PİRHA- Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema ile paylaştı.
5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun bedenine geçen süreye karşın ulaşılamadı. Dönemin kayyımı ve valisi Tuncay Sonel, oğlu Mustafa Türkay Sonel’in içinde olduğu isimler tutuklanırken, yürütülen dosyanın Erzurum’a taşınarak üstünün örtülmesinden endişe ediliyor.
Gülistan Doku’nun ailesinin avukatı Ali Çimen, Gülistan Doku’nun katledilmesinde sorumluluğu olduğunu düşündüğü 49 ismi bir şema yaparak paylaştı: “Gülistan Doku dosyasındaki 49 kişilik örtbas ağını şimdilik anonim paylaşıyoruz! 5 gün sonra listenin perde arkası isim isim aralanacak.”
Şemanın merkezinde dönemin kayyımı ve valisi olan Tuncay Sonel bulunurken, adli makamlardan, üniversiteye kadar bir çok konumda bulunan isimler yer alıyor.
PİRHA- DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Adalet Kaya, yıllardır aydınlatılamayan Gülistan Doku dosyası ile şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin iddiaların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne araştırma önergesi sundu.
Önergede, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun akıbetinin aradan geçen altı yıla rağmen ortaya çıkarılamadığına dikkat çekildi. Soruşturma sürecinde yaşanan ihmaller, delillerin yeterince değerlendirilmemesi ve etkin bir soruşturma yürütülmediğine ilişkin eleştirilerin kamuoyunda adalet beklentisini büyüttüğü ifade edildi.
Araştırma önergesinde, Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan ve 9 Şubat 2024’te Batman’da kaybolduktan sonra şüpheli şekilde yaşamını yitirmiş halde bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına da yer verildi. Son dönemde ortaya çıkan bilgi ve iddiaların iki olay arasında olası bir bağlantı bulunduğu yönündeki şüpheleri güçlendirdiği belirtildi.
Önergede özellikle Rojwelat Kızmaz’ın telefonunda tespit edildiği belirtilen çizimler, kamuoyuna yansıyan itiraflar ve soruşturma kapsamında talep edilmesine rağmen ulaşılamadığı ifade edilen HTS kayıtlarının yeniden ve kapsamlı biçimde incelenmesi gerektiği vurgulandı.
“İHMALLER VE DELİLLER ARAŞTIRILMALI”
Adalet Kaya, önergesinde Meclis’in konuyla ilgili sorumluluk üstlenmesi gerektiğini belirterek, Gülistan Doku’nun kaybedilmesi ile Rojwelat Kızmaz’ın şüpheli ölümü arasındaki olası ilişkinin ortaya çıkarılması, soruşturmalarda yaşandığı iddia edilen ihmallerin incelenmesi, delillerin akıbetinin araştırılması ve kamuoyunda dile getirilen örtbas iddialarının aydınlatılması amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.
Önergede, her iki dosyanın tüm yönleriyle araştırılmasının hem gerçeğin ortaya çıkarılması hem de kamu vicdanının rahatlatılması açısından zorunlu olduğu ifade edildi.
PİRHA- Batman’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Rojwelat Kızmaz’a ilişkin otopsi raporunda tırnak örneklerinde erkek DNA’sı tespit edildiği ortaya çıktı. Ancak söz konusu DNA’nın kime ait olduğuna dair herhangi bir araştırma yapılmadığı belirtildi.
Batman’da 9 Şubat 2024 tarihinde kaybolduktan sonra Ilısu Baraj Gölü’nde cenazesi bulunan ve ölümü şüpheli bulunan Rojwelat Kızmaz’ın dosyasına ilişkin yeni ayrıntılar ortaya çıktı. Daha önce “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilen dosyada yer alan otopsi raporu, ölümün aydınlatılmasına dair önemli soru işaretlerini yeniden gündeme taşıdı.
JINNEWS’in ulaştığı otopsi raporuna göre, Rojwelat Kızmaz’dan alınan tırnak örneklerinde erkek DNA’sına rastlandı. Raporda, “Düşük düzeyde erkek cinsiyet geni içerdiği belirlenen ve tarafımızca sol el 5 olarak adlandırılan tırnak örneğinden Y-STR DNA profili tespit edildiği” ifadelerine yer verildi.
ERKEK DNA’SININ KİME AİT OLDUĞU ARAŞTIRILMADI
Otopsi raporunda erkek DNA’sının tespit edilmiş olmasına rağmen, söz konusu DNA profilinin kime ait olduğuna ilişkin herhangi bir araştırma yapılmadığı görüldü. Bu durum, ölümün aydınlatılmasına yönelik soruşturmanın yeterliliği konusunda yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
ÖLÜM ZAMANINA İLİŞKİN BULGU YER ALMADI
Raporda dikkat çeken bir diğer husus ise Rojwelat Kızmaz’ın ölüm zamanına ilişkin herhangi bir bulguya yer verilmemesi oldu. Otopsi raporunda ölümün koşullarına dair birçok sorunun yanıtsız kaldığı görülürken, dosyanın savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla kapatılmış olması da soru işaretlerini artırdı.
Rojwelat Kızmaz’ın ailesi, Nisan ayında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na yeni deliller sundu. Aile, soruşturmanın yeniden açılmasını ve daha önce verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasını talep etti.
GÜLİSTAN DOKU’NUN YAKIN ARKADAŞIYDI
Kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz’ın ölümü de ilk soruşturmada intihar olarak değerlendirilmiş ve dosya hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmişti.
Aile ve avukatları, Gülistan Doku soruşturmasında son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin Rojwelat Kızmaz dosyasına ilişkin yeni şüpheleri de beraberinde getirdiğini belirterek, olayın tüm yönleriyle yeniden araştırılması gerektiğini savunuyor.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıklayarak, O. Yıldız’ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetlerde bulunduklarını belirtti.
5 Ocak 2020’de kaybettirilen Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasının dosya avukatı Ali Çimen, 25 kişilik şüpheli listesi hazırladıklarını açıkladı.
Çimen, sosyal medya platformu X’den yaptığı paylaşımda, şunları belirtti:
“Gülistan Doku dosyası kapsamında Örtbas ekibinde yer alan 25 kişilik şüpheli listesi tarafımızca hazırlanmıştır. Bu kişiler baştan suçlu ilan edilmeyecek olup Baş şüpheli T. SONEL tarafından yanlış yönlendirilenlerde muhakkak vardır. Malum şüpheli T. SONEL dönemin en üst düzey kamu görevlisidir. Yine dosyamız maktulüne yönelik cinsel saldırı olayının yaşandığı ve Uyuşturucu içilen yer olan Gençlik Merkezini valilikten sözleşmeli olarak suç tarihinde İşleten O. YILDIZ’ ın soruşturmaya eklenmesi için gerekli şikayetimizi yaptık.”
PİRHA- Beş yılı aşkın süredir kayıp olan Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada yeni bir aşamaya geçildi. ABD’de yakalanan ve Türkiye’ye iadesi beklenen Umut Altaş’ın işaret ettiği noktalarda JAK ekipleri tarafından arama çalışmaları yürütülüyor.
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana kayıp olmasına ilişkin yürütülen soruşturmada yeni gelişmeler yaşanıyor. Soruşturma kapsamında firari şüpheli olarak aranan ve hakkında Interpol aracılığıyla kırmızı bülten çıkarılan Umut Altaş’ın ABD’de yakalanmasının ardından, daha önce işaret ettiği bölgelerde arama çalışmaları başlatıldı.
Edinilen bilgilere göre, İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı koordinasyonunda yürütülen çalışmalarda, Jandarma Genel Komutanlığı’na bağlı Jandarma Arama Kurtarma (JAK) ekipleri görev alıyor. Ekipler, yeraltı görüntüleme sistemleri ve teknik cihazlar kullanarak belirlenen alanlarda incelemelerini sürdürüyor.
ÜÇ BÖLGEDE ARAMA YAPILIYOR
Arama çalışmalarının, Munzur Üniversitesi çevresi, Dinar Deresi hattı ve Sarısaltuk Viyadüğü yakınlarında yoğunlaştırıldığı belirtildi. Ekiplerin, yeraltının üç boyutlu görüntüsünü elde edebilen teknolojik cihazlarla şüpheli noktaları taradığı öğrenildi.
Umut Altaş’ın daha önce yaptığı açıklamalarda, Gülistan Doku’nun akıbetine ilişkin kesin bilgiye sahip olmadığını öne sürdüğü ancak üniversite çevresi, Aktuluk Mahallesi yakınları ve Bayraktepe mevkiindeki bazı alanların araştırılması gerektiğini söylediği biliniyor.
SORUŞTURMA GENİŞLETİLMİŞTİ
Gülistan Doku dosyasında yürütülen soruşturma kapsamında daha önce çok sayıda kişi hakkında işlem yapılmış, gözaltına alınan şüphelilerden bir kısmı tutuklanmıştı. ABD’de bulunan Umut Altaş’ın yakalanmasıyla birlikte dosyada yeni bir sürecin başladığı değerlendiriliyor.
Ailesi ve kadın örgütleri ise yıllardır Gülistan Doku’nun akıbetinin ortaya çıkarılması ve sorumluların yargı önüne çıkarılması talebini sürdürüyor. Başlatılan yeni arama çalışmalarının, kamuoyunun yakından takip ettiği dosyada önemli sonuçlar doğurup doğurmayacağı merakla bekleniyor.
PİRHA- Dersim’de Seyid Rıza Meydanı’nda katledilen kadınlar için şiirler okundu.
Ebru Gündoğan, Dersim’de Seyid Rıza Meydanı’nda Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş şahsında hayattan koparılan tüm kadınlar için kaleme aldığı şiiri seslendirdi.
Gündoğan’ın okuduğu şiir, “Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş… İki genç kadın, iki yarım bırakılmış hikâye, iki susmayan soru…” sözleriyle başladı. Şiirde, yaşamlarının baharında aramızdan koparılan iki genç kadının ardından geride kalan acı, özlem ve cevabı bekleyen sorular dile getirildi.
“Gülistan Doku ve Rojin Kabaiş… İki genç kadın, iki yarım bırakılmış hikâye, iki susmayan soru… Onlar hayatın baharında, en güzel düşlerini kuracakları çağda aramızdan koptular. Ardında yalnızca gözyaşı değil; cevabı bekleyen sorular, dinmeyen bir özlem ve adalet arayan yürekler bıraktılar. Bir insanın ardından ağıt yakmak zordur; ama gençliğin ardından yakılan ağıtın ateşi daha başka yanar. Çünkü onların gülüşlerinde yarın vardı, umut vardı, yaşanacak uzun yollar vardı. Şimdi ise isimleri, yüreklerde açılmış derin bir yaranın adı oldu. Bazı yokluklar zamanla hafiflemez. Bazı acılar yıllar geçse de ilk günkü gibi sızlar. Gülistan ve Rojin’in ardından hissedilen de böylesi bir sızıdır. Çünkü toprağa düşen yalnız iki genç kadın değil; aynı zamanda ailelerinin hayalleri, sevdiklerinin umutları ve yarım kalmış nice güzel gündü. Bugün onları anmak; yalnızca bir hüznü paylaşmak değil, aynı zamanda insan hayatının değerini hatırlamaktır. İsimleri rüzgârda kaybolup gitmesin diye, hatıraları unutulmasın diye, adları vicdanlarda yaşamaya devam ediyor. Kimi zaman bir annenin gözyaşında, kimi zaman bir babanın sessizliğinde, kimi zaman da onları hiç tanımamış insanların duasında… Çünkü bazı isimler sadece bir insanı değil, eksik bırakılmış bir hayatı anlatır. Bu dünyadan erken koparılan her gencin ardından söylenecek en büyük söz şudur: Unutmayacağız, unutturmayacağız; hakikat ortaya çıkana kadar adalet talebinden vazgeçmeyeceğiz.”
PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Semiha Arı, Gülistan Doku dosyası kapsamında Dersim’de yaptıkları temaslarda savaş politikalarının kadınlar üzerindeki etkilerini bir kez daha gördüklerini belirtti. Arı, güvenlikçi politikaların kadınlara yönelik şiddet, yoksulluk ve sömürü mekanizmalarını derinleştirdiğini söyledi.
Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin Gülistan Doku dosyası kapsamında Dersim’de gerçekleştirdiği ziyaret ve görüşmelerde kadınlar, öğrenciler ve kadın kurumlarıyla bir araya gelen heyet, savaş politikalarının kadınların yaşamına yansımalarını tartıştı. Girişimin üyelerinden Semiha Arı, savaşın yalnızca çatışma ortamı yaratmadığını, kadınlara yönelik şiddet, yoksulluk ve güvencesizliği de büyüttüğünü ifade etti.
“ERKEK ŞİDDETİ BURADA SAVAŞ POLİTİKALARIYLA İÇ İÇE GEÇİYOR”
Kadınların yıllardır barış mücadelesinin en güçlü öznelerinden biri olduğunu belirten Arı, geçmiş çözüm sürecinde de kadın örgütlerinin aktif rol üstlendiğini hatırlattı. Arı, “Savaşın kadınlar üzerinde çok boyutlu etkileri var. Bu nedenle barış talebini en güçlü biçimde dile getiren kesimlerden biri kadınlar” dedi.
Dersim’de yapılan forumlarda kadın öğrenciler ve kadın kurumlarından dinledikleri aktarımların çarpıcı olduğunu belirten Arı, kadınlara yönelik şiddetin bölgede savaş politikalarından bağımsız ele alınamayacağını söyledi.
Kadına yönelik şiddetin dünyanın her yerinde patriyarkal sistemin sonucu olduğunu ancak Kürt kentlerinde bunun güvenlikçi politikalarla birleştiğini ifade eden Arı, “Kadınlara yönelen erkek şiddetinin aynı zamanda devlet şiddeti biçiminde de karşımıza çıktığını görüyoruz. Askerlerin, polislerin ve kamu görevlilerinin adının geçtiği çok sayıda olay tesadüf değildir” diye konuştu.
“KADIN ÖĞRENCİLER HEDEF HALİNE GETİRİLİYOR”
Görüşmelerde genç kadınların çeşitli vaatlerle istismar edildiğine dair anlatımlar dinlediklerini belirten Arı, özellikle yoksul ailelerden gelen kadın öğrencilerin hedef alındığını söyledi.
Arı, “İş bulma, işe yerleştirme ya da ekonomik destek vaatleriyle kadınların istismar edildiğini görüyoruz. Bu yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilemez. Burada savaş politikalarının yarattığı zeminde gelişen bir sömürü ve istismar ağıyla karşı karşıyayız” dedi.
“GÜVENLİKÇİLİK KADINLARA KARŞI BİR SİLAHA DÖNÜŞÜYOR”
Bölgede yoğun güvenlik politikalarının sürdüğünü vurgulayan Arı, bunun kadınların yaşamını doğrudan etkilediğini ifade etti.
“On binlerce güvenlik görevlisinin bulunduğu bir ortam normalleşmiş bir barış ortamı değildir” diyen Arı, güvenlikçi yaklaşımın kadınlara yönelik sistematik hak ihlallerine zemin hazırladığını belirtti.
Arı, “Barış demek yalnızca silahların susması değildir. Kadınlara yönelmiş bu güvenlikçi mekanizmaların da ortadan kalkması gerekir. Kolluk güçlerinin kadınlara yönelik işlediği suçların açığa çıkarılması, soruşturulması ve bunlarla yüzleşilmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“SAVAŞIN FATURASI KADINLARA YOKSULLUK OLARAK DÖNÜYOR”
Savaş politikalarının ekonomik sonuçlarına da dikkat çeken Arı, Kürt kentlerinde yoksulluğun ve işsizliğin daha ağır yaşandığını söyledi.
1990’lı yıllardaki zorunlu göç süreçlerini hatırlatan Arı, özellikle kadınların göç sonrası yaşamı yeniden kurmak için çok daha fazla emek harcadığını belirtti.
Bölgede yatırımların yetersizliği ve istihdam alanlarının oluşturulmamasının kadınları daha kırılgan hale getirdiğini söyleyen Arı, “Genç kadınlar geçinebilmek için çalışmak zorunda kalıyor. Bu durum da onları çeşitli sömürü mekanizmalarına açık hale getiriyor. Kadın yoksulluğu önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulması gereken bir başlık” dedi.
Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin kuruluşundan bu yana savaş harcamalarına dikkat çektiğini belirten Arı, kamu kaynaklarının farklı alanlara yönlendirilmesi halinde kadınların yaşam koşullarının iyileşebileceğini vurguladı.
“Savaşa ayrılan bütçelerle kreşler açılabilir, sosyal hizmetler güçlendirilebilir, kadınlar için istihdam alanları yaratılabilirdi” diyen Arı, sözlerini şöyle tamamladı:
“Barışın inşa edilmesi kadınların daha güvenli, daha eşit ve daha özgür bir yaşam sürmesi anlamına geliyor. Bu nedenle barış talebi aynı zamanda kadınların yaşam hakkı talebidir.”
PİRHA- Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Türkiye’nin farklı kentlerinden 60’ı aşkın kadın, Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeleri yerinde takip etmek ve kadınlarla dayanışmak amacıyla Dersim’e gitti. Heyette yer alan Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Feride Eralp, Gülistan Doku dosyasının altı yıldır kadınların mücadelesi sayesinde gündemde kaldığını belirterek, üniversite içerisindeki suç ilişkilerine müdahale edilmediği sürece yeni Gülistan Doku vakalarının yaşanabileceği uyarısında bulundu.
Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi’nin çağrısıyla Türkiye’nin farklı kentlerinden 60’ı aşkın kadın, Gülistan Doku dosyasındaki son gelişmeleri takip etmek ve kadınlarla dayanışmak amacıyla Dersim’e geldi. Heyette yer alan Barışa İhtiyacım Var Kadın Girişimi üyesi Feride Eralp, yaklaşık 15 yıl sonra yeniden geldiği Dersim’de gözlemlerini ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerini paylaştı.
En son 2010 yılında Dersim’e geldiğini belirten Feride Eralp, o dönemin barış sürecinin etkilerinin hissedildiği farklı bir dönem olduğunu söyledi. Barış İçin Kadın Girişimi’nin kalekol protestolarını ve geri çekilme süreçlerini takip ettiğini hatırlatan Eralp, “Bu 15-16 yılda neler değişti? Özellikle 2015’te sürecin bitmesinden sonra yaşanan çatışmalı süreç, olağanüstü hal ve güvenlikçi politikaların bu kenti nasıl etkilediğini merak ediyordum. O yüzden Dersim’e biraz endişeli bir duyguyla geldim” dedi.
Güvenlik politikalarının, kalekolların ve askerileştirmenin kentte yarattığı değişimin Gülistan Doku dosyasında da görülebildiğini düşündüğünü ifade eden Eralp, bunları yıllardır duyduğunu ve okuduğunu ancak yerinde görmenin çok daha çarpıcı olduğunu söyledi.
Gülistan Doku dosyasının başından itibaren kadın hareketi açısından önemli bir duyarlılık yarattığını belirten Eralp, bunda Dersim’deki kadınların, öğrencilerin ve Gülistan Doku’nun ailesinin mücadelesinin belirleyici olduğunu söyledi.
“Altı yıl boyunca bu soruyu sormayı bırakmamak, unutulmasına engel olmak çok önemliydi” diyen Eralp, kadınların 8 Mart’larda, 25 Kasım’larda ve birçok eylemde Gülistan Doku’nun adını taşımaya devam ettiğini belirtti.
Eralp, “Bu kadar gün oldu ama Gülistan Doku’ya ne olduğunu hala bilmiyoruz diyerek altı yıldır sormayı bırakmadılar. Bunun bir nedeni var. Bir yandan Gülistan’ın başına gelenlere yönelik öfke var ama bir yandan da bunun münferit bir olay olmadığı gerçeği var” diye konuştu.
“GÜLİSTAN İÇİN SORULAN SORU BÜTÜN KADINLAR İÇİN SORULUYOR”
Türkiye’nin farklı kentlerinde benzer biçimlerde kaybedilen, öldürülen ya da akıbeti ortaya çıkarılmayan kadınlar olduğunu söyleyen Eralp, Karabük’te Dinay, Elazığ’da Yeldana Karman ve Ankara’da Nadira Kadirova örneklerini hatırlattı.
“Gülistan için sorulan soru aynı zamanda kaybedilen, öldürülen ve akıbeti ortaya çıkarılmayan bütün kadınlar için soruluyor” diyen Eralp, genç kadınların özellikle üniversitelerde çeşitli şiddet biçimlerine maruz bırakıldığını ve bunun ülke çapında yaygın bir sorun olduğunu vurguladı.
Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Eralp, altı yıl boyunca dosyada bulunan birçok bilginin görmezden gelindiğini söyledi.
“Altı yıl sonra ne ortaya çıktı?” diye soran Eralp, yeniden incelenen kamera kayıtlarının yıllardır dosyada bulunduğunu hatırlattı. Dosyanın yeniden açılmasıyla birlikte ortaya çıkan tablonun yalnızca bir kayıp dosyasını değil aynı zamanda bir suçun nasıl örtüldüğünü de gösterdiğini belirtti.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi olarak farklı kentlerden gelen kadınlarla Dersim’de kadınlar, öğrenciler ve çeşitli kurumlarla görüştüklerini söyleyen Eralp, görüşmelerde en çok Munzur Üniversitesi’ne ilişkin kaygıları dinlediklerini anlattı.
“Rektör değişmiş olabilir ama bize anlatılan şey değişen hiçbir şey olmadığı” diyen Eralp, üniversite içerisinde isimleri çeşitli iddialara konu olmuş kişilerin görevlerine devam ettiğini belirtti.
“Bir yandan bazı soruşturmalar yürütülüyor gibi görünüyor ama üniversite içerisindeki yapıya gerçek anlamda dokunulmuş değil” ifadelerini kullanan Eralp, kadın öğrencilerin hala benzer risklerle karşı karşıya bırakıldığını söyledi.
“KENTTE CİDDİ BİR GÜVENSİZLİK HALİ VAR”
Kadınlarla yaptıkları görüşmeler sonucunda en büyük kaygılarının bu olduğunu belirten Eralp, “Bu kişiler işledikleri suçların cezasız kalacağı duygusuyla yaşamaya devam ettikçe yeni bir Gülistan Doku vakasının yaşanması an meselesi gibi görünüyor. Ne yazık ki Dersim’den böyle bir duyguyla ayrılıyoruz” dedi.
Dersim’de yaygın bir güvensizlik atmosferi gözlemlediklerini söyleyen Eralp, “Esnaf öğrencilere güvenmiyor, öğrenciler esnafa güvenmiyor, öğrenciler birbirine güvenmiyor, hocalarına güvenmiyor” dedi.
Bu ortamın kadın dayanışmasını da zorlaştırdığını belirten Eralp, kadınların şiddet ve taciz vakalarının peşine düştüklerinde faillerin değil, mücadele eden kadınların baskıya maruz kaldığını ifade etti.
“ÜNİVERSİTE BİR EĞİTİM KURUMU DEĞİL DE DEVLET KAMPÜSÜ GİBİ”
Kendilerine aktarılan bilgiler doğrultusunda üniversitenin giderek güvenlik kurumlarının ağırlık kazandığı bir yapıya dönüştüğünü söyleyen Eralp, “Deprem güçlendirmesi bahanesiyle üniversite içerisine valilik, adliye ve çeşitli resmi kurumlar taşınmış durumda. Dolayısıyla burası bir eğitim kurumu değil de devlet kampüsü gibi” dedi.
Üniversite içerisinde kadın örgütlerinin ve demokratik kurumların faaliyet yürütmekte zorlandığını ifade eden Eralp, buna karşılık çeşitli vakıf ve cemaat yapılarının daha görünür hale geldiğini söyledi.
“GERÇEK ADALET ANCAK KADINLARIN MÜCADELESİYLE MÜMKÜN”
Gülistan Doku dosyasında ortaya çıkan gelişmelerin kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadelenin sonucu olduğunu vurgulayan Eralp, Bedriye Doku’nun, Aygül Doku’nun ve Dersimli kadınların mücadelesinin bunun en önemli örneği olduğunu belirtti.
“Karşımızda çok ciddi bir militer yapılanma ve arkasında devlet gücü bulunan erkekler var” diyen Eralp, buna rağmen kadınların bir arada olmaktan vazgeçmemesi gerektiğini söyledi.
“Korkmamıza rağmen, endişe etmemize rağmen bir arada olmaktan vazgeçmemeliyiz” diyen Eralp, gerçek adaletin kadınların ortak mücadelesiyle mümkün olacağını ifade etti.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturması kapsamında hazırlanan kriminal rapor, Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın telefonunun kaybolma olayının ardından 46 gün boyunca kapalı kaldığını ortaya koydu. Kızmaz’ın ölümüne ilişkin dosyanın ise yürütülen incelemeler sonrası Erzurum’a alındığı öğrenildi.
Dersim’de 5 Ocak 2020 tarihinde kaybolduktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Gülistan Doku soruşturmasında yeni gelişmeler yaşanırken, Doku’nun yakın arkadaşı Rojwelat Kızmaz’ın ölümü de yeniden gündeme geldi.
Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz, 9 Şubat 2024 tarihinde Batman merkez Petrol Mahallesi’ndeki evinden ayrıldıktan sonra kayboldu. Ailenin yaptığı kayıp başvuruları ve aramalara rağmen Kızmaz’ın cansız bedenine üç gün sonra Hasankeyf Baraj Gölü’nde ulaşıldı.
Doku soruşturması kapsamında Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Rojwelat Kızmaz’a ait HTS kayıtlarını talep ettiği, ancak kayıtların bulunamadığı yönünde yanıt verildiği de ortaya çıkmıştı.
Kızmaz ailesi, ölüm olayının yeniden soruşturulması talebiyle 27 Nisan’da Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruda bulundu.
KRİMİNAL RAPOR DİKKAT ÇEKEN VERİLER ORTAYA KOYDU
Jinnews muhabiri Şehriban Aslan’ın haberine göre, soruşturmada dikkat çekici bir gelişme yaşandı.
Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan 22 Nisan 2025 tarihli raporda, Rojwelat Kızmaz’ın kullandığı telefonun Gülistan Doku’nun kaybolmasının hemen ardından kapatıldığı belirlendi. Rapora göre telefon, olaydan 46 gün sonra, 20 Şubat 2020 tarihinde saat 16.04’te yeniden açıldı.
Raporda ayrıca, Kızmaz’ın telefonunda yapılan incelemede son iletişim kaydının 5 Mart 2024 tarihinde saat 14.47’de gerçekleştiğinin tespit edildiği aktarıldı.
SORUŞTURMANIN YÖNÜ ERZURUM’A ÇEVRİLDİ
Gülistan Doku soruşturmasının bir bölümünün yürütüldüğü Erzurum’da incelemelerin sürdüğü belirtilirken, Rojwelat Kızmaz’ın telefonuna ilişkin yapılan teknik incelemelerin ardından ölüm dosyasının da Erzurum’a alındığı öğrenildi.
Kızmaz’ın ölümüne ilişkin soruşturmanın, Gülistan Doku dosyasıyla bağlantılı iddialar ve yeni teknik bulgular doğrultusunda yeniden değerlendirilmesi bekleniyor.
PİRHA-Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine dair açıklama yapan DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, “Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır” dedi.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Gülistan Doku dosyasının Erzurum’da görülmek istenmesine tepki gösterdi.
KENDİLERİNİ KORUMA ALTINA ALMA ARAYIŞI!
Gülistan Doku dosyasının; kamu gücüyle kurulan koruma ağlarının, cezasızlığın, delil karartmanın ve kadınlara yönelik sistematik erkek devlet şiddetinin aynası ve önemli bir parçası olduğunu belirten Kordu, “Bu kötülük ağının sistematik ve organize yapısı, her gün yeni itiraflarla genişletilmesi gerekirken ve tutuklanması gereken soruşturmaya dahil edilmesi gereken kurum ve kişiler varken, dosya hız kazanmak yerine aksine bir gidişat kaygı vericidir. Anlaşılan o ki, kamuoyuna yansıyan bazı iddialar kimi çevrelerin kendilerini koruma altına alma arayışında olduğunu göstermektedir” dedi.
“SORUŞTURMANIN YÖNÜNÜ SAPTIRMA İHTİMALİ OLDUKÇA YÜKSEK”
Ayten Kordu, dosyanın kayyım Vali Tuncay Sonel lehine, soruşturmanın bütününün Dersim’den Erzurum’a taşınarak yeniden şekillendirilmek istenmesi; dosyayı kaynağından koparıp sürüncemeye bırakma, soruşturmanın yönünü saptırma ve belli çevreleri koruyan bir zemine dönüştürme ihtimali oldukça yüksek ve son derece ciddi olduğunu vurguladı.
“HATAYA ASLA DÜŞÜLMEMELİDİR”
Ayten Kordu, devamında şunları belirtti:
“Böylesi bir kararla dosyanın etkisizleştirilmesine ortak olacak her tasarruf; geçmişte yürütülen karartma ve üzerini örtme pratiğinin bugünün yetkilileri tarafından da sürdürüldüğü sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle hiçbir makam böylesine ağır bir sorumluluğun parçası olmamalıdır.
Gerçek adaletin sağlanması için Adalet ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere tüm yetkililere çağrımızdır. Dosyanın başka bir yere taşınması için çaba gösterenlere bu zeminin sağlanması, kamuoyunda derin bir güvensizlik yaratacaktır. Bu hataya asla düşülmemelidir.”
PİRHA-Gülistan Doku soruşturmanın ilk şüphelisi olan Zeinal Abakarov’un annesi Cemile Yücer’den dikkat çeken mektubu ortaya çıktı. CİMER’e gönderilen mektupta Zeinal Abakarov’un yetkililer aracılığıyla Rusya’ya götürüldüğü, Süleyman Soylu’nun ‘ricası’yla da Türkiye’ye döndüğü ortaya çıktı.
Gülistan Doku cinayeti soruşturmasında tutuklananlar arasında yer alan, Cemile Yücer, 28 Ocak 2021 tarihli CİMER dilekçesinde oğlu Zeinal Abakarov’u yetkililerin bilgisi dahilinde Rusya’ya gönderdiğini, daha sonra ise dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun ‘ricası’ üzerine Türkiye’ye döndüğü yer aldı.
Süleyman Soylu’nun Gülistan Doku soruşturmana dahil edilmesine dair kamuoyunun beklentileri yüksekken ortaya çıkan dilekçe bir kez daha gözleri Süleyman Soylu’ya çevirdi.
‘Soylu cinayeti işleyeni, saklayanı biliyor mu?’ sorusunun hala cevap bulmadığı süreçte, ortaya çıkan dilekçenin soruşturmaya dahil edilip edilmeyeceği, Soylu’nun ifadesine başvurulup, başvurulmayacağı merak konusu.
Umut Altaş’ın itirafları sıcaklığını korurken, cinayeti işleyen ve suç ortağı olan isimlerin hala cinayeti işlediklerini ve Gülistan Doku’nun bedeninin nerede olduğuna dair bilgi vermemesi ‘Acaba örtbas edilen başka şeyler de mi var? Cinayetin ucu daha büyük yerlere dokunduğu için mi soruşturma ilerlemiyor?’ sorularını beraberinde getiriyor.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasında hakkında kırmızı bülten bulunan firari şüpheli Umut Altaş, ABD’de gözaltına alındı. Türkiye’ye iade süreci başlatıldı.
Dersim’de 5 Ocak 2020’den bu yana kayıp olan Gülistan Doku’ya ilişkin soruşturmada hakkında kırmızı bülten çıkarılan firari şüpheli Umut Altaş, ABD’de gözaltına alındı. Altaş’ın Türkiye’ye iade sürecinin başlatıldığı açıklandı.
Yetkililer, Altaş’ın daha önce bir televizyon kanalına verdiği röportaj üzerinden yerinin tespit edildiğini belirtti. Röportajda Türkiye’ye dönmek istediğini söyleyen Altaş, soruşturmaya dair bildiklerini yargıyla paylaşacağını ifade etmişti.
İçişleri Bakanlığı’nın girişimleri sonrası dosyanın ABD Interpol birimi ve FBI ile paylaşıldığı öğrenildi.
Gülistan Doku’nun kaybolmasına ilişkin yürütülen soruşturmada daha önce 15 kişi gözaltına alınmış, 12 kişi tutuklanmıştı. Soruşturmada adı geçen bazı kamu görevlileri ile dönemin üst düzey isimleri hakkında da işlem yapılmıştı.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasının firari şüphelisi Umut Altaş, yıllar sonra yaptığı açıklamada Türkay Sonel’in cinayeti kendisine itiraf ettiğini öne sürdü. Altaş, cesedin yok edilmesine ilişkin de dikkat çeken iddialarda bulundu.
Gülistan Doku dosyasında dikkat çeken yeni iddialar gündeme geldi. Hakkında kırmızı bülten bulunduğu belirtilen firari şüpheli Umut Altaş, yıllar sonra ilk kez konuşarak olayla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Umut Altaş, AKŞAM Washington temsilcisi Yavuz Atalay‘a konuştu.
ABD’nin New York kentinde bulunduğu belirtilen Altaş, soruşturmanın kilit isimlerinden Türkay Sonel’in kendisine cinayeti itiraf ettiğini öne sürdü.
“ÇOK BAĞIRIYORDU, BEN DE SIKTIM”
Altaş, valilik konutunda gerçekleştiğini iddia ettiği görüşmede Sonel’in kendisine, “Çok bağırıyordu, ben de sıktım” dediğini ileri sürdü. O dönem yaşadığı travma nedeniyle uzun süre sessiz kaldığını belirten Altaş, olay sonrası psikolojik olarak çöktüğünü ve hafıza sorunları yaşadığını söyledi.
“ŞÜKRÜ O İŞİ HALLETTİ” İDDİASI
Umut Altaş, açıklamalarında cesedin ortadan kaldırılmasıyla ilgili de ciddi iddialar ortaya attı. Altaş, Türkay Sonel’in olaydan sonra kendisine “Şükrü o işi halletti” dediğini öne sürerek, burada adı geçen kişinin eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruması olduğunu iddia etti.
Altaş, olayın ardından viyadük çevresinde araçla dolaştıklarını belirterek, Türkay Sonel’in sürekli bölgeyi kontrol ettiğini savundu. Gülistan Doku’nun Tunceli Üniversitesi civarında, köprü ve dere yatağının bulunduğu bölgede öldürülmüş olabileceğini ileri sürdü.
“ISSIZ ALANLAR ARAŞTIRILSIN”
Doku’nun cansız bedeninin bulunabileceği yerlere ilişkin de konuşan Altaş, özellikle Aktuluk Mahallesi çevresi ile Bayraktepe’deki su arıtma tesisi yakınlarının araştırılması gerektiğini söyledi.
Altaş, “Araba girebilen ama insanların gitmediği yerler araştırılmalı” ifadelerini kullandı.
ŞİDDET VE TEHDİT İDDİALARI
Türkay Sonel hakkında başka iddialarda da bulunan Altaş, Sonel’in şiddet eğilimli biri olduğunu, geçmişte kadınlara yönelik şiddet uyguladığını ve polislerle yaşadığı bir tartışmada silah gösterdiğini öne sürdü.
Öte yandan Altaş, artık kaçmayacağını ve bildiği tüm detayları yargı makamlarıyla paylaşacağını söyledi.
PİRHA- Gülistan Doku’nun ablası Aygül Doku, Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu’nun bildiğini dile getirerek, “Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz” dedi.
Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.
BİR SUÇ BÜROKRASİSİNİN ANATOMİSİ
2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor. Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.
Gülistan Doku soruşturmasında gelinen aşamaya dair Aygül Doku ajansımıza konuştu:
“Biz adelete güveniyoruz. Gülistan’ı öldürenler ve kaybedenler hesabını verecek. Yeni gözaltılarda olacak. Hala hesap vermeyen, sorgulanmayan isimler var. Dönemin bütün yetkililerinin sorgulanması gerekiyor. Kim niye susuyor? Açıklasınlar, Gülistan Doku’nun naaşı nerede? Biz Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Üzerinde ağlayacağımız, yas tutacağımız bir mezarımızın olmasını istiyoruz.”
“CEM TEKİNOĞLU NEDEN GAZETECİLERİ TEHDİT EDİYORSUN?”
Munzur Üniversitesi’nin geçmiş ve şimdiki rektörünün ilk günden bu yana Gülistan Doku’ya dair bir açıklama ve girişimde bulunmadığını vurgulayan Aygül Doku, Munzur Üniversitesi’nin dönemin Bilgi İşlem Daire Başkanı ve CHP Milletvekili Cemal Enginyurt’un danışmanı olan daha önce öğrencileri fuhuşa teşvik iddialarıyla gündeme gelen Cem Tekinoğlu’nun Gülistan Doku’ya dair haber yapan Emrullah Erdinç’i tehdit ettiğini belirtti:
“İlk gün biz üniversiteye gittik ve kayıtları istedik. Gözaltına alınıp bırakılan Süleyman Önal bize kameraların Dinar Köprüsü’nü görmediğini söyledi. Sonradan öğreniyoruz ki 60 kamera kaydı silinmiş. O dönem oranın da başında olan isim kim? Cem Tekinoğlu. Gülistan ile ilgili haber yapan gazeteciler tehdit ediliyor. Daha dün Munzur Üniversitesi’nde görevli Cem Tekinoğlu, Gazeteci Emrullah Erdinç’i tehtid ediyor. Niye tehdit ediyorsun? Neden bu kadar bu dosyayla ilgileniyor, ucunun ona dokuncağını mı düşünüyor? Ben Gülistan’ın diplomasını almaya gittiğimde yaka paça dışarı çıkarıldım. Dönemin rektörü hiçbir şekilde bizimle irtibat kurmadı, sesizliğe gömüldü. Halbuki biz kızımızı üniversiteye emanet ettik. Sorumluluğu olanlar susuyor. Neden susuyorsunuz? Susunca gerçeklerin açığa çıkmayacağını mı düşünüyorsunuz? Gerçekler siz konuşsanız da konuşmasanız da açığa çıkacak.”
Gülistan tacavüzcülerine karşı çıktığı, direndiği için katledildiğine dikkat çeken Aygül Doku, şunları kaydetti:
“Bunun ilk olduğunu düşünmüyoruz. Daha öncede benzer süçları işlemişler, susturmuşlar. Gülistan karşı çıktığı için kaybettirildi. Tuncay Sonel kendini ‘Tuncelinin Tanrısı’ ilan etmişti. Devlet içinde devlet kurmuş. Kimse karşı çıkmamış. Ne İl Emniyet Müdürü, ne Munzur Üniversitesi’ndekiler ne de Tunceli Devlet Hastanesi Başhekimi. Hepsi ne demişse yapmış. Biri hastane kayıtlarını silmiş, diğeri kamera katılarını, bir başkası katledip, kaybetmiş. İl Özel İdare’den bir memur Gülistan’a dokunan son kişi olduğu ortay açıktı. Bu nasıl olur?”
“Bu mesele artık bizim meselemiz olmaktan çıktı” diyen Aygül Doku, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Biz ilk gün ‘Gülistan Doku nerede?’ diye sormaya başladığımızdan bu güne kadar mesele bütün kadınların meselesi oldu. Bir Gülistan daha katledilmesin diye adalet mücadelesi veriyoruz. Biz Gülistan’ın geri gelmeyeceğini biliyoruz. Biz sadece Gülistan’ın naaşını istiyoruz. Yas hakkımızı istiyoruz. Gülistan’ı kaybedenler konuşsun; Gülistan’ın naaşı nerede? Dosya kapsamında tutuklanan polis Şükrü Eroğlu Gülistan’ın naaşının nerede olduğunu biliyor. Onlar bunu saklayarak cezaevinden çıkıp, normal hayatlarına döneceklerini mi sanıyorlar. Hayır. Böyle olmayacak. Buna izin vermeyeceğiz. Gülistan Doku dosyasında adalet sağlanana, Gülistan’a dokunan her kim varsa hesap verene kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”
PİRHA- Katıldığı bir televizyon programında konuşan Adalet Bakanı Akın Gürlek, Gülistan Doku soruşturması kapsamında aranan Umut Altaş’ın Amerika’dan iadesi için sürecin sürdüğünü belirterek, “Umut Altaş bence kritik bir isim, kilit bir isim. Bu Türkiye’ye geldiği zaman, beyanda bulunduğu zaman bence olayın çoğu çözülecek” dedi.
Adalet Bakanı Akın Gürlek katıldığı bir televizyon programında Barış ve Demokratik Toplum Süreci, faili meçhul cinayetler ve yeni Anayasa’ya ilişkin konuştu. Gürlek, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin bir an önce yasalaşması gerektiğini, süreç kapsamında yeni Anayasa’ya ihtiyaç olduğunu ve faili meçhul cinayetlere ilişkin 638 dosyanın incelendiğini belirtti.
“UMUT ALTAŞ KİLİT İSİM”
Gülistan Doku soruşturmasına dair de konuşan Gürlek, Gülistan Doku soruşturması kapsamında hem Erzurum Başsavcılığı’nda hem de Tunceli Başsavcılığı’nda soruştutmaların yürütüldüğünü söyledi:
“Vali olması sebebiyle kamu görevlerinin bir usulü var. Soruşturma usulü. Erzurum Başsavcılığı onu yapıyor. Diğer Tunceli Başsavcılığımız da onu yapıyor. Burada tabii kilit isim ben daha önce söyledim, Umut Altaş’dır. Amerika’da firari ve biz bunun hakkında kırmızı bülten çıkarttık. Durumun hassasiyetini Amerika makamlarına da ilettim. Ben kendim de bizzat görüştüm. Özellikle biz Umut Altaş’ın iadesini ivedilikle istedik. Bizim için önemli olan Umut Altaş’ın beyanları. Çünkü Umut Altaş’la Gülistan Doku son ana kadar arkadaş, çok yakın arkadaş. Aynı zamanda Vali Bey’in oğlu da bunlar yakın arkadaş. Bu şekilde zaten Umut Altaş’ın bir kısım beyanları var. Ailesinin beyanları, babasıyla yaptığı yazışmalar var. Umut Altaş bence kritik bir isim, kilit bir isim. Bu Türkiye’ye geldiği zaman, beyanda bulunduğu zaman bence olayın çoğu çözülecek.”
“SÜRECE KATKI SUNMAYA HAZIRIZ”
Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında çıkacak yasalar için Meclis’e her zaman yardım etmeye hazır olduklarını vurgulayan Gürlek, “Bu konuda bizim kendi çalışmamız da var. Biliyorsunuz Kanunlar Genel Müdürlüğü bize bağlı. Burada arkadaşlarımız bu konuda sürekli olarak olaya vakıf. Yani Meclis gündemine ne zaman alacaksa biz arkadaşlarımızla birlikte bu sürece katkı sunmaya hazırız. Bir an önce şahsi benim düşüncem; sürecin artık yasalaşması gerekiyor. Bu sürecin bir an önce yasalaşması gerekiyor” şeklinde ifade etti.
PİRHA- Gülistan Doku soruşturmasına dair konuşan Avukat Kenan Çetin, dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’in tutuklanmasıyla dosyanın aydınlatılamayacağını belirterek, “Gülistan Doku dosyası bir güneştir, aydınlanırsa, buna bağlı olarak bir çok şey aydınlanacaktır” dedi.
Türkiye’nin son yıllardaki en karanlık dosyalarından biri olan Gülistan Doku davası sil baştan yürütülüyor. 6 yıldır “Munzur’un karanlık sularında” aranan adaletin aslında devletin arşivlerinde, silinen hastane kayıtlarında ve yönü değiştirilen kameralarda gizlendiği ortaya çıktı.
2026’nın şafak operasyonuyla aralanan perde; bir üniversite öğrencisinin kaybının değil, bir valinin oğlunu ve bir polisin yakınını korumak için seferber edilen devasa bir “suç bürokrasisinin” anatomisini gözler önüne seriyor. Dosya kapsamında dönemin valisi ve kayyımı Tuncay Sonel’in yanı sıra 12 kişi tutuklanırken, dosya kapsamının kimlere uzanacağı tartışılıyor.
Gülistan Doku’nun kaybedildiği dönemde Dersim Baro Başkanı olan Avukat Kenan Çetin ile soruşturmanın geldiği noktayı konuştuk.
“İLK GÜNLERDE GÜLİSTAN’NIN BARAJDA OLMADIĞI SÖYLENDİ”
PİRHA: Gülistan Doku’nun kaybolduğu ilk günden itibaren sürecin takipçisi oldunuz. O gün ile bugün arasında ne yaşandı?
Avukat Kenan Çetin: Öncelikle tabii ki kaybolmanın olduğu günden sonra ailenin baroya bir başvurusu oldu. Baroya başvurudan sonra 8 arkadaşla aileden vekalet aldık. Bu vekaleti Dersim Barosu özellikle kadın ve çocuk komisyonu adına aldık.
Vali’nin özellikle Dinar Köprüsü ve intihar üzerine odaklandığını, soruşturma makamlarının da aileye, kurumlara bu noktada bir çalışma yürüttüklerini söyledi. 7 Ocak’tan itibaren yazılı 14 talepte bulunduk. En önemli talebimiz de, soruşturmanın jandarmanın yürütmesi oldu. Çünkü Zanyal’ın babası cinayet büroda çalışıyor. Dolayısıyla dosyanın şüphelisinin yakını, şüpheli olabilecek ihtimali olan şahısların olduğu kurum değil de jandarma araştırsın istedik.
Akabinde sorular hazırladık. 19 soruda, bu meselenin intihar olmayabileceği, cinayet olabileceği, kadın kırımına yönelik şüphelerimizi belirttik. Bunun dayanağı şu. Ben o zaman Pertek’te ikamet eden biriyim. Burada baro başkanıyım. Günlük gelişimizde Dinar Köprüsü’ndeki şahıslarla sohbet edebiliyoruz. Bir hafta öncesine gittiğimizde Pertek’te bir muhtarın da bulunması olayı var. Bu bulunma süreci bir hafta oldu. Yani orada özellikle jandarmanın getirdiği cihazla bir hafta içerisinde bulundu. Orada gelen jandarma dahil, belediyeler dahil 55 kurum, 550 insanın bize söylediği “Ya biz bu suyun hakimiyiz, biz bu suyun savcısıyız. Bu kız burada değil.” Bu bizde intihar olmama ihtimalini güçlendirdi.
“DOSYADA SAKLANAN DELİLLERİN OLDUĞUNU SÖYLEDİK, VALİLİK DOSYAYI ABLUKAYA ALDI”
-Bugün bu dosyada elde edilen bilgiler cinayetin yaşandığı ilk günde bulunamaz mıydı? Hangi irade bunu engelledi?
Kenan Çetin: Avukat Kenan Çetin: 7 aya yakın bir çalışma yürütüldü. O süreç içerisinde hep kurumlarla ilgili dosyaya ilişkin saklanan deliller var. Yani dosyada bulunan not, Gülüstan’ın not defteri benzeri şeylerde intihar, hastane kayıtları bile buna yoruldu. Ama biz o süreçte, çok iyi hatırlıyorum 20 Ocak’tan itibaren bunun intihar olmayabileceğini, bir cinayet olabileceğini, bir kaybettirme olabileceğini sadece suda arama değil de karada aramanın da yapılması gerektiğini yazılı olarak belirttik.
Baştan itibaren şöyle söyleyeyim buradaki kurumların iyi bir duyarlılığı vardı. Aileden kurumlara kadar bir duyarlılık vardı. Ama ailenin olağanüstü bir çabası vardı. Hak arama isteği vardı. Haklı olarak kızının bedenine ulaşma isteği vardı. Ama özellikle valilik makamı dosyayı ablukaya aldı. Soruşturmanın o eksikleri, ona ilişkin yanıtlar ne aileye ne de avukatlara bilgi verilmedi.
“ORGANİZE BİR KÖTÜLÜK VAR”
-Bugün dosyada ilerleme olsa da ucunun nereye kadar gideceğine dair soru işaretleri var. Dosyanın sonuçlanması için ne yapılmalı?
Kenan Çetin: 2021’den sonra biliyorsunuz Zanyal’ın yurt dışına götürülmesi, bugün de açıkça çıkıyor. Ailenin aylarca Antalya’da konaklanması biraz da oraya şüpheyi oraya yoğunlaştırma gibi şeyler de vardı. Şimdi ilk günde bulunamaz mıydı? Bulunabilirdi. Çünkü bu olaya iştirak eden örgütlü kötülük engelledi bunu. Yani nasıl engelledi? Valinin SIM kartı savcılığa vermemesi gibi. Ya da dosyaya bazı delillerin sunulmaması ,saklanması gibi.
Şimdi bir ihbar var. Gülüstan’ın bir arabada olduğu söyleniyor. Orada tutulan tutanak var, anonslar var. Birçok şey dosyaya koyulmamış. Görülebilir miydi? Yani o ilk günden görülebilir miydi? Bize göre görülebilirdi. Ama bir el birileri özellikle merkezi otoritede de ben o gücü aldıklarını düşünüyorum. Sadece bir vali ya da ona bağlı 3-4 insan olduğunu düşünmüyorum.
Adalet Bakanı “ucu nereye kadar giderse gitsin” dedi. Ucunun bağlanmaması gerekiyor. Bir vali ile sınırlanmaması gerekiyor. Niye? Daha önce de bu örgütlü kötülükler vardı. Elazığ’da, Fırat Üniversitesi’ndeki bir kızın olayını bu bölge yaşadı. Bunun gibi diğer olayların da üstünün kapatıldığını düşünüyoruz ki bu sadece bir şahıs tarafından kapatılmış bir mesele değil, organize bir kötülük diye düşünüyoruz.
“DOSYA HALEN TAM AYDINLATILMAMIŞTIR. İLK GÜNLERDE BİZ; GÜLİSTAN DOKU BİR GÜNEŞTİR DEDİK DOSYANIN TAM AYDINLATILMASI DİĞER DOSYALARIDA AYDINLATIR”
-Tuncay Sonel tek başına mı yürüttü? Size gelen bir not olduğu ifade ediliyor. Bu durumu açar mısınız?
Kenan Çetin: Şimdi bize gelen not daha önce beyanda da bulunduk. Aslında CİMER’e yazılan bir yazı var ve yerel medyayla birlikte, ajanslarla birlikte bizim baroda bir açıklamamız var. Aileyle de açıklama yapıyorduk. CİMER’e yazılan yazıda biz o süreçte Zanyal’ın Rusya’ya kaçırılma meselesinde bir paniğin yaşandığını gördük. Birilerinin bu anlamda serzenişlerini görünce çağrı yaptık; bilgisi olanların baroya, aileye, yetkililere ulaşmasını istedik. Sonrasında bahsi geçen not evimizin eşiğine bırakıldı . Belli ki birileri bu dosyanın aydınlatılmasını istiyor.
İmzasız ama daktilo ile yazıldığını düşündüğümüz bir not. O notta, Gülüstan Doku’yla Vali’nin oğlunun bir ilişkisi olduğu söyleniyor. Tabii ki değerlendirdik. Hızlı bir şekilde ne yapabiliriz? Hemen soruşturmayı yürüten savcılığa gereği için bildirdik. Üst yazıyla bildirdik ki kaybolmasın. Birden fazla da örneğini elimizde tuttuk.
Sonradan alıyoruz ki başsavcılık bunu gazetecilerle paylaşmış. Tabii gazetecilerin kendilerine göre korkuları var. Açıklanmayabilir ama biz hukukçuğuz Zanyal’ın kaçırmaya çalışan bir yapı var. Gizli tanığı da yok edebilir mi? endişesi yaşadık. Diğer bir şey Vali’nin oğlunun kaçma durumu olabilir mi? Bunlar güçlü ihtimaller.
Savılığa dedik notu bırakanın bulunması lazım. Polis ve adliye lojmanlarının, Adliye’nin, DSİ’nin olduğu bir bölgede notu bırakanın bulunmaması mümkün değil. En önemli şey o tanığı ulaşılması, tanığın bildiklerini söylemesi gerekiyor.
Güllüstan Doku dosyasında alie ve biz kurumlar olarak, ilk andan itibaren şunu söyledik.
Bu dosya bir güneştir. Gülistan Doku bir Güneştir ,Bölgenin güneşi aydınlanırsa, buna ve bu dosyaya bağlı olarak birçok şey aydınlanacaktır.
Geldiğimiz aşamada hala cevapsız sorular var. Mesela üniversite ayağı yok. Niye üniversite ayağı yok. Adliye ayağı yok. Kollukta bu delilleri saklayan kimler? Dosyanın halen %60’a yakınının gizemini koruduğunu, açıklanmadığını düşünüyoruz.
“BİZ VALİYİ ALDIK. İÇİMİZDE KÖTÜLER VAR’ DEYİP BURADAN KİMSE SIYRILAMAZ”
-Kentin sustuğuna dair bazı değerlendirmeler var. Katılır mısınız? 6 yılı aşan süreçte nasıl bir mücadele yürütüldü?
6 yıl İl içerisinde şunun hakkını net vermeliyiz. Abla şahsında, anne baba şahsında ailenin duyarlılığı, kadın örgütlerimizin duyarlılığı, sivil toplum örgütlerinin duyarlılığı çok iyiydi.
Baroya bizim dönemimizde 30’u aşan mağdur başvurusu var. Bunlar niye önemli? O kadın komisyonundaki arkadaşlarımızın müthiş bir emeği var. Bazı dosyalarda, büyük oranda dosyalar cezalandırıldı, failler bulundu.
Bazı şeyleri hassasiyetlerimizden kaynaklı açıklamıyoruz. Esma’nın ailesini düşünün. Daha önce yaşadığı kızının durumunu düşünün. Ama insanlar şöyle bir o empati yeteneğinden yoksun. Aileyi zan altına düşürecek şeylerden çok rahat bir şekilde söyleyebiliyor. Dersim’in şundan vazgeçmesi lazım. Dersim’de bazı insanların ağzıyla cinayet işleme huyundan vazgeçmesi lazım. Belgesi olmadan, bilgisi olmadan konuşmamalı.
Bu dosya şahsında şöyle bir şeyi söyleyelim. Yani sadece vali mi sorumlu? Hayır, net söylüyoruz. ‘biz valiyi aldık. içimizde kötüler var’ deyip buradan kimse sıyrılamaz. Ucu nereye gidiyorsa gidilmeli, ucu bağlanmamalı. O anlamda ailenin haklı talebini buradan bir kez daha hayıkırıyoruz; Gülüstan’ın bedeni bir an önce bulunsun. Aile o mezar taşına çiçeğini koyabilsin. Acısını yaşayabilsin. Bu ailenin feryadıdır.
“ESMA DOSYASI AÇIK”
-21 Mart 2020’de Uzunçayır Baraj Gölü’nde bulunan 28 yaşındaki Esma Kılıçarslan’ın ölümü, şüpheli olarak kayıtlara geçti. Bu dosyaya dair ne söylemek istersiniz?
Kenan Çetin: Esma’nın dosyası ile ilgili de kamuoyunda yanlış bilgiler, yanlış tarihler, yanlış sayıların olduğunu söyleyeyim.
Dosya açık bir dosya. Hiçbir zaman kapanmadı. 1,5 yıldır da dosyada yazışmalar var. Bunu net söyleyeyim. Bu anlamda yanlış bilgileri lütfen kamuoyuna birileri yaymasın. Ailemizin yanında olalım Zan altında bırakmayalım . İsteğimiz o. Bakın DNA örneği farklı, başka örnekler farklı.
Dosyaya ilişkin eksikleri savcılık da kabul ediyor. Bizim yakın zamanda ve öncesinde de birden fazla dilekçemiz var. Dosyada aydınlatılmasını istediğimiz durumlar var. Dolayısıyla hangisi aydınlandığında, neler geliştiğinde biz aile ile birlikte kamuoyunu açıklayacağız. Biraz bu noktada da duyarlılık istiyoruz. En azından Dersimli dostlarımızdan, kurumlarımızdan istediğimiz o. Biz buradayız Bilgi ve belge varsa bizimle paylaşsınlar . Çok rahat bir şekilde gelip sorularını sorabilirler. Ailelerin izin verdiği kadar yine dosyadaki maddi gerçeklik neyse onu paylaşacağız.”
PİRHA- Gülistan Doku dosyası, Munzur Üniversitesi’ndeki ilişki ağını yine gündeme getirdi. Ajansımıza konuşan üniversite çalışanı, tacizcilerin ve mobbing uygulayanların hala görevde olduğunu vurgulayarak, gerekli soruşturmanın yürütülmesi çağrısında bulundu.
Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku dosyasındaki gelişmeler Dersim’deki bürokrasi ilişkilerini yeniden gündeme getirdi. Munzur Üniversitesi sürecin başından itibaren “sessiz” kalırken, yürütülen soruşturmanın Munzur Üniversitesi’ne uzanıp uzanmayacağı merak konusu.
Gülistan Doku soruşturmasında Munzur Üniversitesi’ne dair milletvekilleri, “Munzur Üniversitesi’nde rektörlük makamı veya üniversite yönetimiyle bağlantılı olarak gündeme gelen taciz ve mobbing iddiaları hakkında herhangi bir savcılık soruşturması yürütülmüş müdür? Munzur Üniversitesi’nde kadın öğrencilerin güvenliğine ilişkin şikayetler Bakanlığınıza, savcılıklara veya kolluk birimlerine ulaşmış mıdır? Munzur Üniversitesi’nde Gülistan Doku’nun kaybolmasından önce veya sonra kadın öğrencilerin yaptığı taciz ve şiddet başvurularının akıbeti nedir? Gülistan Doku dosyası ile Munzur Üniversitesi’ndeki taciz ve mobbing iddiaları arasında herhangi bir bağlantı olup olmadığı araştırılmış mıdır?” soruları kamu adına sorulurken, üniversite çalışanları da bu sessizliğin bir tercih olduğunu ortaya koyuyor.
“TACİZCİLER GÖREVDE”
Adını vermek istemeyen Munzur Üniversitesi çalışanının aktardıkları ise, başka bir soruna da işaret eder nitelikte.
Munzur Üniversitesi’nin bir önceki rektörü Ubeyde İpek’in dönemin valisi Tuncay Sonel’in araya girmesiyle Süleyman Soylu üzerinden ikinci dönem rektör yapıldığını bizzat kendisinin sohbetlerde ifade ettiğini paylaşan çalışan, “Gülistan Doku cinayeti sonrasında neden hala Munzur Üniversitesi mercek altına alınmadı?” diye sordu.
Munzur Üniversitesi’ndeki bazı akademik ve idari personelin öğrencilere yönelik tacizleri hiçbir zaman gündemden düşmediğini hatırlatan çalışan, “Hatta hem Ubeyde İpek hem de mevcut rektör bu tacizcileri hala koruyup kolluyor. Bunlar hala öğrencilerin derslerine girip duruyorlar ki kimin çocuğu olsa tedirginlik duyar. Bunun yanında tarikatların şehirde üniversite öğrencilerini evlerde toplayıp ayinler düzenledikleri ve yine belirli tarikatlara yakın kişilerin rektör Kenan Peker tarafından korunup kollarak üniversite içerisinde etkin bir hale getirdiği de herkesin çok yakından bildiği gerçeklerdir” dedi.
“SAVCILAR HAREKETE GEÇMELİ”
Ubeyde İpek döneminde Barış Akademisyeni ve FETÖ’cü oldukları iddiasıyla üniversiteden onlarca kişi ihraç edilirken bizzat aynı gerekçeler ile Bank Asya hesapları ve Fetullahçılarla açık ilişkileri olmasına rağmen Ubeyde İpek’e yakın isimlerin dosyalarının sümen altı edildiğini idddia eden çalışan, şunları ifade etti:
“Bunlar açık ve nettir. Üstelik bu kişiler üniversitede hali hazırda da görev yapmakta olup, gerçekleştirdikleri usulsüz işlemler ve alımlarla devleti zarara uğratmalarına rağmen mevcut rektör Kenan Peker tarafından korunup haklarında tek bir işlem dahi yapılmamıştır. Savcılık gerek duyarsa sizin vasıtanızla bu isimlere dair delilleri sunabiliriz. Fakat şunun altını kalın harflerle çizmek gerekiyor. Bu incelemelerin bizzat savcılık tarafından yapılması gerekiyor. Aksi takdirde bu kişiler hakkında üniversitece her defasında göstermelik soruşturmalar açılıp üstü kapatıldığı gibi, bazen de soruşturmalarda bilerek usul hataları yapılarak aklanmalarının önü açılmaktadır”
“ALEVİLİK VE DERSİM HALA SORUN OLARAK GÖRÜLÜYOR”
Devlet yıllarca Dersim’i kategorik olarak olumsuzladığı için tarikatların önünün hep açık tutulduğunu belirten çalışan, “Tuncay Sonel örneğinde de gördüğümüz gibi birileri sürekli vatan-millet-sakarya edebiyatıyla her türlü usulsüzlük ve suçlarını devletin imkan ve olanaklarını kullanarak ört pas ettirdiler. Şimdi dönüp geriye baktığımızda demek ki fişlenen bu insanların rahatsızlıklarının boşuna olmadığı kanıtlanmış oluyor. Bir üniversite düşünün ki rektörleri her defasında geçmişin sömürge valileri gibi bu kentin kültürüne ve inancına yabancı ve düşman gözüyle bakan insanlardan seçiliyor. Ramazanda çay ocaklarını kapatıp çay servisini yasaklayan bugünkü rektör büyük bir pişkinlikle basına bunun yalan olduğunu ifade etti. Hadi Türkiye kamuoyunu kandırdı, peki bu devletin valisi, polisi ve istihbaratı bunu yaptığını bilmiyor mu? Elbette biliyor. Ama işte mesele Alevilik ve Dersim olunca birbirlerini ne yazık ki bırakmıyorlar” diye ifade etti.
“GÜVEN SORUNU VAR”
Yeni bir demokratikleşme sürecinin içinden geçildiğini vurgulayan çalışan “Fakat bizzat devlet içindeki art niyetli yöneticilerden ötürü bölge insanı güven duymuyor. Çünkü kendilerine değer verilmediği hissine bölgedeki yönetici profillerine bakarak çok rahat varabiliyorlar. Hem şehrin hem de üniversite personelinin istediği, bölge kültürüne yabancı olmayan bir rektörün atanması çok mu zor? diye sorarak sözlerini şöyle sürdürdü:
“ELAZIĞLI REKTÖRLER KUŞATMASI”
“Mevcut Rektör’ün yapıyor gibi gözüktüğü herşeyin bir şov olduğunu şehirdeki herkes biliyor. Kanaatimce sadece hakkındaki taciz, usulsüzlük ve tehdit iddiları bugün bile cumhurbaşkanına iletilse bu makamda kalması mümkün görülmez. Üniversite resmen bir ‘Elazığlı rektörler’ kuşatması altında. Onlarca başarısızlığa imza atan, bir akademisyenden ziyade akademik ve idari personelin üzerinde tahakküm kurma arayışında olan Kenan Peker hakkındaki iddialar çok vahim. Hakkında onlarca haber ve Meclis’te soru önergesi verilmesine rağmen YÖK tarafından herhangi bir girişim bile başlatılmaması da düşündürücü. Devlet eğer bir valisi üzerinden herkesin gözüne batan bu olumsuz imajı düzeltmek istiyorsa kesinlikle toplumla barışık ve güven aşılayan bir rektör atamalı. Çünkü üniversite şehirde toplumsal dokuyu bozan kurumların başında görülüp yöneticilerinin olumsuz uygulamaları da buna tuz biber olmaktadır.”
PİRHA-Dersim’de’ 5 Ocak 2020’de kaybolan Gülistan Doku hakkındaki soruşturmada, İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen müfettişlerin çalışmaları tamamlandı. Hazırlanan rapor, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.
Soruşturma ilgili tutuklu bulunan Tuncay Sonel’in vali olduğu dönemde, kentte görev yapan ve isimleri ifadeler ile tutanaklarda geçen emniyet ve valilik personelinin ihmali bulunup bulunmadığının araştırılması amacıyla İçişleri Bakanlığı tarafından görevlendirilen mülkiye başmüfettişleri ile polis başmüfettişlerinin çalışmaları tamamlandı.
Ayrıca, Gülistan Doku’nun kaybolmadan önce gittiği Tunceli Devlet Hastanesi’nde silindiği tespit edilen kayıtlar ile ilgili Sağlık Bakanlığı tarafından görevlendirilen müfettişlerin de çalışmasının tamamlandığı belirtildi. İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından tamamlanan çalışmaların ardından hazırlanan dosya ve raporların, Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildiği öğrenildi.
PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Meclis’te yaptığı konuşmada, Gülistan Doku’yu kaybettiren kamu gücünün, kayyım yolsuzluklarını da aynı koruma kalkanıyla örttüğünü belirterek, Dersim’de kayyım istemediklerini ifade etti.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, iktidarın “torba yasa” pratikleri üzerinden yerel yönetimleri etkisizleştirme çabalarını ve Dersim’de kayyum dönemi yaşanan yolsuzlukların nasıl sistematik bir cezasızlık zırhıyla korunduğunu sert sözlerle eleştirdi.
Kordu, konuşmasında özellikle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu döneminde, Dersim’in kayyım valisi hakkındaki yolsuzluk dosyalarının işleme konulmaması ile Gülistan Doku soruşturmasındaki benzer “aklama” yöntemleri arasındaki paralelliğe dikkat çekti.
“MERKEZİLEŞME VE KAYYUM ZİHNİYETİ DEVAM EDİYOR”
İktidar’ın Meclis’e getirdiği torba yasalarda ‘merkezîleşme’nin çıktığını belirten Kordu, “Bu torba yasada da gene aynı merkezîleşme var. Yerel yönetimlerin şirket kurma ve kooperatiflerin ortaklık kurma yetkilerinin Cumhurbaşkanlığı izni ve onayına bağlanmak istenmesi açıkça Anayasa’nın 127’nci maddesi gereğince güvence altına alınan yerel özerkliğe aykırı olduğu hepiniz tarafından bilinmektedir. Kentin, seçilmişlerin aldığı kararları merkezî onaya bağlayan bu teklif demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmayan, yerel yönetimlerin ve halkın yönetimine katılım hakkını yine ortadan kaldıran bir teklifle önümüze gelmektedir” dedi.
SÜLEYMAN SOYLU’NUN SORUMLULUĞUNU HATIRLATTI
Gülistan Doku soruşturmasında tutuklanan dönemin valisi ve kayyımı olan Tuncay Sonel’i hatırlatan Kordu, şunları ifade etti:
“Tüm kamu gücünü kendi elinde bulunduran, merkezileştiren; valilikleri, tüm mülki amirlikleri, tasarrufunda bulunan tüm yerleri dizayn etmeye çalışan bir anlayışla dolu. Bu sistemin nasıl bir sömürü, nasıl bir yağma, nasıl talan, yolsuzluk ve yozlaştırma pratiğiyle hareket ettiğini çok açık göstermektedir. Bakın, kendisinin de kayyum valisi olduğu dönemde, belediyenin yine bir seçimle kayyumdan halkın iradesine geçtiği süreçte, belediyede kurulan bir inceleme komisyonunda açığa çıkan raporlarda 8 tane ayrı yolsuzluk kalemi tespit edildi, Bakanlığa bu iletildi. Bu yolsuzlukları soruşturma talebine, dönemin yine İçişleri Bakanı olan Süleyman Soylu’nun imzasıyla 8 ayrı yolsuzluk dosyasına koruma kalkanı oluşturuldu ve soruşturma izni verilmedi. Hatta, hakkında ağır suçlamalar bulunan bu kayyum valisiyle ilgili, bizzat kendisi hakkında ‘kendisiyle ilgili bir ön incelemeye gerek yoktur.’ görüşü verdi. Ama Danıştay, kendisi hakkında görüş sunmanın objektifliğe aykırı olduğunu düşünerek bunu bozdu. Fakat Soylu’nun ‘kamu yararı gözetilmiş’ cevabı dışında hiçbir soruşturma gerçekleştirilmedi.
Gülistan Doku’nun akıbetini buralardan sorduğumuzda, cevapsız bırakılan sorular, araştırma önergelerine bu siyasal iktidar tarafından verilen retler yine açık, ortadayken; işte, kendisinin ‘Soruşturma yaptık, gerekli soruşturmalar yapıldı, bir şey bulamadık.’ diye Soylu’nun açıklamasından da çok iyi biliyoruz. Benzer yaklaşımlar, benzer zihniyetler; işte, bu demokratik kültürden uzak, cinsiyetçi, tekçi bir zihniyetin bu ülkede en büyük suçları nasıl işleyebildiğini ve nasıl korunabildiğini, nasıl korunduğunu da açık, somut sonuçlarından bir tanesidir.”
6 yıl boyunca Gülistan Doku’nun kaybettirilmesi ve katledilmesinin arkasında yatan kamu gücünün tüm olanaklarının bu katledilmede kullanılmasının tekil bir durum olmadığını vurgulayan Kordu, “Uzun yıllar Kürt illerinde kamusal gücün nasıl aslında kadınlara yönelik şiddet, kadınlara yönelik intihar süsleri verilerek ya da faili meçhul bırakılan dosyaların nasıl kamusal güçle örtüldüğünün de açık bir hâli olduğunu tekrar söylüyoruz ve bu politikaların yerelde, emniyette, üniversitede, savcılıkta, kaymakamlıkta hastanelere kadar kendi valiliklerini, bulunduğu il müdürlüklerini kendisine göre dizayn ederek sürdürdüğü bu dosyada çok açık bir kere daha ortaya çıkmıştır” diye belirtti.
“DERSİM’İN KAYYIMLA YÖNETİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ”
“Biz Dersim’in şu anki kayyum valisi tarafından da yönetilmesini kabul etmiyoruz” diyen Kordu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bir an önce bu zihniyet değişikliği yaşanmak zorunda. Demokratik toplum ve barış sürecinde adımlar doğru atılmalı. Toplumsal barış tesis edilmediği sürece de gerçek adalet ve barışın, özgürlüğün sağlanamadığını biliyoruz. Kayyumlar geri çekilmelidir ve buna ilişkin yasalar bir an önce çıkarılmalıdır. Siyasi iktidar demokrasiye ağır vurulan bu darbelerin de bizzat sorumlusudur. Demokratik bir yaşamın inşasında bizler tüm kirli ilişki ağlarının ortaya çıkarılması için takipçisi olacağız. Sadece takipçisi değiliz, bu süreçte örgütlenerek, kendimiz çözüm gücümüzle, kendimiz mücadele gücümüzle bu oluşturulan tüm kirli ilişkilere karşı kamu gücünün yıllardır coğrafyamızda özellikle kendisini nasıl sistemleştirdiğini, özel savaş politikalarıyla kendisini nasıl yürüttüğünü teşhir etmeye, örgütlenmeye de devam edeceğiz diyorum.”