Etiket: güvenç abdal ocağı dedesi sefa öztürk

  • Sefa Öztürk Dede: Newroz dünyanın en vahşi, barbar zulmünün sona ermesi umududur-VİDEO

    Sefa Öztürk Dede: Newroz dünyanın en vahşi, barbar zulmünün sona ermesi umududur-VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı mensubu Sefa Öztürk Dede, Newroz’a ve Newroz’un Alevilerdeki yerine dair PİRHA’ya konuştu. Öztürk, “Umudun tükendiği, umutsuzluğun alıp yürüdüğü, karamsarlığın bir yaşam tarzına dönüştüğü ve insanların yaşama dair bütün değerleri tükettiği bir süreçte yeni bir güne uyanmak, yeni bir günü, yeni bir yılı karşılamak önemlidir. Dolayısıyla Newroz, yeni bir güne, yeni bir dünyaya bakış açısıdır” diye konuştu. 

    Sefa Öztürk, Aleviliğin bu coğrafyanın hem inançsal boyutta, hem kimlik boyutunda çok mağdur edilen bir inanç grubu olduğunu belirterek, “Newroz, bizim inancımızda, bizim anlayışımızda eskiye dair bütün kötülükleri sonlandırarak, yeniye dair bütün güzellikleri tekrar yaşamın içerisinde egemen kılmaktır” dedi.

    “NEWROZ YENİ BİR GÜNE, YENİ BİR DÜNYAYA BAKIŞ AÇISIDIR”

    “Newroz, bizim inancımızda, bizim anlayışımızda eskiye dair bütün kötülükleri sonlandırarak, yeniye dair bütün güzellikleri tekrar yaşamın içerisinde egemen kılmaktır” diyen Öztürk, Newroz’un bütün Asya toplulukları için çok önemli bir gün olduğunu ifade etti. Öztürk, “Newroz, herkes için bir anlamda çok şey ifade ediyor. Ben diğer halklar için çok fazla cümle kurmam. Ama Newroz genel itibariyle yeni bir gün demektir. Özellikle ‘yeni’ sözcüğünü tartışmaya açmak isterim. Çünkü giderek muhafazakarlaşmaya başlayan bir dünyada her şeye, geçmişe, hatta geçmişin ürettiği dogmatizme sıkı sıkı sarılan topluluklar karşısında yeni çok değerlidir. Yeniyi anlamak, yeniyi kavramak, yeni güne başlamak. Umudun tükendiği, umutsuzluğun alıp yürüdüğü, karamsarlığın bir yaşam tarzına dönüştüğü ve insanların yaşama dair bütün değerleri tükettiği bir süreçte yeni bir güne uyanmak, yeni bir günü, yeni bir yılı karşılamak önemlidir. Dolayısıyla Newroz, yeni bir güne, yeni bir dünyaya bakış açısıdır. Yeni güne uyanmak için eskiyi eleştirerek reddetmeniz gerekiyor. Eskide neyi reddettiğinizi bilmeniz gerekiyor. Newroz, bizim inancımızda, bizim anlayışımızda eskiye dair bütün kötülükleri sonlandırarak, yeniye dair bütün güzellikleri tekrar yaşamın içerisinde egemen kılmaktır” diye konuştu.

    “NEWROZ GECE VE GÜNDÜZ EŞİTLİĞİDİR”

    Öztürk, Newroz’un eşitliğe vurgu olduğunu ve cemreyle de alakalı olduğunu ifade etti. Newroz’un mitolojik anlatımına da değinen Öztürk, Dehak kişiliğinin gece gündüz eşitliğinin, doğanın uyanışının ve doğanın bütün canlılarla birlikte yaşamı tekrar paylaşmasının da önüne geçtiğine vurguda bulunarak, “Önce kara kışı anlamak gerekiyor. Kışın hem mevsimsel, fiziki bir anlamı var, hem de insan psikolojisinde yarattığı bir depresyon hali var. Biz en karanlık günlerimizi tarif ederken kış gibi geçti ömrüm deriz. Yani zorluklar içerisinde geçen, yürüyen zaman dilimi. Örneğin kara kış, o kış çilesinde Hızır’ın gelişi bir bayramdır ama Newroz tamamen toprağın, doğanın uyanışı, bütün canlı türleri açısından artık kıtlığın bittiği ve yeni bir zamanın, yeni bir sürecin başladığı bir dönemdir. Her şey için herkes için bir umuttur. Burada ölüme ve dirime mutlak surette ciddi bir vurgu da vardır. Aynı zamanda yeni derken eskinin öldüğü, bittiği ve tükendiği anlamı vardır. Aleviliği ölmeden evvel ölmenin bir prensip olarak, bir inanç anlayışı olarak düşündüğünüzde Newroz, bu noktada tam da dirimdir. Yani o karakışın, o zorlukların, her şeyin tükenişi ve tekrar üretimin, bereketin çoğalması ve zor günlerin geride kalması anlamına gelir. Asıl vurgu ise dehakın zulmüdür. Bu, gece gündüz eşitliğinin, doğanın uyanışının, baharın gelişinin, tekrar canlıların hayat bulmasının ve doğanın bütün canlılarla birlikte yaşamı tekrar paylaşmasının da önüne geçmiştir” şeklinde konuştu.

    “NEWROZ DOĞANIN İŞBİRLİĞİDİR”

    “Yaşam ve yaşamın ürettiği değerler paylaşılmadan hiçbir canlı türünün hayatta kalması ve soyunu devam ettirmesi mümkün değildir” diye konuşan Öztürk, “Bütün canlı türlerinin ister iradeyle ister irade dışı olsun zorunlu birliktelikleridir. Hatta zıtların birliklerini de görmek mümkündür. Fakat bütün bunlar olurken bir direnişi görmemek mümkün değil. Demirci Kawa’nın zalim Dehak’a karşı vermiş olduğu mücadele ve kurtuluşa erişmesidir. Aynı zamanda Newroz bir kurtuluş demektir. Yani insanlar hangi koşullarda olursa olsun, ne kadar zorluk yaşarsa yaşasın, en karanlık süreçte dahi dünyalarını aydınlatabilmeyi başarabilmişlerdir. Aynı zamanda Newroz umudun tekrar yeşererek, dünyada en vahşi, en gaddar, en barbar zulmün dahi birgün sona erebileceği umudunu sürekli üzerinde taşımasıdır” dedi.

    “NEWROZ CEMİ, MEVSİMİN VE TOPLUMUN COŞKUSUNU ORTAYA ÇIKARMA CEMİDİR”

    Öztürk, Alevilerin yıl içerisinde dört büyük birlik cemi olduğunu belirterek, “Bunlar; Görgü Cemi, Muharrem Cemi, Hızır Cemi ve Newroz Cemidir. Bazı bölgelerde Newroz Cemi yapanlar bir Hıdırellez Cemi de yapıyorlar. Newroz cemlerinde, sohbet bölümünde Newroz’un önemi, Newroz’un ne olduğu ve bahara doğru evrilen hem mevsimin hem toplumun coşkusunu ortaya çıkarma cemidir. Her cemin aslında temel bir özelliği, temel bir vurgusu var. Cemlere baktığınızda sadece cem diye ifade etmiyoruz. Bu süreç içerisinde giderek sıradanlaştı cem sözcüğü. Cem sözcüğünün başına önemli bir karakter geliyor, önemli bir felsefe konuluyor. Örneğin Müsahiplik Cemi, Newroz Cemi ya da Hıdırellez Cemi diyoruz, hepsinin başında büyük bir olay, büyük bir felsefe var. Cem elbette önemlidir ama o büyük felsefeyi anlamak daha önemlidir” dedi.

    “DEVLET ASİMİLASYONUNU ŞİMDİLERDE ALEVİLER YÜRÜTÜYOR”

    “Biz, korkunç bir asimilasyon altındayız”  diyen Öztürk, devlet eliyle ve devletin genel politikasıyla birlikte yürütülen bu asimilasyonun şimdilerde ise Alevilerin eli yürütüldüğüne dikkat çekti. Öztürk, “Çünkü hep dışarıda düşman ararken içimizi görmüyoruz, kendimize bakamıyoruz. İnsanın kendisine bakmasında fayda var. Biz kendimizi sorgulamaktan korkuyoruz. O kadar çok kabahati ve kusurları başkalarında arıyoruz ki, o aradığımız esna da kendimizi putlaştırıyoruz. Bugün Alevilik kendi kendini asimile ediyor, ümmetleşiyor ve cemaatleşiyor. Cemevi cemaati bir cami cemaatine dönüşüyor. Bu bizim kendi gerçeğimiz ve bu gerçekleri konuşmaktan da korkuyoruz. Korktuğumuz gibi bunu bir tartışmaya da açmamız gerekirse, dinin yarattığı bir rant var. Bu din olan, inanç olan her yerde var. Zaman içerisinde inançlar bir rant oluşturuyor. Alevilik de bir rant oluşturuyor. Bunları görmemiz, telaffuz etmemiz gerekir. Birileri kızacaktır, öfkelenecektir, bağıracaktır hatta deyim yerindeyse hakaret edeceklerdir. Ama gerçeğimiz budur. Alevilik bugün daha çok Alevilik üzerinden görünmüyor da bu rantiye grubu Aleviliğin sanki gerçek temsilcisi ya da Aleviliğin kendisiymiş gibi sunuluyor” diye vurguladı.

    “BUGÜN ALEVİLİĞE CİDDİ BARİKATLAR OLUŞTURULUYOR”

    Hiçbir düşünce, akım ya da maddenin olduğu yerde durmadığına, bir hareketin, hareketliliğin içerisinde, büyük bir değişim geçirdiğine vurgu yapan Öztürk şunları kaydetti:

    “Kim barikat koyarsa aslında o barikatı koyan yok oluyor. Bugün Aleviliğe ciddi barikatlar oluşturuluyor. Kendisine devri daim diyen, büyük bir değişim ve dönüşümü savunan bu inanç ne yazık ki kendi değerlerinden hızla uzaklaşarak statik, dogmatik, tartışılmaz, konuşulamaz, erişilemez bir duruma doğru götürülüyor. Hatta böyle bir anlayış somut hale gelirken çok tehlikeli işler de yapıyor. En başından da bir muhabbet dili olan, bir muhabbet konusu olan, bir muhabbet felsefesi olan Aleviliğin sohpet ve muhabbet bölümü yok ediliyor. Yani o konuşma bölümü; doğayla konuşan, çiçekle, böcekle, kuşla konuşan Alevilik, Enel Hak diyen Alevilik, bugün kullaşıyor, cemaatleşiyor demekten kastım da budur. Düşünmüyor, tartışmıyor, sadece alışkanlıklara dayalı rutin bir anlayışa doğru gidiyor. Bu gelişimini durdurmak, Aleviliği başka bir boyuta götürmek durumuyla eşittir. Bu da Aleviliğin kendisi açısından çok tehlikelidir. Bunları mutlaka görmek gerekiyor.”

    Diren SATI / İSTANBUL

  • ‘Hakk’a uğurlamada Aleviliğin ritüeline itiraz ediliyor, itibarsızlaştırılıyor!’

    ‘Hakk’a uğurlamada Aleviliğin ritüeline itiraz ediliyor, itibarsızlaştırılıyor!’

    PİRHA- Alevi inancına göre Hakk’a uğurlama erkanlarına dair son dönemlerde dıştan müdahale ve saldırıları yorumlayan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk, “Çünkü cenaze yumuşak karın, en duygusal olunan süreç ve burada Aleviliğin ritüeline itiraz ediliyor. Aleviler böyle yapamaz deniyor. Aleviliğin kendi adına bir inisiyatif geliştirmesine müsaade edilmiyor” dedi. 

    Hakk’a uğurlama erkanlarında Alevi inancında yeri olmayan uygulamaların hız kazandığı ve gelen itirazlara karşı saldırıların giderek şiddetini arttırdığı bir dönem yaşanıyor.

    Hakk’a yürüme erkanları üzerindeki tartışmalar ve genel asimilasyon politikalarına karşı Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) bünyesinde oluşturulan inanç kurullarının ortak aklı ile büyük bir heyecanla hayata geçirilen eğitim çalışmaları belli bir duruş yakalamış ise de Hakk’a uğurlama erkanı konusunda yeterli gelemiyor.

    Tabelalarının başına Alevilere dair toplumsal değerlerin ismini koyan Şia yoğunluklu bu çevreler, Hakk’a yürüme erkanına karşı “Alevi itikadında cenaze erkanı” ismi ile kitapçıklar basarak, “Tabut önünde saz çalanlara, cenaze namazını yasaklayanlara, 12 İmam yolunu terk edip başka yol mezheplere uyanlara itirazımız var” diyerek, bu yolla diğer Alevi kurumlarını ve süreklerini kolaylıkla dışlayıp, Alevi toplumunun içerisine kolay nüfuz etmek istiyorlar.

    Sanatçı Engin Nurşani’nin Hakk’a yürümesinin ardından tekrar hız kazanan Hakk’a yürüme erkanına yönelik Şia yoğunluklu bu örgütlü saldırılar ve Alevilerin bu müdahalelere yönelik duruşlarını Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk ile konuştuk.

    “ALEVİLİK HAKK’A YÜRÜME ERKANINDAKİ İNİSİYATİFİ ELİNDEN ALINIYOR”

    PİRHA: Son günlerde Hakk’a yürüyen Engin Nurşani’nin uğurlanmasında devriye ve mersiye okuyan sanatçılar Şia yoğunluklu çevreler tarafından saldırıya maruz kaldılar. ‘Sazla, sözle cenaze mi kaldırılır?’ şeklinde tartışmalar başladı. Keza buna karşı duran ve söz söyleyerek itiraz eden gür bir ses vardı. Genel olarak dışarıdan örgütlenmiş bu aklın müdahalesi ile gerçekleşen bu saldırıların altında yatan sebep nedir? 

    SEFA ÖZTÜRK: Aleviliğin en fazla asimilasyona uğratıldığı alan Hakk’a yürüme erkanları. Çünkü yumuşak karnı ve herkes ile birlikte yapılıyor.  Bütün inançların bir ritüeli var iken maalesef Aleviliğin bu konudaki inisiyatifi elinden alınmak isteniyor. Aleviliği bağlamadan, deyişlerden ve nefeslerden kopardığınızda zaten hiç bir şey kalmıyor. Alevilik tamamen tarihi nefeslere, deyişlere bağlıdır. Sözel kültürler süreklerin tekrarıdır. Dolayısıyla ben babamdan, babam da babasından gördüklerini tekrarlar. Bu da tarih içerisine süreğe ve devriyeye dönüşür. Böyle olmasına rağmen cemi, muhabbeti ve ahiret algısı farklı olan Alevilik ne yazık ki cenazede boğulmak isteniyor. Çünkü cenaze yumuşak karın, en duygusal olunan süreç ve burada Aleviliğin ritüeline itiraz ediliyor. Aleviler böyle yapamaz deniyor. Aleviliğin kendi adına bir inisiyatif geliştirmesine müsaade edilmiyor. Sırrı Alevilikten çıkardığınızda geriye de pek bir şey kalmıyor. Ciddi anlamda bu hakka uğurlama erkanlarına yoğunlaşmak gerektiğini düşünüyorum. Eğer Aleviliği savunacaksanız buradan savunacaksınız ve bir önlem alacaksınız. Nikah erkanı, doğum erkanı, kabir erkanı ve cem erkanını savunup, Hakk’a yürüme erkanını savunmazsınız bu diğerleri sadece usule dönüşür.

    “ALEVİLİK HAFİFSENMEK İSTENİYOR”

    Aleviliğin bütün erkanları sırra dayalıdır. Hakk’a yürüme erkanı bağlamadır ve bir canı vardır. Bütün duygu, düşünce ve felsefelerini onun içine koymuşlardır. Her alanda olan bağlamaları neden orada olmasın? Alevilik hafifsenmek de isteniyor. Yani, ‘davul, dümbelek cenaze mi uğurlanır?’ deniyor. Burada Alevi kültürüne, deyişine, sanatına çok büyük bir hakaret var. Alevi tanrısı ile muhabbet edendir, aracı da bağlamadır. Oradan konuşur, dileklerini söyler. Name ya da müzik tanrının ilk konuşma dilidir. Siz Alevilere böyle hakaret edemezsiniz.

    Bırakın Aleviler diledikleri gibi yapsın. Aleviler havraya, kiliseye, camiye müdahale ediyor mu? Gidip ayinler yanlıştır diyor mu? Bırakın Aleviler kendilerine ait bütün değerleri kendi dilince, felsefesi ve ritüeline uygun yaşasın.

    “ALEVİLİĞİN SUÇMUŞ GİBİ HIRPALANMASINA MÜSAADE EDİLMEMELİ”

    Hakk’a yürüme ekranında bir Alevi ‘hocası’ taktığı sarığı ile Kuran’dan sureler okuyup namaz kıldırdı. Tepkiler geldi. Bir ömür kendi inancı ile yaşayan bir Alevi neden son anında farklı ritüeller ile toprağa sırlanmak istensin ki? Ayrıca asimilasyona karşı durduğunu söyleyen kimi cemevleri, kurum başkanları ve yöneticiler bu duruma söz söylemekten, itiraz etmekten geri kalıyor. Bu içten bir asimilasyon değil midir?

    Aleviler kendi içerisinde Şialaşmış ve Alevi olur isem başıma iş alırım diyen bir toplulukla karşı karşıya. Sessiz kalmak ile zulmün yanında yer almak arasında çok fark yok. Maalesef buna itiraz edilmiyor. Hep birlikte Aleviliğin iğdiş (görevini yapamam) edilmesini seyrediyoruz. Omurgasız yaşamak mümkün değildir. Alevilik omurgalı davranmak zorundadır. İnancın başkalarının içerisinde tartışılır duruma getirilmesi de başka bir sorundur. Bu kadar mı özgüvenden yoksun olunur? Alevilik ayıp ve suç imiş gibi sürekli savunmak durumunda kalınması kabul edilebilir değildir. Alevilik başını yukarıya kaldırmak zorundadır. İnançlar insanların onurudur, onursuz insanlar yaşayamaz. İnançları sadece dini bir argüman olarak da anlamak doğru değil. Aleviler kendi inancına ve felsefesine inanmak, güvenmek zorundadır. Güvenecek ve inanıyor olacak isek suskun kalamayız. Kendi inancının böyle hırpalanmasına, üzerinde tepinilmesine asla müsaade edilmemelidir.

    “HAKK’A UĞURLAMADA TOPRAĞIN ALTINA GİDEN BEDENDİR”

    Neden Hakk’a uğurlama erkanı deniyor peki? Bunu biraz açabilir misiniz?

    Bu bir devriye inancıdır. Vardan var olmaya inanıyoruz ve ölüm diye bir kavram yoktur. O Hak katıdır. Hak kapısı insanın Hak ile Hak olduğu kapıdır. Hak ile buluştuğunuz o an sosyal dünyadaki hacminizi kavrarsınız. Dikkat ederseniz ‘yerin gönüller olsun’ deriz. Asıl hakikat, gerçek olan odur. O hakikatin içerisinde yer alabiliyor iseniz gerçeksiniz.

    Bizde ilk önce ölüm yoktur. Toprağın altına giden bedendir. Hakk’a uğurlama erkanı bir yönüyle bedeni toprağa verme, canı da canana uğurlama erkanıdır. Öğretimize göre bir can Hakk’a yürüdüğünde, yani bedeni toprağa döndüğünde, bilinç ve inancı ortada kalır. Hakk’a yürüme erkanı bir yönüyle geride kalan bu bilinçle inanca sahip çıkmadır.

    “ÜZÜLEREK SÖYLÜYORUM Kİ İTİRAZ NOKTASINDA OLANLAR ALEVİLER”

    Siz bu noktada hizmet yürüten ve emek veren bir dedesiniz. Hakk’a uğurlama erkanında karşılaştığınız zorluklar var mı? Tepkiler nasıl?

    Var tabi ki. Maalesef üzülerek söylüyorum ki itiraz noktasında olanlar Aleviler. Diğer inançlardan birçok arkadaşlarımdan ‘Biz de Hakka böyle uğurlanmak isteriz’ diyenlere çok denk geldim. Alevilik bir tamaşadır. Belirli bir görselliği de arz eder. Orada ne olduğunu görebilir ve anlayabilirsiniz. Bizde ilk önce ölüm yoktur. Toprağın altına giden bedendir. O erkanda ise asıl ölüm,  Alevilerin topyekün öldürülmeye çalışılmasıdır. Dolayısıyla bizde çok yoğun sorunlarla karşılaşıyoruz. Her şeyden önce cesur değiliz. Düzenin kendi konumundan kaynaklanan bir güç sevdası da var. Güce karşı bire tapınma, boyun eğme var. İtiraz ediyorum, karşıyım diyor ama zamanı gelince karşı duruş iradesini gösteremiyor. Bu olay vuku ettiğinde karşıyım diyenlerin hiçbirini yanımızda bulamıyoruz. İncitir diye korkuyorum ama; ciddi anlamda bizler artık başkalarına keza benziyoruz. Siyasallaşan dini kendilerine rant, çıkar haline getirenlere, istismar edenlere öykünüyoruz ve onlar ciddi anlamda prim yapıyor. İrtifa, güç kaybettiğimiz üzücü noktalardan biri de budur.

    “ALEVİLİĞİ İTİBARSIZLAŞTIRMAK İÇİN CÜMLE KURMAYIN”

    Sizin Alevi toplumuna, Alevi kurumlarına ve yöneticilerine Hakk’a uğurlama erkanları ile genel bir çağrınız var mı?

    Her şeye rağmen inatla direnen, yolun değerleri kendisini buluşturmuş ve değerler uğruna emek harcayan birçok dostumuz var. Bu bir umuttur. Umut edebileceğimiz çok nitelikli bir gençliğimiz var. Kalıplaşmış düşünceler ile uğraşırken asıl onları ihmal ediyoruz.

    İnançlar özgür olmalıdır. Hiç kimseyi eleştirmediğiniz yerde salt Alevilere laf söylemek için eleştirmeyin. Onları toplum nezdinde itibarsızlaştırmak için bir cümle kurmayın. Alevilik gibi evrensel, doğaya can diyen bir inancı yüceltmek için elinizden geleni yapın. Hiç bir şey yapmıyorsanız kötülük yapmayın, ayaklara çelme takmayın. İnancınızdan utanmayın. Herkesi koruyabilecek, yaşatabilecek bir inanç. Bugün en fazla ihtiyaç duyduğumuz şey insanca can niteliğinde yaşayabilmek, onurlu yaşamak ve nefes almak.

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

     

  • Sefa Öztürk Dede: Alevilik kendi coğrafyasında halen yasaklı, eli ayağı bağlı

    Sefa Öztürk Dede: Alevilik kendi coğrafyasında halen yasaklı, eli ayağı bağlı

    PİRHA-Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Almanya’da Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Alevilik inancını bir inanç toplumu olarak en üst seviyede tanımasının sevindirici olduğunu söyledi. Öztürk, “Karar bizler için sevindirici. Alevilik yeryüzünde en eski kadim inançlardan olmasına rağmen devlet düzeyinde tanınmıyor. Hakkı ve hukuku teslim edilmiyor” diyerek Aleviliğin halen kendi coğrafyasında yasaklı bir inanç olduğunu hatırlattı.

    Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun Alevilerin bir inanç topluluğu olarak kabulü kararı sonrasında Aleviler kamu tüzel kişiliği kazandı ve böylece Aleviler Almanya’da bir inanç toplumu olarak en üst seviyeden tanınmış oldu.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Aleviliğin kendi coğrafyasında halen eli ayağı bağlı bir inanç olduğunu hatırlatırken, asıl olan Alevilik mücadelesinin hakikat olduğu ve bunun etrafında birleşip mücadele etmek olduğuna vurguda bulundu.

    “ALEVİLİK KENDİ VATANINDA YASAK, COĞRAFYASINDA TUTSAK”

    Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti Parlamentosu’nun aldığı kararın sevindirici olduğunu belirten Öztürk, Aleviliğin kendi coğrafyasında halen yasaklı olduğuna dikkat çekti. Öztürk, “Alevilik açısından hiç olmaz ise sevindirici bir karar. Katkıları olan arkadaşlarımızın emeklerine, yüreklerine sağlık. Fakat çok garip yanı var. Alevilik yeryüzünde en eski kadim inançlardan olmasına rağmen devlet düzeyinde tanınmıyor. Hakkı ve hukuku teslim edilmiyor.. Halen kendi coğrafyasında yasaklı bir inanç. Asıl olan mücadelenin bu coğrafyada değerli olduğunu düşünüyorum. Kendi vatanında yasak, coğrafyasında tutsak bir inanç. Avrupa ve diğer ülkelerdeki bu kararı önemsiyoruz” diye konuştu.

    “ALEVİLİĞİ TANIMLAMAK ALEVİ MÜCADELESİNİN ÖNÜNE GEÇTİ”

    Öztürk ayrıca, Almanya’daki bu tanınmışlığın ülkeye olumlu bir yansıması olarak Alevilerin hak arama mücadelesine tekrar bir ivme kazandırması ve daha yukarıya taşıması gerekliliğine dikkat çekti. “Aleviliği tanımlamanın mücadelesi, Alevilik mücadelesinin önüne geçmiştir” gerçekliğine vurguda bulunan Öztürk, Aleviler içerisindeki bu kısır tartışmaların Aleviliği geriye attığına değinerek şöyle konuştu:

    “Aleviliğin kendi doğduğu yerde eli ayağı bağlı ketum ise ne kadar anlamlı olur bilemiyorum. Kısır, geleceği olmayan ve Aleviliğin bütün enerjisini harcayan tartışmaları boş buluyorum. Birbirleri ile aynı düşünmek zorunda değiller. İnançları benim gibi inanacaksın diyerek bir baskı aracına dönüştürmek doğru değil. Eğer ırkçılığa karşı isek herkesi kendimize benzetmemizin ırkçılık olduğunu kabullenmek zorundayız. Bizim mücadelemiz Aleviliğin hak ettiği yeri almasıdır. Ciddi anlamda gasp edilen Alevi hakları var. Aleviliği tanımlamanın mücadelesi, Alevilik mücadelesinin önüne geçmiştir. Bu tartışmalar Aleviliğin kültürel birikimlerini, mücadele geleneğini, hoşgörü ve demokrasi geleneği aşağıya doğru çekiyor. Devlet ve Alevi gruplarda dahil herkes kendi Alevisini yaratma mücadelesi veriyor. Ama hakikat olan Alevilik başka bir yerde duruyor”

    “ALEVİLİK ÇIKAR DÜNYASINDAN ARINMAK ZORUNDA”

    Alevilik içerisindeki bu geri götüren tartışmaların bir an önce sonlandırılması çağrısında bulunan Öztürk, Alevilik mücadelesinin hak, hakikat olduğu ve bunun etrafında birleşip mücadele etme zorunluluğuna işaret etti.

    “Alevilik bu çıkar dünyasından arınmak zorundadır. Herkes kendi bağımsız, özgür ve özgün düş dünyasıyla hareket etmek zorundadır” diyen Öztürk, Alevilerin bu karakteri kazanamaması durumunda yürüyeceği yolunun da olamayacağını ifade etti.

    “CİDDİYETSİZ TARTIŞMALAR VAR”

    Sefa Öztürk Dede, şunları kaydetti:

    “Ciddi bir gizli özne biçiminde bir mülkiyet birikmiştir. Bu mülkiyet herkesin farkında olarak ya da olmayarak savunduğu bir durumdur. Kendi özel çıkarlarınızı, özel dünyanızı, tasarruf dağınızı, planlarınızı, ön yargılarınızı Alevilik diyerek sürekli başkalarına dayatırsınız. Alevilik bu çıkar dünyasından arınmak zorundadır. Kimse mülkiyet değildir. Herkes kendi bağımsız, özgür ve özgün düş dünyasıyla hareket etmek zorundadır. Bu karakteri kazanamazsa Alevilerin yürüyeceği yol da yoktur. Alevilik üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir inançtır. Bugün çok ciddiyetsiz tartışmalar, muhabbetler üzerinde durulmaktadır.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Dede Öztürk’ten Diyanet tepkisi: Sen kimsin ki bir ocağa dede atıyorsun!-VİDEO

    Dede Öztürk’ten Diyanet tepkisi: Sen kimsin ki bir ocağa dede atıyorsun!-VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı dedesi Sefa Öztürk, Tunceli Cemevi Başkanı’nın Diyanet’ten cemevine imam hatipli kişilerin dede olarak atanması talebinin kabul edilmeyeceğini belirterek, bunun ocaklar sistemine bir saldırı olduğunu vurguladı. Bunun Aleviliğin doğasına aykırı olduğunu belirten Öztürk, “Ocaklar bugün mutlaka bir deklarasyon yayınlamalı ya da biraraya gelmeli” dedi. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın Tunceli Cemevi’ni ziyareti sırasında kendisinden cemevine imam dede atanmasının talep edilmesine tepki gösterdi. Öztürk, Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un Diyanet’ten imam hatip mezunu iki kişinin cemevine dede olarak atanmasını talep etmesinin Alevice bir tavır olmadığını kaydetti.

    “ALEVİLER KENDİ ELLERİYLE İNANÇLARINI BOĞUYOR” 

    önceden Alevilere egemen güçlerin saldırdığını şimdi ise Alevilerin kendi elleriyle inançlarını boğmaya çalıştıklarını vurgulayan Öztürk, yıllardır fiziki saldırılara maruz kalan Alevilerin bugün ideolojik ve inançsal boyutta bir saldırıyla karşı kaşıya olduklarını belirtti. Dersim’in özellikle seçilerek oranın doğasına, havasına, suyuna, kimliğine, kişiliğine bir saldırı olduğunu ifade etti.

    “CEMEVİ ÖZELİNDE DERSİM TOPRAKLARINA BİR SALDIRI VAR”  

    Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Aynı zamanda Dersim özellikle seçilerek doğasına, havasına, suyuna, kimliğine, kişiliğine de bir saldırı var. Bir inancı tanımlarken sadece kutsal kitaplar, sözler üzerinden değerlendirilemez. Her inancın aynı zamanda bir coğrafyası, bir mekanı, evi var. Alevi inancında binalar kutsal değildir. Alevi inancında doğanın kendisi kutsaldır. Hava, su, ateş, toprak. Yani onları savunamadığınız sürece orayı vatan yapamazsınız. Bugün o Tunceli Cemevi özelinden Dersim topraklarına bir saldırı var. Bugün Alevilerin yaşadığı bölgeler hızla demografik değişikliklere uğruyor. Oralarda Aleviler azaltılıyor. Bilerek Alevilerin yoğun olduğu bölgelere Suriye’den gelen şaibeli insanlar yerleştiriliyor. Bu coğrafyanın insanları aşsız ve işsiz gezerken onlara büyük bir para ödeniyor. Bu neyin karşılığı? Hiçbir şey doğada boş değildir, her şeyin bir karşılığı vardır. Bunlar mutlaka bir hazırlıktır diye düşünüyorum.

    “NEDEN DERSİM?”

    Alevilerin bağlı olduğu coğrafyalar büyük bir saldırı altında. Şimdi biz bunları da görmek zorundayız. Tesadüfen değil, Diyanet İstanbul’da, Ankara’da yüzlerce cemevi dururken eğer bir ziyaret gerçekleştirecekse neden Dersim? Bunun üzerinde biraz daha durulması gerektiğine inanıyorum. Oradan çözmeye çalıştıkları bir Aleviliği Türkiye genelinde çözebileceklerine inançları var ve oranın havasına, suyuna, toprağına bir saldırıdır aynı zamanda. Bizler bunları kesinlikle Alevi kabul etmiyoruz. Bu Alevilik değil, bu başka bir şey. Dolayısıyla biz Alevler bu tür saldırıların karşısında direnmeye, düşüncelerimizi, toprağımızı, havamızı, suyumuzu, güneşimizi savunmaya devam edeceğiz.”

    “ALEVİLİĞİN DİYANET’İN ÜST AKLINA İHTİYACI YOK”

    Aleviliğin Diyanet’in üst aklına ihtiyacı olmadığını hatırlatan Öztürk, Aleviliğin yıllardır bu coğrafyada kadim bir inanç olarak kendini var ettiğini, bundan sonra da böyle olacağını kaydetti. Aleviliği farklı taraflara çekmek isteyenlerin, Şiileştirmek, Sünnileştirmek, asimile etmek isteyenlerin kendilerinden olmadığını ifade eden Öztürk, ellerinden geldiği kadar Alevi inancını, felsefesini, değerlerini, pirlerini, ocaklarını, taliplerini, aşıklarını, sadıklarını var etmeye çalışacaklarına işaret ederek zaman zaman bu gerilemelerin olabileceğini belirtti. Tüm gerilemelere ve eksikliklere rağmen Aleviliğin kendisini tekrar diriltmeyi başarabileceğini dile getiren Öztürk, “Alevilik yüzlerce tuzaktan geçmiştir. Kendi değerini, kendi ahlak anlayışını, sorgu anlayışını, görgüsünü, o cem anlayışını bırakmayacaktır. Terk eden kendi adına terk eder. Biz onlara dönek, tarihine ihanet eden, değerlerine ihanet eden gözüyle bakıyoruz” dedi.

    “OCAKLAR SİSTEMİNE BİR SALDIRI VAR”

    Diyanet ile görüşüp Aleviler adına bir şeyler talep edenlerin ‘Aleviler’ diye değerlendirilmemeleri gerektiğine dikkat çeken Öztük, “Bunlar adı Alevi soyadı başka bir şey. İşin özünde bunları sinsi, kurnaz, tuzak kuran, insanları aldatmaya ve kandırmaya çalışan bir grup olarak değerlendirmekte fayda var” şeklinde ifade etti.

    Cemevine dede atanmasının başlı başına ocaklar sistemine bir saldırı olduğuna vurgu yapan Öztürk, şunları belirtti:

    “Her ocak kendi piri ve kendi talibiyle ilişkilidir. Ocaklar sistemini çözdüğünüzde Aleviliği çözersiniz. İşin özünde ocakların bugün buna karşı bir tavır göstermesi gerekir. Çünkü ocak sistemine karşı müthiş bir saygısızlık var. Hiçbir talip başka bir ocağın pirine ikrar vermek zorunda değil. Kendi ikrarlı olduğu ocaklar vardır onu sorgulayabilecek, onunla cem tutabilecek, onun sorunlarını çözebilecek. Yani onun görgüsünü yapabilecek, musahip cemini bağlayabilecek kendi ocak dedeleridir. Sen kimsin ki bir ocağa dede önerebiliyorsun, atayabiliyorsun. Aleviliğin öyle bir kültürü, öyle bir tavrı yok, öyle bir anlayışı yok. Ocaklar bugün mutlaka bir deklarasyon yayınlamalı ya da biraraya gelmeli. Çünkü bu bize büyük bir saygısızlıktır. Bizde özgür irade ile seçilir dede. Dedeyi talip seçer. Kimse talibe dede öneremez, pir öneremez, mürşit öneremez. Her mürşit ve her talip kendi ocak sistemi içerisinde birbirleriyle haşır neşir olur, birbirini görgü, sorgu noktasında yargılar, birbirine ikrar verir. ‘Benim önerdiğime benim gönderdiğime ikrar vereceksin’ bu Aleviliğin doğasına aykırı. Bu kabul edilebilir bir şey değil, tartışılamaz dahi. Yani kimsin ki Alevilere sen dede öneriyorsun, hangi akılla. Bu inanç icat etmek, inancı deforme etmek, hırpalamak demektir. Onun üzerinde tepinmek demektir. Bu inancın üzerinde bugün birileri çıkmış tepiniyor. Bu asla kabul edilebilir bir şey değil. Bu hem tutmaz hem bunu biz kabul edemeyiz. Ocaklar kabul edemez, ocakzadeler kabul edemez. Yıllarca varlıklarını talipleri, rayberleri, zakirleri ve mürşitleri, pirleri üzerinden sürdüren Alevilik bugün bu tür Alicengiz oyunlarıyla alaşağı edilmek isteniyor. Buna asla izin veremeyiz.”

    “HİÇBİR DERNEK ARTIK ALEVİLİĞİ TEMSİL ETMİYOR”

    Alevi kurumlarının ciddi anlamda zayıflık gösterdiklerini söyleyen Öztürk, “Ben hiçbir derneğin artık Aleviliği temsil ettiğine inanmıyorum. Alevilik farklı bir mecrada duruyor. Bakın Alevilik somut olarak bir yerde duruyor. Ne derneğin içinde, ne inanç kurulunun içinde ne de diğer tarafta. Alevilik kendini yeniden gizlemek ve saklamak zorunda hissediyor şu anda. Çünkü gördüğü yerde ifade edilen Alevilikle onu yaşadığı Alevilik arasında korkunç bir tezat var. Biz bu zıtlıkları aşmak zorundayız.” dedi.

    Aleviliğin inanç içerisinde örgütlülüğünü aşağıdan yukarıya doğru yarattığını dile getiren Sefa Öztük Dede, Alevi kurumlarının ciddi anlamda kendini tekrar gözden geçirmesi gerektiğini de ekledi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Pir Sefa Öztürk: Alevi erkanlarını sabote edenleri kınıyorum; çekin ellerinizi

    Pir Sefa Öztürk: Alevi erkanlarını sabote edenleri kınıyorum; çekin ellerinizi

    PİRHA- Alevi toplumu tarafından kabul görmeyen kişilerin yönetiminde olan Çerkezköy Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı’nın hazırladığı “Alevi itikadında cenaze erkanı” adıyla yayınladığı kitapçığa Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk tepki gösterdi.  Öztürk, “Sürekli Aleviliği ya Şia ya da Sünniliğe yapıştırmak isteyenleri, Alevi erkanlarını sabote etmek isteyenleri kınıyorum. Aleviliğin üzerinden ellerinizi çekiniz” dedi. 

    Alevi yurttaşların cenazelerinde saz çalınması ve deyişler, nefesler söylenmesine karşı çıkan ve tartışmalı isimlerin yer aldığı Çerkezköy Hacı Bektaş Veli Derneği Ehlibeyt Dergahı’nın bir kitapçık basıp dağıttığı  ortaya çıktı. Bu kitapçığı bastıranlar arasında Sinan Boztepe adlı kişinin de olduğu öğrenildi.

    Alevilerin Hakka Yürüme erkanına karşı basılan kitapçıkta, “Tabut önünde saz çalanlara, tabut etrafında semah dönenlere, cenaze namazını yasaklayanlara, 12 İmam yolunu terk edip başka yol mezheplere uyanlara itirazımız var” ifadeleri yer alıyor.

    “ALEVİYİ BİR BAŞKA ALEVİYLE YOK ETME POLİTİKASI”

    “Alevi itikadında cenaze erkanı” adıyla yayınlanan bu kitapçığa Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk tepki gösterdi.

    Alevi asimilasyonunun bir devlet politikası olarak varlığını sürdürdüğüne işaret eden Öztürk, devletin zaman zaman Alevilerden kendilerine ittifak seçerek Aleviyi bir başka Aleviyle yok etme politikası güttüğünü kaydetti. “Alevilik bir değerler toplamıdır, kendi inancını yaşaması hep engellenmiş ya da değiştirilmeye çalışılmıştır” diyen Öztürk, ağır asimilasyon politikalarının gerçek anlamda Alevice mücadele edenler tarafından boşa çıkarılacağını belirtti.

    “ALEVİ ERKANLARINI SABOTE ETMEK İSTEYENLERİ KINIYORUM”

    Aleviler üzerindeki sürekli bir yok etme ve asimile etme anlayışının hızlanarak devam edeceğine vurgu yapan Öztürk, Alevi yöneticilerin tutuklanmasının tesadüf olmadığını ifade etti.

    Öztürk, “Karşımızda bizi tamamen değiştirmeyi kafasına koymuş bir anlayış var. Bizler de bunun karşısında daha kararlı ve bilinçli örgütlü bir Alevi duruşuyla mücadele edeceğiz. Bu sorun Alevilerin kayıtsız şartsız birliğini ve dirliğini sağlamakla aşılacaktır” dedi.

    Öztürk, Alevi erkanlarını sabote etmek isteyenlere ise şöyle seslendi:

    “Sürekli Aleviliği ya Şia ya da Sünniliğe yapıştırmak isteyenleri Alevi erkanlarını sabote etmek isteyenleri kınıyorum. Aleviliğin üzerinden ellerinizi çekiniz.”

    (HABER MERKEZİ)


    Sefa Öztürk Dede


    Sinan Boztepe

  • Sefa Öztürk Dedenin annesi Fadime Öztürk Ana Hakk’a yürüdü

    Sefa Öztürk Dedenin annesi Fadime Öztürk Ana Hakk’a yürüdü

    PİRHA-Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk Dedenin annesi Fadime Öztürk Ana Hakk’a yürüdü. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk’ün annesi Fadime Öztürk Ana tedavi gördüğü hastanede Hakk’a yürüdü. Bir süredir yoğun bakımda olan Fadime Ana, kalp ve tansiyon hastasıydı.

    Fadime Ana’nın cenazesi bugün Gülsuyu Cemevi’nden Ordu Gürgentepe’ye götürülecek.

    Hakk’a yürüme erkânı yarın Ordu Gürgentepe’de yapılacak olan Fadime Öztürk, toprağa sırlanacaktır.

    Fadime Ana cemlerde posta da oturup erkan yürütüyordu.(HABER MERKEZİ)