PİRHA – PSAKD Genel Merkez Örgütlenme Sekreteri Gülsev Kaya, ‘Eşit yurttaşlık’ tarifinin sadece Alevilere dair bir talep olmadığını ifade ederek yeni sürece dair görüşlerini paylaştı. Kaya, demokratikleşmeye dönük “derinlikli tartışmaya ihtiyaç olduğunu” da sözlerine ekledi.
27 Şubat’ta Abdullah Öcalan tarafından yapılan ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından Türkiye’de yeni bir sürece girildi.
Toplumun büyük kesiminde olumlu karşılanan sürece dair bir açıklamada Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Örgütlenme Sekreteri Gülsev Kaya’dan geldi.
‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın Alevi toplumu nezdinde nasıl karşılandığını değerlendiren Kaya, Alevi toplumunun daima demokrasiyi talep eden bir yerde durduğunu belirtti.
“ALEVİLERE DE DÜŞEN YANLAR VAR”
Aynı zamanda PSAKD Ataşehir Şube Yönetim Kurulu Üyesi olan Gülsev Kaya, Aleviliğin her zaman haksızlık karşısında mücadele eden bir inanç olduğunun altını çizdi. “Bu ülkede ezilen, yok sayılan bir inancın temsilcileriyiz” diyen Kaya, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Eşit yurttaşlık talebi dediğimiz tarifleme, aslında bu ülkede yaşayan bütün azınlıklar için, bütün ötekilerin birlikte yaşamanın ortak talebi olarak görürüz. Yani sadece Alevilerin değil. Bu anlamda hani bunu birlikte örgütlemeye ihtiyaç var.
Trump, 2. başkanlık dönemine ‘Bir güvercin olduk’ diyerek gelmişti. ‘Barışı inşa edeceğiz’ derken bugün dünyanın her yerinde İsrail, ABD’nin jandarmalığını yapmakta. Aslında dünyanın her yerinde savaşın bu kadar boyutlandığı bir süreçte tartışmaların derinlikli olmasına ihtiyaç var. Bence bu tartışmaların içerisinde elbette Alevilere de düşen yanlar var. Alevilerin de bu dünyanın savaşından diğer bütün azınlıklar gibi etkilenir. Bu eksende daha derinlikli tartışmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Ama bu konuda derin bir tartışmamızın olduğunu söyleyemem. Hani genel, daha günlük, daha ihtiyaç üzerinden bir tartışma var ama tabii ki derinleşmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum.”
“2 TEMMUZ İLE YÜZLEŞİLMEDEN”
Gülsev Kaya, ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ ardından gündeme gelen yeni anayasa çalışmalarına dair de görüş belirtti. “Alevi kurumları, bu süreçte nasıl yol almalı?” sorusuna Kaya, şu cevabı verdi:
“Anayasanın yeniliği ya da genel çerçeveyi, ülkenin mevcut konumu ve mevcut yapısıyla birleştirilerek tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Mevcut anayasada kişilerin kendi düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanma hakkı, sendikalı olma hakkı, bir derneğe üye olma, seçme ve seçilme hakkı var. Bu hakların düzen içerisinde kullanılıp kullanılamadığı, hatta bu hakları kullanan herkesin bugün hapishanelerde olduğu, binlerce siyasi tutsağın olduğu bir ülkede anayasa tarifinin ülkenin daha demokratik hak mücadelesi noktasında tartışılmaya ihtiyacı var. Evet Aleviler de bu ülkede anayasal mevcut sistem içerisinde kendi varlıklarını ifade etmek; yani eşit yurttaşlık taleplerinin karşılandığı, cemevlerine ibadethane statüsünün verilmesi, bir inanç olarak Alevilerin varlığının orada tarif edilmesi, reddedilecek tartışmalar olmayacaktır. Ama bu mevcut yapı içerisinde bunun nasıl olacağı meselesi daha teknik bir soru. Mesela biz bunu kimden talep ediyoruz? Mesela bu tartışmayı demokratik her türlü hak gaspının olduğu bir ülkede kiminle tartışacağız? Meselesinin çok daha derinlikli olmasına ihtiyaç var.
Bu mevcut sistem içerisinde bir demokrasi tartışmasının güdük kaldığını tarif etmeye ihtiyaç var. Yani her yanından çürümüş olan, bugün muhalefet üzerinde yürütmüş olduğu baskı politikasından bile görebiliriz. Kendinden olmayan her türlü şeyi bu kadar baskıladığı bir dönemde bir demokrasi havariliği yapmak, faşizmi demokrasi sosuna bulandırmak mı diye tarif etmeliyiz?
2 Temmuz ile yüzleşilmeden, Madımak Utanç Müzesi haline getirilmeden, yeni Madımaklar her gün yaşanırken bu meselenin biraz derinleştirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Aleviler dün de vardı, bugün de var. Hani bir anayasanın kalıpları içerisine sığdırılamayacak bir konu bu. Aleviler de Ezidiler, Kürtler gibi bütün farklı inançların tamamı gibi var olmaya devam edecek diye düşünüyorum.”
PİRHA-PSAKD Kadıköy Şubesi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Beyaz Liste ve Sarı Liste olmak üzere iki listenin yarıştığı seçimi Ali Mola Başkanlığındaki Sarı Liste kazandı. Açılış konuşması yapan PSAKD Kadıköy Şube Başkanı İbrahim Karakaya, “İnancımıza Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile kayyım atadılar. Birçok yol önderimiz maalesef o kayyımın yanında yer aldılar. Devlet, Pir Sultan örgütlenmesini zayıflatma peşindedir. Pir Sultan kadrolarını genel kurullarımızla yenileyerek örgütlenmemizi güçlendirmek zorundayız” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi ve İçerenköy Cemevi’nin 15. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Beyaz Liste ve Sarı Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemleri yapıldı.
Gülbeng ve saygı duruşu ile başlayan Genel Kurulda, Divan Başkanlığına PSAKD Pendik Şube Başkanı Tuncay Parlak, divan üyeliğine ise Sadiye Baran ve Şahap Güven getirildi.
“BÖLGEDEKİ CİHATÇILAR, ALEVİ VE KÜRT KATLİAMLARINI YAPTILAR”
Açılış konuşmasını PSAKD Kadıköy Şube Başkanı İbrahim Karakaya yaptı. Karakaya, Ortadoğu’da paylaşım savaşlarının bitmediğini belirterek şunları söyledi:
“Hep büyük Ortadoğu projesi olarak tanımladık bunu. Yakın dönemde de özellikle Suriye’de emperyal güçler bunu yapmak istediler. Son birkaç haftadır bölgemizde ne yazık ki cihatçı şeriatçı katil sürüsü Suriye’yi ele geçirdi. Bu aslında sadece bölgemizde yaşayan halklar için değil herkes için tehdit. Bu cihatçı örgütlerin yaptığı Alevi ve Kürt katliamlarını da biliyoruz.
“DEVLET, CİHATÇILARIN TARAFINDA YER ALDI”
Hatay’daki canlarımız kaygı içerisinde. T.C. Devleti bu savaşta ne yazık ki taraf aldı ve cihatçıların tarafındadır. Emevi camisinde namaz kıldırmak Alevi katliamlarını meşrulaştırmaktır. Bize düşen görev artık yerimizde durmak değildir. Bu ülkedeki demokrasi mücadelesinde barışın sağlanması konusunda elimizden geleni yapmak zorundayız. Çünkü yol bize bunu öğretir.”
“ÇOCUKLARA CAMİLERDE DERS VERİYORLAR”
Karakaya, Türkiye’nin gittikçe dincileşen bir yer haline geldiğini de belirterek “ÇEDES projesi yetmezmiş gibi Maarif Modelini getirdiler şimdi çocukları camilere götürüp orada ders veriyorlar. 22 yıllık AKP iktidarında yapmak istedikleri çocukları gençleri dinci yetiştirmek. Din şuanda devleti teslim almıştır. Bunun durması için biz Alevilere, oy verdiğimiz siyasi partilere çok görev düşüyor” dedi.
“ÖRGÜTLENMEMİZİ GÜÇLENDİRMEMİZ LAZIM”
Karakaya, konuşmasına şöyle devam etti:
“İnancımıza Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı ile kayyum atadılar. Birçok yol önderimiz maalesef o kayyumun yanında yer aldılar. İçimizde devletle yan yana olan Alevi örgütlenmesi ve bir de devlete karşı olan Alevi örgütlenmesi var. Devlet, Pir Sultan örgütlenmesini zayıflatma peşindedir. Pir Sultan kadrolarını genel kurullarımızla yenileyerek örgütlenmemizi güçlendirmek zorundayız. Çok fazla sorunlarla karşı karşıyayız bununla mücadele etmeye ihtiyacımız var. Her bir arkadaşımızın görevinin çok olduğunu bilip ona göre sorumluluk alması lazım.”
Açılış konuşmasının ardından konukların konuşmasına geçildi.
“SURİYE’DE YAŞANAN GERİCİLİĞİ DEVRİM OLARAK TABİR EDİYORLAR”
PSAKD İstanbul Bölgeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülsev Kaya, söz alarak “Suriye’de yaşanan gericiliği devrim diye tabir eden haberler okuyoruz. Bizi her alanda etkileyecek bir savaş bu. Yanı başımızdaki bu zulüm bizi her alanda etkileyecek. İşçi sınıfıyla, kadınlarla beraber örgütlenmeye ihtiyacımız var. Bu örgütlülüğü güçlendirmek için daha güçlü mücadele etmeliyiz” dedi.
Yapılan konuşmaların ardından Faaliyet, Maliye ve Denetim Kurulu Raporları okundu.
Divan Başkanlığı, beyaz ve sarı listede bulunan asil ve yedek üyeleri okudu. Beyaz Liste Başkanlığında İbrahim Karakaya, Sarı Liste Başkanlığındaysa Ali Mola yer alıyor. Okunan listenin ardında oy verme işlemine geçildi.
YAPILAN SEÇİM SONUCUNDA ALİ MOLA YENİ BAŞKAN SEÇİLDİ
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi ve İçerenköy Cemevi’nin 15. Olağan Genel Kurulunda yapılan seçimi, Ali Mola Başkanlığındaki Sarı Liste kazandı. PSAKD Kadıköy Şubesi’nin yeni başkanı Ali Mola oldu.
Kullanılan 637 oyun, 346’sını Sarı Liste adayı Ali Mola alırken, Beyaz Liste adayı İbrahim Karakaya 286 oy aldı, 5 oy da geçersiz sayıldı.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi’nin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Mavi Liste ve Beyaz Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemi yapıldı. Genel kurulda Özgür Demircanlı, yeni şube başkanı olarak seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi’nin 14. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Mavi Liste ve Beyaz Liste olmak üzere iki liste şeklinde oy verme işlemleri yapıldı.
Divan Başkanlığına PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, divan üyeliğine de HDK Kadın Meclisi Üyesi Arife Çınar ve Zeynel Akbulut getirildi.
“BU DÜZEN ÇÜRÜMEYİ AÇIĞA ÇIKARTTI”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe divanda yaptığı değerlendirmede şunları belirtti:
“Şu anda sadece PSAKD değil neredeyse Alevi hareketinin tümü genel kurullar sürecinde. korkunç bir kuşatmanın tam da orta yerinde biz bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. hem ekonomik hem siyasal kuşatma ve Aleviliği tümüyle ortadan kaldırmayı hedefleyen, aslında Aleviliği katletmeye ve Alisiz Alevilik yaratmaya çabalayan AKP-MHP hükümetinin kuşatması altında bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. Kültür Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı gibi bir oluşumla şu anda ülkenin dört bir yanında Alevi köylerini tek tek gezerek bizi aslında tümden kökümüzden koparıp atmanın hamlesi içerisindeler. Ülkede çok ciddi anlamda kültürel, ekonomik, siyasal çöküntülerin yaşandığı bir zaman diliminde bu genel kurulu gerçekleştiriyoruz. şu anda toplumda herkes korkunç bir bunalımın altında. Korkunç bir çürüme ortamının var olduğuna da değinen Erçe, “Gün geliyor bu çürüme, Narin bebek olarak ortaya çıkıyor. gün geliyor 5 kardeşin bir evde anneleri işteyken çıkan bir yangında hayatlarını kaybetmesiyle açığa çıkıyor. gün geliyor bebeklerin hastanelerde bilerek isteyerek katledilmesi olarak ortaya çıkıyor, gün geliyor kadın ve çocuk tacizleriyle ortaya çıkıyor, gün geliyor maden ocaklarıyla ormanların yakılmasıyla ortaya çıkıyor. kar ve rant uğruna gerçekleştirilen bu düzen bir çürümeyi de açığa çıkarttı” diye konuştu.
“KADIN TEMSİLİYETİ YETERSİZ”
Arife Çınar, söz alarak “Alevilik inancı dediğimizde hemen aklımıza gelen ilk şey aslında kadın temsiliyetinin çok önemli olması. Tüm Alevi kurumlarında genel olarak baktığımızda kadın temsiliyetinin çok yetersiz olduğunu görüyoruz. Bir yönüyle demokratik bir bakış açısı var ama yönetim noktasında kadınlar olarak ciddi eksiklikler içerisindeyiz. birlikte yol almamız gerektiğini düşünüyorum” dedi.
Divan üyeleri, Esenyurt Belediyesi ile başlayıp en son Damal’da bulunan Burmadere köyü muhtarlığına kadar atanan kayyımları protesto ettiklerini belirterek “Buradan vurguluyoruz, kayyımlar gidecek Hakk kalacak” dedi.
“DÜN OLDUĞU GİBİ BUGÜN DE ÖRGÜTLÜ MÜCADELEYE İHTİYACIMIZ VAR”
Açılış konuşmasını yapan PSAKD Ataşehir Şube Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, kayyım darbesinin muhtarlarla devam ettiğini belirterek şunları konuştu:
“Bugün aynı yok sayan politika, ezilen inanç biz Alevilere yönelik, Kürt ulusuna yönelik, bütün farklılıklara yönelik bu yok sayma ve inkar politikası devam ediyor. Bu yok saymaya karşı dün olduğu gibi bugün de örgütlü mücadele etmeye ihtiyacımız var. kadınların, sokak hayvanlarının, torba yasalarla yok edilmeye çalışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. 80’lerde de böyleydi, 90’larda da böyleydi, iki binli yıllarda da böyle. Toplumun bu meseleyi aşması için daha birlikte ve daha örgütlü durmasına ihtiyaç var. bugüne kadar 9 yıldır burada bu kürsüde ne söylediysek nasıl geldiysek aynı coşkuyla, aynı temizlikle, aynı şeffaflıkla bugün de olduğumuz yerde duruyoruz. Halka karşı hiçbir suç işlemedik. Halkın değerlerine zerre leke sürmedik. Toplumun bütün kesimiyle emeğimizi verdik bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.”
YENİ YÖNETİM BELLİ OLDU
Yapılan konuşmaların ardından oy verme işlemine geçildi. Oy sayımının ardından yeni yönetim belirlendi. Seçimi Özgür Demircanlı başkanlığındaki mavi liste kazandı.
Özgür Demircanlı başkanlığındaki PSAKD Ataşehir Şube Yönetim Kurulu üyeleri ise şöyle:
“Gülsev Kaya, Mehmet Tekel, Hıdır Akçıl, Saniye Aslan, Ali Karaçay, Özcan Çelik.”
PİRHA-PSAKD Kartal Şubesi, 12. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Kenan Özdemir, yeni şube başkanı olarak seçildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kartal Şubesi, 12. Olağan Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. İki listeyle gidilen seçimde Kenan Özdemir, yeni şube başkanı olarak seçildi.
Mustafa Düzgün dedenin gülbengi ile başlayan genel kurulda PSAKD İstanbul Bölge Sorumlusu Gülsev Kaya, PSAKD Pendik Şube Başkanı Tuncay Parlak ile PSAKD Kartal Şubesi başkanlığına aday olan Ali Yürümez ve Kenan Özdemir konuşma yaptı.
“ALEVİLERE, TOPLUMSAL SORUMLULUKLAR DÜŞÜYOR”
Genel kurulda ilk sözü alan PSAKD İstanbul Bölge Sorumlusu Gülsev Kaya, “Dört bir yanda kayyım ve savaşlar olurken, ÇEDES ve Maarif Eğitim Modeli ile eğitim gericileştirilirken yüzü insana dönük Alevilere toplumsal sorumluluklar düşüyor” diye belirtti.
Genel kurulda divan başkanı olarak seçilen PSAKD Pendik Şube Başkanı Tuncay Parlak ise, “Türkiye zor bir süreçten geçiyor. Alevilik düşerse bu ülkede dağılır. Büyük bir gericileşmeye götürülüyoruz. Sistem Aleviliği bitirmek için var gücüyle sistem çalışıyor” dedi.
“ALEVİ BEKTAŞİ KÜLTÜR VE CEMEVİ BAŞKANLIĞI, ALEVİLERİN TÜM YAŞAM ALANLARINA KAYYIM ATAMA ÇABASIDIR”
Aleviliğin devletleştirme çabalarının tüm hızıyla devam etiğini belirten PSAKD Kartal Şubesi eski başkanı Ali Yürümez, “Devletin şimdiki aklı Osmanlı’nın aklıyla aynı. Bizim de tarihimizden aldığımız güç ile söyleyecek sözümüz var. Devletin güdümüne girmeyi reddeden bizler her türlü baskı ve şantaj ile susturulmaya çalışıyoruz. Tüm bu süreçte Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Alevilerin tüm yaşam alanlarına bir kayyım atama çabasıdır” diye ifade etti.
“İNANCIMIZ, BAŞKALARI TARAFINDAN TANIMLANIYOR”
Genel kurulda PSAKD Kartal Şubesi başkanı olarak seçilen Kenan Özdemir, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Her türlü ahlaki, insani ve kültürel değerin çürütüldüğü bir süreçten geçmekteyiz. Yoksulluğun ve yokluğun arttığı günlerde siyasi iktidarın baş sorumlusu olduğu bu çürüme artarak devam etmektedir. Eğitim dinselleştirildi, sağlık ticarileştirildi, adalet ve hukuk sokak çetelerinin eline teslim edildi. AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’yla inancımız başkaları tarafından tanımlanıyor, yoğun asimilasyon politikalarına tabi tutuluyor. Halkın kendi oylarıyla seçtikleri belediyelerine kayyımlar atanıyor. Halkın iradesine darbe vuruluyor.”
PSAKD Kartal Şubesi, 12. Olağan Genel Kurulu’nda 166 kişi oy kullandı Kenan Özdemir 129 oy alırken, Ali Yürümez ise 37 oy aldı.
PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi/ Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, Alevi derneğinde kadın yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirterek, “Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızı kendimiz ifade edebilmeliyiz” dedi. Kaya, aynı zamanda bütün kadınlara, sistemin yarattığı şiddete karşı birlikte mücadele etme çağrısı yaptı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nden kadınlar, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ne bir ay kala hazırlıklarını yapmaya başladı.
Alevi kurumlarında yer alan kadınların neler yaşadığını, Alevi kurumları içerisinde erkek zihniyetinin ne boyutta olduğunu Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya’ya sorduk.
“EŞİTSİZLİĞİ KABUL EDİP EŞİTLİK MÜCADELESİ VERMEYE İHTİYACIMIZ VAR”
Gülsev Kaya, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğu sistem içerisinde bu meseleden bağımsız olmadıklarını dile getirerek, “Çünkü bu toplumda yaşıyoruz ve bu toplumdan bir kültür alıyoruz. Çünkü bu cinsiyet eşitsizliği kültürü büyüdüğünde insana bir bakış açısı yaratıyor. Ama bizim bu bakış açısını çözmek gibi bir derdimiz var. Önce bu eşitsizliği kabul edip bir eşitlik mücadelesi vermeye ihtiyacımız var. Bu yüzden kadınlar olarak da sayımız az olabiliyor. Çünkü kendimizi saran duvarlarımızı birinci elden kendimizin yıkması gerekiyor. Hem sistemin, hem toplumun, hem inançların dayatmış olduğu duvarları yıka yıka bu mücadele genişleyecek. Buradaki çaba bu anlamıyla önemli” dedi.
ALEVİ DERNEĞİNDE KADIN YÖNETİCİ OLMANIN GÜZELLİKLERİ VE ZORLUKLARI
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nde Ataşehir Şubesi’nde yönetici olmanın güzellikleri olduğu kadar zorluklarının da olduğunu belirten Kaya, bu zorluklara kaynaklık eden şeyin sistemin erkeklere dayatmış olduğu iktidar perspektifi ve başarılı olma meselesini engelleyen ‘ben’ci anlayış olduğunu ifade etti. Kaya, devamında şunları söyledi:
“Neticede her birimiz toplumun inanç anlamında eşit ve özgür yaşaması için mücadele ediyoruz ve bunda çok başarılı olma gibi bir derdimiz ve çabamız da var. Bizde bu meseleyle ilgili bütün üyelerle ve mahalledeki insanlarla bunu yapmaya çalışıyoruz. Birincisi bu dernekte kadının görünmeyen emeğini görünür kılmak ve mutfaktan çıktığımız, yönetmek anlamında güçlü sözler söylediğimiz bir süreci yaşamaya çalışıyoruz. Mesela burada kadın meclisinin kadınlarla buluştuğu özel bir çabası var bu meseleyle ilgili. Mesela burada eğitim alanında 300 çocuğumuz var. Bu çocuklar anneleriyle, kardeşleriyle gelip burada daha eşitlikçi, istismara uğramadığı, kendi inanç alanlarında Türkçe, Matematik, drama, resim gibi sanatsal alanlarda uğraşılar ediniyor. Çok özel çaba sarf ediyoruz. Bunun da çok olumlu dönüşlerini alıyoruz, bu anlamıyla da çok değerli. Toplumda birlikte üretmek gibi bir derdimiz var.
“VARLIĞIMIZI KENDİMİZ İFADE EDEBİLMELİYİZ”
Sınıf bilinciyle kuşanmış toplumun aslında bütün inancı, kültüründe herkesi ortaklaştırabilmiş kadınların daha fazla söz kurmasını, yönetimsel anlamda bulunduğu yerde yanlış yapmaktan, eksik yapmaktan kaygı duymadan daha fazla inisiyatif almasına ihtiyaç var. Bütün kadınlar bence bu yeteneğe sahipler ve birbirimizden daha fazla güç almalıyız. Erkek egemen aklın tarif ettiği yerlerde kadınlar sadece nesne olarak kullanılmaya çalışılıyor. Buna kesinlikle yüksek sesle itiraz etmeliyiz. Bizim varlığımızla kendimizi ifade edebilmemizi ben önemli buluyorum.”
“DAHA ÖRGÜTLÜ OLMAYA İHTİYACIMIZ VAR”
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’nün önemine de değinen Kaya, “25 Kasım’ı bugünden konuşalım. Toplumda şiddetin bu kadar arttığı, sokak hayvanlarının yasalarla katledildiği, yenidoğan bebeklerin bile hastanelerde para karşılığında katledildiği bir ülkede bugün bizlerin söyleyecek daha çok sözü olmalı. Bugün dünden daha öfkeli, daha örgütlü olmaya ihtiyacımız var” dedi.
“BÜTÜN KADINLARI 25 KASIM’DA BİRLİKTE OLMAYA ÇAĞIRIYORUM”
Kaya şöyle devam etti:
“25 Kasım’ın takvimsel bir gün olduğu, orada olduğumuzda hiçbir şeyin zaten olmadığı yılgınlığından çıkmamız gerekiyor. Ben başta Alevi kadınlar olmak üzere bütün kadınları bu toplumsal mücadelede ses vermeye, birlikte olmaya ve buna karşı çıkmaya çağırıyorum. Sustukça, sessiz kaldıkça biz bu saldırıları yaşamamış olmuyoruz. Bu toplumun bütün kesimlerinde oluşmuş durumda. Nasıl ki vücudun bir yerinde yara oluştuğunda zamanında doğru müdahale edilmez ise bütün vücudu sararsa bugün her türden şiddet karşısında sessiz kaldığımızda toplumun bütün kesimlerine yayıldığını göreceğiz. O yüzden ben bütün kadınları 25 Kasım’ın örgütlenmesine, sistemin yarattığı bu şiddete karşı koymak için bütün kadınların sesini birleştirmeye, sokaklarda, meydanlarda birlikte olmaya çağırıyorum.”
PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında biraraya gelen kadınlar, artan kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere 25 Kasım’a giderken neler yapabileceklerini konuştu. Kadınlar, 23 Kasım akşamı cemevinde bir etkinlikle 25 Kasım’da ise Taksim Tünel’de buluşma kararı aldı.
Kadınlar, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında bir araya geldi. Etkinlikte, artan kadın ve çocuk cinayetleri başta olmak üzere 25 Kasım’a giderken neler yapılabileceği konuşuldu.
İlk sözü alan PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “25 Kasım Kadına Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü yaklaşıyor. Biz kadınlar şiddet görmediğimiz, ağlamadığımız bir dünyada yaşamak istiyoruz. Yaşamın her yerinde biz kadınlar varız yeter ki var olalım” dedi.
Cemevi Kadın Meclisi’nden söz alan kadınlar ise kadınların göğün yarısı değil tamamı olduğunu ifade ederek 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında neler yapılabileceğine dair konuştu.
“SES OLALIM, SUSMAYALIM”
Ataşehir Mustafa Kemal Mahallesi sakinlerinden Lafiye Kaban da söz alarak şunları söyledi:
“Bu memlekette olmaz denilen her şey oluyor. Önce evin içinde öldürdüler olmaz dedik oldu. Sonra sokaklarda kadınlarımızı, çocuklarımızı öldürmeye başladılar. Biz müdahale etmedik ama bunu yenebiliriz. Bunu ancak sokakta çoğalarak durdurabiliriz. 25 Kasım’a gidelim bin kişi varsa biz gidelim 2 bin kişi, 5 bin kişi olalım. Bakın Narin’in katili belli ama yukarıdan susturuyorlar. Çocuklarımız böyle gittiği sürece bu dünyada huzur bulmayacaklar. Lütfen ses olalım. Susmayalım. Bu şiddet başka türlü durmaz.”
Kadınlar, 23 Kasım akşamı cemevinde bir etkinlikle 25 Kasım’da ise Taksim Tünel’de buluşma kararı aldı. Etkinlik, lokmaların pay edilmesiyle son buldu.
PİRHA – PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi, İzmir’de ev baskınıyla gözaltına alınan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı ve Ataşehir Şube Sekreteri Hasan Gülüm’ün serbest bırakılması için Emek Pastanesi önünde açıklama yaptı. Açıklamada, Alevi örgütlülüğüne gözdağı verilmeye çalışıldığı belirtilerek “Bizi teslim alamazsınız. Hasan Gülüm’ü derhal serbest bırakın” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi, İzmir’de ev baskınıyla gözaltına alınan PSAKD Genel Başkan Yardımcısı ve Ataşehir Şube Sekreteri Hasan Gülüm’ün serbest bırakılması için Ataşehir’de bulunan Emek Pastanesi önünde Alevi örgütleri adına ortak basın açıklaması yaptı.
KARAKAYA: ARKADAŞIMIZIN NEDEN GÖZALTINDA TUTULDUĞUNU BİLE BİLMİYORUZ
Ortak açıklama öncesi söz alan Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Hasan Gülüm’ün 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde gözaltına alınmasına tepki göstererek, “Dünya Barış Günü’nde Alevi hak mücadelesi yürüten bir canımızın gözaltına alınmış olması bizim açımızdan çok üzüntü verici bir durum. Arkadaşımızın neden gözaltında tutulduğunu bile bilmiyoruz. Ben 12 Eylül’ü yaşadım ama en azından o zaman bir hukuk vardı” diye konuştu.
PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da, “Bu ülkede artık suç olmayan tek şey suç. Anayasal haklarımızı, demokratik haklarımızı kullanmak, işçi sınıfının mücadele günü olan 1 Mayıs’ta alanda olmak suç. Dün de o alandaydık bugün de o alanda olacağız. Yarın da olmaya devam edeceğiz. Bugün bu mahallede yapmaya çalıştığımız her açıklama, her itirazımızda bu şekilde polis ablukasına evriltilmesini topluma bir gözdağı olarak görüyoruz. Bugün Hasan Gülüm şahsında hak mücadelesi yürüten herkesin gözaltına alınması Alevilerin eşit yurttaşlık hakkına gözdağıdır. Ama biz haksızlığa karşı gelmeye devam edeceğiz” dedi.
Alevi örgütleri adına ortak açıklamayı ise PSAKD Genel Basın Sekreteri Hüseyin Ağçal okudu.
“BİZİ GÖZALTI VE BASKILARINIZLA YILDIRAMAZSINIZ”
Ortak açıklamada şunlara yer verildi:
“Devletin Alevi örgütlülüğüne gözdağı verme telaşı devam ediyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm bu sabaha karşı evinden gözaltına alınmıştır. Yıllardır yaşadığı yer belli olan, kurum yöneticimizin bu şekilde gözaltına alınmasını hepimize yapılmış bir saygısızlık olarak alıyoruz. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkan Yardımcısı Hasan Gülüm’ü gözaltına alarak bize vermek istediğiniz mesajı çok iyi okuyoruz. Sizin zulmünüzü tanıyoruz, ülkeyi bir korku ikliminin içine sürüklemeye çalıştığınızı görüyoruz. Siz gerilimden ve inkardan beslenen bir avuç muktedir, şunu bilin ki halkı baskı, yalan ve hilelerinizle teslim alamayacaksınız. Alevilerin saraylara biat ettiğini tarih yazmamıştır. Biz Alevi kurumları olarak buradan size sesleniyoruz; Bizi gözaltı ve baskılarınızla yıldıramazsınız. Şah Hüseyin’in yolunda omuz omuza direnişimiz devam edecektir. Bizi teslim alamazsınız. Hasan Gülüm’ü derhal serbest bırakın!”
PİRHA – 2 Eylül Kuruluş Festivali kapsamında PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde konser verildi. Konser öncesi söz alan Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, 2 Eylül 1977’deki gecekondu direnişinin önemine vurgu yaparak “Tarihin hangi dönemine gidersek gidelim yok sayma, inkar ve asimilasyon devam etti. Ama biz bu çatı altında hala Aleviler vardır Alevilik haktır diyoruz. İnancımızla burada varız. Mücadele olduğu sürece direnenler kazanacaktır” dedi.
1 Mayıs Mahallesi’nin kuruluşunun 47. Yılı dolayısıyla 22.’si düzenlenen 2 Eylül Kuruluş Festivali kapsamında Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde konser verildi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, konser öncesi konuşma yaptı. Konserde, MKM Sanatçısı Hasan Sipan, Grup Vardiya ve Sanatçı Cihan Çelik ezgilerini seslendirdi.
“İNANCIMIZ SALDIRI ALTINDA”
Konser öncesi söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, 2 Eylül 1977’deki gecekondu direnişinin önemine vurgu yaparak devamında şunları söyledi:
“Bizim de bugün inancımız bir saldırı altında. Alevilerin cemevleri ibadethanesidir, biz bu talebimizi sonuna kadar savunmaya, bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz. Eşit yurttaşlık alevilerin en temel talebidir. Bu talebi örgütlemeye, bütün ezilenlerle buluşturmaya devam edeceğiz. Zorunlu din dersleri kaldırılsın. ÇEDES denen projeyi tanımıyoruz, kabul etmiyoruz. 10 gün sonra okullar açılacak, çocuklarımız, fidanlarımız okullara gidecek; “Maarif Modeli” adı altında çocuklara gerici, ırkçı, dinci, şovenist eğitim dayatılıyor. Buna karşı biz bulunduğumuz her alanı çocukların daha ilerici, daha kendi kültürüne, inancına ait olduğu alanlara dönüştürmek, oraları eğitim yuvasına dönüştürmek durumundayız.
“MÜCADELE OLDUĞU SÜRECE DİRENENLER KAZANACAK”
Bugün bize, her birimize düşen görev daha birlikte, daha örgütlü, daha değerlerine sahip çıkan, yoluna-hakikatine inanan, inançlı, kararlı, mert, dürüst insanlara ihtiyaç var. O yüzden bizler bu yeteneğe, bizler bu duruşa sahibiz. Nereden saldırı gelir, ne olur, nereye evriltilmeye çalışırsa çalışsın, ezilen bütün uluslar, ezilen bütün inançlar, yok sayılan herkes davasına, inancına, kültürüne sahip çıktığı oranda yok olmazlar. Koçgiri’de denediler, Sivas’ta denediler, Maraş’ta denediler, Dersim’de denediler, Suruç’ta denediler, Roboski’de denediler; Yavuz döneminde, Osmanlı’da, tarihin hangi dönemine gidersek gidelim yok sayma, inkar ve asimilasyon devam etti. Ama bakın biz bu çatı altında hala Aleviler vardır Alevilik haktır diyoruz. İnancımızla burada varız. Devrimciler bulunduğu her yerde kendi iradelerine, hakikatlerine sahip çıkıp mücadele etmeye devam ediyor. Mücadele olduğu sürece her zaman direnenler, hakikat sahipleri kazanacaktır.”
PİRHA – PSAKD İstanbul Şubeleri, Sivas Katliamı’nın 31. Yıldönümü nedeniyle basın açıklaması yaptı. 2 Temmuz’da Madımak Oteli önünde olunacağının duyurusu yapılırken, “Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek, laik ve demokratik bir cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuz’dur” diye belirtildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği İstanbul Şubeleri, 2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için basın açıklaması yaptı.
Yurttaşlar, katliamın 31. yılında “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” şiarıyla Kadıköy iskele meydanında bir araya geldi.
“Sivas’ı unutma, unutturma. Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” sloganlarını atan yurttaşlar, “Davamız mahşere kalmayacak, Pir Sultanlar ölmez, direniş sürüyor. Bozuk düzende sağlam çark olmaz” dövizlerini taşıdı.
“KATLİAM SONRASINDA ALEVİLER YARGILANDI”
Katliamda yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunulması ardından basın açıklamasını Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya okudu.
“Faşist ve şeriatçı kuşatmaya karşı; laik ve demokratik cumhuriyet için halkımızı 2 Temmuz’da alanlara çağırıyoruz” diyen Kaya, şu açıklamayı yaptı:
“İnsanlık tarihinin, belki de en korkunç katliamlardan biridir 2 Temmuz Sivas Madımak Katliamı. Bu topraklarda direncin simgesi ve Alevi inancının temel direklerinden biri olan Pir’imiz Pir Sultan Abdal’ı anma etkinliklerinin dördüncüsünün düzenlendiği Sivas’ta, semah dönen gençlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız, 33 canımız, yani aydınlık geleceğimiz 2 Temmuz 1993 Cuma günü, Madımak Otelinde vahşice katledildi. Bu vahşi katliamın üzerinden otuz bir yıl geçti. Acımız ilk günkü kadar taze, öfkemiz ise her geçen gün katlanarak büyüyor. Otuz bir yıl boyunca demokrasiyi, laikliği, cumhuriyeti, çağdaş değerleri ve Anadolu halklarının bir arada yaşama arzusunu hançerlemeyi hedef alan bu katliamın hesabı verilmemiş, adalet sağlanmamıştır. Sivas’ta katledilen 33 canımızın aileleri, dostları ile derneğimizin otuz bir yıldır yürüttüğü adalet mücadelesi bir karşılık bulmadı. Otuz bir yıllık hukuk mücadelesinde adeta ailelerimiz, Alevi örgütleri ve vicdanlar yargılanmıştır. Bu süreç içerisinde yaşam mücadelesi veren devrimci hasta tutsaklar ölüme terk edilirken, Ahmet Turan KILIÇ, Hayrettin GÜL gibi Madımak katilleri affedildi. Firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında devam eden son dava da otuzuncu yılında zaman aşımına uğratıldı.
Madımak Katliamı bir Alevi katliamıdır ve başta ailelerimiz olmak üzere Pir Sultan Abdal örgütlülüğümüz ve tüm Aleviler olarak bu mahkeme kararını tanımıyoruz. Herkes bilmelidir ki Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş zamansız suçlardan biridir ve İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olamaz.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Örgütlülüğü, Alevi Kurumları ve özelde de Sivas Madımak Ailelerinin demokratik, insani ve vicdani talepleri bugüne kadar herhangi bir karşılık görmedi. Madımak davasında Katilleri savunan avukatlar devletin önemli görevlerinde boy göstermeye, belediye başkanlıkları millete vekil yapılarak ödüllendirilmiştir. Sivas Madımak Otelinin utanç müzesi yapılması, Madımak davasının da İnsanlığa Karşı İşlenmiş Suçlar kapsamına alınması talebimiz ise hiç duyulmadı…
“CUMHURİYET REJİMİNDEN ESER KALMADI”
2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta devletin gözetimi ve hatta bizzat organizesi ile gerici, şeriatçı ve faşist bir güruh tarafından gerçekleştirilen katliam sırasında atılan sloganlar ve çarşaf çarşaf ilan edilen, bildirilerde kaleme alınan talepleri hatırlatmakta yarar var. Ne demişlerdi: Yaşasın Şeriat, Kahrolsun Laiklik. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak. İslamın ordusu, kafirlerin korkusu…
Peki bugün hangi noktadayız? Demokrasiden, laiklikten, Cumhuriyet rejiminden eser kalmamış. Ülke saraydan ve yasa, hukuk tanımayan tek adam tarafından yönetiliyor. Yaşamın her alanı dinselleştirilmeye çalışılıyor. Güçler ayrılığı ve halk iradesi neredeyse tamamen ortadan kalkmış, parlamento işlevini yitirmiş, kendi yazdıkları yasalar ve anayasa ayaklar altına alınmış durumda. Anayasa mahkemesi ve AİHM kararları dikkate bile alınmıyor, seçilmiş milletvekilleri ve belediye başkanları hapistedir. Eğitim ve eğitim kurumları tümü ile tarikat ve cemaatlerin kontrolüne terk edilmiştir. Gerici, tekçi bir müfredat ve akıldan, bilimden uzak bir eğitim sistemi ile karşı karşıyız. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ortadan kaldırılmak istenmekte ve ceberut devlet anlayışı, baskıyı ve şiddeti her geçen gün artırmaktadır. Cezaevleri, demokrasi, emek, barış, hak ve hakikat mücadelesi verenlerle doldurulmuş durumdadır. Binlerce canımız düşüncelerinden dolayı içeride tutsaktır. Muhalefet edenler gözaltı ve tutuklama terörü ile karşılaşmakta, uyduruk gerekçelerle hakkında dava açılanlar hukukla açıklanamayacak ağır cezalarla cezalandırılmaktadır. Gezi ve Kobane davaları başta olmak üzere onlarca dava ve en son 1 Mayıs tutukluları buna verilebilecek en önemli örnektir.
“YARININ KATLİAMCILARINI YETİŞTİRECEK CEMAAT VE TARİKATLAR”
Sivas Madımak Katliamı, bugünkü siyasal iktidarın ve şeriatçı faşist politikaların önündeki engelleri temizlemeyi amaçlayan bir katliamdır. Halkın iradesini tanımayan ve her şeyi din ve onun kanunları ile açıklayan bu iktidar, ülkeyi derin bir ekonomik krize sürüklemiştir. Katliamlarla yüzleşmekten ve insani ve demokratik taleplerimizi görmezden gelen AKP/MHP koalisyonu seçilmiş belediye başkanları yerine kayyum atayarak, sandıklara darbe yapıyor. Madımak otelini utanç müzesi yapmamak için direnen AKP/MHP ortaklığı, işçilerimizin maden sahalarında daha fazla rant ve kar uğruna katledilmesine göz yumuyor. Dersim, Koçgiri, Zini, Gediği, Sivas, Maraş, Çorum, Gazi, Gezi, Suruç, 10 Ekim Ankara Gar başta olmak üzere katliamların bütün yönleri ile açığa çıkarılması ve gerçek sorumlularının açıklanması talebimize kulağını kapatan AKP/MHP iktidar bloğu “dindar, kindar ve itaatkar bir neslin yetişmesi için özel programlar, projeler hazırlıyor ve yarının katliamcılarını yetiştirecek cemaat ve tarikatlarla protokoller imzalamaya devam ediyor.
Kısacası, Sivas ile yüzleşmekten bilerek ve isteyerek kaçan dünün ve bugünün siyasal iktidarları, 2 Temmuz 1993 tarihinden bu yana daha birçok yüzleşilmesi gereken katliamın yaşanmasının sorumluları olmuştur. Gericilikten ve ırkçılıktan beslenenler halkımızı kutuplaştırmaya, ayrımcı politikalarla toplumu bölmeye, haksız ve hukuksuz uygulamalarıyla da ülkeyi içinden çıkılması güç bir kaosa sürüklemektedir.
Alevilerin demokratik taleplerine daha çok hak gaspı ile karşılık veren bir iktidar ile karşı karşıyayız. Zorunlu din dersleri kaldırılsın talebimize yeni din dersleri ile karşılık verildi. Laik ve bilimsel eğitim talebimize ÇEDES ve benzeri binlerce proje ve protokol ile yanıt verildi. Bilimi ve aklı, toplumsal cinsiyet eşitliğini, eşit yurttaşlığı, doğa ve çevre bilincini, kadın haklarını, çocuk haklarını, barışı ve kardeşliği, sevgiyi ve emeğin kutsallığını esas alan bir eğitim sisteminden yanayız. Tekçi, inkarcı, asimilasyoncu, kutuplaştırıcı, gerici bir eğitim sistemine karşı, demokratik ve kamusal bir eğitim istiyoruz. AKP/MHP iktidarı, bu talebimize de ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ ile karşılık verdi.
İnancımızı tarif etmeyin, tanıyın, cem ibadetimiz, cemevleri ibadethanemizdir, Alevilik Aleviliktir, Alevilik Vardır ve Haktır, asimile etmeye çalışmayın dedik, onlar Aleviliği öldürmeyi, Alevileri kendi içlerinde bölüp parçalamayı hedefleyen ve asimilasyon üssü haline gelen “Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nı kurdular.
“BU İNSANLIK SUÇUNU UNUTTURMAYACAĞIZ”
2 Temmuz 1993 Sivas Madımak Katliamının 31.yıl dönümünde katledilen 33 canımızı, anmaya, katliamları ve katliamcı zihniyeti lanetlemeye devam edeceğiz. Sivas Madımak Davası İnsanlık Davası olarak tarihe geçmiştir. İnsanlık var olduğu sürece bu dava da sürecektir. Ta ki; gerçek ve murat ettiğimiz adalet sağlanıncaya dek.
Sivas Madımak Katliamını ve katledilen 33 canımızı unutturmaları mümkün değildir. Söz verdik, ikrar verdik ve ikrarımıza sonuna kadar bağlı kalacağız. Bu insanlık suçunu var gücümüzle halklarımıza ve tüm dünya kamuoyuna anlatmaya, duyurmaya ve herkesi gerçeklerle yüzleştirmeye devam edeceğiz. Unutmadık, Unutmayacağız, Unutturmayacağız…
Sizlerin aracılığı ile halkımıza sesleniyoruz. Yaşadığımız onlarca sorun, derin yoksulluk, derin kriz, buna bağlı olarak gelişen umutsuzluk, çaresizlik, işsizlik, açlık, intiharlar ne kadar olumsuzluk var ise hepsinin ana nedeni olan tekçi, katliamcı, Türk, İslam ve erkek egemen sistem ve bu sistemin yürütücüsü siyasal iktidardır. Artarak devam eden kadın cinayetleri bu iktidar anlayışının eseridir. Bu iktidara ve maruz kaldığımız anti demokratik uygulamalara karşı birleşmek zorundayız. Faşist ve şeriatçı bir abluka altında yaşamak istemiyor isek, laik ve demokratik bir Cumhuriyet için ortak mücadele etmeliyiz. Bu mücadelenin en büyük buluşma noktalarından biri 2 Temmuz’dur. 2 Temmuz’da yine var gücümüz ile Sivas Madımak Oteli önünde olacağız.”
PİRHA- PSAKD Ataşehir Şubesi “Eğitim müfredatı ile hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” konulu panel düzenledi. Panelde konuşan KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu, AKP’nin iktidara geldiğinden beri eğitimi dinselleştirmeye çalıştığını belirterek, “AKP, var olan kitaplara dini içerikleri yerleştirdi. İdeolojilerine, politikalarına uygun bir nesil yaratmak istiyorlar” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi bugün saat 18.00’de yeni “Eğitim müfredatıyla hedeflenenler ve toplumsal sorumluluklar” başlığıyla bir panel gerçekleştirdi. Panelde, PSAKD Ataşehir Şubesi/Cemevi Başkanı Gülsev Kaya ve KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu konuşmacı olarak yer aldı.
Müfredatın toplumun tamamını ilgilendirdiğini belirten Gülsev Kaya, “Bir ülkede çocukların hangi program çerçevesinde eğitileceğinin programı o yüzden müfredat toplumun tüm kesimlerini ilgilendiriyor” dedi.
2024-2025 Eğitim-Öğretim yılında okul idarelerinin velilere seçmeli ders adı altında sanat tarihi, tiyatro benzeri dersler yerine din derslerini seçmeli ders olarak önereceğini ve toplumu yönlendireceğine dikkat çekerek uyarıda bulundu.
KESK İstanbul Dönem Sözcüsü Hüseyin Tosu da seçmeli ders adı altında Kuranı Kerim, Peygamberimizin hayatı gibi derslerin öğrencilere önerildiğini söyledi. AKP’nin iktidara geldiğinden beri eğitimi dinselleştirmeye çalıştığını belirten Tosu, AKP’nin eğitimi dinselleştirmek ve piyasalaştırmak yani özel okul sayısını artırmak istediğini, öğrenciler üzerinden sermayeye ucuz işgücü yaratmayı amaçladığını kaydetti.
Tosu, konuşmasına şöyle devam etti:
“AKP dinselleştirmede çok yol aldı. Var olan kitaplara dini içerikleri yerleştirdiler. Süreçler bir birinin devamı niteliğindedir. İdeolojilerine, politikalarına uygun bir nesil yaratmak istiyorlar. Nedir bu nesil? Sormayacak, sorgulamayacak, kaderine razı olacak, şükredecek, düşük ücretlere çalıştırıldığında, aç kaldığında itiraz etmeyecek. Böyle bir nesil yetiştirmek istiyorlar. Bu dini çok sevdikleri için değil, kapitalizmin, sermayenin ihtiyaç ihtiyaç duyduğu şey.”
PİRHA-12 Mart 1995 yılında faşistlerin Alevilere yönelik yaptığı katliamı Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto eden kitleye ateş açılması sonucu yaşamını yitiren 5 kişi için yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı. PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya, katliamların üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala ne acıların ne de öfkenin dindiği belirtti.
12 Mart 1995’te Gazi Mahallesi’nde gerçekleştirilen katliam, 15 Mart’ta Ümraniye Mustafa Kemal Mahallesi’nde (1 Mayıs Mahallesi) protesto edilirken polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi yaşamını yitirmişti, 14 kişi yaralanmıştı. Gazi ve Ümraniye Katliamı’nın üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen hala gerçek sorumlular ortaya çıkarılmadı, katliam aydınlatılmadı.
Yüzlerce yurttaş, İstanbul 1 Mayıs Mahallesi Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevinde bir araya gelerek, katliamda hayatını kaybedenleri andı.
Anmaya PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Gazi Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi Başkanı Hıdır Karadaş, Gazi Şehitleri Cemevi Başkanı Ferhat Aktaş, Baba Mansur Ocağı evladı Haşim Kızılveren, Karakoçan Dernekler Federasyonu, Anadolu Yakası Dersim Derneği, Mazgirt Derneği, Türkiye İşçi Partisi(TİP), Partizan, KÖZ, Sosyalist Meclisler Federasyonu(SMF), Ezilenlerin Sosyalist Partisi(ESP), HDP 27. Dönem Milletvekili Musa Piroğlu katıldı.
Cemevinde lokmaların pay edilmesinden sonra kitle, “12-15 Mart Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi katliamlarını unutmadık, unutturmayacağız”, “Gazi ve 1 Mayıs Mahallesi şehitleri ölümsüzdür” yazılı pankart ile katliamın yaşandığı 30 Ağustos İlköğretim Okuluna doğru yürüdü. Kitle sık sık “Devrim şehitleri ölümsüzdür”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak”, “Halkımız saflara hesap sormaya”, “Katil devlet hesap verecek”, “Gazi şehitleri ölümsüzdür”, “1 Mayıs’ta düşenler kavgamızda yaşıyor”, “Yaşasın devrimci dayanışma” sloganlarını attı.
“GERÇEKLERİN ÜZERİ ÖRTÜLDÜ”
30 Ağustos İlköğretim Okulu önüne gelen kitlenin ortak basın açıklamasını PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya okudu.
Kaya, peş peşe yaşanan 12-15 Mart Gazi ve Ümraniye katliamlarının 29. yıldönümünde ne acıların dindiğini ne de öfkelerin yatıştığını söyleyerek, “Acımız ve öfkemiz katliamların hesabının sorulacağı güne kadar da dinmeyecektir. Bu süreç boyunca göstermelik yargılamaların yapıldığı ve katliamın üstünü örten kararların verildiği 12-15 Mart katliam davalarının bizlere gösterdiği tek şey hukuk sisteminin bir tiyatrodan ibaret olduğu ve gerçeklerin üzerinin örtüldüğüdür. Tıpkı Sivas Madımak’ta, Maraş’ta, Koçgiri’de, Suruç’ta, Ankara Gar Katliamı’nda, Soma’da, Roboski’de olduğu gibi 16 Mart 1978 Beyazıt Katliamı, Halepçede olduğu gibi. Gerçeklerin yok sayılmaya çalışıldığı tarihin her sayfası kan ve katliamlarla dolu. 1995 12 Mart Gazi Mahallesi’nde devletin kontrgerilla çetelerinin saldırısı sonucu Alevi dedesi Halil Kaya’nın hayatını kaybettiği saldırıları protesto eden Gazi halkının üzerine ateş açılmış 18 kişi sokak ortasında katledilmiştir” ifadelerini kullandı.
Kaya, halka yönelik bu katliama karşı İstanbul ve ülkenin dört bir yanında gerçekleşen yürüyüşlerden birinin de Ümraniye’nin 1 Mayıs Mahallesi’nde olduğuna, 15 Mart günü 1 Mayıs Mahallesi halkının üzerine ateş açıldığına ve 5 kişinin katledildiğine dikkat çekerek, “Devlet, katliama karşı büyüyen halkın öfkesini 1 Mayıs Mahallesi’nde de katliama başvurarak bastırmaya çalışmıştır. Böylece 12-15 Mart 1995 tarihinde devletin katliamcı sayfasına bir yenisi daha eklenmiştir” dedi.
“TECAVÜZ, UYUŞTURUCU SUÇUNDAN YARGILANANLARA, HAYVAN DÜŞMANLARINA ÖDÜL GİBİ CEZALAR VERİLMEKTEDİR”
Ülkenin yangın yerini aratmayacak durumda olduğunu dile getiren Kaya, halkın açlık, yoksulluk ve sefalet içinde yaşamaya zorlandığını kaydetti. Açıklanan işsizlik rakamlarıyla işsizler ordusunun daha da büyüdüğünü gösterdiğini belirten Kaya, şunları söyledi:
“Egemen sınıflar siyasal ve ekonomik krizin faturasını yoksul emekçi halka ödetirken en demokratik hakları dahi baskı altında tutmaktadır. Hapishanelerde tecrit içinde tecrit dayatılırken, tutsaklarla dayanışmanın suç haline dönüştüğü, tutsaklara para yatıran tutsak yakınlarının tutuklandığı saldırılar devam etmektedir. Yeni açılan S ve Y tipi hapishanelere götürülen siyasi tutsakların üzerindeki tecrit ve hak gaspları daha da ağırlaştırılırken taciz, tecavüz, uyuşturucu suçundan yargılananlara, hayvan düşmanlarına ödül gibi cezalar verilmektedir.”
“İLİÇ’TE YAŞANAN DOĞA VE İŞÇİ KATLİAMI BUGÜNE KADAR YAŞANAN KATLİAMLARDAN AYRI VE BAĞIMSIZ DEĞİLDİR”
Kaya, İliç’te yaşanan doğa ve işçi katliamının bugüne kadar yaşanan katliamlardan farksız olduğuna da dikkat çekerek şöyle konuştu:
“İşçiler hiçbir iş güvenliği önlemi alınmaksızın çalışmaya zorlanıyor, hayat pahalılığı ve enflasyon karşısında eriyen ücretler işçileri sefalete ve açlık koşullarına mahkum ediyor. Asgari ücrete yapılan zammın birkaç ay geçmeden eriyip gitmesi işçilerin insanca yaşam koşullarından ne kadar uzak olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Erzincan İliç’te siyanürlü altın madeninde meydana gelen birikmiş toprağın çökmesi ve kayması sonucunda 9 işçi 17 şubattan bu yana toprağın altından çıkarılmayı bekliyor. Doğayı ranta ve talana açarak hem doğa katliamını hem insan yaşamını hiçe sayan devlet toprak altında kalan işçileri arama kurtarma çalışmalarını ikinci gün durdurmuştur. Bölgeye gitmek isteyen çevre örgütlerini, milletvekillerini alana sokmamıştır. İliç’te yaşanan doğa ve işçi katliamı da bugüne kadar yaşanan katliamlardan ayrı ve bağımsız değildir.”
“ÖRGÜTLENMEKTEN BAŞKA BİR SEÇENEĞE SAHİP OLMADIĞIMIZI BİLİYORUZ”
Kaya, son olarak şunları dile getirdi:
“Bizler yaşanan katliamları unutmayacağımız gibi direnişleri ve halkın dayanışma ruhunu yaşatmaktan, büyütmekten asla vazgeçmeyeceğiz. 12-15 Mart’ta olduğu gibi yaşadığımız hiç bir katliama sessiz ve seyirci kalmayacağız. Egemen sınıfların tüm saldırısı halka örgütsüzlüğü dayatmaya, her türlü örgütlenmesini ve mücadelesini bastırmaya yöneliktir. Bizler 1 Mayıs Mahallesi’nin devrimci, demokratik ve ilerici güçleri olarak saldırılara karşı örgütlenmekten başka bir seçeneğe sahip olmadığımızı biliyoruz. Bu sebepledir ki direniş tarihimizden öğrenerek, örgütlenerek saldırılara ve katliamlara karşı koyuş içerisinde olacağımızı buradan bir kez daha ilan ediyoruz. 12-15 Mart’ı katliama çevirenler bilsinler ki halkın örgütlü gücüyle baş edemeyecekler ve mutlaka halk kazanacak, biz kazanacağız! 12-15 Mart şehitleri ölümsüzdür! Gazi Ümraniye Katliamı’nı unutma unutturma!”
Anma, katliamın yaşandığı 30 Ağustos İlkokulu önüne karanfillerin bırakılmasıyla son buldu.
PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi Cemevi’nde Çocuk Drama Öğrencileri oyun gösterisi yaptı. Geleceğin çocuklar üzerinden kurgulandığını söyleyen PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “O yüzden çocuklara nasıl yaklaşılırsa geleceğimiz de o temellerde kurgulanır” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi Cemevi’nde, Çocuk Drama Öğrencileri oyun gösterisi yaptı. Cemevinde drama kursuna katılan öğrencilerin sergiledikleri oyunlar mahalle halkı tarafından büyük ilgiyle karşılandı.
“SEÇME ŞANSINI ÇOCUKLARA BIRAKMAMIZ LAZIM”
‘Çocuklara zorla iş yaptırmak yerine onların alanını açmamız lazım’ diyen tiyatro eğitmeni Mostafa Poryesef, “Çocuklara her şeyi göstermemiz lazım ama onlara seçme şansı vermemiz lazım. Çocukları fazla ümitlendirirsek ileride istediği şeyi yapamazsa kendisini suçlar. Çocuklarla konuşurken kullandığımız bütün kelimelere dikkat etmemiz lazım” dedi.
“GÜZELLİKLERİ ORTAYA ÇIKARMAK İÇİN ÇABA SARF EDİYORUZ”
Geleceğin çocuklar üzerinden kurgulandığını söyleyen PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, “O yüzden çocuklara nasıl yaklaşılırsa geleceğimiz de o temellerde kurgulanır. Alevilik inancında doğa, çocuk ve kadın var. Alevi inancı güzel olan her şeyi içinde barındırmış o yüzden bizlerin de bunu ortaya çıkarmamız lazım. Çocukları doğru amaçlar için kullanırsan güzellikler ortaya çıkar. Gericilik ülkenin her tarafını sarmışken, bizlerde o güzellikleri ortaya çıkarmak için çaba sarf ediyoruz. Cemevlerinin sadece cenaze ve lokma dağıtmanın olduğu bir yer olmadığını göstermek istiyoruz” diye konuştu.
PİRHA – PSAKD Ataşehir Cemevi Başkanı Gülsev Kaya, AKP’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı çatısı altında kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı aracılığıyla Alevilere yönelik uyguladığı asimilasyon politikasını değerlendirdi. Kaya, “Alevi örgütlerinin bütün dost kurumlarla, eğitim emekçileriyle, işçilerle, toplumun aslında tamamıyla birleşerek bu mücadeleyi yükseltmesi lazım. Aksi durumda bir saldırı bitecek yenisi başlayacak” dedi.
Türkiye’de Alevi inancının hala devlet tarafından tanınmadığı bir süreç yaşanıyor. Alevi toplumunun, zorunlu din dersinin kaldırılması, cemevine ibadethane statüsü verilmesi, eşit yurttaşlığı içeren yeni bir anayasanın yapılması, Alevilere karşı işlenen nefret suçlarının açığa çıkarılması ve nefret suçlarının önüne geçilmesi için hukuki tedbirlerin alınması, Alevilere karşı yapılmış kıyım, katliam ve asimilasyon uygulamalarıyla yüzletilmesi, gerek kamu kaynaklarının ve gerekse kamu kadrolarının liyakat, adalet ve eşitlik ilkelerine göre dağılımının sağlanması gibi temel talepleri var. Ancak bu talepler hükümet tarafından yerine getirilmiyor, mahkeme kararları tanınmıyor.
Neredeyse tüm Alevi örgütleri, “Alevi Diyaneti” olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na büyük tepki gösterdi.
İki yıldır yüzlerce cemevini dolaşarak liste tutan, Aleviliği bir inanç olarak görmeyen ve kültürel bir ögeye indirgeyen AKP hükümeti, şimdi ise bir ekip oluşturup Alevi köylerini, cemevlerini ve dernekleri dolaşarak maaşlı dedeler, elemanlar arıyor.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Ataşehir Cemevi Başkanı Gülsev Kaya ‘Alevi Diyaneti’ olarak adlandırılan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın, maaşlı dedeler bulma arayışını ve Alevileri bölme girişimlerini PİRHA’ya değerlendirdi.
Alevilerin eşit yurttaşlık talebinin temel talepleri olduğunu söyleyen Kaya, “Bir daire başkanlığı kurarak bunu da personele indirmeye çalışıyorlar. Biz ulufeyle, parayla, maaşla tarif edilecek bir geçmişe sahip değiliz. Geleceğimizi de bunun üzerinden inşa etmek gibi bir derdimiz yok” dedi.
“BİZİM TEMEL SORUNUMUZ BURADAKİ MESELENİN ASİMİLASYON AYAKLARINI KONUŞMAK”
Kaya, toplumdaki yoksulluğun nedenlerinin araştırılması gerekirken dedelerin maaşa bağlanmasını tehlikeli bulduğunu belirterek, “Yol da böyle sürmez zaten” şeklinde konuştu.
“MAAŞA BAĞLAMAK SIKINTILARI GETİRECEKTİR”
Kaya, maaşlı dedelerin Cemevi Başkanlığı’nda göreve başladıklarında oluşabilecek sonuçları şöyle anlattı:
“Maaşa bağladığımızda sıkıntılar elbette olacaktır. Bu iş artık hizmet etmek, karşıdakini düşünerek yaşama meselesi ortadan belki kalkacaktır. Yani maaş alıyorum, maaşımın o zaman sürebilmesi için ben hiçbir olumsuza hiçbir şeye karşı çıkmayayım sonucuna götürecek. Sadece maaş olduğunda veren ve onun aldığı ama nasıl yaşadığının, birinin bir diğerinden haberinin olmadığı bencil bir topluma dönüşmüş olacak.”
“MÜCADELEYİ RAFA KALDIRDIKÇA SALDIRILAR ARTIYOR”
Temel talepler etrafında örgütlü mücadelenin yükseltilmeye ihtiyacı olduğunu dile getiren Kaya, “Mücadeleyi rafa kaldırdığımız oranda saldırıların aslında daha büyük bir şekilde yeniden geldiğini görebiliriz. Bence Alevi örgütlerinin bütün dost kurumlarla, eğitim emekçileriyle, işçilerle, toplumun tamamıyla birleşerek bu mücadeleyi yükseltmesi lazım. Aksi durumda bir saldırı bitecek yenisi başlayacak” diye konuştu.
“TEK TEK DEĞİL BİRLİKTE DURMALIYIZ”
Kaya, AKP’nin ve Alevi Bektaşi ve Cemevi Başkanlığı’nın dayatmaları karşısında tek tek değil birlikte karşı durulursa aşılamayacak hiçbir sorunun olmayacağının altını çizdi.
Kaya, Alevi örgütlerine yöneticilik ve önderlik yapan herkesin bu konuda biraz sağduyulu davranmaya ve toplumu ayrıştıran değil birleştiren bir noktadan haraket etmesi çağrısında bulundu.
PİRHA – 1 Mayıs Mahallesi Kuruluş Festivali kapsamında Ataşehir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) “Doğanın ve yaşam alanlarının talan edilmesine karşı gelişen mücadele ve direnişlerde birleşelim” başlıklı panel gerçekleştirildi.
PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya’nın moderatörlüğünde gerçekleşen panele PSAKD Samandağ Şube Başkanı Mehmet Uysal, Polen Ekoloji’den Leyla Can ve Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Özkan Tacar konuşmacı olarak katıldı.
“YASAK OLMAYAN TEK ŞEY YASAKLAMAK”
Gülsev Kaya, panelde yaptığı açılış konuşmasında şunları söyledi:
“Tıpkı 1977’de bu mahallenin devrimcilerinin halkın içerisindeki mücadelesine olan ihtiyaç onların halk kitleleriyle kurduğu bağı yeniden hatırlamaya hatırlatmaya, taleplerimizi toplumun talepleriyle buluşturmak, ihtiyaçlarını toplumsallaştırmak ve örgütlemeye çok ihtiyaç olan bir süreçte bu festival önemli. Devletin artık kendi küçük burjuva panellerinin ve festivallerinin bile yasak olduğu bir süreci yaşıyoruz. Yasak olmayan tek şey yasaklamak diye formülüze ettiğimiz bir durum var. Bugün artık eskiden belirli kesimleri sarıp sarmalayan yoksulluk, bugün artık toplumun tamamını sarıp sarmalamış durumda. O yüzden bizlere etrafımızı sarmalayan bu durumla ilgili örgütlenme mücadelesinde çok görev düşüyor.”
“ZÜLFİKAR YA BİZİ KESECEK YA DA ONLARI”
PSAKD Samandağ Şube Başkanı Mehmet Uysal ise deprem öncesi ve sonrası Samandağ’da yaşam, acil kamulaştırma, rant-talan politikaları ve mücadele konusunu ele aldı. Uysal, konuşmasında 6 Şubat’ın çoğu insan için sadece bir tarih olduğunu belirtirken, bölge halkı için ise “ölümün, sefaletin, travmaların, çaresizliğin ve terk edilmişliğin adı” olduğunu ifade etti. Uysal, “Kan gölüne dönmüş sokaklara aldırmadan, enkaz altında kurtarılmayı bekleyenlerin feryadına aldırmadan daha 3 gün geçmeden ihalelere açılan bir yaşam savaşıdır 6 Şubat. Onca dert ve belanın içinde sorulan soruları hatırlıyorum: Devlet Nerede? Yoktu sevgili dostlar. Hiçbir yetkili yoktu” diye konuştu.
Uysal, Samandağ’ın demografik yapısını uzun süredir bozmak isteyen egemenlerin depremi tam bir fırsata çevirdiğini, Samandağ’ı rant kapısı olarak gördüklerini de belirtti. Uysal, iktidarın, Alevi yerleşkelerini dağıtmak için fırsat kolladığını ifade ederek şunları söyledi:
“Zaten Antakya’da istimlak haberlerinin çoğunluğu Arap Alevi halkımızın yaşadığı yerlerden geliyordu. Buna karşı yapılan her eyleme jandarma acımasızca müdahale ediyor biber gazı ve gözaltılarla halk sindirilmeye çalışılıyordu. Maalesef bunların yanında yayılan korku imparatorluğuyla öğrenilmiş çaresizlikle ve umutsuzlukla da savaşmak zorundayız. Bunları dayanışmayla ve yarınlara bizi taşıyacak umudumuzla aşabiliriz. Mücadelemizi Aleviler başta olmak üzere ezilen diğer bütün kesimlerle birlikte örmek için bütün gayretimizi ortaya koyacak Hızır paşalara boyun eğmeyeceğiz. Önceden de belirttiğimiz gibi bu yolda Zülfikar ya bizi kesecek ya da onları. Hızır paşaların karşısına Hüseyinleşip çıkacağız.”
“DEVLETİN ASİMİLASYON POLİTİKASI”
Polen Ekoloji’den Leyla Can ise “çevre mücadelesi ve Akbelen’de direnişin simgesi kadınlar” konusunu ele aldı. Ülkenin yüzde 60’ının yok edilmiş durumda olduğunu söyleyen Can, halkın doğasıyla beraber kültürünün de yok edilmeye çalışıldığını söyledi. Can, doğa katliamlarını yalnızca bir çevre, ekoloji mücadelesi, bir orman kıyımı olarak görmemek gerektiğinin de altını çizerek “Bu aynı zamanda devletin bir asimilasyon politikası” dedi. Can, şöyle devam etti:
“Bugün Hatay’da, Samandağ’da, Akbelen’de, Hakkari’de, Cudi’de gördüğümüz de budur. Esasında bizim için önemli olan ve ekoloji mücadelesini de geliştirecek olan şey ekoloji mücadelesinin ne Kürt ulusal özgürlük mücadelesinden ne kadın özgürlük mücadelesinden, ne LGBTİ+ mücadelesinden ne emek hareketinden bağımsız olmadığını, bu özgürlük mücadelelerini fiili meşru mücadele hattında aynı çerçevede savunulması gerektiği ve bu topyekün direnişlerinin birleştirilerek bir iktidar hedeflediği söylenebilir.”
“HUKUKÇULAR ERKEN SEVİNÇ YAŞAMAMAK ADINA BUNU ARAŞTIRIYOR”
DEDEF Genel Başkanı Özkan Tacar ise Dersim ve maden projeleri üzerine şunları söyledi:
“Birkaç gün önce Cumhurbaşkanlığının Munzur’a ilişkin bir kararı yayınlandı. İlk etapta bu karar çevreciler açısından olumlu görünse de esasında vadiler ve barajlar bölgesine arka bölgelerde kırsal ve dağlık alanlardaki madenciliklere ulaşabilecekleri bir yöntem olarak görüyoruz. Hukukçular bunun sevincini çok erken yaşamamak adına bunu araştırıyor, değerlendiriyor. Çünkü dağlık alanlarda da maden firmaları şuan da Dersim’in birçok bölgesinde faaliyet yürütüyor ve maden arama çalışmaları yürütüyorlar.”
Panel, konuşmacıların ardından katılımcıların sorularının cevaplanmasıyla son buldu.
PİRHA – PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, okullara imam atanmasının toplumun yaşam biçiminde yer bulmaması gerektiğini söyleyerek, “Çocuklarımızın zihin dünyasının korkuyla, hurafelerle doldurulmasını asla doğru bulmuyoruz. Buna karşı toplumu mücadele etmeye, daha duyarlı olmaya davet ediyoruz” dedi.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’na bağlı il/ilçe spor müdürlükleri/gençlik merkezleri ile Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Diyanet Gençlik Merkezleri iş birliğinde yürütülmekte olan “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi adı altında okullara imam atanmasına yönelik tepkiler devam ediyor.
Projenin amacının “Öğrencilerimizin millî, manevi, ahlaki, insani ve kültürel değerlerimizi benimseyen, koruyan, geliştiren ve kendi yaşantılarında inşa eden fertler olmalarına, çağın ve geleceğin becerileriyle donanmış, bu donanımı insanlık hayrına sarf edebilen, bilime sevdalı, kültüre meraklı ve duyarlı, aklıselim, kalbi selim ve zevki selim sahibi, bedensel ve sosyal bakımdan dengeli bireyler olarak yetişmelerine katkı sağlamak” olduğu iddia ediliyor. Ancak, projenin asıl odağında dini bir eğitim sistemini merkeze aldığı çok açık.
Anayasaya da aykırı olmasına rağmen, pedagojik eğitimi bulunmayan imam ya da Kur’an kursu öğreticileri, İzmir ve Eskişehir başta olmak üzere çeşitli illerde görevlendirilmeye başlandı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.
“TOPLUM UYANIK VE ÖRGÜTLÜ OLMALI”
Gülsev Kaya, topluma seslenerek bu konuda çok uyanık ve örgütlü olmalarını, okullara imam atanmasının normal bir şeymiş gibi algılamamalarını söyledi.
Kaya, “Zorunlu din dersleri kaldırılsın. Toplum, dinin toplum üzerindeki tahakkümünün, toplum üzerindeki araçlarının ortadan kalkmasını tartışırken, bugün artık bu tür projelerle daha fazla din üzerinden politikaların egemen kılınmasının aslında daha da örgütlü bir biçimini yaşıyoruz bu ÇEDES’le” dedi.,
“DAHA SORGULAYICI OLMAK GEREKİYOR”
Okullara imam atanması konusunda bütün eğitimcilerin, bütün aydınların, demokratların, devrimcilerin herkesin çok detaylı durması gerektiğini vurgulayan Kaya, velilerin ve öğretmenlerin okullar açıldığında ne yapmaları gerektiği konusunda şu tavsiyelerde bulundu:
“Mesela çocukların ödevlerinin kontrol edilmesi, öğretmenlerinin kim olduğunun sorulması, okulda rehber öğretmenin var mı, yok mu? Ne işler yaptığı? Çocuklarla nasıl buluştuğunun bir bütün sorulması lazım. Aslında daha sorgulayıcı olmak gerekiyor. O zaman çocukların nasıl yetiştirildiği ve hangi ellere teslim edildiği noktasında daha duyarlı olan velilere ihtiyacımız var. Bu konuda okullarda hizmet eden öğretmenlerin daha duyarlı olmalarına ihtiyacımız var. Bunu örgütlemeye ihtiyacımız var.”
“ŞOVEN YERDEN PROJELER ÜRETİLMESİNİ KABUL ETMEMELİYİZ”
ÇEDES’in toplumun yaşam biçiminde yer bulmaması gerektiğini söyleyen Kaya, “Milli Eğitim Bakanlığı’nın görevi bence bu değildir. Bugün okullarda daha demirbaş sorunların, okulda tahtanın, sıranın çocukların eğitim alabileceği sınıf mevcutları, okullarda öğretmenin yetersiz olduğu bir süreçte daha bilimsel, daha eşit, daha özgürlükçü bir eğitim politikasına yönelmesi gerekirken, daha gerici, daha milliyetçi, daha şoven bir yerden projeler üretilmesini kabul etmemeliyiz, etmeyeceğiz” dedi.
“TOPLUMU MÜCADELEYE DAVET EDİYORUZ”
Gülsev Kaya, bulundukları her yerde okullara imam atanmasının olumsuzluklarını topluma anlatacaklarını söyleyerek, “ÇEDES’e ve asimilasyon politikalarına karşı toplumu duyarlı olmaya çağıracağız. Bizim nezdimizde ÇEDES projesinin bizim çocuklarımızın yaşamında yeri olmayacaktır. Çünkü biz daha somut, eşitlikçi, özgürlükçü bir eğitimle çocuklarımızın büyümesini istiyoruz. Çocuklarımızın zihin dünyasının korkuyla, hurafelerle doldurulmasını asla doğru bulmuyoruz. Buna karşı toplumu mücadele etmeye, daha duyarlı olmaya davet ediyoruz” dedi.
PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı davasında verilen tahliye ve beraat kararlarına tepki gösterdi. Kaya, “Bu ve buna benzer bütün davalar yok hükmündedir. Yani mahkeme kararı toplumun vicdanında, toplumun hukuk anlayışında hükümsüzdürler” dedi.
Ankara’da 4 Alevi kurumuna yönelik saldırı davasının karar duruşması 7 Temmuz’da görüldü. Mahkeme, tutuklu saldırgan Ahmet Ozan Karaca’nın tahliyesine, iki tutuksuz sanık Baver Gül ile Çağdaş Can Bardakçı’nın ise beraatine karar verdi. Mahkemenin kararına ilişkin Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, PİRHA’ya konuştu.
“SONUÇ BİZİ ŞAŞIRTMADI”
Alevilerin bu davalar nezdinde daha fazla örgütlü mücadele etmesinin yararlı olduğuna dikkat çeken Kaya, “Biz Alevileri şaşırtan bir sonuç olmamıştır” dedi.
Kaya, “Biz ne yaparsak yapalım kendi kimliğini, kendi inancını tanımayan bir hegemonya karşısında kendi inancını, inadına cesaretle ve yürekle yaşamak, buna sahip çıkmak, bunun için -muharrem ayındayız- ‘Hüseyin’in duruşu’ dediğimiz bir sahiplenmeye gerçekten ihtiyaç var. O nedenle 2 Temmuz Sivas davası için de aynı şey geçerli. Ankara Gar Katliamı’ndaki süreç için de aynısı geçerli. Bu davalar bir şekilde açılıyor. Bunların takipçisi olacağız. Mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz ama bu davalardan çıkan kararlar da bizim mücadelemizi durduracak, geriye çekecek şeyler olmayacak. Bu kararların hepsi yok hükmündedir. Hükümsüzdür” diye konuştu.
Türkiye’de en çok hapishanelerin olduğunu ve hapishanelerde en çok tutsakların tutulduğunu ancak bütün tacizcilerin, bütün uyuşturucuya bulaşmış olanların, katillerin, insanlığa yönelik suç işlemiş olanların hepsinin salıverildiğini, vekil yapıldığını belirten Kaya, hapishanelerin tamamının düşünce ve ifade özgürlüğü hakkını kullananlarla dolu olmasının da Türkiye’deki hukuk davalarının aynası nezdinde olduğunu söyledi.
“GELİN BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”
Alevilerin İbadethanelerine yönelik saldırıların topluma yönelik saldırıların farklı boyutları olduğunu dile getiren Kaya, şunları kaydetti:
“Bugün de aslında bu saldırılar toplumun mücadelesine, yaşam hakkına dönerek devam ediyor. Mesela kaç gündür basında da çok sıklıkla izliyoruz. Akbelen köylülerinin, oradaki anaların direnişini saygıyla selamlıyorum. İyi ki analarımız ve mücadele eden analarımız var. Bu konuda onların direnişlerini selamlıyoruz. Çünkü bu çok önemli. Bu orman sadece oradaki köylülere değil, orman hepimizin ihtiyacı olan, hepimize lazım olan bir şey. Bugün oradaki ormanlar için verilen mücadele, burada Galatasaray Meydanı’nda Cumartesi Anneleri’nin mücadelesi, inşaata yürüyen işçilerin mücadelesinin devamı. O yüzden daha güzel, daha eşit bir dünyada yaşamanın yolu gerçekten bütün haksızlıklara karşı mücadele etmekten ve bu konuda kararlı durmaktan daha fazlası değil yani. Haksızlık karşısında direnenler ve mücadele edenler var. Bu yaz matem ayında toplumun tamamına, haksızlıklara yüzünüzü çevirmeyin, mücadele edin, gelin birlikte mücadele edelim çağrısı yapıyorum.”
PİRHA-İktidarın yeni ‘Alevi açılımına’ yönelik tepkisini Alibeyköy Cemevi’nde bir araya gelerek gösteren Aleviler, “Cemevleri ibadethanemizdir” hatırlatmasında bulundu. Aleviler; AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise siyasi saflık olarak değerlendirdi.
AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.
Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde 13 Kasım Cumartesi günü İstanbul’daki Alibeyköy Cemevinde bir araya gelen Aleviler, cemevlerinin ibadethaneleri olduğunu hatırlatarak, yeni açılımlardan kaynaklı AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise “siyasi saflık” olarak değerlendirdiler.
“DEVLET, KATLEDEREK ALEVİLİĞİ YOK EDEMEYECEĞİNİ ANLADI”
Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı GaniKaplan, AKP’nin yeni “Alevi açılımını”değerlendirdi. “Devlet; katlederek Aleviliği yok edemeyeceğini anladı” diyen Kaplan, iktidarın ekonomik ve siyasi olarak zorda olduğunu söyledi.
Kaplan şöyle konuştu:
“Cemevlerini gezerken de düşündüler ki; örgütleri, genel merkezlerinden maddi olarak ayıralım. Ancak böyle yaparak, çökertebileceklerini düşünerek, yola çıktılar. İktidar, iktidara gelirken Kürtlerin ayağına yapışarak yukarıya doğru tırmandı. İnerken de bizim ayağımıza yapışıp, tutunmak istiyor. Ama Alevi toplumu serçe parmağını bile vermez. Her ne kadar Alevilere şirin gözükse de ortada bir zihniyet farklılığı var.
Bu zihniyet iktidarda kalmak için Osmanlı da babasını, çocuğunu boğduran bir zihniyettir. İktidar şu an ekonomik ve siyasi olarak çok zor durumda. Alevilere tutunmak istiyorlar. Cemevlerimizin önüne başka sıfatlar koyarak hiç adlandırmaya gerek yok. Alevilerin ibadethaneleri tüm dünyada cemevleridir. İktidar daha hamle yapmadan bunu dile getirmek için buradayız.”
“DİYANET’İN MEŞRULUĞUNU HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİK”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de AKP’nin daha önceki Alevi açılımlarına değindi. Açılımların sonuçsuz kaldığını belirten Özen, “Bugün de yapılmak istenen Alevi açılımı adı altında Alevileri bölüp, parçalayıp; kendi Alevisini yaratmak. Kurulduğu günden bugüne Diyanet’in meşruluğunu kabul etmedik. Diyanet bir asimilasyon ve inkar kurumudur. Diyanet’in çatısı altında kurulacak “Alevi cemaatler başkanlığı”nı ret ediyoruz.
Biz özgün bir inancız. Yolumuz, ritüellerimiz var. Bizde rızalık esastır. Dedeler veya başka kişiler maaş alacaksa devletin memurları sayılırlar. O zaman rızalık almaya da gerek yok. Aleviliğin bitişi demektir. Diyanet başta Aleviler olmak üzere tüm inançlar ve inançsızlar üzerinde bir tahakküm aracı olarak olmaktan çıkarılmalıdır. Sünni vatandaşlarımıza devredilmelidir. Her inanç da kendisini finanse etmelidir. İnancını özgürce yaşayabilmelidir” dedi.
“ALEVİLER, GERÇEK LAİKLİK MÜCADELESİNDE SESİNİ EN ÇOK YÜKSELTEN KESİM”
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ise Türkiye’deki inanç ayrımcılığının sürdüğünü dile getirerek; şunları söyledi:
“İktidarın hala bu kadar eylem ve istekten sonra Alevi inancının birleştiği bir yer olarak cemevini tanımayışı, onun yerine yıllardır sözler vererek, oyalayışı ve Türk-İslam anlayışını dayatması karşısında Aleviler bir araya gelerek tutumunu gösteriyor. 2021 Türkiye’sinde hala inanç ayrımcılığı var. Özellikle Aleviler’in, Osmanlı’dan günümüze kadar tanınmama ve katliamlarla bastırılmaya çalışılması hala devam ediyor. Bunun karşısında demokrasi, eşitlik, özgürlük ve gerçek laik bir toplum olabilme mücadelesinde en çok sesini yükselten kesimdir Aleviler.”
İstanbul PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Her toplum kendisiyle ilgili sözü kendisi söyleyecek. Cemevlerinin statüsü ile ilgili söylenecek bir söz varsa onu Aleviler söylemeli. Farklılıklarımızla bir arada olduğumuzu göstereceğiz. Aleviler üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkmak gerek. Aleviler kendi siyasetini yapmalı ve bu siyaseti de bizler hak için mücadele yürütmek olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.
“KANUNA DAYANARAK ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMAYA KALKIYORLAR”
Av. Zeynel Öztürk ise Türkiye’deki birçok kanunda yer alan “cami” ifadelerine dikkat çekti. Alevi köylerine cami yapılmasına dayanak olarak da yasalarda yer alan bu ifadelere dayanıldığını savunan Öztürk; şöyle konuştu:
“Sorun şuradan kaynaklanıyor. Birçok kanunda olduğu üzere mesela Köy Kanunu’nda, bir yerin köy olabilmesi için “cami, mezra, okul vb.” olması gerektiği yazılı. Bunun üzerine gidip, Alevi köylerine cami yapmaya kalkıyorlar. Bir köyün köy olabilmesi için kanundaki ifade “ibadethane” olarak yazılmalı. Türkiye’de sadece camiye giderek, ibadetlerini yapan insanlar yaşamıyor. Kanuna “ibadethaneler” kelimesini koyacaksın; parantez içinde cami, cemevi, sinagog, havra, kilise, mescit vs. yazacaksın.”
“HİÇBİR İNANÇ KENDİSİNİ DEVLET KARŞISINDA TANIMLAMAK ZORUNDA DEĞİL”
“Alevilerin inanç merkezleri cemevleri ve dergahlardır” diyen Öztürk, bu konuda ancak Alevilerin karar verebileceğini belirterek; şunları söyledi:
“Herhangi bir inanç içerisinde olmayan o inanç ile ilgili karar veremez. Hiçbir inanç kendisini devlet karşısında tanımlamak zorunda değil. Devletin bir görevi vardır. Ben başka bir şeye tapabilirim. Mesela cemevinin binasına da tapabilirim. Devletin görevi benim bu tapma özgürlüğümü sağlayacak ve benim ibadetimi yapacak yeri sağlayacak. Onun dışında hiçbir şeye karışamaz. Laik toplumlarda devletin dini olmaz. Cemevlerini ziyaret eden iktidar temsilcileri, cemevlerinin ne eksiği olduğunu soruyor. Biz o ihtiyaçları karşılarız. Duvarını da, çatısını da, boyasını da yaparız. Bizim inanç özgürlüğüne ihtiyacımız var.”
“ALEVİLİK, ÖZGÜN VE BAĞIMSIZ BİR İNANÇTIR”
Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, “Alevilerin isteklerinden neden korkuyorlar?” diye sorarken; “Devlet, inançların arasından çıkmalı. Bütün inançlar özgür olsun. Anayasada güvence altına alınsın. Alevilik, özgün ve bağımsız bir inançtır” diye konuştu.
“SEÇİM DÖNEMİ VERİLEN SÖZLER VAR”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Eyüpsultan İlçe Başkanı Doğan Sarıtaş ise “Yıllardır Alevi yurttaşlarımıza uygulanan bir adaletsizlik var. Bunun karşısında da bir mücadele var. Bu mücadelede Alevilerin yanında olmamız gerekiyor. Her seçim döneminde Alevilere verilen sözler var. Seçim sonrası ise bütün bunlar unutuluyor” dedi.
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu,ise, Türkiye’deki makbul vatandaş tanımına değinirken, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne Alevilere ve Aleviliğe yönelik bir yok sayma var. Bu devletin genetik kodları ve makbul vatandaş tanımı Türk ve Sünni Müslümanlık üzerine kurulu. Bunun dışındaki kimlik ve inançları yok sayan bir yaklaşım var. Bu yaklaşım anayasa ve tüm yasalara da dahil olmuş durumdadır” ifadelerini kullandı.
“Cemevleri meselesi devlet tarafından güvenlik konsepti çerçevesinden bakılan bir durum” diyen Kenanoğlu, meseleye yalnızca inançsal olarak yaklaşılmadığını belirtti. Kenanoğlu, cemevlerini ibadethane olarak kabul edilmesinin ayrı bir dinin ve yeni bir azınlık toplumunun oluşması olarak da görüldüğünü söyleyerek şöyle devam etti:
“Devletin bekası açısından tehlikeli bir durum olarak görüyorlar. Bu sadece AKP ile de sınırlı bir durum değil. Öncesinde de böyleydi. Örneğin 28 Şubat sürecinde de o dönemin askerlerinin “Cemevleri kültürel olarak çok iyi ama asla ibadethane olarak kabul edemeyiz” şeklinde beyanları var. Bu devlet refleksi haline dönüşmüş durumda.
Bir Alevi hakikati var. Bunun dışında oluşacak bir karar ve uygulama Alevi toplumu tarafından hiçbir şekilde kabul görmeyecektir. Alevilerin kendi hakikatini kabul etmeyen ve Alevilere dayatma bir tanım getiren anlayış var. Bu anlayıştan sağlıklı ve Alevilerin hayrına bir sonuç çıkmaz. Seçimlere doğru gidiyoruz ve hükümet zor durumda. Bu nedenle her topluma yönelik bir hamle başlatıyorlar. Kültür merkezleri statüsü yeni sorunlar çıkarır. AKP’nin bugüne kadar Alevi açılımlarından olumlu veya olumsuz hiçbir sonuç çıkmadı. Algı yaratıyorlar. Alevilerin etkileneceğini ve AKP’ye yöneleceğini beklemek siyasi saflıktır.”
“CEMEVLERİNİ TARTIŞMAYA KİMSENİN HAKKI YOK”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Danışmanı Murat Kantekin ise “Bir inanç topluluğu “Burası bizim ibadethanemizdir” diyorsa orası onun inanç merkezidir. Bir başkasının bir yer tarif etmesi ve tanımlaması olamaz. Aleviler için cemevleri ibadethanedir. Kimsenin bunu tartışmaya hakkı yoktur” dedi.
PİRHA- Cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verileceği, dedelere maaş ödeneceği iddialarına Alevilerden tepkiler gelmeye devam ediyor. Cemevlerine ‘Kültür Merkezi’ statüsü verilmesinin kabul edilemez olduğunu vurgulayan Aleviler, “Cemevlerinin ibadethane statüsüne girmesi Türkiye’de aslında devrim gibi bir şey olur. İnançsal bazda Aleviliği tamamen tanımış olursunuz. Bu AKP’den beklenecek bir adım değil. Vaatler asimilasyon politikasının yeni bir aşaması” dediler.
Hükümete yakınlığıyla bilinen Abdülkadir Selvi, hükümetin üç madde üzerinde bir çalışma yaptığını yazarak, “Cemevlerinin ibadethane sayılması talepleri söz konusu. Ama kabinedeki eğilim cemevlerinin ‘Kültür Merkezi’ statüsüne kavuşturulması yönünde” dedi. Selvi ayrıca, dedelere maaş bağlanması, cemevlerinin elektrik ve su giderlerinin devlet tarafından karşılanmasının düşünüldüğünü de belirtti.
Selvi’nin bu iddialarına Alevilerden tepki gelmeye devam ediyor. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım ve PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, daha önce birçok kez çalıştaylar, toplantılar vs. yapıldığını ve Alevi toplumunun kendi taleplerini ortaya koyduklarını belirterek, bugüne kadar bunlarla ilgili iktidarın hiçbir somut adım atmadığını ve bu vaatlerin asimilasyon politikalarının yeni bir aşaması olduğunu vurguladılar.
“CEMEVLERİNİN İBADETHANE STATÜSÜNE GİRMESİ, ALEVİLİĞİ TAMAMEN TANIMAK DEMEK OLUR”
Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, konuya ilişkin iktidarın samimi olmadığını ve bu yapılanların seçim yatırımı olduğunu ifade ederek şunları dile getirdi:
“Çalışmalar yasal düzenleme boyutunda değil daha çok seçime yönelik yatırım niyetli okuyorduk. Selvi’nin yazısıyla beraber yasal düzenlemeler getirilmesi aslında AKP’nin bugüne kadar yapmadığı ve yapacağını öngörmediğimiz bir adım olarak görüyoruz. Yasal düzenlemeleri Alevi kurumlarının, kanaat önderlerinin rızaları veya talepleri doğrultusunda yapması gerekirken; Türkiye’de hakim inancın bakış açısıyla yapmalarını çok yadırgamıyoruz. Cemlerinin ibadethane statüsünde değil, kültür merkezleri statüsünde değerlendirmelerini aslında çok yadırgamıyorum. Bizim kabul edeceğimiz bir durum değil. Cemevlerinin ibadethane statüsüne girmesi Türkiye’de aslında devrim gibi bir şey olur. İnançsal bazda Aleviliği tamamen tanımış oluyorsunuz. AKP’den beklenecek çok büyük bir adım olurdu. Önerilere şaşırmamakla beraber Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği olarak da kabul edebileceğimiz bir şey değil.”
Dedelerin maaşa bağlanmasının devletin memuru yapılmak istenen bir dede anlayışının yasallaştırması demek olduğunu ve bu durumun çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) eski yöneticisi ve Yazar Erdal Yıldırım ise şunları kaydetti:
“Öncelikle bu iktidarın hiçbir vaadinin samimiyetine güvenmiyorum. Samimi olamazlar. Geçmişte de sayısız kez Aleviler ve başka toplumsal kesimlerle ilgili çalıştaylar, açılımlar yaptılar. Bu süreçte Alevi toplumu kendi taleplerini ortaya koydular. Bugüne kadar bunlarla ilgili bu iktidar ve bu zihniyet bir tek olumlu bir karar almadı. Bu anlamıyla da şimdikinde de olumlu bir şey görmüyorum. Bu vaatler bana göre asimilasyon politikalarının yeni bir aşamasıdır. Son süreçte oldukça yıpranan iktidarın bir başka karşı atağı olarak görüyorum.
Kültür merkezi olsun diyorlar. Kültür merkezi kulağa hoş geliyor. Ama bunun da Alevi toplumunun talepleriyle birebir örtüşmediğini görüyoruz. Alevilerin cem dedikleri, cem yapılan yerde, köylerdeki evlerde yapılan cemlerde politika, kültür, sosyal meseleler konuşulur. Orada yaşamın içindeki bütün meseleler konuşulurdu. Kültür merkezi ile belki başka bir oyunun peşindeler. Alevi kamuoyunu bir müddet bununla oyalamak isteniyor.
ASIL TEHLİKE DEDELERİN MAAŞA BAĞLANMASI
Elektrik ve su faturaları konusu ise basit bir düzenlemenin işidir. Aleviler de bu ülkede vergi veriyor. Bu ülkede hiçbir zaman laik olmayan devlet burada eğer bir iş yapacaksa çok basit bir düzenlemeler ile bunu halledebilirler. Diğer inançlara ait ibadethanelerde nasıl bir uygulama varsa cemevlerinde de aynısı yapılır. Asıl tehlike dedelerin maaşa bağlanması. Gri pasaportlu dedeler vardı. Diyanet’te temsil edilmeyi isteyenler vardı. Posta oturtulan valiler oldu. Belediye başkanları, Alevi kurum başkanlarını kürsülerden indirmeye kalktı. Dedelerin maaşa bağlanması demek devletin memuru yapılmak istenen bir dede anlayışının yasallaştırması demektir. Bu çok tehlikelidir. Onlar o saatten sonra dede veya pir olmazlar, devletin birer memuru olurlar. Onların bir müdürü olur, onların amiri olur.
ASİMİLASYON BİR MAAŞ ÜZERİNDEN YASALLAŞTIRMAK İSTENİYOR
Diyanet’e ve devlete bağlı olan hiçbir memur hiçbir zaman dede veya pir olamaz. Asimilasyonun bir maaş üzerinden yasallaştırması demektir. Bu vaade kananlarla belli ki bir takım görüşmeler yapılmış. Umarım yanılıyorumdur. Sanki gizli bazı anlaşmalar yapılmış ki; cemevlerinin statüsünden vazgeçilmiş, kültür merkezi statüsü kabul edilmiş. Bu süreç çok tehlikeli. Alevi örgütleri ve toplumu hukuki olarak gerekli tepkisini mutlaka ortaya koymalıdır. Selvi’nin yazısında yer alan üç madde aldatmacadan ibarettir. Kendi ibadet yerlerimizi kültür merkezi ve cemevi olarak bugüne getirdiğimiz gibi bundan sonra da götürürüz. Onların illa bir don ve isim biçmesine gerek yoktur.”
“CEMEVLERİMİZ ZATEN KÜLTÜR MERKEZİDİR”
PSAKD Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, hükümetin yapmak istediklerinin Alevilerin taleplerine karşılık gelmediğini ve Alevi kamuoyunda suni gündem yaratılmak istendiğini belirterek, “Üç başlık altında Aleviler ile ilgilendiği yönündeki suni gündem Alevi örgütlerinin de Alevilerin de gündemi değildir, olmamalıdır” dedi.
Gülsev Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Egemenler açısından her kriz döneminde sanki yeni ortaya çıkmış bir durum gibi, kendileri de çözüm üretmek istiyor gibi Alevileri, örgütlerini ve taleplerini tartışmaları tartışırken bütün hafızasını ve hafızamızı silmek temel politika olarak kullanılmaya devam edilmektedir. Selvi’nin açıklaması bundan daha fazla bir anlam teşkil etmemektedir. AHİM kararları ile de onaylanmış olan cemevlerinin ibadethane statüsünün gereği yapılmalıdır. Cemevlerine dair söz hakkı orada hizmetini alan oraya inananlara aittir.
EŞİT YURTTAŞLIĞIN GEREĞİ HİZMET ALMAK ANAYASAL HAKTIR
Eşit yurttaşlığın gereği hizmet almak anayasal haktır. Dedelere maaş, bina yapmak vs. Yardım adı altında yapılmak istenen ise hep bildiğimiz yöntemler. Dün Cem Vakfı eliyle yapılmak istenen bugün başka yollardan tekrar ediyor Alevilerin ve Alevi örgütlerinin gündemi ortaklaşılan 5 temel talebin; emek, demokrasi, hak ve özgürlükler mücadelesi yürüten tüm güçlerle birleşmesi, örgütlenmesi ve mücadelesi için çalışmak olmalıdır. Tarihin hiç bir döneminde haklar durup dururken halkın yararına olacak şekilde verilmemiştir, her dönem mücadele ile kazanılmıştır.”
“KAZANILMIŞ YARGI KARARLARININ UYGULANMASI İÇİN MÜCADELE ETMELİYİZ”
Kaya,, cemevlerinin ibadethane olarak AHİM tarafından kabul edilmesi kazanılmış bir hak olduğuna dikkat çekerek, “Bugün yapılması gereken bu kararı uygulanır kılmak için mücadele etmektir, gündemimiz bu olmalıdır. Kültür merkezi ibaresi de zaten Alevilere ait bir yapıdır. Cemevlerimiz zaten kültür merkezidir çünkü pirlerimiz ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır diye belirlemiş, kuşun, kurdun, börtü böceğin, havanın, suyun da hakkı vardır diye saygı duymuştur. Aleviler cemevleri ibadethanemizdir demiştir ve onlarca yıldır da bu ibadethanelerde hizmet almakta hizmet vermektedir. Gerisi Alevi olanlara ait değildir, devletin Alevisi olma yolunda kapılara kul olanlar, bu oyuna gelenler Alevi vicdanında düşkündür artık” ifadelerine yer verdi.
PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi’nin eşit yurttaşlığı tartıştığı ve iki gün süren etkinlikleri sona erdi. Program kapsamında konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Yaşadığımız topraklarda en uzun süreli hak kaybına uğrayan toplum Alevilerdir. Kürt sorunu bir gün çözülebilir. Ama Alevi sorunu asla çözülemez. Çözülebilmesi için topyekun bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var” dedi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi’nin, “Hak Mücadelemizde Eşit Yurttaşlık Talebimizi Yükseltelim” başlığıyla düzenlediği etkinlikler ikinci gününde dün sona erdi.
Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ile Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Genel Başkanı Ercan Geçmez son gün programı kapsamında konuşmalar yaptı.
“SORUNLARI İNKAR ETMEK GÖRÜNÜRLÜĞÜNÜ GİZLEMİYOR”
Devletin asimilasyon politikaları ile Alevileri şekillendirmeye çalıştığını ifade eden Fırat, “Aleviler, devletin kurmaya çalıştığı homojen toplum planına karşı her zaman karşı gelmiştir. Problemlerin varlığını inkar etmek, önemsiz ve değersiz göstermek artık sorunların görünürlüğünü gizlemeye yetmiyor. Temel hak ve özgürlüklerin bizler açısından somutlaştırılmasını istiyoruz. Alevilerin inancı diğer tüm toplumlar için bir reform anlayışı doğurduğu için reddediliyor. Alevilerin özgür yaşaması demek, dinsel gericiliğe karşı verilecek laiklik mücadelesinden geçiyor” diye konuştu.
“YAŞADIĞIMIZ TOPRAKLARIN EN UZUN SÜRELİ HAK KAYBINA UĞRAYANI ALEVİLERDİR”
HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Türkiye’deki Alevi sorununa değinirken, şunları söyledi:
“Bugün Türkiye’nin sorunlarını sıraladığımız zaman can kayıpları nedeniyle birinci sırada Kürt sorunu yaşamsal bir sorun. Ondan sonra Alevi sorunu ve diğer sorunları sıralıyoruz. Ancak yaşadığımız topraklarda en uzun süreli hak kaybına, katliama, asimilasyona uğrayan toplum sıralamasına girdiğimiz zaman şüphesiz birinci sırada Aleviler yer alır. Varlığımızı bildiğimizden bu yana sürekli bir inkara, asimilasyona ve imhaya tabi tutulan bir topluluğuz. Dolayısıyla Alevilerin mücadelesi tarihin her dönemine damgasını vurmuştur.”
“KÜRT SORUNU BİR GÜN ÇÖZÜLEBİLİR AMA ALEVİ SORUNU ÇÖZÜLEMEZ”
“Merkezi otoriteye karşı duran bir anlayışı temsil ediyoruz” diyen Kenanoğlu, Alevilerin Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile barışmayan tek topluluk olduğunu kaydetti. Kenanoğlu şöyle konuştu:
“Bakıyorsunuz örneğin, AKP iktidarının, tek adam rejiminin bir türlü barışamadığı, kendi hanesine yazamadığı tek topluluk Alevilerdir. Bu nedenle her zaman hedefte yer almıştır. Bu topraklarda bir gün Kürt sorunu çözülebilir. Ama Alevi sorunu asla çözülemez. Çünkü Alevi sorunu çözülebilmesi için topyekun bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç var. Çünkü Alevilik meselesi bu ülkede öyle inançsal mesele olarak görülmemiştir. Alevilik bir güvenlik meselesi olarak yer almış.
Zamanında Turgut Öker ve bir milletvekili Genelkurmay’a davet ediliyor. Bir görüşme yapılıyor. 28 Şubat sürecinden bahsediyorum. Arkadaşlara deniliyor ki, “Aleviler iyidir, hoştur, seviyoruz ama asla cemevlerini ibadethane olarak kabul edemeyiz”. Bunu söyleyen 28 Şubat’ın sözde laik subayları. O yüzden Türkiye Cumhuriyeti Devleti açısından baktığınız zaman Kemalist’i, ulusalcısı, laiki vs. hangi tanımlama ile tanımlarsanız tanımlayın tamamı Alevilere karşıdır. Alevileri severler. Neden? Laikliğin koruyucusudur Aleviler.”
“DEVLET İÇİN MAKBUL VATANDAŞ, TÜRK VE SÜNNİ”
Cemevlerinin ibadethane olarak tanınmamasıyla ilgili olarak da konuşan Kenanoğlu, “Ama iş, cemevlerine ibadethane statüsü verme ve eşit yurttaşlık talebine geldiğinde orada duruluyor. Devlet açısından bir makbul vatandaş tanımı vardır. Bu makbul vatandaş Türk ve Sünni’dir. Sen bu makbul vatandaş tanımına uymuyorsan hiçbir şekilde bu devletin önemli kademelerinde bulunamazsın.
Taleplerin hiçbir zaman anayasa, hak, eşitlik temelinde ele alınmaz. Güvenlik konsepti çerçevesinde ele alınır. Cemevlerine statü verme sorunu zannetmeyin ki AKP ile gelmiş ve o gidince çözülecek bir sorun. Bu devlet kafası değişmediği sürece cemevleri ibadethane olarak kabul edilmez. Eşit yurttaşlık hakkı verilmez” ifadelerini kullandı.
“BİRLİKTE YAŞAMI SAVUNABİLMELİYİZ”
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez ise kısa bir selamlama konuşması yaparken, “Aleviler olarak mutlak özümüze dönmeliyiz. Alevilerin kendi dostları ile birlikte hareket etme becerisini geliştirmesi gerekiyor. Türkiye’nin sorunları görmemezlikten gelmemesi gerekiyor. Birlikte yaşamayı savunabilmeliyiz” dedi.
Program kapsamında konuşmaların dışında sanatçı Gule Mayera, Muharrem Temiz ile Grup Dela Berta sahneye çıktı. Etkinlikler semah dönülmesinin ardından sona erdi.
PİRHA-PSAKD Ataşehir Şubesi’nin düzenlediği “Hak Mücadelemizde Eşit Yurttaşlık Talebimizi Yükseltelim” etkinliğinde konuşan PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, cemevlerinin yapım süreçlerinde yerel ve merkezi iktidarlardan alınan desteklere ilişkin, “Kendimiz yaparız. Alevilerin en az bin yıllık tarihini iki torba çimento, bir ton demire heba etmeyin. Gitmeyin ayaklarına. Gitmeyin ki bizi de zor durumda bırakmayın” diye konuştu.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şubesi ve Cemevi’nin, “Hak Mücadelemizde Eşit Yurttaşlık Talebimizi Yükseltelim” başlığıyla iki gün sürecek olan etkinlikleri başladı. Hacı Bektaş Veli’ye atfedilen programda; “Eşit yurttaşlık talebi tartışılsın ve yeniden örgütlensin; Diyanet İşleri Başkanlığı lağvedilsin; zorunlu din dersleri kaldırılsın; herkese inancına göre eğitim hakkı tanınsın” gibi talepler bir kez daha dillendiriliyor.
İlk gün PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, Avrupa Alevi Birlikler Federasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat, Yazar Necdet Saraç ile PSAKD Ataşehir Şubesi Başkanı Gülsev Kaya konuşma yaptı.
“BİZLER ALEVİLERİZ, HAK MÜCADELESİ YÜRÜTENLERİZ”
“Yüzümüzü kadınlara ve çocuklara dönmeliyiz” diyen Kaya, Aleviler olarak hak mücadelesi yürüttüklerini söyledi. Örgütlenme ve mücadele sözcüklerinden kaygı duyanların olduğunu belirten Kaya, şunları söyledi:
“Buluşmamızın temel konu başlığı, hak mücadelesinde eşit yurttaşlık talebimiz. Bizler Aleviyiz, hak mücadelesi yürütenleriz. Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki mücadele, örgütlenme dediğimizde kulaklara kaygı veriyor. Artık derneklere üye olurken kaygı duyuyoruz. Yaşamı bize dar eden anlayışlara karşı bizler gücümüzü birlikteliğimiz ve örgütlülüğümüzden almalıyız.
Aleviler tarihin her döneminde katledilmeye, inancı, dili, kültürü yasaklanmaya devam etti. Ama Aleviler olarak bugün hala varız diyoruz. Meşru mücadelemizin sonucunda bugün cemevleri var. Onlar statü verir, vermez ama bugün biz cemevlerinde etkinlikler yapıyorsak, Hakk’a yürüyen canların hizmetini görüyorsak, bir bütün olarak buluşuyorsak, her bir cana sorumluluk düşüyor.”
“DAHA ÖRGÜTLÜ SİYASET YAPMAKTAN VAZGEÇMEYECEĞİZ”
Kaya, Isparta Cemevi açılışında yaşananlara da değinirken, “Isparta’da Gani başkana siyaset yapıyorsun denildi. Evet siyaset yapacağız. Daha güçlü seslerle siyaset yapacağız. Çünkü siyaset yaşamdır. Her şeyi belirleyen siyasettir. Daha örgütlü siyaset yapmaktan vazgeçmeyeceğiz. Siyaset yalnızca birilerinin tekelinde değildir. Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılsın diyoruz. İnanç ve ifade özgürlüğü anayasada var fakat hapishaneler bu hakkı kullananlarla dolu. Biz vazgeçmeden sözümüzü söylemeye, siyaset yapmaya devam edeceğiz. Dün zorunlu din dersleri kaldırılsın diyorduk ama bugün görüyoruz ki bütün dersler zorunlu din dersi, din kültürü haline geldi. Bunun için bir şeyler yapmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
“ANAYASAL HAKLARIMIZ SORUNU ÇÖZMÜYOR”
Türkiye’de bir sistem sorunu olduğunu savunan Kaya, son olarak şöyle konuştu:
“Bir bütün olarak Alevilerin sorunu salt kişilerden ibaret değildir. Bir sistem sorunudur. Anayasal anlamda haklarımız olsa da görüyoruz ki, bu sorunlarımızı çözmüyor. Alevilerin de, Kürtlerin de, bir bütün ötekilerin tamamının sorunu bir sistem sorunudur. Bu sistem ile yüzleşmek, resmi ideoloji bize hangi yaptırımları uyguluyor, biraz buradan bakmak gerekiyor. Bunun üzerinden eşit yurttaşlık talebini yükseltmek gerekiyor.”
“FETÖ TEHKİKESİNİ 1999 YILINDA GÖRDÜK”
PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ise kurumlarına ilişkin konuşurken, “PSAKD’nin arşivini taradık. Baktığımız zaman PSAKD’nin Alevi örgütlenmesinin beyni olduğunu gördük. Günümüzün iktidarı FETÖ tehlikesini daha yeni görürken, biz 1999 yılında görmüşüz. Zamanın başbakanı ve genel merkezlerinin önüne FETÖ kitaplarını siyah kaplayarak bırakmışız. Bu örgüt geriye dönüp baktığımızda çok şey yapmış. Şubeyi ilk kurduğumda insanlar benden kaçıyorlardı. Selam vermekten, Aleviyim demekten korkuyorlardı. Alevi örgütleri bir anlamda Alevilerin kimliğini açıklamada çok büyük bir iş yapmıştır” dedi.
Cemevlerini, Alevilerin şehirlerdeki kalesi olarak gördüğünü kaydeden Kaplan, cemevlerinin yapım süreçlerinde yerel veya merkezi iktidardan alınan desteklere de değindi. Kaplan, “Kendimiz yaparız. Alevilerin en az bin yıllık tarihini iki torba çimento, bir ton demire heba etmeyin. Gitmeyin ayaklarına. Gitmeyin ki bizi de zor durumda bırakmayın” diye konuştu.
“VALİ VE BELEDİYE BAŞKANINA O SÖZLERİNİ YEDİRECEĞİZ”
“Bu ülkede laiklikten bahsedilecekse mutlaka Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerekiyor” diyen Kaplan, Hacıbektaş’ta ve Isparta’da yaptığı konuşmayı hatırlatarak, şunları söyledi:
“Alevi köylerine zorla cami yapmakta bir zulümdür. Cumhuriyetten bu yana Alevi köylerine zorla yapılan camileri ya başka mekanlara çevirin ya da yıkın. Biz istemiyoruz. Genelkurmay Başkanı bir ara neredeyse yemek tarifi verecek duruma gelmişti. Şimdi bunun yerini Diyanet aldı. Diyanet her alana girdi. Devletin valisi ve belediye başkanının yaptıklarından hiçbir şekilde gocunmayız. Onlar bizim apoletlerimizdir. Demek ki biz doğru şey söylüyoruz. Doğru talepte bulunuyoruz.
Ancak bizim içimizden bize karşı bir tavır sergilenirse o bizi vurur. Ama biz şube çalışmalarına başladık. Görülmemiş bir Alevi mitingiyle Isparta’da öyle bir açılış yapacağız ki; o valiye de, belediye başkanına da o sözlerini yedireceğiz. Vali bey “Biz burayı kapatırız” demiş. Keşke kapatsa.”
“KAHROLSUN FAŞİZM DEDİK AMA KAHROLAN FAŞİST GÖRMEDİK”
Kaplan, ayrıca Alevi örgütlerinin sokak mücadelesinden uzak kaldığını vurgularken, “Alevi örgütlenmesi eşit haklar mücadelesi konusunda sokaktan elini ayağı çekmiş gibi görünüyor. Fakat biz mücadele biçimimizi değiştirmek zorundayız. “Kahrolsun faşizm” dedik. Kahrolan faşist görmedik. Demek ki biz başka bir mücadele hattı geliştirmek zorundayız” diye belirtti.
“UMUDUMUZ DEVRİMCİLERDE, SOSYALİSTLERDE”
Zorunlu din derslerinin kaldırılması konusunda oportünist davrandıklarının altını çizen Kaplan, şunları söyledi:
“İnsanları sokaklarda topladık, miting yaptık ama çocuklarımızı kuzu kuzu din derslerine gönderdik. Bir hafta göndermesek çocukları müfredat değişir. Ama hepimiz çocuklarımızı oraya gönderdik. Pirimiz nasıl “Şah” diyerek dar ağacına gittiyse; bizler de “Şah” diyerek sözümüzü söyleriz. Hiçbir zamanda geri adım atmayız. Örgütümüzün tarihi bize bunu emrediyor. Cemevlerimiz yasal statüde değil. Statü verecek iktidar bunca zaman gelmedi. Bundan sonra da gelmez. Umudumuz devrimcilerde, sosyalistlerde. Devrim yaparlarsa bu ülkede belki o zaman. Umudumuz onlarda.”
“BAŞARIMIZIN SIRRI ALEVİLERİ BİR ÇATI ALTINDA BİRLEŞTİRMEK OLDU”
AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat ise, Alevilerin Almanya’da elde ettiği haklara dair açıklamalarda bulunarak, “Alevi örgütlenmesi çoğulcudur. Başarımızın sırrı Alevileri bir çatı altında birleştirmek oldu. Gördük ki Aleviler örgütlenmediği sürece başta devlet olmak üzere en yakınınızdaki devrimci hareket bile sizi muhatap almıyor. Almanya Devleti neden taleplerimizi yerine getirdi? Anayasal haklarımızı bize verdiler. Bir lütuf değildi. Alman Devleti bize iyilik yapmadı. Anayasasını uyguladı. Biz örgütlenmemiş, taleplerimizi dile getirmemiş olsaydık; devlet bu hakkı bize vermezdi. Önce kendi hakkımızı kendimize teslim etmemiz gerek” diye aktardı.
“ALEVİLERİN TALEPLERİ PAZARLIK KONUSU OLAMAZ”
Türkiye’de Alevilerin vergi ödediğini, askerlik yaptığını ama hala devletin Alevilik inancını kabul etmediğini vurgulayan Mat, “Cemevlerini ibadethane olarak tanımıyor. Devlet yıllarca inkar etti. Burada bir belediye bize yardım edebilir. Öyle bir psikolojiye bürünüyoruz ki, tamamen teslim oluyoruz. Hiç düşünmüyoruz; bu belediye başkanı benim oylarımla seçildi, bana hizmet vermek zorunda diyemiyoruz. Bu lütuf değil. Alevilerin talepleri asla pazarlık konusu olamaz. Buna itiraz etmek gerekiyor” ifadelerine yer verdi.
“ALEVİLERİN ÖRGÜTLENMESİ, HAKLARINI KAZANMASI YÜREKLERİNE TAŞ GİBİ OTURUYOR”
“Almanya’da elde ettiğimiz haklara ilk itiraz eden Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi oldu” diyen Mat, şunları dile getirdi:
“AKP ve MHP elde ettiğimiz haklar için “Bunlar Türkiye’yi bölmek için Alman istihbaratının yaptığı işler” olarak değerlendirme yaptı. Bu devletin tekçi, ırkçı, faşist anlayışını her yerde anlatıyoruz. Kimseden korkmuyoruz.
Almanya’daki hak eşitliği anlaşmasını yalnız Aleviler değil, İslam kurumları da imzaladı. Biz haklarımızı elde ettiğimizde devletin ajanı oluyoruz. Ama İslami kurumlar elde ettiğinde Ankara’dan alkışlar kopuyor. İşte iki yüzlülük bu. Sindiremiyorlar. Alevilerin örgütlenmesi, tanınır olması, haklarını elde etmeleri yüreklerine taş gibi oturuyor. Bizleri korkutmaya çalışıyorlar ama aslında kendileri korkuyor. Biz Türkiye’nin yönünün Ortadoğu’ya, şeriata, gericiliğe değil; medeniyete, demokrasiye, özgürlüğe, çoğulculuğa dönmesi için mücadele ediyoruz.”
“HİÇBİR DİNDEN ASLA DEMOKRASİ ÇIKMAZ”
Yazar Necdet Saraç, İslam coğrafyasındaki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, şunları söyledi:
“Aleviler olarak sürekli ağlayan, şikayet eden bir toplumdan başka bir yere doğru evirilmemiz lazım. Bunun için de yüzleşmemiz gerek. Bazı gerçekleri değiştiremiyorsun. Avrupa 600 yıl önce din-devlet işini çözmüş. 2021 yılında hala dinin önemli, inancın belirleyici olduğunu, inancı iktidara taşımayı tartışıyorsun. Bunu terse çevirmemiz gerekiyor. Hiçbir dinden, hele ki iktidar dininden asla demokrasi çıkmaz.
Niye çıkmaz? Çünkü iktidar olan bütün inançlar bir süre sonra gericileşir. O yüzden Türkiye ve İslam coğrafyası ilerlemiyor. 600 yıllık tarihte İslam coğrafyasından evrensel ölçülerde çıkan hiç kimse yok. Edebiyatta, sanatta, bilimde, felsefede, güzel sanatlarda hiç kimse çıkmaz. Zaten bunları reddeden bir anlayıştan geliyorsun. Bu zihniyetle hesaplaşmamız gerekiyor.
1000 yıldır bu topraklarda Ömer Hayyam’dan Hallacı Mansur’a, Mansur’dan Şeyh Bedreddin’e, Bedreddin’den Hacı Bektaş’a, Pir Sultan’a kadar bir fikri mücadele var. Bizim bu fikri mücadeleyi öne çıkarmamız gerekiyor. Fikri olarak üstün olan biziz.”
“TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ SORUNU VAR”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) düzenlediği Serçeşme Hünkar Hacı Bektaş Veli Festivaline de değinen Saraç, “Siz, biz olmasaydık bu yapılmazdı. Bu gücü ifade ediyor. Isparta’yı gündem yapamadık. Gündem olmalı. Her yerde Isparta’yı tartıştıramazsan; yalnızca şikayet eden pozisyona düşersin. Türkiye’nin demokratikleşmesini öne çıkarmamız gerekiyor. Bu ülke demokratik olsaydı Alevi sorunu, Kürt sorunu konuşulmazdı. Türkiye’de bir demokrasi sorunu var. Bir sistem, zihniyet sorunu var. Bunu değiştirmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
İlk gün etkinlikleri müzik dinletilerinin ardından sona erdi.