Etiket: gurup toplantısı

  • Kılıçdaroğlu: Doktorlar gitmeyecek, bu beyefendiyi halkın iradesiyle göndereceğiz-VİDEO

    Kılıçdaroğlu: Doktorlar gitmeyecek, bu beyefendiyi halkın iradesiyle göndereceğiz-VİDEO

    Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın geçen günlerde doktorlara yönelik “Gidiyorlarsa gitsinler” açıklamasını hatırlatarak “Gitmeyeceksiniz, biz onları göndereceğiz” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. 14 Mart Tıp Bayramı’nı kutlayan Kılıçdaroğlu, pandemi sürecinde tüm sağlık çalışanlarının özverili çalıştıklarına tanıklık ettiklerine vurgu yaptı.

    Kılıçdaroğlu, “Yakınlarını göremediler. Camın arkasından küçücük çocuklarıyla kucaklaşmaya çalıştılar. Yıllarını tıp dünyasına vermiş olan o insanlar çelenk bırakacaklar. Ona bile izin verilmedi. Arkasından başka şeyler söylendi. Bu konu gündeme geldiğinde doktorların talepleri, sağlık çalışanlarının talepleri gündeme geldiğinde çok sayıda genç hekim yurt dışına gittiğinde ‘Giderlerse gitsinler’ diye açıklama yaptı. Buradan söylüyorum demokratik yollarla seni gönderecek olanlar biziz, onların tamamı ülkelerinde kalacaklar. Az kaldı, merak etmeyin bütün haklarınızı alacaksınız. Sizi yurtdışına gitmeye zorluyorlar. Gitmeyin, burada kalacaksınız beraber biz göndereceğiz” dedi.

    “Bu beyefendiyi halkın iradesiyle göndereceğiz” diyen Kılıçdaroğlu, Diyarbakır ve Urfa ziyaretlerine ilişkin de konuştu.

    Kılıçdaroğlu, “Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı bize verin elektriği çiftçilere ücretsiz vereceğiz’ dedim. Diyarbakır ‘Niye bize de vermiyorsunuz’ dedi. Projelerimizi hazırladık. ‘Elinden tutan mı var’ diyor. Diyarbakır’da da Siverek’te de söyledim. Eğer sözünü tutarsan, ben bunları yapacağım. Önce 6 ilde elektriği aşamalı olarak çiftçilere hiçbir bedel alınmadan vereceğiz. Daha sonra bölge bölge bunu büyüteceğiz. Biz çiftçiler için bunu düşünüyoruz. Buradan bütün çiftçilere açık ve net söylüyorum. Senin hakkını, alın terini Afrika’ya götürüp orada peşkeş çekmelerini istiyorsan koşa koşa git oyunu AKP’ye ver”ifadelerini kullandı.

    BAHÇELİ’YE YANIT

    Diyarbakır ziyareti sonrası Bahçeli’nin yaptığı açıklamaya değinen Kılıçdaroğlu, “Milliyetçilik budur, önce benim insanım kazanacak. Bahçeli de duysun bunu. Adam Afrika’ya gidiyor, orada yer kiralıyor ona sesini çıkarmıyor. Kılıçdaroğlu Diyarbakır’a gitmiş çiftçiye ücretsiz elektrik verecek, ‘vay sen oraya nasıl gidersin.’ Ben Türkiye’nin her noktasına giderim” diye konuştu.

    Türk lirasının değer kaybettiğini belirten CHP Lideri,  “Var olan bir paramız vardı Merkez Bankası’nda; 128 milyar dolar arka kapıdan kimlere satıldı kimse bilmiyor. Bugün Merkez Bankası’nın kasasında kendisine ait bir sent bile yok. Yabancılardan topladıkları paralar var. Bakiyesi eksi 43 milyar dolar. Türkiye’yi o kadar büyük bir sıkıntının içine soktular ki kapı kapı Afrika’yı, Ortadoğu’daki ülkeleri geziyorlar: ‘Acaba bize borç verirler mi’ diye” dedi.

    Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:

    “Düne kadar kendi medyalarında ve kendi söylemlerinde en ağır hakaretleri yaptıkları kişilerin ayağına gittiler, el etek öptüler. Şimdi Sayın Bahçeli’ye sormak istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı bu kadar ağır laflar edenin ayağına Erdoğan gittiği zaman neden iki cümle kuramadın? Bu ülkenin şerefi yok mu, itibarı yok mu? Oturuyorsun, günün 24 saati CHP. Evet Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin teminatıdır, geleceğidir. Evet CHP milletin ve halkın partisidir. Finansal çöküş, ticari çöküşü getiriyor.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sancar: Hukuku kendilerinin oyuncağı haline getirdiler

    Sancar: Hukuku kendilerinin oyuncağı haline getirdiler

    Suruç Katliamı’nın kanlı dönemin başlangıcı olduğunu ifade eden HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, “Türkiye’de de 7 Haziran seçim sonuçları bir bahar müjdesi gibi gelmişti. Ama iktidarın bugünkü ortakları kararlarını 8 Haziran günü vermişlerdi. Bu baharı boğacaklardı. Suruç Katliamı o kanlı boğma planının ilk önemli adımıydı” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, partisinin grup toplantısında gündeme dair değerlendirmelerde bulundu.
    Sancar, DAİŞ’in canlı bombalı saldırısı sonucu 33 kişinin yaşamını yitirdiği Suruç Katliamı’na ilişkin konuştu. Katliamın yeni bir kanlı dönemin başlangıcı olduğuna vurgu yapan Sancar, “Suruç Katliamı, acının coğrafyasında acının tarihine kapkara bir sayfa olarak eklendi. IŞİD Türkiye’de bütün barbarlığı ile saldırmaya devam ediyordu. En son gözünü Kobani’ye dikmişti. Ama Kobani’de beklemediği bir direnişle karşılaştı. O direnişin sonucunda IŞİD yenildi. Suriye’de gerçekten baharı müjdeleyen bir gelişmeydi bu. Tam o sıralarda dünyada ve Türkiye’de Kobanê ile dayanışma etkinlikleri de yayılmıştı. Türkiye’nin de çeşitli şehirlerinden gençler bu dayanışmaya katılmak için Suruç’a gelmişlerdi. Yakılmış yıkılmış bu coğrafyada Kobani’ye çocuklara oyuncaklar götüreceklerdi. O gençler dayanışmanın zarafetini temsil ediyorlardı ve bombalarla katledildiler” dedi.
    “O DÜŞLERİ MUTLAKA GERÇEKLEŞTİRECEĞİZ”
    Suruç Katliamı’nın bir dönem noktası olduğunu vurgulayan Sancar, bu sürecin üzerinin örtülmeye çalışıldığına dikkati çekerek, “Hakikatin üstü örtülmeye çalışıldı” dedi.
    Sancar, “Suruç davası bir kara mizah örneğine dönüştü. Bugüne kadar toplam 14 duruşma görüldü. Ama olayı aydınlatmaya ve sorumluları ortaya çıkarmayı öngören herhangi bir gelişme bugüne kadar yaşanmadı, sağlanmadı maalesef” diye belirtti. Yaşamını yitirenleri anma eylemlerine yönelik polis saldırılarını da kınayan Sancar, “Ama ne düş yolcularının umutları yok edilebilir ne o miras herhangi bir şekilde kirletilebilir. Biz o mirasın sahipleriyiz, o gençlerin düşlerini emanet aldık ve sözümüz var o düşleri mutlaka gerçekleştireceğiz” diye konuştu.
    “KANLI CİNAYETİN ÜSTÜNÜ İKTİDAR ÖRTMEK İSTİYOR”
    Sancar, sözlerini şöyle sürdürdü:
    “Suruç Katliamı’ndan iki gün sonra yine aynı bölgede bir başka kanlı karanlık oyun devreye sokuldu. 2 polis memuru evlerinde katledildi. Bu olay bahane edilerek savaş politikalarına dönüş ilan edildi iktidar tarafından. Bu kanlı cinayetlerin de üstünü örtmek istiyor iktidar. Bugüne kadar hakikati aydınlatmak için yapılan tüm girişimleri engelledi, sonuçsuz bıraktı bu iktidar. Bakın sanık avukatlarından Hüseyin Atay’ın açıklamaları ibret verici bir belge olarak karşımızda duruyor. Bir polis memuru delilerle oynadıklarını itiraf etti.
    “İKTİDARIN KARANLIK SENARYOSUDUR”
    Ceylanpınar’da gerçekleşen bu cinayetler devlet ve iktidarın karanlık bir senaryosudur. Bu senaryo ile Türkiye’de Kürt sorununun yeniden savaş politikalarına dönülmek istendi ve demokrasi umutları yıkılmak istendi. Aradan geçen 5 yılda iktidar Ceylanpınar olayını konuşmak istemedi. Biz meclis grubu olarak defalarca araştırma önergesi vermemize rağmen bunların hiçbir kabul edilmedi tamamı iktidar blokunun oylarıyla reddedildi. Oysa eğer bir araştırma komisyonu kurulacak olsa çoğunluk iktidar partilerinde olacaktı. Dolayısıyla normal şartlarda korkmamaları gerekiyordu böyle bir araştırma komisyonunun çalışmaya başlamasından. Ama hayır, hakikatin konuşulma ihtimalinden bile korkuyorlar. O nedenle olayın aydınlatılmasını sağlayacak hiçbir adıma izin vermiyorlar. Bugün Ceylanpınar’da o cinayetlere ilgili dava çökmüş durumda. Böylece savaş politikalarına gerekçe yapılan o olay da ellerinden kaçmış gitmiş durumda.
    “AMAÇ UMUDUN BOĞULMASIYDI”
    Bu ülkede tam o yıllarda o günlerde heyecan verici olaylar da umut verici gelişmeler ortaya çıkıyordu. 7 Haziran 2015 bunların en önemlisiydi. 7 Haziran seçimlerinde yüzde 13’ün üzerinde oy almıştı HDP ve 80 milletvekili ile Meclis’e girmişti. Böylece özgürlük çoğulculuk ve demokrasi yolunda umutların yeşermesi mümkün olmuştu. Tıpkı Suriye’de IŞİD’in yenilmesini baharı müjdelemesi gibi, Türkiye’de de 7 Haziran seçim sonuçları bir bahar müjdesi gibi gelmişti. Ama iktidarın bugünkü ortakları kararlarını ta 8 Haziran günü vermişlerdi. Bu baharı boğacaklardı. Suruç Katliamı o kanlı boğma planının ilk önemli adımıydı. Amaç umudun boğulmasıydı, mücadelenin çökertilmesiydi, hakların buluşmasını önüne kanlı duvarların örülmesiydi. Çünkü 7 Haziran halkların buluşmasının bir zaferiydi. Kobani direnişi de halkların buluşmasının güzel bir örneği ve parlak bir zaferiydi.”
    Sonra 15 Temmuz 2016’daki o karanlık darbe girişimi ortaya çıktı. İktidar bu darbe girişimini bir ‘lütuf’ olarak gördüğünü apaçık itiraf etti. Bu lütuftan da sonuna kadar yararlandı. 15 Temmuz darbe girişimi çok şükür başarısızlığa uğradı. Çünkü silahlı herhangi bir darbe girişiminin, siyasi herhangi bir darbe oyununun asla başarılı olmasını istemeyen güçlerin başında biz geliyoruz.
    Hem 15 Temmuzla hesaplaşılması hem de bu ülkede darbelerin kaynaklarının unutulması için tek yolun demokrasi ve hukuk devletinden geçtiğini ısrarla vurguladık. Ama iktidar bu yolu tercih etmedi, kafasına koymuştu, kararlarını vermişlerdi. 5 gün sonra 20 Temmuz 2016’da OHAL ilan ettiler. Artık bir sürekli darbe ortamına girmişti Türkiye. Bu darbeler askeri güçler tarafında değil, siyasi iktidar tarafında tezgahlanıyordu.
    “HUKUKU KENDİLERİNİN OYUNCAĞI HALİNE GETİRDİLER”
    OHAL rejimi aslında geçici bir tedbir olarak düşünülmemişti. 16 Nisan 2017 referandumu ile adına Cumhurbaşkanı Hükümet Sistemi dedikleri yeni bir düzen kurdular. Bu düzen gerçek anlamda OHAL’i kalıcılaştırma anlamına geliyordu. O nedenle olağan bir yaşamın ortadan kalkması için ne gerekiyorsa yapmak zorundadır OHAL rejimi.
    Zihniyetlerin doğalarını bir gereğidir düşman ve kutuplaşma yaratmak ve gerilim üretmek. Böyle bir rejimin vazgeçilmez araçlarından biri de savaş yaratmaktır. İçeride savaş, dışarıda savaş. Ama dikiş tutmuyor bu rejim. 100 binleri aşan insanları ihraç ettiler KHK’lerle, keyfi işlemlerle. Hukuku kendilerinin bir oyuncağı haline getirdiler. Yargıyı topluma hiza vermek için bir sopaya dönüştürdüler, basını susturdular. Her itiraza şiddetle yöneldiler ama yine de dikiş tutturamıyorlar. Bu toplum bu rejime rıza vermiyor.
    “İLK SEÇİMLERDE BU İKTİDARI GÖNDERECEĞİZ”
    Bu rejim dikiş tutmuyor. Bunun son örneği, son kanıtı, yerel seçimler olmuştur. 31 Mart ve 23 Haziran 2019 seçimleri. İktidar çok büyük kaybetti. HDP demokrasi için demokrasinin önünü açmak için bir seçim politikası belirledi. Halklara toplumun bütün vicdanlı iyi insanlarına seslenen bu politika başarılı oldu. Şimdi bu mücadeleyi yeni bir aşamaya taşıyoruz. 1 Haziran’da ilan ettiğimiz siyasi tutum belgesinin bir parçası olan Demokratik Mücadele Programı’mızı büyük bir kararlılıkla hayata geçirmeye devam ediyoruz. Biz mücadelede kararlı, gücümüze inançlı olduğumuz sürece bu rejimin dikiş tutması mümkün değil. İlk seçimlerde hem bu iktidarı göndereceğiz hem de yeni hayatı inşa edecek toplumsal gücü ortaya çıkaracağız.
    “KADIN MECLİSİ HDP’NİN OMURGASIDIR”
    Geçtiğimiz hafta, HDP olarak bizleri derinden sarsan üzüntüye ve utanca boğan iki çirkin olay yaşandı. Partimize mensup iki milletvekili kadına karşı şiddet ve cinsel saldırı olaylarıyla gündeme geldiler. Bu tür olaylarla gündeme gelmek elbette bizi sarsar. Saflarımızda bu çirkinliklerin yaşanması elbette bizi utandırır. Ama HDP’nin ilkeleri sağlamdır, değerleri köklüdür. Bu değerlerin bu ilkelerin en güçlü sütunu kadın mücadelesidir. Bu parti kadın mücadelesi ile var olmuş bir partidir. Kadın Meclisi, HDP’nin omurgasıdır.
    “MENSUR IŞIK İÇİN SÜREÇ DEVAM EDİYOR”
    Kadın Meclisi bu gelişmeler üzerine hemen harekete geçti. Mensur Işık için Disiplin Kuruluna başvurdu ve derhal bu milletvekili Merkez Disiplin Kurulumuza sevk edildi. Merkez Disiplin Kurulunun süreci devam ediyor. Belli usuli işlemler var, o yüzden henüz sonuç çıkmadı. Bu usuli işlemlerin gerçekleşmesi için belli sürelere ihtiyaç var ama Merkez Disiplin Kurulumuzun gerekli kararı vereceğinden şüphe duymuyoruz.
    “KADININ BEYANI ESASTIR İLKESİ TARTIŞILMAZ”
    Diğer çirkin olay, Mardin Milletvekili Tuma Çelik’in bir kadına cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla gündeme geldi. Bu olayla ilgili Kadın Meclisimiz bir açıklama yaptı. O açıklamada da olaydan daha önce haber alındığı, haber alındıktan hemen sonra da harekete geçildiği açıkça belirtiliyor. Bu olay haber alındığında Kadın Meclisi bekleneceği üzere gecikmeden araştırmasına başladı. Yine Kadın Meclisimizin açıklamasında vurgulanan nokta; kadınla doğrudan görüşmeler gerçekleşti. Elbette bizde ‘kadının beyanı esastır’ ilkesi tartışmasız geçerli. Kadına ısrarla sorulmasına rağmen cinsel saldırı veya taciz ile ilgili herhangi bir beyanı olmadığı kayda geçildi. Ancak daha sonra kadının savcılığa başvurduğu anlaşıldı ama bizim bundan haberimiz olmadı. Bir eksiğimiz varsa budur, gecikmişliğimiz varsa budur, bunun sebeplerini araştırır ortaya çıkarırız. Kusurumuz varsa önce kendi içimizde bunların gereğini yerine getiririz. Bir eksiğimiz varsa halkımıza hesap vermekten asla kaçınmayız.
    “BİZE YÖNELİK SALDIRILARIN AMAÇLADIKLARI SONUCA ULAŞAMAZ”
    HDP olarak bizlerin kadına karşı şiddet ve kadına yönelik suçlar konusunda en ufak tereddüdü olamaz. Hiçbir şekilde hiçbir düzeyde mazeret üretmeye izin verilmez. O nedenle buradan bize yönelik saldırıların amaçladıkları sonuca uluşması mümkün değil. Biz isterdik ki bu olaylar bizim içimizde gerçekleşmiş olsa bile esas itibariyle kadın hakları için mücadelenin bir vesilesi haline getirilsin. Kadına karşı şiddetin ve cinsel saldırıların daha güçlü bir mücadele ile yok edilmesinin bir vesilesi olsun. HDP, bu olayın içimizde gerçekleşmesinden elbette utanç duyar ama gereğini yapar. Buradan daha fazla arınarak, değerlerimizi daha da güçlendirerek yürüyeceğimizden kimsenin şüphesi olmasın.
    KADIN KAZANIMLARINI BİR ERKEĞİN YOK ETMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ
    Nitekim Disiplin Kurulumuz da Tuma Çelik ile Kadın Meclisimizin yaptığı başvuruyu hızla sonuçlandırdı ve Çelik’in partiden hızla uzaklaştırılmasına, kesin ihracına karar verildi. Bütün siyasi partilerin ve devlet yetkililerin yapması gereken şey, kadına yönelik şiddetle dürüstçe mücadele etmektir. Siyasi partilerin de nerede ortaya çıkarsa çıksın bu şiddete fırsat vermeden karşısında durmaları görevleridir, sorumluluklarıdır.
    HDP olarak bizim yaptığımız da tam budur. Biz kadına karşı saldırıların her türüne karşı durduk, bundan sonra da karşı durmaya devam edeceğiz. HDP yıllardır örülen kadın mücadelesini ve kazanımlarını hiçbir gücün ve hiçbir erkeğin yok etmesine izin vermeyecektir. Bunun sözünü bir kez daha sizlere ve bütün halkımıza veriyoruz. Partiden on binlerce kadının emeği var. Bedel ödeyen on binlerce kadının emeği ile parti buraya geldi.
    “BÜTÜN GÜÇLERE, TEMİZ DEĞERLERİN AYNASINI TUTMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
    Bu mücadelede biraz önce söylediğim gibi eksikliklerimiz ortaya çıkabilir, geç kalmışlıklarımız olabilir, bunun özeleştirisini kendimize, kurumlarımıza ve halkımıza vermekten tereddüt duymayız. Biz herkesi bu gibi çok önemli konularda daha samimi ve açık ve dürüst davranmaya davet ediyoruz. Bize yapılan eleştirilerin hepsini- saldırıları demiyorum- dikkate alırız ama burada ‘senin de dibin kara’ söylemine sığınacak da değiliz. Ama gerçekler de herkesin gözü önündedir. Kadını nefessiz bırakmayı varoluşunun temeli gören güçler, elbette mesele bizim içimizde olunca söz söylesinler ama dönüp aynaya baksınlar. Biz hem içimize hem bütün Türkiye’ye hem de bütün güçlere bu temiz değerlerin aynasını tutmaya devam edeceğiz.”
  • Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın o koltukta oturmaması lazım, her gelen aldatmış!

    Kılıçdaroğlu: Erdoğan’ın o koltukta oturmaması lazım, her gelen aldatmış!

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan için, “Devletin en tepesindeki kişi aldatılma kapasitesine sahipse, o koltukta oturmaması lazım. Her gelen seni aldatmış” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.
    24 Temmuz Basın Bayramı’na dair konuşan Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de bir Basın Bayramı havası yok. Gerçekleri yazan, kalemini satmayan, Saray’a itaat etmeyen gazeteciler cezaevinde. Doğruları yazan, kalemini satmayan bütün gazetecilere şükran borçluyuz. Barış Pehlivan’ı Murat Ağırel’i, Hülya Kılınç’ı ve Müyesser Yıldız’ı selamlıyorum. Onlar kalemlerini satmazlar. Bütün cesur gazetecileri selamlıyorum” dedi.
    VAN GÖLÜ’NDE YAŞAMINI YİTİREN MÜLTECİLER
    Kılıçdaroğlu, Van Gölü’nde yaşamını yitiren mültecilere ilişkin, “Van Gölü’nde 59 kişi yaşamını yitirdi. Eğer sınırlarımız yol geçen hanına döndüyse, iktidarın bunu sorgulaması lazım. 59 kişi ülkemize nasıl girdi? Para vererek ülkemize binlerce insan girip çıkıyor. Parayla geçiyorlar. Bu paralardan kimler nemalanıyor? Rize sel felaketinde Havva Tüysüz selde 10 saat bekliyor, iç kanamadan hayatını kaybediyor. İnsana yetişmiyorsa ambulans uçaklar ne işe yarar? İnsanı kurtarmıyorsa ambulans ne işe yarar, uçak ne işe yarar. Milletvekili arkadaşlarımıza mağdur vatandaşlarla görüşün dedik. Rize’ye gittiler. Felaketten sonra giden sadece CHP’liler” diye konuştu.
    “ERDOĞAN TALİMAT ALIYOR”
    Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
    “Çiftçinin 176 milyar TL Saray’dan alacağı var. Üretici kardeşimiz, milletvekillerimize anlatmış. ‘Erdoğan’a dünyaya meydan okuyorsun bir şirkete söz geçiremiyorsun’ diyor. Çiftçi kardeşlerime sesleniyorum: Erdoğan dünya liderlerine meydan okuyan değil, talimat alandır. TMO geçen yıl fındığı 16.5-17 liradan satın alıyor. Bu yıl 24 liradan satmak için ilan veriyor. Dolayısıyla fındığa verilecek fiyat 25 liranın altında olamaz. Asıl bizi üzen nokta: Son beş yılda kilo başı 11,77 dolardan 6,35 dolara düştü fındık fiyatı… Aradaki farka ne oldu, kim götürdü? Asıl üzerinde düşünülmesi gereken soru budur.”
    PINAR GÜLTEKİN
    Kılıçdaroğlu, Muğla’da öldürülen üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’e dair, “Kadına yönelik şiddet konusunda hepimizin duyarlı olması gerek. Hakkını hukukunu savunuyoruz. İktidara sormak gerek; kadına yönelik şiddet neden artıyor, hangi gerekçelerle artıyor? Kadına yönelik şiddet giderek tırmanıyor. Bu konuda hepimizin duyarlı olması lazım. Kadına yönelik şiddetin artma nedenlerinin araştırılması gerekiyor. Hayatın her alanında olan kadın ama işkenceye uğrayan, öldürülen de kadın” şeklinde konuştu.
    Kılıçdaroğlu, kadın örgütlerinin 5 acil talebini şöyle dile getirdi: “306 kadın örgütünün temsilcileriyle bir toplantı yaptık. Bana en önemli talebinizi iletin dedim, söz veriyorum, dile getireceğim dedim. Beş acil talebi sizlerin bilgisine sunuyorum.
    * Kadın erkek eşitliğini kabul edin.
    * Kadınların hayatın her alanında eşit temsiline yönelik somut adımlar atın.
    * Şiddeti önlemeye yönelik İstanbul Sözleşmesini kaldırmaya yönelik girişimden vazgeçin.
    * 4+4 uygulamalarının zararlarını giderin. Her mahalleye kreşler açın.
    * Kadınların kazanılmış haklarını elinden alan uygulamalardan vazgeçin, kadının ev içi emeğinden doğan miras hakkına yönelik engellemelerden vazgeçin.”
    Kılıçdaroğlu, “Tarlada çalışan kadın, fabrikada çalışan kadın, ev temizliğine giden kadın, hayatın her alanında mücadele eden kadın, ‘Okula gitmek istiyorum, çocuğumu okutmak istiyorum’ diyen kadın. Öldürülen yine kadın… Bütün kadınlara sesleniyorum. Hakkınız yeniyor, hukukunuz göz ardı ediliyor. Gideceksiniz CHP’ye üye olacaksınız, bu ülkeye iyiliği, güzelliği, hakkı, hukuku siz getireceksiniz” şeklinde konuştu.
    “NE ALDATILMASI, ÇOCUK MUSUN?”
    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Fethullah Gülen Cemaatiyle ilişkilerine dair “aldatıldık” açıklamalarını hatırlatan Kılıçdaroğlu, “Ne aldatılması! Sen çocuk musun? Devletin en tepesindeki kişi aldatılma kapasitesine sahipse, o koltukta oturmaması lazım. Bir terör örgütünün en tepesindeki kişi seni aldatma kapasitesine sahipse, senin o koltukta oturmaman gerekli! Oturduğun her dakika vatana ihanet ediyorsun. Her gelen seni kandırmış. Sonra kalkıp Rabbim de milletim de bizi affetsin diyor. Peki 251 şehidin kanı ne olacak? Sen Marmaris’te saklanırken o insanlar şehit oldu” dedi.
    (HABER MERKEZİ)