Etiket: gülseven medar

  • “Hayat Seni Çok Seviyorum” yarın Moda Sahnesi’nde

    “Hayat Seni Çok Seviyorum” yarın Moda Sahnesi’nde

    PİRHA-Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak tarafından yazılan “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun 8 Eylül seyirci karşısına çıkıyor.

    Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak‘ın yazdığı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun yarın (8 Eylül) Kadıköy Moda Sahnesi’nde izleyiciyle ile buluşacak.

    Kemal Aydoğan‘ın yönettiği oyunda Gülseven Medar ile Ali Tekbaş rolleri paylaşıyor. Sahne tasarımının Bengi Günay‘a ait olan oyunun ışık tasarımını ise İrfan Varlı üstleniyor. Animasyon ve afiş tasarımında da Saeed Ensafi‘nin imzası bulunuyor.

    8-9-10 Eylül saat 20.30 ile 11 Eylül saat 16.00’da Moda Sahnesi’nde seyirciyle buluşacak olan oyun, ekim ayında da oynanmaya devam edilecek.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABER

    >‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’

  • ‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO

    ‘İlhan Sami’nin adaletsiz biçimde 28 yıldır cezaevinde olması oyunu yapmaya sevk etti’-VİDEO

    PİRHA-Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde bulunan hükümlü şair İlhan Sami Çomak tarafından yazılan “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan ile oyuncuları Gülseven Medar ve Ali Tekbaş PİRHA’ya konuştu. Aydoğan, “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur” dedi.

    Adil yargılanmadığı AİHM kararıyla kesinleşmesine rağmen 28 yıldır cezaevinde tutulan hükümlü şair İlhan Sami Çomak‘ın yazdığı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun 8 Eylül günü Kadıköy Moda Sahnesi’nde izleyicileri ile buluşacak. Kemal Aydoğan‘ın yönettiği oyunda Gülseven Medar ile Ali Tekbaş rolleri paylaşıyor. Sahne tasarımının Bengi Günay‘a ait olan oyunun ışık tasarımını ise İrfan Varlı üstleniyor. Animasyon ve afiş tasarımında da Saeed Ensafi‘nin imzası bulunuyor.

    Moda Sahnesi, oyunun tanımında ise “Umutsuzluğun ağır karanlığını tartmak, kalbe ve akla çöken sessizliğin çoraklığını dağıtmak, hayatı derli toplu tutmak için umut hep yanımda oldu veya ondan uzaklaşmadım” ifadelerine yer veriyor. “Hayat Seni Çok Seviyorum” oyununun yönetmeni ve oyuncuları ile şair İlhan Sami Çomak’a, oyuna ve provalara dair konuştuk.

    Yönetmen Kemal Aydoğan, oyunu yapmaya sevk eden motivasyonu “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur” şeklinde açıklarken, Çomak’a ait “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” isimli otobiyografisine değindi. Aydoğan şunları söyledi:

    “BAŞINA GELEN FELAKETİ KENDİ BAŞIMA GELMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM”

    “İlhan Sami’nin adaletsiz bir biçimde 28 yıldır cezaevinde olması beni bu oyunu yapmaya sevk eden temel unsur. Çünkü bu adaletsizlik sadece İlhan Sami’nin değil aslında hepimizin başına gelmiş bir adaletsizlik. Kimsenin bu tür adaletsiz bir cezalandırmayla özgürlüğü elinden alınamaz. Bu insan haklarına aykırı bir durum. Bunu kendi adıma bir sorumluluk olarak sayıyorum ve gündeme getirmenin gündemde tutmanın gerekli olduğunu düşünüyorum. İlhan Sami’yi aslında 7-8 senedir takip ediyorum. Başına gelen felaketi bir tür kendi başıma gelmiş gibi de hissediyorum. Bu sadece İlhan Sami’ye değil aslında tüm adaletsizliğe uğramış herkes için geçerli. İlhan Sami’nin avantajı tabii şiir yazıyor ve o şiirlerden bir oyun yapma imkanı var mı diye de düşündürtüyordu.

    Fakat en son “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” diye bir biyografisi çıktı İletişim Yayınları’ndan. Ondan sonra oyun yapma düşüncesi daha mümkün hale geldi. Çünkü şiirdense otobiyografi aslında daha sahneye taşınır bir şeydi. Çok güçlü bir otobiyografi. “Karınca Yuvasını Dağıtmamak” hem İlhan Sami’yi, hem coğrafyayı, hem yaşadığı adaletsizliği çok derinlemesine ayrıntılı bir biçimde anlatıyordu. Ben o kitaptan bazı bölümleri seçtim oyun yapmak üzere. Sonra vasisi İpek Özel’le birlikte konuşurken, “Acaba bu seçtiğim bölümlerden İlhan Sami bir oyun yapar mı? Yeniden bir oyun yazar mı?” diye bir fikir gelişti. Hem de mahpusta belki zamanı onun adına kolay geçmesini sağlarız diye. İlhan Sami de sağ olsun kabul etti bu fikri. Bir ay içinde oyun yazıldı. Sonra da Gülseren ve Ali’yle buluştuk. Bu oyunu okudular, çok sevdiler. O günden beri de işte oyunu yapmak, sahneye taşımak üzere birlikte çalışıyoruz.”

    “21 YAŞINDAN BERİ CEZAEVİNDE OLDUĞUMU DÜŞÜNEMİYORUM”

    Çomak’ın uzun tutukluluk durumunu hatırlatan Gülseven Medar ise oyunda rol aldığı için heyecanlı olduğunu belirtti. Medar, şöyle konuştu:

    “Tabii zor bir hayat. İlhan Sami de diyor ya “Bilseydim bu kadar uzun süreceğini bu tutukluluğun baştan herhalde çıldırırdım.” O biraz bize de böyle dile kolay gelen ama gerçekte o yılları düşündüğümüzde kendimi şöyle şu an 40 yaşındayım ve 21 yaşından beridir bu yaşıma kadar yani cezaevinde olduğumu düşünemiyorum aslında. Düşünmek istemiyorum. Ama şimdi biz İlhan Sami Çomak’ın o heybesinde biriktirdiği, doldurduğu o çocukluk heyecanı, yaşam sevinciyle, hapishane yıllarında o dayanma halini anlamaya, görmeye, onu okumaya çalışıyoruz. Kendi yaşantımızdaki referanslara da zaman zaman başvuruyoruz.

    Bu oyunu ilk okuduğumda bu tutukluluk halinin, eminim ki depresyonla geçmiş olabilecek bu süreci “Nasıl canlandıracağız?” ile ilgili kafamda çok soru işareti vardı. Fakat eseri elime aldığımda oradan bir ışık fışkırdığını, oradan bir yaşam hatta kendi yaşamımı, çocukluğumu, gençliğimi hayatla kurduğum ve unuttuğum o bağlantıları tekrar canlandırdığını gördüm. Eserin gücünü gördüm. Bu beni çok heyecanlandırdı. Daha önce müzikal oyunculuğu yaptım ve müzisyenim. Tiyatroyu bu şekilde biraz replik, monolog sürecinde götürebileceğimi aslında Kemal abiyle deneyimleyerek yürütmeye çalışıyorum. Bir bilinmezliğe de attım kendimi. Benim için de çok heyecanlı ve beni büyüten bir şey oldu şimdiye kadarki süreçte. Bundan sonrası için de ben de gerçekten de merak içerisinde bekliyorum. Hem seyirciler, hem Kemal abi gibi.”

    “ÇOMAK’IN HAYATINI, DUYGULARINI, İZLEYİCİ İLE PAYLAŞMAYA ÇALIŞACAĞIZ”

    Ali Tekbaş da oyunun sahnesine çağrıda bulunurken, “Bendeki heyecan ve bu projeye ya da bu oyunda olma isteğim ya da şu an burada olma nedenim biraz da hepimizin de söylediği gibi çocukluğuna dair izleri taşıyor olması. Çünkü teksti aldığımızda, kitabı okuduğumda yaşadığım şeyleri orada görebildim. Bundan dolayı duygulandığım çoğu yerde kızdığım gibi de oldu, gerildim. Yani tuhaf duygulara girdik okumalarda. Şimdi buradayız ve Eylül’ün 8’ine kadar provalarımız var. Tam olarak ortaya nasıl bir şey çıkacağını heyecan ve merakla bekliyoruz. Ama İlhan Sami Çomak’ın hayatını, çocukluğunu, gençliğini, başından geçen o yaşadığı zorlu dönemleri ve şu anki duygularını, hislerini gelecek, dinleyecek, izleyecek olan kişilerle, seyirciyle paylaşmaya çalışacağız. Bundan dolayı çok heyecanlıyız ve aynı zamanda da o günü bekliyoruz açıkçası” ifadelerini kullandı.

    “Hayat Seni Çok Seviyorum” oyunu 8-9-10-11 Eylül 2022 tarihlerinde Kadıköy’de bulunan Moda Sahnesi’nde izleyicileri ile buluşacak.

    İlhan Sami Çomak, şu an Silivri 5 Nolu Cezaevi’nde tutuluyor. Çomak’ın 2 yıl sonra tahliye olması bekleniyor.

    Barış KOP / İSTANBUL

  • İlhan Sami Çomak, oyun hakkında bilgi aldı-VİDEO

    İlhan Sami Çomak, oyun hakkında bilgi aldı-VİDEO

    PİRHA- İlhan Sami Çomak’ın “Hayat Seni Çok Seviyorum” oyununun hazırlıkları sürüyor.

    İlhan Sami Çomak’ın “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyununun hazırlıkları tüm hızıyla sürerken, 8 Eylül’de gösterime girecek oyunun ilk günkü biletleri tükendi.

    28 yıldır cezaevinde olan Çomak, cezaevinden sahneye bağlandı.

    Oyunun yönetmeni Kemal Aydoğan ile konuşan Çomak, oyunun gidişatına dair bilgi aldı ve başarılar diledi.

    Gülseven Medar ve Ali Tekbaş’ın oynayacağı “Hayat Seni Çok Seviyorum” adlı oyun 8 Eylül’den itibaren Moda Sahnesi’nde. Biletleri satışa çıkan oyunun tarih ve saatleri şöyle:

    -8 Eylül saat 20.30 (yer kalmadı)

    -9 Eylül saat 20.30

    -10 Eylül saat 20.30

    -11 Eylül saat 16.00

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dew du şar heft mesel’ projesinin galası yapıldı-VİDEO

    ‘Dew du şar heft mesel’ projesinin galası yapıldı-VİDEO

    PİRHA- Bedestan Müzik Akademisi’nin yeni kültür projesi ‘Dew du şar heft mesel’ bugün Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde geniş bir katılımla dinleyicileriyle buluştu.

    Dersim-Koçgiri-Karabel Projesi’nin mimarı olan Bedestan Müzik Akademisi’nden yeni bir kültür projesi daha ‘Dew du şar heft mesel.’  Bugün Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde dinleyicisiyle buluşan projeye yoğun ilgi vardı.

    ŞAR; GÖKKUŞUĞI RENGİ VE ANA FATMA’NIN YAZMASI

    Şar, Dersim-Koçgiri kültüründe yaşlı kadınların özellikle dergah kadınlarının başlarına bağladıkları yazmanın adı. Gökkuşağının renklerini içinde barındıran yazmanın Alevi inancında da önemli bir yeri var. Alevi inancına göre Ana Fatma’nın başına bağladığı yazma barışın da simgesi. Aileler, aşiretler, köyler arası kavgalarda, kan davalarında kadının başındaki yazmayı ortaya atmasıyla kavga biter ve bu yazma sayesinde barış sağlanır.

    Türkçe’ye 12 yazma olarak çevrilen ‘dew du şar’, bu projede kadınlarla özdeşleştirilerek 12 kadın olarak çevrilmiş. Yani ‘Dew du şar heft mesel’ projesini ’12 kadın 7 masal’ olarak çevirebiliriz.

    ANKA KUŞU VE 12 GÖZ

    Kadının Alevi inancı içindeki yerine vurgu yapan proje, Dersim-Koçgiri dergah kültüründeki anaerkil yapıya da atıfta bulunuyor. Projede Türkçe, Kürtçe ve Zazaca ozanlık geleneği kadınlar tarafından işleniyor. Ozanlık geleneğini canlandıran 12 kadın eşliğinde bir anlatıcı 7 miti seyirciye anlatıyor. Burada anlatıcı olarak Bedestan Müzik Topluluğu’nun şefi Bülent Çatalkaya karşımıza çıkıyor.

    Projenin tanıtımı için hazırlanan görselde de Alevi kültüründe önemli olan zümrüdü anka ve şahmaran görselleri kullanılmış. Yeniden doğuşu simgeleyen zümrüdü ankanın tüylerinde bulunan 12 tane göz ‘dew du şar’ı yani 12 kadını simgeliyor. Zümrüdü anka ise kendi başına 13’üncü kadın rolüne giriyor. ‘Dev se şar’ zümrüdü ankanın küllerinden doğan 12 kadın oluyor görselde.

    13’NCÜ KADIN RİTÜELİ YÜRÜTÜP ÇERAĞI SIRLIYOR

    Proje’de 13’üncü kadını ise sanatçı Gülseven Medar temsil ediyor. 12 kadının yürüttüğü ritüelin sonunda 12’yi birlemek için ritüele katılan Medar, bir süre 12 kadınla birlikte ritüeli yürüttükten sonra çerağla birlite 12’yi sırlıyor.

    Söylencelerin en eskilerinden olan ve bir tarafı kadın bir tarafı yılan olarak tasvir edilen şahmaran ise vücudunda bilgeliği, zehri ve şifayı barındırıyor. Proje, kadının yok olan dergah geleneğinde kendini yeniden yaratması olarak anlam buluyor.

    LOKMALAR VE NİYAZLAR PAY EDİLİYOR

    Bir buçuk yıldır projenin provalarını sürdüren Bedestan Müzik Topluluğu çalıştıkları 20’den fazla eserden 16’sının canlı performansını gerçekleştirdi. Proje için popüler olan deyişler yerine unutulmaya yüz tutmuş deyişleri seçildi.

    Etkinlikten önce yapılan lokma sunumunda insanlığın buğdayı keşfettikten sonra buğdayla yaptıkları ilk kutsal yemekler olan kömbe, helva, hedik gibi yiyecekler konuklara ikram edildi.

    Sahneye çıkan 12 kadının her biri gök kuşağında bulunan bir renkte elbise giyerek gök kuşağının bir rengini temsil ediyor.

    Anlatıcı rolünü üstlenen Bülent Çatalkaya, şahmaran mitinden başlayarak Nuh tufanının ardından hayatın yeniden canlanması ve çoban Munzur’un hikayesini anlattı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Alevi deyişleri 12 kadın 7 masal ile hayat bulacak-VİDEO

    Alevi deyişleri 12 kadın 7 masal ile hayat bulacak-VİDEO

    PİRHA- 12 kadın, 7 masal ve 3 dil… Bedestan Müzik Akademisi, ‘Dew du şar heft mesel’ ile Alevi kültüründe önemli bir yer tutan ozanlık geleneğini kadın bakış açısıyla anlatıyor. Bir yıldan fazla bir zamandır çalışma yürüten Bülent Çatalkaya şefliğindeki Bedestan Müzik Topluluğu, 14 Nisan’da konser verecek. 

    Dersim-Koçgiri-Karabel Projesi’nin mimarı olan Bedestan Müzik Akademisi’nden yeni bir kültür projesi daha ‘Dew du şar heft mesel’…

    Şar, Dersim-Koçgiri kültüründe yaşlı kadınların özellikle dergah kadınlarının başlarına bağladıkları yazmanın adı. Gökkuşağının renklerini içinde barındıran yazmanın Alevi inancında da önemli bir yeri var. Alevi inancına göre Ana Fatma’nın başına bağladığı yazma barışın da simgesi. Aileler, aşiretler, köyler arası kavgalarda, kan davalarında kadının başındaki yazmayı ortaya atmasıyla kavga biter ve bu yazma sayesinde barış sağlanır.

    Türkçe’ye 12 yazma olarak çevrilen ‘dew du şar’, bu projede kadınlarla özdeşleştirilerek 12 kadın olarak çevrilmiş. Yani ‘Dew du şar heft mesel’ projesini ’12 kadın 7 mesel’ olarak çevirebiliriz.

    Kadının Alevi inancı içindeki yerine vurgu yapan proje, Dersim-Koçgiri dergah kültüründeki anaerkil yapıya da atıfta bulunuyor. Projede Türkçe, Kürtçe ve Zazaca ozanlık geleneği kadınlar tarafından işleniyor. Ozanlık geleneğini canlandıran 12 kadın eşliğinde bir anlatıcı 7 miti seyirciye anlatıyor. Burada anlatıcı olarak Bedestan Müzik Topluluğu’nun şefi Bülent Çatalkaya karşımıza çıkıyor.

    Projenin tanıtımı için hazırlanan görselde de Alevi kültüründe önemli olan zümrüdü anka ve şahmaran görselleri kullanılmış. Yeniden doğuşu simgeleyen zümrüdü ankanın tüylerinde bulunan 12 tane göz ‘dew du şar’ı yani 12 kadını simgeliyor. Zümrüdü anka ise kendi başına 13’üncü kadın rolüne giriyor. ‘Dev su şar’ zümrüdü ankanın küllerinden doğan 12 kadın oluyor görselde.

    Söylencelerin en eskilerinden olan ve bir tarafı kadın bir tarafı yılan olarak tasvir edilen şahmaran ise vücudunda bilgeliği, zehri ve şifayı barındırıyor. Proje, kadının yok olan dergah geleneğinde kendini yeniden yaratması olarak anlam buluyor.

    HAYALLERİN BECERİ VE BİRİKİMLE ORTAYA ÇIKMIŞ HALİ

    Bir buçuk yıldır projenin provalarını sürdüren Bedestan Müzik Topluluğu çalıştıkları 20’den fazla eserden 16’sının canlı performansını gerçekleştirecek. Topluluk, proje için popüler olan deyişler yerine unutulmaya yüz tutmuş deyişleri seçti.

    Projelerine ilişkin PİRHA’ya konuşan Bedestan Müzik Topluluğu şefi Bülent Çatalkaya, “Bu proje uzun yılların birikimleri, araştırmaları sonucu oluşmuş bir çalışma. Sanat hayatımızda kurduğumuz hayallerin birikimlerle ve becerimizle birleşip ortaya çıkmış hali. Gördüğümüz rüyayı anlatacağız belki de. Aslında bu çalışma toplumun hikayesidir. Anadolu’da Mezopotamya’da Dersim-Koçgiri özgülünde özellikle Kızılbaş geleneğine mensup toplumun hikayesidir bu. Biz diyoruz ki bu toplum önce kendileri sonra çocukları sonra ise torunları kendi özgün inanç ve dil değerlerini unuttular. Toplumumuzun içinde bir inanç 5 bin yılda oluşuyor ve icra edilmediği zaman iki kuşak sonra kayboluyor. Özellikle dinsel ve ideolojik atmosferin, baskıların yoğun olduğu bu dönemde bu tür özgün çalışmaların hem özgün anlamda inançlara hem de dillere hizmet edeceğini düşündük. Bu çalışmanın bir ayağıyla topuma bunu hatırlatmak istedik. İkinci ayağı ise bu bir eğitim çalışması” diyor.

    BUĞDAYDAN YAPILAN LOKMALAR SUNULACAK

    Etkinlikten önce bir lokma sunumu yapacaklarını ve bu lokma sunumunda insanlığın buğdayı keşfettikten sonra buğdayla yaptıkları ilk kutsal yemekler olan kömbe, helva, hedik gibi yiyecekleri sunmaya çalışacakları bilgisini veren Çatalkaya, Alevi toplumuna, kurum temsilcilerine, dedelere ve ailelere bu çalışmaya kayıtsız kalmamalarını söyleyerek herkesi projenin galasına davet ediyor.

    UNUTULAN ANAERKİL RUHU TEKRAR HATIRLATMAK

    Sanatçı Gülseven Medar ise 13’üncü kadın olarak çıkıyor karşımıza. 12 kadının yürüttüğü ritüelin sonunda 12’yi birlemek için ritüele katılan Medar, bir süre 12 kadınla birlikte ritüeli yürüttükten sonra 12’yi sırlıyor. Anaerkil dönemden ataerkil döneme geçişte anaerkil duyguların yanı sıra doğanın ve yaşamın temel duygusundan da uzaklaşıldığını kaydeden Medar, anaerkil ruhu, doğanın ve yaşamın temel prensiplerini tekrar hatırlatmak için bu çalışmanın oluşturulduğunu söylüyor. Son zamanlarda sanat dalında kadının varlığına, anaerkil döneme atıfta bulunan çalışmaların olduğuna işaret eden Medar, ‘dew du şar’ın bütünleyici bir çalışma olduğunu da ekliyor.

    YAŞAMIN TEMEL PRENSİPLERİNE VE ESTETİĞE UYUM SAĞLAMA

    Projenin Alevilikte kaybolan kadın kimliğini hatırlattığını ifade eden Medar, “Biz kafamızda olabildiğince doğru yerlere oturtmaya çalıştık. Umarım seyirciye de doğru bir şekilde ulaşır. Ne kadar doğru bir ifadede vereceğiz tabi ki tartışılır çünkü bunlar ne olursa olsun bazı bilgileri de içinde barındırdığı için olabildiğince doğruya, estetik olana, yaşamın temel prensiplerine uyum sağlamaya çalıştık. Kültürümüze hizmet etmeye çalışıyoruz. Umarım karşı tarafa da iyi niyetimiz doğru olarak geçer ve insanlar da güzel etkileşimler yaşar bizimle, kültürle başka türlü bir bağlantı kurmuş olur” diyor.

    Sahnede Türkçe, Kürtçe ve Zazaca olmak üzere üç dilde de deyişler okuyacak olan Medar, bu deyişleri okurken zorlanmadığını belirtiyor ve ekliyor: “Kürt asıllı bir insanım. Türkçemiz ister istemez oluştu, Kürtçemiz de köyden kalma kulağımızda ne kadar kaldıysa şehirde ne kadar yaşatabiliyorsak o şekilde var etmeye çalışıyoruz. Günlük dilde biraz daha zayıf kullansak da en azından sanatsal çalışmalarda olabildiğince Kürt dilinde ezgiler seslendirmeye özen gösteriyorum. Zazaki de yine bizim Koçgiri’de kullandığımız Kürtçe’ye çok yakın bir lehçesi olduğu için hiç yabancılık duymuyorum.”

    DERSİM YÖRESİNDEN OLMAYAN TEK KİŞİ

    Ümran Serhan, projenin içerisinde Dersim yöresinden olmayan tek kadın. Karadenizli bir İstanbullu olan Serhan, uzun yıllar Ruhi Su Dostlar Korosu’nda solistlik yapmış. Müzik çalışmaları sırasında Bülent Çatalkaya ile tanışan Serhan, Alevi deyişleri ve semahlarından çok etkilenmiş. Aleviliğin felsefi olarak kendi dünya görüşüne çok uygun düştüğünü söyleyen Serhan, “İyi ki bu topraklarda bu kültür var, bunlar yazılmış diyorum ve bunları da gelecek kuşaklara aktarmak daha büyük kitlelere ulaştırma çabasında ben de olduğum için çok mutluyum” diyor.

    YÜREK İŞİ

    16 yaşındaki Dilan Dalga, bu projenin en küçük üyesi. Küçüklüğünden beri sanata hep ilgisi olan Dalga, 6 yıldır Bülent Çatalkaya ile birlikte çalıştığını belirterek sözlerini şöyle sonlandırıyor:

    “Kadın şu an Alevilikte ikinci planda. Biz burada kadının ana olduğunu, birinci planda olduğunu anlatıyoruz. Yürek işi gerçekten. Hepimiz yüreğimizi vererek yapıyoruz bu işi. Umarım seyircilere yüreğimizden geçenleri hissettirebiliriz.”

    KADIN İNANÇTA BARIŞÇIL, YAPICI VE KAPSAYICI

    Bir buçuk senedir düzenli olarak provalara gelen Sevda Akbal da kendi kimliğinin etkilerini barındıran bu projeden oldukça etkilenmiş. Ozanlık geleneğinin kadınlar üzerinden, kadın dili ve kimliğiyle anlatılmasının önemli olduğuna değinen Akbal, kadınların barışçıl, yapıcı ve anaç oldukları için inanç anlamında daha çok kapsayıcı olduklarını ifade ediyor. Bu projenin başlangıç olduğunu dile getiren Akbal, devamının gelmesi için herkesi kendilerine destek olmaya 14 Nisan Pazar günü İstanbul Şişli’deki Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’ne davet ediyor.

    Suay ABAK/İSTANBUL