Etiket: gülistan kılıç koçyiğit

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Meclis devreye girmeli, gecikmeden rolünü oynamalı-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerektiğini belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gençliğin geleceksiz bırakılmak istendiğini vurgulayarak, gençlerin mücadelesinin yanında yer aldıklarını söyledi.

    “DEMOKRATİK YASAL ÇERÇEVE OLUŞTURULMALI”

    Barış ve Demokratik Toplum Sürecin’deki gelişmeleri de değerlendiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Kürt sorunun çözümü noktasında devam eden sürecin Türkiye’nin en önemli siyasal gündemlerinden biridir. Sürecin seyrinin toplum ve kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor. Toplumun öncelikli gündemi olan bu mesele elbette siyaset kurumunun da öncelikli gündemlerinden biri olmak durumundadır. Bu anlamda Sayın Bahçeli’nin önerdiği bazı somut adımlar sürecin ilerletilmesi açısından önemli. Yine yürütme adına yapılan açıklamalar var. Bu açıklamalarda da yasal boyutun gündemde olduğuna dair sözler sürecin ivme kazanması bakımından önem arz etmektedir. Sürecin yürümesi, başarıya ulaşması için Sayın Öcalan başta olmak üzere tüm muhataplar gerçek anlamda bir çaba içerisindedir. Bunu ifade etmek gerekiyor. Var olan sıkıntıların aşılması için siyasal iktidarın ve bir bütün olarak Meclis’in devreye girmesi ve hızlı bir şekilde gecikmeden rolünü oynaması gerekir.

    Bunlar görmezden gelinemez. Siyasal seyrin yasal adımlarla ivmeye kavuşturulması gerekir. Siyasal çerçevenin yasal çerçeveye kavuşturulması ve bu sürecin aciliyetini ifade etmek gerekiyor. Barışın hukuka ihtiyacı var. Bu anlamda Meclis Komisyon Raporu aslında gereken yasal adımları, atılması gereken adımları, yapılması gerekenlerin yol haritasını çok açık ve net bir şekilde hem Meclis için hem de yürütme için ortaya koymuştur. Hepimiz açısından yol haritası niteliğindedir. Bağlayıcı niteliktedir. Onun da altını çizmek isterim. En nihayetinde o rapora her birimiz imza koyduk. Yine önermiş olduğumuz varış izleme ve takip mekanizması kurulması gerektiğini de bir kez daha ifade etmek istiyoruz buradan. İktidarından muhalefetine, Kürt’ünden Türk’üne farklı inançlardan herkese ilaç gibi gelecek olan bu sürecin demokratik yasal çerçeve ile taçlandırılması ve nihayete ermesi gerekiyor. Bunun için de hep beraber çalışmak gerekiyor.”

    Enflasyon rakamlarına da dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Emekli olan yurttaşlar yoksullukla, açlıkla baş başa bırakılıyor. Bir cafeye gidip bir kahve içemeyecek, otobüs bileti alamayacak duruma gelmiş gençlik var. Ama buna dönüp bakan yok. Buna karşı sokakta, Meclis’te, fabrikada mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    DEM Parti’den Gülistan Doku çıkışı: Süleyman Soylu da sorgulanmalı!

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, yaptığı basın açıklamasında, Gülistan Doku soruşturmasının eski vali Tuncay Sonel ile sınırlı kalmaması gerektiğini ve Süleyman Soylu’nun da soruşturmaya dahil edilmesi gerektiğine dikkat çekti.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı açıklamada Gülistan Doku soruşturmasına ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, soruşturmanın yalnızca dönemin Tunceli Valisi ile sınırlandırılamayacağını vurguladı.

    Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Peki bu mesele sadece gerçekten Vali ile mi sınırlıdır? Vali ile sınırlı olduğunu düşünmüyoruz. Vali’nin çok yakın arkadaşı, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da sorgulanmalıdır, ifadesi alınmalıdır. Sorumluluğu vardır.”

    Koçyiğit’in açıklaması, Gülistan Doku dosyasının genişletilmesi ve dönemin yetkililerinin de sürece dahil edilmesi gerektiği yönündeki çağrıları güçlendirdi.

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz’da halkın siyasete ve devlete mesajlar verdiğini dile getirerek, “Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar çatısı altında bulunduğumuz parlamentoyadır. Bu yükselen ses ertelenemez. İçinde bulunduğumuz sürecin gerçek anlamda yasal kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, gündemdeki gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Newroz kutlamalarına dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz’un hava koşullarına rağmen çok coşkulu geçtiğini, insanların akın akın meydanlarda buluştuğunu belirtti.

    Newroz’da halkın siyasete, devlete ve herkese de mesajlar verdiğini dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit,  “Kürt halkı ve bütün halklarımız Newroz meydanlarında demokratik çözüm ve kalıcı barış konusundaki ısrarını bir kez daha ifade etti. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne olan bağlılığını teyit etti. Sayın Öcalan’ın, sürecin baş müzakerecisi ve başaktörünün sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının artık tartışmasız bir şekilde yerine getirilmesi gerektiğini ve onun başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin arkasında olduğunu da ortaya koymuş oldu. Çözüm sürecinin aslında güçlü bir öznesi, tarafı olduğunu, barış istediğini, çözümü istediğini, demokratik yaşamı istediğini de yeniden vurguladı” dedi.

    HALK ALANLARDA NE DEDİ?

    Halkın özgürlük, eşitlik, demokrasi ve adalet talebinin olduğunu belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Halk, demokratik siyaset ısrarı ve sorunların demokratik uzlaşı ve müzakere ile çözülmesine dönük iradesini de bir kez daha meydanlardan haykırmış oldu. Demokratik birlikten, ortak yaşamdan ve demokratik entegrasyonundan yana tutumunu da açık ve net bir şekilde ortaya koydu. 2026 Newroz’u yeni bir toplumsal sözleşme arayışının da güçlü bir ilanı olarak okunabilir. Meydanlarda yükselen ses sadece negatif barışın değil artık pozitif barışa, özgür yaşama, demokratik topluma ve demokratik siyasete kapı aralaması gerektiğini, demokratik entegrasyon yasalarının da bir an önce çıkmasını açık ve net biçimde ortaya koymuştur. Yıllardır süren baskı politikalarına, tecrit uygulamalarına ve demokratik siyasetin alanını daraltan yaklaşımlara karşı halklarımız sadece itiraz etmemiş aynı zamanda nasıl bir gelecek, nasıl bir toplum, nasıl sistem istediğini de açık ve net biçimde ifade etmiştir. Newroz’da tek bir ses yükseldiğini söyleyebiliriz. O da eşitlik, özgürlük ve ortak yaşam iradesinin güçlü vurgulanması ve buna dönük beklentilerin birinci elden halk tarafından talep edilmesidir” diye konuştu.

    “NEWROZ’DA HALK ATILACAK YASAL ÇERÇEVEYİ ORTAYA KOYMUŞTUR”

    Kürt halkının Newroz’da verdiği mesaja dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kürt halkı Ortadoğu’yu kurtaracak gerçeğin halkların bir arada, özgür ve demokratik temelde yaşaması olduğunu, Ortadoğu’yu özgürleştirecek, istikrara kavuşturmanın da burudan geçtiğini ortaya koymuştur. Bu mesajların bir adresi vardır. Bu mesajlar Meclis’e, devlete, iktidara ve diğer muhalefet partilerinedir. Bu yükselen sesin ertelenmez olduğunu, taleplerin netliği ve aciliyetinin de altını çizmemiz gerekiyor. Her şeyden önce bu sürecin gerçek anlamda yasal, kalıcı ve güvenceli bir çözüme dönüşmesi gerekmektedir. Demokrasinin, adaletin, kimliklerin, anadillerin yasal güvence altında olduğu özgür bir yaşam talebinin olduğunun artık yasa ile ete kemiğe bürünmesi gerektiğini düşünüyoruz. Geniş kapsamlı, demokratik çözümü esas alan şeffaf, toplumsal mutabakata dayanan bir yasal çerçevenin inşası artık bizim açışımızdan kaçınılmazdır. Newroz’da halk atılacak yasal çerçeveyi ortaya koymuştur” ifadelerini kullandı.

    GÖZALTILARA TEPKİ

    “Kürt halkı ve toplum ne istiyor?” diye soran Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bunun yanıtı Newroz meydanlarında ortaya çıktı” dedi.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Newroz sonrasında yapılan gözaltılara da işaret ederek, bunun kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Newroz’un coşkusunun gölgelenmeye çalışıldığını ve bunun sürecin ruhuna uygun olmadığını vurgulayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Milyonların Newroz  meydanlarında haykırdıklarına saygı duymak ve gerekliliklerini siyaset kurumu ve devlet olarak yerine getirmek olmalıdır” şeklinde konuştu.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan’a ve beraberindeki heyete yönelik polisin provakatif yaklaşımına da tepki göstererek, soruşturulması gerektiğini belirtti. Gülistan Kılıç Koçyiğit, bu tutumların aynı zamana barışa karşı tutumlar da olduğunun söyledi.

    Toplumun barışa ve çözüme hazır olduğunu dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Siyasi iradenin, Meclis’in yapması gereken toplumun beklentilerine göre hareket etmektir. Aynı zamanda kendi kaleme aldığı rapora uygun, zaman geçirmeden yasal düzenlemelere ilişkin adım atması gerekiyor. Bayram’dan sonraya tarih verildi. Bayram bitti, şimdi bu günden harekete geçme çağrımızı dile getiriyoruz” diye kaydetti.

    “ABDULLAH ÖCALAN’IN KOŞULLARI DÜZELTİLMELİ”

    Demokratik bir çözüme ihtiyaç olduğunu kaydeden Gülistan Kılıç Koçyiğit eşit yurttaşlık hakkının güvence altına alınması gerektiğini  ifade etti.

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Meclis bu konuda devreye girmesi gerekiyor. Yargının siyaseti dizayn etme aracı olarak çıkarılması yargının siyaset üzerinde bir sopa olarak kullanılmasından derhal vazgeçilmelidir. Örgütlenme hakkı, düşünce özgürlüğü, siyasal katılım ve basın özgürlüğü baskılar derhal kaldırılmalıdır. Kayyım uygulamalarına son verilmelidir. Halkın iradesi tanınmalıdır. Seçilmişler makamlarına iade edilmelidir. Yargı bağımsızlığı sağlanmalı, gerçek adaletin yolu açılmalı siyasi nitelikli yargılamalar hızla sonlandırılmalıdır. Barış sürecini destekleyecek kapsayacak hukuki düzenlemeler bütüncül bir anlayış ile hayata geçirilmelidir. Aynı zamanda Sayın Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının gerçek anlamda süreci sağlıklı yürütmesi için gerekli bütün düzenlemelerin yapılması ve toplumun ifade ettiği gibi artık İmralı’yı bir cezaevinin bulunduğu bir ada değil barışın ve demokratik toplum sürecinin yürütüldüğü bir ada haline getirmenin zamanı gelmiştir. Bu konuda adımlar atılmalıdır. AİHM, AYM kararların uygulanması gerekiyor.”

    “YASAL ADIMLA İÇİN TESPİT VE TESCİL MESELESİNİ DOĞRU BULMUYORUZ”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Bir gazetecinin, “İktidar yetkileri adım atmak için İran’ı görmek, beklemek gerekiyor” şeklinde ifadeler kullandığını ve bunla ilgili ne düşündüklerini sordu. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “İran bambaşka bir ülke. Kendi koşulları ve dinamikleri var. İran’ın sorununu İran’dakilerin çözmesi gerekiyor. Türkiye’nin Kürt sorununun demokratik çözümünü kah Suriye’ye, Irak’a ve İran’a bağlamanın kendisi bizim açımızdan farklı değerlendirmelere yol açabilir. Bu gün İran’daki mesele bir bekletici mesele değil aksine hızlandırıcı bir mesele olarak ele alınması gerekiyor. Bakın, demokratik bir dönüşüm yaşamayan ülkelerin yaşadığını görüyoruz. Yasal adımlar için tespit ve tescil meselesinin doğru bulmadığımızı ifade edelim. Sorunu gerçekten çözmek istiyorsanız silah bırakılmasını gerçekten istiyorsanız silah bırakanların nasıl bir hukuki statüye sahip olacağını oluşturmak zorundasınız. Ortada bir yasa yok buna rağmen bir silah bırakma var. Örgütün feshi var. Bunlar çok anlamlı. Bunların devam etmesini istiyorsak Meclis ve siyaset olarak üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor. Tespit ve tescile bırakmak süreci okumamak, sürecin ruhunu anlamamaktır. Bütüncül bir yasa çıkmalı, tespit ve tescilin yasanın önüne bırakılmasını doğru bulmuyoruz” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mersin Newrozu’nda süreç mesajı: Bekleyecek zaman yok!-VİDEO

    Mersin Newrozu’nda süreç mesajı: Bekleyecek zaman yok!-VİDEO

    PİRHA- Mersin Newroz kutlaması için binlerce yurttaş bir araya geldi. Yağışlı havaya rağmen coşkunun eksik olmadığı kutlamada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne değinerek, “Orta Doğu yine yangın yerine döndürülmeye çalışılıyor. Meclisin bir an önce bu anlamda adım atması gerekiyor. Bekleyecek zaman yok!” dedi.

    Mersin’de Newroz kutlamaları yağışlı havaya rağmen coşkuyla kutlandı. Mersin’in Akdeniz ilçesinde bulunan Tırmıl Alanında kutlanan Newroz için sabahın erken saatlerinde alana girişler başladı. Yöresel kıyafetleriyle 7’den 70’e her kesimden insanın akın ettiği alan sarı-kırmızı-yeşile boyandı.

    Alanı dolduran kalabalık sloganlarla Newroz halayı çekti. Saygı duruşu ile başlayan kutlamada DEM Parti İl EŞ Başkanları Bedriye Kuş ve Reşad Aşan birer konuşma yaptı.

    Newroz ateşi yakıldığı alanda Abdullah Öcalan’ın gönderdiği mesaj okundu.

    Kutlamada konuşan Tevgera Jinen Azad (TJA) aktivisti Sara Kaya, cezaevinde bulunanları selamalayarak başladığı konuşmasında, sürecin gereğinin yapılması çağrısında bulundu.

    “BEKLEYECEK ZAMAN YOK!”

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ise, yaptığı konuşmada şunlara dikkat çekti:

    “Buradan İmralı’ya selamlarımızı yolluyoruz. Sayın Öcalan’ın Newroz’unu kutluyoruz. Kürtler Newroz alanlarında barış, özgürlük, demokrasi ve eşitlik taleplerini haykırıyor. Kürtler, ‘Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının arkasındayız’ diyor. Bizler Başur, Bakur, Rojava ve Rojhilat başta olmak üzere yaşadığımız tüm ülkelerde özgür, demokratik ve barışçıl bir yaşam istiyoruz. Biz bu bedelleri ödemiş milyonluk bir halkız. 3 kibrit çöpüyle aydınlanan zindanlar ve halkımızın mücadelesi bizi buraya getirdi. Rojava sürecinde ete kemiğe bürüne o ulusal ruhu güçlendirme ve büyütme zamanıdır.

    Orta Doğu yine yangın yerine döndürülmeye çalışılıyor. Meclisin bir an önce bu anlamda adım atması gerekiyor. Bekleyecek zaman yok! Sürecin yasal zemini bir an önce hazırlanmalıdır. Zindanların kapılarının açılması sürgündeki arkadaşlarımızın dönmesi gerekiyor. Bütün kentlerdeki kayyımların amasız fakatsız sonlandırılması belediye eşbaşkanlarının işlerine geri döndürülmesi gerekiyor. Kürtler ulusal birliğini kuracak, Bakur’dan Başura oradan Rojava’ya Rojhilat’ta haNgi görüşten olursak olalım bu birliği sağlayacağız.”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit’in konuşmasının ardından sanatçı Ruken Yılmaz’ın şarkıları ve halaylarla kutlama sonlandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır!-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemeler bir an önce yapılmalıdır!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bölgesel gelişmelerin, savaş riskinin bütün Ortadoğu’yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye’nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik ve yasal adımları hızla atması gerektiğini belirterek, “Dünya üzerinde hiçbir devleti özgürleştiren dışsal müdahaleler değildir. Bir devleti özgürleştiren kendi halklarının yürüttüğü eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesidir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıl dönümünde gönderdiği mesaja ve ABD-İsrail’in İran’a yönelik saldırıları ve güncel gelişmelere ilişkin Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    “SORUNLAR SAVAŞ VE ÇATIŞMA YERİNE DİYALOGLA, DEMOKRATİK MÜZAKERE İLE ÇÖZÜLMELİ”

    Abdullah Öcalan’ın çağrısının tüm Ortadoğu’yu kapsadığını ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın yıldönümünde Sayın Öcalan tarafından paylaşılan mesaj, Türkiye’nin demokratik geleceği açısından aslında son derce önemliydi. En önemlisi de demokratik bir çerçeve sunmasıydı. Bu mesaj; silahın değil; siyasetin, inkarın değil; demokratik uzlaşı ve müzakerenin, çatışmanın değil; birlikte yaşamanın esas alınması gerektiğini bir kez daha açık ve net bir şekilde ortaya koymuş oldu.

    Özellikle bölgesel krizler, bu çağrının önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Sayın Öcalan mesajında, çağrısını sadece Türkiye’ye değil, aslında bütün bir Ortadoğu’da yaşanan sorunlara çözüm perspektifi içerdiğini ve bütün bölgenin barışını ve demokrasisini hedeflediğini de açık ve net bir şekilde ortaya koyuyor. Yanı başımızda kendisini demokrasiye kapatmış İran’da neler olduğunu açık ve net görüyoruz. İran’a yönelik müdahalenin daha da büyümesi ve bölgesel çatışmanın daha da derinleşmesi ve yayılması riski ortadayken bir kez daha dönüp Sayın Öcalan’ın çağrısına kulak kabarması gerektiğinin de altını çiziyoruz.

    Sorunların savaş ve çatışma yerine diyalogla, demokratik müzakere ile çözülmesi konusunda Sayın Öcalan’ın yaptığı çağrı aslında bütün Ortadoğu’ya demokratik bir model önermesidir. Sadece bu modeli ortaya koymamış, bu modelin yaşam bulması için de gerekenleri, devlete, siyasete, Meclis’e, topluma düşen sorumluluğunda altını çizmiştir. O anlamıyla bu çağrının siyasal, hukuksal ve toplumsal bir sorumlulukla ele alınması gerektiğinin altını çizmek gerekiyor.

    SÖZÜ EYLEME GEÇİRME VAKTİ!

    Bu sürecin sağlıklı ilerleyebilmesi için sözü eyleme geçirme vakti gelmiştir. Somut ve bağlayıcı yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi için bir dakika bile kaybedilmemesi gerekmektedir. Meseleyi güvenlikçi bir dil ve anlayış yerine siyasetin ve hukukun çözüm dili ile sürece hukuksal açıdan yaklaşmak gerekmektedir.

    BARIŞ YASALARI ŞART!

    Demokratik entegrasyon; Meclis’in devreye girmesini, siyasi partilerin daha fazla sorumluluk almasını ve toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir hukuk mimarisinin kurulmasını zorunlu kılmaktadır. Barış yasaları, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması ve güvence altına alınması bu sürecin temel ayaklarını oluşturmaktadır. Bugün yaşadığımız pek çok sorunun kaynağında demokratik hukukun yokluğu yer almaktadır. Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunları güvenlikçi politikalar ile değil; demokratik siyaset ve hukuk temelinde çözülebilir. 27 Şubat Çağrısı tam da buna işaret etmektedir.

    KADININ SÖZÜ SÜRECİN BAŞARISINI ARTTIRIR

    Kadın özgürlüğünü merkezine almayan, kadının sözünün ve eyleminin içinde yer almadığı bir sürecin başarı şansı da demokratik bir süreci ilerletmesi de mümkün olamaz o nedenle demokratik entegrasyon aynı zamanda özgürlükçü, eşitlikçi ve kadın özgürlüğünü esas alan bir anlayışla yürütülmelidir. Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin ikinci yılında bu tarihi fırsat iyi değerlendirilmeli, doğru ele alınmalıdır. Sorumluluk başta çatısı altında bulunduğumuz Meclis’e ve tüm siyaset kurumlarına düşmektedir.

    YASAL ADIMLARI ATMALI

    Sayın Öcalan’ın Kürt meselesini çatışma zemininden siyaset zeminine çeken 27 Şubat Çağrısı’nın birinci yıl dönümünden sonra şimdi de ikinci 27 Şubat çağrısı gelmiştir. İkinci 27 Şubat’ı demokratik yasal adımların ve hukukun 27 Şubat’ı yapmak gerekmektedir. Meseleyi demokrasi ve siyaset yolunda tutmanın yolu, çözüm adımlarını hukuksal çerçeveye ve güvenceye oturtmaktan geçiyor. İktidar elini çabuk tutmalıdır. Bölgesel gelişmelerin, savaş riskinin bütün Ortadoğu’yu kasıp kavurma riski karşısında Türkiye’nin gerçek anlamda iç barışını sağlaması için demokratik ve yasal adımları hızla atması gerekiyor.

    Meclis Komisyonu raporunda da olduğu gibi süreç yasalarının hızlı bir şekilde Meclis’e getirilmesi ve yasalaşması gerekiyor. Silah bırakanlarının siyasal ve sosyal hayata katılımını sağlayacak yasayı yapmadan bu sürecin ilerlemesinin koşullarını sağlamaları mümkün olmadığını da ifade etmemiz gerekiyor.  Bir kez daha çağrıda yer alan ‘Türksüz Kürt, Kürtsüz Türk olmaz ‘ belirlemesinin de gereğini de eşitlik temelinde bir hukukla taçlanması gerektiğini de ifade etmek istiyoruz. Bu çağrı bütün Türkiye halklarınadır.”

    8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Aile Bakanlığı’na sormak istiyoruz, bir günde 6 kadın katledilirken siz ne yaptınız? Ne yaptıklarını bilmiyoruz ama ne yapmadıklarını çok iyi biliyoruz: Önlem almıyorlar, kadınları korumuyorlar ve savunmasız bıraktıkları kadınlar erkekler tarafından katlediliyor. Bu meselelerin siyasi tutsaklar açısından daha da katmerli yaşandığını söyleyelim. Aslında insanlık suçu işleniyor ama buna herkes gözünü kulağını kapatmış durumda” dedi.

    “BİR DEVLETİ ÖZGÜRLEŞTİREN KENDİ HALKLARININ YÜRÜTTÜĞÜ EŞİTLİK, ÖZGÜRLÜK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİDİR”

    ABD ve İsrail’in amacının İran’ı özgürleştirmek değil bölgeyi kendileri için dikensiz gül bahçesi haline getirmek olduğunu belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, ” İran Molla rejiminin; İran idam rejimi olduğunu, muhaliflere, Kürtlere, Belluclara, özgürlük için sokağa çıkan birçok kesimi idam sehpalarında sallandırdıklarını çok iyi biliyoruz. Jîna Emînî’ye yapılanlar halâ hafızalarımızda. Sokağa çıkan binlerce insanın nasıl katledildiğini de biliyoruz. Temel ilkemiz dünya üzerinde hiçbir devleti özgürleştiren dışsal müdahaleler değildir. Bir devleti özgürleştiren kendi halklarının yürüttüğü eşitlik, özgürlük ve demokrasi mücadelesidir” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Koçyiğit: Öcalan ile yapılan görüşme barış sürecinde yeni bir eşiktir- VİDEO

    Koçyiğit: Öcalan ile yapılan görüşme barış sürecinde yeni bir eşiktir- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı konuşmada Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeyi “tarihi” olarak nitelendirerek, bunun Türkiye’de barış ve demokrasi için yeni bir alan açtığını söyledi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı açıklamada Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun aldığı karar doğrultusunda İmralı’da Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeyi “tarihi” olarak tanımladı ve bu temasın Türkiye’nin barış ve demokrasi yolculuğunda “yeni ve umut verici bir alan” açtığını ifade etti.

    “SÜRECİN BAŞARILI OLMASI HAYATİ ÖNEMDE”

    Koçyiğit, görüşmenin uzun yıllar boyunca beklenen barış ve kardeşlik süreci için önemli bir eşik olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

    “Türkiye’nin geleceği açısından bu sürecin başarılı olması hayati önemlidir. Başarının yolu tüm siyaset kurumunun süreci şeffaf, kararlı ve cesurca sahiplenmesinden geçmektedir. Barışın toplumsal düzeyde güçlenmesi için birlikte çalışmalı, birlikte emek harcamalıyız. Komisyonun tamamının İmralı’ya gitmesini çok isterdik. Ancak ne yazık ki bu gerçekleşmedi. Buna rağmen Türkiye bu görüşmenin Türkiye ve halkımıza sağlayacağı katkı çok önemlidir. Kürt meselesi güncel siyasetin sınırları içine hapsedilmeyecek bir konudur. Hiçbir siyasi partinin kendi kısa vadeli çıkarları için kullanabileceği bir araç değildir. Türkiye’de demokrasinin önünde duran temel engellerden biridir ve çözülmek zorundadır.

    Türkiye ve bölge barışa her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Herkes bunu esas almalı ve buna uygun politikaları, pratikleri bu ülke ve Türkiye halkları için için hayata geçirmelidir. DEM Parti olarak sürecin başarıya ulaşması için üzerimize düşen sorumluluğun farkındayız. Ancak iktidar, muhalefet, devlet kurumlarının da bu konuda ciddi sorumlulukları vardır. Barışın yolunun ilerleyebilmesi için gerekli yasal ve kurumsal düzenlemelerin gecikmeden hayata geçirilmesi şarttır. Barış tek tarafın çabasıyla değil, toplamın ortak iradesiyle ancak inşa edilebilir.

    Atılması gereken bu tarihi fırsatı ertelemeden komisyonun raporunun bir an önce tamamlanması, genel kurulda yasal düzenlemelerin hızla hayata geçirilmesi hepimiz açısından çok önemlidir. Bu eşik, cesur ve kararlı adımların atılmasıyla anlam kazanacak; barış ancak güven inşa ederek de toplumsallaşacaktır.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviliğin, sosyalist öğretiye katacağı çok şey var-VİDEO

    PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış süreciyle birlikte “büyük bir seferberlik ile toplumcu sosyalizmin örgütlenmesi gerekir” yorumunu yaptı. Rojava deneyiminin önemine işaret eden Koçyiğit, “Alevilerin, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir öncü olacaklarını, bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu” ifade etti.

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci devam ederken sol-sosyalist hareketlerin, yeni döneme dair politik tartışmaları da sürüyor.

    Halkların Demokratik Kongresi tarafından 8-9 Kasım’da yapılan ‘Sosyalizm Yeniden’ konferansında da ‘devlet, sınıf, demokrasi ve sosyalizm’ kavramları üzerinde tartışmalar yürütüldü. Konferansın konuşmacılarından birisi de Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’ti. ‘Devlet ve demokrasi’ kavramları üzerinde geniş bir sunum yapan Koçyiğit, konferansın hemen ardından PİRHA’ya konuştu.

    Abdullah Öcalan’ın, yeni bir sistem önerdiğinin altını çizen Koçyiğit, “Sayın Öcalan, ‘Komünler birliği’ ya da toplumun öz örgütlenmesi üzerinde durup, toplumun, meclislerle örgütlenerek demokratik toplumcu bir sosyalizmi inşa etmesini ifade ediyor” dedi. DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit, mevcut süreçte komün tartışmasının önemli bir yerde durduğunu vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Sonuçta sosyalist dünyanın, Marksizmin bir deneyimi var. Reel sosyalizmin açığa çıkardığı sonuçlar var ve bunların en nihayetinde bize kattıkları var. Sonuçta her deneyimden bir sonuç çıkarmak ve bu sonuçlar üzerinden yeniyi inşa etmek, ‘daha iyisini nasıl kurabiliriz’ tartışmasını birlikte yürütmek gibi de sorumluluğumuz olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla 21. yüzyılı kapitalizmin artık ezel ve ebet olduğu, artık tam yerleşik bir ilişki ya da yönetim biçimi olduğunu, devletin aslında asla aşılamaz gerçek kalıcı bir forum olduğuna dair çokça yaklaşımlar dinliyoruz. Ama biz en azından alternatif okumalarımızda da yine birçok dünya deneyiminden de şunu biliyoruz ki aslında bütün bunlar değiştirilebilir. Bu anlamıyla var olanı eleştirirken neyi örgütlememiz gerektiğine dair aslında birazcık ortak kolektif tartışmalar yürütmeye ihtiyaç olduğunu görüyoruz.”

    “TOPLUMU SEFERBER ETMEK GEREKİR”

    Gülistan Koçyiğit, Barış ve Demokratik Toplum Süreci tartışmalarıyla birlikte Rojava’da yaşanan gelişmelerin de önemine değindi. Demokrasinin inşası için toplumu seferber etmek gerektiğini söyleyen Koçyiğit, şunları aktardı:

    “Yanı başımızda Rojava deneyimi var. Rojava deneyimi sonuçta kapitalist, modernist sistemin içerisinde gerçekleşti ve Ortadoğu gibi bir coğrafyada kök salmaya çalışıyor ve birçok dünya halkına da şu anda ilham kaynağı olmuş durumda. Rojava’ya iyi bakmak, sosyalizmle olan ilişkisini iyi çözümlemek, toplumsal ilişkileri biçimleme, toplumu yeniden ele alma ve örgütleme biçimine yakından bakmaya ihtiyacımız var. Çünkü en nihayetinde kapitalizm bize ‘ben sonsuza kadar varım, benim dışımda bir yaşam formu yok, bana mecbursunuz’ gibi bir anlayışı dikte etmeye çalışıyor. Bunun dışına çıkmak ve sosyalist deneyimleri gözden geçirerek aynı zamanda yeni demokratik toplumcu bir sosyalizmin örgütlenmesi için toplumu seferber etmek gerekir. Bunun toplumsal, ideolojik ayaklarını kurmak gibi bir görevle karşı karşıyayız.”

    SOSYALİST ÖĞRETİNİN ALEVİLİKTEN ÖĞRENECEK ÇOK ŞEYİ VAR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, barış sürecinde Alevi toplumunun misyonuna da değindi. “Alevilerin, sosyalist örgütlenmede öncü olabileceklerini” söyleyen Koçyiğit, şu cümlelerle devam etti:

    “Sonuçta biz Aleviler ‘Rıza Şehri’ne inanıyoruz. Alevi öğretisinin kendisi eşitlikçi, özgürlükçü, 72 millete bir nazarla bakan bir öğretiden geliyor. O anlamıyla sosyalizm tahayyülüne en yakın toplum, inanç olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Aslında o inancın öğretisinin, geniş zeminde buluşması ve toplumsallaşması gibi bir ihtiyacımız var. Ne yazık ki bugün Alevi toplumu da kendi öğretisi ile buluşmaktan, öğretisini yaşamaktan uzaklaşmış durumda. İşte bu kapitalizmin, modernizmin, kent hayatının yarattığı büyük bir tahribat var. Oysa ki biz biliyoruz, yaşadığımız coğrafyadaki ocak sisteminin kendisi, büyük bir toplumsal örgütlenmeydi aynı zamanda. Yani Alevilik aslında bunca zaman sözlü bir şekilde bugünlere geldiyse eğer o toplumsal örgütlenme sayesinde geldi. O anlamıyla bence sosyalist öğretinin Alevilikten öğrenecek çok şeyi var. Aleviliğin sosyalist öğretiye katacağı çok şey var. Ama aynı zamanda Alevilerin sosyalist, demokratik, toplumcu sosyalizmin örgütlenmesinde ciddi bir şekilde öncü olacaklarını, bu konuda belki de bunu en hızlı toplumsallaştırabilecek inanç grubu olduğunu da ifade etmek isterim.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaptı: Arkadaşlarımızı bırakın!-VİDEO

    DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaptı: Arkadaşlarımızı bırakın!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti, Sincan Cezaevi önünde açıklama yaparak, AİHM kararının bir an önce uygulanması çağrısında bulundu.   

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, milletvekilleri ve Merkez Yürütme Kurulu Üyelerinin yanı sıra Ankara il ve ilçe örgütlerinin katılımıyla 4 Kasım 2016’da Kürt siyasetine dönük gerçekleştirilen operasyonların yıl dönümü dolayısıyla Sincan Kapalı Cezaevi Kampüsü önünde açıklama yaptı.

    “DERİN BİR TAHRİBATA YOL AÇTI”

    Açıklamada konuşan DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, 4 Kasım 2016 tarihinde eşzamanlı operasyonlarla, 6 milyondan fazla kişinin oyunu alarak Türkiye’nin ve Meclis’in üçüncü büyük partisi konumunda olan Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) Eş Genel Başkanları, Grup Başkanvekilleri, milletvekilleri ve Belediye Eş Başkanlarının tutuklanması, toplumda ve ülke demokrasisinde derin bir tahribata yol açtığını belirtti.

    Yargılama süreçlerinde adaletsizliğin hakim olduğunu vurgulayan Gülistan Kılıç Koçyiğit, AİHM kararıyla bunun bir kez daha teyit edildiğini söyledi.

    “EŞİKLERİ AŞMAK SÜRECİ RAHATLATACAKTIR”

    Barışın koşulları ve gerekleri olduğunu dile getiren Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Bunlardan birincisi de haksız ve hukuksuz bir şekilde yapılan tutuklanan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılması gerekiyor. Barışın ihtiyacı, çözümün gereği budur. Hükümet çözüme uygun adımlar atmak zorundadır. Bu ülkede yeni bir hukuk kurulacaksa, yen bir sürecin kapısı aralanacaksa başlangıç noktası Kobane Kumpas Davası’dır. Bunlar önemli eşiklerdir. Bu eşikleri aşmak süreci rahatlatacaktır. Barış ve demokratik bir Türkiye mücadelesini büyütmeliyiz. Bizler arkadaşlarımız özgürleşinceye kadar mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Tezkereye hayır diyelim-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Tezkereye hayır diyelim-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmeleri değerlendirdi. Koçyiğit, Meclis’e getirilen tezkerelerin sürecin ruhuna aykırı olduğunu belirterek, tüm grupları tezkereye ‘hayır’ demeye çağırdı.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.

    DEM Parti Grupbaşkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, güvenlikçi politikaların ülkeleri nasıl bir çıkmaza sürüklediğinin ortada durduğunun altını çizerek, “Bu çıkmazı ancak ve ancak diyalog, barış ve müzakere yoluyla aşılabileceğini, halkların sesine kulak vererek aşılabilecektir” dedi.

    Meclis’e getirilen tezkerelerin sürecin ruhuna aykırı olduğunu belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “Suriye’nin geleceğinin Suriye’de yaşayan halklar belirler. Bunun dışındaki politikaları doğru bulmuyoruz. İktidarın Suriye’ye müdahalesi kabul edilebilir değil. 27 Şubat’tan bu yana yürüyen süreci nereye koyacağız? İktidarın sürece dair yaklaşımı güvensizlik üretiyor. Türkiye bir yol ayrımındadır. Bölge politikasını barış üzerine mi kuracak? Dış politikasını halklarla eşit, özgür, demokratik bir ilişki üzerine mi oturtacak yoksa geçmişteki kodlarla, güvenlikçi pespertifle devam mı edecek?Tezkerelerin çözüm olmadığını, güvenlikçi pespektifin çözüm olmadığını bir kez söylüyoruz. ortadoğu, Türkiye halkları çok kan gördü, çok acı çekti. Türkiye kendine bir rehber edinecekse barış ve demokrasi olmalıdır. Tezkereye hayır diyeceğiz. Tüm parti gruplarını da hayır demeye davet ediyoruz.”

    Meclis’te başlayacak 2026 bütçe görüşmelerinin başlayacağını aktaran DEM Parti Grupbaşkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, bütçenin geçen yıllardan farklı olmayan bir mantıkla hazırlandığını söyledi.

    DEM Parti Grupbaşkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Kürt sorununda demokratik çözüm imkanlarının açığa çıktığı bir dönemde sanki zaman durmuş ve 27 Şubat çağrısı olmamış. Sanki bütün bunları bu ülkede tartışılmıyormuş gibi gözünü kulağını kapatmış, kafasını kuma gömmüş bir bütçeyi önümüze getirmişler ve bize onaylatmak istiyorlar. Bunun kabul edilemez olduğunu ifade edelim. Yine Plan ve Bütçe Komisyonuna 36 maddelik bir Vergi Kanunu geldi. Torba yasağı anlayışından vazgeçmeyen bir iktidar anlayışı var. Torba ara sıra çuval oluyor. Yakında hangara bağlayacaklar bu yasaları onu da biliyoruz. Şimdi bu torba yasa Yönteminin nitelikli bir yasama faaliyetini ortadan kaldırdığını çok söyledik. Birbirine benzemeyen onlarca kanun maddesinde değişiklik içeren bir meseleyi getiriyorsunuz. Torbaya koyuyorsunuz. Ya bir milletvekilinin 15 tane kanunu ayrı ayrı tarayıp her bir kanundaki değişikliği çalışması bile neredeyse bir günde iki günde imkansız. Halkın vekillerinin de buna yoğunlaşmasını, bunun gerçekten her bir maddeye ilişkin hakkını vererek muhalefet etmesinin de önüne geçmek istiyorlar bu torba yasa sistemi ile beraber.

    Şimdi vergide bir sistem getirmişler. Şimdi bu ülkedeki vergi sisteminin adaletsiz olduğunu sanırım bilmeyen yoktur. Sokakta herhangi bir emekliyi çevirin, bu ülkede vergi adaleti var mı diye herhalde sizin yüzünüze gülecektir. Hangi adaletten bahsediyorsunuz? Emekli maaşımdan tutalım da gündelik hayatımda aldığım her şeyde vergi ödüyorum. Ama bu ülkede zenginler vergi ödemiyor. Vergi tabana yayılmış. Bütün bütçenin yükü yoksulun sırtına yüklenmiş. Çalışanın sırtına, emeklinin sırtına yüklenmiş durumda. Ama gelir vergilendirilirken de gelir meselesinde vergi dilimlerinin adaletli olması gerekiyor ve özellikle rant ve sermaye kesimlerinin gerçekten bu ülkenin ekmeğini yedikleri bütün gelirini elde ettikleri, servetin elde ettikleri topraklara borçlarını, vergilerini ödemeleri gerekiyor. Ama genelde onları kayırmaya, kenarda tutmaya çalışıyorlar.

    Bakın emekçilerin ödediği gelir vergisi geçen yıla göre yüzde 91.6 artmış. Ülkenin kaymağını, ülkenin bütün gelirini sömüren, talan eden bir kesim var. Yoksullar, emekliler hiç umurlarında değil. Şimdi yeni vergi kanunuyla, tasarısıyla kira gelirlerinden, sigorta primlerinden, araç alım-satım ücretlerine kadar birçok alanda yeni vergi yükleri getiriliyor. İstisnalar kaldırılıyor, yeni harçlar konuluyor. Hükümet bu düzenlemeyle de en az 250 milyar TL ek gelir toplamayı hedefliyor. Peki, bütün bu toplanan paraları nereye harcıyorlar? Yoksullar, bu ülkede yaşayan halklar refahtan pay alamıyor. Birileri büyüyor. Birilerinin bilançoları büyüyor. Dolaylı vergilerin azaltılması gerekiyor. Servet ve rant vergilerinin getirilmesi gerekiyor. Gelir dilimlerinde adil bir düzenlemeye hızla getirilmeli ve vergi harcamaları adı altında yandaşa aktarılan kaynakların da kesilmesi gerekiyor. Gerçek anlamda bir vergi reformunun hızla hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu hafta ‘Milli Parklarla’ ilgili de bir yasa da genel kurula getirilecek. Bu kanun Milli parkları ranta açmanın, yandaşa aktarmanın, yapılaşmaya açmanın formülüdür. Kimse bize süslü sözler söylemesin. Korunan alanların öncelikle bilim insanlarından, ekolojistlerden, orada yaşayan yöre insanından ve en önemlisi muhalefetten hiçbir kimseden görüş almadan yasa yapıp önümüze getirmekten AKP artık vazgeçmelidir. Bu milli parkların gerçek anlamda talan edilme yasası derhal geri çekilmelidir.

    11. Yargı Paketi sızdı. AKP hükümetinin yetkilileri ‘Henüz resmi olarak bize gelmedi’ diyor. Adalet Komisyonu başkanına da sordum. Ama sızan hali bir gerçekse eğer gerçekten durum vahim. Yani bu AKP taktiğidir. Önce sızdırırlar. Bir kamuoyunu yoklarlar. Kim ne diyor, tepkileri görürler. Ondan sonra da o yasayı resmi zeminlere taşırlar. Ama çok açık ve net söyleyelim. Biz bu sızan taslağın resmileşmesini kabul etmiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviler olarak barış için mücadele etmeliyiz!-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Aleviler olarak barış için mücadele etmeliyiz!-VİDEO

    PİRHA-Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini belirten DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil. Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız, bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından yaşanan gelişmelere dair CAN TV’de Ergin Doğru’nun sunduğu ‘Özel Program’a konuk oldu.

    “SÜREÇ İSTEDİĞİMİZ TEMPODA İLERLEMİYOR”

    Sürecin istedikleri tempoda ilerlemediğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu bir gerçek ama biz bunu bir tıkanma olarak nitelendiremiyoruz. Halihazırda sorun alanları var ve bu sorun alanlarının giderilmesi gerekiyor. Türkiye’deki antidemokratik her şeyi süreçle bağlantılı görmemiz gerekiyor. Hukuksuz olan her şeyin süreçle bağı vardır. En nihayetinde biz Kürt sorununun demokratik çözümünü konuşurken salt silahların susmasını konuşmuyoruz ki. Biz demokratik bir toplumu konuşuyoruz. Demokratik Cumhuriyetin inşasını konuşuyoruz. Demokratik entegrasyon, demokratik dönüşüm diyoruz. Sayın Öcalan’ın kendisi özgürlük yasalarının çıkması diyor. Demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi diyor. Peki demokratik entegrasyon yani Kürtlerin demokratik entegrasyonu nereye olacak? Mevcut sisteme demokratik bir entegrasyon imkanı var mıdır?
    Sistemim demokratik olacak ki siz de demokratik entegrasyonunuzu gerçekleştirebilirsiniz. Yani hem kendi benliğinizi koruyacaksınız, kültürünüzü koruyacaksınız, özünüzü koruyacaksınız. Hem aynı sistemin bir içerisinde özgür ağlarınızla var olacaksınız. Yani sistemin o özgürlükçü yapısının bir parçası olacaksın. Şimdi ortada demokratik bir sistem olmadığında o zaman nasıl demokratik dönüşüm olur?” dedi.

    “CHP’YE YAPILANLAR, SÜRECE DAİR GÜVENSİZLİĞİ ARTIRIYOR”

    CHP’ye yapılanların sürece yönelik çok ciddi engel çıkardığını söylemeleri gerektiğini belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, ”
    Cumhuriyet Halk Partisi, bu ülkenin ana muhalefet partisi, son yerel yönetim seçimlerinde birinci çıkmış bir parti. Böyle bir partinin 100 yıllık bir Kürt sorununun çözümünde onu dışarıda bırakacak, sürekli bir savunma pozisyonuna itmenin kendisi aslında onu süreç dışı bırakmaktır ve süreci de sabote etmektir. Yaşananlar süreci güçlendiren değil sürece dair güvensizliği derinleştiren ve Türkiye’deki her insanın şu soruyu sormasına neden olan bir yaklaşımdır. Ya hani demokrasi diyordunuz, hani barış diyordunuz, hani çözümlüyordunuz, hani iç cepheyi takip etmek diyordunuz. Bu nasıl bir iç cephe takibat? Ana muhalefet partisinin de öyle mi iç cepheyi takip edeceksiniz? Ana muhalefet partisinin il başkanlığına kayyum atayarak mı iç cepheyi takip edeceksiniz diye bir soru var. Çok haklı bir soru. O anlamıyla biz Kürt sorununun demokratik çözümü derken CHP’yi dışlayan, CHP’li seçmeni dışlayan, ülkenin batısını dışlayan bir bakış açısıyla meseleye bakmıyoruz. Biz bütün Türkiye halklarını kapsayan bir çözümden bahsediyoruz” diye ifade etti.

    “KOMİSYON, SÜRECİN TOPLUMSALLAŞMASI AÇISINDAN ÇOK ÖNEMLİ”

    Kürt sorunu gibi yüzyıllık sorunu, komisyonun tek başına çözmesini beklemenin gerçekçi olmadığını vurgulayan Koçyiğit, “Komisyon, yürüyen süreç içerisinde bir adım olarak kuruldu. O anlamıyla tarihsel bir önemi var. Yani 100 küsur yıl sonra mecliste ilk defa Kürt sorunun demokratik çözümü için bir komisyon kuruldu ve bu komisyon çok geniş bir siyasal yelpazeye sahip. Bugüne kadar Sayın Öcalan tarafından yürütülen bütün adımları aslında ülke olarak, devlet olarak, sistem olarak, hükümet olarak, meclis olarak adına ne dersek atılmış, onun karşısına atılmış ilk somut adım olarak da ifadesini bulduğunu ifade edelim. Yani bu anlamıyla bir somutluk içeren ilk adımdır. Bu süreç içerisinde elle tutulur görebildiğimiz tek somut adımdır diye ifadelendirebiliriz. Komisyon, sürecin toplumsallaşması açısından çok önemli. Bu toplumsallaşma hem tartıştıkça aslında topluma yayılması açısından önemli hem de komisyona gelip dinlenen kişiler aracılığıyla, kurumlar aracılığıyla da bir toplumsallaşma gerçekleştiğini görüyoruz. Bunu çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. O anlamıyla bugün yürüyen bu sürecin ilerlemesi derinleşmesi ve kalıcı hale gelmesi için bazı sürecin ihtiyacı olan yasalar var. Örneğin silah bırakanların hukuki statüsü ne olacak? Silah bırakanlar geldiğinde nasıl bir siyasal ve sosyal yaşamın parçası olacaklar? Nasıl bir demokratik mücadele ortamı bulacaklar gibi bazı sorulara bu meclis komisyonunun yanıt oluşturması gerekiyor. O anlamıyla evet silah bırakanların hukuki statüsü yine PKK’den dolayı ceza almış cezaevinde olan sürgünde olanların ne olacağı onların hukuki statüsü temel bir başlık olarak önümüzde duruyor” diye belirtti.

    “ALEVİLERİN AMASIZ VE FAKATSIZ BARIŞI İSTEMESİ GEREKİYOR”

    Barışı ilk olarak Alevilerin istemesi gerektiğini dile getiren Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Çünkü barış Alevilerin yaşam hakkından tutalım da demokratik bir ülkede yaşama istencine giden kapıyı aralayacaktır. Alevilerin en büyük talebi olan eşit yurttaşlığın kapısını çok daha aralayabilecek onun mücadele zeminini çok daha geliştirebilecek bir süreçtir. O anlamıyla bugün Alevilerin amasız ve fakatsız gerçekten barışı istemesi gerekiyor. Barış için mücadele etmesi gerekiyor. Barış içinde söz kurması gerekiyor. Barış, kendiliğinden gelecek bir şey değil.
    Hiç kimse bize barışı lütfetmeyecek. Barış için mücadele etmek zorundayız. Bu bir zorunluluk. Barış istiyorsak bunu görünür kılmak zorundayız. Ben en başta da Alevi kadınlarının bu sürece sahip çıkması gerektiğini düşünüyorum.”

    Programın tamamı

    PİRHA/İSTANBUL

  • GÜNCELLENDİ- Gülistan Kılıç Koçyiğit: Komisyon cesur adımlar atmalı!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ- Gülistan Kılıç Koçyiğit: Komisyon cesur adımlar atmalı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit Meclis’te kurulan komisyonun cesur adımlar atması gerektiğinin altını çizerek, “Meseleye siyaset üstü bakmalı. Güncel siyasete, güncel toplumsal meselelere hapsolmadan bu meseleye yaklaşmalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında  güncel gelişmeleri değerlendirdi.

    Meclis’te çalışmalarını sürdüren komisyonun sendikaları ve iş insanlarını dinleyeceğini hatırlatan Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Savaşın yarattığı yıkımla beraber ekonomik yıkımın her bir yurttaşımıza zarar verdiğini, bu ülkede yaşayan her bir insanın ekmeğini küçülttüğünü, her bir insanın yaşamını derinden etkilediğini de çok iyi biliyoruz. Bu yoksulluğun giderilmesi açısından da bugün iş çevreleri ve sendikaların görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşması bizim açımızdan çok önemlidir” dedi.

    DEM Parti Grupbaşkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Sağlığa, eğitime gerçek anlamdan pay ayrılmadığını, bunun yerine savaşa çok büyük bir pay ayrıldığını söyledik ve bütün bu bütçeleri eleştirdik. Bugün buradan yeni bir başlangıç yapacağımızı ve yeni dönemin bütçesinin artık bir savaş bütçesi değil, bir barış  bütçesi olmasını umduğumuzu dilediğimizi de ifade etmemiz gerekiyor. Barış yolunda ilerledikçe tabii ki bütün bunların gerçekleşmesi ihtimalinin de arttığını ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla komisyonun sadece siyasal bir süreç olarak değil, aynı zamanda ekonomik toplumsal ve sosyal çıktıları açısından da komisyonun gözetmesi ve ilgili her çevreyi dinlemesi, ilgili her çevrenin görüş ve düşüncesine başvurması, barışın kalıcılaşması ve yeni cesur adımların atılmasının da önünü açıyor.

    ALT KOMİSYON KURULMALI

    Geçen hafta hukuktan sorumlu eş genel başkan yardımcımız ve İmralı heyeti üyemiz Sayın Mithat Sancar’ın başkanlığında bir toplantı gerçekleştirdik. Bu toplantıda ilgili hukukçu akademisyenleri dinleyerek onların görüş ve düşüncelerini aldık. Onları dikkatle not ettik ve onların önerilerini de kendi öneri taslaklarımızı hazırladığımızda bize yol göstereceğini ifade etmemiz gerekiyor. Biz bütün bu önerilerin, bütün toplumsal çevrelerin sözünün çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Fakat şu kısıtlılığın da farkındayız. Bu komisyon her çevreyi dinleyemez. Belki herkesin görüşüne başvuramaz! Bu konuda aslında önerilerimiz de vardı. Bir alt komisyon kurulma önerisi aslında biz Meclis başkanına yapmıştık ya da yazılı olarak insanların önerilerini sunması, görüş ve düşüncelerini komisyona iletmeleri yönünde de bir öneri yaptık.

    HER KESİMİ SÜRECİN ÖZNESİ KILMAYA ÇALIŞACAĞIZ

    Hâlihazırda bununla ilgili bir gelişme yok. DEM Parti olarak komisyona çağrılamayan, zaman kısıtlılığı nedeniyle komisyonda dinlenmeyen, kendi verdiğimiz listeyi de onun dışındaki geniş listeyi de her kesimi dinlemeye, herkesin görüşünü, düşüncesini, önerisini almaya ve onları sürecin bir parçası, bir paydaşı, bir öznesi kılmaya sonuna kadar çalışacağız. Bu konuda elimizden gelen her şeyi yapacağız.

    EZBERLERİ BOZMAYA VE GERÇEK ANLAMDA CESUR ADIMLAR ATMAYA DA İHTİYACIMIZ VAR

    Evet, bu komisyon herkesi dinliyor; iş çevrelerinden mağdur kesimlere, eski Meclis başkanlarından Barolar Birliği’ne, bölge barolarına ve baro başkanlarına kadar. Ancak bir kişiyi daha dinlemesi gerekiyor. Bu komisyonun acilen İmralı’ya gitmesi ve süreci yürüten baş aktör olan Sayın Öcalan’la da görüşmesi, onun görüş, düşünce ve önerilerini de dinlemesi gerekiyor. Bu aynı zamanda bir beklenti değil; Halklarımızın barış talebinin somut bir ifadesi ve sürecin gerekliliği olduğunun altını çizmemiz önemlidir. Sonuçta, Kürt sorunu gibi tarihsel bir sorunu çözüyorsak, yüz yıla aşkın bir geçmişten ve kırk yılı çatışmalı bir geçmişten bahsediyorsak, yeni bir iklim yaratmayı konuşuyorsak, o zaman var olan sınırları aşmaya, ezberleri bozmaya ve gerçek anlamda cesur adımlar atmaya da ihtiyacımız olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu görüşme sürece ivme kazandıracaktır. En önemlisi, toplumsal güveni ve çözüme dair olan inancı güçlendirecek ve sürecin önünü açan önemli bir eşik olacaktır.

    KOMİSYON ÖCALAN’I DİNLEMELİ

    Aslında İmralı’ya gidiş, İmralı’da Sayın Öcalan’ın görüş ve düşüncelerini dinlemenin kendisi Türkiye’de yaşayan her bir yurttaşın ve halkların geleceği açısından, toplumsal barışımız açısından, gerçek anlamda o iç cephe denilen bizim barış ve demokratik toplum süreci dediğimiz sürecin ilerlemesi açısından da kritik önemde olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. O anlamıyla çağrımız çok net ve açık. Komisyon gerçekten cesur olmalıdır. Meseleye siyaset üstü bakmalı. Güncel siyasete, güncel toplumsal meselelere hapsolmadan bu meseleye yaklaşmalıdır.

    Komisyon ezberleri bozmalıdır. O anlamıyla bir yıl önce Sayın MHP Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin Meclis’te, 22 Ekim’de grupta yaptığı konuşmanın tarihi önemi ne kadar büyükse, ‘Gelsin Meclis’te konuşsun’ çağrısı nasıl önemliyse,  bu süreçte de çözüm komisyonunun İmralı’ya gitmesi, Sayın Öcalan’ın görüş ve düşüncelerini bizzat dinlemesi ve orada onunla karşılıklı konuşması, sorularını sorması da yeni döneme dair önemli bir eşiğin aşılmasına katkı sunacaktır.

    OPERASYONLAR SÜRECE ZARAR VERİYOR

    19 Aralık’tan beri gün geçtikçe hızı artan bir Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) yönelik operasyon süreciyle, yargısal operasyonlarla karşı karşıyayız. Şunu baştan ifade edelim: bütün bu operasyonların aslında siyasal zemine zarar verdiğini, ama aynı zamanda yürüyen sürece de zarar verdiğinin altını çizmemiz gerekiyor. Bugün yeni bir iklimi konuşuyoruz.  İktidar bunu iç cephenin tahkimatı olarak ifade etti. O zaman, iç barışın sağlanması gerektiği ya da iç barışın sağlanmasının istendiği bir yerde, bu ülkenin ana muhalefet partisinin yargı eliyle operasyonlara maruz kalmasının kabul edilemez olduğunu ifade etmemiz gerekiyor.

    Bugün CHP’ye yapılanların da sadece CHP’ye yapılan bir operasyon olmadığını çok iyi biliyoruz. Siyasal muhalefeti sınırlandırmaya, demokratik muhalefeti sınırlandırmaya ve gerçek anlamda yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye çalışan bir süreçle karşı karşıyayız.

    Orman katliamlarına karşı yapılan başvurular sonuçsuz kaldı. Halk buna karşı durdu ve Besta’da büyük bir direniş gösterdiler. Ekolojik kırıma karşı Besta’da dile getirdiler. Orda anneler “Baraj değil barış istiyoruz” dediler. Bugün barışı konuşuyorsak, bunun yarattığı tahribatın giderilmesi gerekiyor. Kesilen her bir ağacın yerine yeni bir ağaç dikecekğiz. Ne Munzur’da ne Kazdağlarında eko-kırıma izin vermeyeceğiz.”

    Gazze’deki katliama dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Bu bir soykırım, savaş suçudur. Dünya bu soykırıma sessiz kalıyor. İnsanlığın onurunu korumaya çalışanlar 50 gemiden oluşan filoyla yola çıktılar. İnsanı felaketi önlemek iiçin yola çıkanlara yapılan tacizi kabul etmiyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Barışın yolu halkların sesini duymaktan geçer- VİDEO

    Koçyiğit: Barışın yolu halkların sesini duymaktan geçer- VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Gerçek barış halkların, annelerin, kayıp yakınlarının sesi duyulmadan mümkün değil” diyerek, Meclis’i toplumsal onarımı esas alan bir çözüm sürecine çağırdı.

    DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde düzenlediği basın toplantısında güncel gelişmelere dair açıklamalarda bulundu. Koçyiğit, Meclis çatısı altında kurulan komisyonların yalnızca teknik değil, demokratik bir çözüm perspektifiyle hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

    “MAĞDUR KESİMLER DİNLENMELİ”

    Koçyiğit, dün gerçekleştirilen komisyon toplantısında özellikle çatışmalı süreçlerde mağduriyet yaşamış kesimlerin sürece katılımının önemine dikkat çekerek, “Yakınlarını kaybetmiş, ağır hak ihlallerine uğramış insanların bu sürece katkı sunması, çözüm aklını devreye koyması ve çözümden yana tutum alması çok kıymetlidir” dedi.

    Koçyiğit, komisyon toplantısında dinlenecek kurumları da kamuoyuyla paylaşarak şunları söyledi:

    “Bugün Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Tahir Elçi Vakfı gibi önemli kurumlar dinlenecek. Özellikle Barış Anneleri’nin yıllardır yürüttüğü barış mücadelesi, komisyonun çalışmalarına ışık tutacak niteliktedir. İHD’nin Kürt sorununun çözümüne dair söyleyeceği her söz, ortaya koyacağı her önerme bu süreç açısından son derece kıymetlidir. Aynı şekilde kendisi de dönem dönem baskıya uğramış, hedef haline getirilmiş bir kurum olarak bu sürece güçlü katkı sunacaktır.

    Kimi eşini kaybetti, kimi kardeşini kaybetti. Kimi annesini ve babasını kaybetti. Ama yılmadılar. Gözaltına alındılar, haklarında davalar açıldı. Ama ona rağmen bu ülkede kayıplarını bulmak, kayıplarına ulaşmak için adalet mücadelesini kesintisiz devam ettirdiler. Bu anlamıyla ben bu mücadelede ne yazık ki evladının kemiklerine ulaşamadan yaşamını yitiren Berfo Ana’yı ve mücadelesiyle simgeleşen Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak’ı da bir kez daha saygıyla, minnetle, sevgiyle anıyorum. Onların mücadelesi tarihi bir mücadeleydi ve bugün bizler de onların hatırasına verebileceğimiz en iyi yanıtın toplumsal barışı kurmak, inşa etmek ve kalıcı kılmak olduğunu ifade etmek isterim.

    Sanki Sayın Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı yokmuş, bu çağrı sanki örgütte karşılık bulmamış, bu çağrının karşısında 5-7 mayıs tarihlerinde örgüt karar almamış ve 11 Temmuz’da silahları imha töreni yapılmamış gibi bir atmosfer yaratılmaya ve bütün bu hakikatin üstü örtülerek bazı tartışmalar yürütülmeye çalışılıyor. Oysa bütün bunlar 45 yılı çatışmalı geçmiş, 100 yıllık Kürt sorunu açısından çok büyük tarihi eşiklerdi. Bütün bu tarihi eşiklerin aşılmasında Sayın Öcalan’ın çok önemli bir rolü olduğunu, sözünün bağlayıcılığının ve örgütün onun sözüne karşılık gerçekleştirdiğini Türkiye halkları olarak hep beraber gördük. Meclis yalnızca silahsızlanma ya da teknik düzenlemelerle değil; barışı, adaleti ve toplumsal onarımı esas alan bir perspektifle hareket etmeli. Bu ülkede gerçek anlamda barış olacaksa, bunun yolu halkların, annelerin, kayıp yakınlarının sesini duymaktan geçiyor.”

    “CHP’YE YAPILAN OPERASYONLARI DOĞRU BULMUYORUZ”

    CHP’ye yönelik operasyonlara da değinen Koçyiğit, “Bu saldırıları çok iyi tanıyoruz. Siyasi operasyonlarının nasıl çekildiğini, yargı kumpaslarıyla, yargı eliyle siyasetin nasıl dizayn edilmeye çalışıldığını birebir yaşadık ve halihazırda bu sürecin devam ettiğini de görüyoruz. O yüzden açık ve net söyleyelim bize yapıldığında da başka bir siyasal partiye yapıldığında da ilkesel tutumumuz aynıdır. Asla doğru bulmuyoruz, bir yerel yöneticinin kim olacağına seçmen karar verir. Eğer seçmenin kararına saygı duymuyorsanız, eğer sandıktan çıkan iradeye saygı duymuyorsanız otoriter bir rejimin olduğunu ilan edin” ifadelerini kullandı.

    DİYANET’E TEPKİ

    İktidarın kadına yönelik şiddete göz yumduğunu belirten Koçyiğit, Diyanet’in kadınların miras hakkına yönelik söylemlerini de eleştirerek şunları söyledi:

    “Siyasal iktidarın kendi kurumları eliyle kadınlara yönelik şiddeti ürettiği, büyüttüğü, derinleştirdiği ve normalleştirdiği gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bugün Diyanet eliyle kadınlara yönelik şiddetle meşrulaştırılıyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, sabah akşam kadınların yaşamı üzerinden, giyimi üzerinden fetva verme hakkını nerede buluyorsun? Bugün bu kadar büyük bir enflasyonun, büyük ekonomik krizin altında yaşamaya çalışan kadınların nafaka ve miras hakkına göz dikecek, bu hakları ortadan kaldıracak sözleri nasıl kurabiliyorsun? Burada Diyanet eliyle kadınlara yönelik bir savaş açılmıştır, bu bir ideolojik saldırıdır. Kadınların yaşamını, giyimini, varlığını hedef alan, kadınların daha fazla şiddetin hedefi haline gelmesine neden olan bir saldırıdır bu.”

    (HABER MERKEZİ)

  • GÜNCELLENDİ/Gülistan Kılıç Koçyiğit: Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşmez-VİDEO

    GÜNCELLENDİ/Gülistan Kılıç Koçyiğit: Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşmez-VİDEO

    PİRHA-Meclis’te gündemdeki gelişmelere dair basın toplantısında konuşan DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Komisyon, kendi yol haritasını oluşturacak ve pratik bir süreci önüne koyacak. Bu komisyon sürecin hukuksal teminatı ve sürecin yürütenlerin hukuksal güvencelerini sağlamalıdır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te gündemdeki gelişmeleri dair basın toplantısı düzenledi.

    “BÜTÜN EGE YANDI AMA HESAP VEREN YOK”

    Orman yangıları için uçak alınması gerektiğini söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Kimsenin aklına helikopter almak gelmiyor. Lüksten tasarruf etmeyenler, yangından tasarruf ediyorlar. Canımızdan,  yaşamımızdan, doğamızdan tasarruf ediyorlar ve hiçbir şey olmamış gibi pişkin pişkin her şeye ‘fıtrat’ ‘kader’ diyorlar.  Köyler, kasabalar, kent merkezleri yanıyor. Bütün Ege neredeyse yandı? Hesabını veren var mı? Hayır. Herkes koltuğunda rahat rahat oturuyor. Bir tane bürokrat istifa etmeyi düşünmüyor. Bu kadar utanmaz bir durum olabilir mi? Niye gece görüşlü helikopter, uçak yok? Bu soruların bir cevabı olmalı” dedi.

    “TÜM HAKLARIMIZ TEHLİKE ALTINDA”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, sahte diploma konusuna ilişkin ise şunları ifade etti:

    “Parası olan basıyor parayı, alıyor diplomayı. İster doktor oluyor ister mühendis oluyor. Biz günün sonunda sahte diplomalı doktora muayene oluyoruz. Sahte diplomalı mühendisin yaptığı binada oturan duruma düşüyoruz. Hepimizin yaşam hakkı başta olmak üzere tüm haklarımız tehlike altında.”

    “PEK ÇOK PARTİNİN KOMİSYONA KATILMIŞ OLMASI ÇOK ÖNEMLİDİR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında Meclis’te kurulan komisyona değinen Koçyiğit, “Pek çok partinin komisyona katılmış olması çok önemlidir. Baroların, akademisyenlerin, hak örgütlerin, sivil toplum örgütlerinin, Kürt sorunun demokratik çözümüne dair sözü olan herkesin dinlenmesi, sürece dair demokratik katılım mekanizmaların genişlemesi ve sürecin toplumsallaşması açısından da hayati bir önemdedir. Komisyon, kendi yol haritasını oluşturacak ve pratik bir süreci önüne koyacak. Bugün Ekim’e kadar olan takvimi birlikte konuşma imkanı bulacağız. Bu komisyon sürecin hukuksal teminatı ve sürecin yürütenlerin hukuksal güvencelerini sağlamalıdır. Sürecin tarafların demokratik siyasete ve toplumsal yaşama katılım kanallarının açılması ve en nihayetinde barışın kendisinin hukuksal güvenceye kavuşması için çaba içinde olmalıdır. Çatışma dönemlerin anti demokratik uygulamalarının barış dönemine uygun bir demokratik bir niteliğe kavuşturulması için demokratik çözüm, demokratik dönüşüm çalışmalarının başlatılması çok önemli bir ihtiyaçtır. Sorunun siyasal nedenlerinin kapsamlı bir şekilde ele alınarak demokratik çözüm yollarının belirlenmesi gerekiyor” diye belirtti.

    “BARIŞ VE SORUNUN ÇÖZÜMÜ İÇİN HEP BERABER MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Barışın önce dilde başlayacağına dikkat çeken Koçyiğit, “Kürt sorununa dair çözüm politikaları geliştirilmeli, atılacak adımların sorundan kaynaklanan demokrasi sorunun çözecek perspektifi ile yaklaşılması gerekiyor. Türkiye demokratikleşmeden Kürt sorunu çözülemez, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşmez. Geldiğimiz nokta itibari ile dünden, önceki günden ve geçen aylardan daha ileri bir noktadayız. Yarınlarda bu günlerden daha ileri bir aşamayı yakalayabiliriz. Bundan kuşkumuz yok. Durmadan çalışacağız. Barış ve sorunun çözümü için hep beraber mücadele edeceğiz. Demokratik çözüm mümkün. Bu çözümü yapacak feraset bu ülkede var. Siyasi kararlık olduktan sonra toplumsal mutabakatın da her gün geliştiğini, derinleştiğini, biliyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • GÜNCELLENDİ-Koçyiğit: hukuksal adımlar atılmalı-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-Koçyiğit: hukuksal adımlar atılmalı-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, oluşturulacak komisyonun şeffaf olması gerektiğini belirterek, hukuksal adımların atılması gerektiğine vurgu yaptı. Gülistan Kılıç Koçyiğit, Çorum Katliamı’nın yıl dönümü olduğuna işaret ederek, “yüzleşme” çağrısında bulundu.

     

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Meclis Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te gündemdeki gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “KATLİAMLARIN ARKASINDAKİ KARANLIKLARI TEŞHİR ETMEDEN YENİ KATLİAMLARIN GEÇME İMKANI YOKTUR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, Çorum Katliamı’nın yıl dönümü olduğuna işaret ederek, “yüzleşme” çağrısında bulundu. Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Tam bir yüzleşmenin sağlanması ve onarıcı bir adaletin tesis edilmesinin önemine işaret etmek istiyorum. Bugün yeni bir dönemdeyiz, barışı konuşuyoruz, demokrasiyi konuşuyoruz. Katliamların arkasındaki karanlıkları teşhir etmeden yeni katliamların ve acıların önüne geçme imkanı yoktur” dedi.

    “TOPLUMSAL YARALARI ONARACAK HUKUKSAL DIMLARIN DERHAL ATILMASI GEREKİYOR”

    Meclis’e gelmesi beklenen 10’unucu Yargı Paketi’ne dikkati çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “‘Tabi 9 paketten ne hayır gördük, 10’uncuda ne hayır göreceğiz’ diye hepinizin sorduğunu tahmin edebiliyorum. Çünkü gelen paketlerin içerisinde bu ülkenin gerçek anlamda hukuk devleti ilkesiyle örtüşebilecek, adaleti tesis edebilecek, var olan eşitsizlikleri giderebilecek bir yaklaşım olmadı. O anlamıyla Türkiye’nin demokratik geleceğini konuşuyorsak, hukuksal alanda yaşanan ağır mağduriyetlerin hızla giderilmesini, haksız ve hukuksuz tutuklamaların derhal serbest bırakılmasını ve toplumsal yaraları onaracak hukuksal adımların derhal atılması gerekiyor. Bu talebi buradan tekrar ifade ediyoruz. Sadece infazla ilgili, sadece cezaevindeki ayrımcılıkla ilgili taleplerimiz yok. Bir bütün olarak yargı sisteminin taranması gerekiyor” diye konuştu.

    “CEZADA ADALET, İNFAZDA EŞİTLİK TEMEL BİR İLKE OLARAK BÜTÜN HUKUK MEVZUATINA YEDİRİLMESİ GEREKİYOR”

    Gülistan Kılıç Koçyiğit, bütün ayrımcı maddelerin düzeltilmesi gerektiğini belirterek, şunları söyledi:

    “Bu, bu ülkede barışın gelmesi, Kürt sorunun demokratik çözümü açısından hayati önemdedir. Somut taleplerimiz var. Bunu hem AKP yetkililerine hem de görüştüğümüz bütün siyasi parti temsilcilerinin heyetlerine ilettik. Buradaki en önemli meselelerden birisi infaz hukukunun ayrımcı olmasıdır. İnfaz hukukunda ciddi bir ayrımcılık var. Özellikle şartlı tahliye ve denetimli serbestlik gibi konularda, örgütlü suçlardan mahpus olanlar, yani TMK nedeniyle mahkûmiyeti olanların bundan kesinlikle faydalanmadığını görüyoruz. Bu büyük bir sorundur. Bütün meselelerde siyasi mahpuslar istisna tutuluyor. Özellikle şartlı tahliye konusunda ciddi sorunlar var. Normalde şartlı tahliye 1/2 iken, TMK’den hüküm giyilmişse burada 3/4 gibi bir infaz süresi ve şartlı tahliye süresi olduğunu görüyoruz. Bu, asla ama asla kabul edilebilir bir şey değildir. Yani cezada adalet, infazda eşitlik temel yaklaşımımızdır. Bunun temel bir ilke olarak bütün hukuk mevzuatına yedirilmesi gerekiyor.

    Mektup yazdığı için, slogan attığı için, temel hak ve özgürlüklerini savunduğu için siyasi mahpusların şartlı tahliyeleri yakılıyor. Diğer taraftan kadın katilleri, çocuk tecavüzcüleri şartlı tahliye koşullarından hızlı bir şekilde faydalanıyor. Türkiye cezaevlerinde on binlerce siyasi mahpus var. Bu siyasi tutsakların en büyük özelliği, görüş ve düşünceleri ile bu ülkeyi demokratikleştirmek için yaptıkları eylemler nedeniyle cezaevinde olmalarıdır. Bu anlamıyla, siyasi mahpuslar gerçeği; adalet sisteminin tarafsızlığını yitirdiği, hukukun evrensel ilkelerinin ayaklar altına alındığı ve hem yargılama hem de cezanın infaz boyutuyla tam bir eşitsizliğin yaşandığı bir meseledir.

    Yine, TCK kapsamında işlenen bir suç açısından 5 yıl ceza alıyorsanız, bu suç eğer TMK kapsamındaysa 10 yıla çıkıyor. Neden? Çünkü TMK madde 5, örgütlü suçlar açısından 1/2 oranında ceza artırımı öngörüyor. 5 yıl olan cezayı 10 yıl hüküm olarak giyiyorsunuz. Bunun da hızlı bir şekilde ortadan kaldırılması gerekiyor. İnfaz hukukunun 105/A maddesinin 3. fıkrası, ‘maruz kalınan ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını yalnız idame ettiremeyen ve koşullu salıverilmesine 3 yıl veya daha az süre kalan hükümlülerin denetimli serbestliğe ayrılabileceklerini’ düzenlemiş. Burada yine bir istisna var: örgütlü suçlar ve siyasi mahpuslar hariç. Yine, 65 yaş üstü olan bütün mahpuslar açısından şartlı tahliye imkanı var; ama burada da istisna yine örgütlü suçlar.

    “MECLİS’TE ÇIKMIŞ BİR ÇÖZÜM ÇERÇEVE YASASI VAR MI?”

    Hali hazırda bir süreç yürüyor. 27 Şubat’ta Sayın Öcalan’ın çağrısı geldi. 6-7 Mayıs tarihlerinde örgüt kongresini topladı. Bütün bu süreçler devam edecek. Bütün bu sürecin bir yasal dayanağı var mı? Halihazırda Meclis’te çıkmış bir çözüm çerçeve yasası var mı? Hayır, yok. 2013-15’teki bu kadar geniş bir toplumsal mutabakat yoktu.

    “BU KOMİSYON KONUYA ÖZGÜ KURULMALIDIR”

    Meclis’te kurulacak komisyona ilişkin çokça tartışma yapıldı. Bu, en fazla Sayın Bahçeli’nin paylaşımı ile gündeme geldi. Ama aslında DEM Parti olarak bunu gündeme getirmiştik. Özellikle Sayın Öcalan ile 28 Aralık’ta yapılan görüşmede, Meclis’te bir komisyon kurulması gerektiğine ve Meclis’in önemine dair belirlemeleri olmuştu.

    Bu görüşmenin ardından heyetimiz, ilk olarak Meclis Başkanı’na giderek parti turlarına başladı. Biz, buradaki komisyon tartışmalarını çok kıymetli buluyoruz. Komisyon mutlaka ama mutlaka kurulmalıdır. Bu komisyon, bu konuya özgü olarak kurulmalıdır. Yasa ile kurulması gereken bir komisyon olmalıdır. Ancak bu komisyonun şekli, içeriği, üye sayısı ve karar alma gibi meseleleri; yan yana gelerek, birlikte tartışarak ve geniş bir ortaklaşmayla hayata geçirebiliriz.

    Bu komisyon; STK’leri, kadınları, yazarları, akademisyenleri, gazetecileri dinleyebilecek ve onların görüş ile fikirlerini mutlaka sürece katacak şekilde oluşturulmalıdır. Dünya örneklerini inceleyebilecek bir komisyon olması da bizim açımızdan son derece önemlidir.

    “KOMİSYON DEMOKRATİK VE ŞEFFAF OLMALI”

    En önemlisi bu komisyon demokratik ve şeffaf olmasıdır. Bütün bu tartışmaların toplumun gözünün önünde yapılmalıdır. Sayısından karar alma biçimine kadar her şey konuşulabilir. Yeter ki işin esası, özü kaçmasın. Nedir işin özü; Meclis’in adres olması. Sorunun Meclis’te konuşulması, Meclis’in inisiyatif alması, muhalefetin en geniş zeminde sürece katkı koyması ve toplumsal muhalefeti bu işin paydaşı yapacak bir yaklaşıma ihtiyaç var.

    Hızlı bir şekilde, bayramdan önce yasalaşır diye bekliyoruz. Biz taleplerimizi ilettik, bu taleplerimizin ne kadarını yasanın içereceğini biz de bilmiyoruz. Paket imza açıldığını görme şansımız olacak. Cezaevlerindeki ve toplumdaki beklentiyi karşılayabilecek ve sürece katkı koyabilecek maddeler olmasını gerek.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz’

    ‘Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz’

    PİRHA-DEM Parti grup başkanvekilleri, Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan taziye kabulünün ardından basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz. Onun barış mücadelesi hepimiz için yol göstericidir” denildi.

    Hayatını kaybeden Sırrı Süreyya Önder için taziyeler Şişli’de bulunan Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde kabul edilmeye başlandı.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, HDK Eş Sözcüleri Ali Kenanoğlu ve Meral Danış Beştaş, DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Pervin Buldan, TJA aktivisti Sebahat Tuncel ile DEM Partililer taziyelere gelen yurttaşları karşılıyor.

    DEM Parti Grup Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli basın açıklaması yaptı.

    “BARIŞA EMEK VERMİŞ BİR YOLDAŞIMIZI KAYBETTİK”

    Sırrı Süreyya Önder’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadıklarını belirten Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Öncelikle bütün Türkiye halklarının başı sağ olsun. Bizim açımızdan çok büyük bir kayıp. Üzüntümüzü tarif edecek kelime bulamıyoruz. Yarın Sırrı Süreyya Önder’in naaşını saat 11.00’de Taksim’deki Atatürk Kültür Merkezi’nde törenle uğurlayacağız. Bütün Türkiye halklarını Sırrı Süreyya’yı uğurlamak için Taksim’e beklediğimizi söylemek istiyorum. Oradan da yine aynı şekilde Barbaros’taki Levent Camii’ne götüreceğiz. Orada tören yapılacak ve ardından da Zincirlikuyu Mezarlığında onu sonsuzluğa uğurlayacağız. Bütün halkımızın başı sağ olsun. Büyük bir yoldaşımızı, barışa emek vermiş olan bir yoldaşımızı kaybettik. Acımız büyük, yarın ona yakışır bir şekilde sıra Süreyya Önder’i sonsuzluğa uğurlayacağız” dedi.

    “ONUN BARIŞ MÜCADELESİ HEPİMİZ İÇİN YOL GÖSTERİCİDİR”

    Sırrı Süreyya Önder’in 18 gün boyunca direndiğini ancak maalesef hayatını kaybettiğini ifade eden Sezai Temelli, “Ancak onun barış mücadelesi hepimiz için yol göstericidir. Onun mücadelesi bugünden sonra da yaşayacak. İstanbul’a gelemeyenler, il ilçe binalarımızda taziyeleri kabul edecek, dolayısıyla tüm Türkiye halklarını bu acı günde dayanışmaya, ortaklaşmaya yan yana gelmeye, barışa sahip çıkmaya, Sırrı Süreyya Önder’in anısına sahip çıkmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL

  • DEM Parti, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için ‘Meclis Araştırma Komisyonu’ kurulmasını teklif etti

    DEM Parti, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için ‘Meclis Araştırma Komisyonu’ kurulmasını teklif etti

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekilleri Sezai Temelli ve Gülistan Kılıç Koçyiğit, Dersim Tertelesi’nin araştırılması için TBMM’ye ‘Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını talep etti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkan Başkanvekilleri Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Sezai Temelli, 4 Mayıs 1937 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla başlatılan Dersim Tertelesi’nin araştırılması amacıyla 70 binden fazla insan hayatını kaybettiği, on binlerce insanın yurdunu terk ettiği ve kültürel değerlerinden koparıldığı Dersim için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM), Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasını teklif etti.

    “ÇIBAN BAŞI OLARAK TANIMLANMIŞ”

    Grup Başkanvekilleri, araştırılması için meclise sunduğu yazıda Dersim Katliamı ile ilgili olarak şunları söyledi:

    “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş süreci, ulus devlet inşası adına tekçi bir anlayışla şekillenmiş; farklı kimlikler, kültürler ve inançlar yok sayılarak şovenist bir toplum yaratılmaya çalışılmıştır. Bu doğrultuda özellikle Kürt halkı başta olmak üzere tüm etnik ve kültürel farklılıklar yok sayılmış, 1925 yılında hazırlanan “Şark Islahat Planı” ile tekçi ulus devlet politikaları hayata geçirilmiştir. Bu çerçevede, 2 Şubat 1926 tarihinde Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey tarafından hazırlanan raporda Kürt Aleviliğin merkezi Dersim, “çıban başı” olarak tanımlanmış; dönemin egemenleri açısından, homojen bir ulus yaratma hedefinin önündeki en büyük engel olarak görülmüştür. Aynı minvalde, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın 18 Eylül 1930’da Başbakanlığa sunduğu raporda da Dersim’e acilen askeri operasyon düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir. 1932 yılında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından hazırlanan gizli rapor ise Dersim’in coğrafi, ekonomik, toplumsal, etnik ve inançsal yapısı ayrıntılı şekilde inceleyerek, kapsamlı bir askerî müdahale ve ıslahat planı için öneriler sunmuştur.

    YA ISLAH YA İFLAH EDİLMELİDİR

    Dersim Tertelesi’nin temelleri, bu müfettiş raporlarında kullanılan nefret ve dışlayıcı dil ile atılmıştır. Raporlarda sıkça yer verilen “Dersim asileri”, “eşkıyaları” ve “çıban” ifadeleri ile Kazım Karabekir’in “ya ıslah ya iflah edilmelidir” şeklindeki değerlendirmesi, bölge halkına yönelik planlanan büyük kıyımın habercisidir. 25 Aralık 1935’te çıkarılan 2884 Sayılı “Tunceli Vilayetinin İdaresi Hakkında Kanun” ile Tedip ve Tenkil Harekâtı’nın yasal altyapısı oluşturulmuş, Dördüncü Umumi Müfettiş Abdullah Alpdoğan’ın yürüttüğü uygulamalarla bu sürecin önü açılmıştır.

    SEYİT RIZA YAŞI KÜÇÜLTÜLEREK ASILMIŞTIR

    4 Mayıs 1937’de alınan Bakanlar Kurulu kararıyla Dersim’de tarihimizin en acı olaylarından biri yaşanmıştır. 15 Kasım 1937’de Pir Seyit Rıza, oğlu Reşik Hüseyin ve arkadaşları, Elazığ’da kurulan özel mahkemede yargılanarak idam edilmiştir. Seyit Rıza, ileri yaşına rağmen yaşı küçültülerek asılmış; oğlu Reşik Hüseyin’in yaşı ise büyütülüp babasının gözü önünde darağacına gönderilmiştir. Seyit Rıza, idam sehpasında “Kerbela evladıyız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” diyerek sehpayı tekmelemiş; mahkemede sarf ettiği “Sizin yalanlarınızla, hilelerinizle baş edemedim, bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde diz çökmedim, bu da size dert olsun!” sözleri hafızalara kazınmıştır. Dersim’de 70 binden fazla insan katledilmiş, binlercesi zorla yerinden edilmiş, kültürel, inançsal ve dilsel aidiyetlerinden kopartılmıştır. Yüzlerce Dersimli kız çocuğu ise ailelerinden alınıp, çoğunlukla asker ailelerinin yanında hizmetçilik ve kölelik şartlarında yaşamak zorunda bırakılmıştır.

    ÖZRÜN ARKASINDA SOMUT ADIMLAR ATILMAMIŞTIR

    Öte yandan, 2011 yılında dönemin Başbakanı ve mevcut Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dersim Tertelesi’yle ilgili olarak “devlet adına özür diliyorum” açıklaması yapması, bu acının devletin en üst makamında kabul edildiği önemli bir dönemeç olmuştur. Aynı dönemde iktidar partisinden birçok isim de Dersim katliamına dair acılarını ve üzüntülerini dile getirmiş, bu kıyımın bu toprakların onulmaz yarası ve ortak geçmişimizin acı bir parçası olduğunu ifade etmiştir. Ancak geçen yıllara rağmen bu özrün arkasından somut ve kalıcı adımların atılmaması, Dersim halkının ve vicdan sahibi herkesin yüreğinde kapanmayan bir yara bırakmıştır. Bugün toplumsal barışa dair samimi ve kalıcı hamleler yapılmak isteniyorsa, bunun başlangıç noktalarından birisi Dersim halkının yıllardır dile getirdiği taleplerin karşılanması ve Dersim Tertelesi ile yüzleşilmesi olmalıdır. Hakikatlerin ortaya çıkarılması, acıların paylaşılması ve adaletin tesis edilmesi, yalnızca Dersim halkı için değil, Türkiye’nin tüm halklarının ortak geleceği ve barış içinde bir arada yaşama iradesi açısından hayati önem taşımaktadır.

    MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR

    Bu amaçla Dersim ismini iade edilmesi başta olmak üzere, Dersim Tertelesi gibi tarihsel travmalarla yüzleşmenin başlangıcı olarak, yıllardır kapalı tutulan arşivlerin açılması, gerçekleri açığa çıkaracak bir hakikat komisyonunun kurulması, Pir Seyit Rıza ve arkadaşlarının mezarlarının açıklanması, toplu mezar yerlerinin tespiti, kayıp çocukların akıbetinin incelenmesi ve katliamın planlayıcıları ile uygulayıcılarının tarih önünde yargılanmasını sağlayacak bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmalıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Ülkede yönetememe krizi var

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Ülkede yönetememe krizi var

    PİRHA- Dem Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, basın toplantısında gündeme ilişkin konuştu. Koçyiğit, “Çoklu krizler sarmalı toplumun her hücresine yayılmış durumda. Bunun verilerini gizleyerek topluma pembe hayaller satan bir iktidar var” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te gündeme ilişkin düzenlediği basın toplantısında konuştu.

    “KOSKOCA SİSTEMİN DEPREMİN ALTINDA KALDIĞINI HEP BERABER GÖRDÜK”

    Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumuna ilişkin sözleri ile konuşmasına başlayan Koçyiğit, geçtiğimiz günlerde İstanbul’da yaşanan depreme de değindi. Koçyiğit şunları söyledi:

    “5 gün önce İstanbul’da 6,2 büyüklüğünde bir deprem, ardından da çok sayıda artçı deprem gerçekleşti. Bir kez daha Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğunu ve bizlere deprem gerçeğini hatırlattı. Oysa bizim deprem acılarımız çok taze. 7 Şubat’ta yaşadığımız deprem, ardından yaşanan yıkım, yüz binlerce insanımızın göçük altında yaşamını yitirmesi, alınmayan önlemler, kurtarılmayan canlar, ulaştırılmayan yardımlar, yıkılan hastaneler, çöken bürokrasi ve koskoca sistemin depremin altında kaldığını hep beraber görmüştük.

    DEPREME KARŞI ÖNLEM ALMASI GEREKENLER ŞU AN CEZAEVİNDELER

    Fakat bu depremlerden, bu büyük yıkımlardan ne yazık ki hiç ders almadığımızı, hiç sonuç çıkarmadığımızı da üzülerek görüyoruz. İstanbul’da yaşanacak bir depremin bütün ülkeyi mahvedeceğini, bütün dünyayı etkileyeceğini herkes biliyor. Ama buna dair hiçbir adım atılmıyor. İBB Başkanı ve ekibinin büyük bir kısmı tutuklu. Kent uzlaşısı nedeniyle özellikle de yüksek riskli belediyelerin belediye başkanları tutuklu ve oralara kayyım atandı: Esenyurt ve Şişli’ye. Deprem Daire Başkanları, şehir plancıları tutuklu. Yani aslında kentte depremi yönetmesi gerekenler, bugün depreme karşı önlem alması gerekenler şu anda cezaevindeler.

    KENTLERİ YENİDEN KURMALIYIZ

    Siyaset, çıkar her şeyin önüne geçmiş durumda. İnsan yaşamı hiçe sayılmaya devam ediliyor. İstanbul’da hızlı bir şekilde gerçek anlamda adım atmak gerekiyor. Özellikle bilimsel akla dayalı ve toplumun ihtiyaçlarına göre hızlı bir planlama yapmaya ihtiyaç var. Bu kentleri, İstanbul başta olmak üzere, yeniden kurmalıyız. Çarpık yapılaşmanın olduğu, yapı stoğunun sorunlu olduğu, depreme dayanıklı olmayan bütün bu kentlerde, yerinde ve halkın ihtiyaçlarını gözetecek şekilde yeni bir kent inşasına hızlıca girişmek gerekiyor. Sadece kentleri betona hapsetmek, insanları betona hapsedip sonra da onları göz göre göre felaketle yüz yüze bırakmayı asla kabul etmiyoruz. Açık ve güvenli toplanma alanları derhal artırılmalı, kamuya ait alanlar halkın kullanımına açılmalıdır. Toplumdan toplanan deprem vergileri şeffaf bir şekilde depreme hazırlık için kullanılmalıdır. TBMM’nin de üzerine düşecek çok sorumluluk var. Meclis, gerçek anlamda halka ve topluma karşı sorumluluğunu yerine getirmeli ve bu olaya el koymalıdır. Toplumu bu felaketlerden koruyabilecek, kader gibi anlatılan anlayışları dışlayarak bilimsel ve akılcı yöntemlerle süreci yönetmelidir.”

    “ÜLKEDE BÜYÜK BİR YÖNETEMEME KRİZİ VAR”

    Ülkede büyük bir yönetememe krizi olduğunu belirten Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Gerçek anlamda ekonomi iflas etmiş durumda. Çoklu krizler sarmalı toplumun her hücresine yayılmış durumda. Bunun verilerini gizleyerek topluma pembe hayaller satan bir iktidar var. Yurttaşlar artık yaşamlarını borçla devam ettirmeye çalışıyorlar. Mart 2025 itibariyle ülkedeki kredi kartı sayısı tam 132,3 milyona ulaştı ve kredi kartı borcu ilk defa AKP iktidarı döneminde 2 trilyon lirayı aşarak rekor seviyeye geldi. Market ve alışveriş merkezlerinde en çok kullanım var. Özellikle de 237 milyar 597 milyon lirası yemek harcamalarına, 58 milyar 460 milyon lirası ise gıda harcamalarında kullanılmış durumda. Yani insanlar kredi kartı olmadan karınlarını doyuramıyorlar, kredi kartı olmadan market alışverişlerini yapamıyorlar, gündelik hayatlarını devam ettiremiyorlar.

    BU SESE KULAK VERİN, GEREĞİNİ YERİNE GETİRİN

    Açlık sınırı 26 bin liraya dayanmış ama hali hazırda asgari ücret 22 bin TL olmaya devam ediyor. Geçen Temmuz ayında asgari ücretliye zam yapılmadı. Ara zam alınmadığı için de asgari ücretlinin enflasyon karşısındaki durumu gün geçtikçe kötüleşmeye devam etti. AKP iktidarına buradan sesleniyoruz: Zengin için çalışmayı bırakın. Sermaye için çalışmayı bırakın. Bir avuç sermayedarı zengin etmekten vazgeçin. Kendi çıkarınızı gözetmekten vazgeçin. Milyonlar haykırıyor, milyonlar açlık ve yoksullukla buluşuyor. Bu sese kulak verin, gereğini yerine getirin.

    TAKSİM’İN İŞÇİLERE KAPATILMASINI KABUL ETMİYORUZ

    1 Mayıs haftasındayız. Emeğin bayramını yine kutlayacağız. 150 yıldır dünyanın birçok yerinde emek, dayanışma ve mücadele günü olarak kutlanıyor. 1 Mayıs’ın üzerindeki tahakkümü, engelleme çabalarını görüyoruz. İşçiler ve bizler açısından tarihsel ve duygusal olarak, mücadelede önemli bir mekân olan Taksim’in işçilere kapatılmasını kabul etmiyoruz. Orada yılbaşı etkinlikleri yapılıyor, maçlardan sonra kutlamalar yapılıyor. Her türlü etkinliğe açık olan Taksim Meydanı’nın, 1 Mayıs’ta işçilere kapatılması, 1 Mayıs’ın anlamına ve emeğin mücadelesine yönelik büyük bir tahammülsüzlüktür. Kadınlara da kapatılmasını kabul etmiyoruz.”

    “ULUSAL KONFERANS ÇOĞULCU, EŞİT, ADİL BİR SURİYE’NİN İNŞASINA KATKI SUNACAK”

    Kuzey ve Doğu Suriye’ye, içinde DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır ve DEM Parti vekillerinin de olduğu bir heyetin geçtiğini belirten Koçyiğit, “Kuzey ve Doğu Suriye’nin Qamişlo kentinde, yani Rojava’da, bir Kürt Ulusal Konferansı’na katıldılar. Suriye’de 8 Aralık’tan bu yana bir yönetim değişikliği var, orada geçici bir yönetim var. Suriye’nin geleceğine yönelik çokça tartışmalar var. Biz DEM Parti olarak ilk günden bugüne Suriye’nin demokratik bir rejim kazanması için elimizden gelen her şeyi söyledik, bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz.
    Yapılan ulusal konferansın, Demokratik Suriye’nin inşasına, çoğulcu, eşit ve adil bir Suriye’nin inşasına katkı sunacağına dair umudumuzu ve beklentimizi ifade ediyoruz. Bu konferansı gerçekleştiren herkesin emeğine ve yüreğine sağlık. Kürtlerin ulusal birliklerini sağlamaları, yaşadıkları bütün ülkelerin demokratikleşmesine ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesine ciddi bir katkı sunacaktır” dedi.

    “SAYIN ÖCALAN, PKK VE İLGİLİLER ARASINDAKİ DİYALOGDUR”
    PKK’nin son açıklamasına dikkat çeken Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Durum aslında bizim yorumlayabileceğimiz yeni bir durum değil. Kongreyi toplama iradesinde bir sorun olmadığını, kongreyi toplamak istediklerini, ilk kararlarının arkasında olduklarını ama bu kararlarını yerine getirmek için bazı koşulların gerçekleşmediğini ifade ediyorlar. Bu koşullar olarak da Sayın Öcalan’a özgürlük koşullarını ve Sayın Öcalan’ın kongreye katılım koşullarını ifade ediyorlar. Bizim onların adına söyleyecek bir sözümüz yoktur. Kongreyi toplayabilecek, kongrede karar alma yetkisine sahip, bunu gerçekleştirecek tek kişi olarak Sayın Öcalan’ı ifade ettiler. Kongrenin toplanması için bu mekanizmanın, bu iletişimin, diyaloğun hızla gerçekleşmesi gerekiyor. Bu meselede herkes kongrenin toplanmasını istiyor.

    Hükümet kanadından çokça açıklama geldi, hızla, derhal toplanmalıdır yönünde. Burada büyük bir istek olduğunu görüyoruz, herkes hemfikir, yapılan açıklama da bunu teyit ediyor. Bunun gereklerini yerine getirme sorumluluğu hükümettedir. Bu, Sayın Öcalan, PKK ve ilgililer arasındaki diyalogdur; bizim oraya söyleyeceğimiz bir şey yok. Beklentimiz, bu talebin hızla yerine getirilmesi ve kongrenin hızlı bir şekilde toplanmasıdır” diye belirtti.

    PİRHA/ANKARA

  • Koçyiğit: Meclis’in izleyici pozisyonundan çıkması ve elini taşın altına koyması gerekiyor – VİDEO

    Koçyiğit: Meclis’in izleyici pozisyonundan çıkması ve elini taşın altına koyması gerekiyor – VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te yaptığı basın toplantısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmralı Heyeti görüşmesinde, sürecin tıkanan yönlerinin ele alındığını belirtti.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “HERKESİN HAK VE ADALETTEN FAYDALANDIĞI BİR TÜRKİYE İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ”

    DEM Parti’nin Türkiye’de demokrasinin gelişmesi için mücadele ettiğini ifade eden Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları söyledi:

    “Herkesin hak ve adaletten faydalandığı bir Türkiye için mücadele ediyoruz ve bu mücadeleyi kararlılıkla yürütüyoruz. Bu mücadelenin en temel başlıklarından birisi de müzakeredir. Biz, müzakereleri demokratik Türkiye’den Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü mücadelesinden ayrı görmüyoruz. Bu mücadele ve müzakere dinamiğini birlikte yürütmek, birbiriyle olan ilişkisini ve birbirini besleyen yönlerini görmemiz gerekiyor. Bu çerçevede birçok siyasi parti ve STK ile görüşmeler yaptık. Özellikle çözüme katkı sunacağını düşündüğümüz bölge ülkeleriyle de çeşitli diplomatik faaliyetler yürütüyoruz. AB ülkelerinden Rusya’ya, Hindistan’dan Irak’a kadar geniş bir yelpazede heyetlerimiz görüşmeler yapıyor.”

    “SÜRECİN AKSAYAN YÖNLERİ ELE ALINDI”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşmeye değinen Koçyiğit, “Bu görüşme, özellikle sayın Öcalan’ın tarihi bir inisiyatif geliştirmeye çalıştığı, Kürt sorununu şiddet ve çatışmadan arındırılmasını, tarihsel Kürt-Türk ittifakının gelişmesi için yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı yeni bir aşamaya taşıyan önemli bir eşikti. Bundan memnuniyet duyuyoruz. Bu görüşmede, şimdiye kadar yapmış olduğumuz sürecin aksayan tıkanan yönleri ele alındı. Sürecin dinamiği niteliğindeki adım, İmralı tecridinin lağvedilmesi ve sayın Öcalan’ın hedeflediği çalışmaların yapılması için gereken koşulların sağlanmasının gerekliliği bu görüşmede yeniden teyit edilmiş oldu. Tecridin ortadan kalkması gerektiğini söyledikçe bazı çevreler bunu anlamamakta direniyorlar. Gerçek anlamda bu meseleyi çarpıtan yaklaşımlar olduğunu görüyoruz. Şimdi, hepimizin düşlediği barışı ve çözümü mümkün kılacak adımları atacak olan en önemli aktör Sayın Öcalan değil midir? Evet, kendisidir. Yine kendisi ile yapılan görüşmede, kendisi bu iradeyi açıkça ortaya koymamış mıdır? Evet, ortaya koymuştur. O zaman, mademki silahlar sussun, silahlar devreden çıksın, şiddet son bulsun isteniyor, o zaman neden bunu yapacak en önemli aktör şu anda tecrit altında tutuluyor?” diye konuştu.

    “YASAL ZEMİNİNİN OLUŞTURULMASINA İHTİYAÇ VAR”

    “Meclis, Kürt sorununun demokratik çözümü için ne yapacak?” diye soran Koçyiğit, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Ekim’den bu yana dünya kadar tartışmalar oldu. Belirli aşamalar oldu, görüşmeler yapıldı, çağrı yapıldı. Mecliste hiçbir adım atıldığını görmedik, Mecliste yaprak kımıldamıyor. Hiçbir inisiyatif geliştirilmiş değil. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Ekimden bu yana dünya kadar tartışmalar oldu. Belirli aşamalar oldu, görüşmeler oldu çağrı yapıldı. Meclis’te hiçbir adım atıldığını görmedik, Mecliste yaprak kımıldamıyor. Hiçbir inisiyatif geliştirilmiş değil. Bunu anlamakta güçlük çekiyoruz. DEM Parti ve halkın, demokratik toplum ve barışın inşası için atılacak adımlara dair ne beklediği ve istediği ortadadır. Bu konuda bir muğlaklık yok, bir sorun yok.

    Diğer taraftan Meclis’in sessizliği kaygı verici. Bu konuda meclisin izleyici pozisyonun hızla çıkması inisiyatif alması elini  taşın altına koymasının zamanı geldi geçiyor.  Bu hafta İmralı Heyetimiz Sayın Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ile bir görüşme gerçekleştirecekler. Görüşmede bu sürecin yasal meseleleri ceza infaz hukuku ve diğer başlıklara dair kendisiyle görüş alışveriş yapılacak. Sürecin daha detaylı ilerlemesi için Meclis’in rol üstlenmesi ve sürecin gerçekçi bir yasal zeminin oluşturulmasına ihtiyaç var. Hali hazırda bu yasal zeminden uzaklayız. Bu zeminden yoksun bir şekilde süreç ilerletilmeye çalışılıyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Gülistan Kılıç Koçyiğit: Alevilerin ‘Adalet Nöbeti’ etrafında kenetlenmeleri gerekiyor-VİDEO

    Gülistan Kılıç Koçyiğit: Alevilerin ‘Adalet Nöbeti’ etrafında kenetlenmeleri gerekiyor-VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Madımak Katliamı faillerinin serbest bırakılmasının Alevi toplumunda büyük bir infial oluşturduğunu söyleyerek, Alevilerin ‘Adalet Nöbeti’ etrafında kenetlenmesi ve hep beraber bu adalet mücadelesini büyütme çağrısında bulundu.

    1993’te Sivas Madımak Oteli’nde 33 aydın, yazar ve sanatçının yakılarak katledildiği Madımak Katliamı’nda müebbet hapis cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor. 32 yıl önce Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen sanatçı, aydın ve yazarın olduğu 33 kişi için başlatılan ‘Adalet Nöbeti’ birçok kentte sürüyor.

    Anayasa Mahkemesi tarafından serbest bırakılan 17 kişinin salıverilmesinin doğru olmadığını ifade eden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Sırf bu ülkede hükümeti eleştirdiği için cezaevlerine konulurken, diri diri 33 insanımızı yakmış katillerin salıverilmesini kabul etmiyoruz” dedi.

    KOÇYİĞİT: “17 KİŞİNİN SALIVERİLMESİ MADIMAK KATLİAMI KADAR İNFİAL OLUŞTURMUŞ BİR DURUM”

    Alevi toplumunda adalet duygusunun verilen kararla bittiğini belirten Koçyiğit, “Bu ülkede insanlığa karşı işlenmiş suçların birçoğu ne yazık ki akamete uğratıldığını, faillerin çoğu defa aklandığını, ceza alsalar bile belli bir süre sonra salıverildiklerini biliyoruz. O nedenle bu durum adalet duygusunu zedeleyen bir durum. Alevilerin bugün bir kez daha ikinci bir madımak daha yaşadıklarını ifade edebiliriz. Bu mesele aslında Alevi toplumunda Madımak kadar bir infial oluşturmuş bir durum. Salıverilmeleri kabul edilemez, insanlığa karşı işlenmiş suçlarda adaletsiz bir uygulamanın olmasını asla kabul etmiyoruz. Bu ülkede sırf hükümeti eleştirdiği için tutuklanıp, cezaevine konulurken diri diri 33 canımızı yakmış bu katillerin salıverilmesini kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN MADIMAK ADALET NÖBETİ ETRAFINDA KENETLENMELERİ GEREKİYOR”

    Yaşanan bu hukuksuz durum karşısında Alevilerin biraraya gelip mücadelesini yükseltmesi gerektiğinin altını çizen Koçyiğit, konuya ilişkin şöyle konuştu:

    “Bu durum karşısında Alevileri yan yana durması gerekiyor, amasız fakatsızı mücadeleyi büyütmesi gerekiyor. Bugün Alevilerin yan yana gelmesi, kendi adalet taleplerini yükseltmelerinin Türkiye’nin demokratikleşmesini de Alevilerin hak mücadelesinde de çok önemli bir yerde durduğunu söylememiz gerekiyor. Çünkü Aleviler ancak katliamlardan, öldürmelerden, şiddetten yan yana durarak, örgütlenerek ve sesini yükselterek korunabilir. Ben bu anlamda Alevilerin bu ‘Adalet Nöbeti’ etrafında kenetlenmelerini ve hep beraber bu adalet mücadelesini büyütme çağrısını yapmak istiyorum.”

    Kamber YILDIZ/ANKARA

      

  • DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: SDG’nin Suriye Geçici Hükümeti’yle yaptığı anlaşma Alevi katliamını durdurmak için çok önemli bir adım!-VİDEO

    DEM Parti Grup Başkanvekili Koçyiğit: SDG’nin Suriye Geçici Hükümeti’yle yaptığı anlaşma Alevi katliamını durdurmak için çok önemli bir adım!-VİDEO

    PİRHA- Suriye’de HTŞ ve Türkiye destekli grupların Alevilere yönelik katliamına dikkati çeken DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin ve orada yaşayan halkların yaşam hakları başta olmak üzere siyasi katılımları ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmaları, haklarının anayasal güvencede olmasının önemini bu katliamda bir kez daha gördüklerini belirterek, SDG’nin Suriye Geçici Hükümeti’yle yaptığı anlaşmanın Alevi katliamı başta olmak üzere kıyımı durdurmak için çok önemli bir adım olduğunu ifade etti.

    Suriye’nin kuzeybatısında bulunan Lazkiye, Dera, Humus ve Tartus’ta HTŞ’ye bağlı gruplar, IŞİD ve Türkiye’nin desteklediği SMO’nun, Alevileri hedef aldığı saldırılarda 3000’e yakın sivil katledildi. Çok sayıda kişi ise alıkonuldu veya yerlerinden edildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, partisinin milletvekilleriyle Suriye’de Heyet Tahir el Şam ve Türkiye destekli silahlı grupların Alevilere yönelik gerçekleştirdiği katliama ilişkin basın toplantısı düzenledi. Meclis’in Basın Kapısı’nda açıklama yapan Gülistan Kılıç Koçyiğit, katliamlarda kadın, çocuk ve yaşlıların da katledildiğini belirterek, “Ne yazık ki dünyanın gözü önünde bütün bu katliamlar oluyor. Nasıl ki İsrail Filistin’de katliam yapıyorsa ve bütün dünya canlı yayında izliyorsa bugün de İŞİD tarzı yöntemlerle oradaki cihatçı, selefi grupların kendisi Arap Alevilerine yönelik bir katliam gerçekleştiriyorlar. Bu katliama dönük tepkiler gelmesine rağmen ilk saatlerden itibaren bunu durdurmaya yönelik çaba yetersiz oldu. Türkiye’de birçok Alevi katliamına tanıklık etmiş bir coğrafyada yaşıyoruz. Hafızalarımız çok canlı. 12 Mart ve Gazi Katliamı’nın da yıldönümü. Bütün bu katliamların ne anlama geldiğini en iyi bilen yerden bunu söylüyoruz. Bu acıyı paylaşıyoruz asla kabul etmiyoruz. Bu şiddeti bu vahşeti 21’inci yüzyılda dünyaların kameralardan ve canlı yayından izlediği bu katliamı lanetliyoruz, kınıyoruz” dedi.

    “SURİYE GEÇİCİ YÖNETİMİNİN EN BAŞTAN BU KATLİAMI ENGELLEMEKLE SORUMLUDUR”

    En az 3 bin Alevinin katledildiğine söyleyen Gülistan Kılıç Koçyiğit, şunları ifade etti:

    “İlk günden itibaren özellikle Kuzey Doğu Suriye yönetiminin mevcut alevi katliamını engellemeye dönük hem kamuoyuna yaptıkları açıklamalar hem Suriye Geçici Yönetimi ile kurdukları diyalog ve bu katliamın engellenmesi önündeki çabaları taktir ediyoruz teşekkür ediyoruz. Aynı zamanda ABD Dışişleri Bakanlığının, AB Sözcüsünün, Almanya Fransa başta olmak üzere birçok AB üyesi ülkenin ve bölge ülkelerinin de mevcut katliamı kınayan durdurulmaya dönük çağrıları önemlidir. Hali hazırda bu katliam durmuş değil, fakat ilk günden bu katliamı reddeden HTŞ yönetimi, sadece ‘Katliamın videolarını yayınlamayın’ gibi telkinlerde buluyor. HTŞ yönetimi, tepkiler sonucunda bu katliamı kabul ettiğini, bu konuda bir komisyon kuracağını ifade ettiğini ve özellikle bu katliamı yapanların dost ve müttefik güçler de olsa hesabının sorulacağını dair beyanı önemlidir. Bu açıklamalar yetersizdir. Suriye Geçici Yönetiminin en baştan bu katliamı engellemekle sorumlu olduğunu, Suriye’de yaşayan her bir yurttaşın can ve mal güvenliğinden sorumludur. Bu konuda hızla sorumluların yakalanması, adil bir yargılama yapılması ve cezalarını çekmeleri yönündeki çağrımızı yapıyoruz. Alevilerin, Kürtlerin, Dürzilerin ve orada yaşayan halkların yaşam hakları başta olmak üzere siyasi katılımları ve Suriye’nin geleceğinde söz sahibi olmaları, haklarının anayasal güvencede olmasının önemini bu katliamda bir kez daha gördük.

    “DEM PARTİ OLARAK SURİYE’DE YAŞAYAN ARAP ALEVİ HALKININ YANINDAYIZ”

    Türkiye’de de bazı medya çevrelerinin bu katliamı sivil, masum Alevilerinin katledilmesini Esad destekçileri diye meşrulaştırmaya çalışmasını, bunu görünmez kılmaya çalışmasını da kabul etmiyoruz. AKP hükümeti bu katliamı görmezden geldi. Ya teröre ya da dış güçler provokasyonuna bağladı. Ama günün sonunda Suriye Geçici Hükümeti Başkanı Ahmet el Şara katliamı kabul etti ve buna ilişkin komisyon kuracaklarını ve soruşturacaklarını ifade etti. Demek ki burada katliamı görmezden gelmenin hiç kimseye bir faydası yok. Bunu görmezden gelmek başka katliamların da önün açmak, Suriye’nin istikrarsızlaştırılmasını sağlamak, Suriye’nin gerçekten kendi demokratikleşmesinin önüne bariyer kurmak demektir. Bütün bunların çok sakıncalı ve bu yaklaşımlardan hızla vazgeçilmelidir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, bütün bu katliamları SMO çeteleri eliyle yapıldığına dair bilgiler ve iddialar var. Türkiye’nin meseleyi karartıp topu taca atmasının, Esad sonrası terör meselesine bağlamış olmasının nedeni katliamın SMO tarafından işlenmiş olması mıdır? Türkiye’yi SMO’yu mu aklamaya çalışıyor, sorusunu sormak istiyoruz. Burada muhatap Suriye Geçici Yönetimidir, Suriye Geçici Yönetimi, bu katliamı yapanların hesabını sormalı ve bütün dünya kamuoyuna bunları anlatmalıdır. Biz, bir kez daha DEM Parti olarak Suriye’de yaşayan Arap Alevi halkının yanında olduğumuzu bu katliamı ve vahşeti lanetlediğimizi, nerede olursa olsun, kime yapılırsa yapılsın sivil masum insanların katledilmesine karşı her zaman ilkesel tutumumuzu takınacağız.

    “SURİYE DEMOKRASİSİNE BÜYÜK KATKI SAĞLAYACAK”

    Bu arada dün gece önemli bir gelişme de oldu. SDG Lideri Mazlum Abdi ile Suriye Geçici Hükümeti lideri Colani arasında dün Şam’da bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma sadece Kürtler ile Şam yönetimi arasındaki bir anlaşma gibi görünmekle birlikte aslında Suriye’de yaşayan bütün halklar ve inançların Suriye yönetimine katılması ve haklarının anayasal garantiye alınması açısından çok önemli bir başlangıçtır. Suriye demokrasisi açısından önemli bir adımdır, yeni dönemin kapısını aralayacak kadar güçlü bir adımdır. Tabii ki her şey değildir, henüz yolun başında olduklarını bizler de biliyoruz. Fakat Suriye’nin kendi dinamikleri ile kendi içerisindeki yapılarla, halklarla, inançlarla beraber, kendi geleceğini kendisinin kurması, sorunlarını diyalog ve müzakere ile çözme yöntemini esas almasının kendisi çok önemlidir. Biz bu yöntemin en nihayetinde Suriye demokrasisine büyük katkı sağlayacağını ve büyük Suriye’nin inşasında en önemli yöntemlerden biri olduğunun da altını çizmek istiyoruz.

    Suriye tarihsel ve kültürel çeşitliliği, inançsal ve etnik çeşitliliği çok olan bir ülke. Suriye tekçi bir yaklaşımla yapılacak her işin en nihayetinde günün sonunda Suriye’nin istikrarsızlaşması hatta bölünmesi ve halkların karşı karşıya gelmesi gibi sonuçlarının olacağı, bunu ve Suriye’nin ne de bölge halklarının hak etmediğini, bunu kaldırmayacağını ifade etmemiz gerekiyor. Yine çok uzun süredir Türkiye’de dilimiz döndüğünce anlattığımız Kuzey ve Doğu Suriye modelinin bugün Suriye halklarının demokratik yaşamında biricik önemine de vurgu yapmak istiyoruz. Hiçbir etnik grubu hiçbir inançsal grubu, hiçbir toplumsal grubu dışlamayan hepsini içeren, hepsi ile demokratik, özgür ve eşit bir şekilde yaşamayı esas alan bu yönetim modelinin esas alınması durumunda bütün Suriye’nin demokratikleşeceğinin, dönüşeceğinin de altını çizmemiz gerekiyor.

    “HEMEN ATEŞKESİN SAĞLANMALI

    Bu anlamıyla bu anlaşma özellikle de şu anda hali hazırda devam eden Arap Alevilere yönelik kıyımı durdurmak açısından da çok önemli bir adımdır. Bunun altını çizelim. Anlaşmadan önce de anlaşmadan sonra da Kuzey ve Doğu Suriye yönetiminin bu katliamı durdurma çağrıları, bu katliamın durması için geçici hükümete yönelik ifadelerinin altını da çizmemiz gerekiyor. Bu kapsamda hemen ateşkesin sağlanması en önemli madde başlıklarından biri. Yine Kürt topluluğunun Suriye devletinin yerli bir topluluğu olması ve Suriye devletine onun vatandaşlık ve tüm haklarını garanti altına alınması maddesinin biricik önemde olduğunu ifade edelim.

    Suriye toplumunun tüm bileşenleri arasında ayrışma yaratmaya yönelik çağrıları, nefret söylemlerini ve nifak yayma girişimlerini reddeden tutumun da önemli olduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Bu anlaşma henüz bir başlangıç anlaşması ama Suriye’nin geleceği açısından çok önemli bir anlaşma. Bu anlaşmanın Türkiye’ye de olumlu, pozitif katkılarının olacağını, bölge barışına önemli katkılar sunacağının da altını çizmek istiyorum.”

    PİRHA/ANKARA