PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkez binasında COVİT- 19 ve sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin tamamının kadroya alınmasına ilişkin basın toplantısı gerçekleştirdi. Açıklamada, “Güvenceli iş güvenli gelecek” adlı kampanya başlatıldığı duyuruldu.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), “Güvenceli iş güvenli gelecek” adlı kampanyanın startını verdi. “Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçilerinin tamamı kadroya alınsın çalışan sayısı artırılsın” pankartının asılı olduğu sendikanın genel merkezinde düzenlenen basın toplantısını SES Eş Genel Başkanı Gönül Erden, okudu. Pandemi süreciyle birlikte sağlık alanında toplu istifaların arttığına vurgu yapan Erden, “Farklı bahanelerle ataması yapılmayan binlerce sağlık çalışanı var” diyerek, atanamayan sağlık çalışanlarının atanmasını istedi.
Erden, startını verdikleri kampanyaya ilişkin olarak “Güvenceli iş güvenceli gelecek için kanun teklifi hazırladık bunun yasalaşması için mücadele edeceğiz. Bu kapsamda bir kampanya yürüyeceğiz sağlık sosyal hizmetçileri bu kampanyaya en kuvvetli şekilde katılmalı. Bizi alkışlayanlardan bu kanunun yasalaşması için mecliste el kaldırmalarını isteyeceğiz” dedi.
OEDC ORTALAMALARININ ALTINDA
Erden, Türkiye’deki sağlık emekçi sayısının Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü (OEDC) ortalamalarının altında olduğuna dikkati çekerek, şu bilgileri paylaştı: “Örnek vermek gerekirse 100 bin kişiye düşen hekim sayısı OECD ortalamasında 348 iken Türkiye’de 100 bin kişiye düşen hekim sayısı 187’dir. Yani neredeyse yarısı kadardır. Başka bir örnek verecek olursak 100 bin kişiye düşen Ebe, hemşire sayısının OECD ortalaması 938 iken Türkiye’de 100 bin kişiye düşen ebe hemşire sayısı 301 yani 1/3 oranındadır.”
“KANUN TEKLİFİ HAZIRLADIK”
Sağlık alanında yaşanan sorunlara karşı “Güvenceli iş güvenli gelecek” şiarıyla kampanya başlattıklarını söyleyen Erden,” Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin kadroya alınması ve güvencesiz çalışmanın kalıcı olarak sonlandırılması; sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yetersiz olan emekçi sayısının kadrolu atamalarla artırılması için her iki alanda da en azından OECD ortalamasına ulaşacak şekilde güvenceli istihdam yapılması düzenlemelerini detaylı olarak içeren bir Kanun Teklifi hazırlamış bulunmaktayız” diye belirtti.
Erdem, kampanyaya ilişkin şunları paylaştı:
18 Ağustos- 24 Eylül 2020 -İşyerinde stantlar açacak, imzalar toplayacağız. İmza kampanyası Web sayfamızda da (ses@ses.org.tr) imzaya açılacaktır.
İşyeri toplantıları yapacağız. İşyerleri önünde basın açıklamaları yapılacak. Sosyal medya etkin kullanılacak.
28-29-30 Eylül 2020 Şube/temsilcilikler aracılığıyla o ilin milletvekilinden randevular alınarak imzaların bir nüshası milletvekillerine teslim edilecek.
28-29-30 Eylül 2020 Genel Merkez TBMM de grubu bulunan partilerin grup başkan vekillerinde randevu alarak imzaların bir nüshasını teslim edilecek.
1 Ekim 2020 Her şube/temsilcilikten yapılan açıklamalarla bir kişiyi temsilen Ankara’ya uğurlayacak.
2 Ekim 2020 illerden gelen temsilcilerimizle ile birlikte TBMM Başkanına imzalar teslim edilecektir.
“MÜCADELEMİZ SÜRECEK”
Son olarak Erdem, Sağlık ve sosyal hizmet alanlarında, piyasaya açan tüm uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısı yapılarak, “sağlıkta dönüşüm programı tüm sonuçları ile birlikte sonlandırılmalıdır. Tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin kadroya alınması ve güvencesiz çalışmanın kalıcı olarak sonlandırılması; sağlık ve sosyal hizmet alanlarında yetersiz olan emekçi sayısının kadrolu atamalarla artırılması için her iki alanda da en azından OECD ortalamasına ulaşacak şekilde güvenceli istihdamın sağlanması için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.
PİRHA – Koronavirüs salgını sürecinde yaşananlara dair PİRHA’ya konuşan SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, mülteciler, sağlık ekipmanları ve cezaevlerindeki siyasi tutukluların durumuna değindi. Erdem, “Özellikle risk durumunda olan yaşlı, hasta, kronik hastalığı olan hamile, çocuk emziren kişilerin mümkün olduğunca dışarı çıkmamasını, kalabalık yerlere girmemesini öneriyoruz” dedi. Erdem, cezaevlerinin ise en kritik noktada olduğunu kaydetti.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Songül Erdem, koronavirüs salgını sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Tedbirlerin en üst seviyeye çıkarılması gerektiğini belirten Erdem, “Kamuoyunda sayıları tartışmamak gerekiyor belki ama biz sağlık çalışanlarının yerellerde, hastanede, sağlık kurumlarında aktif olarak çalışıyoruz hala ve tehlikeli riskler altında çalışıyoruz. Covid-19 şüphesi hastalarla, tanısı konmuş hastalarla birebir çalışıyoruz. Bu rakamın bu bilginin sağlık çalışanlarına şeffaf ve güvenli bir şekilde net bir şekilde verilmesi gerekiyor. Hangi hastanede Covid-19 tanısı konulmuş hasta var, nerede şüpheli hasta var, hangi serviste yatıyor, bütün bunlar sağlık çalışanları tarafından bilinirse sağlık çalışanlarının kendini koruması açısından çok kritik bir bilgidir” ifadelerini kullandı.
“TOPLUMSAL DAYANIŞMAYI SÜRDÜRMEMİZ GEREKİYOR”
Erdem, “Biz defalarca ifade ettik, evet olağanüstü bir durum yaşıyoruz, bir salgınla karşı karşıyayız. Elbetteki bu salgınla mücadele konusunda her birimizin yapması gereken işler var. Ama şunu net vurguluyoruz; bu toplumsal bir sorun, bu sorunun çözümü de toplumsal olarak buradan doğru önlemler alırsak başa çıkarız. Tek başımıza kendinizi koruyarak bu salgınla başa çıkamayız. Kendimizle beraber etrafımızdakileri de kurmamız gerekiyor ve bir toplumsal dayanışmayı sürdürmeniz gerekiyor” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.
ERDEM’DEN TEDBİRLİ OLMA ÇAĞRISI VE ÖNERİLER
SES Eş Genel Başkanı Songül Erdem salgına karşı şu önerileri aktardı:
“Evet el temizliği çok önemli, yani bütün enfeksiyon hastalıklarına, solunum yolu hastalıklarında yani bu noktada Dünya Sağlık Örgütü de, Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu da, bilim insanları da, sağlık örgütleri de net şunu diyor: Teması azalt, mümkünse kes. Hasta kişilerle temasta girme diyoruz. Bu yüzden mesela çok kalabalık yerlere, kapalı mekanlara çıkmaması gerektiğini, özellikle risk durumunda olan yaşlı, hasta, kronik hastalığı olan hamile çocuk emziren kişilerin mümkün olduğunca dışarı çıkmamasını, kalabalık yerlere girmemesini öneriyoruz.
Yine hasta kişilerle temasa giren insanların belli mesafeyi koruması gerekiyor, en az 1 metre mesafeye kurması gerekiyor ve bu temastan hemen sonra en az 20 saniye sabunlu suyla yıkamasını tavsiye ediyoruz.
El temizliği çok önemli, ellerimizi temizlemeden gözümüze, yüzümüze, ağzımıza bulaştırmayalım diye önerilerde bulunuyoruz bu temel bir yaklaşım aslında. Yani genel bir yaklaşım buna özel bir özen göstermemiz lazım. Hasta insanlarla temas kurarken maske kullanmasını, hasta insanların kendisinin maske kullanmasını öneriyoruz. Sağlıklı insanların maske ve eldiven kullanmasını önermiyoruz. Doğru değil aksine hastalığın yayılımına neden olabiliyor.
Yani maske ve eldiveni ağırlıkta hastalar, hasta insanlara temasta olanlar ve sağlık çalışanları kullanması gerekiyor, bunlara dikkat etmek lazım.”
MÜLTECİLER VE EVSİZ İNSANLAR
Mültecilere ve evi olmayan yurttaşların durumuna dikkat çeken Erdem, “Mültecilere, sokakta yaşayanlara ilişkin bunlar boş evlere, tatil sitelerine yerleştirilebilir bunlara dönük bu kolaylıkla sağlanmalı ve bunları koşullarının düzeltilmesi gerekiyor. Sadece kendimizi koruyarak değil, ötekileştirdiklerimizi hepsini korumamız gerekiyor ki bu salgınla başa çıkalım bu önemli” dedi.
CEZAEVİ KOŞULLARI
Cezaevi koşullarını da değerlendiren Erdem, şunları kaydetti:
“Cezaevlerine ilişkin pek çok örgüt açıklama yaptı. Kalabalık mekanlar sağlık koşulları hakikaten salgından bağımsız çok kötü yerler. Cezaevlerine ilişkin bir kere dışarıda kendimiz için önerdiğiniz tedbirlerin bir fazlasını cezaevi için hayata geçirmemiz lazım. Çünkü hem kapalı mekanlar, hem dediğim gibi sağlıksız koşullar ceza evlerinin kendisi sağlıksız. Hızlıca koşulsuz bir şekilde hasta tutsakların mutlaka serbest bırakılması gerekiyor, tahliye edilmesi gerekiyor. Çocuklu annelerin çocukları ile beraber kalan annelerin mutlaka tahliye edilmesi gerekiyor. Onun dışında cezaevlerindeki koşulların düzeltilmesi gerekiyor.
Yani aynı dezenfeksiyon işleminin orada da geçerli, bütün tutsaklara temizlik malzemelerinin ücretsiz verilmesi gerekiyor. Çok kalabalık koğuşların ayarlanması gerekiyor. Hatta pek çok hükümlü ve tutsak için ev koşullarının yani denetim serbestlik adli kontrol denetimine çıkarılmanın yollarının konuşulması gerekiyor.
Yani bir bütün cezaevleri konusunda, çünkü gardiyanlar içeri girip çıkıp dışarıda teması olan insanlar, yani içeriye virüsün taşınması halinde önüne geçmemiz mümkün değil, bunları sağlanması lazım.
Tedbirleri alırken de cezaevindeki insanların hak ihlallerine uğramaması lazım. Yani görüş yasağı getirmek yerine görüş koşullarına uygun şekilde ayarlanmasını sağlanmasının gerekiyor.
Görüş sınırlaması getirilmiş ise telefon saatlerini uzatılması gerekiyor gibi pek çok şey yapılabilir ama cezaevleri için dediğim gibi dışarıdaki alınan tedbirlerin bir fazlasını almamız mutlaka ama mutlaka almamız gerekiyor.
Şunu net ifade edelim dediğim gibi tedbirleri ifade etmek yetmiyor tedbirleri hayata geçirme koşullarını olanaklarını konuşmamız gerekiyor.”
“YAŞAM STANDARTLARININ YÜKSELMESİ GEREKİYOR”
Salgın sürecinin ekonomik yansımalarını aktaran Erdem, “Yani bu kaotik durumlarda bu kriz süreçlerinde maalesef ki de her birimizin yaşadığı sorunlar derinleşerek artıyor. Yani dar gelirler için sorunlar artıyor, işsizler için artıyor ve yine pek çok özel sektör işten çıkarmalara başladı bir kere bunların yasaklanması gerekiyor, işten çıkarmaların hatta asgari ücret alarak çalışan insanların yaşam standardının yükseltilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), sosyal hizmet çalışanlarının görevde yükselme ve ünvan değişikliği mülakatlarına ilişkin açıklama yaparak “Mülakatlarda neler sorulduğu, kimlerin işe alınacağına AKP il teşkilatları tarafından müdahale edildiği, mülakatlar yolu ile de istenilenin işe alındığı bir ortam oluşmuştur” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı sosyal hizmet çalışanlarının 10 Haziran’dan 4 Temmuz’a kadar sürecek olan görevde yükselme ve ünvan değişikliği mülakatlarına ilişkin basın toplantısı düzenledi.
Basın metnini okuyan SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem “Sosyal hizmet çalışanları için görevde yükselme ve ünvan değişikliğinde uygulanan mülakat kaldırılsın” dedi.
Erdem, Aile Bakanlığındaki personel politikalarının liyakat, deneyim, mesleki yeterlilik kriterlerinden uzaklaştırıldığını ifade ederek, “Bunun yerine iktidara ve iktidara yakın sendikalara üyelikler kriter haline getirilmiştir” dedi.
“BASKI YÖNTEMLERİ DEVREYE SOKULMAKTA”
Erdem sözlerini şöyle sürdürdü:
“Aile Bakanlığı 2011 yılında kurulmuş, ilk görevde yükselme sınavı ise Bakanlığın kurulmasından tam 5 yıl sonra, 2016 yılında yapılmıştır. Bu süre içerisinde Bakanlık dönüşümü nedeniyle ihtiyaç duyulan idari pozisyonlara başka kurumlardan, nakil yolu ile görevlendirmeler yapılmıştır. Kurumun idari yönetimleri kadro yaratma amacı ile kurumun özel çalışma konularına ve kurum işleyişine yabancı, mesleki ve alan deneyimi olmayan kişilere bırakılmıştır. Bu durum ise hem bu alanda çalışanlara hem de Bakanlık hizmetlerine olumsuz olarak yansımıştır, yansımaktadır. Bu biçimdeki bir kadrolaşma ile gelenlerle ise hizmetlere ilişkin yanlış kararlar verilmekte, kişilere ve vakalara yönelik yanlış-yetersiz müdahaleler yapılmakta; çeşitli kademedeki siyasilerden gelen taleplere karşı konulmamaktadır. Özellikle sosyal ekonomik destek ve diğer yardım kalemleri için kurum çalışanlarına ve yöneticilere çok sık talep –rica geldiği bilinmektedir. Bu durum ise yöneticiler ve çalışanlar arasındaki gerilimi daha da artırmakta, mesleki bakış ve öncelikler ortaklaşamamakta, çalışanların mesleki çalışmalarına dahi müdahale edilmekte, istenilenin yapılması için ise baskı yöntemleri devreye sokulmaktadır.
SINAVLAR KAYIT ALTINA ALINMIYOR
Kurum içinde gerçekleşen görevde yükselme ve ünvan değişikliğinde de liyakat ve objektif kriterler ortadan kaldırılmıştır. Siyasal yakınlık kriterlerine göre görevlendirme yapılmasının en bilindik yöntemi mülakat uygulamasıdır. Tüm kamu kurumlarında her tür işe giriş ve sonrası süreçlerde yaygınlaştırılan mülakat uygulaması, ne yazık ki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çalışanları için de yakıcı bir sorun iken mevcut problemli olan mülakat uygulaması daha da yaygınlaştırılmıştır. Bakanlığın Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde 2017 yılında yapılan değişiklikle görevde yükselme sınavında yalnızca ‘döner sermaye merkez müdürü, kuruluş müdürü, müdür ve şube müdürü kadrolarına’ yazılı ve sözlü sınav varken tüm kadrolar için ‘yazılı ve sözlü sınav’ şartı düzenlenmiştir; Unvan değişikliğinde ise yalnızca yazılı sınav şartı var iken ‘hem yazılı hem sözlü sınav’ şartı getirilmiştir. Üstelik sözlü sınavla ilgili bir kayıt tutulamayacağı düzenlenmiştir. Sınavla ilgili kayıt tutulmaması, mülakatın hukuksal denetime tabi olmasının önüne geçmek anlamına gelmektedir. Bu durumda ise yazılı sınavda yüksek puan alanların sırf başka gerekçelerle elenmeleri için mülakatta düşük puan verilmesine keyfiyet sağlanmaktadır. Kayıt olmaması, itiraz ve dava ile hak arama yolunu da kapatmaya yöneliktir. Yönetmelik böyle düzenlenmiş olsa da tüm çalışanlar bilmelidir ki Danıştay tarafından verilen kararlara göre de kayıt zorunlu olmasa da soruların ve cevapların yazılı olarak tutanak altına alınması zorunludur.
Mülakat uygulamalarının kurumlardaki pratikleri, mülakatların idarelere yakınlığı belirlemek ve yakın olmayanları keyfi olarak eleme olarak işlediğini açık şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim işyerlerinde çalışanlara bu konuda açıktan ve aleni olarak baskı yapılmakta; mülakattan başarılı olabilmek için sendika değiştirmeye, sendikadan ayrılmaya, Sağlık-Sen’e üye olmaya yönlendirilmektedir.
Bakanlık çalışanları için son olarak 13 Ocak 2018 tarihinde görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavı yapılmıştır. Sınavın sonuçları MEB tarafından Şubat ayında açıklanmasına rağmen, o tarihten bu yana yani 17 ay boyunca Bakanlık tarafından herhangi bir çalışma yapılmamış, çalışanların hakkı gasp edilmiştir. Şimdi neredeyse bir buçuk yılın sonunda 2019 Haziran ayında mülakat yapılmaktadır. Üstelik mülakat tarihleri ve puanlar açıklanmış olmasına rağmen, puana göre adayların sıralamaları açıklanmamıştır. Bu da Bakanlık çalışanları arasında mülakatta uygulanacak yönteme ilişkin mevcut endişeleri daha da artırmaktadır.
MÜLAKATLARDA AKP PARMAĞI
Mülakatlarda neler sorulduğu, kimlerin işe alınacağına AKP il teşkilatları tarafından müdahale edildiği, mülakatlar yolu ile de istenilenin işe alındığı bir ortam oluşmuştur. Güvencesiz çalışma baskısı ile kadrolu çalışanlara yaptırılamayan işler güvencesiz çalışanlara yaptırılmaktadır.
Sonuç olarak kadrolu güvenceli çalışma esas olmalıdır; kurum dışından özellikle yönetim kademeleri için yapılan görevlendirmelere son verilmeli; bu biçimde yapılmış görevlendirmeler kaldırılmalıdır. Kurum içinde görevde yükselme ve unvan değişikliği için getirilen mülakat uygulaması kaldırılmalı; yazılı sınav dışında bir şart konulmamalıdır. Kurum içinde görevlendirmeler ve yükselmelerde liyakat, mesleki yeterlilik ve deneyim belirleyici olmalıdır. Sosyal hizmetler alanının kadrolaşma amacı ile kullanılması çalışma barışını bozmaktadır.”
PİRHA-AKP iktidarının 16 yıldır sağlık alanındaki hizmetleri ile ilgili SES Genel Merkezi basın toplantısı düzenledi. Basın toplantısında metni okuyan SES Eş Başkanı Gönül Erdem, “16 yıl boyunca emeğin haklarını gasp ederek yaşam koşullarımızı gerileten AKP, bir arada ve kardeşçe yaşam talebini de insanların arasına kin ve nefret tohumları ekerek yok etmeye çalışmaktadır” dedi.
Sağlık ve Sosyal Hizmetleri sendikası (SES) Genel Merkez binasında sağlık ve sosyal Hizmetleri ticarileştirenlere, emekçileri köleleştirenlere oy yok şiarıyla SES Genel Merkezi basın toplantısı yaptı. Yapılan basın toplantısında MYK adına SES Eş Başkanı Gönül Erdem basın metni okudu.
Basın metninde şu ifadelere yer verildi:
16 yıl boyunca bir avuç sermayedarın ve yandaşlarının mutlu bir hayat sürmesi için emeğin haklarını yok sayan AKP iktidarı; demokrasi, insan hakları ve hukuku da ayaklar altına almaktan bir adım bile geri durmamıştır.
Bununla da yetinmeyen AKP, rejim değişikliği ile tek adam diktatörlüğünü bir an önce hayata geçirmek için baskın seçim kararı alarak bir kez daha toplumun önüne sandık koymuştur.
16 yıl boyunca emeğin haklarını gasp ederek yaşam koşullarımızı gerileten AKP, bir arada ve kardeşçe yaşam talebini de insanların arasına kin ve nefret tohumları ekerek yok etmeye çalışmaktadır.
İktidara geldikleri günden itibaren her türlü piyasalaştırma ve gericileştirme politikalarına imza atan, yandaşlarına kamu kurum ve kuruluşlarında iş olanağı bulan, görevde yükselme de liyakat yerine itaati esas alan iktidar ortakları, mevzu kendi cepleri ve çıkarları olduklarında birbirlerine düştüler.
15 Temmuz darbe girişimi ve ardından 20 Temmuz’da Olağanüstü Hal uygulaması ile ülke tarihinin en karanlık döneminden geçiyoruz. Gece yarıları çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kendilerine muhalif olan birçok basın yayın kuruluşu, dernek ve işyerleri kapatıldı mal varlıklarına el konuldu.
Keyfi ve hukuk tanımaz bir şekilde yüzbinlerce kamu emekçisi işten çıkarıldı, açlığa ve yoksulluğa mahkum edildi.
Milletvekillerinden belediye başkanlarına, gazetecilerden savaşa hayır diyenlere kadar tüm muhalif kesimlere yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalar cadı avına dönüştürüldü.
Belediye başkanlarının yerlerine kayyum atanırken, sokağa çıkmak, hak aramak, düşünce ifade etmek suç sayıldı. Polis copu, gaz ve tazyikli su ile müdahaleler ve gözaltılar yaşandı, yaşanmaya da devam ediyor.
Demokratik bir şekilde yürütülmesi gereken seçim süreci bile OHAL gölgesinde, antidemokratik bir şekilde yürütülmekte, devlet televizyonunda ve yandaş medyada muhaliflere yer verilmediği gibi bir cumhurbaşkanı adayının ise tutukluluğu devam ettirilerek çalışmaları engellenmektedir.
AKP iktidarı 16 yıldır sürdürdüğü antidemokratik, keyfi, hukuksuz uygulamalarını baskın seçimle kalıcı hale getirmek istiyor.
Bu hukuksuz, antidemokratik ve keyfi uygulamalar çalışma hayatında da karşımıza çıkıyor.
Başta sağlık alanı olmak üzere kamusal alanın bütününde uyguladıkları dönüşüm programı ile iş güvencesinden yoksun, esnek ve kuralsız çalışma esas çalıştırma biçimine dönüştürülerek ülkemiz ulusal ve uluslararası sermaye için ucuz iş gücü cenneti haline getirilirken, kamu hizmetleri de paranın egemenliğine tabi kılınarak sosyal devlet uygulamaları ortadan kaldırılmıştır.
İşçi sağlığı ve güvenliğine dönük önlemler ise sermayenin lehine düzenlenmiş olup, önlemlerin yetersizliği ve ihmaller nedeniyle de binlerce emekçi yaşamını yitirmiş, sakat kalmış ve meslek hastalığına yakalanmıştır.
Emekçiler olarak çalışırken ve emeklilikte aldığımız düşük ücret gelir dağılımındaki adaletsizliği derinleştirdi, açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edildik.
Sağlık ve sosyal hizmetler alanında yaşanan süreç, genel çalışma hayatında yaşadıklarımızdan farklı değildir. 16 yıl boyunca sorunlar biriktiren iktidar seçim beyannamesinden de görülebileceği gibi sağlıkta ve sosyal hizmette yarattığı bu yıkımla övünmekte ve dönüşümü yani yıkımı hız kesmeden devam ettireceğini vaad etmektedir.
İktidara geldiği 2002 tarihinden itibaren “ne kadar para o kadar sağlık hizmeti” anlayışıyla hareket eden AKP, sağlığa zarar vermiştir.
OHAL kaldırılsın, KHK’lar iptal edilsin, ihraç edilen ve güvenlik soruşturması gerekçesiyle atanamayanlar görevlerine iade edilsin. Bu süre içinde doğmuş mağduriyetler giderilsin. Bu mağduriyetlere sebep olan yöneticiler yargılansın.
İşte böylesi bir baskın seçim sürecinde sağlık ve sosyal hizmet emekçileri olarak bugün yaşadığımız sorunların kaynağı olan AKP iktidarına ve cumhur ittifakına oy vermeyecek, geleceğimize sahip çıkacak, eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik bir gelecek için taleplerimizi daha güçlü savunmaya ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.
Muhalefette olan siyasi partiler ve adayların da sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin taleplerini ve halkın nitelikli, erişilebilir, parasız, anadilinde sağlık hizmetine erişimi önündeki engellerin ortadan kalkması için net bir tutum almalarını ve bu konuda açıklama yapmalarını bekliyoruz.
PİRHA – Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dünya Sosyal Hizmet Günü’ne ilişkin basın açıklaması gerçekleştirdi. Basın metnini okuyan Ses Eş Genel Başkanı Gönül Erdem, “Bu yıl Sosyal Hizmet Günü’nü, sosyal hizmetler alanında izlenen politikaların, sorunları daha da derinleşmesine neden olacak boyutta yürütüldüğü bir süreçte karşılıyoruz” dedi.
Dünya Sosyal Hizmet Günü’ne ilişkin Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamayı SES Eş Genel Başkanı Gönül Erdem okudu.
“MART AYININ ÜÇÜNCÜ SALI GÜNÜ, DÜNYA SOSYAL HİZMET GÜNÜ”
Erdem, “Her yıl Mart ayının üçüncü Salı günü, Dünya Sosyal Hizmet Günü olarak adlandırılmakta, sosyal hizmet uzmanları ve sosyal hizmet emekçileri tüm dünyada bugünü sosyal hizmetler alanının ve sosyal hizmet emekçilerinin durumunun tartışıldığı ve sorunlarına çözüm arandığı, taleplerin ifade edildiği bir gün olarak değerlendirmektedir.
Bu yıl sosyal hizmetler gününü iktidar tarafından uzun zamandır izlenen ekonomik ve sosyal politikalar nedeniyle kadınların, çocukların, engellilerin, yaşlıların, yoksulların, mültecilerin, LGBTİ’lerin haklarının korunmasına acil olarak ve giderek artan şekilde ihtiyaç duyulduğu, buna karşılık sosyal hizmetler alanında izlenen politikaların ise sorunları çözmek bir yana, daha da derinleşmesine neden olacak boyutta yürütüldüğü bir süreçte karşılıyoruz” dedi.
“AKP’NİN İHTİYAÇLARI ÖN PLANDA TUTULMAKTADIR”
Sosyal hizmetler alanının, iktidarların ideolojilerinden ve oy hesaplarından bağımsız olarak planlanması gereken özel bir alan olduğu belirtilen açıklamada, “Sosyal hizmetlerde yapılması gereken, sosyal hizmetin kamusal bir hizmet olarak sunulması, ihtiyaç duyan herkesin ayrımsız şekilde, ücretsiz, eşit, nitelikli ve anadilinde hizmete ulaşmasının sağlanması için politikalar üretmektir. Oysa yıllardır izlenen politikaların her adımında sosyal hizmetler, AKP’nin ideolojik bakışı ve ihtiyaçları üzerinden şekillendirilmekte, hizmete ihtiyaç duyan kesimlerin ihtiyaçları değil, AKP iktidarının ihtiyaçları ön planda tutulmaktadır” denildi.
“ÇOCUK KORUMA SİSTEMİNE ACİL İHTİYAÇ”
Açıklamada, “Çocukların her türlü şiddet, ihmal ve istismardan korunması başta olmak üzere çocukların temel haklarının korunması, sağlıklı ve haklarına saygı gösterilen bir ortamda yetişmelerinin sağlanması devletin sosyal hizmet görevlerinin en başında gelmektedir. Bunun sağlanabilmesi için ise çocukları anne karnından 18 yaşını doldurana kadar her aşamada kurumsal olarak sarmalayacak, koruma ve önleme hizmetlerini önceleyen, erken uyarı sistemine dayalı, çocukların karşılaşabilecekleri riskleri en aza indirebilecek, herhangi bir istismar durumunda ise en hızlı ve etkili şekilde çocuğu koruyabilecek bir çocuk koruma sistemine acil olarak ihtiyaç bulunmaktadır” ifadelerine yer verildi.
Açıklamaya şöyle devam edildi:
“Oysa bugün çocuklar açısından karşı karşıya olduğumuz tablo, böylesi bir koruma sisteminden çok uzakta olduğumuz bir tablodur. Tüm çocukların korunması, eksiklerin tespit edilerek giderilmesi ve diğer kurumların koordinasyon içinde çalışmasını sağlamakla görevli olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıdır. ASPB’nin ise çocuklarla ilgili yürüttüğü hizmet politikaları ihtiyacı karşılamaktan çok uzaktır. Çocukların korunmasına yönelik bütünlüklü bir Çocuk Koruma Sistemi bulunmamaktadır. Bakanlığın elinin değdiği, çocukların korunmak üzere yer aldığı kurumlardaki hizmetlerle ilgili ise endişemiz büyüktür.”
Açıklamada, çocuk evleri ve vakıflar hakkında şunlar dile getirildi:
“Özellikle Çocuk Evleri, Sevgi Evleri olarak yapılandırılan kurumlarda neler yaşandığı tamamen kapalıdır, çocuk örgütlerine dahi açık değildir. Çocuklara yönelik hizmetler sayısız protokollerle vakıflara açılmıştır. Bakanlık, protokoller eliyle kendi işini hangi kriterlere göre çalışacağını kontrol edilemeyen vakıflara devretmekte, bu alandaki denetimi ortadan kaldırmakta, çocukları vakıfların insafına terk etmektedir. Bu devrin sonucunun ne olduğunu Ensar Vakfı başta olmak üzere birçok örnekten biliyoruz.
Yine bu alanda yaygın olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ile yapılan protokollerle ve çeşitli görevlendirmelerle, din görevlileri çocuklara yönelik hizmetlerde çalıştırılmaktadır. Meslek elemanı sayısı oldukça yetersizken, din görevlisi artırılmakta, çocukların rehabilitasyon süreci din görevlilerine bırakılmaktadır. Gerici ve muhafazakar politikalar toplumsal yaşamın tamamına olduğu gibi hizmetlerin esasına da yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Tüm bu tablo ise çocuklara ilişkin mevcut kaygılarımızı daha da artırmaktadır. ”
“KADINA YÖNELİK ŞİDDET, SOSYAL HİZMETLERİNDEN ÖNEMLİ ALANLARINDAN”
“Yine kadın erkek eşitliğinin sağlanması, kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik alanda karşılaştıkları ayrımcılığı gidermek, kadına yönelik şiddetin önlenmesinden ve şiddete maruz kalan kadınların her düzeyde korunması sosyal hizmetlerin önemli alanlarından biridir. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM)nün bütçesi 2014’ten bu yana azalırken, kadınlarla ilgili izlenen hizmetlerde kadın erkek eşitliği politikası temeli yoktur; metinlerden eşitlik ifadeleri ayıklanmıştır, kadını değil aileyi temel alan politikalar hizmetlerin esasına yerleştirilmiştir. En can yakıcı sorunlarımızdan biri olan kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadınların korunmasında ise sorunlar giderilmemiş, devam etmektedir” denilerek şunlar kaydedildi:
“Kadınların başvurularını kolaylaştıracağı iddiasıyla kurulan ve tek kapı sistemine dayalı Şiddet Önleme Merkezleri hizmeti kolaylaştırmamıştır. Aksine, ŞÖNİM’ler kurulduğundan itibaren kadınlarla ilgili çalışan kadın örgütlerinin ve belediyelerin bağımsız çalışabilme olanakları ortadan kaldırılmanın aracı olarak hizmet görmüştür. Sosyal yardımlar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesinde en yüksek kalemi oluşturan alandır. Sosyal yardımlar uzunca bir zamandır, uygulanmamaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.