Etiket: güvenç abdal ocağı

  • Dede Çolak: Hakk’a Uğurlama Erkanları ile ilgili sıkıntılar yaşıyoruz! -VİDEO

    Dede Çolak: Hakk’a Uğurlama Erkanları ile ilgili sıkıntılar yaşıyoruz! -VİDEO

    PİRHA-Hakk’a Uğurlama Erkanları ile alakalı Samsun, Ordu bölgesinde çok ciddi sıkıntılar yaşadıklarını belirten Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak, “Genel olarak bu sıkıntıları yaşasak ta gün geçtikçe biraz daha inancımıza uygun hale getirmeye çalışıyoruz” dedi.

    Hakka Uğurlama Erkanları ile ilgili Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak PİRHA’ya konuştu.

    “İNANCIMIZ ÜZERİNDE ARAPÇA DUALAR VE HATİMLER HALA ETKİLİ”

    Hakka Uğurlama Erkanlarını aslına uygun olarak yapmayı bir bütün başaramadıklarını belirten Çolak, Arapça dualar, hatimler gibi birçok şeyin hakimiyeti hala  günümüzde dahi devam etmekte olduğuna dikkat çekti.

    Kendi taliplerinin Hakka Uğurlama Erkanı’nda Türkçe birkaç kelam edebildiklerini söyleyen Çolak, “Talibimizin cenaze erkanında bulunuyor isek kendi adıma Hakk’a uğurlamakta olduğumuz canımızın tıpkı bir görgü cemindeymişiz gibi rızalığını, helalini alıp onunla alakalı üç beş kelam edip bir gülbenkle uğurlamaya gayret ediyoruz” dedi.

    Hakka Uğurlama Erkanı yürütürken tereddütler yaşandığına dikkat çeken Çolak, “Alevi cenaze erkanı ya da genel anlamdaki cenaze erkanı zaten duadan  ibarettir. Bir insanın yaşadığı şekliyle, gülbanklerle uğurlanması esastır. Ancak bunu yapmamıza rağmen işte eksik kaldı gibi, ne olmadı gibi ya da bir de cenaze namazı kılınsa mıydı? Ya da işte Arapça bir şeyler okunsa mıydı? Ya da okunmadığı için acaba eksik mi kaldı? gibi durumlar yaşanıyor” diye belirtti.

    “HAKKA UĞURLAMA ERKANLARINI İNSANLARA ANLATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Yaşadıkları Karadeniz bölgesinde bir can Hakk’a uğurladıktan sonra farklı ritüelleri de yerine getirdiklerini aktaran Çolak, “Hakk’a uğurlamanın ardından Dar Kurbanı sonrasında, perşembeyi cumaya bağlayan akşamlarda o can için yas cemleri yapılır. Hakk’a uğurlanan canın ailesi, yakınları, sevenleri dar çekerler. O darın sonrasında da dar gülbengini okuruz” dedi.

    “HAKKA YÜRÜYEN CAN TÜRKÇE GÜLBENGLERLE UĞURLANMALI”

    Dardan indirme ceminde Hakk’a yürüyen can için kaç yas yapılacaksa ona göre hareket ettiklerini söyleyen Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Ordu Temre Arın Cemevi Dedesi Emrah Çolak, konuşmasının devamında şunları belirtti:

    “Dardan indirme eski yıllarda yedi cumayla neticelenirdi. Şimdi artık hayat koşulları, gurbetçilik vb. gibi durumdan dolayı bunu üç cuma ile artık noktalamış oluyoruz. En azından inancımıza da uygun. Hak Muhammed’ler aşkına üç cuma. Üç cuma boyunca o canlar darlarını çekerler ve o dar gülbengi ile dardan indirme erkanını da gerçekleştirmiş oluruz.”

    Cebrail ARSLAN/SAMSUN

  • Dede Sefa Öztürk: Soran ve sorgulayan Alevilik dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor

    Dede Sefa Öztürk: Soran ve sorgulayan Alevilik dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor

    PİRHA-AKP’nin son süreçte Aleviler ile ilişki kurmaya çalıştığını belirten Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk dede, “Eğer Alevilik başka bir mecraya evrilirse ki çok fazla emareler mevcut, hızla eriyecektir. Alevilerin talepleri tuğla ve çimento olamaz. Aleviler ne istediğinin farkında olmalıdır. Eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzı vazgeçilemez taleplerimizdir” dedi.

    Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk dede “Ne istediğinin farkında olmak” başlıklı bir yazı kaleme aldı. AKP’nin son dönemde Aleviler ile ilişki kurmaya çalıştığını belirten Öztürk, eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzının vazgeçilmez talepleri olduğunu kaydetti.

    “TALEPLER BİR TUĞLAYA, BİR TORBA ÇİMENTO VE DEDEYE MAAŞA İNDİRGENİYOR”

    Sefa Öztürk dede tarafından yazılan yazının tamamı şöyle:

    “İktidar Alevilerle ilişki kurmak ve geliştirmek istiyor son süreçte. Kuşkusuz bir seçim yatırımı olarak algılanabilir fakat başka sorunları da düşündürüyor insana. Aleviler yaşadıkları büyük deneyimlerin sonucu olarak ihtiyatla yaklaşmak zorundadır bu meseleye. Çok açık ve net olarak görmek gerekir ki dinci bir yaşamın içine çekilmek isteniyor Alevilik.

    Dinci yaşamın içinde haksızlıklar gizleniyor ve hukuksuzluk bir yaşam tarzı haline getiriliyor. Öyle olunca da istismardan tutun da, barbar bir ekonomik düzen kurularak değerlerin toplamı yerle bir ediliyor.

    Soran ve sorgulayan bir inanç olan Alevilik kaderci bir çizgiye çekilerek boyun eğen ve itaat eden bir yapıya kavuşmalıdır iktidarca. Talepler basitleştirilerek bir tuğla, bir torba çimento, faturalar ve dedeye maaşa indirgeniyor.

    “EŞİT YURTTAŞLIK VE LAİK YAŞAM TARZI VAZGEÇİLEMEZ TALEPLERİMİZDİR”

    Alevilerin yıllardır sürdürdüğü ve hep görmezlikten gelinen haklı ve kutsal talebi neydi? Eşit yurttaşlık talebi. Laik, demokratik, özgürlükçü bir toplum yaratma mücadelesi. Aleviliğin bunca zulmata rağmen varlığını sürdürmesinin temel nedeni, bütünün insanlığı ilgilendiren çok haklı bir talebinin olmasındandır.

    Eğer Alevilik başka bir mecraya evrilirse ki çok fazla emareler mevcut, hızla eriyecektir. Alevilerin talepleri tuğla ve çimento olamaz. Aleviler ne istediğinin farkında olmalıdır. Eşit yurttaşlık ve laik yaşam tarzı vazgeçilemez taleplerimizdir.”

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Sefa Öztürk Dede: Aleviliğin aydınlığını engellemeyezsiniz

    Sefa Öztürk Dede: Aleviliğin aydınlığını engellemeyezsiniz

    PİRHA-Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk Dede, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yayımladığı kararname ile yürürlüğe giren Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na tepki göstererek, “Aleviliği bu kadar basit görmek, değişik oyunlar geliştirmek sadece bazı sözde Alevilerin su yüzüne çıkmasını sağlıyor” dedi.

    AKP’nin vergi kanunlarında bazı değişiklikleri de öneren torba yasa tasarısı içerisinde Meclis’e getirdiği cemevlerine yönelik düzenleme teklifi Aleviler tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Daha sonra AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gece yarısı yayımladığı bir kararname ile Alevilerin ve çatı örgütlerinin karşı çıktığı, bu nedenle eylemler düzenlediği Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulduğunu duyurdu. Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren kararnamede Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Cemevi Başkanlığı’na 53 kişilik kadronun da ayrıldığı belirtildi.

    “GEÇMİŞTE FETHULLAH GÜLEN ÇOK DENEDİ BAŞARAMADI”

    Güvenç Abdal Ocağı’ndan Sefa Öztürk Dede yaşanan gelişmeleri PİRHA‘ya değerlendirdi. Süreci “antiAlevi politikalar” olarak değerlendiren Öztürk, şunları söyledi:

    “Süreç baştan sona topyekun Alevi asimilasyonuna uygun biçimde geliştirilmiş, antiAlevi bir politikadır. Çünkü Alevilik dün ortaya çıkmış bir inanç değil. Yıllardır olan kadim bir inançtan söz ediyoruz. Bu inanç kendi kültürünü, geleneklerini, dilini, literatürünü, ritüellerini oluşturmuş; felsefesi, değer yargıları olan bir inançtır. Bir inanca ekleme, çıkarmalar yapmak onun doğal yapısına müdahaledir. Asimilasyona yönelik kötü niyettir. Geçmişte Fethullah Gülen bunu çok denedi. Fethullahçı birçok Alevi derneği kuruldu. Ama Aleviler bunları dışladı, bünyesine kabul etmedi.

    “ALEVİLİĞİN AYDINLIĞINI ENGELLEYEMEZSİNİZ”

    Aleviliği bu kadar basit görmek, değişik oyunlar geliştirmek sadece bazı sözde Alevilerin su yüzüne çıkmasını sağlıyor. Bir turnusol kağıdı görevi görüyor aslında. Hakikat ile batılın yüzleşmesi gibi oluyor. Gerçek anlamda dostlarımızı, düşmanlarımızı tanımış oluyoruz. Geçmişte dost bildiğimiz, Aleviliğine güvendiğimiz insanların meğerse ciğerleri, kafalarının arkası kirliymiş, başka dertleri varmış, bunu görüyoruz. Hiçbirisini iyi niyetli bulmuyoruz. Tamamen Alevi asimilasyonuna yönelik politikalar. Tasvip etmemiz mümkün değil. Aleviliği bireylerin akıllarına hapsetmek, dillerinde aramak doğru değil. Alevilik kendisini hakikat olarak gören bir inanç. Hakikat gerçeğin ta kendisidir. Işıktır. Ne yaparsanız yapın Aleviliği aydınlığını engelleyemezsiniz. Beyhude bir çabanın içerisindeler. Sadece süreç uzar.”

    “DAHA BAŞTAN ALEVİLİĞİ REDDEDİYOR”

    Öztürk, kurulan başkanlığın Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanmasını da eleştirirken, “Kültür Bakanlığı’na bağlayarak daha baştan Aleviliği reddediyor. Alevilik Yol’a bağlıdır. Alevilik musahibine, pirine, mürşidine bağlıdır. Kültür Bakanlığı başlı başına incitici bir şey. Bir nevi aba altında sopa göstermektir. Terbiye, ıslah etme yeri gibi tasarlanmış” ifadelerini kullandı.

    “BAŞTAN SOKAĞI TERK ETMEK YANLIŞTI”

    Torba yasa teklifinin TBMM Genel Kurulu’nda görüşüldüğü 8 Kasım günü tepkisini ve taleplerini dile getirmek için Meclis’in Çankaya kapısı önünde bir araya gelmek isteyen Aleviler, polis engeliyle karşılaşmış, polis müdahalesine rağmen yürüyüşünü ve açıklamasını gerçekleştirmişti. Polis müdahalesinde kurum başkanlarının da aralarında olduğu birçok kişi de darp edilmişti. 8 Kasım günü Ankara’da yaşananlara da değinen Öztürk, 12 Eylül askeri darbesinin yarattığı sonuçlara dikkat çekti.

    “İnancımızı doğru anlamda yaşamak istiyorsak sokakları terk etmemeliyiz” diyen Öztürk, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz bir şeyi yanlış yapıyoruz. Özellikle 12 Eylül sokak muhalefetini çok fena ezdi. Onun travmaları daha sonra inancımıza, eğitimimize de yansıdı. Bizler birkaç metrekarelik alanlara sığdırılan topluluklar değildik. Baştan sokağı terk etmek yanlıştı. Çünkü sokağın dili muhaliftir. Alevilik de muhalif bir inançtır. İddialı bir inançtır. Hayatı her gün yeniden kuran bir inançtır. Hesap soran, hesap veren, kurgulayan, hayatın dostluk, kardeşlik projesini yapan bir inançtır. Yaşamın gerçeklerine uygun doğanın dili ve vicdanıdır Alevilik.

    “DÖRT DUVAR, ALEVİLİĞİN ASİMİLASYONUNA DAHA ÇOK HİZMET EDER”

    Böyle bir inancın sokaktan çekilmesi kendi varlığına da bir tezattır. Alevi olacaksa sokaklarda olacaktır zaten. Sokakta kendinizi ifade edemeden o kapalı alanlarda hiçbir şekilde gelişemeyeceksiniz. Hatta o dört duvar Aleviliğin asimilasyonuna daha çok hizmet eder. Su kaba girdiğinde şekillenir. Kapta değilken akar, durmadan hareket eder. Cemevleri bizim ibadethanemizdir evet ama bu başka bir şey. Hayatın içerisinde olmak, kendimizi geliştirmek, inancımızı doğru anlamda yaşamak istiyorsak, sokakları terk etmemeliyiz. Çünkü Alevilerin talepleri kamufle ediliyor. Geriye doğru da itiliyor. Her gün yeni bir gündem oluşturularak oluyor bu. Eşit yurttaşlık ilkesi bir tarafa gitmiş. Biz Diyanet ile mücadele ederken Alevi kendi Diyanet’ini kuruyor bir taraftan. Eğitimde fırsat eşitliği diyoruz ama uçurumlar daha çok derinleşiyor. Farkında olmadan bunlarla ilgili mücadelemiz de törpüleniyor. Başka bir alana doğru kayıyoruz. O yüzden Aleviler kendi inançlarının doğasına uygun bir biçimde zaten sokaklarda olmalıdır. Sokak mücadelesini de destekliyorum. Aşk olsun inancına sahip çıkanlara.”

    Barış KOP / İSTANBUL

     

  • ‘Zorunlu olmasın, torunlarım din dersinde zorluk yaşıyor-VİDEO

    ‘Zorunlu olmasın, torunlarım din dersinde zorluk yaşıyor-VİDEO

    PİRHA – Şah-ı Merdan Cemevi kurucusu Fevzi Soylu, okul öncesi sınıflar için verilmesi planlanan din dersi konusuna dair Anayasa’nın 10. Maddesini işaret ederek “Okullarda din dersi zorunlu olmamalı” dedi. Fevzi Soylu ayrıca iktidar tarafınca kimi cemevlerine maddi destek yapıldığı yönündeki iddialara ise “Bize gelmediler. 1500 kadar cemevini gezdiklerine de inanmıyorum. Gezselerdi eğer görür, duyardık” dedi.

    20. Millî Eğitim Şûrası’nda gündeme gelen “okul öncesi çocuklar için din dersi” önerisine tepkiler sürüyor. Alevi toplumunun yanı sıra laik eğitim konusunda ısrarcı olan demokrasi güçleri 4-6 yaşındaki çocuklar için din derslerinin laik, bilimsel eğitime ve Pedagoji bilimine aykırı olduğuna dikkat çekiyor.

    İNANCIMI KİMSENİN ÖTELEMEYE HAKKI YOK”

    Ankara’nın Mamak ilçesindeki Şah-ı Merdan Cemevi kurucusu Fevzi Soylu da okullardaki zorunlu din eğitimine karşı olduğunu ifade etti. Soylu, Türkiye’de birçok inanç topluluğunun yaşam sürdüğüne işaret ederek “Okullarda zorunlu din dersi olmasından yana değiliz. Anayasa’nın 10. maddesi uygulansın, her millet kendi ana dili ile konuşup ana dili ile ibadetini yapsın, ana dili ile de okullarda eğitimini görsün. Okullarda din dersi zorunlu olmasın” ifadelerini kullandı.

    Fevzi Soylu, öğrenci olan torunlarının zorunlu din dersleri sebebiyle yaşadığı zorlukları da anlatarak şu yorumda bulundu:

    “Torunlarım okuldan döndüklerinde bana soruyorlar; ‘Dede, siz böyle konuşuyorsunuz ama kitaplar ve hocalar, bize farklı anlatıyor’.

    Örneğin torunum ‘Din dersi öğretmeni, kitaptaki Kabe-i Beytullah’ı eliyle gösteriyor ve ‘ben bunun içerisinde doğdum’ diyor ama Kabe’yi siz daha başka anlatıyorsunuz’ diyor.

    Halbuki o Kabe’nin içinde biliyorsunuz, Şahı Merdan Ali dünyaya gelmiştir. Onun dışındaki hiçbir canlı o Kabe-i Beytullah’ın içinde ne doğmuştur ne de doğacaktır. Şimdi düşünün ki bir öğretmen, kendisinin Kabe’nin içerisinde doğduğunu söylüyor! Bizim çocuklarımız dahi bunun yanlış olduğunu biliyor ama zorunlu olarak bu dersleri görüyorlar.

    Örneğin dört halifeyi torunlarıma soruyorlar. Torunum, 1. halife olarak ‘Ali’ dediğini belirtiyor ama öğretmeni, ‘yok kızım, Hz. Ali dördüncü halifedir’ diyormuş. Şimdi torunum Hz Ali’yi birinci halife olarak ifade ederse notunun düşük olacağını, zorunlu olarak Hz Ali’yi 4. halife olarak yazdığını söylüyor. Böylesi bir zorunlu din dersi olamaz. Beni, inancımdan dolayı hiç kimse yargılayıp sorgulayamaz. Bizim gittiğimiz yol, Alevi toplumu olarak, Allah’ı bir biliriz ve inanırız. Bana diyorlar ki ‘Sen Allah’ı gördün mü?’ Ben sizin cemalinizde Allah’ı görüyorum. ‘Neden?’ derseniz Cenab-ı Allah ne diyor ‘Ya Muhammed, sizi kendi nurumdan, kendim için yarattım. Kainatı da sizin için yarattım. Ama yarattığım kâinata da sığmadım. Mümin kulumun kalbindeyim. Size şah damarınızdan daha yakınım; karşınızla gözünüz arasındayım…’

    Ben karşımda her gördüğüm insanın cemalinde Allah’ı görürüm. Benim inancımı kimsenin ötelemeye hakkı yok. Yani bu beyin yıkamaktır. Çocukların kafasını yıkayarak başka türlü yönlendirmek söz konusu. İsterse benim çocuğum Kur’an okusun. Biz hiçbir zaman Kur’an’a da karşı değiliz. Biz Kur’an’la ehlibeyti birbirinden ayıranlardan değiliz.”

    “BİZE İÇİŞLERİ BAKANLIĞINDAN KİMSE GELMEDİ”

    Aynı zamanda dedelik hizmeti de yapan Güvenç Abdal Ocağı evlatlarından Fevzi Soylu, iktidar yetkililerinin, cemevlerini dolaşarak ihtiyaç listesi topladıkları konusunda da görüş verdi. “Bize İçişleri Bakanlığı tarafından herhangi bir ziyaret gelmedi. 1 hafta önce ilahiyat fakültesinden 25 kız öğrencimiz, yanında hocaları ve AK Parti’den bir yetkili ile birlikte geldiler. Bizim kapımız herkese açıktır. Biz, Şah-ı Merdan Cemevi olarak böyle bir anlayışa sahibiz. Ama din derslerine geri dönecek olursak, benim çocuklarıma hiçbir ayrım yapmadan; ırk, mezhep, dil, renk ayrımı yapmadan Allah’ın doğrularını öğretseler ben hiçbir şeye karşı değilim. Ama dayatmaya karşıyım. O ders kitaplarında Alevilikle ilgili bir bölüm olsun isterim. Bakın Türkiye’de hep araştırılan Alevilik olmuştur. Bizim soyumuz, bizim Yol’umuz Muhammed Ali’nin yoluna dayanıyor. Bir de Sünni kardeşlerimizi araştıralım. Soyları nereye dayanıyor bir bakalım. Biz gocunmuyoruz. Birisi bana ‘Kızılbaş’ dediği zaman teşekkür ediyorum. Şaşırarak ‘başkasına söylediğimizde bize kızıp üstümüze yürüyorlar’ deniliyor. Kızılbaşlık Ali’den bize kaldı. Bizim yaşam şeklimiz din derslerinde, müfredatta yer alsın. Bütün bu ülkede sadece Sünni kardeşlerimiz yaşamıyor. Devlet ‘25-30 milyon arasında Alevi var’ diyor. Şimdi bir avuç Yahudi’nin havrası Hıristiyanların Kilisesi var ise bizim de cemevlerimiz var.”

    “CUMHURBAŞKANI KHK İLE HER ŞEYİ HALLEDEBİLİYOR, BUNU DA İMZALAYABİLİR”

    Fevzi Soylu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, iktidar olarak “1500’ün üzerinde cemevini ziyaret ettik” sözüne de değindi. Soylu, “Bize gelmediler ve o kadar cemevini gezdiklerine de inanmıyorum” dedi. Fevzi Soylu, zorunlu din dersleri ve cemevlerinin yasal statüye kavuşması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin, Türkiye için vermiş olduğu kararlara da işaret ederek şunları kaydetti:

    “İktidar, o kadar cemevini gezmiş olsaydı bizler de duyar ya da görürdük. Örnek veriyorum; ben bugün sayın cumhurbaşkanına bu şekilde devam ettiği sürece oy vermem. 20 yıl daha bu şekilde zoraki iktidarda kalsa dahi biz yine ona oy vermeyiz. Ama Anayasa’ya uymak zorunda. İnsan ayrımı yapmamak zorunda. Bir insanı ırkından, mezhebinden dolayı yargılamamak zorunda. Cumhurbaşkanı, Türkiye’de yaşayan herkesi kucaklamalı.

    ‘Cemevleri ibadethanedir’ diye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı var. 10 yıl oldu. İzzettin Doğan, bunu Avrupa’da kabul ettirdi ve cemevlerinin ibadethane olduğunu kabul ettirerek sayın cumhurbaşkanına gönderdi. ‘Camiler, sinagoglar, kiliseler nasıl ayakta duruyorsa cemevlerine de o şekilde yardım edin’ dedi. Ama sayın cumhurbaşkanı halen daha bunu imzalamadı. Her şey elinde, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 2 dakikada her şeyi halledebiliyor bunu da imzalayabilirdi.”

    EREN GÜVEN/ANKARA

  • Dedeler PİRHA’ya konuştu: ‘Kadın posta oturamaz’ diyenler Yol’dan, ikrarından haberi yok!

    Dedeler PİRHA’ya konuştu: ‘Kadın posta oturamaz’ diyenler Yol’dan, ikrarından haberi yok!

    PİRHA-Dedeler Kazım Açıktepe, Erdoğan Arslan ve Gökmen Savak, Alevi inancında cinsiyet ayrımcılığının olmadığı belirterek, anaların posta oturamayacağını savunanlara tepki gösterdiler. Dedeler, “Alevi olup, kadını erkekten, erkeği kadından ayrı gören, cinsiyet ayrımcılığı yapan her kim olursa olsun ne Alevidir, ne pirdir, ne dededir. Kadın posta oturamaz diyen kişinin ikrarından haberi yok. Bu ötekileştirici söylem Alevi söylemi değildir” şeklinde konuştular. 

    Alevi inancında kadın, erkek eşittir. Ceme girildiğinde kadın erkek değil candır herkes. Fakat, iş pratiğe geldiğinde ise birçok sorunla karşıya kalınıyor. Bazı milliyetçi çevreler, “Kadınların (anaların) posta oturamayacağını” söyleyerek kadınları hedef alıyor.

    Kureyşan Ocağı’ndan Kazım Açıktepe, Güvenç Abdal Ocağı’ndan Erdoğan Arslan ve Baba Mansur Ocağı’ndan Gökmen Savak dedeye analara yönelik asimilasyoncu, milliyetçi çevrelerin ayrımcı ve dışlayan tavrını sorduk. Dedeler, cinsiyet ayrımcılığının Alevi inancında yeri olmadığını belirttiler.

    “BİZLERİ DOĞURAN, HİZMET YÜRÜTEN ANALAR, HER YERDE OLMALIDIR”

    Kureyşan Ocağı‘ndan Kazım Açıktepe Dede, Alevi örgütlerinin bu konuda sınıfta aldığını söyledi. Bireysel olarak fikir beyan etmenin kıymetli olduğunu belirten Açıktepe, asıl görevin örgütlere düştüğünü kaydetti ve şöyle konuştu:

    “Bunlar kanayan yaramız. Birçok örgütümüz var ve bu örgütlerin bu konuya el atması gerekiyor. Bu konuda yeterli beraberlik sağlanamıyor. Görev, bu örgütlere ve inanç kurullarına düşüyor. Bireysel olarak düşünce belirtmemiz kıymetlidir tabi ama öz itibarıyla örgütlerin söz söylemesi gerekiyor. Bizleri doğuran ana ise, bütün hizmetlerimizi gören ana ise, ananın her yerde yeri olmalıdır. Postada oturmalıdır. Bunun örneği mevcut. Kadıncık Ana var. Maraş’ta Elif Ana var. İnancımızda çok ana var. Genel merkezler bu konuda sınıfta kalıyor.”

    “CİNSİYET AYRIMCILIĞI YAPAN HER KİM OLURSA OLSUN NE ALEVİDİR, NE PİRDİR, NE DEDEDİR”

    Güvenç Abdal Ocağı‘ndan Erdoğan Arslan Dede ise cinsiyet ayrımcılığının Alevi öğretisinde yerinin olmadığını vurgulayarak,  “Alevi olup, kadını erkekten, erkeği kadından ayrı gören, cinsiyet ayrımcılığı yapan her kim olursa olsun ne Alevidir, ne pirdir, ne dededir. Çok açık ve net. Cemde cinsiyet yok ise can var ise hak eden o posta oturur ve hizmet yürütür. Eğer hak ediyorsa o posta oturmayı ve talip de “Hak eyvallah” deyip kabul ediyorsa sorun yoktur. Bu inanç hiç kimsenin tekelinde değil. 800 yıl önce bu konuda söylenmesi gerekeni pirimiz Hünkar Hacı Bektaş Veli söylemiştir. Kadın, erkek ayrımının olamayacağını, cinsiyet ayrımının olamayacağını; ‘Muhabbetin kazanı kaynar yanan ocağımızda, aslanlar ceylanlar oturur kucağımızda, burada erkek, kadın farkı yok, eksiklik, noksanlık senin nazarında’ demiştir. Bu çok açık ve net bir mesaj değil midir bize? Kadının saçının telinden mi rahatsız oluyoruz? Nefsimize mi hakim olamıyoruz da anayı pirden ayrı görüyoruz?” ifadelerini kullandı.

    “BENİM HALAM ANA İDİ CEM YÜRÜTÜRDÜ”

    “Cinsiyet ayrımcılığı yapan şahıs bırakın pir ve ana olmayı, Alevi olamaz” diyen Arslan, şöyle devam etti:

    “Bunu şahsım adına söylemiyorum. Yolum adına söylüyorum. Bizi bir yerlere sürüklemek isteyen; kafamızı çölün kumuna gömmek isteyenler Alevi değil zaten. Kaldı ki Karadeniz’de Hakk’a yürüyen Emine Ana vardı. Benim halam olur kendisi. Emine Ana, cem yürütürdü, yol yürütürdü ve hüküm sahibiydi. Onun gibi niceleri var. Kadıncık Ana gibi tarihe damga vurmuş bir isim var.

    “‘KADIN POSTA OTURAMAZ’ DİYENLER YOL’DAN, İKRARINDAN HABERİ YOK”

    Kadıncık Ana’nın, Güzide Ana’nın vasfı nedir? Güzide Ana mürşit postuna oturmuş, mürşit makamındadır. Kadın posta oturamaz diyen kişinin ikrarından haberi yok. Bu ötekileştirici söylem Alevi söylemi değildir. Yurt dışında kaldığımız süre içerisinde bu tartışmayı ilk dillendiren bizler olduk. Anaların da mutlaka hizmette bulunması gerektiğini söyledik. Yolun bize verdiği hükme göre hareket ederiz. Yolumuzun düsturunu da savunmaya devam edeceğiz. Bunu tartışmak bile abesle iştigaldir.
    21. yüzyılda yaşıyoruz. Camide kadınların namaz kıldırıp kıldırılmayacağı tartışılıyorken ya da Hıristiyan aleminde kadınların papazlığı tartışma haline gelmişken; Hakk’ı insanda gören bir inancın temsilcileri olarak bizler eğer kadını ötekileştiriyorsak; ya yolumuzdan haberimiz yok ya da güttüğümüz ikrardan haberimiz yok” şeklinde konuştu.

    “ERKEK, DİŞİ SORULMAZ MUHABBETİN BAĞINDA”

    Baba Mansur Ocağı‘ndan Gökmen Savak Dede de, posta yalnızca erkeklerin oturacağını söylemenin yol ehline yakışan bir söylem olmadığını ifade ederek, “Her şeyden önce şunu iyi bilmemiz gerek ki, Pir Hace Bektaş Veli, Horasan’dan Anadolu’ya geldiğinde, Pir’in Anadolu’ya geldiğini içsel anlamda hisseden ve bunu ilk Anadolu erenlerine bildiren Kadıncık Ana’dır.
    Devamında ise güvercin donunda Anadolu’ya gelen Bektaş’a kapısını açan ve onu Pir Hace Bektaş Veli yapan yine Kadıncık Ana’dır. Kadıncık Ana bu anlamda Pir Hace Bektaş Veli’nin dediği gibi Pir’in eşitidir. Yol öğretisinden gelen kadın erkek eşitliği vardır. “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin bağında” şiarı ile Alevi öğretisinde anlatılan Kadıncık Ana’nın mertebesi ve Hace Bektaş Veli ile arasındaki eşitçi yaşam biçimi, bize Alevi yol erkânında kadın erkek ayrımı olmadığını aktarmıştır.

    “‘KADIN POSTA OTURAMAZ’ DİYEN YOL EHLİ DEĞİLDİR”

    Sonuç olarak bu öğretinin bize verdiği düşünce ile kadın erkek ayrımı yapmak ve hakikat makamı olan posta “Sadece erkek oturacak” demek yol ehline yakışan bir söylem olmasa gerek. Kadın posta oturamaz söylemini söyleyen kişi de yol ehli olmasa gerek kanaatimce” dedi.

    Barış KOP/İSTANBUL

  • ‘Meşruiyeti oylanan tek inanç Alevilik; kutsaliyetin oylaması olmaz!’

    ‘Meşruiyeti oylanan tek inanç Alevilik; kutsaliyetin oylaması olmaz!’

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, sosyal medya hesabından yaptığı “ve sevgi ve saygı” başlıklı paylaşımda, dünyada meşruiyeti oylanan tek inancın Alevilik olduğuna dikkat çekerek, “Dinlerin, inançların üzerinde devlet eli, egemenliği ve otoritesi olmamalıdır” dedi. 

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ocak ayı meclis toplantısında cemevlerinin imar planına ibadethane olarak işlenmesi önergesinin AKP ve MHP tarafından ret edilmesine ilişkin Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, sosyal medya hesabında bir yazı yazdı.

    “KUTSALİYETİN REFERANDUMU, OYLAMASI OLMAZ”

    “Her masumane inanç kutsaldır ve hiç bir inanç siyasetin, zümrenin ve soyun çıkarlarına hizmet edecek bir biçimde yorumlanamaz” diyen Öztürk, “Yorumlanmamalı. İnançlar mantık çerçevesinde değerlendirilemez, değerlendirilmemeli. Çünkü inançlar matematiğe tabi değildir. Kutsaliyetin referandumu olmaz, oylanamaz, çokluğu veya azlığı tartışılamaz. Ve fakat dünyada başkaları tarafından meşruiyeti oylanan tek inanç Aleviliktir. Her konu, materyal ve maddenin dinsel- mukaddesatçı- terimler üzerinden yorumlandığı süreçte salt cemevleri üzerinden bir mücadele anlayışı çerçevesine oturtulması da bir başka sorundur. Bizlerin, inançların veya dinlerin yapılan her türlü hukuksuzluğun kılıfı haline getirilmesine çok şiddetli bir biçimde itirazımız vardır. Hiç bir kutsaliyet haksızlığın aracı, aparatı olmamalıdır” dedi. 

    “İNANÇLARIN ÜZERİNDE DEVLET ELİ OLMAMALI”  

    Aleviliğin; sevginin ve saygının ete, kemiğe ve tırnağa bürünmüş hali olduğunu belirten Öztürk dede, “Yaradanı var olanda gönül gözüyle görerek aşk- meşk noktasında içselleştirmektir. Bir ırka, coğrafyaya sığmaz, genişliği gökyüzü, derinliği de denizdir. Cömertliği topraktır; toprak anadır” diyerek şunları ifade etti:

    “Dinlerin, inançların üzerinde devlet eli, egemenliği ve otoritesi olmamalıdır. Olursa din mülk haline gelir ve mülk kutsal olma özelliğini kaybeder. Yani şahsileşir. Biz de bu noktaya itiraz ediyoruz, inançlar ve dinler inananların manevi dünyasına bırakılmalıdır. Din, kişi nasıl inanıyorsa öyledir, ona don biçmek saygısızlıktır. Biz sevgiye inanıyoruz; sevgi ve saygıya, öyle coğrafya, din, dil, ırk , cinsiyet, mezhep bize uymaz. Bizim mürşitimiz, pirimiz, rehberimiz, talibimiz ve cümleden ulu “yolumuz” vardır ve bize kafidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Öztürk: Aleviler yaşam hakkını savunmak zorundadır-VİDEO

    Dede Öztürk: Aleviler yaşam hakkını savunmak zorundadır-VİDEO

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Leyla Güven öncülüğünde başlatılan açlık grevleri konusunda “Alevi örgütlerinin bir an önce duyarlı hale getirilerek çok daha fazla aktivite ve birliktelik ile sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

    Cezaevlerindeki tecridin kaldırılması talebiyle açlık grevinde olan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in eylemi 181. güne girdi. Güven ile birlikte binlerce tutuklunun eylemi de sürdürüyor.

    “BUNA SESSİZ KALAMAYIZ”

    Konuya ilişkin açıklama yapan Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, yaşamın kutsaliyetine işaret ederek, Alevi toplumunun daha duyarlı olması gerektiğini söyledi. Öztürk, “Zulüm bir gün döner kendisini de vurur” diyerek şunları aktardı:

    “Her şeyden önce yaşamak kutsaldır ve haktır. İnsanlık bugün büyük bir kuşatma altında olup bütün değerlerinden izole edilmiş durumda. Dolayısıyla en fazla haksızlığa uğramış, mağdur edilmiş olan Alevilik, bugün yaşam hakkını savunmak zorundadır. İnsanca olan talepler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bizler ölümü reddeden bir toplumuz. Fakat insanlar bedenini açlık grevine ve ölüme yatırmışsa buna mutlaka bir çözüm bulmak zorundayız. Buna sessiz kalamayız. İnanç önderleri olarak Aleviliği toplumunu konu üzerinde yoğunlaştırmalı ve duyarlı hale getirmek zorundayız. Zulmün meşrulaştırıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu durum zulüm yapanlar için de tehlikeli. Zulüm bir gün döner ve kendisini de vurur. Yaşam Hakkı kutsaldır. Ve dünyada yaşayan her canlı, yaşatmak zorundadır. ‘Nasıl olsa ölüm garantidir ve yaşam ihtimallere bağlıdır’ denilir. İnsanlar o ihtimalleri çoğaltmak zorundadır.

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİ SORUMLULUK ALMALI”

    Dede Öztürk, Alevi örgütlerinin sürece dair daha fazla somut eylem içerisinde olması gerektiğini ifade ederek, “Ve yaşamın kutsaliyetini inceleyerek, toplumu duyarlı hale getirip açlık grevlerinin bir an önce durdurulmasını, haklı talepler yerine getirilerek sonlandırılması gerektiğini düşünüyorum. Alevi örgütlerinin bir an önce bu duruma duyarlı hale getirilerek çok daha fazla aktivite ve birliktelik ile sorumluluk alması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

     

  • Dede Sefa Öztürk: Cemevleri Aleviliği devletten daha çok asimile ediyor

    Dede Sefa Öztürk: Cemevleri Aleviliği devletten daha çok asimile ediyor

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, cemevlerinin devletten daha fazla Aleviliği asimile ettiğini belirtti. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, kaleme aldığı yazıda cemevlerinin, devletten daha fazla Aleviliği asimile ettiğini kaydetti. Öztürk, Devletin Aleviliğin A’sını bile kabul etmediğini ancak en fazla da AKP’li belediyelerin öncülüğünde yapılan bu cemevlerine neden izin verdiğini sordu.

    “Şimdi yeniden ve gerçekçi olmayan ve slogana dayalı bir sürü laf kalabalığı yapılacak. Yok kutsalımız, yok ibadethanemiz, yok bizim barınağımız. Gerçekte öyle midir acaba?” diyen Dede Sefa Öztürk, cemevlerinin devletten daha fazla Aleviliği asimile ettiğini ve asimilasyonun merkezi gibi işlev gördüğünü söyledi.

    İslamiyetin ve selefist inancın terminolojisinin Alevilik diye cemevlerinde dillendirildiğinin altını çizen Öztürk, biat, kıyaam, secde, tekbir gibi kavramların cemevlerinde ana sohbet konusu olduğunu, dar-didar, ikrar, niyaz, musahiplik gibi Alevi terminolojisinin felsefesinin ise tamamen unutturulmaya veya içeriğinin boşaltılmaya çalışıldığına dikkat çekti. 

    “ALEVİLER CEMEVLERİNE UZAKLAŞIYOR”

    “Görgünün ve sorgunun olmadığı bir Alevilik ikrarlaşamaz” diyen Sefa Öztürk, şunları belirtti:

    “İkrarlaşmayan bir Alevilik yol babında Alevi olmaz. Peki ne olur? İnsanların tapınma duygusu manüpile edilerek uyduruk bir inançla asimilasyona hizmet edilir.

    Bir cemevinin aktivitesi, Fatihalar ve Yasinlerle kaldırılan cenazeler ve tekbirler eşliğinde adeta bir ziyafet kültürüyle, verilen yemekler olamaz. Eğer öyleyse bu inanç benim inancım olamaz. İşin özüne bakarsınız, Aleviler hızla cemevlerinden uzaklaşıyor, cemevlerinde olanlarsa Aleviliğe ve kendine yabancılaşıyor.

    Vahdeti mevcutun, varlığın birliğinin savunucuları kendilerini ve inançlarını dört duvar arasına sıkıştıramazlar. Bizden öncekiler ne kadar da ikrarlı, inançlı ve akıllıymışlar. Onlar dergah kurmuşlar, minaresiz cami değil.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Dede Öztürk: Alevi tutukluların dede talebi bir an önce karşılanmalı-VİDEO

    Dede Öztürk: Alevi tutukluların dede talebi bir an önce karşılanmalı-VİDEO

    PİRHA – Cezaevlerinde tutuklu bulunan Alevi yurttaşların Alevi dedesi ile görüşme talebinin kabul edilmemesine tepki gösteren Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, “Tutuklu bulunan canların bir din adamı ile buluşması haktır. Diğer inançta olanlar bunu talep ediyorlar ve karşılanıyor. Ancak Aleviler olunca kabul edilmiyor. Ayrımcılığı buradan da görebiliriz” diye konuştu.

    CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem ve tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir cezaevinde inançlarını sürdürebilmek için bir Alevi dedesi ile görüşme talebinde bulunmuşlardı. Ancak Alevi tutukluların bu talepleri reddediliyor.

    Yapılan bu haksızlığa ve ayrımcılığa ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuşan Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Alevi tutukluların bu taleplerinin dikkate alınarak karşılanması gerektiğini belirtti.

    “BEN SENİN İNANCINA SAÇMA DİYOR MUYUM?”

    Cezaevlerinde Alevi tutukluların Alevi dedesi talebinin karşılanmamasının asimilasyonun bir diğer boyutu olduğuna dikkat çeken Öztürk, “Tutuklu bulunan canların bir din adamı ile buluşması haktır. Diğer inançta olanlar bunu talep ediyorlar ve karşılanıyor. Ancak Aleviler olunca kabul edilmiyor. Pozitif ayrımcılığı buradan da görebiliriz” dedi.

    “Nasıl bir ayrıma tabi tutulduğumuzu, nasıl yok sayıldığımızı anlamak zorundayız ve tam da burada biz içeriye kapanmak yerine dışarıya doğru hızlı bir yükseliş yakalamalıyız” diyen Öztürk, “Benim inancım sana göre çok saçma olabilir. Ben senin inancına saçma diyor muyum? Benim sana gösterdiğim saygıyı ve benim sana sağladığım toleransı ben de senden görmek isterim” şeklinde konuştu.

    “BU ÜLKEDE ASIL KÖTÜLÜK SÜNNİLERE YAPILIYOR”

    Bu ülkede asıl kötülüğün Sünnilere yapıldığını kaydeden Öztürk, bunu şöyle açıkladı:

    “Sürekli karşıt bir Sünnilik yaratılıyor. Allahtan bu coğrafyada insanlar halen dost halen yoldaş. Devletin aklına uysalar birbirini keserler, sokakta kan gövdeyi götürür. Alevi karşıtlığı üzerinde yaratılan bu Sünnilik özgür bir Sünnilik değil ve kendi inancını da yaşayamıyor. Çünkü bir düşman var o düşmana karşı koşullandırılmış ve mevzilendirilmiş. Bu terk edilmeli.”

    “STATÜ LAFLARI ÇOK TEHLİKELİ VE İLKEL”

    Türkiye’de hiçbir zaman camilere yasak gelmediğini ancak böyle bir yasak olduğu taktirde bu yasağa karşı geleceğini ve camiye gidenlerin haklarını savunacağını belirten Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Statü lafları çok ilkel ve tehlikeli laflar. Cemevlerine statü ne demek? Böyle bir şey olabilir mi? Eşit yurttaşlık istiyoruz. Ne bir fazla ne bir eksik. Bu ülkede herkes aynı olmalı, eşit olmalıdır. Süryani’si, Ermeni’si, Rum’u, Çerkes’i, Alevisi, Sünnisi kim nasıl istiyorsa öyle yaşamalı. Devlet inançlardan elini çekmeli. Her inanç kendi özgürlüğünü yaşamalı.”

    ALEVİ TUTUKLULAR NE İSTEDİ?

    CHP’nin eski milletvekili Eren Erdem ve tutuklu Tv10 çalışanları Veli Büyükşahin, Veli Haydar Güleç ile Kemal Demir, cezaevinde inançlarını yerine getirmek için Alevi dedesi taleplerine ilişkin Alevi kurumlarının çalışma yürütmesini ve kendi talepleri içinde yer vermelerini istediklerini aktardılar.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Dede Uluşan: Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerekiyor- VİDEO

    Dede Uluşan: Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerekiyor- VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Ali Duran Uluşan, Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerektiğini vurgulayarak, “Ocak bir zincirin halkası gibidir. Bu sistemde herkes birbirinden sorumludur, herkes birbirine hesap verir. Talibin ocağa, ocağın da talibe sahip çıkması lazım” dedi.

    20 yıla yakındır hizmet yürüten Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Ali Duran Uluşan, farklı şehirlerde yaşayan talipleri ile yılda bir kereye mahsus Görgü Cemi tutuyor. 

    “Biz talibin ayağına gidiyoruz, buralarda hizmetimizi yürütüyoruz ve yolun sürmesi için pirin ve talibin birbirini bulması gerekiyor” diyen Dede Uluşan, taliplerin şehirlere savrulmasından dolayı zamana uymak zorunda olunduğunu hatırlatıyor.

    İbadetin de artık şehirlerde zaman kavramı içerisinde şekillendiğinin altını çizen Uluşan, belli bir postta oturmakla taliplerin sürekli gelemeyeceğini vurgulayarak, “Biz talibimizin ayağına gidip hizmet yürütüyoruz” diyor.

    “TALİBİMİZ YOLA, İNSANLIĞA AYKIRI DAVRANIRSA DÜŞKÜN İLAN EDİLİR”

    20 yıldan beri hizmet yürüten ve farklı şehirlere savrulan talipleriyle yılın bir günü Görgü Cemi’nde buluştuğunu belirten Uluşan, 1 yıl boyunca taliplerin ve pirin ne yaptığının sorgulandığını vurguladı.

    Düşkünlük kurumunun, toplum yasaları olduğunu hatırlatan Uluşan, “Düşkünlük denen bir kurumumuz var. Eğer talibimiz yola, insanlığa aykırı bir davranışa girerse ceza verilir. Bu da düşkünlük demektir. Düşkün insanın evine, düğününe, cenazesine varılmaz. Aynı masaya oturulmaz, birlikte çalışılmaz. Onu toplum dışı ederiz. Hiçbir insan toplum dışı kalmayı göze alamaz. Bir insanı döversin, eziyet edersin ama bedenen yorgunluğu geçer. Toplum dışı ettiğin insan ise bu acıya katlanamaz” dedi.

    “RIZALIKTA SADECE İNSAN DEĞİL HAYVANIN HATRI DAHİ SORULUR” 

    Cemde ve toplumsal ilişkilerde her şeyin rızalık üzerine olduğunu belirten Uluşan, toplumsal rıza olmadan kimsenin aklanamayacağını ifade etti. Sadece insanlar değil, hayvanların dahi hatırı sorularak rızalık alındığının altını çizen Uluşan şöyle konuştu:

    “Peki sadece insanların hatrı mı sorulur? Elbette hayır. Dolayısıyla hayvanların hatırı bile sorulur. Ordu’da Hoy denilen bir köyümüz vardır. Dedem bundan 150 yıl evvel o köye gidiyor. Kamber onu belli bir noktada karşılar ve köyE götürecektir. Orada aslen Ermeni aile vardır. O Ermeni Ahmet Ağa dedemin yolunu keser. Köyünüzdeki İbrahim Çavuş’tan razı değilim, benim köpeğimi yaraladı diyor. Orası yalan yeri değildir, inkar mümkün değildir. Köpeğin bağlı ve zarar verecek durumda olmadığı anlaşılıyor. Köpek havlayınca paniğe kapılıyor ve o an köpeğe sopa ile vuruyor.  Dedem git o hayvanın gönlünü yap ondan sonra görgü duası edeceğim diyor. Bir yıl boyunca bir daha ki görgüye kadar o hayvana et taşıyor. Dedem yanına 2 şahit vererek gidiyor ve köpeği sıvazlıyor. Saldırmaz ise bilin ki razıdır diyor. Dedem o kişiye görgü duası yapıyor. İşte bizde sadece insanın hatIrı değil hayvanın hatırı da güdülür.”

    “ŞEHİRLERE SAVRULDUK, ZAMANA UYMAK ZORUNDA KALDIK” 

    “Köklerimizden, yerlerimizden ayrıldık. Büyük şehirlere savrulduk. Dolayısıyla postumuzda oturuyor olsak taliplerimiz her zaman gelemez” diyen Uluşan, köyden çıkılıp şehirlere savrulmanın olduğunu söyledi. Zamanın şartlarına uyulmak zorunda kalındığını belirten Uluşan konuşmasına şöyle devam etti:

    “Biz talibin ayağına gidiyoruz, buralarda hizmetimizi yürütüyoruz. Aleviler olarak inancımızı yaşatmanın bir yolunu bulmuşuz. Hizmetlerimiz genelde kışın. Çünkü yazın çalışma zamanıdır, ekmek kapısıdır. Hasat ambara girdiği zaman hizmet başlar. Ama günümüz şartları insanları savurdu. Şimdi ise şehirlerde yapılamıyor. Kültürümüzü, kökümüzü  ve geleneklerimizi unutmazsak o kadar çok yaşar ve o kadar çok mutlu oluruz. Köylerde pir-mürşit-talip sistemi yaşıyor ve yaşatılıyordu. Ama şimdi pir talibine gidiyor.”

    Alevilikte hayati olan Ocak sistemin korunması gerektiğinin altını çizen Uluşan, “Osmanlı vurdu, kırdı, yaktı, astı da  ne oldu? Ocak sönmedi, çünkü ocağa sahip çıkıldı” diye konuştu. Ocak sistemi içinde herkesin birbirinden sorumlu olduğunu hatırlatan Uluşan son olarak şunları vurguladı:

    “Yolun sürmesi için pirin ve talibin birbirini bulması gerekiyor. Ocak siteminin korunması lazım. Olmazsa olmaz üç şey vardır; musahiplik, görgü cemi ve düşkünlük sistemi. Bunlar olduğu zaman dengede olur, birini alır isen denge şaşar. Talibin ocağa, ocağın da talibe sahip çıkması lazım. Yüzyıllarca böyle çözüldü. Ocak bir zincirin halkası gibidir. Bu sistemde herkes birbirinden sorumludur. Herkes birbirine hesap verir. Hiçbir zaman Osmanlı kadısının önüne gidip hesap vermemişiz. Kendi hesabımızı kendimiz görmüşüz. Dermanı başka yerde aramaya gerek yok. Biz bize yeteriz. Yeter ki değerlerimizin farkına varalım. Ocakta yemek pişer, evi ısıtır. Ocak yanmaz ise yemek pişmez, ısınamayız ve karanlık olur. Manevi değerlerde ocağın sönsün denir. Ocağı söndürmemek lazım. Bu sorumluluğu bilerek herkesin elini taşın altına koyması lazım. Osmanlı vurdu, kırdı, yaktı, astı da ne oldu? Ocak sönmedi çünkü ocağa sahip çıkıldı.”

    Ersin ÖZGÜL / İZMİR

  • Ordulu Aleviler Görgü Cemi gerçekleştirdi- VİDEO

    Ordulu Aleviler Görgü Cemi gerçekleştirdi- VİDEO

    PİRHA- Güvenç Abdal Ocağına bağlı Ordu Gürgentepe’li Alevi yurttaşlar Narlıdere Cemevinde Görgü Cemi gerçekleştirdi.

    Narlıdere Cemevi’nde gerçekleştirilen ve senede bir kez yapılan Görgü Cemi’ni Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Ali Duran Uluşan yürüttü. Hak lokmalarının pay edilmesinden sonra yılda bir kez yapılan Görgü Cemi’ne geçildi.

    Görgü Cemi’nde konuşan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Ali Duran Uluşan, “Hacıbektaş Dergahı’na nasıl eğri odun girmemiş ise senede bir kere yapılan bu ceme eğri insan giremez. Bu meydanda Hakkın divanına geldik. Alacağı olan alacak, vereceği olan verecek ve küskünler barışacak. Kin, nefret ve garez yok olacak. Bir post serdik ve işlenen günahları o postun altına hapsettik. Üstünü de nur eyledik. Birbirimize kırgın, dargın olabiliriz. Burada her şeyi bir kenara bırakıp rıza ve razı olacağız” diye konuştu.

    Tüm taliplerin posta çıktığı ve görgü gördüğü cemde rızalık alındı. Cem, kurban lokmasının pay edilmesi ile son buldu.

    PİRHA / İZMİR

     

     

  • Dede Sefa Öztürk: Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmalıyız-VİDEO

    Dede Sefa Öztürk: Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmalıyız-VİDEO

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı dedelerinde Sefa Öztürk, Alevilikte orucun aç kalma eylemi değil insanın kendini eğitme durumu olduğunu kaydederek lokmanın önemine vurgu yaptı. Öztürk, Muharrem orucu sonunda pişirilen aşure için ise “Asıl olan farklılığın aynı kazanda pişerek olgunlaşması, aynılaşması. Yani herkes farklı farklı gelir aynı kazana konulur farklılıkları orada gider ve farklılıklarına tahammül eder. Tam da bugün sorunumuz birlik ve dirlik sorunudur” dedi.  

    Kerbela’da İmam Hüseyin ile susuz bırakılarak katledilen 72 kişi için tutulan 12 İmamlar orucu (Muharrem) bugün tutulmaya başlandı. Üç gün süren Masum-u Paklar ve arkasından bir gün tutulan Ana Fatıma orucunun ardından başlayan Muharrem orucu 12 gün sürecek.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk ile Muharrem ayının önemine, Matem orucunun ardından pişirilen aşureye ve Muharremin günümüze yansımasına ilişkin sohbet ettik.

    “KERBELA DÜN DEĞİL BUGÜN”

    Muharrem ayının temel özelliklerinden bir tanesinin Kerbela’da İmam Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişi diğerinin de Muharrem sonunda pişirilen aşure olduğunu söyleyen Öztürk, günümüz dünyasında hala katliamların devam ettiğine vurgu yaptı. Öztürk, şunları kaydetti:

    “İnsanlık tarihi 680 yılında 10 Ekim’de yaşanan Kerbela olayından sonra birçok katliamlara tanık olmuştur. Günümüz dünyasında katliamlar devam ediyor. Fakat öyle bir toplum durumuna geldik ki Ali Asker’e, Ali Ekber’e gözyaşı dökenler (bir buçuk yaşında Ali Asker şehit edilmiştir) fakat günümüz dünyasında o kadar çocuk katlediliyor, o kadar çocuk annesiz ya da babasız bırakılıyor ki yüzlerce çocuk bugün cezaevinde. Kerbela bence dün değil bugün. Yani bugün ki kıyımları, bugün ki katliamları, bugün ki çocuklara yapılan zulümleri mutlaka görmek zorundayız. Eğer Kerbela’yı görüp de bugünü görmüyorsanız hiçbir anlamı, mantığı yok. Yani biz ‘Kerbela dün değil bugün devam ediyor’ demek durumuyla karşı karşıyayız.”

    “ASIL OLAN FARKLILIKLARIN AYNI KAZANDA PİŞEREK OLGUNLAŞMASI”

    Eskiden aşurenin 12 çeşit tahıldan yapıldığını söyleyen Öztürk, aşurenin önemine şöyle dikkat çekti:

    “Asıl olan farklılığın aynı kazanda pişerek olgunlaşması, aynılaşması. Yani herkes farklı farklı gelir aynı kazana konulur farklılıkları orada gider ve farklılıklarına tahammül eder. Tam da bugün sorunumuz birlik ve dirlik sorunudur. Aşure birliğin, beraberliğin, farklılıkların aynı zamanda pişerek, olgunlaşarak, kamil insan noktasına gelerek ortadan kaldırılması.”

    “ALEVİLİKTE ORUÇ AÇ KALMA EYLEMİ DEĞİLDİR”

    Günümüzün temel sorunlarından bir tanesinin lokmaya sahip çıkabilmek olduğunu belirten Öztürk, Alevilikte lokma paylaşımının insanların alın teriyle hilesiz ve hurdasız bir şekilde ürettiği kazançlarını dostlarına sunması olduğunu ekledi. Günümüzde bir iftar çılgınlığı olduğuna işaret eden Öztürk, Alevilikte sahur ve iftarın olmadığını da ifade etti. Alevilikte orucun aç kalma eylemi olmadığını söyleyen Öztürk, şöyle devam etti:

    “Oruç Alevilikte insanın kendisini eğitme durumudur. Yani elinize, gözünüze, kaşınıza, ayaklarınıza sahip olma, yediğiniz paylaştığınız lokmanın kıymetini bilme, emeğinize sahip çıkma, o emeğinizle ürettiğiniz lokmanın mademki helal lokma olacak, hilesiz ve hurdasız sofraya konma sürecidir. O anlamda bir başkasının lokmanızı talan etmesine, onu elinizden almasına ya da başkalarının elinden lokma almayı şiddetle reddederek alın terini savunmalısınız. Yani bir aşureden emek bilincini çıkarabiliriz. Bir emek bilincini, iki farklılıkların aynı cemde giderilmesi. Yani şöyle düşünmekte fayda var: Herkes kendisi olarak ceme gelir dışarı çıktığında kendisi olarak değil o toplumun bir üyesi olarak gider. Yani toplumsallaşır. Amaç aşurede bir lokmayı doğru anlamak, kavramak yani sadece bir seferde yutulan yiyecek değil üretim safhasından tüketim safhasına kadar nasıl soframıza konulduğunu anlamak bilmek, onun helal olmasını sağlayabilmek, ona hile ve hurda karıştırmamak ikincisi farklılıkların ortadan kaldırılması durumu.”

    “KADIN VE ÇOCUKLARIN İSMİYLE ORUÇ TUTTUĞU TEK İNANÇ BİÇİMİ”

    Öztürk, Muharrem öncesinde tutulan üç günlük Masum-u Paklar ve bir günlük Ana Fatıma orucuna ise şöyle dikkat çekti:

    “Bugün tam da dünya üzerinde temel sorunlarımız olan çocuk ve kadın sorunlarını buradan görmek mümkün. Alevilik kadınların, çocukların dünyada ismiyle oruç tuttuğu tek inanç biçimidir. Bunu böyle algılamakta fayda var.”

    “AH HÜSEYİN VAH HÜSEYİN, LANET OLSUN YEZİD’E DEMEKLE DÜNYA DEĞİŞMİYOR”

    Kerbela’yı ağlama duvarından çıkarmak gerektiğini kaydeden Öztürk, “Eğer günümüz Yezid’lerine karşı bir tavrınız varsa bir duruşunuz varsa ancak o zaman Kerbela’yı içselleştirmiş olursunuz, anlamış olursunuz. Yoksa ‘Ah Hüseyin vah Hüseyin, lanet olsun Yezid’e, lanet olsun Muaviye’ye’ demekle dünya değişmiyor. Mesele Hüseyin’in Yezid’e karşı vermiş olduğu mücadeleyi günümüz Yezidlerine karşı vermek. Çünkü günümüzde zulüm aynen olduğu gibi devam ediyor, hala kadınlar töre cinayetlerine kurban ediliyor, hala çocuklar istismarın parçası, hala emeğimize göz konulmakta, hala doğa yağmalanıyor. Günümüz zalimlerinin dünkü zalimlerden nitelik olarak hiç farkları yok. Eğer Yezid’e karşıysanız bugünkü duruşunuzla bunu ifade edeceksiniz. Bugünkü haksızlıklara, bugünkü zulme karşı gelmeyenlerin ‘Ben Yezid’i sevmiyorum lanet olsun Yezid’e’ sözü hiç inandırıcı ve gerçekçi değildir.” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Dersim’deki yangınlara sessiz kalanlar yangını çıkaranlarla aynı suçu işliyor’ – VİDEO

    ‘Dersim’deki yangınlara sessiz kalanlar yangını çıkaranlarla aynı suçu işliyor’ – VİDEO

    PİRHA- Dersim’de askeri operasyonlar gerekçe gösterilerek ormanların yakılmasına tepki gösteren Güvenç Abdal Ocağı pirlerinde Sefa Öztürk, “Karıncayı incitmekle bir insanı incitmek arasında hiçbir fark yoktur. Doğadaki dengelerden herhangi bir tanesine dokunduğunuz anda itibaren doğanın katilisiniz” dedi.

    Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk, Dersim’de haftalardır askeri operasyonlar gerekçe gösterilerek ormanların yakılmasına ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    “KARINCAYI İNCİTMEKLE İNSANI İNCİTMEK ARASINDA FARK YOK”

    Dersim yangınlarına dikkat çeken Öztürk, “Karıncayı incitmekle bir insanı incitmek arasında hiçbir fark yoktur. Doğadaki dengelerden herhangi bir tanesine dokunduğunuz andan itibaren doğanın katilisiniz. Doğanın katili, insanın katili, börtünün böceği katili, çimenin, ağacın, dalın katili olmak diye bir kavram yoktur. Şiddet kime karşı olursa olsun reddetmediğimiz sürece şiddet uygulayanlara karşı savaşmadığımız sürece şiddetin parçasısınız demektir” diye konuştu.

    “DOĞADAKİ HER CANLI BİZİM PARÇAMIZ”

    Yangına karşı sesi soluğu çıkmayanları yangını çıkaranlardan daha fazla kınadığını belirten Öztürk, “Seyirci kalmakla yangını çıkaran arasında kalmak arasında hiçbir fark yoktur. ‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ şiarını, anlayışını mutlaka terk etmeliyiz. Çünkü doğadaki her canlı bizim parçamız. Eğer yarın dünyada bir barış bir özgürlük olacaksa bugünden yarına vermiş olduğumuz emeğin ve mücadelenin sonucu olacaktır” ifadelerini kullandı. PİRHA/İSTANBUL

  • Bir asimilasyon hikayesi: Cemevleri

    Bir asimilasyon hikayesi: Cemevleri

    PİRHA – Güvenç Abdal Ocağı Dedelerinden Sefa Öztürk sosyal medya hesabından yaptığı bir paylaşımda “Bir asimilasyon hikayesi” başlığı adı altında Cemevlerinin Alevi inancı acısından nasıl bir asimilasyon merkezlerine dönüştüğünü anlattı.

    Bir süre önce Ajansımız PİRHA’ya konuşurken de cemevlerinin rant merkezlerine döndüğünü, karşıtına benzeyip tek tipleştiğini belirten Güvenç Abdal Ocağı Dedelerinden Sefa Öztürk sosyal medya hesabından bu konuya ilişkin yeni değerlendirmelerde bulundu.

    “Doksanlı yıllarda ilk cemevleri yapılmaya başladığında herkesi tatlı bir heyecan sarmıştı. Öyle ya; bizde kentlerde cemler bağlayacaktık. Yıllarca yok sayılan Aleviler için bundan daha mutlu ne olabilirdi? Diye giriş yapan Sefa Dede;

    “İlk cemleri gördüğümüzde yadırgadık biraz ama, seste çıkarmadık. İtiraz etmek pişmiş aşa su katmaktı. Gerçekte bu cemler, köyümüzde bağlanan cemlere pekte benzemiyordu. Zakirinden semahçılarına kadar, on iki hizmette dahil bizim bildiklerimiz değildi.” ifadelerine yer veriyor.

    “ÖNCE KADINLAR UZAKLAŞTIRILDI”

    Sefa Öztürk Dede eskiden toplum içinde mütevazı bir duruşun ve giyimin sahibi olan inanç önderlerinin giyimlerindeki, yaşam tarzlarındaki değişikliklerle nasıl toplumdan koptuklarına işaret ediyor.

    “En büyük değişiklikte mürşitlerdeydi. İyi giyinmiş, kravatlı erkekler oturuyordu köşelerde ve görmeye alıştığımız mürşit analar yoktu postta. Daha erkek bir anlayış ceme egemen olurken eşitliğin göstergesi ve ana kutsalı kadınlar uzaklaştırılmıştı.

    Cemlerde gülbankların yerini dualar almıştı soran ve sorgulayan rızalık yolu kendini başka bir dine teslim ediyordu. Artık görgüsüz ve sorgusuz bağlanan cemler ruhunu da kaybediyordu.”

    “ALEVİLİK CEMEVLERİNDE TEKBİR ÇEKİLEREK ÖLDÜRÜLÜYORDU”

    Öztürk Dede şöyle devam ediyor:

    “Cenazelerde ve lokmalarda Arapça dualar okunuyordu saatlerce. Arapça okuyanlara (acayip bir makamda okuyan, ne dediği belli olmayan, aksanı bozuk hocalar türemişti) rant kapısı olmuştu cemevleri.

    “İSTİSNALAR HARİÇ BİRER MİNARESİZ CAMİYDİ ARTIK”

    Öyle ki gülbank okumak isteyenler, deyiş söylemek isteyenler ötekileştiriliyordu. Din düşmanı ilan ediliyordu. Aleviler katledilirken çekilen tekbirler, Alevilik öldürülerek çekiliyordu cemevlerinde. Cemevleri istisnalar hariç birer minaresiz camiydi artık.”

    “BU BÖYLE GİTMEYECEK”

    Sefa Öztürk Dede konuya ilişkin değerlendirmesini şu cümlelerle tamamlamış:

    “Bu böyle gitmeyecek elbette. Aleviler kapı komşularına öykünerek yaşayamaz inancını. Nice badireler atlatan bu saygın ve kadim inanç, yoluna döşenen engelleri de aşacaktır. Olan her dinden, her dondan olan iki dinli rantiyecilere olacaktır.

    Çünkü; gerçek inananlar, kendi çıkarından başka bir şey düşünmeyenlerden daha güçlüdür.”

    2017 Aralık ayında “Aleviler Alevi Örgütlenmesini tartışıyor” adlı yazı dizimize konuşan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk Cemevlerine ilişkin şu değerlendirmeyi yapmıştı:

    Bir topluluk kendi meşruiyetini kendi yaratır. Sen meşru musun? Meşru isen sorun o değil. Sorun cemevlerinin nasıl kullanıldığı sorunudur. Bugünkü bütün cemevleri devletin istediği biçimde kullanılıyor. Oralar eğitim alanına çevrilemedi. Aleviliğin bütün değerleriyle yaşatıldığı alana çevrilemedi. Çok net görüyorum; giderek de erkekleşen bir Alevilikle birlikte daha tek tip ve kötü bir biçimde yanıbaşındaki komşularına öykünen bir din anlayışı hepimizi sarıyor. Bakın nerden nereye geldik.

    “DÖRT DUVAR ARASINA HAPSEDİLEN İNANÇ DEĞERLERİNDEN KOPAR”

    Çok göz önünde bir şey var. O cemevlerinde Alevilik maalesef gelişmiyor. Alevilik beş on kişiden oluşmuyor. Çok net ifade etmek gerekirse; anladım ki sokakları terk ediyoruz. Kendimizi odaların içerisine hapsederek Alevilik yaşadığımızı zannediyoruz. Bütün inançların din haline getirilme sürecini hepimiz iyi kötü inceledik, baktık, bir fikrimiz var. Ne zaman ki dört duvar arasına bir inanç hapsedilmiş, o zaman bütün değerlerinden koparılmış. Bugün Aleviliği dört duvar arasına hapsetme durumuyla karşı karşıyayız. Alevilik bu zamana kadar kendisini tarif ederken ‘gök kubbenin olduğu her yerde Alevilik vardır’ diye tarif etmiş. Bakın gök kubbe güneşin doğduğu, ışığın ulaştığı her yerde, hayatın olduğu her yerde Alevilik vardır ve haktır demiş.

    “ELEŞTİRDİĞİMİZ GÜÇLERE DÖNÜŞMEMELİYİZ”

    Bir şeyle karşı karşıyayız. Bir tehlikeyi hep birlikte hissediyoruz. Tekçi bir anlayış giderek bize çok daha fazla dayatılıyor. Tek dil, tek bayrak, tek millet, tek tek tek tek tip elbise, tek tarafa bakmamızı, tek taraftan bütün dünyayı yorumlamamızı istiyorlar.

    “CEMEVLERİNDEKİ RANT PAYLAŞIMINI PARÇALAMAK LAZIM”

    Cemevlerine, dergahlara bakıyorum, dede, başkan, yönetim kurulu. Kendi aralarında bir ahbap çavuş ilişkisi. Bu Aleviliğe sığmaz. Alevilik bunu kaldıramaz. Öyle bir yanı yok. Yani talan kültürünün sonucudur bu. Bir rantın paylaşımı oluşturulmuş ise o rantta ittifaklar vardır.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Pir Sefa Öztürk: Aleviler seçimde şuurlu oy kullandı

    Pir Sefa Öztürk: Aleviler seçimde şuurlu oy kullandı

    PİRHA- Seçim sonuçlarını değerlendiren Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, HDP’nin gerçek anlamda bir başarı elde ettiğini söyleyerek, mücadeleyi sağlam temellerle ve doğru bir anlayışla verebilmek gerektiğini kaydetti. Öztürk, “Aleviler şuurlu oy kullandığı sürece sonuçları nasıl etkileyeceğini gördü” dedi.

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, seçim sonuçlarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Tüm baskılara rağmen seçimin tek galibinin HDP olduğunun altını çizen Öztürk, batıdaki bu oyun ciddi anlamda dikkate alınması gerektiğini ve HDP’nin meclise gerçek anlamda bir muhalefet partisi olarak girdiğini ifade etti.

    Öztürk sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ekonominin bu kadar kötü olduğu bir süreçte ‘sosyal demokratım’ diyen CHP’nin kurduğu ittifaklar tuhaftır. Örneğin, Temel Karamollaoğlu ve Meral Akşener ile kurduğu ittifak onlara da seçmenlerine de olumsuz yansımıştır. Selahattin Demirtaş cezaevinde olmasına rağmen çok yüksek bir oy almıştır ve açıklamaları da değerlidir. ‘Partimi meclise soktum barajı aştık’ gibi bir cümle kurarak gerçekleri de söylemiştir. Dolayısıyla diğer bütün partilerin başarısız olduğu, sadece HDP’nin gerçek anlamda başarı elde ettiği bir seçim olmuştur.”

    “ALEVİLER OYLARINI AKLIYLA KULLANDI”

    Birçok Alevi milletvekilinin meclise girdiğini söyleyen Öztürk, “Ben buna şuurlu oy diyorum. Aleviler şuurlu oy kullandığı sürece sonuçları nasıl etkileyeceğini gördü. Dolayısıyla Aleviler oylarını geleneksel, içgüdüsel ve duygularıyla değil de aklıyla mantığıyla kullanabileceğini gösterdi. Bundan sonra eğer böyle davranabilirlerse en azından kendi birlikleri ve dirlikleri açısından da önemli bir manevra yapmış olacaklar ve daha çoğaltacaklar ben bazı arkadaşların psikolojik durumuna bakıyorum herkes öldük bittik yandık diyor. Hiçbir şey olmaz önemli olan mücadeleyi sağlam temellerle doğru anlayışla verebilmektir. Dolayısıyla ölen biten yiten hiçbir şey yok her şey yerli yerinde ve herkes ayakta, herkes sağlam, bunun bilincinde olması gerekir insanların. Değiştirilemeyecek hiçbir şey yoktur” ifadelerini kullandı. (HABER MERKEZİ)

  • İçerenköy Cemevinde Newroz cemi yapıldı

    İçerenköy Cemevinde Newroz cemi yapıldı

    PİRHA – PSAD, DAD ve Koçgiri Kültür Derneği’nin İçerenköy cemevinde anadilde yaptığı Newroz Ceminde konuşan Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk, “Madem ki, bugün doğanın uyanışıdır o zaman doğayı, canları korumak zorundayız. Suyun kirletilmesine, doğanın tahrip edilmesine, katledilmesine seyirci kalmamalıyız” dedi.

    Pir Sultan Abdal Derneği (PSAD), Demokratik Alevi Derneği (DAD) ve Koçgiri Kültür Derneği, “Hak aşkıyla Ali’ye Yar Mazluma Berdar Zalime Zülfikar” sloganıyla İstanbul PSAD Kadıköy Şubesi İçerenköyü Cemevinde anadilde Newroz Cemi gerçekleştirdi. Ağuçan Ocağı Pirlerinden İbrahim Erdoğan, Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinde Sefa Öztürk, Zakir Cihan Çelik,  Cengizhan Aslan ve Yazar Bülent Felekoğlu’nun da katıldığı Newroz Cemine çok sayıda yurttaş da katıldı. Cem gülbeng ve deyişlerle başladı.

    “NEWROZ ZULMÜN ORTADAN KALKTIĞI GÜNDÜR”

    Cemde söz alan Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk , “Herkesin her coğrafyada farklı Newroz’u  vardır. Kimilerine göre baharın uyanışıdır. Kimine göre gecenin gündüzle eşitliği ve toprağın yeşerdiği gündür. Kimine göre Hz. Ali’nin doğum günü, kimine göre dostluğun, barışın, kardeşliğin ve paylaşımın yoğun olduğu bir gündür. Kimine göre de Demirci Kawa’nın zalim Dehak’ı yerle bir ettiği, yani zulmü ortadan kaldırdığı gündür. Hepsi de değerli, kıymetlidir. Hangi pencereden bakarsanız önemli olan hakikatle bakabilmektir. O yürekle görebilmektir. Bugün eğer bunları anlayamazsak hakikatı gene yalnız bırakırız” dedi.

    “DOĞA TAHRİBAT ALTINDA”

    Bugün doğanın büyük bir tahribat altında olduğunu belirten Öztürk, “ İnsanlar doğayı tahrip ediyor, ağaçları kesiyor ve doğada bir sürü canın yaşam alanını yerle bir ediyor. Madem ki bugün doğanın uyanışı ve mübarek bir gündür. Öyle ise o doğayı o canları korumak zorundayız. Buna seyirci kalmamalıyız. Suyun kirletilmesine, doğanın tahrip edilmesine, katledilmesine seyirci kalmamalıyız” diye konuştu.

    “İNSANLAR VE DİĞER CANLILAR DOĞADA EŞİTTİR”

    Bir zalimin bir halka uğrattığı zulmünü sonlandırmanın her şeyden daha kıymetli olduğunu vurgulayan Öztürk şöyle devam etti:

    “Biz aydınlık bir toplumu savunuyoruz. Karanlığı üreten, bizi karanlıkta bırakan, bizi düşünceden, paylaşımdan, özgürlükten ve birlikte yaşama ülküsünden alıkoyan her şeyi topyekün reddetmeliyiz. İnsanlar ve diğer canlılar doğada eşittir. Eşit olabilmeli. İlk önce dünyayı eşitsizliğe götüren, hırsızlık yapan, zalimlik yapan, zulüm eden, emeği gasp eden, yok sayan her şeye direnebilmeli ve düşüncemizi, ibadetimizi, dilimizi, ekmeğimizi, ortaklaştırmalıyız.”

    Konuşmalardan sonra Çerağ uyandırıldı ve cem yapıldı. Newroz Cemi, Kerbala ağıdıyla son bulurken ardından lokma pay edildi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Hakka yürüme erkanı dersi: Erkanımız da cemimiz gibi olmalı-VİDEO

    Hakka yürüme erkanı dersi: Erkanımız da cemimiz gibi olmalı-VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kadıköy Şubesi, Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk öncülüğünde hakka yürüme erkanına yönelik dersler verilmeye başlandı.

    Haberin videosu

    Alevi İnanç Kurulu’nun başlatmış olduğu ve birçok cemevinde uygulanmaya başlanan Hakka uğurlanma erkanı dersleri, Güvenç Abdal Ocağı Piri Sefa Öztürk öncülüğünde PSAKD Kadıköy Şubesi’nde de devam ediyor.

    “CEMEVLERİ ASİMİLASYONUN KARŞISINDA ÇOK İYİ DURAMADI”

    Hakka yürüme erkanına ilişkin PSAKD Kadıköy Şube yönetimi şunları ifade etti:

    “Yüzyıllarca egemenin baskısı altında kalıp öz değerlerini yitirmeye yüz tutmuş Alevîler egemen inancın, yani Sünni Müslümanlığın baskısı altında kaldı. Dolayısıyla ritüelleri de öz halinden uzaklaşıp Müslümanlığın Ortodoks haline dönüştü. Dernekler, cemevleri bu asimilasyonun karşısında çok iyi duramadılar. Bu konuda hassasiyet geliştiren PSAKD Kadıköy Şube yönetimi Hakka yürüme erkânlarını özüne kavuşturmak için Güvenç Abdal Ocağı Pirlerinden Sefa Öztürk önderliğinde çalışmaya başladı. Hakka yürüyen canların yakınlarına konuyla ilgili bilgi aktarımında bulunup rızalıkları alınarak cenaze namazı kıldırmak yerine Alevilik dokusuna uygun olarak Hakka yürüme erkanlarının gerçekleştirilmesini sağlıyor.”

    “ERKANIMIZ DA CEMİMİZ GİBİ OLACAK”

    Pir Sefa Öztürk de, “Hakka uğurlama erkanımız da cemimiz gibi olacak. Erkek kadın ayrı saf durmamalı.” diyerek Pir Hacı Bektaş Veli’nin “Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde. Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok. Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde.” diye konuştu.

    HAKİKATİN PEŞİNDE SÜRÜKLENMELİYİZ”

    Şube yönetiminden Ali Koçak ise, “Hakka yürüme erkânlarının özüne kavuşturulması konusunda yönetimden arkadaşlarımızla istişare ediyorduk. Bu konuda pirimiz Sefa Öztürk bizlere cesaret vermekle birlikte pirlik makamının gerektirdiği gibi öncülük de etti. Tabi, bu tür uygulamaları yapmak için cesaret etmekle birlikte cemevimize gelip giden canlarımızla diyaloglar geliştirmeliyiz. Bir şeyler yanlış anlatılmış, öğretilmiş olabildiği gibi canlarımıza yanlış alışkanlıklar da kazandırılmış olabilir. Gerinin aklına teslim olmak yerine hakikatin peşinde sürüklenmek gerekir. Ayrıca bugün şunu da farkettim ki bu ritüel uygulandığında canlarımızdan birçoğu “İşte bu ya, bunu yapmalıyız. Arapça duayı anlamıyoruz.” dediklerini duydum.” diyerek Hakka yürüme erkanlarının özüne kavuşturulması konusundaki görüşlerini dile getirdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Dedesi Emrah Çolak’tan müfredat tepkisi: Eğitimi hallaç pamuğuna çevirdiler-VİDEO

    Alevi Dedesi Emrah Çolak’tan müfredat tepkisi: Eğitimi hallaç pamuğuna çevirdiler-VİDEO

    PİRHA – Samsun Terme’de yaşayan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak, son zamanlarda gündemde olan eğitim sisteminin değişmesini ve buna bağlı olarak toplumda değişimin nasıl olduğunu PİRHA’ya değerlendirdi. Türkiye’de toplumsal değerlerin değişmesinin eğitim sisteminin değiştirilmesiyle yapıldığını vurgulayan Çolak, “Müftülüklerin kıyacağı nikah, kadını yok etmenin en büyük  adımıdır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Samsun Terme’de yaşayan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak PİRHA’ya konuştu. Çolak, aydınların, “Eğer siyasi liderler iktidara gelirken ellerinde projeleri yoksa; insana, doğaya, dünyaya dair muhtemelen ellerindeki en etkin proje dindir” sözünü hatırlatarak, dinin en etkin morfin olduğunu kaydetti.

    “15 YIL İÇİNDE EĞİTİM SİSTEMİ HALLAÇ PAMUĞUNA DÖNDÜ”

    Siyasi iktidarın 15 yıl içinde eğitim sistemini hallaç pamuğuna çevirdiğini belirten Çolak, “Her yeni gelen ilk önce Milli Eğitimle, müfredatla uğraşıyor. Din Bilgisi, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi onu da bırakın artık tarihsel süreç değişti. Bunu çökertince ne olacak, dünyanın dışında yeni yaşam tespit edilmeye çalışılırken biz Ramazan geldiğinde insanların karnı aç mı tok mu diye sormayız ama oruç musun diye sorarız. Veya üç cumaya gitmezsen cenaze namazın kılınmaz denir. Bir takım böyle söylemlerle insanların beyin gücü erozyona uğrayınca nerede, neye tapacağı, inanacağı belli olmaz” dedi.

    İnsanları idare etmenin yolunun eğitimi yok ederek başladığını söyleyen Çolak, “Eğitimi yok edince beyin hücrelerini öldürmeye başlarsın. Kendini tanıyamaz, tanımlayamaz bir takım şeylere bağımlı kalırsın. Birileri onun elinden tutmak zorundadır. Güneşi görmek istemez” dedi.

    “KADINI YOK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Eğitim sistemine bağlı olarak bu toplumda kadınında yok edilmeye çalışıldığını vurgulayan Çolak, kadının yok edildiği bu toplumda evrensel nitelikte çocuk yetişemeyeceğini, yetiştirilemeyeceğini belirtti. Çolak, “Çünkü kadın bir çocuğun gelişiminde en ana etkendir. Eğitimin birinci merkezidir” dedi.

    “KADININ HİÇBİR YERDE YERİ YOK”

    Türkiye’de yapılanları İslam’la ilişkilendirdiklerini söyleyen Çolak, Ortadoğu’yu örnek gösterdi.

    “Ortadoğu en bariz örneğidir. Kan gövdeyi götürüyor. Yani İslam’ın olduğu hiçbir ülkede barış yok. Huzur ve sükûnet yok.  Paylaşım yok, kan var, vahşet var, katliam var ötesinde hiçbir şey bulmak mümkün değil” dedi.

    Türkiye’de bunu yaşıyoruz diyen Çolak, Türkiye’de kadınlar dışlanarak bu süreci hazırlamaya başladıklarını aktardı.

    “Kadının hiçbir şekilde yeri yok. Paylaşımda, ekonomide, çalışmada hayata dair hiçbir yerde kadın yok” diyen Çolak, bunu da  Hz. Peygamber dönemine ve İslama bağladıklarını söyleyerek şunları kaydetti:

    “Hz. Muhammed döneminde doğan kız çocuklarını öldürüyorlar genelde. Yaşamasına olanak sağlamıyorlar. Belli bir sürece kadar bu böyle devam ediyor. Ve Hz. Muhammed bir şey yapıyor. Kızı Fatıma ana dünyaya geldiğinde onu alır günlerce başının üstünde gezdirir. Benim kızım, evladım oldu diye. Bu bir mesajdır. Kadının önemini, kutsiyetini ön plana çıkarır. İslam aleminin en tepedeki zatı başına çocuğunu gezdiriyor. Bugünkü zihniyetle değerlendirirsek tabi. Onun orada vermek istediği mesaj, kadın bu toplumun olmazsa olmazıdır. Kadın bu toplumun %5o’sidir. Kadın bu toplumun toprağıdır. Biz 1500 yıl sonra o dönemden beş bin yıl daha geriye gittik kadını yok ettik.”

    “MÜFTÜLÜK NİKAHI, KADINI YOK ETMENİN EN BÜYÜK ADIMIDIR”

    Son zamanlarda gündeme gelen ve meclise yasa tasarısı olarak sunulan müftülüklere nikah kıyma yetkisinin verilmesine ise Çolak, “Müftülüklerin kıyacağı nikah, kadını yok etmenin en büyük  adımıdır” dedi.

    Nedenini ise şöyle açıkladı:

    “Türk medeni kanununda bir şey var. Nikahın gerçekleşmesi için reşit olması gerekir. Ama diğer tarafa gittiğinizde muta nikahı kıyılır. Yaşları 10, 12, 15 olur ve 20 yaşına geldiklerinde hayata küserler ve bir yerlerde canlarına kıyarlar. Bütün kadınların, annelerin, buna duyarlı davranıp topyekûn o çığlıklarını duyurmak lazım. Yoksa bu gidişin sonu uçurumdur. Kadını hem yaşamdan hem de hayattan koparmaktır. Adını silmektir. ”

    “BUNA DUR DEMEK SİZİN ELİNİZDE”

    Tüm kadınlara çağrıda bulunan Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Emrah Çolak, “Buna müsaade etmemek lazım. Buna dur demek sizin elinizde, kabul etmemek sizin elinizde direnişi hep beraber başlatın bizlerde size el verdiği ölçüde destek vermeye varız. Müftülerin kıyacağı nikaha hayır diyoruz” dedi.

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN

    SAMSUN – TERME 

     

  • Alevi Dedesi Öztürk: Sokak gericilere bırakılmayacak kadar değerlidir-VİDEO

    Alevi Dedesi Öztürk: Sokak gericilere bırakılmayacak kadar değerlidir-VİDEO

    PİRHA-Güven Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, Osman Baydemir hakkında cemevine yer tahsis ettiği için hazırlanan fezlekeyi ve Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü’nü” PİRHA’ya değerlendirdi. Öztürk Baydemir hakkında hazırlanan fezlekenin Alevilere aba altından sopa göstermek olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü’nün” ise geç kalınmış bir karar olduğunu belirtti.

    Haberin Videosu

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in Diyarbakır’da belediye başkanı olduğu dönemde cemevine yer tahsis ettiği için hakkında hazırlanan fezlekeyi, CHP Milletvekili Enes Berberoğlu’nun tutuklanması ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Adalet Yürüyüşü’ne” başlamasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “ALEVİLERE YÖNELİK BİR GÖZDAĞI”

    Sefa Öztürk Dede, HDP Urfa Milletvekili Osman Baydemir’in cemevine yer tahsis ettiği için hakkında hazırlanan fezlekeye tepki gösterdi. Baydemir hakkındaki fezlekeyi kınadığını belirten Öztürk, bunun Türkiye’de ki Alevilere yönelik bir gözdağı olduğunu düşündüğünü ifade etti.

    Türkiye’deki tekçi anlayışın ileriki günlerde ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasi olarak bütün sertliğiyle saldıracağını söyleyen Öztürk “Bu fezleke olayında Aleviler gerekli tavrı gösterebilirse ondan sonra başka saldırılara da hazır olmak gerekir. Ama bu sadece bir Osman Baydemir sorunu değil, bir devlet sorunu. Antidemokratik bir yapıdan kaynaklanıyor ve bu saldırı aslında muhaliflere yönelik bir gözdağı. Alevilere aba altından sopa gösteriliyor” dedi.

    “DOKUNULMAZLIKLAR KONUSUNDA CHP YANLIŞ YAPTI”

    CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasına yönelik değerlendirmelerde de bulunan Öztürk, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda CHP’nin yanlış tavır takındığının altını çizerek şunları ifade etti:

    “Kimlere dokunulacağı çok belli olduğu halde, yargının tek elde toplandığı ve hukukun tamamen katledildiği bir süreçte dokunulmazlık sonucunda nerelere gideceğini kesinlikle görmemiz ve bilmemiz gerekiyor.”

    “SOKAKLAR GERİCİLERE BIRAKILMAYACAK KADAR DEĞERLİDİR”

    Sokağın önemine dikkat çeken Öztürk “Sokaklar faşistlere, gericilere bırakılmayacak kadar değerlidir. Eğer biz bu ülkede özgürce yaşayabilmek,  insanca yaşayabilmek için özgürlükten, barıştan, demokrasiden, haktan, hukuktan, adaletten yana olanlar sokaklarda bir arada, omuz omuza olmak zorundadır” dedi.

    “AKP PARTİNİN ÇOK ÖTESİNDE BÜTÜN REFLEKSLERİYLE DEVLETİN KENDİSİ”

    AKP politikasından demokrasi çıkmayacağını vurgulayan Öztürk, AKP’nin artık bir partinin çok ötesinde bütün refleksleriyle ve bütün kurumsallığıyla devletin kendisi olduğunu kaydetti. Ülkede yaşanan hiçbir şeyin emperyalizmden bağımsız olmadığını belirten Öztürk “Bu coğrafyada emperyalistler Türkiye gibi bir ülkeyi kendi kaderine bırakabilecek kadar anlayışlı değil. Çünkü bu kendi çıkarlarına da ters bir durum. Dolayısıyla tamamen ve tamamen bu ülkenin demokrasiden yana, hak hukuktan yana, barıştan yana, sevgiden yana dinamikleri hareket ettiği sürece bu ülke daha yaşanılabilir bir ülke olacaktır” şeklinde konuştu.

    “GEÇ KALINMIŞ BİR KARAR”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Adalet için yürüme kararı almasını da değerlendiren Öztürk, geç kalınmış bir karar olduğunu belirtti. 16 Nisan referandumunda CHP’nin halkın gazını almak yerine YSK’nın önüne yürümesi gerektiğini vurgulayan Öztürk “Eğer YSK’nın önüne yürünseydi bugün referandum sonuçlarını bu biçimde kabullendirip halkın gazını alarak tartışır durumda olmazdık. Bugünki gelinen nokta tamamen büyük politik hataların sonucudur” dedi.

    “MUHALEFET BİRLİKTE HAREKET ETMELİ”

    Bundan sonra muhalefetin birlikte hareket etmesi gerektiğinin altını çizen Öztürk, ayrıca şunları belirtti:

    “Ötekileştirilen, yok sayılan ve zarar görmüş kimler varsa bunun içerisine herkesi her şeyi koyabiliriz. Doğadan yana, barıştan yana, ağaçtan yana, sokaktan yana, caddeden yana, insanların kimliğinden yana, tercihlerinden yana, kimler bu düzen içerisinde ötekileştirilmişse birlikte daha yaşanılabilir bir ülke kurulabilir. Tamamen bu birlikte bir örgütlü güce bağlı diyorum.” (HABER MERKEZİ)