Etiket: güneş

  • Mutluer: Kıblemiz insanın gülcemalidir, güneşin gülcemali de bizim kıblemizdir-VİDEO

    Mutluer: Kıblemiz insanın gülcemalidir, güneşin gülcemali de bizim kıblemizdir-VİDEO

    PİRHA- Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Alevi inancında aydınlık günler için insanların yönünü güneşe döndüğünü söyledi. Mutluer, “Bizim kıblemiz insanın gülcemalidir, güneşin de gülcemali bizim kıblemizdir. Çocuklarımıza öğretelim. Aydınlık bir Türkiye için yönümüzü hep güneşe dönelim” dedi. 

    Arzuman Ocağı evlatlarından Ana Şehriban Mutluer, Alevi inancında Hızır’ın, Hızır ayının önemini PİRHA‘ya anlatmaya devam ediyor.

    “Her insan kısmetiyle doğar” diyen Mutluer, “Güneş aydınlıktır, sıcaktan ve aydınlıktan hiçbir zaman zarar gelmez. Ne zarar gelirse karanlıktan gelir. Hep karanlık güçlerdir insanları zor durumda koyanlar. Onun için biz güneşe yönümüzü döneriz, o gül cemalimizi güneşe verir, ‘sabahın bereketi evimize, Ali’nin nuru yüzümüze, Hızır bereketi soframıza, sağlık ve huzur gönlümüze doğsun’ diyerek güneşe durur ibadet ederiz” dedi.

    “AYDINLIK TÜRKİYE İÇİN YÖNÜMÜZÜ HEP GÜNEŞE DÖNELİM”

    Ana Şehriban Mutluer, devamında şunları kaydetti:

    “Orada bizim inandığımız ne olursa olsun, neyi muhabbet kılarsan kendine, bir taşa, bir ağaca, bir güle niyaz ederek Hızır aşkına amacımız aydınlığa çıkmak, güneşle güzel günler yaşamaktır. Gün güzel olursa, ailede sevgi de güzel olur. Doğan güneş kısmetiyle doğuyor. Hızır o güneşle geliyor, bizi aydınlığa çıkarıyor, biz de onun için güneşe niyaz ederiz. Bizim (Alevilerin)kıblemiz insanın gülcemalidir, güneşin de gülcemali bizim kıblemizdir. Sizler de çocuklarınıza öğretin, çocuklarımıza öğretelim. Biz bu güzel inancı, bu güzel Yolu güzel geleceğe, gelecek çocuklarımıza, aydınlık bir Türkiye için yönümüzü hep güneşe dönelim.”

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

  • 82 yaşındaki Gülşen Uruk, doğanın tüm siluetlerini bedenine nakış nakış işlemiş-VİDEO

    82 yaşındaki Gülşen Uruk, doğanın tüm siluetlerini bedenine nakış nakış işlemiş-VİDEO

    PİRHA- Ellerindeki her çizgisinin anlamı ve hikayesi olan Gülşen Uruk’un (82) çıra, is ve anne sütü ile vücuduna yaptırdığı dövme (deq) binlerce yılın izlerini günümüze taşıyor. Gülşen Uruk ay, yıldız, güneş, tarak, ağaç ve halı yapımındaki çeşitli araçlar ile motifleri nakış nakış ellerine işlemiş.

    Maraş Elbistan’a bağlı Axtil (Yalıntaş) köyünün Serçekuşu mezrasında yaşayan 82 yaşındaki Gülşen Uruk, 17 yaşında ellerinin belli yerlerine doğanın parçalarından ay, güneş, yıldız, ağaç ve birlikte dokumacılıkta kullandığı motifler ile tarak deqleri (dövmeleri) işlemiş.

    Şakağına, dudağına, çenesine, kaş arasına, alnına, burnuna, ayaklarına ve parmaklarına yaptırdıkları güneş, yıldız, kuş, ağaç, bilezik, yarım güneş ve diğer geometrik birçok figürün ne anlama gelindiği fazlaca bilinmese de, dövmelerin büyüden, nazardan koruduğu, taşıyanın gücünü gösterdiği ve güzel görünmeyi sağladığı için yapıldığı belirtiliyor.

    KIZ ÇOCUĞU EMZİREN ANNE SÜTÜ KULLANILIYOR

    Genellikle kadınların yaptığı dövme için anne sütü, hatta kız çocuğu doğuran lohusa kadının sütünün olması tercih ediliyor. Ateşte uzun süre kalmış kazanın isi veya çıra isi kazınarak, sütle bir karışım elde ediliyor. Elde edilen karışım dikişte kullanılan iğnenin yardımıyla derinin altına mikron mikron itiliyor ve dövülüyor.

    MÜREKKEP DERİYE İŞLİYOR VE BİR ÖMÜR KALIYOR

    Dövme yapılan yerde derin olmayan bir yara açılıyor, bir iki günde kabuk bağlayarak iyileşiyor ve derinin altına sızan karışım yeşilimsi bir renk alarak, ömür boyu silinmez bir iz olarak kalıyor.

    Kız çocuğu sahibi annenin sütünün yarayı daha çabuk iyileştirdiğine, motif rengini daha parlak yaptığına inanılmaktadır. Erkek çocuk emziren anne sütünün dövme yapılan yerde yara bıraktığı, motifi dağıttığı, bu nedenle dövme motifi renginin sönük ve açık olduğu ifade edilmiştir.

    “HALI MOTİFLERİ VE TARAK İŞLEDİM”

    Elbistan’da yaşayan kadınların ağırlıklı olarak güzelleşmek için tercih ettiği dövme geleneği devam ediyor. Küçüklüğünden bu yana vücudunun çeşitli yerlerine yaptığı deqlerin 82 yaşında olmasına rağmen hala ilk günkü gibi göründüğünü belirten Uruk, dövmelerin (deq) yapılışını ise şöyle anlatıyor:

    “Baca isi, çıra ise ve kız çocuğu emziren anne sütü karıştırılarak mürekkep elde ediliyor. Kız çocuğu emziren anne sütü olmazda dövmeler güzel ve belirgin olmuyor. İğneler ile bu mürekkep deri altına batırılarak motifler yapılıyor. Burası kanayarak yara oluyor ve merhem sürülerek temiz bez ile sarılıyor. Eğer kanarsa ölene kadar geçmez. Dövme yapmanın zamanı ve mevsimi olmazdı. Ben genelde halı dokumada işlediğim aletlerin ve motifleri dövme yaptım.”

    Ersin ÖZGÜL/MARAŞ

     

     

  • ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’

    ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’

    PİRHA- Dünya’da, insan eliyle rant uğruna geri dönülmez tahribatlar oluşturulurken, Kapitalizmin artan vahşiliği canlı-cansız bütün yaşamı yok ediyor. Dağa, toprağa, suya, ağaca, kurda, kuşa niyaz olup ikrar veren bir inanç olan Aleviliğe dair Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu, “Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’ sözüne vurgu yaparak, Aleviliğin doğayla ilişkisini aktardı.

    Dünyanın pek çok yerinde uzun yıllardır devam eden ekolojik yıkım her geçen gün geri dönülmez tahribatlara yol açıyor. Kapitalizmin artan vahşiliği canlı-cansız bütün yaşamını hedef alıyor.

    Her ne kadar dünyada ve Türkiye’de 5 Haziran Dünya Çevre Günü mücadele ve farkındalık gününe dönüşmüş durumda.

    İstanbul’da Şırnak’a, Mersin’den Rize’ye, Muğla’dan Dersim’e orman yangınlarından ağaçların kesimine, Hidroelektrik Santrallerinden maden ve mermer ocaklarına bir bütün rant uğruna tahrip edilip, doğada geriye dönüşü mümkün olmayan yıkımlar ortaya çıkıyor.

    Türkiye’de özellikle kadınlar başta olmak üzere rant, talan ve yıkıma karşı doğasını, deresini, suyunu, ağacını, toprağını, ormanını koruyanlarda direniş ve mücadeleyi yükseltiyor.

    Bazen elinde bastonla, bazen bir ağacın üzerinde, bazen derenin başında bazen de elinde bir tırmıkla yanan ağaçları kurtarmaya çalışan yurttaşlar yılın 365 günü doğaya ve yaşama sahip çıkmaya devam ediyor.

    Alevi toplumu da her ne kadar mücadelenin ve direnişlerin merkezinde yer almasa da kutsalları olan Munzur Gözelerini, Dersim’de yakılan ormanlarını, doğanın bir parçası olan başta dağ keçileri olmak üzere yaban hayvanlarını korumak için seslerini yükselttiler.

    Alevilikte doğanın yeri oldukça önemli. Dağa, toprağa, suya, ağaca, kurda, kuşa niyaz olup ikrar veren bir inanç olan Aleviliğe dair Seyit Sabun Ocağı’ndan Mehmet Seyitalioğlu PİRHA’ya konuştu.

    Seyitalioğlu, “evrende her şey, her şeyin bilincini taşır. Ben çar anasırın bilincini, çar anasır benim bilincimi taşır. Hava, su, ateş ve toprak yalan nedir bilmez. Bu gerçeğe biz tanığız. Hava, su, ateş ve toprak Hakk’ın çocuklarıdır. Bunlar doğada nedensellik meydana getirirler” dedi.

    “DOĞADA BİLGİ OLAYIN KENDİSİNE DEĞİL, SEBEPLERİNE İLİŞKİNDİR”

    “Bütün VAR’lar çar ana sırın eseridir” diyen Seyitalioğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “İnsan; çevresinin, yaşamın ve hayatın tanığıdır. Cemreler sırayla önce havaya, sonra suya ve daha sonra toprağa düşer. Suyu içer, havayı solar ve toprağı işler ve ısıyı damıtarak var olurlar. Doğada bilgi olayın kendisine değil, sebeplerine ilişkindir. Bir hükme varılması, yani bilginin tamamı ise onun içindedir. Tohum ağaca yol açıyorsa, tohum ağacın içindedir. Ağaç tohum değildir. Yeniden tohum verecek niteliğe dönüşe bilir. Doğada hiçbir şey kendi başına var olmayacağına göre ‘şey’ yok olduğu ‘şey’in içindedir. Bu durum akılla kavrana bilinir.

    Doğa zahir-batın bağımlılığı biçiminde açıklanır. Sonuç zahirdir, zahir her zaman somuttur. Var olanları duyularımızla algılarız. Bilince taşırız. Bu durum nesnel gerçeği anlatan felsefi kavramdır. Batın ve zahir felsefede madde ne yaratıla bilinir, ne de yok edilir. Tomurcuk batın, çiçek zahir. Yumurta batın, kuş zahirdir. Sonsuz çeşitlilikten hareketle değişmezlik anlayışını yıkar.”

    ‘MARO RÛT, VERGO WEŞAN KÎ MARA ENO PERS KERDENE’

    Dersimli yaşlı teyzenin ‘Maro rût, vergo weşan kî mara eno pers kerdene’ (dağdaki aç kurt, çıplak yılan da bizden sorulur) sözünün Raya Hêqî Alevi inancının tümel düsturu olduğunun altını çizen Seyitalioğlu, “Her dönemin eren ve evliyaları yola hizmet ederken doğa ile baş başa kaldıkça ‘Doğa aklı’ ve ‘insan aklı’ nesnel süreçte önsüz olandan sonsuz olana doğa yasaları ile kendilerini ifade ederler ve yaşamın bir bütünün kutsarlar” diye konuştu.

    Diren KESER/MERSİN

  • Güneş’te son üç yılın en güçlü patlaması meydana geldi

    Güneş’te son üç yılın en güçlü patlaması meydana geldi

    NASA, Güneş’te Ekim 2017’den bu yana yaşanan en güçlü patlamanın meydana geldiğini duyurdu.

    NASA’ya bağlı Güneş Dinamikleri Gözlemevi’nin (SDO) elde ettiği son verileri paylaştı.

    Verilere göre Güneş’te son yıllardaki en güçlü patlama meydana geldi.

    NASA’dan yapılan açıklamaya göre SDO, Güneş’te Ekim 2017’den bu yana yaşanan en güçlü patlamayı kaydetti.

    Güneş’teki en güçlü patlamaların bir küçüğü olarak sınıflandırılan “M” seviyesinde bir patlama olduğu belirtildi. Söz konusu patlamalar, Güneş lekelerinden kaynaklanıyor.

    PATLAMALAR 3 KATEGORİDE

    Bilim insanları, Güneş’teki güçlü patlamaları üç kategoriye ayırıyor: C, M ve X.

    Her sınıf, altındaki sınıftan 10 kat daha güçlü. Örneğin M patlamaları, C’den 10 kat daha güçlü, X patlamalarından 10 kat daha zayıf.

    Güçlü radyasyon patlamaları olarak tanımlanan “Güneş patlamalarının” zararlı kısımları, Dünya’nın atmosferini geçip insanları fiziksel olarak etkilemiyor. Fakat yeterince güçlüyse GPS ve iletişim sinyallerinin yer aldığı atmosfer katmanında düzensizliklere neden olabiliyor.

    Bilim insanlarına göre, aktivitelerinde uzun bir duraklamadan sonra Güneş’te patlamaların olması ve lekelerin ortaya çıkması yeni bir güneş döngüsünün başlangıcının sinyali olabilir.

    Duraklamadan sonra Güneş aktiviteleri artıyor ve patlamalar gittikçe sıklaşıyor. Ancak uzmanlar, patlamaların kesin sayılarını ancak birkaç aylık gözlemden sonra belirleyebiliyor.

    (HABER MERKEZİ)