Etiket: gönen

  • Dede Kamil İçöz: İkinci bir Muaviye dönemini yaşıyoruz-VİDEO

    Dede Kamil İçöz: İkinci bir Muaviye dönemini yaşıyoruz-VİDEO

    PİRHA- Hacı Bektaş Veli Ocağı’ndan Dede Kâmil İçöz, Alevilere yönelik asimilasyona dikkat çekerek, tüm Alevileri birlik olmaya ve Yola sahip çıkmaya çağırdı. İkinci bir Muaviye dönemi yaşandığını söyleyen İçöz, Hakk’a uğurlama erkanlarında bazı Alevilerin hala kendini öğretinin içinde bulmadıklarına da işaret etti.  

    Hacı Bektaş Veli Ocağı’ndan Dede Kâmil İçöz, Alevilere yönelik asimilasyona ve Alevi köylerinde karakollardan ezan okunmasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “İBADET BİR GÖNÜL İŞİDİR”

    Dede Kamil İçöz, “Aleviler üzerinde oynanan oyunlar sadece bugün değil asırlardan beri devam etmektedir. Belki bu dönemde ikinci bir Muaviye dönemi yaşadığımız muhakkak” dedi.

    Alevi köylerinde ezan okunmasını hoş karşılamadıklarını belirten İçöz, “Yüksek sesle zorla ibadete çağırmak gibi bir durum söz konusu olamaz, ibadet bir gönül işidir” dedi.

    Dede İçöz şöyle devam etti:

    “Kişinin Hakk ile kendi arasında olan muhabbetidir, öz çekişmesidir. Bu bağlamda yani bulunduğumuz yerlerde yüksek sesle hoparlörlerle sadece Tunceli ve köylerinde değil, yani bulunduğumuz mekân içerisinde de hoparlörlerden gerçekten rahatsız edici bir şekilde bu işler yapılmakta.”

    “İKİNCİ BİR MUAVİYE DÖNEMİNİ YAŞIYORUZ”

    Dede Kamil İçöz, “Bizler Muharrem aında yaptığımız, özümüzü yokladığımız o güzel günlerde hiç kimseyi rahatsız etmiyoruz, bu konuda ibadetlerimizi gönül rızası ile razılıkla birlikte yapıyoruz. Onun için de bu baskı, zulmü daha önce de söylediğim gibi ikinci bir Muaviye dönemi olarak görüyorum ve hoş karşılamıyorum” diye konuştu.

    “DEVLETİN DİNİ ADALET OLMALIDIR”

    Dede Kamil İçöz “Devletin dini adalettir” diyerek şunları kaydetti:

    “Adaleti olmayan devlet zaten dinsizdir der Hz. Ali. İnsanlar gönlünden geçen Hakk ile Hakk olabilmeyi, kendi özünde turab olabilmeyi bilmek gerekiyor. Bu bağlamda yani dağda, bayırda, çayırda, ovada biz size illa namaz vaktini duyuracağız şeklinde bir şeyin olmasını pek doğru bulmuyorum.”

    “ALEVİ CANLAR OLARAK YOLUMUZA SAHİP ÇIKMALIYIZ”

    Bizler, Alevi canlar olarak gerçekten çözüm olarak önce yolumuza sahip çıkmalıyız, öğretilerimize sahip çıkmalıyız. Uluların, velilerin, dervişlerin, pirlerin bizlere bıraktığı o güzellikleri o emanetleri iyi korumalıyız.”

    “BİZLER ÖNCE YOLA TURAB OLABİLMELİYİZ

    Bizler önce yola turap olmalıyız. Kenetlenmeliyiz, birlik olabilmeliyiz. Bugün cenaze erkanlarında yaptığımız veya yapabileceğimiz şekliyle canlar daha kendilerini o öğretinin içerisinde bulamamış ki cenaze erkanını dedeler, babalar canıyürekten gönüllü olarak yapmaya çalışıyorlar ama en çok engelleyenler de kendi taliplerimiz.”

    “ALEVİ OLARAK YAŞAYIP ALEVİ OLARAK HAKK’A YÜRÜMEYİ BİLMELİYİZ”

    “Ne yapmak lazım?” diye soran Dede Kamil İçöz, “Cem ibadetlerin de ikrar verilirken bu düsturla iyi bir şekilde canlara anlatılmalı. Alevi olarak yaşayıp Alevi olarak da Hakk’a yürümeyi bilmeliyiz, duruşumuzdan ödün vermemeliyiz” diye çağrıda bulundu.

    Cebrail ARSLAN/ISPARTA -GÖNEN

     

  • Dede Mustafa Özgün: Hiçbir Alevinin Emevi inancına göre sırlanmasına razı olmayız-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Hiçbir Alevinin Emevi inancına göre sırlanmasına razı olmayız-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, “Hiçbir Alevinin Emevi, Sünni inancına göre toprağa sırlanmasına gönlümüz razı olmaz” dedi. Özgün, Isparta’da hala bazı Alevilerin camiden cenaze kaldırdığını, bunun hoş olmadığını ifade ederek, dedelere çağrıda bulundu: “Hakk’a yürüme erkanı ile toprağa sırlanmamız için vasiyette bulunmalılar. Cemlerde canlara, taliplerine bu konuyu sıkı sıkı her zaman söylemeliler.”

    Alevi inancında belki de ne büyük asimilasyon Hakk’a uğurlama erkanlarında yaşanıyor. Kimileri camiden cenaze uğrularken, kimileri de cemevlerinde yarı Sünni usüle göre Hakk’a uğurlama erkanı yapıyor.

    Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Aleviliğe ve ‘Alevilikte Hakk’a yürüme erkanına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “SÜNNİ İNANCIYLA ZERRE KADAR BİR ALIŞVERİŞİMİZ OLMAMALI”

    “Dilimden, yüreğimden geldiği kadar konuşmak istiyorum” diyen Özgün Alevilik inancına dair şunları dile getirdi:

    “Aleviliği yaşayalım ya da yaşamayalım ömür boyu soyumuz da Alevidir, inancımız da Alevidir. Sünni inancıyla zerre kadar bir alışverişimiz olmamalıdır. Alevilik haktır, Sünnilik de haktır onlara göre. Herkesin inancı inanç gruplarının kendilerinin olmalıdır. Bizim de Alevi inancı bütün Alevilerin olmalıdır. Alevi canımız ikrar veriyor, görgü cemlerini yapıyor, her türlü inancını yaşıyor. Ne zaman Hakk’a yürürse ikrarından dönüp Sünni inancına göre caminin imamı ile toprağa sırlanıyorsa bu hiç de hoş olmayan bir unsurdur.”

    Alevilerin her türlü inanç ritüellerini Alevi usulüne göre yapması gerektiğini vurgulayan Özgün, sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Ne zaman Hakk’a yürürsek, Hakk’a yürüme erkanı tek bir kelime Arapça olmadan, deyişlerle, duazlarla, gülbenglerle ana kucağı toprağa sırlanmak haktır. Bütün Alevilerin böyle olmasını istiyoruz. Hiçbir Alevinin Emevi inancıyla, Sünnilik inancıyla, cenaze erkanı ile kaldırılmasına hiç razı olmuyoruz, olamayız da. Alevilik hak olduğuna göre Hakk’a yürüyünce Sünnilik inancıyla götürülüyorsak, o insan kim olursa olsun ben isem de vücudumun yarısı Sünnidir yarısı Alevidir. Bu hususta çok dikkatli olmalıyız, aklımızı erdirmeliyiz” dedi.

    “GEÇMİŞTE SÜNNİ İNANCIYLA, CENAZE USULÜ GÖMÜLDÜK”

    Geçmişte yapılan Alevi Hakk’a yürüme erkanlarından da bahseden Özgün, Evet daha evveli yapıla gelmiş bir konu. Geçmişte çoğumuz Sünni inancıyla, Hakk’a yürüme erkanı ile değil de cenaze usulü gömüldük. Fakat şu tarihten sonra Hünkârı pirden Hakk’a yürüme erkanı kitapçıklarımız geldi, ‘Erkannameler’ adında. Bu erkannameler tamamen Sünnilikten, şeriattan, Arap zihniyetinden arınmış, Alevi inancının özüne uygundur. Bu erkannameleri herkes almalıdır, okunmalıdır. Ona göre yolumuzda dürüst bir şekilde yürümeliyiz” dedi.

    “CENAZEYİ ALIP CAMİYE TESLİM ETTİLER” 

    Isparta ve çevresinde Hakk’a yürüme erkanlarının günümüzde hala bazı yerlerde Sünnilik inancına göre camiden götürüldüğünü ifade eden Özgün, şunları aktardı:

    Isparta ve çevresindeki Aleviler Hakk’a yürüyünce ekserisini (çoğunluğu)Sünni inancına göre camiden götürüyoruz. Hoş olmayan bir unsurdur. Isparta’nın bir Şuhut Mahallesi var oraya 4-5 sefer Hakk’a yürüme erkanına gittim. Sadece evlerinin önünden rızalığı bana verdiler ve ondan sonra cenazeyi alıp camiye teslim ettiler. O da olmadı, olmuyor.

    “DEDELER ALEVİ İNANCINA GÖRE SIRLANMAYI VASİYETTE BULUNMALIDIR”

    Bütün Alevi dedeleri bu konuyu ele almalıdır. İlk önce dedeler, rehberler vasiyette bulunmalıdırlar. Ne zaman Hakk’a yürürsek, Hakk’a yürüme erkanı ile ana kucağı olan toprağa sırlanmamız için vasiyette bulunmalılar ve bütün cemlerde Alevi canlarına, taliplerine bu konuyu sıkı sıkı her zaman söylemeliler. Bu yanlışlıktan ne zaman dönersek gerçek Aleviz diye bileceğiz.”

    Cebrail ARSLAN/GÖNEN-ISPARTA

  • Dede Mustafa Özgün: Yunus Emre’nin kabri sevenlerinin kalbinde-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Yunus Emre’nin kabri sevenlerinin kalbinde-VİDEO

    PİRHA-Isparta Gönen’de bulunan Yunus Emre Türbesi’ne ilişkin konuşan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Yunus Emre’nin kabrinin nerede olduğunun bir öneminin olmadığını, Yunus’un kabrinin sevenlerin kalbinde olduğunu ifade etti. 

    Isparta Gönen’de bulunan Yunus Emre Türbesini her yıl binlerce insan ziyaret ederek kimi sağlık, kimi iş, kimi çocuk, kimi barış dileğinde bulunuyor, dua ediyor ve adak adıyor.

    Yunus Emre Türbesi’ne ilişkin Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün Yunus Emre’nin Isparta Gönen’e geliş hikayesini ve Yunus Emre Türbesinin var oluş rivayetini şöyle anlattı:

    “Yunus Emre Eskişehir’deki bir Yunus köyünde yaşıyormuş. Köyde kıtlık yaşandığı bir dönemde Hacı Bektaş Veli’nin yoksullara yardım ettiğini duyan Yunus, Hacı Bektaş’ın yolunu tutar. Giderken boş gitmeyeyim diye de bir alıç ağacından alıç toplayıp gitmiş.

    “Yunus, Selamün aleyküm deyip konuşmaya başlamış, “Ben yardım istemeye geldim köyümüzde kıtlık var” demiş. Bunun üzerine Hacı Bektaş Veli zahire mi himmet mi, zahire mi himmet mi? üç kere tekrarlamış bunu. Üçünde de Yunus, himmet bizim karnımızı doyurmaz deyip, zahire isterim demiş. Hacı Bektaş Veli müritlerine,  “Götürün bunu ambara taşıyabileceği kadar zahire verin” demiş. Zahiresini alıp yola koyulan Yunus kara kara düşünmeye başlamış. “Himmet mi nasip mi?  götürdüğüm zahire biter belki de, nasip belki de bitmez” deyip gerisin geri Hacı Bektaş’a gidip, ‘pirim ben himmet istiyorum zahire istemiyorum’ demiş. Hacı Bektaş da ‘O himmetin anahtarını Tapık Emre’ye verdim, git ondan al’ der.

    Tapık Emre, hizmet et, himmetini al demesinin üzerine Yunus, dergahta çalışmaya başlamış. Taptuk Emre Yunus’a, koruda odun taşıma işi vermiş. Yunus her gün sırtında Hacı Bektaş’a odun taşırmış. Getirdiği odunların hepsi düz olunca, bir gün sormuşlar “ya Yunus dağda hiç mi eğri odun yok hep düz odun getiriyorsun” buna karşı Yunus, bu dergaha insanın eğrisi bile giremez, demiş.

    Bir rivayete göre Yunus kırk yıl Hacı Bektaş Veli’de kalmıştır kaldığı süre boyumca da üç cilt kitap yazmıştır. Üçüncü cildinin son sayfasında Yunus kendine der, “Ey Yunus sen bu kadar lakırtı yazdın çizdin söyledin seni sıgaya çeken bir molla kasım hoca gelirdi.”

    İki yüz sene sonra Molla Kasım hoca gelir Yunus’un kitaplarını inceler, birinci cildini şeriata uygun değil der yaktırır, ikincisini okur onu da uygun değil der denize attırır, üçüncüyü okur en son sayfasında sana rakip olan seni sigaya çekecek bir Molla Kasım hoca gelir sözünü okuyunca, kendisi o zaman bir irkilir bu zat der, bu Yunus ermiş birisidir. Yaktığı, attığı kitaplara üzülür, o son kitabı bırakır.

    Yunus Emre’nin üçüncü cildi olan gerçek kitabın kendisinde olduğunu fakat kaybettiğini belirten Dede Mustafa Özgün sözlerine şöyle devam etti:

    “Şu anda Yunus’a ait o kadar çok kitap var ki bir sürü üretmişler o bizim Yunus değil de ikinci bir Yunus gibi bir sürü üretmişler.”

    Yunus Emre’nin kabrinin nerede olduğunun bir öneminin olmadığını, Yunus Emre’nin kabrinin sevenlerin kalbinde olduğunu belirten Dede Mustafa Özgün “Aşk olsun Yunus’a” diyerek konuşmasını sonlandırdı.

    PİRHA/ISPARTA

  • Manastır’da 200 yıl yaşayan Aleviler, hizmet verilmeyince göç etmişler-VİDEO

    Manastır’da 200 yıl yaşayan Aleviler, hizmet verilmeyince göç etmişler-VİDEO

    PİRHA- Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi’nde 150-200 yıl yaşayan Alevi yurttaşlar, yol, su, elektrik olmaması nedeniyle Gönen’e göç etmek zorunda kalmışlar. Şu an taş evler tamamiyle yıkılmış durumda. Belediyenin imar planı vermemesi nedeniyle mahallede yeniden bir yapılaşma olması şimdilik imkansız görünüyor. 

    Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi’ndeyiz. Yıkık taş evlerle karşılaşıyoruz. Yaklaşık 150-200 yıl burada yaşayan Aleviler, belediyenin yol yapmaması nedeniyle ve su, elektrik, okul olmadığı için Gönen ilçesine göç etmek zorunda kalmışlar. Manastır’dan Gönen’e taşınanlardan biri olan Cihan Ökmen, Manastır Mahallesi’nin hikayesini PİRHA‘ya anlattı.

    Çocukluğunun Manastır Mahallesi’nde geçtiğini belirten Ökmen, imkansızlıklardan dolayı Gönen ilçesine göç etmek zorunda kalmalarının kendileri için üzüntü verici olduğunu kaydetti.

    Bu Manastır’da yaşayan herkesin Alevi olduğunu ifade eden Ökmen, belediyenin şu an imar planı vermediğini, yeniden evler yapılması halinde doğanın bozulacağını ekliyor.

    İşte Cihan Ökmen’in Manastır Mahallesi’ne ilişkin verdiği yanıtlar:

    PİRHA- Buranın hikayesini biraz anlatır mısınız? Neden buradan göç edilmiş? 

    Cihan Ökmen: Şimdi burası Isparta’nın Gönen İlçesi’ne bağlı Manastır Mahallesi diye geçiyor. 100-150 yıllık bir tarihi var buranın. Burayı belediye geliş gidiş, yol yapımı olmadığı için, elektrik olmadığı için halkımızı aşağıya indirdiler. Oradan yer verdi belediye, buradan aşağıya göç oldu. Bundan 150 yıl önce. Burada okul sorunu olmadığı için, yol sorunu olmadığı için…

    Yani okul ve yol olmadığı için demek istiyorsunuz.

    Evet, okul ve yol olmadığı için halkı aşağı indirmiş oldular. Ama aslında burası çok güzel bir yerdi.

    Burada kaç yıl yaşanmış?

    150 veya 200 yıl yaşanmış.

    Kaç haneymiş burası?

    Burada 200 hane vardır. Evlerimiz kerpiçten yapılma. Burası Alevi evleri olarak geçiyor. İşte o imkansızlıklardan dolayı halkımız aşağı indi.

    Peki burada yine bu şekilde Sünni köy var mıydı?

    Burada Sünni köy yoktu.

    Bu şekilde sadece Alevilerin yaşadığı evler mi vardı?

    Evet, Alevilerin evleri var burada, Sünni yok.

    Peki bu kadar zor muymuş buraya yol yapmak, elektrik getirilmesi ya da okul yapılması?

    O zamanki imkanlarda yokmuş. Elektriği veremediler. Yol yapımı da olmadığı için okul sorunu da var. O zamanlar kasabaydı burası. Tabi o zaman kar çok yağıyordu, yağdığı için çocuklar okula gidip gelemiyordu. Onun için belediye karar aldı, “Bunları yıkıp aşağıdan yer vereceğiz, oraya yerleşeceksiniz” dedi.

    Peki köylüler uzağa gitmemişler ama kolay kolay evlerini terk etmiş mi?

    Yok, kolay terketmediler, bayağı bir zorlandılar, gitmek istemediler ama belediye “Elektrik vermeyiz inmezseniz” dedi. Mecbur inmek zorunda kaldılar. Herkes evlerini kendi imkanlarıyla yıkıp aşağıya yaptı.

    Peki siz tanık oldunuz mu yoksa duyduklarınızı mı anlatıyorsunuz?

    Ben tanık oldum. Burada yaşadım.

    Peki biraz anlatır mısınız siz kendi evinizde yıllarca yaşamışsınız, evinizi terk edip aşağıya taşındıktan sonra ne hissettiniz? 

    Tabi burası yeşillik, güzel, suyu güzel, her şeyi güzel. O yönden burası daha iyi. Aşağıya nazaran yeşillik olduğu için. Çocukluğumuz burada geçti, güzeldi buralar.

    Peki gidiyor musunuz zaman zaman buradan, yollardan yürüyor musunuz?

    Tabi tabi her gün buradayız. Her zaman halkımız da gelir, Gönen ilçesinden herkes gelir görmeye, piknik yapmaya. Yani çok gezerler. Böyle yeşilliklerden ergen derler, ergen yemeye gelirler. Ayvalarımız var. Yani halktan herkese açıktır, herkes bir şeyler bulursa yer.

    Peki şu anki yerleşim yerinden memnun musunuz?      

    Tabi orası (Gönen) burası kadar yeşillik değil. Orası tabi iç içe olduğu için ama bir yandan da halkın içine karışmış olduk. Gönen halkımızla, Sünni, Alevi hep beraber kardeş gibi yaşıyoruz, çok güzel. Yani o yönden de o avantajımız var.

    Peki buraya evinizi tekrar yapma olanağı yok mu?

    İmar planı vermiyorlar buraya. Şu anda imar planı yok buralara. İlerde açılır mı bilmiyorum. Ama açılırsa tabiat bozulur. Yani o yönden şu anda yok. Belediye izin verirse olur.

    Baraka tarzı evler de mi yapılamaz yani ya da taş ev?

    Taş evler yapılır. Öyle oturmak için bahçe evi gibi.

    Bağ evi gibi.

    Tabi tabi, bağ evi gibi olur. Yani taştan yapıyorlar. İşte görüyorsunuz taşları yıkıyorlar.

    Kim yıkıyor?

    Bilinmiyor kimlerin yıktığı. Buradan evleri söküp taşları alıp gidiyorlar.

    Bu çok enteresan. Peki araştırmadınız mı, dert edinmediniz mi bu taşları kim söküyor, bu evleri kim yıkıyor, diye?

    Göremiyoruz gece gelip söküp gidiyorlar. 100-150 yıllık vardır yerdeki taşlar. Eskiden bu yolları elleriyle yapmışlar. Çok güzel, orijinal yol yapıp gitmişler ama zamanla tabi bakılmayınca bozulmuş.

    Var mı başka aktarmak istediğiniz buraya dair? Köyün adı nedir?

    Burası “Manastır” diye geçiyor.

    Manastır Mahallesi.

    Evet, Manastır Mahallesi diye geçiyor. Eskiden burada kilise varmış yıllar önce. Yıllar önce manastır diye kalmış, adını değiştirmemişler. Manastır Mahallesi olarak hala daha devam ediyor. Burası Manastır, aşağısı Manastır Mahallesi diye geçiyor.

    Hıristiyanlar yaşamış, Ermeniler olabilir.

    Yani buradan çok kişi gelmiş geçmiş. Birçok uygarlık geçmiş. Yani her gelen burada su da bol olunca konaklamış.

    Yani bu evlerde Aleviler dışında başka millete mensup, dine mensup insanlar yaşamış olabilir mi?

    Daha önce olabilir ama buraya geldiğimizde öyle kimse yoktu.

    Yani sizden önce, Alevilerden önce de göçüp gitmişler mi? 

    Evet göçüp gitmişler. Önce de varmış, onlar göçüp gitmiş, biz gelmişiz, bizden sonra artık ki m gelir onu bilmiyoruz. Burada yıkıldı artık her taraf, bir şey yok. Burası aslında Gönen, Konan diye geçiyor. Burası Konan mesela toplanma bir merkez. Mesela Senirkent’ten gelmiş aile yetişmiş, burada kalmış, Ulubor’dan gelmiş, burada kalmış. mesela yoldan biri burayı beğenmiş, burada kalmış. Yani buranın adı Konanmış, Gönen olarak düzeltilmiş tekrar. Yani Isparta’nın Gönen ilçesi olarak biliniyor.

    Nilgün METE
    Cebrail ARSLAN/Kamera-foto
    ISPARTA/GÖNEN  

  • Isparta Gönenli Alevi kadınlar: İnancımızla gurur duyuyoruz-VİDEO

    Isparta Gönenli Alevi kadınlar: İnancımızla gurur duyuyoruz-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi’ndeyiz. Cemevinde hizmet yürüten kadınlara lokma hazırladıkları mutfakta mikrofon uzattık. İnançlarını özgürce yürüttüklerini belirten kadınlar, cem öncesi lokma hazırlarken hissettikleri duyguları içtenlikle anlattı. 

    Isparta Gönen’de Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi’ne gidiyoruz. Muhabir ve kameraman arkadaşlarımla merdivenleri tırmanıp cemevinin bahçesine varıyoruz. Mustafa Özgün Dede’nin Görgü Cemi öncesinde hummalı bir çalışma var. Bahçede bulunan tüm canların sımsıcak gülen yüzleriyle karşılaşıyoruz.

    Cemevinin mutfağında ve bahçesinde kadınlar cem öncesinde akşam için lokmalar hazırlıyor. Hemen yanlarına gidip mikrofonumuzu uzatıyoruz kendilerine. İlk defa bir Alevi Haber ajansının kendilerine ulaşmasının, seslerini iletecek olmasının sevinci içinde başlıyorlar konuşmaya.

    Hacer İçöz, cemevinin sürekli çalışanlarından. Alevi olmaktan mutluluk ve gurur duyduğunu söylüyor. “Elimizden geldiği kadar iyi hizmet etmek istiyoruz” diyor.

    Isparta Gönenli olduğunu ve burada büyüdüğünü belirten İçöz, Gönen’de Alevi inancını rahat yaşadıklarını, bir sorun olmadığını, diğer inançtan insanlarla birlikte mutlu yaşadıklarını ifade ediyor.

    Kadriye Özden ise “Bende burada çalışıyorum. Çalışmaktan gurur duyuyorum, mutluyum. Hiç bir zorluk çekmiyoruz. Ben de, doğma büyüme buralıyım (Gönen). Antalya’da torunlara bakıyorum. Arada sırada buraya geliyorum ve yardım ediyorum” diye konuşuyor. Gönen’de cem yapıldığında mutlaka katıldığını belirtiyor.

    Kadriye Özden de Alevi olmaktan mutluluk duyduğunu ve gururlu olduğunu dile getiriyor ve ekliyor: Ben cemde saki görev yapıyorum. 12 hizmetlerde bulunuyorum.

    Yasemin Özyurt da, cemevinde sadece mutfakta arkadaşlarına yardımcı olduğunu  belirtiyor.

    Diğer bir can Ayseli Büyükkorkmaz‘a ise cem öncesi lokma hazırlarken neler hissettiğini soruyoruz.
    “Buraya 4 yıl önce geldim. Ben de Aleviyim. Burada olmaktan gerçekten çok keyif alıyorum, kendimi ifade edebiliyorum. O kadar mutluyum ki bazen kendimi burada kaybediyorum” ifadelerini kullanıyor.

    Elinden geldiğince cemevi mutfağında yardımcı olduğunu belirten Büyükkorkmaz, “Cem olduğunu haber aldığında cemevine geldiğini söylüyor.

    “SEMAH DÖNERKEN KENDİMİZİ KAYBEDİYORUZ”

    Hatice Kutlu da, cemevine cem olduğu zaman geldiğini, hep beraber çalıştıklarını bundan sevinç duyduklarını dile getiriyor. Kutlu, “Hep böyle birlik beraberlik olmasını isteriz” diyor.

    Kutlu, cemlerde semah döndüğünü belirtiyor ve hislerini  “Semah dönerken çok mutlu oluyoruz, kendimizi kaybediyoruz” şeklinde tanımlıyor.

    Cemevi Dedesi Mustafa Özgün’ün gelini İnci Özgün de dayanışma içinde. Emekli öğretmen olan İnci Özgün, “Ben dedenin gelini oluyorum. Ama burada kalmıyorum Antalya’dayım. Denk gelirse burada bulunuyorum” diye konuşuyor.

    Yine Gönenli bir can da, “Ne iş yaparlarsa ben de yapıyorum. Ben de memnunum. Doğma büyüme buralıyım, hep komşularım, gördüğün gibi. Hiçbir zaman ayırmazlar” diye ifade ediyor.

    “ALEVİ OLDUĞUMUZU RAHATLIKLA SÖYLEYEBİLİYORUZ”

    Nazlı Özak ise “Biz burada yemek yapıyoruz. Gelen misafirlerimizi ağırlamak için” diyor. Her gün mü buradasınız sorumuza “Her gün değil. Böyle hizmet olduğu zaman buradayız. Cemlerde, aşurelerde” yanıtını veriyor.

    “Cemevine hizmet yapma dışında geliyor musunuz, oturuyor musunuz, sohbet ediyor musunuz?” sorumuza ise “Bazı zamanlar toplanıyor, oturuyor sohbet ediyorlar. Onları dinliyoruz. Dedelerimizin, büyüklerimizin konuşmalarını dinliyoruz” yanıtını veriyor Nazlı Özak.

    “Peki, burada bu ilçede rahatlıkla Alevi olduğunuzu söyleyebiliyor musunuz? sorumuzu da, “Biz Alevi olduğumuzu rahatlıkla söylüyoruz. Dışarıdakiler de bize gelip giderler yemeklerimize, böyle davetlerimize katılırlar. İçlerinden sohbetlerimize gelenler olur” şeklinde yanıtlıyor.

    Nilgün METE
    Kamera/İsmet SEFER-Cebrail ARSLAN

     

  • Dede Mustafa Özgün: Alevilikte en büyük asimilasyon Hakka uğurlama erkanında oluyor-VİDEO

    Dede Mustafa Özgün: Alevilikte en büyük asimilasyon Hakka uğurlama erkanında oluyor-VİDEO

    PİRHA- Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün, en büyük asimilasyonun Hakka uğurlama erkanında yaşandığını söyledi. Özgün, Alevi erkanına göre Hakka uğurlanmak için vasiyeti olduğunu, her canın bunu vasiyet etmesi gerektiğini ifade etti. 

    Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün için 10 Kasım Cumartesi günü Görgü Cemi yapıldı. 

    Cem öncesi sorularımızı yanıtlayan Dede Mustafa Özgün, 16 yıldır dedelik görevini sürdürdüğünü söyledi. 

    Ocakzade dedesi olduğunu belirten Özgün, Hacı Bektaş Veli Dergâhı Postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un Isparta temsilcisi. 

    Dede Mustafa Özgün, Alevilikte en çok asimilasyonun Hakka uğurlama erkanında görüldüğüne işaret ederek, “15 yıldır bir vasiyetim var. Her yerde söylüyorum, konuşuyorum. Ne zaman hakka yürürsem naaşım Alevi erkânı usulüne göre kaldırılsın diye. Bu vasiyeti her can yapması lazım” dedi. 

    Dede Özgün, imam hatipli ve ilahiyatçı kişilerin dedelik yapamayacaklarını ifade ederek, “Aleviliği  başka inançtan olanlar öğretmeye çalışmasınlar, bilmezler, yanlış olur” diye konuştu. 

    İşte Isparta Gönen’de bulunan Şeyh Saadettin Balım Sultan Cemevi Dedesi Mustafa Özgün’ün sorularımıza verdiği yanıtlar:

    Öncelikle sizi tanıyalım.

    16 yıldır dedelik görevini sürdürüyorum. Ocakzade dedesiyim. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Veli Dergâhı’nın postnişini Veliyettin Hürrem Ulusoy’un Isparta temsilcisiyim.
    15 yıldır bir vasiyetim var her yerde söylüyorum konuşuyorum. Ne zaman hakka yürürsen naaşım Alevi erkânı usulüne göre kaldırılsın diye. Bu vasiyeti her can yapması lazım.

    “SÜNNİ USULÜNE GÖRE CENAZE ERKANI OLMASIN”

    En büyük asimilasyon Alevilikte hakka yürüme erkânında oluyor. Şimdi ikrar veriyoruz, Yol’umuzu, Görgü cemlerimizi, Dar cemlerimizi yapıyoruz ama ikrar verdiğimizin sözünde durmuyor gibi oluyoruz. İkrar verirken, ‘öl ikrar verme öl ikrarından dönme’, sözümüz var. Ne yazı ki öldükten sonra sözümüzden dönüyoruz. Sünni usulüme göre, Sünni hocalarına teslim ediyoruz, ikrarımızdan dönmüş oluyoruz. Onun için vasiyetliyim. Her gittiğim yerde söylüyorum. Gittiğim illerde cemlerde konuşuyorum. Bu konuyu çok ön plana almak lazım. Her can da vasiyetini sağlığında yapması lazım. Ben Aleviyim diyen her can ikrarlı, ikrarsız olsa bile bu vasiyetini yapması lazım. Tüm Alevi camiasını asimilasyondan kurtarmak lazım.

    Türkiye’nin pek çok yerinde kimi cemevlerinde hakka yürüme erkanları neredeyse Sünni öğretisine göre yapılıyor. Kimi cemlerde de buna karşı olarak, sizin söylediğimiz biçimde hakka uğurlama yapılıyor. Çok önemli bir konuya temas ettiniz. Gönen’de Alevilik nasıl yaşıyor, inancınızı nasıl yaşıyorsunuz? Biraz bahseder misiniz?

    Isparta Gönen ilçesinin Manasır diye bir semti var. Şeyh Sadettin Sultan, Balım Sultan, Yunus Emre. Türbelerimiz var. Biz o türbenin etrafında 17 haneydik. 1967-1968 yılında Gönen ilçesine göçtük, orada bir tek türbemiz kaldı. Oraya her zaman ziyarete gidip geliyoruz. Balım Sultan, Şeyh Sadettin diye anılıyor. Hacı Bektaş müritlerinden, Hacı Bektaş’tan feyiz almış Balım Sultan 2 diye anılıyor. Balım Sultan buraya gelip yerleştikten sonra ilmini, Aleviliğini yaymaya durduktan sonra, Atabey ilçesi var, birde Uluborlu ilçesi var. O zaman Türk dili ile İslam dinini öğrettiği için Atabey’den her sene 40 baca hakkı öşür verirlermiş. Uluborlu’dan da böyle yardım yapılırmış Balım Sultan’a. Aleviliği yaydığı için. Bize de onun soyundan deniliyor ama Aleviliği çok eski tarihten beri sürdüre gelmiştir. Bizler de sonraki genç kuşaklara daha ileriye adım attırmak için aktarmak amacındayız. Ne kadar verimli olabilirsek…Gençlerimize güveniyoruz cümleniz haktan razı olsun diyoruz. Devamlı yolumuzun ışığını gütmeye çalışıyoruz.

    “ALEVİLİĞİ MÜRŞİTLER, DEDELER, REHBERLER ÖĞRETMELİ, İMAMLAR DEĞİL”

    Tunceli Cemevi yöneticisi, Diyanet’ten imam hatipli iki kişinin dedelik yapmasını ve cemevine atanmasını talep etti. Sizce ilahiyatçı, imam kişiler, dedelik yapabilir mi?

    İlahiyatçılar Sünni inancına göre ilim yapması lazım. Aleviliği Aleviler öğretmesi lazım. Aleviliğin içinden Aleviliği bilen önderler öğretmesi lazım. Dedeler, rehberler, mürşitler… Aleviliği hiçbir başka inançtan olanlar öğretmeye çalışmasınlar, bilmezler, yanlış olur.

    Biz hiçbir inanca karışmıyoruz, yalnız saygımız sonsuz, saygı duyuyoruz. Dünyada tüm inançlara saygımız var. Tüm inançların da bize can-ı gönülden saygı duymalarını bekliyoruz. Bu nedenle Aleviliği Aleviler konuşması lazım. Sünniliği Sünniler, Hristiyanlığı Hristiyanların öğretmesi lazım.

    Herkes kendi inancıyla ibadetini yapmalıdır. Bizim inancımız Alevi inancı. Aleviyiz ki farklı inancımız var. Biz de Sünni olsak Aleviliğe ne gerek var ki.

    “ALEVİLİK O KADAR ZULME VE KIYIMLARA KARŞIN HALA YAŞIYOR, GERÇEK BİR YOL”

    Tabii ki Alevilik haktır, Sünnilik de haktır. Sünniler ekseriyetle cemevi inancından etkilenmişlerdir, onu sürdürürler. Biz Aleviyiz. Hz. peygamberimizin zamanındaki Ali ile kırkların ceminden bugüne kadar Alevilik sürmüş geliyor, devam ediyor. Bizim inancımız hiçbir zaman kaybolmamış. O kadar zalimlerin zulmüne ve de kıyımlara uğramışlar. Çok gerçek bir yol olduğu için hala yaşıyor, devam ediyor. Devlet cemevlerini yasal statüsüne koyarsa çok memnun oluruz.

    İstanbul’da bir lise açıldı. Alevi imam hatip lisesi. Burada gençlerden dede yetiştirmek istiyorlar. Dedelik okuldan yetişir mi? Dedelik atamayla olur mu? Ocaklardan yetişmesi gerekmiyor mu? Bu konuda biraz bilgilendir misiniz?

    Dedelik müessesesi her ocak kendi içinden dede yetiştirir. Okul varsa öğrenmesi haktır, öğrensin. Fakat başka yerden atama olursa o hiç uygun değil, çünkü kim atayacak? İlahiyatçı biri gelirse kabul değil, ilahiyatçılar camiye aittir, dedeler cemevine aittir.

    Alevi aileden gelmiş ama ilahiyat okumuş, imam hatip okumuş olanlar Aleviliği   ne kadar bilebilir?

    İlahiyat okuyan Alevi dedesi, dede ise, hiçbir kelime Arapça okumayacak ise kabul buyursun gelsin.

    Nilgün METE-Haber
    Cebrail ARSLAN-Kamera

    ISPARTA/Gönen