Etiket: gözaltında kaybetme

  • Cumartesi Anneleri 1092. hafta: Kayıplar inkar edilerek barış kurulmaz!-VİDEO

    Cumartesi Anneleri 1092. hafta: Kayıplar inkar edilerek barış kurulmaz!-VİDEO

    PİRHA – Cumartesi Anneleri, 1092. hafta eyleminde Cüneyt Aydınlar dosyasına değindi. Ağabey Enver Aydınlar, konuşmasında “Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz. Biz buradayız. Vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz ve sormaya devam edeceğiz: Cüneyt Aydınlar nerede?” ifadelerini kullandı.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak için birkez daha ellerinde karanfillerle Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. 1092. hafta eylemine çok sayıda yurttaş da destek verdi.
    Basın açıklamasını Zelal Buldan okudu. Buldan, polisler tarafından 20 Şubat 1994’te gözaltına alınıp kaybedilen Cüneyt Aydınlar’ın akıbetini sorarak “32 yıldır soruyoruz, 32 yıldır cevapsız bırakılıyoruz” dedi.

    RESMİ GÖZALTI YAPILMIŞTI!

    Zelal Buldan, Aydınlar’ın gözaltına alındığının resmi kayıtlara da geçirildiğini söyledi. Tüm delillere rağmen etkin ve sonuç alıcı bir soruşturma yürütülmediğini aktaran Buldan, şu açıklamayı yaptı:

    “İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi Cüneyt Aydınlar, 20 Şubat 1994 tarihinde saat 13.00 sularında Bakırköy Ömür Durağı’nda polisler tarafından gözaltına alındı ve Gayrettepe Siyasi Şube’ye götürüldü. Yedi gün boyunca kayıt dışı gözaltında tutulduktan sonra 27 Şubat 1994 tarihinde resmi gözaltı kaydı yapıldı. Ancak aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan 14 kişi mahkemeye sevk edildiğinde Cüneyt aralarında yoktu. İstanbul Emniyeti, Cüneyt’i soran ailesine ve İnsan Hakları Derneği avukatlarına, ’28 Şubat 1994 tarihinde yer göstermeye götürdük, elimizden kaçtı’ yanıtını verdi.
    Oysa aynı operasyonda gözaltına alınan kişiler, 17 Mart 1994 tarihinde avukatları aracılığıyla kamuoyuna yaptıkları açıklamada, 2 Mart 1994 tarihine kadar Cüneyt ile birlikte gözaltında tutulduklarını beyan ettiler. Tanıklar, ağır işkence gören Cüneyt’in bir ayağı kırık, yürüyemez haldeyken; ‘Ölmeye hazır mısın, ölmeye gidiyorsun’ diyen polisler tarafından sürüklenerek hücresinden götürüldüğünü aktardılar.”

    “ARTIK YETER!”

    Zelal Buldan, Cüneyt Aydınlar’ın, elleri kelepçeli haldeyken kaçtığı iddiasının asılsız olduğunu vurguladı. Aydınlar’ın gözaltında kaybedilmesine ilişkin etkin bir soruşturma yürütülmediği söyleyen Buldan, tanıkların dinlenmediğine de dikkat çekti.
    “Gözaltında kaybedilme hali devam ettiği sürece, hak ihlali de güncelliğini korur ve hak arama özgürlüğünün önü kesilemez.
    Bu nedenle Cüneyt Aydınlar’ın akıbetinin araştırılması, bulunduğu yerin tespiti ve sorumluların yargı önüne çıkarılması yönündeki yükümlülüğünüz sürmektedir.
    Artık yeter. Görevinizi yerine getirin.”

    “GÖZALTINDAKİ İNSAN NASIL KAYBOLUR?

    Eylemde Cüneyt Aydınlar’ın kardeşi Enver Aydınlar da konuştu. Tanıkların beyanlarını aktaran Enver Aydınlar, kardeşinin “Ölüme gidiyorsun. Hazır mısın?” denilerek hücresinden alındığını anlattı. Cüneyt Aydınlar’ın, polis eşliğinde çok sayıda adrese götürülüp sorgudan geçirildiğini aktaran Enver Aydınlar, şu bilgileri paylaştı:

    “Mahalledeki bakkal, muhtar ve mahalledeki çocuklar, eve getirilen genç çocuğun inşaat alanına götürüldüğünü ve oradan çok sayıda silah sesi geldiğini söylediklerini ifade etmişlerdir. Buradan açıkça ve hukuki sorumluluk çerçevesinde soruyoruz: Cüneyt Aydınlar gözaltına alındığında devletin gözetimi altındaydı. Devletin gözetimi altındaki bir insanın yaşam hakkından kim sorumludur? Gözaltındaki bir insan nasıl kaybolur? Nasıl ağır işkence izleriyle tanıkların karşısına çıkar? Nasıl silah seslerinden sonra bir daha kendisinden haber alınamaz?”

    “VAZGEÇMEYECEĞİZ!”

    Enver Aydınlar, hakikatlerin açıklanmadan toplumsal barışın da kurulamamayacağını söyledi. Meclis’te kurulan komisyonun hazırladığı raporda zorla kaybetmelerin yer almadığına değinen Aydınlar, “Kayıpları inkâr ederek barış kurulmaz. Biz buradayız. Vazgeçmedik. Vazgeçmeyeceğiz. Ve sormaya devam edeceğiz: Cüneyt Aydınlar nerede?” ifadelerini kullandı.

    1092. Hafta eyleminde Aydınlar ailesinin avukatı Eren Keskin de söz aldı. Cüneyt Aydınlar’ın gözaltındayken ağır işkenceye maruz kaldığını tanıklardan dinlediklerini söyleyen Av. Keskin “Türkiye yargısı her zaman olduğu gibi kanuna karşı hile yollarını kullanarak bu olayın kapatılmasını sağladı” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulundu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulundu-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve adalet talebini yinelemek için Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Yapılan açıklamada, Güçlükonak Katliamı için adalet talebinde bulunarak, sorumluların yargılanmasını istendi.

     

    Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle 1085’inci kez Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Karanfiller ve yakınlarının fotoğraflarını taşıyan Cumartesi Anneleri’nin eylemine çok sayıda hak savunucusu katıldı. Cumartesi Anneleri bu haftaki eylemde, 15 Ocak 1996 tarihinde Şirnex’in Basa (Güçlükonak) ilçesinde bulunan köylerde gözaltına alınan 11 köylünün bir minibüs içerisinde kurşuna dizilip yakılmasıyla sonuçlanan ve tarihe “Güçlükonak Katliamı” olarak geçen olayın faillerini sordu. Ramazan Oruç’un akıbeti soruldu. Basın açıklamasını İHD üyesi Jiyan Kaya okudu.

    Güçlükonak Katliamı’nda hakikatin açığa çıkarılmasını, cezasızlığın son bulmasını ve adalet sağlanması gerektiğini ifade eden Jiyan Kaya, “Adaletin sağlanması, yalnızca bugünün değil, geçmişte işlenen suçların da doğru, etkili ve bağımsız biçimde yargılanmasıyla mümkündür” dedi.

    Besa ilçesine bağlı Çevrimli ve Yatağan köylerine 10–12-15 Ocak 1996 tarihlerinde askerlerin tarafından gözaltına alınan Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya ve Ramazan Oruç’un Taşkonak Jandarma Taburu’na götürüldüğünü belirten Jiyan Kaya,  “Karakolda ağır işkenceye maruz bırakılan altı köylü yaşamını yitirdi. 15 Ocak 1996 tarihinde Koçyurdu Köy muhtarı ve aynı zamanda korucu olan Mehmet Öner’i arayan jandarma, gözaltındakilerin serbest bırakılacağını söyleyerek onları almak üzere tabura bir minibüs gönderilmesini istedi. Durumdan şüphelenen Öner, sürücüyü yalnız göndermek istemedi; korucular Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz ve Lokman Özdemir’i de yanına alarak, Ramazan Nas’ın kullandığı 56 AH 320 plakalı minibüsle Taşkonak Jandarma Taburu’na gitti. Yalnızca minibüs ve sürücüsünü bekleyen askerler, tanık bırakmamak amacıyla korucuları da öldürdü. Daha önce öldürülen altı köylüyle birlikte toplam 10 kişinin cansız bedeni minibüsün koltuklarına bağlandı, başlarına çuval geçirildi. Minibüs, jandarmanın kontrolünde yola çıkarıldı; güzergâh askerler tarafından trafiğe kapatıldı” dedi.

    Tamamı güvenlik güçlerinin kontrolünde olan yolda minibüse ağır silahlarla saldırı düzenlendiğini belirten Jiyan Kaya, saldırı sonucu minibüsle birlikte içindeki cansız bedenlerin yandığını ifade etti. Jiyan Kaya, “Neredeyse kül olan bedenler ailelere teslim edilmedi; güvenlik güçleri tarafından toplu halde gömüldü. Buna karşın, yanan bedenlere ait kimlikler hiçbir zarar görmeden ailelere teslim edildi. Genelkurmay, Ankara’dan bir grup gazeteciyi Güçlükonak’a götürdü. Yapılan resmî açıklamada, köylerine gitmekte olan köylülerin PKK tarafından saldırıya uğradığı iddia edildi; öldürülenlerin gözaltında bulunan kişiler olduğu inkâr edildi. Ancak köylülerin yakınları ve olayın tanıkları, yaşanan katliamdan devleti sorumlu tutuyordu. Bu gelişmeler üzerine aydın ve sanatçılardan oluşan Barış İçin Bir Arada Çalışma Grubu, 13 Şubat’ta katliamı incelemek üzere Güçlükonak’a gitti. Heyet, yaptığı incelemelerin ardından katliamın devlet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini açıkladı ve Genelkurmay Başkanlığı hakkında suç duyurusunda bulundu” diye belirtti.

    Dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen’in açıklamalarını hatırlatan Jiyan Kaya,“Ekmen’in olaydan 13 yıl sonra basına yansıyan açıklamasında ‘Olayı araştırınca arkasından devlet çıktı, JİTEM’in işiydi, söyleyemedik’ ve ‘Gerçeği bildiğim hâlde bunu kamuoyuyla paylaşamadığım için vicdanen rahatsızım’ dedi.  Bu sözler, Güçlükonak Katliamı’nın devletin sorumluluğu dâhilinde gerçekleştiği ve üzerinin bilinçli biçimde örtüldüğü yönündeki iddiaları teyit etti. Tüm girişimlerine rağmen iç hukukta etkili bir başvuru yolu bulamayan aileler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu. AİHM, davada Türkiye’yi; etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmediği ve ailelerin ulusal bir merci önünde etkili bir başvuru hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etti. Ancak AİHM kararına rağmen iç hukukta cezasızlık sürmeye devam etti. Bu durum, yalnızca Güçlükonak’ta yaşamını yitirenlerin ailelerinin adalet arayışını değil, toplumun hakikat ve adalet talebini ve hukuk devleti beklentisini de yok saydı” dedi.

    Güçlükonak Katliamı’nın 30’uncu yılında bir kez daha hatırlattıklarını ve taleplerini dile getiren Jiyan Kaya, “Devletin yükümlülüğü, suçun üzerini örtmek değil; hakikati tüm açıklığıyla ortaya çıkarmak, failleri tespit etmek, yargılamak ve cezalandırmaktır. Güçlükonak Katliamı’na ilişkin etkili bir soruşturma derhâl başlatılmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılmalı ve bu katliamla ilgili olarak toplumun hakikati öğrenme hakkı güvence altına alınmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin, Abdullah İlhan, Ahmet Kaya, Ali Nas, Neytullah İlhan, Halit Kaya, Ramazan Oruç , Hamit Yılmaz, Abdülhalim Yılmaz, Lokman Özdemir , Mehmet Öner,  Ramazan Nas ve tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” diye bitirdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan’ın akıbetini sordu-VİDEO

    Cumartesi Anneleri Süleyman Cihan’ın akıbetini sordu-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 1010. hafta açıklamasında gözaltına alındıktan sonra öldürülen Süleyman Cihan için adalet istedi. Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan, açıklama sonrası söz aldı. Cihan, devlete seslenerek “Kaybedilen bu insanların akıbetini açıklamak zorundasınız! ‘Galatasaray Meydanı bizim mezar yerimizdir’ diyen bu insanların çığlığını duymak zorundasınız!” dedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 1010. haftasında Cumartesi Anneleri, 29 Temmuz 1981 tarihinde gözaltına alındıktan 85 gün sonra cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Süleyman Cihan için adalet istedi.1010. hafta buluşmasının basın açıklamasını Kayıp Yakını İkbal Eren okudu.

    “43 yıl önce gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan’ı unutmadık!” başlıklı açıklamada savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldığına değinildi. Açıklamanın devamında şunlara yer verildi:

    “ÇATIŞMADA ÖLDÜĞÜ İDDİA EDİLDİ”

    “31 yaşındaki iki çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi. Aynı zamanda Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu’nda öğrenciydi. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı. Süleyman Cihan’ın, Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere 29 Temmuz 1981’de bindiği yolcu otobüsü, İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil polisler tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2. Şube’nin bulunduğu Sansaryan Han’a götürüldü. Cihan, ertesi gün Gayrettepe Siyasi Şube’ye nakledildi.

    Emniyet müdürlüğü ve savcılığa başvuran aileye, oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Ama aile ve avukatları ısrarlı arayışını sürdürdü. Cihan’ı şubede işkencede gören tanıklar, çıkarıldıkları mahkemelerde, mahkeme heyetine ısrarla “Süleyman Cihan’a ne oldu?” sorusunu yöneltmeye devam etti. Bu ısrar karşısında Emniyet tarafından yapılan açıklamada, Cihan’ın çatışmada öldüğü iddia edildi. İddiayı destekleyecek hiçbir veri bulunamayınca, bu sefer de Cihan’ın gözaltına alındığı günün ertesi, yani 30 Temmuz’da yapılan yer gösterme esnasında, altıncı kattaki boş bir daireden kendisini atarak intihar ettiği öne sürüldü.

    “85 GÜNLÜK ISRAR SONUCU GERÇEK AÇIĞA ÇIKTI”

    Oysa otopsi raporunda, Süleyman Cihan’ın altıncı kattan atılmadan önce öldürülmüş olduğuna dair önemli veriler yer alıyordu. Ayrıca, olayla ilgili hazırlanan rapor 30 Temmuz 1981 tarihliydi ama Süleyman Cihan’ı o tarihten sonra emniyette gören çok sayıda tanık vardı. Ailenin, avukatların ve tanıkların 85 günlük ısrarı sonucunda gerçek açığa çıktı: 29 Temmuz 1981’de gözaltına alınan Süleyman Cihan, İstanbul Emniyeti Siyasi Şube’de günlerce işkence gördükten sonra öldürülmüş, ölü bedeni yüksekten atılarak intihar süsü verilmiş ve kaybedilmek maksadıyla, Zindanarkası Mezarlığı’nın kimsesizler bölümünde, “kimliği meçhul kişi” olarak gömülmüştü. Olayın izini süren aile ve gazeteci Kürşat İstanbullu, emniyet tarafından ağır tehditlere maruz kaldı.

    “DOSYA ZAMANAŞIMI DEVREYE SOKULARAK KAPATILDI”

    Süleyman Cihan’ı işkencede gören ve cansız bedeninin altıncı kattan atıldığına tanıklık edenler olmasına rağmen, somut kanıtlara rağmen, tüm hukuki girişimler sonuçsuz bırakıldı; zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı. Bilinen failler cezasızlıkla korundu. Dosyanın canlandırılması için çaba gösteren aile ve avukatlar, 2012’de Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Süleyman Cihan’ın işkencede öldürülmesi ile ilgili ek deliller sunarak, isimlerini verdikleri fail ve sorumlular hakkında şüpheli sıfatıyla kamu davası açılmasını talep etti. Ek deliller arasında, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın dosyadaki otopsi bulguları ve tıbbi verilerden hareketle hazırladığı rapor yer aldı. Bu raporla Cihan’ın ağır işkenceye maruz bırakıldığı ve apartmanın altıncı katından atılmadan önce öldürüldüğü kayıt altına alındı.Sürüncemede bırakılan dosya, bizzat savcılığın Cihan’ın işkence ile öldürüldüğünü kabul etmesine rağmen, zamanaşımı devreye sokularak kapatıldı. Bilinen fail ve sorumlular bir kez daha korundu.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Süleyman Cihan için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz”

    CİHAN:DEVLET 44 YILDIR İNSANLIK SUÇUNA İMZA ATIYOR

    Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan, açıklama sonrası söz alarak devletin 44 yıldır işlenen cinayetleri ve gözaltında kaybedilenleri açıklamayarak insanlık suçuna imza attığını söyledi. Cihan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Cemil’in annesi Berfo Ana 106 yaşında tekerlekli sandalye ile mahkemeye geldi. Bir şahin gibi kalkıp bağırmak istedi ‘Cemil’im nerede?’ diye.

    Polis, öldürüldüğüne tanık olan apartman görevlilerinden birini de kaçırarak o delili 1986’da yok etti.

    En önemli değerlerini kaybeden bu ailelerin kaybedecek bir şeyleri yok zaten. Bu aileler bu davanın peşini bırakmayacaklardır. 2 yıl süren ve ceza verilen bu iki general cezasızlık zırhıyla ve zamanaşımıyla kurtuldular. Bu soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verirken Berfo Ana ve Senem Ana’nın duyguları hepimizin duyguları. Biz kayıplarımızı arıyoruz. Biz Süleyman’ı 85 gün sonra bulduk. Bu kayıplar hala bulunmadı”

    “SİZİ HİÇBİR ŞEY AKLAMAZ!”

    Cihan, devlete seslenerek “Devlette devamlılık esastır. ‘Bizim dönemimizde bu cinayetler işlenmedi bizim dönemimizde bu kayıplar olmadı’ demenizle sizi hiçbir şey aklamaz. Kaybedilen bu insanların akıbetini açıklamak zorundasınız! ‘Galatasaray Meydanı bizim mezar yerimizdir’ diyen bu insanların çığlığını duymak zorundasınız! Kaybı olan ve hala naaşına yetişemeyen bu ailelerin yüreğini ferahlatmak zorundasınız! Son kayıp bulunana, katiller yargı önüne çıkarılana kadar biz buradan seslenmeye devam edeceğiz, burada oturmaya devam edeceğiz”

    Cumartesi Anneleri’nin 1010. Hafta eylemi Galatasaray Meydanı’na karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL

    Bu bağlantıya tıklayarak Canlı Yayın’ı izleyebilirisiniz.

  • Cumartesi Anneleri: 29 yıldır soruyoruz Murat Yıldız’a ne oldu?-VİDEO

    Cumartesi Anneleri: 29 yıldır soruyoruz Murat Yıldız’a ne oldu?-VİDEO

    PİRHA – Gözaltında kaybedilişinin 29. yılında Murat Yıldız ve tüm kayıplar için adalet isteyen Cumartesi Anneleri, faillerin tespit edilerek cezalandırılmasını istedi. 

    Gözaltında kaybedilen ve katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri eylemlerinin 987. haftasında, 1995 yılında İzmir’de gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın akıbetini sordu.

    Çok sayıda Cumartesi Annesinin katıldığı eyleme, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi ve Hapishaneler Komisyonu, KESK, Kadınlar Birlikte Güçlü üyeleri ile hak savunucuları katıldı.

    “20 KİŞİ HAKKINDA DAVA AÇILDI”

    Bu haftaki basın metnini gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un kızı Cumartesi İnsanı Besna Tosun okudu. Tosun, ilk olarak, “Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan sevdiklerimizin akıbetinin açığa kavuşturulması ve adaletin sağlanması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda gerçekleştirmek istediğimiz barışçıl bulaşmalarımızın 950’nci haftasında polis şiddetiyle engellenmiş ve gözaltına alınmıştık. Aralarında kayıp yakınları, İnsan Hakları Derneği yönetici ve üyelerinin de olduğu gözaltına alınan 20 kişi hakkında ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet’ten ceza davası açıldı. Davanın ilk duruşması 27 Şubat’ta İstanbul 39’uncu Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Bariyerlerin önünden devleti yönetenlere sesleniyoruz, hiçbir anayasal, yasal zemini olmayan Galatasaray yasağına, kısıtlamalara ve yargı baskısına son verin. Bireysel başvuru yolunun etkili olabilmesi ancak ihlalin giderilmesi ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. AYM kararlarına koşulsuz uyun, bariyerleri kaldırın, sınırlamalara son verin” sözleriyle haklarında dava açılmasını değerlendirdi.

    “ANNE HANİFE YILDIZ BİR DAHA HABER ALAMADI”

    987. haftalarında gözaltında kaybedilişinin 29’uncu yılında Murat Yıldız’ın akıbetini sormak ve devlete “yaşam hakkı” karşısındaki sorumluluklarını hatırlatmak için Galatasaray’da olduklarını vurgulayan Tosun, “19 yaşındaki Murat Yıldız İzmir’de annesi ile birlikte yaşıyordu. Bir kafede otururken çıkan tartışmada silahla havaya ateş ederek olay yerinden uzaklaştığı için polis tarafından aranmaya başladı. Annesi Hanife Yıldız’ı karakola götüren polisler, ‘Murat hemen gelip teslim olursa ifade vererek serbest kalacak’ dedi. Bunun üzerine 23 Şubat 1995 tarihinde Murat Yıldız, avukatı, kuzeni ve annesi ile birlikte İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne giderek Komiser Ramazan Kaya ile polis memuru Tahir Şerbetçi’ye teslim oldu. Aradan üç gün geçtiği halde Murat eve dönmeyince anne Hanife Yıldız, Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi’ne gitti. Ancak sorularına net yanıtlar alamadı” dedi.

    “FERİBOTTAN ATLADI DEDİLER”

    Tosun, “Çelişkili açıklamalar karşısında Hanife Yıldız ısrarını sürdürünce yetkililer, Murat’ın emniyette verdiği ifadesinde silahı İstanbul Kartal’da sakladığını söylediği için onu polisler Tahir Şerbetçi ve Şah İsmail Öztürk nezaretinde İstanbul’a gönderdiklerini, yolda Murat’ın feribottan denize atlayarak kaçtığını ve tüm aramalara rağmen bulunamadığını iddia ettiler. Anne Hanife Yıldız’ın, ‘Oğlum kendi isteğiyle teslim oldu. Hapis cezasını bile gerektirmeyen bir suç isnadı karşısında neden kaçsın?’ itirazı boşlukta kaldı. Murat’tan bir daha haber alınamadı. Hanife Yıldız, Bornova ve Gebze Cumhuriyet Başsavcılıklarına başvurdu. Gebze 2. Asliye Ceza Mahkemesi, beş yıl süren yargılama sonucunda Murat Yıldız’ın feribottan atladığını gören tanık olmamasına rağmen sanık polislerin beyanını esas aldı ve onlara yalnızca ‘görevi ihmal’den günümüz parasıyla 1 lira 18 kuruş para cezası verdi” sözleriyle yaşananları anlattı.

    “AYM YENİDEN YARGILAMA YOLUNU AÇMALIDIR”

    İHD avukatı Gülseren Yoleri’nin 2015 yılında Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak Murat için yeniden soruşturma açılmasını talep ettiğini aktaran Tosun, “Açılan soruşturma iki yıl sonra takipsizlikle sonuçlandı. Takipsizlik kararına yapılan itiraz da reddedildi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapıldı. Kamu görevlilerinin sorumlulukları altında meydana gelen ölümler veya kaybetmelerde suça karışanların hesap vermelerini sağlamak devletin görevidir. Murat Yıldız’ın gözaltında kaybedilmesi ile ilgili yürütülen adli süreç maddi gerçeği açığa çıkarmadı, faillerin cezalandırılmasını sağlamadı. Mahkemenin verdiği karar yaşam hakkını koruyan ulusal ve uluslararası hukukun ihlali suretiyle verildi. Bu yüzden Anayasa Mahkemesi dosyada devam eden ihlali ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yolunu açmalıdır. Kaç yıl geçerse geçsin Murat Yıldız için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” sözleriyle seslendi.

    “HÂLÂ OĞLUMUN MEZARINI ARIYORUM”

    “29 yıldır ben neden buradayım” diye soran Murat’ın annesi Hanife Yıldız, “1995 yılında Baba Ocak, bu alanı bizim için açtı. Ben İzmir’den kalkıp buraya geldim kimseyi tanımadan. O gün bugündür buradayız. Burada olmamızın sebebi adaletin olmayışı, kayıplarımızın bulunmaması ve akıbetinin açıklanmaması. Düşünün ki bir anneyi oğluna mezar istemeye mecbur ettiler. Hiçbir anne evladının kendisinden önce mezarı olsun istemez. Bu yaşa geldim ve oğlum için mezar istedim. O da verilmedi. Bir insanın yaşam ve mezar hakkını neden elinden alıyorsun? Ben 1996’da Ankara’ya gittim, emniyet ile görüştüm. Oradan da Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Meral Akşener ve onlar da bir anne, beni anlar diye gittim. Ama beni görüştürmediler. Kayıplar için ‘Bu hükümet döneminde olmadı’ dediler. Peki, bu hükümet dönemindeki katiller, katliamcılar, işkencecileri hepsi aklandı, mevki, makam sahibi oldu. Biz hala bir mezar sahibi olamadı. Tansu Çiller, kendi oğlu için villalar, arsalar alıyor. Bense oğlum için bir mezar yeri alamıyorum, bulamıyorum. Bu insanlık mı, adalet mi?” sözleriyle tepki gösterdi.

    “OĞLUMU HEP AYNI ALANDA SORACAĞIM”

    “Ey bizi görmezden gelenler, kulaklarını tıkayanlar, haykırışlarımızı duymayanlar, bizi susturarak, yasaklayarak, alanımızı kapatarak kayıplarımızı kapatamazsınız. Acılarımız da dinmiyor. İşkence hanelerde canlarımızı yok ederek, mezarsız bırakarak unutturdunuz mu sandınız? Biz unutmadık, buradayız. Gözaltına da alsanız, kelepçe de taksanız bizi yıldıramadınız, siz kaybettiniz. Açın şu alanı da ana da benim, anayasa da benim. Hakkımı size bırakmayacağım, oğlumu hep aynı alanda soracağım. Kirli siyasetinize bizi alet etmeyin” vurgusunu yaptı.

    PİRHA/İSTANBUL

    Cumartesi Anneleri 987. Hafta eylemininin canlı yayınını buradan izleyebilirsiniz