Etiket: gösterim

  • “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Dersim’de gösterildi-VİDEO

    “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Dersim’de gösterildi-VİDEO

    PİRHA- Tiyatro Lilith tarafından “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Dersim’de sanatseverlerin karşısına çıktı.

    Tiyatro Lilith tarafından “Bu oyunu kim yazdı?” adlı oyun Munzur Üniversitesi’nde sergilendi. Yönetmenliğini Duygu Çelik Burkay’ın üstlendiği oyunda, kadına yönelik şiddete ve Gülistan Doku’nun kaybedilmesine değinildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Avustralya’da, Madımak Katliamı belgesel filmi gösterildi

    Avustralya’da, Madımak Katliamı belgesel filmi gösterildi

    PİRHA- Madımak Katliamı Hafıza Merkezi’nin belgesel filmi ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’in gösterimi Avustralya’da da gerçekleşti. Melbourne’de bulunan Hallac-ı Mansur Cemevinde gerçekleşen belgesel gösterimine ilgi büyüktü. 

    Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışmalarının beşinci ayağı olan belgesel film İzmir Alsancak’taki Mimarlar Odası’nda gösterildi.

    Yapımcılığını Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun üstlendiği ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışmalarının beşinci ayağı olan belgesel film Avustralya’da gerçekleşti.

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun emekleri ile düzenlenen ve Melbourne’de bulunan Hallac-ı Mansur Cemevinde gerçekleşen belgesel gösterimine ilgi büyüktü.

    “33 CANI BİR KEZ DAHA SAYGI VE ÖZLEMLE ANDIK”

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu açıklamasında Madımak Belgesel Filmine dair şunlar paylaşıldı:

    “7  Temmuz 2024 Pazar günü, saat 13.00’da Ümit Kıvanç’ın yönetmenliğini yaptığı “Çok Kötü Bir Şey Oldu” Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’inin özel gösterimini-Hallac-ı Mansur Cemevi 28-32 Williams Road Coburg North, Melbourne’de Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz 33 canı, bir kez daha saygı ve özlemle andık.

    Belgeselin, yapımcılığını üstlenen Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu – AABK yönetimi ve özellikle de konfederasyon eşit başkanları Hüseyin Mat ve Nevin Kamilağaoğlu’na, lokmalarıyla katkı sunan Avrupa’daki Alevi canlara, Türkiye’deki Alevi çatı örgütleri; Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) adına Genel Başkan Mustafa Aslan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi adına Genel Başkan Cuma Erçe’ye, Alevi Kültür Dernekleri adına Genel Başkan Seher Şengünlü Yılmaz’a, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı adına Genel Başkan Ercan Geçmez’e, Federasyonumuz, Alevi Federation of Australia adına Suzan Saka’ya ve YOL Televizyonu ailesi başta olmak üzere, emeği geçen, katkı sunan herkese ve özellikle de belgeselin yönetmeni Ümit Kıvanç, Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi yönetmeni Eylem Şen, Web belgeseli yönetmeni Yücel Tunca’ya ve onların nezdinde tüm teknik ekibe çok teşekkür ederiz. Emeğiniz Hakk katında kabul olsun!

    “TARİHE HAKİKATLER KESİTİNDEN NOT DÜŞÜLDÜ”

    Dün izlediğimiz belgeselle, ilk defa yakınlarını kaybeden 33 canın ailelerini, o dönemin siyaset, kamu görevlilerini, kolluk görevlileri, katliamda yitirdiğimiz canlara ve yaralılara bakan vicdanlı sağlık görevlilerini, davanın avukatlarını, akademisyenleri, psikolog, antropolog ve otelden sağ çıkan canların duygu ve düşünceleri eşliğinde; katliam öncesi, katliam zamanı ve katliamdan sonra Türkiye konjonktürüne ışık tutması açısından oldukça önemli bir belgeseli hem Türkiye hem de dünya kamuoyunun vicdanına sunulduğuna ve tarihe hakikatlerin kesitinden not düşüldüğüne şahit olduk.

    4,5 saatlik belgesel film boyunca, gözyaşları, öfke, çaresizlik, ailelerin yaşadığı acı ve travmaya tanık olmak, Osmanlı ve Cumhuriyet tarihinde aslında demokrasi açısından hiçbir şeyin değişmediğine, tek tip din, ırk, dil yönetimiyle devlet ve gelen her hükümetin kendinden olmayan her inancı, her dili, her kültürü yok ettiğini bir kez daha net bir şekilde gördük.

    Bununla birlikte bu belgesel ile bizlerin bir kez daha dik durmak, kimliğimizi unutmamak, hakikatin peşinde olmak için pirlerimizin yolunda yürüyerek binlerce yıldır asılan, yakılan, katledilen, yok sayılan, inancı/kültürü aşağılanan ve asimile edilen bir inancın çocukları olarak; bin yıllık türkümüzü, evreni bir bütün görerek, hiçbir canlıyı incitmeyerek, adaleti ve eşit vatandaşlığı herkes için isteyerek, bilimin, sanatın, edebiyatın, çağdaş laik bir eğitimin yolunda giderek varlığımızı her kara parçasında sürdüreceğimizi, yaşadığımız her alanı güzelleştireceğimize inancımızla bir kez daha doğru yolda olduğumuzu kavradık.”

    PİRHA/AVUSTRALYA

     

  • Madımak’ı anlatan ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu’ belgeselinin gösterimi İstanbul’da yapıldı

    Madımak’ı anlatan ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu’ belgeselinin gösterimi İstanbul’da yapıldı

    PİRHA- Madımak Katliamı’nı anlatan gazeteci Ümit Kıvanç’ın yönetmenliğini yaptığı ““Çok Kötü Bir Şey Oldu” belgeselinin gösteriminde adalet mücadelesinin devam edeceği vurgulandı. 

    Madımak Katliamı’nı anmak amacıyla Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’nun yapımcılığında, çok sayıda Alevi örgüt ve kuruluşunun desteğiyle yürütülen Madımak Katliamı Hafıza Merkezi projesi kapsamında çekilen “Çok Kötü Bir Şey Oldu” belgeselinin gösterimi yapıldı.

    Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda yapılan gösterime Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ile Tuncer Bakırhan ile çok sayıda yurttaş, siyasi pati ve sivil toplum örgütü üye ve temsilci katıldı.

    Özgürlük ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için yapılan saygı duruşunun ardından etkinlik başladı. Yurttaşlar tarafından yoğun ilgi gören etkinlikte ilk olarak Madımak Oteli’nde diri diri yakılan 33 kişinin hayatını anlatan kısa sinevizyon gösterisi yapıldı.

    “31 YILDIR ADALET ARAYIŞIMIZ SÜRÜYOR”

    Sinevizyon gösterimin ardından Madımak Katliamı Hafıza Merkezi Genel Koordinatörü Eylem Şen, Madımak katliamının asıl sorumlusunun “devlet” olduğunu kaydetti. Şen, “31 yıldır devlet Madımak katliamından dolayı özür dilemedi. Devlet suçuyla yüzleşilmediği gibi üstü örtüldü. Bu suçun arkasındaki asıl failler ve kanıtlar örtbas edildi. 31 yıldır adalet arayışımız sürüyor. Bu süreçte yakalananlar oldu, tutuklananlar oldu fakat üzerinden çok bir zaman geçmeden serbest bırakıldı. Davalar ise zaman aşımına uğradı. Biz bu adalet arayışımızı, sonu ne olursa olsun sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    ÖRGÜTLÜ BİR HALKI HİÇBİR KUVVET YENEMEZ

    Pir Sultan Derneği Genel başkanı Cuma Erçe, de baskılara rağmen örgütlü bir mücadele yürüttüklerini belirterek “Madımak’ta yanan ateş ile Roboski’de, Mardin’de, Diyarbakır’da yanan ateş aynıdır. O gün Sivas Madımağı kuşatanlar bugün ise Türkiye’yi kuşatmış durumda. Madımak’ta çıkan kara duman, bugün her yeri sardı ve nefes alamayacak duruma geldik. Bizlere düşen burada bütün ezilenler ile bu kara dumanı dağıtmaktır. Tüm bu baskılara karşı daha fazla örgütlenmek gerekiyor. Herkes biliyor ki, örgütlü bir halkı hiçbir kuvvet yenemez” ifadelerinde bulundu.

    Konuşmaların ardından Madımak Katliamı’nı anlatan ve yönetmenliğini gazeteci Ümit Kıvanç’ın yaptığı  “Çok Kötü Bir Şey Oldu” belgeselinin gösterimi yapıldı.

    (MA)

  • Prof. Dr. Yalçınkaya: Madımak Katliamı Belgeseli çok değerli bir çalışma; değersizleştirmemeliyiz

    Prof. Dr. Yalçınkaya: Madımak Katliamı Belgeseli çok değerli bir çalışma; değersizleştirmemeliyiz

    PİRHA- ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’i değerlendiren Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, “Bir kez daha anladım ki gerçekten de biz katillerimizle yaşıyoruz; hangi şehirde olursak olalım; ille de Sivas’ta ya da Kanlı Maraş’ta yaşamamız gerekmiyor. Birlikte yaşadığımız katillerimizin yüzünü de ancak mahkeme salonlarında bize küfrederken görebiliyoruz. AABK nihayet gerçekten de çok yerinde, çok önemli ve değerli bir çalışmaya imza attı. Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri” dedi.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) öncülüğünde ve Alevi kurumlarının desteği ile oluşturulan Madımak Katliamı Hafıza Merkezi çalışmalarının beşinci ayağı olan belgesel filmi “Çok Kötü Bir Şey Oldu” İstanbul ve İzmir’de gösterildi.

    İzmir Alsancak’taki Mimarlar Odası’nda gösterilen ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Filmi’ izleyen Prof. Dr. Ayhan Yalçınkaya, bir değerlendirme yazısı kaleme aldı.

    Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun ‘Çok Kötü Bir Şey Oldu- Madımak Katliamı ve Ötesi Üzerine Bir Film’i ile çok yerinde önemli ve değerli bir çalışmaya imza attığını kaydeden Yalçınkaya, projenin değersizleştirilmeden eleştirilebileceğini ifade ederek, “Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri…Elbette bu proje, özellikle Ümit Kıvanç’ın belgesel filmi ile web belgeseli üstüne çokça düşünmeli ve yazıp çizmeliyiz. Ama proje kapsamındaki tüm ürünleri asla degrade etmeden, şu ya da bu ölçüyle mahkum etmeye çalışmadan, değersizleştirmeden, eksiği, gediği, fazlasıyla yazıp çizmeliyiz” diye belirtti.

    “HANGİ ŞEHİRDE OLURSA OLALIM KATİLLERİMİZ İLE YAŞIYORUZ”

    Yalçınkaya’nın kaleme aldığı yazısı şöyle:

    “Dün öğlen 12.00’den akşam 19:30’a kadar ağır bir gün geçirdim; önce Madımak sanal müze ve ardından Madımak Web belgeseli tanıtımını izledikten sonra, yönetmenliğini Ümit Kıvanç’ın yaptığı “Çok kötü bir şey oldu” belgesel filminin (filmin süresi aşağı yukarı dört buçuk saat) İzmir galasına katıldım. Bir kez daha anladım ki gerçekten de biz katillerimizle yaşıyoruz; hangi şehirde olursak olalım; ille de Sivas’ta ya da Kanlı Maraş’ta yaşamamız gerekmiyor. Birlikte yaşadığımız katillerimizin yüzünü de ancak mahkeme salonlarında bize küfrederken görebiliyoruz. Ama o katillerin yüzleri her seferinde mahkeme salonlarından ağlayan annelerimizi gönül rahatlığıyla kovan ama onlara or…pu diye hakaretler yağdıran katillere sesini bile çıkarmayan hakimlerin, sekiz saat boyunca onlara müdahale etmeyen, aksine sözümona onları yatıştırmak adına, devletin adını anmadan, Allah’ın adına sığınan polislerin, Ali baba mahallesini ağır silahlarla kuşatırken, silahsız bir avuç acemi eri Madımak önüne gönderip sonra katillerle sohbete gelip, onları bile geri çeken tugay komutanının, insanlar yardım için telefonları kırarken Ankara’nın sessizliğine gömülen emniyet müdürünün, “ben müdahale emri verdim, daha ne yapayım” diye kendini teselli eden ama koltuğundan kalkıp bir kaç yüz metre ötesinde kuşatılmış insanların halini gözüyle görmekten ar eden valinin, ölümüze dua okuyan bugün demokratlık taslasa da Aziz Nesin’in yüzüne karşı Cafer Erçakmak adlı katili savunan Temel Karamollaoğlu’nun, katillerin avukatlığına soyunan başta Şevket Kazan ve Hayati Yazıcıoğlu gibi, daha sonra ödüllerini toplayan dönemin bütün Refah Partili siyasilerinin, elbette en başta “tak-şak” paşa adıyla maruf dönemin genelkurmay başkanı ve sonra Çiller’in milletvekili olan Doğan Güreş’in, bütün talimatların üstünde vali odasında kara gözlükleriyle oturan kimliksiz şahısların, olacakların ve olup bitenlerin her adımından haberdar isimsiz istihbarat elemanlarının, dönemin içişleri bakanı ve ünlü yardımcısı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun gözdesi Meral Akşener’in, elbette elbette otelin dışındaki “vatandaşlarımızın” bir damla kanını 33 candan üstün gören Tansu Çiller’in, onun ağababası, sonranın demokratı diye övgülere boğulan Süleyman Demirel’in ve elbette elbette dönemin SHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün ve ardından Deniz Baykal’ın ve dahi sonra gelen tüm CHP genel başkanlarının…hangi birini saysak, tümünün yüzlerine karışıyor.

    “ÇOK DEĞERLİ BİR ÇALIŞMA, DEĞERSİZLEŞTİRMEDEN YAZILIP ÇİZİLMELİ”

    AABK nihayet gerçekten de çok yerinde, çok önemli ve değerli bir çalışmaya imza attı. Kendilerini kutlamaktan başka ne gelir elden; onları ve bu projenin hayata geçmesinde tüm emeği geçenleri…Elbette bu proje, özellikle Ümit Kıvanç’ın belgesel filmi ile web belgeseli üstüne çokça düşünmeli ve yazıp çizmeliyiz. Ama proje kapsamındaki tüm ürünleri asla degrade etmeden, şu ya da bu ölçüyle mahkum etmeye çalışmadan, değersizleştirmeden…eksiği, gediği, fazlasıyla….yazıp çizmeliyiz. Böylesi bir büyük işin çeşitli küskünlükler, kırgınlıklar yaratmadan üstesinden gelmenin olanaksız olduğu açık. Ama proje üstüne yazıp çizerken ölçümüz herhalde bunlar olmamalı. Ortaya çıkan ürünün kendisinden türetmeliyiz en başta ölçülerimizi. Bu iki ürün üstüne, esasen projenin tümü üstüne ben de ilerleyen günlerde, filmin İstanbul galası yapıldıktan bir süre sonra yazıp çizmeyi deneyeceğim. Kendi adıma, Sivas kıyımı üstüne şimdiye kadar çeşitli yazılar yazmaktan ve konuşmalar yapmaktan öteye hiçbir şey yapmış değilim. Ne yazık ki elimden ancak bu kadarı geldi ve şimdi de elimden geldiğince bu devasa iş hakkında yazmaktan başka elimden bir şey gelmeyeceğini biliyorum.

    “ALEVİYSENİZ, ERMENİYSENİZ, LGBT + İSENİZ BELLİ Kİ KANINIZ HELAL”

    Ancak şu kadarını buradan söylemek isterim. Umarım ki kendini CHP’liliğiyle, Atatürkçülüğüyle, Türkmenliğiyle, hatta milliyetçiliğiyle tanımlayıp buralardan geçip devlete bağlayan Aleviler ve hatta katillerimizi kahraman sanan ve onların üç hilalli, tuğralı sembollerini zülfikar gibi boyunlarında taşıyanlar, bu filmi izledikten sonra tek bir şeyi görebilsinler. Kendinizi nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bu topraklarda Aleviyseniz, Ermeniyseniz, Rumsanız, lgbti artı iseniz, belli ki kanınız helal. İster Muhsin Yazıcıoğlu’nun kuyruğuna takılın, ister Kemal Kılıçdaroğlu’nun, ister Baykal’ın, İnönü’nün, ister Türkeş’in korumalığına kadar yükselin! Alevi ya da diğer saydıklarımdan biri olmanız, zaten ölmeyi hak ettiğinizi gösteriyor. Kimse sizi “hakları olan bir insan” yerine koyup hesabınızın peşine düşmeyecek çünkü. Aksine katillerinizin sırtı sıvazlanacak daima. Öyleyse “hesabı sorulmayacak olanlarla” yan yana durmaktan gayrı çaremiz yok; sayımız ne kadar az olursa olsun. Vurulduğumuz, yaralandığımız yer neresiyse, hangi evse o evde oturmaktan gayrı çaremiz yok.

    “DEVLETPERLİKLERİ VE MİLLİYETÇİLİKLERİNE RAĞMEN DEVLET ELLERİNDEN DERGAHLARINI ALMIŞ”

    İsteyen istediği kadar mahallesini değiştirsin, malına parasına güvensin, “ben canımın güvenliğini paramla satın alırım” ve dahi ” veririm sırtım devlete, para da kazanırım” diye heyheylensin, onlar da Alevi olarak etiketlendikçe bu topraklar için sırtlarında bir nişangahla geziyor olacaklar. Mundar olacağı için kurban edilemez ama öldürülebilir! Tam ben bunları yazarken, devlet-i ali’yi Alevi sembollerini cemevinden kaldırarak en üst düzeyde ağırlayan Hüseyin Gazi Cemevi yönetiminin pek devletperver, kendini pek muktedir sayan, milliyetçi mi milliyetçi yönetiminden bir açıklama önüme düşüverdi. Devletperverlikleri ve milliyetçiliklerine rağmen, devlet ellerinden Hüseyin Gazi Dergahını alıvermiş! Ve feveran ediyorlar, biz buraya 30 milyon yatırım yaptık, maddi manevi zararımızın telafisi olmaz diye. Devlet al otuz milyonunu sus dese ne yaparlar bilmem ama bir mesaj verildiği de açık. İşte onlar ve onun gibiler en başta, izlesin bu filmi…Hele onlar bir izlesin de elini Kerbela’nın kanından yuyan Sünni ortodoksinin yılmaz savunucularının ellerini Sivas’ın kanından da yumak için bile olsa, bu çalışmayı izleyip izlemeyeceklerini sonra konuşalım….

    “YARATTIĞINIZ CEHENNEMDEN DAHA BÜYÜK HANGİ CEHENNEM OLABİLİR?”

    Alevi’nin, Ermeni’nin, LGBTİ artının yanına canının hesabı tutulmayacaklar listesine epeydir, ormanlarımız, ağaçlarımız, zeytinliklerimiz, dağlarımız, sularımız, kıyılarımız da katılmıştı. Yani sayımız giderek artıyor; biz giderek eksilsek de. Şimdi sırada sokakta yaşamak zorunda bırakılmış tüm canlarımız da listeye eklendi. Kedilerimiz, köpeklerimiz ve dahası, ne varsa…Hepsi bir ölüm uykusuna yatırılmaya hazırlanıyor. Faydacı bir düşünce sayılsa bile, sokaklarımızdan evlerimize fare sürüleri aktığında, yılanı, çıyanı dört bir yanı sardığında, dağdaki kurtlar katledildiğinden yaban domuzu sürek avı düzenlemek zorunda kalanlar, kekliklerimizi, tavuklarımızı öldüre öldüre bizi kenelerle baş başa bırakanlar… görürüm ben sizi o zaman. Şimdi cana canlarını katıp savunanlara sözüm ona “itsever” diye hakaret ettiğini sananlar merak etmesin: bizler itsever, kedisever filan değiliz! O köpeğin ve kedinin ta kendisiyiz! Yılkı atlarının, Datça’nın yaban eşeklerinin ta kendisi biziz! O pek övündüğünüz padişahlarınız ölümü kediden, köpekten sokağa indirdiğinde neler olduğunu, bu toprakların neden bir türlü iflah olmadığını belki bir kez daha düşünmek istersiniz diyeceğim ama nafile. Çünkü sizlerin düşünmeye ihtiyacınız yok, matematiğe ihtiyacınız olmadığı gibi. Sırtınızı verdiğiniz para kasalarına siper olmuş, soluk alan, düşünen her canlıya düşmanlığınızı meşrulaştıran, devirler gelip geçse de her zaman “Süleyman olarak kaldığınız” ve dahi o en büyük günahtan, umutsuzluktan kurtulmuşluğunuz var. Biz ise tam da umutsuzluğumuzla varız ve bu yüzden, ne şüphe cehennemliğiz! Yarattığınız cehennemden daha büyük hangi cehennem olabilir? Geçmişiz cehennemin ta içinden! Gücümüz umutsuzluğumuz, güçsüzlüğümüz de! Çünkü inatla, bir din gibi sarılıp umutsuzluğun ipine, bir şeylerin değişeceğine iman ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘RA’ Belgesel Filmi Dortmund’da izleyecileriyle buluştu -VİDEO

    ‘RA’ Belgesel Filmi Dortmund’da izleyecileriyle buluştu -VİDEO

    PİRHA-Almanya’nın Dortmund şehrinde Dersim Alevi inancını anlatan RA (Yol) belgesel filminin gösterimi yapıldı.

    Dortmund Alevi Kültür Merkezi (DAKME), tarafından Almanya’nın Dortmund şehrinde RA filmi gösterim etkinliği düzenledi. Dersim’in kültürel ve inançsal yaşamını ele alan filme birçok kişi katıldı. Filmin gösterimi öncesinde türküleriyle konuklara müzik dinletisi veren Cemil Qoçgiri, duygusal anlar yaşattı.

    Yönetmenliğini Devrim Tekinoğlu, yapımcılığını Dersim Araştırmaları Merkezi, yapım koordinatörlüğünü Hüseyin Ayrılmaz ve müziklerini Cemil Koçgiri’nin yaptığı Ra/Yol isimli belgesel büyük ilgi gördü. Yapım koordinatörlüğünü yapan Hüseyin Ayrılmaz, belgesel hakkında bilgi verdi. Ayrılmaz, film tanıtımının ardından izleyicilerden gelen soruları cevapladı.

    “İNANÇ ÜZERİNDEKİ BASKIYI ELE ALMAK İSTEDİK”

    Dersim tarihi üzerindeki baskıların inanç yönünden eksik kaldığını ve buna yönelik bir çalışmanın yapılması gerektiğini söyleyen Ayrılmaz, “Biliyorsunuz ceberut bir devletle yüz yüzeyiz. Köylerimizin yakıldığı dönemlerde çok uğraştık, çok didindik ama o arada da kendi tarihimize yüzümüzü çevirdik. İlk defa 38 soykırımını gündeme getirmeye çalıştık. Yıllardır bu inanç üzerindeki baskıyı bir de inanç boyutuyla ele almaya çalışıp bir şeyler yapmaya karar verdik. Bu aslında bizim kültürel yaşamımızdır” değerlendirmesinde bulundu.

    “DERSİM’DEKİ CEMEVLERİ DEVLETİN DENETİMİNDE”

    Toplumda inanç yönüyle de böyle bir talebin olduğuna dikkat çeken Ayrılmaz, “Dersimdeki Cemevlerinin büyük bir bölümü devletin denetiminde. Orada bize ait bir şey yok. Dolayısıyla buna karşı bizi götürmek istedikleri noktaya gitmemiz ve itiraz sürecini başlatmamız gerekiyordu. Bunu da ancak toplumun kültürel hafızasından yola çıkarak yapabilirdik” şeklinde konuştu.

    “AVCILARIMIZIN YAZDIĞI TARİHLE YETİNMEMELİYİZ”

    Dersim bölgesi halkının çabuk değiştiğini ve çok çabuk unuttuğuna değinen Ayrılmaz, devamında şu noktaya dikkat çekti: “Dersimliler olarak çabuk değişiyoruz, çabuk unutuyoruz, önümüze konanı çabuk kabulleniyoruz. Bundan dolayı bir itiraz ve bu itirazı başlatırken de toplumun en çok yoğunlaştığı alana el atmamız gerekiyordu. Kendimizce böyle bir şey düşündük ve bu filmin çalışmalarına başladık. Biz aslında bir göç toplumuyuz. O yolda yürürken bir şeyleri hep unuttuk. O unutulanı günümüz gençliğine taşımak istedik. Köksüz değilsiniz, siz çok köklü bir kültüre sahipsiniz. Dolayısıyla sonradan önümüze konan ve avcılarımızın yazdığı tarihle yetinmemeliyiz, kendimiz olmalıyız” dedi.

    Ayrılmaz, tarihimizin başkaları tarafından yazıldığını bunun önüne geçmek için de gelecek nesillere aktarılması gerektiğinin önemini vurgulayarak, “Halkımız adına küçük bir adım attık ama bunun mutlaka arkası gelmeli. Biz bunları ne kadar kendi gençliğimize, çocuklarımıza anlatırsak, bize anlatılan avcı öykülerinden o kadar uzaklaşırız. Bizim tarihimizi ne yazık ki avcılarımız yazdı ve önümüze ne koydularsa o şekilde gitti” diye ifade etti.

    Film gösterimi, Ayrılmaz’a yöneltilen sorularla son buldu.

    PİRHA/DORTMUND

     

     

  • ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim’de İzmir’de gösterilecek

    ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim’de İzmir’de gösterilecek

    PİRHA-Yönetmenliğini Medet Dilek’in yaptığı, Koçgiri isyanını anlatan ‘Taş Düğmeler’ adlı belgesel filmi 20 Ekim Cumartesi günü İzmir’de gösterilecek. 

    Sivas, Erzincan ve Dersim illerinde 97 yıl önce 1921 yılında yaşanan acıları, yıkımları, travmaları anlatan bir belgesel olması nedeniyle son yılların en iyi belgesellerinden olan ‘Taş Düğmeler’ İzmir’de gösterilecek.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) İzmir Şubesi’nin organizasyonu ve desteğiyle ‘Taş Düğmeler’ belgesel filmi 20 Ekim Cumartesi günü Çiğli Belediyesi Konferans Salonu’nda gösterilecek.

    (HABER MERKEZİ)