların her sene artacağına da dikkat çekti. İşçi sınıfının örgütsüz ve bilinçsiz olması nedeniyle ölümlerin de çoğalacağına vurgu yapan Başkaya “Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu dalgayı şu an itibarıyla kıracak bir örgütlü bilinç yok” diye konuştu.

    Başkaya, iş güvenliği konusunun neden önemsenmediğine de değinerek şunları söyledi:

    “1980 yılından sonra dünyaya ‘neoliberal’ denilen politikalar hakim oldu. Neoliberal politikanın 3 sloganı vardı. Bunlardan biri ‘liberalleşme’ yani sermayenin hareketini engelleyen ne varsa ortadan kaldırmak. Yani bütün dünya sermayenin korunmuş gül bahçesi olacak demek.

    İkincisi; ‘özelleştirme’. Kamuya ait kurumların özel sermayeye peşkeş çekilmesi.

    Üçüncüsü de ‘kuralsızlaştırma’. O da ezilen sınıfların, işçi sınıfının lehine kazanımları tasfiye etmektir. Böyle üçlü bir saldırının sonucudur şu andaki manzara.
    Mesela 19. yüzyılın ikinci yarısından 20. yüzyıla işçi hareketi sürekli örgütlendi ve sendikalar güç kazandı. İşçi sınıfı, sistem içinde önemli mevziler kazanmıştı. 1980’deki neoliberal saldırı ile işçi sınıfının kazanımlarına da saldırı oldu. Bir şey daha oldu; 1990’da Sovyet sisteminin çökmesi ile sosyalist ütopyada zaafa uğradı. Bu ikisinin diyalektiği, yani küresel işçi sınıfının mücadele ve pazarlık gücünü zayıflattı. Örgütsüzlük daha yaygınlaştı. Türkiye’de 1980 öncesinde sendikalar gayet güçlüydü. Mesela bir işçi, memurdan çok daha yüksek ücret alıyordu.

    “SÜRECE MÜDAHALE ETMEK LAZIM, GEÇ KALMAMAK LAZIM”

    Yani sendikalar anlamında alan tamamen boşalmış durumda. Sermayenin saldırısına açık bir alan var. Bir de tabii işçi sınıfı örgütsüz olduğu sürece, bu patron için bulunmaz bir nimet. Sermaye sahibi için işçi de o üretime dahil olan araçlardan biri, yani onu insan olarak görmez. Görse zaten insanca muamele eder. Yani yapılması gereken, global olarak bir bilinç devrimine ihtiyaç var. İnsanlık ve uygarlık kritik bir kavşağa gelmiş bulunuyor Hiçbir şey eskisi gibi değil. O zaman iki şık var, ya insanlık aklını başına alacak, bu sürece bilinçli bir müdahalede bulunacak ya da bu iş karakolda bitecek! Yani uygarlık paradigmasının değiştirilmesi gereken bir zaman geldi çattı. Çünkü ikili bir sorun var. Bir; sosyal sorunlar; bütçe derinleşiyor. Bunlar işsizlik, açlık, yoksulluk, sefalet, aşağılanma… Bir taraftan da ekolojik yıkım var; canlı türleri hızla yok oluyor. Bir taraftan iklim krizi var ve atmosfer ısınıyor, bunu yaşayarak da görüyoruz. Dolayısıyla şu anda insanlık ve uygarlık, kritik bir kavşakta. Bir, sürece müdahale etmek lazım. İki, geç kalmamak lazım.”

    “RADİKAL BİR KARŞI DURUŞ ÖRGÜTLEMEK GEREK”

    Fikret Başkaya, Koza Holding tarafından Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılması planlanan maden faaliyetlerini de yorumladı. Sürece müdahil olunması gerektiğini söyleyen Başkaya, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu yıkım vakitlice durdurulamazsa bunun ekolojik tahribatı akılalmaz boyutlara ulaşacak. Orada yaşamı yok eden bir süreç olacaktır ve bu göz göre göre yapılan bir şey. Mesela şimdi burada yapılanı kaç kişi biliyor? Dolayısıyla burada çok radikal bir karşı duruş örgütlemek gerekiyor. Mesela bir yere saldırı oluyor, oradaki insanlar buna haklı olarak tepki gösteriyor ama ufak bir tepkiye karşı dahi jandarma, polis ile karşılaşılıyor. Yani bu akıl almaz bir vahşet. Dayanılır gibi bir şey değil. O cennet yöreyi bir kapitalistin çıkarı için talan edecekler. O işi yapan kapitalistin ortakları, kamusal zenginliği yağmalayarak oraları yaşanmaz hale getirecekler. Bir de artık İliç’te yaşananlardan sonra bu yönlü duyarlılığın artmış olması gerekiyor. Mesela bu İliç’teki olay ortalama vasat bir ülkede olsa hükümeti götürür. Ama burada unutuldu, insanlar yerin altında kaldı. Aslında global olarak insanlarda galiba utanma duygusu azalmış. Mesela böyle bir duruma tepki bu kadarcık mı olması gerekirdi? Oradaki vahşet nedeniyle insan gece uyuyamaz. Çünkü doğa yok ediliyor. Bir kere bu yapılanların geri dönüşü yok. Bu ataletten kurtulmak lazım. Sürece müdahale etmek lazım. Aklımızı başımıza almamız gereken bir zamandayız.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    Göle’de maden projesine tepki: Kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız!-VİDEO

    PİRHA – Koza Altın İşletmeleri A.Ş.’nin, Göle ilçesindeki 4 köyü kapsayan maden projesine tepkiler sürüyor. Yöre halkı, oluşacak çevresel felaketle birlikte hayvancılık ve tarımın yok olacağına vurgu yapıyor. Yurttaşlar, söz konusu girişim nedeniyle kutsal mekanların da tehlike altında olduğunu belirterek “Doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız” diye belirttiler.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından Ardahan’ın Göle İlçesinde yapılmak istenen altın, gümüş ve bakır madeni projesine tepkiler sürüyor.

    Söz konusu projenin tüm detayları kamuoyu ile paylaşıldı ancak, şirketin maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusuna henüz olumlu cevap verilmedi.

    Projeye olumlu cevap verilmesi halinde Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köy arazileri de maden sahası kapsamında değerlendirilecek.

    YÖRE HALKININ TEPKİSİ ARTIYOR!

    Maden projesine karşı duran yöre halkı, itirazlarını sürdürüyor. Mahkeme yoluna da başvuran Göleli yurttaşlar, projenin başlatılması durumunda oluşacak çevre felaketine bir kez daha dikkat çekti.

    Koyunlu (Gundik) köyünden Hüsniye Aydar, maden faaliyetlerinin yöre halkına hiçbir getiri sağlamayacağının altını çizdi. “Aksine madenin bizden götürüsü çok olacaktır” diyen Aydar, şunları söyledi:

    “Bizler mera hayvancılığı yaparak geçim kaynağımızı sağlıyoruz. Sütçülük, peynircilik, kazcılık, arıcılık yapmaktayız. Siyanürlü bir maden çalışması demek, su kaynaklarımızın, doğamızın zehirlenmesi demektir. Bitki çeşitliliğinin bitmesi, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğinin elinden alınması demektir. Yer altındaki bütün sular damar şeklinde birbirine bağlıdır. Söz konusu alan hayvancılık ve tarım bölgesidir. Bu maden, tarımı da bitirme noktasına getirir. Gençlerimiz zaten işsiz. Bir kesim hayvancılıkla uğraşıyor. Biz kadınların ekmeği, aşı hayvancılıktadır. Kimseye muhtaç olmak istemiyoruz. Maden demek doğamızın bitmesi demektir. Bölgemizde böyle bir maden çalışması istemiyoruz.”

    “MÜSAADE ETMEYECEĞİZ”

    “İkinci bir İliç yaşansın istemiyoruz” diyen Hüsniye Aydar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Hayvanlarımız bizler için çok önemli. Bir inek, bir fabrika demektir. Elimizden ekmeğimizin alınması, insanların yokluğa mahkum edilmesini istemiyoruz. Bir şirketin gelip Göle’nin köylerine hükmetmesini istemiyoruz. Buna müsaade etmeyeceğiz. Topraklarımız geçim kaynağımızdır. Eğer bir şeyler yapılmasını istiyorlarsa dağlarımızın ağaçlandırılmasını, yollarımızın yapılmasını sağlasınlar. Doğamız, bir maden şirketine kurban verilmemeli. Geleceğimiz yokluğa mahkum edilmemeli. Yani bu madenin bize bir faydası yok. İsmi üstünde; ‘Yeşil Göle’… Bölgemizin çöl olmasını istemiyoruz.

    Siyanür buharlaşma usulüyle havaya karışacak. Bütün bitkilerimizin böylelikle üstüne çökecek, hayvanlarımız da bu otları tüketecek. Hayvanlarımızdan elde etmiş olduğumuz yağ, peynir, süt ve eti biz insanlar tüketiyoruz. Sağlığımızı tehdit edecek faaliyetleri memleketimizde istemiyoruz. Türkiye’nin en büyük oranda peynir ihtiyacını karşılayan bölgesi Ardahan’ın Göle ilçesi, Kars ve civarıdır. Kimsenin elimizdeki ekmeği almaya hakkı yoktur.”

    KUTSAL MEKANLARA SALDIRI!

    Hüsniye Aydar, köylerindeki kutsal mekanları da işaret ederek, maden projesi ile inançlarının da hedef alındığını belirtti. Aydar “Köyümüzün etrafında manevi değerlerimiz olan ziyaret mekanlarımız da var. Ziyaretlerimize kimseyi dokundurtmayız. O yerler bizim için çok önemli. Biz Alevi köyüyüz ve inançlarımıza bağlıyız. Bu nedenlerle topraklarımızı, geleceğimizi kimseye vermiyoruz. Devlet bize destek sunacaksa eğer hayvancılık konusunda destek olsun. Maden çalışmaları ile gelip topraklarımızı kazıyacaklar ve bölge belli bir zaman sonra çöle dönüşecek” diye konuştu.

    “DOĞAMIZA VE ZİYARETGAHIMIZA SAHİP ÇIKACAĞIZ”

    Gundik köyünden Kenan Akın da maden projesine tepki gösteren bir diğer isim oldu. Erzincan’ın İliç ilçesinde yaşanan maden faciasında halen 9 kişinin cenazesine ulaşılmadığını söyleyen Akın, “Hükümet, sanki hiçbir şey olmamış gibi seçim gündemiyle beraber meseleyi öteledi. Yaşananları adeta halka unutturdu” dedi.

    Kenan Akın, köylerindeki ziyaretgahların halk nezdinde büyük öneme sahip olduğunu vurgulayıp şunları söyledi:

    “Kendi ülkelerinde yasaklanan, maden arama izni alamayan yabancı şirketler, ülkemizdeki işbirlikçi sermayedarları ile devletten aldıkları peşkeş usulü ihalelerle bölgemize yönelmekte. İnancımız gereği ortak yaşama ikrar verdiğimiz cümle canlı, cansızın doğasına göz dikmiş durumdalar. Girmek istedikleri alanlarda o bölgede yaşayan biz Alevilerin inanç yerleri ve ziyaretgahları mevcuttur. Böyle bir durum karşısında bizlerin ve bütün Alevilerin rızalığı alınmadan kutsallarımıza ve doğamıza dokundurtmayacağız. Bununla birlikte tüm yasal ve meşru haklarımızı kullanarak doğamıza ve ziyaretlerimize sahip çıkacağız. Bu gibi yöntemlerle inanç yerlerimizi belleklerimizden silmeye çalışanların karşısında olacağız. Ayrıca bütün demokratik çevreleri ve Alevi kamuoyunu, yapılmak istenen bu durum karşısında sahiplenmeye davet ediyoruz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!

     

  • Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    Göleli kadınlardan maden tepkisi: Hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok!-VİDEO

    PİRHA – Göleli kadınlar, Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından 4 köy arazisini kapsayan alan içerisinde yapılmak istenen maden projesine tepki gösterdi. Hayvancılık ve çiftçilikle geçimini sağlayan kadınlar, “Yurdumuzda maden faaliyeti istemiyoruz. Koza Holding, toprağıma, suyuma dokunma. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur” diyerek tepkilerini dile getirdiler.

    Ülke genelinde artan maden faaliyetleri, çevresel felaketin yanı sıra iş cinayetleriyle de sık sık anılıyor. Erzincan’ın İliç ilçesinde 13 Şubat’ta yaşanan ve 9 insana mezar olan maden faciası da sermayedarların kar hırsını engellemedi.

    İnsan ve çevre yaşamını olumsuz etkileyen maden faaliyetlerine son olarak Ardahan’ın Göle ilçesinde yaşayan yurttaşlardan tepki geldi. Hayata geçirilmek istenen altın madeni projesi için itirazlarını dile getiren kadın yurttaşlar, “Toprağımıza, suyumuza dokunmayın. Maden faaliyeti istemiyoruz” dedi.

    “BİZİ DOĞAMIZLA BAŞ BAŞA BIRAKSINLAR”

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. tarafından yapılmak istenen maden faaliyeti Göle ilçesinin Büyük Altunbulak, Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerini kapsıyor. İlgili şirketin, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptığı ifade ediliyor.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, PİRHA’ya ulaştırdığı videolar ile tepkilerini dile getirdi.

    Şeki Köyü‘nden Sevda Karataş, “Köyümüzün yok olmasına izin vermeyelim” diyerek şöyle devam etti:

    “Doğup büyüdüğüm, çocukluğumu geçirdiğim köyüme maden ocağı kurulacağını öğrendim. Bu ocaklar doğamızı, arazilerimizi zehirleyeceği için kesinlikle istemiyorum. Maden ocaklarının kurulması demek, köyümüzün doğası, arazilerimizin verimliliği, yaban yaşamını ve bizlerin yaşamını olumsuz yönde etkileyecek. Bu şirketlerin kesinlikle memleketimize girmesini istemiyorum. Bizi doğamızla baş başa bıraksınlar. Buradan bir kez daha sesleniyorum; köyümüz ve ilçemizin mahvolmasına izin vermeyelim. Çünkü biz Göle’mizi yeşil seviyoruz. Koza Holding’i burada istemiyoruz. Hemû jiwera silav û rez, spas dikim.”

    “GÖLE DE İLİÇ OLMASIN!”

    Büyük Atınbudak köyünden Kudret Irmak “Köyümüz yok olmasın” dedi. Maden faaliyetlerine karşı olduklarını belirten Irmak, “Bu yapılacakları istemiyoruz. Göle de İliç gibi olmasın. Siyanür buradaki dereye de karışacaktır ve bütün hayvanlar da o suyu içecektir. O derenin suyu ile hepimizi zehirleyip öldürür” diye konuştu.

    “YENİ FİDANLAR DİKİLMİŞTİ”

    Birgül Irmak ise “Köyümüz mahvolmasın. Hayvancılık bitmesin ki başka ülkelere muhtaç olmayalım” uyarısını yaptı. Irmak, “Koza Holding’e hayır diyoruz. Dağlarımıza dokunmayın! Buralara daha yeni fidanlar dikilmişti. Bu durumda hepsi sökülecek, bunu istemiyoruz. Su kaynaklarımız da tehlike altında. Ayrıca bölgeden fay hattı da geçmekte” diye belirtti.

    “ÇÖLLEŞMEYE HAYIR!”

    Bilgi Irmak da, “Koza madenciliği ilimizde istemiyoruz. Çölleşmeye hayır diyoruz. Köylerimiz yok olmasın. Bizim peynirimiz, sütümüz; yani hayvancılığımız geçim kaynağımızdır. Koza şirketini kesinlikle burada istemiyoruz. Kazılacak alan köyüme 150 metre mesafede. Yapılacak dinamit çalışmalarıyla bütün binaların hasar alması çok olası bir durum. Söz konusu alanın hemen yanında mezarlığımız bulunmakta, bunlar için ne düşünürsünüz bilemiyoruz ama biz köyümüzden çıkmak istemiyoruz” diyerek tepkilerini dile getirdi.

    “SADECE KENDİ ÇIKARLARINIZ İÇİN…”

    Ailesinin hayvancılıkla geçimini sağladığını dile getiren Keziban Irmak, “Babam işini yapamazsa ne olacak? Maden faaliyetlerinin zararlarına hep değiniliyor. Örneğin ozon tabakasının gördüğü zarara hep değiniliyor ama umursayan olmuyor. Bu nedenle bizler Koza Holding’i burada istemiyoruz. Sadece kendi çıkarlarınız için bu faaliyette bulunmayın” ifadelerini kullandı.

    “İZİN VERMİYORUZ!”

    Gundik Köyü‘nden Sevda Kat da maden faaliyeti ile büyük bir çevresel talanın yaşanacağına vurgu yaparak şunları söyledi:

    “Toprağımızın, suyumuzun, havamızın bu rantçı çeteler tarafından kirletilmesine izin vermiyoruz. Bu güzelim doğa atalarımızdan bizlere nasıl ki tertemiz kaldıysa bizler de bu çetelere karşı direnerek, çocuklarımıza bu toprakları temiz şekilde bırakmak istiyoruz. Buradan demokratik kitle örgütlerine ve çevreci dostlarımıza çağrı yapıyoruz ve bu duruma bir an önce müdahale etmelerini, sesimizi duyurmalarını istiyoruz.”

    “EKMEĞİMİZİ, SUYUMUZU, HAYATIMIZI ZEHİRLEMEYE KİMSENİN HAKKI YOK”

    Durucasu Köyü‘nden Simüzer Akgöz ise maden girişimine dair eleştirisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Altın kazı çalışmasına asla müsaade etmeyiz. Çünkü bizim yaşam alanlarımızı, yaşama sevincimizi, hayatımızı zehirlemeye kimsenin hakkı yok. Bütün duyarlı vatandaşların buna tepki göstermesini rica ediyorum. Çünkü bizden sonraki nesillerin temiz havaya, suya ihtiyacı var. Ekmeğimizi, suyumuzu zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur. Yapılanlara her zaman tepkimizi göstereceğiz ve asla müsaade etmeyeceğiz.”

    Eren GÜVEN/ARDAHAN

    İLGİLİ HABERLER: Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!

  • Hun: Göle depreminin ardından 16 ay geçti -40 derecede halk hala konteynerlerde

    Hun: Göle depreminin ardından 16 ay geçti -40 derecede halk hala konteynerlerde

    PİRHA – Milletvekili Yılmaz Hun, Göle’de yaşanan depremin üstünden 16 ay geçmesine rağmen hala enkazların kaldırılmadığını ve mağduriyetin sürdüğüne işaret etti. Köylülerin hala konteynerlerde, hayvanların ise çadırlarda kaldığını belirten Hun, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

    Ardahan’da 7 Eylül 2022’de yaşanan 5.0 büyüklüğündeki deprem nedeniyle yıkılan ev ve ahırların enkazları henüz kaldırılmış değil. Söz konusu depremle beraber Balçeşme, Koyunlu, Küçük Altınbulak, Çullu ve Esenyayla köyleri depremden etkilenmişti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Iğdır Milletvekili Yılmaz Hun, deprem nedeniyle yaşanan mağduriyeti Meclis gündemine getirdi. Milletvekili Hun, yıkıcı afetlerde en önemli unsurlardan birinin hızlı, etkin ve koordinasyonlu bir müdahale olduğunu vurguladı. Milletvekili Hun, “Ancak Ardahan Göle depreminin üzerinden 16 ay geçmesine rağmen -40 dereceyi bulan kış soğuklarında Balçeşme, Koyunlu, Küçük Altınbulak, Çullu ve Esenyayla köylerinde yaşayan halk hala konteynerlerde hayvanları ise çadırlarda kalmaktadır. Ayrıca bu köylerde enkazlar hala kaldırılmamıştır” diye belirtti.

    “ENKAZ KALDIRMA ÇALIŞMALARININ YAPILMAMASININ SEBEBİ NEDİR?”

    Milletvekili Yılmaz Hun, anayasadaki kanunun gereklerini hatırlatarak “yıkılan, yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imar planları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalarda oturan ailelere, hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir” diye belirtti.

    Milletvekili Yılmaz Hun, konuya ilişkin soru önergesi hazırlayarak İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:

    “*Depremden etkilenen bölgelerde meydana gelen hasarlar hakkında bilgi verebilir misiniz?

    *Ardahan’ın Göle ilçesinde 5 köyün etkilendiği depremin üzerinden 16 ay gibi uzun bir süre geçmesine rağmen enkaz kaldırma çalışmalarının yapılmamasının sebebi nedir?

    *27.09.2022 tarihli Göle depreminin hasar tespit çalışmaları yapılmış mıdır? Hasar tespit çalışması yapılmışsa depremde kaç ev ve ahır hasar almış ve yıkılmıştır?

    *Yaşanılan depremde büyük ve küçükbaş hayvan olmak üzere telef olan hayvan sayısı kaçtır?

    *Depremzedeler için ne tür önlemler alınmıştır? Barınma ve temel ihtiyaçlarını karşılama konusunda hangi çalışmalar yapılmaktadır?

    *Göle ilçesinde önümüzdeki günlerde olası başka depremlere karşı ne tür önlemler alınması planlanmaktadır?

    *Ardahan Göle ilçesinde olan 5 köyün etkilendiği depremdeki depremzedelerin yaşadıkları sorunları gidermeye yönelik bir çalışmanız mevcut mudur? Varsa nedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!-VİDEO

    Koza Altın İşletmeleri, Göle’deki Alevi ve Kürt köylerine göz dikti!-VİDEO

    PİRHA – Çevresel tahribatlarıyla tanınan Koza Altın İşletmeleri, Göle’de yeni bir talan projesini hayata geçirmek istiyor. Yöre halkı ise her türlü maden faaliyetine karşı olduklarını belirterek “Bu projelerde daha çok siyasi faaliyet yürütülüyor. Özellikle Alevi ve Kürt köylerinde maden çalışmaları yapılıyor” ifadelerini kullandı.

    Koza Altın İşletmeleri A.Ş. Ardahan’ın Göle İlçesinde yeni bir maden faaliyeti için girişimde bulundu. Proje detaylarını kamuoyu ile paylaşan şirket, maden çıkarmak için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) başvurusunu da yaptı.

    Altın, gümüş ve bakır çıkartmak amacıyla açık ocak şeklinde faaliyet yürüteceklerini belirten şirket, Büyük Altunbulak Köyü başta olmak üzere Koyunlu (Gundik), Kuytuca (Şeki) ve Durucasu (Gırdamal) köylerinin de arazilerinin maden sahası kapsamında değerlendirileceğini belirtti.

    Karara tepki gösteren yöre halkı, Koza Altın İşletmeleri’nin yaptığı başvuruya dair itirazda bulundu. İmza kampanyası başlatan yurttaşlar, maden faaliyeti sebebiyle büyük bir çevresel felaketin oluşacağına dikkat çekti.

    TARIMSAL ÜRETİM İÇİN TEHLİKE SİNYALİ!

    Madem faaliyetlerinin her aşamasının doğaya, tarım ekonomisine ve insan sağlığına geri dönüşü olmayan zararlar verdiğini belirten yurttaşlar, dinamit ile yapılacak patlamalar nedeniyle yeraltı sularının da zarar göreceğinin altını çizdiler. Göle ilçesinin hayvancılık ve tarım alanında önemli bir bölge olduğunu vurgulayan yöre halkı, açık maden faaliyeti ile birlikte, hayvancılığın yanı sıra süt, peynir ve arıcılığın da büyük bir darbe göreceğini belirttiler.

    Proje sahasının 146 metre yakınından geçen Şimşimik Deresi de söz konusu faaliyet nedeniyle tehlike altında bulunuyor. Yaşam alanlarının maden sahasına olan uzaklığı ise sadece 150 metre. Yurttaşlar, bölgenin aynı zamanda deprem fay hattı üzerinde olduğunu vurgulayarak maden işletmesinin iptalini talep ediyor.

    YÖRE HALKI, PROJEYE TEPKİLİ!

    Ankara’da ikamet eden Büyük Altunbulak köyünden Ali Turan, söz konusu projeye dair yöre dernekleriyle faaliyet yürüten isimlerden birisi. Turan, aynı zamanda oluşturulan çevre komisyonunun da sözcülüğünü yürütmekte. Ali Turan, maden faaliyeti konusunda ilk duyumu yaklaşık 1 ay kadar önce aldıklarını belirterek “Büyük Altınbulak köyünün tamamını, çevre köylerden ise Gundik, Şeki ve Gırdamal’ın da resmi olarak arazilerinde altın madeni arama faaliyeti gerçekleştirileceğini haber aldık. Böyle bir şeye başta inanamadık. 2007 yılında bu ruhsatın alındığı söylendi, daha sonra da Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) için Koza Holding’in başvuruda bulunduğu söylendi. Göle’deki köylerimizin muhtarları, bütün köy halkının bu faaliyeti istemediğini belirterek valiliğe başvurularını yaptılar. Her ne kadar göç edip uzakta da olsak oralar bizim memleketimiz, bölgemiz” diye konuştu.

    “BÖLGEYE ZARAR VERİLMEDEN İŞİN İÇİNDEN ÇIKILMAZ!”

    Altın arama faaliyetlerinde siyanür tehlikesine de dikkat çeken Turan, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Siyanürsüz arama gibi bir örnek yok. Çıkarılan madenin Gümüşhane’ye taşınma noktasında bir söz var ve etrafa zarar vermeyip ‘siyanür kullanmayacağız’ ifadelerinin olduğu projeyi okuduk. Ancak kimse bu projenin Gümüşhane’ye taşınabilirliğini, o bölgeye zarar verilmeden bu işin içinden çıkılacağını düşünmüyor. Aynı zamanda siyanürlü havuzlarda kazaların yaşandığı bir ülkedeyiz. Dolayısıyla Ardahan, zaten hayvancılık konusunda can çekişen bir bölge. Buralar tarım ve hayvancılıkla kendini ayakta tutuyor. 3 bine yakın tür çiçeği barındıran bir bölge burası. Bu nedenlerle hiç kimse Koza Holding’in orada maden faaliyetini istemiyor.”

    “KOZA HOLDİNG’İ BÖLGEYE İSTEMİYORUZ”

    Ali Turan yerel halka çağrıda bulunarak yapacakları eylem planını da şu sözlerle anlattı:

    “Halkın tepkisi ‘sonuna kadar direneceğiz’ yönünde. İlgili bakanlığın bu projeye onay vermesini halk istemiyor. Evet ‘milli bir kazanımdır’ yönünde cevap geliyorsa da yaşamsal alana zarar vereceği noktasından hareketle bütün Göle halkı, gurbette olan tümümüz, kesinlikle Koza Holding’i bölgeye istemiyoruz. Yöre halkı, eğer karar bakanlıktan geri dönmezse fiziki mücadeleye de başlayacaklarını belirtiyor.”

    ÖZELLİKLE ALEVİ-KÜRT KÖYLERİNDE MADEN FAALİYETİ!

    Madenden etkilenecek köylerden olan Gundik, ilçenin tek Kürt Alevi köyü özelliği ile biliniyor. Köy arazisi içerisindeki kutsal mekanların da, söz konusu maden faaliyetleri nedeniyle tehlike altında olduğuna işaret ediliyor.

    Ardahan ili Göle ilçesi Koyunlu Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneği de maden kararına karşı Ankara’da faaliyetlerine başladı. Derneğin Başkanı Güntay Akın, “Her ne kadar Ankara’da ikamet etsek de kendi topraklarımızdan ayrı kalmadık, her zaman orayla ilgilendik” diye belirtti. Akın, madenin vereceği muhtemel zararlardan birisinin de demografik yapı olacağını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Doğa içerisinde insanoğlunun olduğu gibi her canlının da yaşama hakkı var. Mevcut hükümetin, geçmişten bugüne doğa üzerindeki yaptığı tahribatı Akbelen’de, Kaz Dağları’nda görüyoruz. Biliyoruz ki maden, doğaya ve canlıya zarar verecek şekilde çıkartılıyor. Bize maden faaliyetinin süresi olarak ‘3 yıl içerisinde bitirilecektir’ deniliyor ancak çıkarılan o madenin sonraki süreçte doğa üzerindeki tahribatı daha da büyük olacak. Yani nereden bakarsanız 100 yıl boyunca oradan hiçbir canlı faydalanamayacak. Bu projelerde daha çok siyasi faaliyet yürütülüyor. Özellikle Alevi ve Kürt köyleri üzerinde maden çalışmaları yapılıyor. Şu an yapılan çalışma sanki maden değil de farklı bir alana gidiyormuş gibi görünüyor. Bu doğrultuda tabii ki elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz. Hukuksal ve eylemsel anlamda olsun, sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelip ne yapılması gerekiyorsa yapacağız.

    “ELİMİZDEN GELENİ YAPACAĞIZ”

    Amaçlanan, bölgedeki siyasi gücü de zayıflatmak gibi görünüyor. İktidar, kendine muhalif olan kesimin oradaki gücünü kırmak istiyor gibi. Bölgede yeraltı kaynakları vardır ancak çıkarılması arz eden ya da edilmeyen yerler vardır. Özellikle bu faaliyetleri insanların yüzyıllardır yaşadığı yerlerde yaparsanız ortaya farklı şeyler çıkar.

    Şu an sadece imza kampanyası yapıp mücadelemizi bu doğrultuda yürüteceğiz. Tahribatı görmeden bu işin sonlanması için elimizden geleni yapacağız. Ama yok ‘diretip altın arayacağız’ dedikleri zaman, orada ekmek mücadelesi veren; tarımla uğraşan, hayvancılık yapanlar da oradaki rezervin bir gün biteceğini biliyor. Tahribatı yaptıktan sonra bölgenin halini düşünmek gerekiyor. 3 yıllık süreç içerisinde bir sürü tahribat yapılıp canlı öldürülecek. sonrasında orada yaşayan insanlar ne yapacak?”

    “YAŞAM VE GEÇİM ZORLAŞIR”

    Güntay Akın, yerel halkla dayanışma içerisinde olduklarını vurgulayarak sözlerini şu cümlelerle sonlandırdı:

    “Yerel halkın yaşayacağı başka bir anavatanı yok. Orada yaşayan insanların yüzde 90’nı sonradan kazandıklarıyla geçimlerini sağlayabiliyor. Hayvancılık, buğday, arpa, arıcılık gibi üretimleri öldürdüğünüz zaman yaşam ve geçim zorlaşır. Bizim yapacağımız iş, bu şirketin tahribatlarını anlatmak olacak. Yerel halkın da zaten %80’i ne gerekiyorsa mücadele vereceğini söyledi. İlk başta sivil toplum örgütleri ile bir araya gelip, olayı anlatmak ve ileride hukuki mücadele ve tabii ki fiziki eylemler de gerektirirse yapılacaktır.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Göle depreminde 42 ev hasar gördü; Odabaş’tan dayanışma çağrısı

    Göle depreminde 42 ev hasar gördü; Odabaş’tan dayanışma çağrısı

    PİRHA – Göle’de 27 Eylül’de yaşanan deprem sonrası Gundik köyündeki zararlar da tespit edildi. Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, deprem sebebiyle 42 evin oturulamaz hale geldiğini aktararak dayanışma çağrısında bulundu.

    Ardahan’ın Göle ilçesinde 27 Eylül’de meydana gelen 5.0 büyüklüğündeki depremin ardından köylerde oluşan zararlar da ortaya çıktı. Depremden zarar gören köylerden birisi de Gundik (Koyunlu) oldu.

    Depremin akabinde Ardahan Belediye Başkanı Faruk Demir, Gundik köyüne giderek inceleme yaptı. Hasar gören evlerin tespit edildiğini belirten Faruk Demir, acil çadır ihtiyacı olduğunu söyledi.

    “DUYARLI DOSTLARI DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ”

    Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş da yöre halkı için destek çağrısında bulundu.

    Odabaş, Gundik halkının geçmişte Dersim’den Göle’ye sürgün edildiğini belirterek yazılı bir açıklama yaptı. Zeynal Odabaş, depremden dolayı 72 evin hasarlı, 42 evin ise oturulamaz durumda olduğunu aktararak şu mesajı verdi:

    “Köy muhtarları, ilçe ve köy derneklerine ciddi görev düşüyor. Dayanışma yaşatır. Tüm halkımızla beraberiz. Memleketim Ardahan ili Göle ilçesinde ve köylerinde meydana gelen depremden etkilenen tüm hemşerilerime geçmiş olsun dileklerimi iletiyor ve tüm duyarlı dostları dayanışmaya çağırıyoruz. Önümüz kış mevsimi. Yıkık evleri olan tüm kardeşlerimize yardım ve destek olalım. Tekrar geçmiş olsun sevgili canlar.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Göle’de ağaç kıyımına karşı çıkan köylülere jandarma engeli: Devletin ormanıdır keser

    Göle’de ağaç kıyımına karşı çıkan köylülere jandarma engeli: Devletin ormanıdır keser

    PİRHA-Ardahan Göle’de devam eden orman kesimine karşı bölgeye giden Serinçayır Köyü Derneği üyeleri jandarma tarafından engellemeyle karşılaştı. Dernek Başkanı Acar Dağ, askerlerin kendilerine “Sen burada durmayacaksın. Köyü terk edeceksin. Devletin ormanıdır keser” şeklinde ifadeler kullandığını söyledi. 

    Ardahan’ın Göle ilçesine bağlı Köprülü beldesindeki yayla alanında devam eden orman kesimine karşı bölgeye giden Serinçayır Köyü Derneği Başkanı Acar Dağ, yapmak istedikleri toplantıların askerler tarafından engellenerek, tehdit edildiklerini söyledi.

    TOPLANTIYA İZİN VERİLMEDİ

    Erzurum Havalimanı’na iner inmez takibe alındıklarını ve köye ulaştıklarında köyün askerler tarafından ablukaya alındığını ifade eden Dağ; Serinçayır, Samandöken, Köprülü, Duramçam köylerinin girişlerinin jandarma tarafından kapatıldığını belirtti.

    “Biz köyde yasal olan hakkımız kullanarak köylülerimizle bir toplantı yapmak istedik” diyen Dağ, “Köylülerin toplandığı alanı jandarma bastı ve hiçbir gerekçe belirtmeden ‘burada toplantı alamazsınız’ dedi. Toplantının valilik ve komutanın emri ile yasaklandığını söylediler. Daha sonra karakol komutanı beni arayarak, ‘biz toplantıya izin vermiyoruz. Siz de hemen köyü terk edin. Bir daha da köye giremeyeceksiniz’ dedi. Hiç bir sebep olmadan bir karakol komutanı bir vatandaşı köyünden çıkarabilir mi?” ifadelerini kullandı.

    JANDARMA: DEVLETİN ORMANIDIR KESER

    Dağ, köyde kaldıkları üç gün boyunca her evin önünde bir jandarma aracının bekletildiğini ve 24 saat boyunca askerlerin köyde nöbet tuttuğunu kaydetti. Ormanlık bölgeye gitmek istediklerinde ise yine jandarma tarafından engellendiklerini belirten Dağ, karakol komutanın kendisine, “Sen burada durmayacaksın, köyü terk edeceksin. Devletin ormanıdır keser” şeklinde ifadeler kullandığını söyledi.

    Dağ şöyle konuştu:

    “Bıktırma politikalarına devam ettiler. Bizim bireysel ve derneğimize ait olan sosyal medya hesaplarımızı incelemeye aldılar. Komutan bize, ‘ben bu sayfalarda bir şey yakalarsam sizin canınızı yakacağım. Siz burayı terk etmezseniz sizi mahvedeceğim’ gibi tehditlerde bulundu. Her gittiğimiz yere jandarma peşimizden geliyordu.

    Biz de köydeki insanlarımızın daha fazla rahatsız ve tedirgin olmaması için köyde çıkma kararı aldık. Bizim eylem yapma ve ormanlarımızı koruma yasal hakkımızdır. Buna kimse engel olamaz. Bizim ormanlarımızı devlet bir yandan, kaçak kesim yapan kişiler bir yandan yok ediyor. Orda yaşayan insanlar olarak baskılara boyun eğersek kalan ormanlarımız da yok olacak.”

    (HABER MERKEZİ) 

  • Ankara DAD: Koronaya yakalanan iki üyemiz Göle Koyunlu köyünde bekletiliyor

    Ankara DAD: Koronaya yakalanan iki üyemiz Göle Koyunlu köyünde bekletiliyor

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, iki üyelerinin koronaya yakalandığını ve Ardahan Göle’de Koyunlu (Gundik) köyünde 7 kişiyle birlikte bekletildiğini duyurdu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Covid-19 test sonucu pozitif çıkan ve Ardahan Göle Koyunlu köyünde bekletilen 2 üyesi ile ilgili basın açıklaması yaptı.

    Açıklamada şunlar belirtildi:

    “8 Ekim 2020 tarihinde Hakk’a yürüyen Emirhan Akın’ı sırlamak için köylerine (Ardahan/Göle, Koyunlu-Gundik) giden çocukları ve yakınlarının, cenazeden sonra Covid-19 testleri pozitif çıkmıştır. O günden beri Ardahan İl Sağlık Müdürlüğü dâhil devletin hiçbir kurumu tarafından sağlık desteğinde bulunulmamıştır, hastaların takibi yapılmamıştır. Valiliğin sadece iki kutu çamaşır suyu göndermesi sorunu çözmemiştir. Sağlık Bakanı’nın açıklamasında olduğu gibi o kişiler hasta, vaka olarak ayırt edilmeli. Gereken hijyenik ve karantina koşulları yaratılmamıştır. Hepsinin de durumları ağır. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamayacak durumda olan canlar bir köy damında 7 kişi kalmaktadır. Canların bir arada olmaları riski artırmıştır.”

    Gundik köyünün bir Alevi köyü olduğunu belirten DAD Ankara Şubesi, “Devletin bu ötekileştirme politikasını kınıyoruz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Ormanların Kardeşliği Platformu: Orman kıyımına dur diyelim

    Ormanların Kardeşliği Platformu: Orman kıyımına dur diyelim

    PİRHA- Ormanların Kardeşliği Platformu, Ardahan Göle, Köprülü Canibek Yaylası ve Serinçayır Yaylası’nda toplam 6000 metreküpte yaklaşık 3500 sarı çam ormanı kesimine bu hafta başlanacağına dikkat çekerek, “Kontrolsüz kesim, çalınan çamlar, kesim esnasında ezilecek telef olacak binlerce fidan, köyümüz yaylamız çöl olsun istemiyoruz” diyerek duyarlılık çağrısı yaptı.

    Bir taraftan orman yangınları birçok kentte yaşanırken, diğer taraftan Orman Genel Müdürlüğü tarafından ihale yoluyla verilen ağaç kesim alanlarında orman kıyımı yaşanıyor.

    Ormanların Kardeşliği Platformu da, Ardahan Göle, Köprülü Canibek Yaylası ve Serinçayır Yaylası’nda toplam 6000 metreküpte yaklaşık 3500 sarı çam ormanı kesimine bu hafta başlanacağını duyurdu.

    Yapılan açıklamada “Ormanın yenilenmesi adı altında ormanların kesilmesi ormana büyük zarar vermekte, 100 yıllık bir çam ormanı yaşlı bir orman değildir” denilerek, şunlar ifade edildi:

    “İri yaşlı çamların kesilmesi fidanların güneş görmesi gibi söylemler hiç doğru değil, çünkü çam ormanının çok da güneş görmesi gerekmiyor, çam ormanı soğuk iklim ormanıdır. Peki neden bölgemizde çok orman kesiliyor biliyor musunuz? Çünkü soğuk iklim çamı çok kaliteli bir çamdır. Ticaretini yapmak ve kar elde etmek için ormanlarımız katledilmek isteniyor.Gelin örgütlenerek sahaya inelim ve Köprülü beldesini ve Serinçayır köyünü yalnız bırakmayalım. Tüm Ardahan ve Göle’li hemşerilerimize çağrımızdır. Kesime gelecek araçlara engel olalım ve izin vermeyelim.”

    (HABER MERKEZİ)