PİRHA- 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı. Sivas Madımak Oteli’ne saldıran 15 bin kişiden sadece 124 saldırgan yargılandı. Katliamın arkasındaki güçler ve dönemin sorumluları da dahil kimseye dokunulmadı. Türkiye’de süren davalar zamanaşımına uğrarken, AYM’ye yapılan başvuru ise 12 yıldır tozlu raflarda bekletiliyor; Peki neden?
Sivas Madımak Oteli’nde Asım Bezirci, Asaf Koçak, Ahmet Özyurt, Asuman Sivri, Behçet Aysan, Belkıs Çakır, Carina Cuanna, Edibe Sulari, Erdal Ayrancı, Gülender Akça, Gülsüm Karababa, Handan Metin, Hasret Gültekin, Huriye Özkan, Koray Kaya, Mehmet Atay, Menekşe Kaya, Metin Altıok, Muhibe Akarsu, Muhlis Akarsu, Muammer Çiçek, Murat Gündüz, Nesimi Çimen, Nurcan Şahin, Uğur Kaynar, Yeşim Özkan, Yasemin Sivri, Serpil Canik, Sehergül Ateş, Serkan Doğan, Özlem Şahin, Sait Metin, İnci Türk bundan 33 yıl önce 2 Temmuz’da katledildi.
30 Haziran’da başlayan Pir Sultan Abdal anma etkinliğine katılmak üzere Sivas’a gelmiş aydınlar, sanatçılar ile etkinlikleri izlemek üzere orada bulunanlar, Madımak Oteli’nde yakılarak, vahşice katledildiler. Devlet katliamı önleyebilirdi, önlemedi. Orada, apaçık bir insanlık suçu işlendi ama gerçek sorumluları yargılanmadı, katiller korundu. 2 Temmuz 1993; tarihte kara bir gün ve utanç sayfası olarak insanlık tarihine kaldı.
Sivas Madımak Katliamı, önceki pek çok katliamda yaşananlarla neredeyse aynıydı. Hazırlıklar çok öncesinde başlatılmış, saldırganlar örgütlenmiş, etkinlik sırasında Kuran’a , Kabe’ye, Peygambere ve Müslümanların maneviyatına saldırıldığına dair asılsız söylentiler yayılmış, bu içerikte bildiriler dağıtılarak, yerel gazetelerde haberler yapılarak belli bir kesim kışkırtılmış, tarih 2 Temmuz’u gösterdiğinde ise saldırının dozu artırılmış, önce etkinliğin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırılmış, ardından bu saldırı kalabalık bir güruhla konukların kaldığı Madımak oteline yönelmiş, otel kuşatılmış, parke taşları sökülerek taşlanmış, ardından ateşe verilmiş, tüm çıkış kapıları kapatılmış, içindekiler ölüme teslim edilmişti. Madımakta alevlere karşı yaşam mücadelesi verildiği o dakikalarda; dönemin Cumhurbaşkanı “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyin” buyurmuş, hükümettekiler olayı izlemekle yetinmiş, otel çevresinde bulunan askerler saldırganlara müdahale etmediği gibi yangını söndürme ve kurtarma faaliyeti yürütmemiş, hatta bölgeyi terk etmişti.
YARGILANMADILAR
2 Temmuz 1993 tarihinde iktidarda SHP-DYP hükümeti bulunuyordu. Tansu Çiller başbakan, Erdal İnönü başbakan yardımcısıydı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Sivas Emniyet Müdürü Doğukan Öner, Sivas Valisi ise Ahmet Karabilgin’di.
2012 yılına kadar devam eden ve Sivas Madımak Katliamı Davası olarak bilinen katliam davasında diğer katliam davalarında olduğu gibi etkin bir süreç yürütülmedi.
15 BİN SALDIRGAN
15 bin saldırganın olduğu katliamda sadece 124’ ü hakkında dava açıldı. Dava sanıklarından Ali Kurt ve Mevlüt Atalay pişmanlık yasasından yararlanmak için mahkemeye yaptıkları başvurularında olayda Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı ve Kaplancılar gibi örgüt bağlantılarını anlattılar, ancak mahkeme “olayda örgüt yok” dedi. Olay sonrası tutuklanan 124 saldırgandan birçoğuna hafif cezalar verilerek, ağır tahrik indirimleri uygulandı. 33’ü hakkında idam cezası verildi ancak bu ceza, sonrasında müebbet hapse çevrildi. İdam cezası alan sanıklardan 8’i 1997 yılında tahliye edildi ve bir daha yakalanmadılar. Mahkeme 2012 yılında, yakalanmayan 7 saldırgan hakkında zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi ve dosyayı kapattı.
Ceza almasına rağmen yakalanmayan katiller arasında Refah Parti yöneticileri de vardı. Katillerin savunmanlığını yapan sekiz avukat ise sonrasında AKP’den milletvekili seçildi.
UTANÇ!
Başta katliamda yakınları kaybedenlerin aileleri olmak üzere Alevi toplumu, 33 insanın yakılarak katledildiği Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi yapılmasına izin vermezken, katliam sırasında ölen iki saldırganın adının da yer aldığı isimler listesi “Bilim ve Kültür Merkezi”ne yazıldı.
KATİLLERE AF!
Katliamın asli faillerinden olduğu gerekçesi ile hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmiş bulunan dava sanığı Ahmet Turan Kılıç, tartışmalı ve uzman hekimlerin itirazını içeren bir Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından affedildi ve 31 Ocak’ta tahliye edildi.
1997 yılında tahliye edilen ve sonrasında hepsi firar eden sanıklardan Murat Karataş, Eren Ceylan ve Murat Sonkur hakkındaki dava 2023 yılında zamanaşımı nedeniyle düştü.
Katledilenlerin aileleri 33 yıldır bu katliamın sorumlularının ceza alması için bir hukuk mücadelesi veriyor. Yıllarca süren ve cezasızlık politikasına karşı aileler, avukatları aracılığıyla 2014 yılında davayı AYM’ye taşıdı. 2024 yılında yapılan görüşmenin ardından ek bir rapor hazırlanması talep edildi ancak 12 yıldır henüz bir karara varılmadı.
ANA DAVA SÜRECİ
1993-2001 yılları arasında 8 yıl boyunca çeşitli mahkemelerde yargılamalar yapıldı. Bu yargılamalar sonucunda 2001 senesinde Yargıtay tarafından 33 sanığa idam, 4 sanığa 20 yıl ve 1 sanığa ise 15 yıl hapis cezası verildi. 13 Mart 2012 tarihinde firari olan 5 sanık hakkında dava, zamanaşımı nedeniyle kapatıldı. 2014 yılında 5 sanık için verilen zamanaşımı kararının kesinleşmesinin ardından ailelerin avukatı Şanal Sarıhan AYM’ye başvuruda bulundu. 14 Eylül 2023 tarihinde dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü.
AYM’YE BAŞVURU VE BEKLEME SÜRECİ
2014: Aileler AYM’ye bireysel başvuruda bulundu.
29 Haziran 2021: Başvurunun 7.yılında AYM ilk olarak başvuruyu gündemine aldı.
15 Şubat 2024: Başvurunun 10. yılında AYM Genel Kurulu başvuruyu görüştü.
Şubat 2024: Ek rapor hazırlanmasına karar verildi.
30 Haziran 2026: Başvurunun 12. yılında hala bir karar yok.
AYM’NİN BENZER DAVALARDAKİ KARAR SÜRELERİ
2012 Eylül – 2022 Ağustos tarihleri arasında 10 bin 397 davada AYM’nin ortalama karara süresi, 2 yıl 6 ay 27 gün. Delil sorunu/adil yargılanma ihlali kararlarındaki ortalama süre, 2 yıl 8 ay 19 gün. AYM’nin karara varmak için en uzun süre beklettiği dava için geçen süre ise 8 yıl 24 gün. Sivas Madımak Katliamı’nın üzerinden 33 yıl AYM’ye başvurunun üzerinden ise 12 yıl geçmesine karşın neden karar vermiyor? AYM neyi bekliyor?
AİLELERİN BAŞVURU GEREKÇELERİ
Aileler AYM’ye yapmış oldukları 2014 tarihli bireysel başvuruda şu ihlalleri iddia etmişlerdir:
1.Yaşam Hakkının İhlali – 35 kişinin akıbetinin belirsizliğinin 30 yıldan fazla devam etmesi
2.Adil Yargılanma Hakkının İhlali – Etkisiz ve oyalayıcı yargısal süreç
3.Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali – 30 yılı aşan yargılama süresi
4.Toplantı ve Gösteri Hakkının İhlali
5.İnsanlığa Karşı Suç Statüsü – Zamanaşımına uğramaması gerekliliği
AİLELER VE AVUKATLARIN İDDİALARI
Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan ve Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest durumda olduğunu, otuz yılı aşan bu süre zarfında faillerin korunması, firari sanıkların yakalanmaması ve yargılamanın bilinçli bir şekilde sürüncemede bırakılması konularını gündeme getirdiler.
SOMUT İHMAL ÖRNEKLERİ
Davanın yeterince önemsenmediği ve ihmallerin çok fazla olduğu belirtilen başvuruda, 30 yıl içinde firari sanıkların ciddi şekilde aranmadığı, yurt dışında bulunanların iade talep işlemlerinde gecikmeler olduğu ve seçici bir arama stratejisi izlendiği (bazı sanıkların evlerinde dahi aranmadığı) belirtilmiştir.
AYM’NİN YAKLAŞIMI VE “ART NİYET” İŞARETLERİ
1.2014-2021 (7 yıl): Başvuru gündeme alınmadı.
2.2021-2024 (3 yıl): İnceleme yapıldı ancak kararlaştırılmadı.
3.2024 (Şubat): Ek rapor hazırlanmasına karar verildi – (bir erteleme şüphesi)
Avukatlar, dosyanın 33 yıldır derdest (görülmeye devam eden) durumda olduğunu ve 2014’teki başvurunun AYM tarafından 12 yıldır karara bağlanmadığını, bu süreçte herhangi bir ara karar dahi verilmediğini belirterek bunun etkisiz bir hukuk yolu oluşturduğunu savundu.
ULUSLARARASI YARGIYA GİDİŞ
AYM’deki bu bekletilme nedeniyle Metin Altıok’ın kızı Zeynep Altıok, Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen adına avukatlar Av. Dr. Günal Kurşun, Av. Zahide Beydağ Tıraş Öneri ve Av. Deniz Özbilgin dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) taşıdı.
Başvuru gerekçeleri arasında ulusal yargı mekanizmalarının adaleti tesis etmekte tamamen yetersiz kalması, yargısal sürecin bir oyalama aracına dönüşmesi ve evrensel hukuk ilkelerine aykırılık nedenleri yer almıştır.
PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında geçen günlerde suç duyurusunda bulundu. İddialara cevap veren Av. Şenal Sarıhan, davanın her aşamasından ailelerin haberdar olduğunu belirtti.
2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
“Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında aileler adına tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.
Av. Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“1993’TE SÖZCÜ AVUKATLARDAN BİRİ OLARAK GÖREVLENDİRİLDİM”
Katliam yaşandığı zaman Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında oluşturulan müdahil avukat grubunda sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildiğini hatırlatan Şenal Sarıhan, “1993 yılında ortaya çıkan bu katliam sonrasında ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum. Baroların hemen hemen bütünü, bizim derneğimiz aynı zamanda siyasi partilerin avukatları ve her birimiz bu katliam karşısında insanlığa karşı işlenmiş bir suçun var olduğu, aynı zamanda orada atılan ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ sloganları yönünden de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine de bir eylem olduğu gerekçesiyle bu davada taraf olmak istedi, yananların ailelerinin yanında olmak istedi ve bütün bu gruplar birleştik. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında, birliğin bünyesi içinde bir müdahil avukat grubu oluşturuldu. Ben o dönemde yaptığım görev nedeniyle sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildim” dedi.
“KARABABA AİLESİNİN BANA DOĞRUDAN VERİLMİŞ VEKALETLERİ VAR”
Vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için, ailelere bir kolaylık olsun diye Necati Yılmaz’a sorumluluk verildiğini belirten Sarıhan, “Necati Yılmaz arkadaşımız o tarihte bir demokratik kitle örgütü başkanıydı. Türkiye Barolar Birliğinden Sayın Önder Sav’ın ve hepimizin de hazır bulunduğu arkadaş topluluğu içinde vekaletlerin alınması ve vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için ailelere bir kolaylık olsun diye, aileler yorulmasınlar diye Necati Yılmaz arkadaşımıza sorumluluk verildi. Hatırladığım kadarıyla 300 veya 600’e kadar tevkil verildi. Ben de tevkil verilenlerden biriyim. Ayrıca bana verilmiş bireysel vekaletler de var. Özellikle Karababa ailesinin ve diğer aile bütün bireylerinin bende doğrudan verilmiş vekaletleri de var” diye konuştu.
“KARABABA, BENİM O DAVADA AVUKAT OLDUĞUMU BİLİYORDU”
Bu davanın 1993 yılından bu yana sürdüğünün altını çizen Sarıhan, ailelerin her aşamada bilgi sahibi olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Yargılamada yani ilk yakalananlar yönünden yargılama 2002 yılı itibariyle sonuçlandı. Cafer Erçakmak ve arkadaşları diye devam eden dava ikinci dava olarak devam etti ve bu davanın bitiminden sonra yine o tarihte Karababa benim o davada avukat olduğumu kendilerinin ve bütün ailesinin avukatı olduğumun bilgisi içindeydi. Biz önce Türk hukuk sistemine göre Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak gerektiği için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önderliğinde ailelere çıkardığı çağırılarla, bir toplu vekaletle biz bu işleri sürdürmeye çalıştık. Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu. Sayın Karababa’nın da bu konuda bilgisi oldu. 20 yıllık süre dolmaya yakın insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zaman aşımı olmaz diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.”
“ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURMADAN ÖNCE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE GİTMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”
Şenal Sarıhan, Hüseyin Karababa’nın İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmadığı yönündeki iddialarına şu cevabı verdi:
“Karababa’nın size yaptığı açıklamada benim böyle bir başvurum olmadığından söz ediliyor bu tamamen zaman aşımı sorunun insanlığa karşı işlenmiş suçlarda olmayacağı, yaşam hakkımızın ihlal edildiği 2’nci bir davamız daha oldu, 3 aşamada yürüyen dava. Bu onunla ilgili de uzayan yargılamada başvuruda bulunduk. Çünkü 30 yıla yaklaşmış oldu biliyorsunuz yakın zamanda da bitti. Hukuken Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan önce bizim İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz mümkün değil, bugünkü kurallar bunlar.”
“BEN BU DAVANIN GÖNÜLLÜ AVUKATIYIM”
Sarıhan, tazminat istendiği iddiasına ise şu yanıtı verdi:
“Tazminat ailelerin mağduriyeti sebebiyle ortaya çıkan bir durum, yoksa ölüm karşılığı olan değil, onu zaten aldılar. O davada benim hiçbir rolüm de yok. O vakit bir grup arkadaşımıza yine görev verildi ve Sivas İdari Yargıya başvuruldu, oradan tazminatlara hükmedildi ve o tazminatları o ailelere, o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Ben ceza davasında sorumluluk alan arkadaşlardan biriydim ve bildiğiniz gibi bunu utanarak söylüyorum ama toplu davaların da kaderi budur. Ben 32 yıldır bu davayı takip ediyorum. Neredeyse bu davayı yürüten tek kişiyim. O tarihten bu tarihe bunu bir sorumlulukla, hem insanlığa karşı duyduğum bir sorumlulukla, hem ülkeme karşı duyduğum sorumlulukla hem de adalete karşı olan görevim sebebiyle sürdürüyorum. Bugün Hüseyin Karababa’nın mücadele etmesi gereken başka yerler varken benimle tartışmaya girmesini doğru bulmuyorum. Adeta benim bir tazminat peşinde olduğumu söylüyor. Herkes bilir ki ben bu davanın gönüllü avukatıyım. Gönüllülüğün ne anlama geldiğini burada anlatmaktan da utanırım.”
“UTANILACAK YA DA HUKUKA AYKIRI HERHANGİ BİR EYLEMİM OLMADI”
Hüseyin Karababa’nın iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şenal Sarıhan, “İlginç olan yıllardır biz Karababa’yla aynı mahkemelerde görev yapıyoruz. Geliyor, katılıyor sonuç olarak. Muratların olduğu (firari sanık Murat Songur ve Eren Ceylan) yeni biten davaya kadar, başından sonuna kadar ilk aşamalarda onu görmedim. Geçen yıl Karababa sürekli beni aşağılamaya, kamuoyu gözünde incitmeye, alçaltmaya çalıştı ve bu konuda benim de hakkımdır dava haklarımı kullanmak. Ben onların acılarına hürmet ederek bugüne kadar bunu yapmadım. 1 yıl önce bu arkadaşın vekaletinden ve ailenin de vekaletinden çekildim. Çünkü bana karşı bir güven sorunu varsa ben artık orada duramazdım ve ayrıldım. Şimdi kalkıp, 1 yıl değil 32 yıl sonra kalkıp da bizim bilgimiz dışında şöyle olmuş, böyle olmuş demek doğru değil. Bugün bütün ailelerin bilgisi içindedir, her şey Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bilgisi dahilindedir. Bu davanın sorumluluğunu almaya hazır olan bütün meslektaşlarımın da bilgisi vardır. Bu konuda utanılacak ya da hukuka aykırı herhangi bir eylem ve işlemim olmadığı inancındayım. Yine de onların acılarına saygı duyarım bu başka bir meseledir” diye ekledi.
Av. Necati Yılmaz ise Hüseyin Karababa’nın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.
PİRHA-1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 candan biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden deyişlerle Hakk’a uğurlandı. Kızı Zeynep Karababa burada yaptığı konuşmada, “Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi. Oğlu Hüseyin Karababa da, “Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava (Madımak Davası) yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı” diye konuştu.
Dinci/faşist kalabalıklar tarafından devletin gözü önünde 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 kişiden biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, önceki akşam (17 Eylül) Ankara’da Hakk’a yürüdü.
Hüseyin Abdal Ocağı evladı Sultan Karababa için Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Hakk’a uğurlama erkanı yapıldı.
ZEYNEP KARABABA: ANNEM ÇOK ONURLU, ÇOK GÜZEL BİR KADINDI
Dertli Divani ile Hakan Erol Dede’nin yürüttüğü erkanda konuşan Sanatçı Zeynep Karababa, “Çok onurlu, çok güzel bir kadındı. Babamın adına türküler yazdığı Pir Sultanıydı. Dik başlı biriydi. Geleneğin en güzel temsilcisi bir ailenin terbiyesiyle bizim sanatımıza, hayatımıza yön verdi. Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi.
HÜSEYİN KARABABA: BİR ANNE DEĞİL, BİR SAVAŞÇIYDI
Oğlu Hüseyin Karababa da annesi Sultan Karababa’yı kastederek, “30 yıldır bu mücadeleyi (Madımak Davası) bu kadın yürüttü, bu kadın sürdürdü. Burayı bir evi olarak gördü. Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı. Herkes ona Sultan Ana derdi” diye konuştu.
Zeynep Karababa, Dertli Divani ve Hakan Erol Dede ile sanatçılar deyişler okudular.
Sultan Karababa, Ankara Karşıyaka Mezarlığı 2 Temmuz Şehitleri yanında kabri bulunan eşi Aşık Mehmet Ali Karababa’nın olduğu yere sırlandı. Hakan Erol Dede, Sultan Ana toprağa sırlanırken deyişler seslendirdi.
Sultan Karababa’yı Hakk’a uğurlamaya yakınları, çok sayıda seveni, birçok Alevi kurum temsilcisi ve siyasi parti yöneticileri katıldı.
PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci/faşist kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen Alevilerin yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, “Bu politik bir cinayet. Bence ‘insanlığa karşı suçtu’ diyecek mahkeme. Ancak olumsuz sonuç çıkarsa uluslararası mahkemelere gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız” dedi. Karababa ayrıca Hollanda’nın vatandaşları Carina Cuanna Thedora Thuys’a sahip çıkması çağrısında da bulundu.
Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.
2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.
Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi. Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.
Madımak Katliamı’nda hayatını kaybeden Gülsüm Karababa‘nın ağabeyi Hüseyin Karababa, konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
Anayasa Mahkemesi’ne aileler olarak birlikte başvurduklarını belirten Hüseyin Karababa, çıkacak sonuç ne olursa olsun davanın peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. Karababa, “Zaman aşımı olamayacağını iddia etmiştik. 7 katil hiç ceza yatmadan salıverildi, serbest dolaşmalarını sağladılar. Cafer Erçakmak da bunun içerisinde. Devlet şu an da sıkışık durumda çünkü bizim bunu soykırım olarak, insanlığa karşı suç olarak ispat ederek uluslararası mahkemeye gideceğimizi gördüler. Bir Alevi soykırımı olduğunu biliyorlardı, bizim de çözdüğümüzü gördüler. Hızlı adım atıyorlar dikkat ederseniz, 19 Ocak’ta ele aldılar hemen hızlı bir şekilde 15 Şubat’a çektiler.
Bence “insanlığa karşı suçtu” diyecek mahkeme. Olumsuz sonuç çıkarsa Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz, biz hazırlıklarımızı yapmış durumdayız. 30 senemiz gitmiş. Biz çocuğumuzu sokakta bulmadık, kızımızın arkasını bırakmayız” dedi.
CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu eleştiren Karababa, şu ifadeleri kullandı:
“Karamollaoğlu ile barışarak, bizim adımıza helalleşerek bizi mahvetti. Partimiz yok, anamız, babamız yok. Yalnızlaştırıldık. Alevilerin tümü cahildir diye düşünüldü ama biz öyle değiliz. Biz okur, yazar bir aileyiz. Sıradanlaştırarak, sıradan bir ağıt haline getirmeye çalıştılar. Bu sıradanlaştırılacak bir şey değil; bu politik bir cinayet, siyasi bir cinayet. Bir inanç grubunu hedef alarak önceden tasarlamak suretiyle öldürme, yaralama, yerinden, yurdundan etme söz konusu. Mahkemeden çıkan karara göre konum alacağız.”
Hüseyin Karababa ayrıca katliamda yaşamını yitiren Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys’tan da söz etti. Karababa, “Bu katliamda Hollanda vatandaşı Carina Cuanna Thedora Thuys hayatını kaybetti. Geldiğimiz noktada dava Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gidecektir. Başta Hollanda Kralı Willem-Alexander olmak üzere Hollanda Adalet Bakanı Dilan Yeşilyurt üzerlerine düşeni yaparak vatandaşlarına sahip çıkmalıdırlar” diye konuştu.
SİVAS KATLİAMI DAVA SÜRECİ
Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliği sırasında Madımak Oteli’nde aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi yakılarak öldürüldü. Olaydan sonra 124 kişi hakkında ‘laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma’ suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak katliamda Yazar Aziz Nesin’in tahrik ettiği iddiasıyla cezalar 15 yıla indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.
33 SANIĞA İDAM CEZASI VERİLMİŞTİ SONRA MÜEBBETE ÇEVRİLDİ
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise katliamın, ‘Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu’ belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti. Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.
Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.
2012’DE ZAMANAŞIMI KARARI VERİLDİ
Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.
Sivas Katliamı ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı da zamanaşımından düşürdü.
Binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.
PİRHA-2 Temmuz 1993’te Madımak Otelinde katledilen Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Davası’nın derin devlet eliyle kapatılacağını belirtti. Katliam sonrasında örgütlü bir mücadele yürütülemediğini belirten Karababa, “Ailelerle de yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Ben buna müsaade etmedim. Kardeşimin tabutunu siyah örtülerle kaldırdım” dedi.
1993 yılında 33 kişinin gerici-faşist kalabalık tarafından yakılarak öldürüldüğü “Sivas Katliamı Davası”, mahkemenin ‘zaman aşımı’ nedeniyle 2012 yılında davayı düşürmesiyle kapandı. Benzer bir durum şimdi üç firari sanık üzerinden yürütülen dava için de geçerli.
Alevi toplumu, 14 Eylül’de görülecek davanın da zaman aşımına uğratılmaması için itirazlarını dile getiriyor.
DAVA, ULUSLARARASI MAHKEME YOLUNDA!
Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa da hukuk mücadelesini en başından beri omuzlayan isimlerden biri. Madımak Davası’nı “Alevi Soykırımı” sebebiyle uluslararası mahkemelere götüreceklerini belirten Karababa, “En başta herkes katliamı ‘olay’ diye tarifledi. Bizler ise ‘Hayır katliamdır’ dedik. Dönem içerisinde katliam olduğunu da kabul ettirdik. Katliam kabul görünce ‘soykırım’ dedik” sözleriyle düşüncelerini paylaştı.
Hüseyin Karababa, Alevi toplumuna yönelik saldırıları bir bütün olarak yorumlamak gerektiğini belirterek, “Malatya, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi mahallesi, Ortaca, Dersim, Koçgiri… Bunları üst üste koyup topladığımız zaman önümüze periyodik yapılan katliamlar gelir. Ve bu katliamları üst üste koyduğumuz zaman soykırım ortaya çıkıyor. O anlamda bizler, uluslararası mahkemeye bu dosyayı ‘Alevi Soykırımı’ olarak götüreceğiz” diye konuştu.
“BİZLER AĞIR BİR YARA ALDIK”
Hüseyin Karababa, siyasiler tarafından Madımak Katliamı davasının örtüldüğünü de ifade etti. Karababa, Cumhuriyet Halk Partisi’nin, katliamda sorumlu gördükleri taraflarla ittifak yapmasını eleştirerek “Aleviler çok ağır bir kırılma yaşadı” dedi. Karababa şunları söyledi:
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında CHP’nin başına geliş nedeni belli. Önce Abdüllatif Şener’i partiye aldı, ardından 2017 referandum seçimleri ile beraber Karamollaoğlu’nu yanına aldı. Onu Cumhurbaşkanı Yardımcısı yapacaktı, biz de ona oy verecektik, medet bekleyecektik! Bugün Alevi örgütlerine soruyorum; neyin protestosunu yapıyorsunuz? Devlete mi karşısınız? Yok. Karamollaoğlu’nu zaten alkışlayıp akladınız. Neden bu seçim döneminde bir kelime Madımak konuşulmadı? Neden seçim öncesinde Alevi örgütleri ‘Bu adam Madımak’ın katili olduğu söyleniyor, mahkemede çağırılıyor, neden gidip de ifade verip kendini beyazlatmıyor?’ diyen olmadı. Neden HDP, CHP, Alevi örgütleri bu kadar sustu? Devlet 30 yıldır Madımak’taki ateşi söndüremiyor. Benim de bir görevim var ateşe odun atmak. Bu yangını söndürmek üzere Kılıçdaroğlu’nu oraya getirdiler ama proje tutmadı. Fakat bizler ağır bir yara aldık. Alevilik tarihinde Kılıçdaroğlu ile birlikte en büyük asimilasyonu yaşadık. Şu geçtiğimiz 3 ay içerisinde tarihin en büyük asimilasyonunu yaşadık. Aleviler çok ağır bir kırılma yaşayıp kimliğini, ibresini yitirdi.”
Hüseyin Karababa, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimler öncesinde “Helalleşeceğiz” çıkışını da eleştirerek, “Kiminle helalleşecekti? Kimi, kiminle helalleştirecekti? Bir ay önce Sivas’ta seçim döneminde miting yaptı, Madımak’a gitmedi. 30 yıldır bir defa olsun mahkemeye de uğramadı” dedi.
Hüseyin Karababa, yakılan otel içerisinde yaşamını yitirenlere ait isimlerin de çıkarılması gerektiğini savundu. Madımak Katliamı sonrasında ortak mücadele yürütülemediğinin altını çizen Karababa, “Bizim yolumuz cenazelerimizi kaldırdığımız gün ayrılmıştı” diyerek şöyle devam etti:
“Türkmen Alevileri hiçe sayılarak ‘Bunlar çoluk çocuklarına sahip çıkmazlar, gevşetirler, iki gün sonra mücadeleyi bırakırlar’ diye sandıkları için yanıldılar. Şimdi bir çukura saplandılar. Onlar da biz de bu işin içerisinden çıkamıyoruz. Ama ben Madımak Oteli’nden kız kardeşimin ismini çıkarttım. O konsepti beğenenler çocuklarının isimlerini orada tutsunlar. Benim korkum vardı; çünkü Karamollaoğlu gelecek benim kız kardeşimin mozolesinin üzerine çiçek koyacak diye düşündüm. O ucube yerden kardeşimin ismini çıkarttım. Farklı bir yol gitmem gerektiğini düşünüyordum. Zaten bizim yolumuz baştan ayrıydı. 25 cenazeyi Dikmen’den kaldırırken birileri bayrak getirip tabutların üzerine attı. Buna müsaade etmedim. Ben, ‘Katil devlet’ deyip ilk slogan atan kişiyim. ‘O bayrağı koymayacağım’ dedim ve kardeşimin tabutunu, siyah örtülerle kaldırdım. Biz daha mezara girmeden ayrılmıştık. Yani bu süreç kendi aramızda hep kavgalı geçti. Çünkü katliam organizasyonun içerisinde Doğu Perinçek bu işin göbeğinde. Perinçek’in adamları yıllarca davayı kapatmak üzere avukatlık yaptı.
“KARANLIK BİR ADAMI BEMBEYAZ BİR DEDE YAPTILAR”
Alevi örgütleri neden CHP’ye karşı çıkıp ‘Bu adamı nasıl yanına alırsın?’ demedi. 2 Temmuz’da otelin önüne taşları döken adam bu. 3 kamyon taşı oraya döküyor ve sessiz birer mermi gibi otele atılıyor. O taşlarla kitleleri harekete geçirdiler. Herkes oradan bir taş alıp ‘Şeytan taşlamak’ manasıyla yakınlarımızı taşlayıp yaktılar. Şimdi böylesine karanlık bir adamı bembeyaz bir dede yaptılar. Kimse beni, Karamollaoğlu ile helalleştiremeyecektir. Gerçi onların da ipliği pazara çıktı. Abdüllatif Şener, o katil organizasyonun içindedir. Yıllarca mecliste bu katilleri savundu. ‘Cafer Erçakmak benim partili arkadaşımdır. İyi bir insandır’ dedi. Abdüllatif Şener’in de partilerine ne yaptığını, karakterinin ne olduğunu gördüler.”
“AİLELER, YAKINLARININ İSİMLERİNİ ORADAN ÇIKARSIN”
AKP hükümetinin, Sivas davasından tutuklu olan tüm isimleri serbest bırakacağını iddia eden Hüseyin Karababa, “Çünkü AK Parti cephesi, bu katliamı organize eden ana gövdedir. Kendi adamlarına sahip çıkıyorlar, bu çok açık. İçeride olan diğer tutukluları da çıkaracaklar ve kimse de buna karşı çıkamayacak” diye konuştu.
Karababa, Madımak Katliamı’nda yakınlarını kaybeden ailelere çağrı da yaparak şunları söyledi:
“Çocuklarınızın isimlerini o binadan çıkartın. O yeri iyice anlamsızlaştırın. İsimleri orada tutmak, şu anki halini doğru kabul etmek anlamı taşır. Oraya giden insanlar, ‘Neden burada öldürülen insanların resmi, heykeli, herhangi bir şeyi yok? diye sorsunlar. 11 yıl kız kardeşimin ismini oradan çıkartmak için mücadele ettim ve kazandım. Aileler isimleri oradan çıkarsın ki devlet gelsin ve sonrasını konuşalım.
Artık etkin bir mücadele yürütemeyiz bizim belimiz kırıldı. Kemal Kılıçdaroğlu bizim belimizi kırdı. Temel Karamollaoğlu’nu bu kadar beyazlatıp insanların önüne ‘Dede’ diyerek sundu ve CHP’liler de gidip Saadet Partisi’nin kapısına cumhurbaşkanı adaylığı açıklandığı dakikada alkışlayarak hem partiyi hem de Karamollaoğlu’nu beyazlattılar. Artık bu çıtayı yükseltme şansımız yok. 30 yıldır kaybedeceğimi bildiğim halde mücadele ediyordum.
Artık ailelerin yapacağı iş yakınlarının isimlerini, müracaat yapıp o otelden çıkartmak olacaktır. Alnımız açık, başımız dik. Ayrı davrandık. Devrimci çıkış böyle bir şeydir. Aykırı davranmak zorundasın. Sıradan insanların davranışının aynısını yaptıktan sonra sen bir devrimci çıkışı yapmış olmuyorsun ki. Biz devrimci bir çıkış yaptık.”
PİRHA-Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ailesinin avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, katliam sanıklarından Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmadıklarını beyan ederek, ölümünün araştırılması için Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdi.
Sivas’ta Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren 3 firari sanığın yargılandığı davanın son duruşmasında mağdur avukatları, sanıklardan Cafer Erçakmak’ın gerçekten öldüğüne inanmadıklarını ve araştırılmasını istediklerini talep etmişti.
2 Temmuz 1993’te Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa ailesinin avukatı Coşkun Özgür Piroğlu, katliam sanıklarından Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmadıklarını beyan ederek ölümünün araştırılması için Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na dilekçe verdi.
Avukat Coşkun Özgür Piroğlu tarafından Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan başvuruda, katliam davasının son duruşmasında avukat Şenal Sarıhan’ın ‘Erçakmak’ın gerçekten öldüğüne dair şüphelerimiz var’ açıklaması referans gösterilerek Erçakmak’ın gerçekten ölüp ölmediğinin araştırılması istendi.
“ÖLEN KİŞİNİN ERÇAKMAK OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA KAPSAMLI BİR ARAŞTIRMA YAPILMALI”
Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na verilen dilekçede şöyle denildi:
“2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta gerçekleştirilen Sivas Madımak Katliamı’nın en önemli sanıklarından biri olan Cafer Erçakmak olduğu iddia edilen bir kişi, 2011 yılında şüpheli şekilde Sivas’ta gömülmüştü. 2011 yılında Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada bu kişinin mezarının açılmış ve yapılan testler sonucu bu kişinin Cafer Erçakmak olduğu sonucuna varılmıştı. Sivas Madımak Katliamı davası Cafer Erçakmak yönünden öldüğü gerekçesiyle düşmüştü.
Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/167 esas No’lu dosyasında 3 firari sanık yönünden devam eden Sivas Madımak Katliamı davasının 19.01.2022 tarihinde yapılan duruşmasında bir kısım katılanlar vekili Av. Şenal Sarıhan, Cafer Erçakmak’ın ölüp ölmediği hususunda şüphelerinin olduğunu söylemiştir. Av. Şenal Sarıhan 2011 yılındaki sürecin en önemli takipçisidir. Bu nedenle kendisinin bu konudaki beyanı çok önemlidir. Müvekkilim Hüseyin Karababa’nın kardeşi Gülsüm Karababa katliamda katledilmiştir.
Müvekkilim Hüseyin Karababa ölen kişinin Cafer Erçakmak olduğuna inanmadığını yıllardır söylemektedir. Ölen kişinin Cafer Erçakmak olup olmadığı hususunda kapsamlı bir araştırma yapılarak ölen kişinin Cafer Erçakmak olup olmadığı, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespit edilmelidir. Bu konuda gerekli bütün araştırmalar yapılmalıdır.”
PİRHA-Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın “Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’nde çocuklarını yitiren Madımak analarına onur plaketi verilsin” önerisi karşılık buldu. Hacıbektaş Barış ve Dostluk Ödülü’ne ek olarak bu yıl, Sivas Katliamı’nda çocuklarını yitiren 33 anne adına Sultan Karababa’ya da onur plaketi verilecek.
58. Ulusal, 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nde bu yıl bir ilke imza atılacak.
ONUR PLAKETİ 33 ANNE ADINA SULTAN KARABABA’YA VERİLECEK
Anma töreni kapsamında her sene verilen Hacıbektaş Barış ve Dostluk Ödülü’ne ek olarak bu yıl, 2 Temmuz 1993 yılında Sivas Katliamı’nda çocuklarını yitiren 33 anne adına Sultan Karababa’ya da onur plaketi verilecek.
Katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, konuya ilişkin yaptığı açıklamada komiteden nihai kararın çıktığını söyledi. Karababa, talebi doğrultusunda katliamda evladını yitiren her anneye birer plaketin verilmesi yönünde karar alındığını aktardı.
ANALARI ONURLANDIRMAK!
Hüseyin Karababa, 26 Temmuz 2021’de yaptığı açıklamada Sivas Katliamı sonrasında anaların vermiş olduğu mücadeleye işaret ederek “Alevi geleneğinde Hacı Bektaş Veli bir süreci taşımıştır. Pir Sultan Abdal da aynı şekilde… Ama son 28 yıllık süreci Madımak anaları taşıyor. Aleviler, Madımak analarına bir teşekkür borçlular. Bu yıl Madımak analarına UNESCO’dan kaynaklı komitenin plaket vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu anaları onurlandırmak zorundalar” demişti.
PİRHA-Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, bu yılki Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nde Madımak ailelerine (analarına) plaket verilmesi önerisinde bulundu. Karababa, “Teklifimiz karşılık bulmaz ise Madımak Müze Komitesi olarak, alternatif bir program yapıp analara bir plaket verilmesini düşünüyoruz” dedi.
58. Ulusal, 32. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ve Kültür Sanat Etkinlikleri’nin hazırlıklarına başlandı. Bu yılki anma töreni Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu’nun (UNESCO) 2021 yılını Yunus Emre, Ahi Evran ve Hacı Bektaş Veli Yılı’ ilan etmesi sebebiyle daha büyük önem arz ediyor.
Her yıl yapıldığı gibi bu sene de törende Hacıbektaş Barış ve Dostluk Ödülü sahiplerini bulacak. Anma programının içeriği henüz netleşmedi ancak, Madımak ailelerinden Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’dan bir öneri geldi. Karababa, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin yakınlarını işaret ederek “Bu anaların çok büyük emekleri var” dedi.
“ANALARIMIZ KENDİLERİNİ DIŞLANMIŞ HİSSEDİYOR”
Karababa, bu yılki anma törenlerinde annelerin onore edilmesi gerektiğini belirterek şunları söyledi:
“Biz 28 yıldır analarla birlikte bir mücadele yürütüyoruz. Geceli gündüzlü mahkeme süreçleri, Madımak oteli ve mezarlık ziyaretleri, müze yapım süreci; tüm işleri aileler olarak anaların önderliğinde bugüne kadar taşıdık. Şimdi bu insanlar yaşlandılar. Örneğin benim anam 80 yaşının üzerine çıktı. Ama hayatlarının çok önemli bir parçasını Madımak’ta bıraktılar. Dolayısıyla dışlanmak ya da yok sayılmak istemezler. Ben her birine uğradığımda gözleri ile bana ‘ne oluyor, nasıl olacak’ gibi soru soruyorlar. Şu anda kendilerini dışlanmış, dışarıda bırakılmış hissediyorlar. Bu bende acı bir yara oluşturdu.
İki gün önce anamın yanından geldim. Ne olup bittiğini öğrenmek istiyor. Alevi kurum ve kuruluşları bu konuya hiç dikkat çekmediler. Yani kalkıp da bu insanların sorunlarıyla birebir ilgilenip dertlerini dinlemediler. Böyle de bir dertleri yok.
Mesela bariz bir örnek vereyim; İnci Türk’ün heykelinin açılış gününde İnci’nin ve Handan Metin’in annesi Sultan Metin de oradaydı. Sultan Metin, o gün ‘Mehmet dayı neden gelmedi?” diye sormuştu. Oysaki Mehmet dayı bir ay önce ölmüştü. İlişkileri bu kadar birbirinden koptu. Bu insanları ‘atıl’ hale getirmek hangi Alevi terbiyesine uygun düşer?”
“ALEVİLER, MADIMAK ANALARINA TEŞEKKÜR BORÇLULAR”
Hüseyin Karababa, bu yılki Hacı Bektaş anma töreninde baş davetli olarak Madımak ailelerinin yer alması gerektiğini de vurguladı. Karababa, son 28 yıllık Alevi mücadelesinde annelerin rolüne işaret ederek şöyle devam etti:
“UNESCO bu yılı Hacı Bektaş Yılı olarak ilan etti çünkü Hacı Bektaş’ın hümanist bir kültürden bahsetmesine işaret edildi. Şimdi hümanist bir kültürden bahsediyorsunuz ama diğer bir yandan 80 yaşına gelmiş, 28 yıldan bu yana bu davayı yürüten anaları hiç kimse görüp duymuyor. Bir hal hatırlarını dahi sormuyor. Bu insanlar sosyal medyadan faydalanıp ne olup bittiğini de öğrenemiyor Çünkü o yetileri yok.
Bu ihmal 28 yıldan bu yana bilinçli olarak yapılıyor. Alevi dernekleri, federasyonlar, aileleri diskalifiye etmek adına analara bir güne bir gün Sivas’a giderken ‘indiğiniz lokantada yediğiniz yemeğin ücreti ödenmiştir’ dahi demediler. Bu analar kendi imkânlarıyla bu mücadeleyi yürüttüler.
Alevi geleneğinde Hacı Bektaş Veli bir süreci taşımıştır. Pir Sultan Abdal da aynı şekilde… Ama son 28 yıllık süreci Madımak anaları taşıyor. Aleviler, Madımak analarına bir teşekkür borçlular. Aslında davayı kazanan bu anlardır. Bizi motive eden de yine bu analardır. Örneğin Hacıbektaş’a Arif Sağ’ı çağırıyorlar. Oysaki Arif Sağ, 28 yıldan beri mahkemeye ve Madımak Oteli’nin önüne bir kez olsun gelmemesine rağmen Hacıbektaş’a davet edilebiliyor. Oysa burada baş davet edilmesi gereken insanlar Madımak analarıdır.
Bu yıl Madımak analarına UNESCO’dan kaynaklı komitenin plaket vermesi gerektiğine inanıyorum. Bu anaları onurlandırmak zorundalar. Artık bu analar hasta. Mesela Şehriban Metin’in anası geçen ay ağır hastaydı. Ne bir dernek ne de bir federasyon, bundan haberdar değil. Yani ‘ahtı vefa’ diyorsak bunu göstermeniz gerektiğine inanıyorum. Bu sene mutlaka bir plaketin Madımak analarına verilmesi gerektiğini söylüyorum.
UNESCO durup dururken bu ödüllendirmeyi yapmadı. Bu, anaların 28 yıldır yürütmüş olduğu mücadelenin sonucudur. Hacıbektaş Belediye Başkanının özel çabası ile oluşan bir olgu değildir. Bu anaların kendi çabaları ve çocuklarının peşini bırakmamak adına verdikleri mücadelenin bir getirisidir. Dolayısıyla bu ödül analara yakışır.”
“ANALARDAN ÖTEYE ÖDÜLE LAYIK İNSAN GÖRMÜYORUM”
Hüseyin Karababa, çağrısının tüm Alevi kamuoyuna olduğunu belirterek, “Aleviler tarafından analarımızın hakları yeniliyor. Analardan öteye ödüle layık bir insan görmüyorum. Hacı Bektaş Dergahı’nda 12 tane mezar vardır. Dedemin ismi Kara Halil Baba. Oradaki mezarlardan birisinde bulunuyor. 1595 yılından 1630’lu yıllara kadar orada postnişini olarak kalmıştır. Teklifimiz karşılık bulmaz, hoş görülmezse dedemin mezarının önünde analara bir plaket verilmesini düşünüyorum. Madımak Müze Komitesi olarak bir anlamda alternatif bir program yapmayı düşünüyoruz.”
PİRHA-Sivas Katliamında yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, 20 Ocak’ta görülecek duruşmaya katılım çağrısı yaparak “Devlet bizi bu davanın arkasını bırakalım diye yormaya çalışıyor. 21 terörist, Almanya’ya iltica etmiş durumda. İçi boşaltılmaya çalışmış bir durumla karşı karşıyayız” dedi.
Üç sanık üzerinden ilerleyen Madımak Davasının bir sonraki duruşması 20 Ocak 2021’de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.
Katliamda yaşamını yitirenlerin yakınları, bir kez daha davaya sahip çıkma çağrısı yaptı. Madımak Oteli’nde yakılarak can veren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, devletin, davayı unutturup zamanaşımına uğratmayı amaçladığını söyledi.
“KATLİAMI YAPANLAR HALEN TERÖR LİSTESİNDE YOK”
Hüseyin Karababa, katliam faillerinin Türkiye’de halen ‘terör listesinde’ aranmadığına vurgu yaparak şunları söyledi:
“28 yıldır devam eden bir süreç bu. Devlet bizi, bu davanın arkasını bırakalım diye yormaya çalışıyor. Dava zaman aşımına uğratılmaya çalışılıyor.
Şu an İçişleri Bakanı herkesi terörist ilan ediyor. Fakat Sivas Katliamına neden olan sanıklar, Türkiye Cumhuriyeti’nde ‘terör listesi’nde aranmıyorlar. Biz bu konuda İçişleri Bakanlığı ile ilgili gerekli girişimleri yaptık. CHP’li milletvekili üzerinden ‘Bunlar neden terör listesinde değiller?’ diye Meclise soru önergesi de verdirdik.
Garip bir durum, önemli bir husus var. 28 yıldan beri Yargıtay’ın ‘terör eylemidir’ diye onadığı bir davadan arananlar, terör listesinde yoklar. Bu düşündürücü bir durum.”
“21 SANIK ALMANYA’YA İLTİCA ETTİ”
Hüseyin Karababa, Sivas Katliamında yaşamını yitiren Carina Thuijs’la ilgili durumu da değerlendirerek Hollanda hükümetinin tavrını eleştirdi. Karababa, katliamı yapanların Hollanda’ya da gidip geldiklerini ifade ederek şunları aktardı:
“Koca devletin bir vatandaşı burada yakılarak öldürülmüş. Ama vatandaşına sahip çıkmayan bir devlet var. Benim kardeşimde birlikte öldürülen Hollanda vatandaşı, sahipsiz bir insan var.
20 Ocak’taki duruşma bizim için çok önemli. Hollanda Büyükelçiliği ile direk telefonda görüşüp, ‘Gelip vatandaşınıza sahip çıkın. Vatandaşınızın haklarını savunmak zorundasınız’ dedim.
Ayrıca davayla ilgili Hollanda Parlamentosu Sosyalist Milletvekili Sadet Karabulut, Dışişleri bakanının cevaplaması için parlamentoya soru önergesi verdi. İlkinde Dışişleri bakanı yalan söyledi. Ben de Sadet Karabulut’a belgeleri gönderdim. Bunun üzerine ikinci soru önergesini verdi. Bu arada Almanya’dan bir parlamenter daha bu konuda soru önergesi verdi. Çünkü bu arananlarla birlikte 21 tane terörist, Almanya’ya iltica etmiş durumdalar. Almanya’da ikamet ediyorlar. Ellerini kollarını sallayarak Hollanda’ya giriş çıkış yapıyorlar. Böylesine laçkalaştırılmış, içi boşaltılmaya çalışmış bir durumla karşı karşıyayız.
Şu an rüzgârın bizden yana estiğini görüyorum. İyi bir direnç sergileyerek davanın arkasını bırakmadık. 20 Ocak’ta görülecek davaya tüm duyarlı insanların mahkemede olmalarını rica ediyorum. Bundan sonraki süreç ne getirip götürecek, çok önemli.
Doğu Perinçek ve Ahmet Nesin’in mahkemede dinlenmesi için Sivas Cumhuriyet Savcılığı’na dilekçe verdik. Temel Karamollaoğlu ile ilgili de bir açılım yapacağız. Karamollaoğlu, sanık sandalyesinde yargılanması gereken bir isim. Kendisi şu anda Türkiye’nin en beyaz adamı durumunda. Bu gündem üzerinden mahkemeye müdahil olacağız.
Tüm demokratik kurum ve kuruluşları, arkadaşları, insanları vicdani olan herkesi buraya davet ederiz. Çünkü bizim yürüttüğümüz bir vicdan hareketidir. Vicdanı olan insanları da buraya çağırmak durumdayız. Tüm dostların 20 Ocak’ta 1. Ağır Ceza Mahkemesinde 3 teröristle ilgili yürüyen davaya katılmalarını rica ediyorum.”
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın Sivas davasının uluslararası platforma taşınması için imza kampanyası çağrısına Dersimliler Derneği’nden destek geldi. Derneğin Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, “Bununla ilgili yapılacak tüm eylem ve etkinliklere, imza kampanyasına destek vereceğiz” dedi.
27 yıl önce Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, katliamın aydınlatılması için mücadele yürütüyor. Katliamda ölen Carinna Cuanna’nın Hollanda vatandaşı olduğu ve bu ülkenin davaya müdahil olması durumunda davanın uluslararası platforma taşınacağına dikkati çeken Karababa, Alevilere de, Cuanna ile ilgili bir imza kampanyası yapmaları için çağrı yapmıştı.
“DAVAMIZA NE KADAR SAHİP ÇIKTIK, MÜDAHİL OLDUK”
Alevilerin yapacağı imza kampanyası sonucunda Hollanda devletinin davaya müdahil olması durumunda davanın uluslararası platforma taşınacağı çağrısına ilişkin PİRHA’ya açıklamalarda bulunan Dersim-Der Ankara Şube Eş Başkanı Yaşar Kılavuz, Sivas Katliamı’nın 27. yılında pandemiden kaynaklı kitlesel anmalar yapılamadığını belirterek, “Sivas Katliamı Alevilere yapılmış katliamların sonuncusudur. 1937-1938 yıllarında Dersim’de, 1979 yılında Maraş’ta, 1980 yılında Çorum’da ve 1993 yılında da Sivas’ta yaşadık. Tabii ki biz Aleviler bu davalara ne kadar sahip çıkabildik, ne kadar müdahil olduk orası tartışılır” dedi.
“ÖRGÜTLENEREK GÜÇLÜ BİR TOPLUM OLMAMIZ GEREKİYOR”
Örgütlü toplumların güçlü olduğunun altını çizen Kılavuz, Alevilerin de örgütlerine daha fazla sahip çıkması gerektiğini belirterek, şunları ifade etti:
“Bir çok Alevi kurumu var. Bu kurumlara baktığımız zaman ne kadar örgütlüler. Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğu söyleniyor. Alevi toplumunun örgütlü olmamasından dolayı geçmişte yaşanan acılar, yaşanan katliamlar belki de sürecektir. Tabii ki bilemiyoruz ama devletin Alevilere bakış acısını hepimiz biliyoruz. Okullarda Alevi çocuklarına yapılan davranışlar, Alevilerin, cemevlerinin tanınmaması gibi durumlar ortada. Devlet, ‘bizim gibi müslümansanız bizim gibi inanmanız gerekiyor’ diyor ve Alevilerin kendileri gibi inanmalarını istiyor. Tabii ki bunlar asimilasyonun bir parçası. Alevlerin kendi felsefesi, inancı ve ibadet yerleri var. Ne diyor? Müslüman mısınız evet o zaman müslümansanız sizin ibadet yeriniz camidir. Hala biz bunlardan kurtulamadık. Alevlerin inanç yerleri tabii ki cemevleridir. Cemevlerinde ibadetlerini yapacaklardır, cenazelerini kaldıracaklardır. Bununla ilgili olarak Alevi kurumları elbette ki buna sonuna kadar sahip çıkmak durumundadır.”
Yaşar Kılavuz, “Eğer Alevi toplumu kurumlarına sahip çıkmazsa Dersim’de yaşadığımızı yaşayacağız, Çorum’da yaşadığımızı yaşayacağız, Maraş’ta yaşadığımızı yaşayacağız. Sivas Katliamı aslında Alevilere yapılan soykırımın sonuncusu olarak görünüyor ama bu böyle devam ederse daha biz soykırımları yaşayacağız” diyerek şunları söyledi:
“1993 yılında Sivas’ta katliam olduğu zaman Ankara Tunceliler Vakfı’nın yapılan bu şenliklerde tertip komitesinde olduğu söyleniyor. Onunla ilgili pek bilgim yok. Ankara’da Dersimliler Derneği 1995 yılında kuruldu. 95 yılından bugüne kadar da Sivas Katliamı ile ilgili yapılan tüm eylem ve etkinliklere biz de katılıyoruz, tertip komitelerinde yer alıyoruz, bununla ilgili çalışmalar da yapıyoruz. 2 Temmuz öncesi yapılan etkinliklerde daha öncesinden de geçmiş yıllara dönük de katliamlarla ilgili Dersimliler Derneği olarak bizim de programlarımız vardı.
“HOLLANDA DEVLETİNİN SİVAS DAVASINA MÜDAHİL OLMASI İÇİN YAPILACAK OLAN İMZA KAMPANYASINA DESTEK VERECEĞİZ”
Katliamla ilgili Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa’nın imza kampanyası başlatma çağrısı var. Biz de Dersimliler Derneği olarak bu imza kampanyasını tabii ki destekliyoruz. Ayrıca bu katliamda hayatını kaybeden Carina Cuanna’ya maalesef Hollanda sahip çıkmadı. Bununla ilgili yapılacak tüm eylem ve etkinliklere, imza kampanyasına veya Hollanda devletine yönelik ne yapılması gerekiyorsa biz dernek olarak her zaman destek vermeye devam edeceğiz.”
PİRHA – PSAKD’nin yapmış olduğu 2 Temmuz Sivas Şehitleri Müze’si için Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykeli yapılacak. Bunların yapımını üstlenen CHP Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak, “Biz sanatı sanatla yaşatmaya, inancın ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilemeyeceğini, buradan bu mesajı geleceğe evrensele taşıyarak sürdürmüş olacağız” dedi.
2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenlerden Sivas şehidi Asım Bezirci’nin, 3 aylık ortak çalışması sonucu yapılan heykelinden sonra Madımak Müze Komitesi’nin daveti üzerine Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykelinin yapımını üstlenen Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak ve CHP örgütlemeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya PSAKD Genel merkezine bir ziyaret gerçekleştirdi.
PSAKD Genel Merkez binasında biraraya gelen ve aralarında ABF Genel Başkan Yardımcısı Müslüm Metin, PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan ve MYK, GYK üyeleri, CHP örgütlemeden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya, bir önceki dönem CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlı Aka, Avcılar Belediye Başkanı aynı zamanda Gülsüm Karababa’nın Kuzeni Handan Toprak ve 2 Temmuz aileleri katıldılar. Kısa bir değerlendirme toplantısından sonra 2 Temmuz Şehitleri Müze bölümüne geçilerek burada bir açıklama gerçekleştirildi.
Açılış konuşmasını yapan Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Katliamı’nın üzerinden 25 yıl geçtiğini belirterek, 2 Temmuz Şehitleri Müzesi için Asım Bezirci ile birlikte somut adımların atıldığını söyledi. Karababa, Avcılar Belediye Başkanı Handan Toprak’a sunduğu katkılardan dolayı teşekkür etti.
“EN KIYMETLİ SANATÇILAR, CUMHURİYETİN KURULDUĞU YERDE KATLEDİLDİ”
Avcılar Belediye Başkanı aynı zamanda Gülsüm Karababa’nın kuzeni olan Handan Toprak da kısa bir konuşma yaptı. Toprak, “Sanatı sanatla yaşatan inancı ve ideolojisini yüz yıllardan beri sürdürmenin en önemli temsilcilerinden biri olan Pir Sultan Abdal’ın anma etkinliğinde Sivas’ta Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en kıymetli sanatçıların olduğu bir yerde cumhuriyetin kurulduğu yerde yok edilmek için bir katliam gerçekleştirdi” dedi.
“SANATLA TAŞINAN HİÇ BİR İDEOLOJİ VE İNANÇ YOK EDİLEMEZ”
Güzel bir girişimin yapıldığını, yapılan müzeyle sanatçıların başka bir sanat dalı olan heykelle yaşatılmasının ve sanatın hiç bir zaman yok edilemeyeceğini belirten Toprak, “Hayatlarını kaybetmiş olanların burada başka bir sanat dalıyla buluşmasını sağlamak, onlar için yapılabilecek en güzel şeyin yapılacak bir müzeyle, sanatla buluşmasını sağlayarak yaşatmak olacaktır ” diye konuştu.
Toprak, inancın ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilmeyeceğini belirterek şunları söyledi:
“Bu odaya girdiğim zaman ben sanki Asım Bezirci’yi görmüş gibi oldum. Heykeli o kadar güzel yapılmış ki; onlar hep yaşamaya devam edecekler ve sanatını sürdürmeye, kitabını imzalamaya, türkülerini söylemeye ve semahlarını dönmeye devam edeceklerdir. Kaybettiğimiz çok değerli sanatçıların değerlerin arasında benimde yakınlarım vardı. Gülsüm Karababa, Handan Metin ve Gülender Akça’nın heykelinin sorumluluğunu da alarak müzeye bundan sonra yapılacak olanları da, yapılacak her şeyi de beraber sürdürmeye devam edeceğiz. Biz sanatı sanatla yaşatmaya inancı ve ideolojinin hiçbir şekilde yok edilemeyeceğini, buradan bu mesajı geleceğe evrensele taşıyarak sürdürmüş olacağız. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.”
“KERBELA’YI YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Daha sonra söz alan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, “Bu halk olmasa biz buralara gelemezdik. Ama bu acı hiçbir acıya benzemiyor. Kerbela’dan beri aynı Kerbela’nın yaşadığını biz de aynı şekilde Kerbela’yı yaşıyoruz” dedi.
“BU ACI HİÇ UNUTULMUYOR”
Sivas şehitleri aileleri olarak kimi zaman yalnız kaldıklarını belirten Karababa, Sivas davasının zaman aşımına uğradığının altını çizdi. Karababa, “Garda ölenler de benim çocuklarım, Hüseyin’in de, Yusuf’un da, Deniz’in de hepsinin de annesiyim. Hatta Pir Sultan’ın da annesiyim. Onunda bir annesi vardı, bu acı bambaşka bir acı hiç unutulmuyor” dedi.
Handan Metin’in annesi Sultan Metin de duygusal anlar yaşadı. 25 yıl sonra Asım Bezirci ve kızı Handan Metin’in burada olduğunu söyledi. Metin, “Şu Allah’ın işine bak. İkisi de Sivas’ta ölüyor, burada resim çektiriyorlar, burada ikisi aynı masada. Asım Bezirci’yi gördüğümde canlı dedim. Handan’ım ölmedi yaşıyor.”
PİRHA- Madımak Katliamı’nın 24. yılı nedeniyle PİRHA’ya konuşan katliamda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Yazar Hüseyin Karababa, karanlıklar içinde karanlığın sözkonusu olduğu bu katliamın bir devlet katliamı olduğunu vurguladı. Davanın peşini bırakmayacağını söyleyen Karababa, Hollanda’nın, Sivas Valiliğinin, emniyetin, Kültür Bakanlığı’nın ve Alevi derneklerinin bu davaya müdahil olması gerektiğini kaydetti.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ağabeyi Yazar Hüseyin Karababa PİRHA’ya konuştu.
24 yıldır kardeşi Gülsüm Karaba’nın akıbeti ve katliamın içeriğiyle ilgili çalışmalar yürüttüğünü söyleyen Hüseyin Karababa, bu kapsamda kitaplar, makaleler yazdığını, röportajlar yaptığını, mahkemelere başvurduğunu kaydetti. Karababa, halen devam eden davaları olduğunu olduğunu, müdahil olup uğraştını belirtiyor.
Hüseyin Karaba öncelikle kendisini tanıtarak söze başlıyor: Mehmet Ali Karababa’nın oğluyum. Sivas Divriği Çamışıklıyım. Babam halk ozanıdır. Müzik aletleri yapımcısı idi. Ben de babamın yürütmüş olduğu halk ozanlığı geleneğini yürütmeye çalışıyorum.
“ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞ BİR PROVOKASYON”
Karababa, katliam öncesinde dönemin Kültür Bakanlığı’nın ozan heykeli dikmeye karar verdiğini ve etkinliği organize ettiğini şöyle anlattı:
“1993 Haziran ayı içerisinde Kültür Bakanlığı bir ozan heykeli, bir anıt yaptırıyor. Elinde bağlaması olan yanında kangal köpeği olan ozan heykelini Sivas’a dikmeye karar veriyor. Bakanlık bu faaliyetinde kimseye haber vermiyor. Ankara’da yaptırmış olduğu heykeli Sivas’a götürüyor ve kendi envanterine kayıt ettiriyor. Ardından 2 günlük bir etkinlik düzenlemeyi düşünüyor bakanlık. Bu anlamda Pir Sultan Abdal Derneğini de davet ediyor. ‘Ben bir etkinlik yapacağım. Bu etkinlik resmi bir etkinlik ve valiliğin açılışını yapacağı bir etkinlik’ diyor. Sivas’a geliyor insanlar, 2 Temmuz günü heykelin açılışını vali yapıyor. Devlete ait bir protokolde Vali konuştuktan sonra Yazar Aziz Nesin konuşuyor.
2. günde Madımak Otelini Kültür Bakanlığı İl Kültür Müdürlüğü kiralıyor. 50 kişilik yer tahsis ettiriyor. Bu, savcılık ve dava dosyası içerisinde var. 50 kişilik yatakların ücretlerini Kültür Bakanlığı ödüyor. Gelen misafirlerin karşılanması ve tüm giderlerini Kültür Bakanlığı karşılıyor. Dolayısıyla tamamen devletin protokolünde bir faaliyet. Sivil hiçbir yanı olmayan bir mevzu. 2 Temmuz günü heykeli Sivas Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu kırdırıyor. Bildiğiniz gibi otelin önüne taşları yığmak suretiyle önceden hazırlanmak suretiyle hicret koşusu, diğer taraftan Büyük Birlik Partisi Bosna mitingi organize ediyor. Bunların hepsi 2 Temmuz günü oluyor. Sivas’ın içerisinde 4-5 tane etkinlik var. Birbirine benzemeyen ve birbirine düşman gruplar arasında olan bir faaliyet. O gün bildiğiniz gibi önceden hazırlanmış bir provokasyon görüntüsü verilerek katliam yapılıyor. Provokasyonlar karşılıklı olur. Burada yaşlılar, kız çocukları karşılık verebilecek bir durumları yok. Kimsenin de bir beklentisi yok bizim insanlarımız açısından.”
“BİR DEVLET KATLİAMI YAPILDI”
2 Temmuz 1993’te bilinçli olarak bir devlet katliamı yapıldığını ifade eden Hüseyin Karababa, “O gün devletin gözetiminde 6 bin askeri bulunan, garnizonun denetiminde, 1000 polisi bulunan emniyetin gözetiminde, hiç kimse karışmamak koşuluyla katillere cesaret vererek bu işin çok meşru olduğunu, burada Alevileri öldürenin hiçbir cezaya çarpılmayacaklarını, başlarına hiçbir şey gelmeyeceği gibi bir imaj yaratılarak çok bilinçli olarak bir devlet katliamı yapıldı” diye konuştu.
“TEMEL KARAMOLLAOĞLU HEYKELİ PARÇALATTI”
Katliamın ardından ozan heykelinin yıkıldığını, yerinden söküldüğünü belirten Karababa, “Temel Karamollaoğlu emretti. Adamları geldi bunları yıktılar. Heykelleri parçaladılar, kültür merkezleri tahrip edildi, söylentiye göre Valilik rehin alındı. Valiliği bastılar. Yani resmi bir organizasyonu dışarıdan birileri basmış oldu. Fakat ilginçtir kırılan heykelini, envanterinde kayıtlı olan heykelini ‘benim heykelimi kim kırmış, benim kültür merkezimi kim parçalamış’ diye her hangi bir derde düşmedi. Herhangi bir dava açmadı, herhangi bir soruşturma yapılmasına dair girişimde bulunmadı” dedi.
Madımak Katliamı’nda şehit olan Gülsüm Karaba’nın ağabeyi Hüseyin Karababa konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ardından otel yandı, parçalandı, oteli birileri tamir etti. Bu tamiri kim ve kimler yaptı? Bu da açığa çıkmadı. Otelin içerisinde 2 tane otel personeli benim kardeşimle beraber yanarak öldürüldü. Bunlar orada sigortalı çalışan elemandılar ne aileleri çıkıp davacı oldu, ne de otelin sahibi. Benim burada 2 tane personelim öldürülmüştür diye davacı olmadılar. Orada bir Hollandalı kadın öldürüldü, Carina Cuanna. Hollanda devleti bunun cenazesini aldı, Hollanda’ya götürdü. Ama davaya müdahil olmadı, avukat katmadı. Kimseye davaya gidip takip edin demedi. Hollanda çok acayip bir şekilde üstünü kapatmaya çalıştı.
Hüseyin Karababa, Madımak katillerini Türkiye’ye iade etmeyen Almanya’ya da tepkili.
“24 yıldan beri benim çok ağrıma giden taraf, dünyada demokrat görünen ve öyle olmaya veya ifade etmeye çalışan bir devletin vatandaşı burada öldürülüyor. Oradan vatandaşının haklarını savunacak bir avukat göndermiyor. İlginç olan taraf, katillerin bir sürüsü Almanya’da şu an hala ilticacı, mülteci durumundalar. AB vatandaşlarını öldürenlerin bir bakıyorsun Almanya gibi bir yerde iltica hakları doğuyor. Ki iltica haklarını ben kitaplarıma yazdım bir siyasi kovuşturmaya uğrarsınız hayatınız tehlikede olur bundan dolayı bir iltica talebiniz olur. Bu doğaldır. Almanya Hitleri yaşamış bir devletsin. Buradan baktığın zaman garip bir şey çıkıyor karşımıza Alman devleti yemek veriyor, su veriyor, yatak veriyor, para veriyor.”
“VALİLİĞİN ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLEN İKİ KİŞİNİN AİLESİ DE DAVAYA MÜDAHİL OLMADI”
Madımak Katliamı davasının garipliklerle dolu olduğunun altını çizen Karababa, Valilik önünde öldürülen 2 kişinin ailelerinin de davaya müdahil olmadığını söyledi:
“Bu adamlar Avrupa Birliği ülkesi vatandaşını öldürmüş. Burasından baktığımız zaman bizim davamızın birçok yeri garip durumda. Valiliğin önünde, 2 kişi öldürülüyor. Hakan Türkgil, Hakan Alan. Onlar mermiyle öldürülüyor. Otelden çok çok ilerde öldürülüyorlar. Şimdi bunların ailesi de müdahil olmadı, davaya. Gelip katılmadı, bir avukat tutmadı, soruşturmalara katılmadı. Aramadı, sormadı.”
“DIŞARIDA ÖLDÜRÜLEN İKİ KİŞİN ADI PANODA EN BAŞTA YAZILI”
5 tane sahipsiz cenaze olduğunu, dışarıda mermiyle öldürülmüş iki kişinin isimlerinin panoda en başa yazılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan Karababa, bu iki kişinin ailesinin davaya müdahil olmadığını hatırlattı.
“Şimdi faili meçhul halin içinde meçhuller benim anlatmaya çalıştığım. 5 tane böyle sahipsiz bir cenaze var. 1 Hollandalı, 2 otel personeli 2 tanede mermiyle öldürülmüş, kim olduğu bilinmeyen adamlar. Buradan baktığın zaman şu anki durumu ile eşleştirirsek bir bakıyoruz sanki bu insanların tümü bu otelde yakılmışlar, öldürülmüşler gibi gösteren bir tabloyla pano yapmışlar. Buraya, dışarda öldürülen adamların isimlerini en başa yazmışlar, karşılıklı hepimiz mağdur olmuşuz gibi. Hem saldıranlar mağdur hem biz mağduruz gibi Büyük Birlik projesi ortada çok açık. İkimiz de mağduruz. Uzaylılar geldi bizi burada öldürdüler aslında biz kardeşi de birbirimizden haberimiz yokmuş gibi politik bir hava çıkarmaya çalıştılar. Biz bunun böyle olmadığını bu adamların bizimle bir ilgilerinin olmadığını, bu adamların bizim kardeşlerimizle isimlerinin aynı yerde yazılmasının hoş olmadığını, ailelerine ben çağrı yaptım gelin mahkemenize katılın, yok. Avukat tutun, yok. Çocuğunuzun katilini araştırın, yok. Şimdi sizin gönlünüz nasıl razı oluyor ki benim kardeşimle bu tablonun içerisinde sizin çocuğunuzun isminin var olmasına.”
“HOLLANDA MÜDAHİL OLSAYDI, ULUSLARARASI BİR DAVAYA DÖNÜŞÜRDÜ”
Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Carina Cuanna için Hollanda devletine çok kez girişimlerde bulunduğunu söyleyen Karababa, “Hollanda devletine bir sürü girişimde bulundum. Arkadaşım gel bak burada senin vatandaşın öldürülmüş şunun haklarını birlikte savunalım ki Hollanda müdahil olmuş olsaydı benim davam uluslararası bir davaya dönüşürdü, Hollanda bunu biliyordu. Hollanda bunların hepsini biliyor ise başından beri bu projenin içindeydi. Benim bu anlamda bir şüphem yok. Tabii bazı sitemlerim de var. Hollanda’daki Alevi örgütleri Hollanda devletine sormadılar. Senin orada bir vatandaşın öldürülmüş neden gidip haklarını aramıyorsun. Neden bu vatandaşına sahip çıkmıyorsun demediler. O zaman şüphe daha da büyümüş oluyor. Yani benim çocuğumun üzerinden herkes kendine bir politik zemin açmış oluyor. 24 yıl sonra bunları konuşmaktan bir mahsur görmüyorum. Daha önce toplumun dağılmaması, insanların birbirine farklı bakmaması adına görüyordum” diye konuştu.
“KARANLIK İÇİNDE BİR KARANLIK SÖZKONUSU”
Madımak Katliamı davasının kendi sırtına kaldığını kaldığını dile getiren Hüseyin Karababa’ya göre Sivas Valiliği, emniyet, Kültür Bakanlığı ve Madımak oteli sahibi de davaya müdahil olabilirdi.
“İlginç bir durum da dava benim sırtıma kaldı. Sanki trafik kazasında öldürülmüş birisi. Hiçte öyle bir durum değil. Kültür Bakanlığı müdahil olabilirdi, Valilik, Emniyet, Hollanda devleti, Madımak oteli sahibi, benim personelim öldürülmüş deyip müdahil olabilirdi. Diğer taraftan mermiyle öldürülmüş 2 insanın aileleri bu işe müdahil olabilirlerdi. Bunların hiçbiri kılını bile kıpırdatmadılar. Şu gün de dâhil müdahil olmadılar. Bu anlamda karanlık içinde, bir karanlık söz konusu. Ben o karanlığın içindeki karanlık aydınlatılırsa cinayet aydınlatılacak yâ da katliamın aydınlatılacağını düşünüyorum. Bunu üzerine gidiyorum. Ve bunun üzerine çalışıyorum. Ben bunun üzerine gittikçe Aleviler benden uzak duruyorlar. Çünkü ben Hollanda’nın ciddi bir suç işlediğine inanıyorum. Otelcinin personeli öldürülmüş onun üzerine gidince oradan başkaları rahatsız oluyor. Benim için bu cinayetin aydınlatılması lazım. Cinayetin aydınlatılması için toplantılarımıza Hollandalı bir temsilcinin katılması lazım.”
ALEVİLER HOLLANDA DEVLETİNİ BU DAVAYA MÜDAHİL ETMEK ZORUNDA”
Madımak Oteli’nin müze yapılması için uğraştıklarını ifade eden Karababa, “Biz burayı müze yapınca Hollandalı kadının da burada bir köşesi olacaktır. Bunun sahibi kim? Ailesi yok, devleti yok, bakanı yok, izleyeni yok, gözlemleyeni yok. Aleviler, Hollanda devletini buna müdahil etmek zorundadır. Yani Aleviler benim cinayetimin üzerinden kendine prim yapmayı bir kenara bırakmalı işin önce cinayetin ortaya çıkartılmasına kafa yormalıdırlar” görüşünü dile getirdi.
İnsanların yakıldığı Madımak Oteli’nin 1996 yılında kadın pazarlanan bir yere dönüştürüldüğünü hatırlatan Karababa, şunları kaydetti:
“Ben bu işin takibine düştüğüm zaman adı kötüye çıkmış bir otelle ilgili bir aşağılama durumu yaşattı devlet. Bilerek yarattı. Bu da tutmadı. 1998 de et restorantına dönüştürüldü.Yine aşağılamak adına yapıldı. Bizim baskılarımız sonucu o da tutmadı. Eski Devlet Bakanı Faruk Çelik geldi bize,’ burayı bir şekilde düzenlemek istiyoruz, otel olmaktan çıkartıp kamulaştıracağız” dedi. Şimdiki ucubeye dönüştürdüler. Kültür merkezi gibi bir şey yaptılar. Sanki orada hiçbir şey olmamış insanlar durup dururken ölmüşler gibi. Sokakta öldürülen insanla benim kardeşimin isimlerini alt alta üst üste yazdılar. Nasıl hepimiz kardeşiz. Büyük birlik projesini hayata uygulamaya çalıştılar.
“SİVAS VALİSİ HAKKINDA DAVA AÇTIM, ŞU AN DANIŞTAY’DA KARAR”
Bunlara karşı sürekli mücadele ettim ve davalar açtım. 2011 bir dava açtım. baktım ki sokakta öldürülen insanların isimlerini oradan çıkarmıyorlar, ben kardeşimin isminin buradan çıkarılmasını istiyorum dedim. Ve Bölge idare Mahkemesi’ne Sivas Valisi hakkında bir dava açtım. Davayı kaybettim. Bunun üzerine bir üst mahkemeye başvurdum. Bir üst mahkeme benim lehime karar verdi. Bozulmasına dair. Bana danışılmadan kardeşimin isminin buraya konulmasına karşıyım, dedim. Sivas valiliğinin sunmuş olduğu gerekçe de söyle: Kamunun yararına bu insanların isimlerinin burada kalması uygundur. Şimdi kamunun yararına öldürmüş oluyorsun ve kamunun yararına bu insanların isimlerinin burada kalmasını savunuyorsun. Şu anda kazandım, dava Danıştay’da, karar düzeltme aşamasında.”
ZAMAN AŞIMINA “HAYIRLI OLSUN” DİYEN ERDOĞAN’A SERT TEPKİ
Madımak Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması üzerine dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın “hayırlı, uğurlu olsun” sözlerini hatırlatan Hüseyin Karababa, “Bizim genelenlerimizde hayırlı uğurlu olsun, düğünü olan nişanı neşeli olanlara söylenir. Zaten kendisi yatırdı, besledi hayırlı uğurlu olsun dedi. Ben de bunun üzerine aileleri topladım, dedim ki arkadaşlar gelin 33 kişilik bir dava açalım Recep Tayyip Erdoğan aleyhine. Sen Alevilere karşı bir nefret suçu işliyorsun. Sana mı düşmüş sen bir başbakansın sen eşit davranman gerekirken katilleri destekleyen, onları onurlandırmak, onları cesaretlendirmek senin işin mi? Tabi bu çok tartışmalara sebep oldu” diye konuştu.
“ERDOĞAN HAKKINDA DAVA AÇTIM, ŞÜPHELİ OLARAK YAZDIRDIM”
Karababa Erdoğan hakkında dava açtığını belirterek şunları ekledi:
“Ben kendim gittim ve girişimde bulundum Recep Tayip Erdoğan hakkında dava açtım. Amacım onu şüpheli bir şahıs olarak yazdırabilmekti ve yazdırdım. Tabi meclis iç tüzüğünün 107 maddesi gereğince bakanlar, başbakanlar hakkında dava açabilmek için meclisten karar çıkarması gerekiyor. Yani bana buranın savcısı, ‘bizim buna gücümüz yetmez. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz hakkınızı kullanırsınız’ dedi. Bu hakkımı kulandım. Onlar da ‘yerel mahkemenin dediği doğrudur. Biz Recep Tayip Erdoğan’ı yargılama yetkisine sahip değiliz’ dediler. Dava bu şekliyle devam etti. Ben Recep Tayip Erdoğan’ı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdım. Derdim Recep Tayip Erdoğan’ı şüpheli olarak yazdırmaktı, onu da yazdırdım. Benim bu ülkede çok büyük bir hakkım yenmiş oldu. Kim tarafından Recep Tayip Erdoğan tarafından. Hiç konuyla alakası olmadığı halde konuya müdahil oldu cinayeti üstlendi bana göre. Yani bunun sorumlusu benim. Bu çocuklar da benim çocuklarım, dedi. Benim başıma gelenlerin Recep Tayip Erdoğan’ın başına gelmesini istiyorum. HZ Ali’den bir sürü dileklerim oluyor.”
“ABDULLAH GÜL’Ü MAHKEMEYE VERDİM”
11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Ben bu işi çözeceğim” dediğini de hatırlatan Karababa, “Abdullah Gül Sivas’ta 107 sivil toplum örgütünü bir araya topluyorum, ben bu işi çözüyorum dedi. Bende bir yazı gönderdim. Bu işi çözecekseniz ailelerini de çağırın, dedim. ‘Hayır sizi çağırma ihtiyacı duymuyoruz’ dedi. Abdullah Gül’ü mahkemeye verdim. Beni çağırmak zorundasın benim kardeşim öldürülmüş. Sen Sivas’ta adı sanı duyulmamış derneği çağırıyorsun ama beni çağırmıyorsun.” dedi.
Türkiye’nin hiç bir katliamla yüzleşmediğini belirten Karababa, “Bu devleti Sivas’ta yüzleştireceğim” dedi.
“Maraş’ta katliam yaptı yüzleşmedi, Çorum’da, Erzincan’da yaptı, Elazığ’da, Malatya’da, yaptı yüzleşmedi. Ama ben kararlıyım. Sivas’ta yüzleştireceğim bu devleti. Bana verilen acıyı bana verilen bunca bedelin zahmetini birileri ödeyecek. Öyle oğlan yedi oyuna gitti, çoban yedi koyuna gitti. Bakın 15 Temmuz darbesi dediler bütün mevzuatın üzerini kapattılar. Ama benim davamın üzerini kapatamadılar. Ne yazık ki ne bir parti yetkilisi, ne bir parti başkanı 15 Temmuzla beraber bu Sivas da neyin nesi diyen kimse çıkmadı. Şu an ülkemizde herkes benim davamın üzerinin kapatılması için uğraşıyor. Ben davanın alttan alta açılması için uğraşıyorum.”
“BU BİR DEVLET ORGANİZASYONU”
“Geldiğimiz noktada başarılı olduğumuzu düşünüyorum” diyen Hüseyin Karababa, “En azından 24 yıldan beri halkın desteğiyle, toplumun desteğiyle beraber Madımak Oteli’nin önünü bırakmadık. Davamızın arkasını bırakmadık. Yorulmadık hiç, kimseden destek almadan, aileler olarak bu işi yürüttük. Oysa biraz açsam benim çocuğumu dernekler götürdü. Dernekler de bu davaya müdahil olmadılar” diye konuştu.
“Sanki benim çocuğum trafik kazasında ölmüş, müştekide benim. Böyle değil ki bu bir organizasyon. Devlet organizasyonu. Eğer biz Sivas’ı adam gibi bir noktaya taşırsak Anadolu rahatlayacak. Peki, niye Sivas’ta katliam yapıyorlar ya da Maraş’ta, Çorum’da? Katliamı yaptıkları zaman bu insanlar korkacaklar, evlerini ucuza bedavadan bu katilere verecekler. Bunlar da bedavadan bu insanların malını mülkünü ellerinden alacaklar. Divriği Türkiye’nin demir madenlerinin % 80’ni çıkartan bir yer. Divriği’deki insanlar da Alevi olduğuna göre bu insanların buradan sökülüp atılması gerekiyor. Bu insanların hakları hukukları üzerinde bu katil sürüleri çapulcular ,devlerin beslediği aşağılık unsurlar konacaklar, yiyecekler içecekler, iş sahibi olacaklar, aş sahibi olacaklar. Anadolu’da Alevileri temizlemek üzere devletin yürütmüş olduğu bir faaliyettir bu.”
“SİVAS’TA DEVLETİN AYAĞI TAKILDI”
“Sivas’ta devletin ayağı takıldı. Yürütemiyor, tökezledi. Bunu görüyoruz. Eğer Sivas’ta ciddi mücadelemizi devam ettirirsek bu katiller bir daha Maraş’ta Çorum’da Malatya’da katliam yapma girişiminde bulunamayacaklar” diye konuşan Karababa, şu bilgileri verdi:
“CEZAEVİNDE YATAN 33 KATİL VAR”
“Şu an cezaevinde yatan 33 katil var. Fakat ben sürekli Adalet Bakanlığı ile yazışıyorum. Bunlar nerede? Kaç kişiler? Bir gönderiyor bana 27 kişi var, bir gönderiyor 28 kişi var. iyi de kardeşim bu 27 üzerindeki 5 tane adam nerede. Şu an bununla uğraşıyorum. Önümüzdeki günlerde gelen evrakla bir dava açacağım. Sen bu adamları nasıl bıraktın, hangi arka kapıdan ve hangi gerekçeyle bıraktın.
“BU KEZ MIZRAK ÇUVALA SIĞMAYACAK”
Cafer Erçakmak biliyorsunuz cenazesi orada çıktı. Şüpheliyim o muydu değil miydi? Yoksa bunlar bir yerden ceset satın adlılar bu Cafer Erçakmak deyip götürüp gömdürdüler mi. Emniyete 400 metre valiliğe 500 metre mesafede evinde yaşıyormuş adam. 1. Ağır ceza Mahkemesi’nde diyor ki adam, Fransa’daymış, Fransa’ya yazı yazdık gelecekmiş falan. Bu kadar basit, bu kadar ucuz, bu kadar kimliksiz ve kişiliksiz. Bir devlet yaptığı katliamı kapatamayacak kadar aciz yâ da bizi basit sanmış. Bu cinayetleri işledi, şimdide işin altından da çıkamıyor. Muhatapta yok ortada, herkes biz yapmadık, diyor. Bu kez böyle olmayacak mızrak çuvala sığmayacak. Ben ölsem de yazdık bunları koyduk evraklarımızı. Bizden sonraki süreçte gelen genç insanlar burada bu olmuş, siz bunun hesabını vermemişsiniz. Burada da bu olmuş yine bunun hesabını vermemişsiniz, diyecekler.”
Bu konuda kitaplar yazdıklarını söyleyen Karababa, “Elimizden ne geliyorsa geceli gündüzlü 24 saat bir fiil bu işi takip ediyorum. Bununla yatıp, bununla kalkıyorum. Bulduğum her arkadaşa, her insana, her topluluğa, iç yapıyı, cinayetin karanlık noktalarını aydınlatmaya çalışıyorum” diyor.
Şu an yürüyen bir dava olduğunu hatırlatan Karababa, ” 3 katil Almanya’da. Almanya vermiyor. Bura da doğru dürüst istemiyor. Avukatım aracılığı ile bunların vatandaşlıktan çıkartılmasını istedim. Gerekçe de şu: Onlar bizi aşağılamaya çalışırken biz onları aşağılatalım. Bunların insan olmadığını, bir memleketi olmadığını bir katliam sanığı olduğunu, Almanya devletine de sen toplu katliam yapan cinayet işleyen birilerini nasıl mülteci olarak bünyende bulundurabiliyorsun. Neden burada şairler, yazarlar, sanatçılar, karikatürcüler, semah dönenler öldürülüyor. Hayatında hiç bir suça bulaşmamış hiç kimseye öte git beriye gel demeyen bu insanlar öldürülüyor.”
“FİKRİ SAĞLAR DAVAYA NEDEN MÜDAHİL OLMADIN?”
“Kimi öldürdüklerini bilmedikleri halde herkesi öldürebilen bu katil sürülerine Almanya açmış bağrını, Fransa açmış bağrını, Hollanda açmış bağrını bunları besliyor” diyerek tepki gösteren Hüseyin Karababa, “On yerden birden saldırının altındayız. Kültür Bakanlığı’na diyoruz ‘arkadaşım sen neden bu işe müdahil olmadın. Zamanın bakanı fikri sağlar sen bu insanları başı boş bıraktın. Boş yapayalnız, kimsesiz. Kendin kurguluyorsun kendin oraya götürüyorsun. Heykel bize ait değil. Hala Aleviler heykelin bize ait olduğunu söylüyorlar. Hayır, Kültür Bakanlığı’nın envanterine kayıtlı. Fikri Sağlar adam gibi karşıma çık, neden müdahil olmadın bu davaya. Karanlık içinde karanlıklar.”
“MADIMAK OLDUĞU SÜRECE ALEVİLİĞİ PARÇALAYAMAZLAR”
Madımak olduğu sürece Aleviliğin parçalanamayacağını vurgulayan Karababa, “Herkesin orada kaybı var. Solun, Bektaşilerin, Kızılbaşların, Alevilerin de kaybı var. Kayıp ortak kaybımız. Burayı parçalayamadıkları sürece Alevileri birbirinden kopartma şansları yoktur” dedi.
Hüseyin Karababa, son olarak “24 yıldır Anadolu’da katliam yapılamıyorsa bizim Sivas davasında dik duruşumuzdan ve mücadelemizden, davaya sahiplenmemizdendir” mesajını verdi.