Etiket: güvenlik soruşturması

  • İhraç edilen Dr. Benan Koyuncu: Sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda!-VİDEO

    İhraç edilen Dr. Benan Koyuncu: Sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda!-VİDEO

    PİRHA- Uzman Doktor Benan Koyuncu, 30 Eylül’de ihraç edildi. Üçüncü kez işinden uzaklaştırılan Koyuncu, mesleğe geri dönmek için mücadelesinin süreceğini belirterek, “Sömürü oldukça karşı koyuş da olmak zorunda. Topluma ‘sus’ mesajı verilmek isteniyor ama şu saatten sonra ihraç edilen arkadaşlara ulaşıp birlikte hareket etmeye çalışacağım. Geri adım atmayacağım” dedi.

    Çankırı Devlet Hastanesi’nde Uzman Doktor olarak çalışan Benan Koyuncu, 30 Eylül’de ihraç edildi. Bu ihraç kararıyla birlikte Koyuncu, üçüncü kez mesleğinden uzaklaştırılmış oldu.

    Son iki yıldır Acil tıp Uzmanı olarak görev yapan Benan Koyuncu, 11 yıllık meslek hayatında 3 soruşturma ile karşı karşıya kalmasının detaylarını anlattı. Koyuncu, ilk ihraç haberini aldığındaki hissiyatını şu sözlerle aktardı:

    “İki kez ihraç olduğum için açıkçası güvencesiz çalışmaktan kaynaklı ‘her an gidebilirim’ diye zaten düşünüyordum. Çünkü iş yerinde de hayatta da muhalif bir insanım. Herhangi bir soruna karşı sessiz kalmıyorum. O nedenle her an sallantıda olan kişilerden biriyim. Verilen karara çok da şaşırmadım. Ama kendimi güçlü hissediyorum. Belki de bu sistemle biraz daha bağlarım koptuğu içindir. Tabii ki mesleğimi, çalışma arkadaşlarımı çok seviyorum. O nedenle zaten ‘geri döneceğim’ diyorum. Bu süreçte yol arkadaşlarım yanımda, bu da beni daha güçlü kılıyor. Yani şu dönemde her zamankinden daha güçlü hissediyorum.”

    “ÇOCUKLARIN ÖLDÜRÜLMESİNE KARŞILIKSIZ KALAMAZDIM”

    Doktor Benan Koyuncu, ilk ihraç kararında sunulan gerekçelerin temelsiz olduğuna da vurgu yaptı. İlk olarak 2016 yılında açığa alındığını belirten Koyuncu 2 aylık bir soruşturma sürecinden geçtiğini aktardı. Koyuncu, “O dönemde sol kesimden açığa alınan ilk doktorlardan biriydim” diyerek şunları söyledi:

    “Benimle ilgili her yerde ‘solcu doktor açığa alındı’ haberleri çıktı. İktidar yanlısı sitelerde ise hakkımda Twitter hesabım incelenip özellikle Kürt halkı ile ilgili attığım twitleri terör örgütü mensubuymuşum gibi yansıttılar. Bu twitler o kadar acıydı ki bölgede ölen çocuklarla ilgiliydi. Bu sebeple beni terör örgütü üyesi gibi göstermeye çalıştılar. Bu twitlerim sorgulandı ve biz avukatımla savunmamızı verdik. Attığım tweetlerin gayet demokratik tepkiler içerisinde olduğunu söyledik. Bunun üzerine işime geri döndüm.

    O dönemlerde Diyarbakır’da çalışıyordum ve bulunduğum ilçede çocuklar öldürülüyordu. Ve ben bir hekim olarak bu olaylara tabii ki karşılıksız kalamazdım.

    10 Ekim Katliamı ile ilgili twitlerimi dahi sakıncalı görmüşlerdi. Savunmamda, ‘bu yapılan bir katliamdır’ dedim.

    AK Parti’ye ilişkin attığım bir twit vardı. Onu da sorguladılar ve ben ‘Bizler AK Parti’yi, hükümeti eleştirilebiliriz’ diyerek cevabımı verdim. Ve ben tüm bunlar sonrasında geri döndüm. Bu olanlar asistanlık sürecinin başında yaşandı.

    Asistanlıktan sonra atamaya katıldım ve tüm sağlık çalışanları gibi bir de güvenlik soruşturmasından geçtim. 2018 yılı Aralık ayında atandım. 2019 yılı boyunca da güvenlik soruşturmam sürdü. Mayıs ayı gibi de red cevabı aldım. Ve mesleğimin yapılması yine engellenmiş oldu. Ardından üç farklı suçlamayla karşı karşıya kalıp mahkeme süreci başladı. Doğrusu bu bir tür fişleme dosyasıydı. Bu arada hakkımda hiçbir dava ya da sonuçlanmış bir şey de yok.

    2008 ile 2019 yılları arasında katıldığım eylemlerin çeşitli örgütlerle bağlantılı olduğunu söylediler. Ama hangi eylem, hangi örgüt hiçbir detay yoktu. İkinci suçlamada attığım twitler ‘terör örgütünü övücü’ mesajlar olarak yorumlandı. Üçüncü olarak; eski eşimin beraat ettiği dosyayı da iddianameye koymuşlardı. ‘Her birey Anayasaya göre kendinden sorumludur’ olmasına rağmen savunmamı yaptım ve emniyetten cevap geldi; ‘Şahsın herhangi bir örgütle ilişkisi bulunmamaktadır’ denildi. Bunun üzerine yürütmeyi durdurma kararı aldım. Sonrasında da mesleğime geri döndüm ve mahkemeyi de kazandım.”

    “VERİLMEK İSTENEN MESAJ TOPLUMA ‘SUS’ DEMEKTİR”

    Benan Koyuncu, kendisi gibi birçok hekimin de ihraç edildiğine işaret etti. “Muhalif olursanız biz 10 kez de sizi ihraç ederiz’ diyorlar” açıklamasını yapan Koyuncu, şöyle devam etti:

    “İşin kötü tarafı, aslında ben tek değilim. Şu anda belki de 100’e yakın sağlık çalışanına bu tarz haberler gitti. Ama maalesef artık insanlar da çok yoruldu. Bu durumu ben nasıl 3 kez yaşadıysam o insanlar da iki kez yaşamıştır. Ki bu arkadaşlarımızın çoğu mahkeme kararlarıyla geri dönen insanlardı. Bu yıpratma süreci tabii ki insanların biraz sessiz kalmasına da sebep oluyor. Bizler üzerinden verilmek istenen mesaj topluma ‘sus’ demektir.”

    “GERİ ADIM ATMA GİBİ BİR ŞANSIM YOK”

    Aynı zamanda önceki dönem Ankara Tabip Odası yöneticisi olan Benan Koyuncu, şu anda ise kadın hekimlik ve insan hakları kolunda görev yürütüyor. Koyuncu, ihraç kararından sonra mesleki dayanışmanın önemine vurgu yaparak şu aktarımda bulundu:

    “Şu saatten sonra diğer arkadaşlara ulaşmaya çalışacağım. Bizler ‘geri döneceğiz’ dedik. 2016 yılında arkadaşlarımız ilk KHK ile ihraç olduklarında ‘geri döneceğiz’ demiştik bugün de ‘geri döneceğiz’ diyoruz. Bunun için mücadele etmeye devam edeceğim. Geri dönünce de var olan sistemin daha iyi, daha adil olması için elimden geleni yapacağım.

    Farklı bir ülkeye gitmeyi asla düşünmedim. Beni henüz o kadar travmatize edecek bir sonuç olmadı. Burada bir mücadele alanım var. TTB, SES ve Ankara Kadın Platformu’nun da aktivistiyim. Onlar bana son yıllarda çok güç verdi. Kadınların direnci bana çok şey öğretti. Yani mücadele edeceğim alanlar olduğu için gitmeyi düşünmüyorum.

    Ben acil hekimiyim. Mesleğim gereği sürekli bir yoksullukla karşılaşıyorum. Hele ki Çankırı gibi bir bölgede yoksullukla daha da çok karşılaşıyordum. Bu sebeple benim geri adım atma gibi bir şansım olmuyor. Çünkü sömürü oldukça bir karşı koyuş da olmak zorunda. O nedenle mücadele ettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Mat’tan güvenlik soruşturmasına tepki: Aleviler kamudan aforoz edildi!

    Mat’tan güvenlik soruşturmasına tepki: Aleviler kamudan aforoz edildi!

    PİRHA- AKP’nin, kamu görevine ilk kez ya da yeniden atanacaklara güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması getiren kararının Alevileri etkilemeyeceğini söyleyen AABK Eşit Başkanı Hüseyin Mat, “Çünkü, Aleviler cumhuriyet tarihinde hep fişlendi. Köyleri, mahalleleri, evleri sadece fişlenmedi, oturdukları evlerin kapılarına, duvarlarına çarpı işareti bile attılar, bu da yetmedi vahşice katlettiler” dedi.

     

    AKP iktidarının ısrarla Meclise getirdiği ve muhalefet partilerinin milletvekillerinin oylarıyla reddedilen güvenlik soruşturması görüşüldü ve TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Anayasa Mahkemesi tarafından da ihlal kararı verilen güvenlik soruşturmalarının yeniden Meclis gündemine getirilerek kabul edilmesine tepkiler gelmeye devam ediyor.

    İktidar tarafından meclis gündemine getirilen ve kabul edilen güvenlik soruşturmasına Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Başkanı Hüseyin Mat tepki gösterdi.

    “ALEVİLER HEP FİŞLENDİ, EVLERİNİN KAPILARINA ÇARPI İŞARETİ ATILDI”

    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasına gerek kalmadan Alevilerin tüm kamu alanlarından tasfiye edildiğini ifade eden Mat, “Bürokraside, yargıda, orduda ve devletin diğer tüm kurum ve kuruluşlarında ne kadar Alevi varsa aforoz ettiler” diyerek tepki gösterdi.

    Mat, Alevilerin cumhuriyet tarihinden bu yana sürekli fişlendiğine işaret ederek, “Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanunu Teklifi TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi. Yeni kabul edilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması kanunu kapsamında Aleviler etkilenmeyecek ve hiç bir sorun yaşamayacaklar. Neden mi? Çünkü, Aleviler cumhuriyet tarihinde hep fişlendi. Köyleri, mahalleleri, evleri sadece fişlenmedi, oturdukları evlerin kapılarına, duvarlarına çarpı işareti bile attılar, bu da yetmedi vahşice katlettiler. Bürokraside, yargıda, orduda ve devletin diğer tüm kurum ve kuruluşlarında ne kadar Alevi varsa aforoz ettiler. Bir vali, genel müdür bile yok şuan bürokraside. Bu haksızlıklar yaşanırken susanlar düşüsün biraz da” diye konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Kod-29 ile işten atılan belediye işçileri: Bu kirli lekeyi boşa düşüreceğiz

    Kod-29 ile işten atılan belediye işçileri: Bu kirli lekeyi boşa düşüreceğiz

    PİRHA- İzmir Valiliği’nin haklarında başlattığı güvenlik soruşturması sonrasında İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kod-29 gerekçesiyle işlerine son verdiği 16 işçi, belediye binası önünde eyleme başladı. 

    İzmir Büyükşehir Belediyesi bağlı olan İZENERJİ ve İZELMAN’da çalışırken İzmir Valiliği’nin haklarında başlattığı güvenlik soruşturması sonucunda 4 ay önce iş akitleri “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış” olan kod-29 gerekçesiyle feshedilen DİSK/Genel-İş Sendikası üyesi 16 işçi, belediye binası önünde direnişe başladı.

    İşten çıkarılan işçiler,  haklarında tutulmuş tek bir tutanak olmamasına rağmen kod- 29 yani işyerinde ahlak ve iyi niyet kurallarını ihlal etmekle, tacizle, tecavüzle, sarkıntılıkla gibi suçlamalarla yaftalanarak işten çıkarıldıklarını söylediler.

    Anayasa Mahkemesi’nin kamuda çalışacak işçiler için güvenlik soruşturması şartını iptal ettiğini hatırlatan işçiler,  İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkililerine bu karara karşı direnmeye ve hukuksuz uygulamalara alet olmama çağrısında bulundu.

    “KOD-29 İLE BİZİ SUÇLAYAN BU KİRLİ LEKEYİ BOŞA DÜŞÜRECEĞİZ”

    İşten çıkarılan ve belediye önünde eylemde olan işçilerden Serkan İnan,  belediyelerde çalışan çok sayıda emekçinin istihbarat notları ve güvenlik soruşturması gerekçesiyle tasfiye edilmek istendiğine işaret etti.

    İnan, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin üzerindeki siyasi baskıyı işçileri suçlayarak üzerinden atmaya çalışmasının kabul edilemeyeceğine vurguda bulunarak, “İzelman AŞ’ de elektrik mühendisi olarak çalışıyordum. İşe 17 Ocak 2020 tarihinde başladım. 20 Ekim tarihinde 16 arkadaşımız ile birlikte tek taraflı iş akdimizin tek taraflı kod-29 ile  feshedildiği söylendi. Gerek bağlı olduğumuz kurum gerek ise sendikamız ile basın açıklamaları yaptık. Büyükşehir belediyesi bu süreç içerisinde hiçbir sorumluluk almak istemedi. Neden işten atıldığımıza dair herhangi bir bildirimde bulunmadı. 4 ay boyunca bu süreç kapatılmak istenilerek oyalanmaya çalışıldık. Bu süreç içerisinde bizlere çeşitli vaatlerde bulunuldu. Açılan davalarda ise belediyenin bu işten çıkarılma sürecinde taraf olduğunu gördük. Bizim güvenlik soruşturması ile işten çıkarılmamız tamamen bir safsata. Belediye bu dönemde üzerindeki siyasi baskıyı işçileri suçlayarak üzerinden atmaya çalışıyor. Ataşehir Belediyesi’nden de birçok işçi arkadaşımız işinden çıkarıldı. İşçilerin sokakta yaptıkları eylemler neticesinde CHP Genel Merkezi’nden 6 Nisan 2018’de belediyelere bir karar geldi. Kararda; işçilere yönelik yapılan güvenlik soruşturmaları subjektif olgulardır, belediyelerimizdeki yöneticiler bu subjektif olguları hiçbir şekilde ciddiye almamalı ve işçiler mağdur edilmemeli deniliyordu. İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimi sorumsuzca davranmıştır. Direnişimizin 3. günündeyiz. Eylemimizi işe iade edilene kadar sürdüreceğiz. Kod-29 ile bizi ahlaksız olmak ile suçlayan ama hakkımızda tek tutanak olmamasına rağmen bu sorumluluğu bize yükleyen belediyenin bu kirli lekesini boşa düşürene kadar mücadele edeceğiz” diye konuştu.

    “CHP’Lİ BELEDİYELER BU HUKUKSUZLUĞA ALET OLMAMALI”

    İşten çıkarılan bir diğeri işçi Fırat Can Kalyon ise yargı kararı olmaksızın, keyfi olarak doğruluğu tartışılır istihbarata dayalı bilgilerle emekçilerin işinden edilmesinin bir tehdit sopasına dönüştüğüne dikkat çekti. Kalyon, CHP’li Germencik ve Ataşehir belediyelerinde güvenlik soruşturması sonrası işten çıkarılan işçilerin işlerine iade edildiği hatırlattı.

    İzmir Büyükşehir Belediyesi yönetimine bu hukuksuz karardan vazgeçmeleri çağrısında bulunan Kalyon şöyle konuştu:

    “Valiliğin gerçekleştirdiği güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanması gerekçesi le iş akdimizin feshedildiği söylendi. Kıdemsiz, tazminatsız ve aynı zamanda ahlaksızlık, iyi niyeti suistimal ve her türlü yüz kızartıcı suçun olduğu bir madde ile işten çıkarıldığımızı gördük. Çalıştığımız süre boyunca hakkımızda tutulan tek bir tutanak dahi yok. O zamandan  bu yana hem iş mahkemesi hem de idari mahkemeye davalarımızı açtık. Son 1 senedir anayasa mahkemesi 657’ye tabi devlet memurlarını güvenlik soruşturmasına tabi tutan yasayı iptal ettikten beri bu soruşturma yapılmıyor. Devlet memurları için dahi geçerli olmayan soruşturma ki; biz adli sicil kayıtlarımızı alarak başladığımız halde bize nasıl yapılır? Hiç birimiz hakkında elle tutulan, somut delillere dayanan bir iddia yok. Valiliğin yaptığı birkaç soruşturma ve bu soruşturmaya binaen istihbarat notları var. Hiç birimiz hakkında ispatlanmış bir suç yok. Bu yasa dışı bir dayatmadır. Belediyelere bu dayatma gelse dahi bunu insanların ekmeği ile oynama gerekçesi yapmamaları, direnmeleri gerekiyor. Yasada işçinin çalışma ve taşıması gerektiği şartlar bellidir. Buradaki bütün arkadaşlar bu şartları taşıdıkları için iş başı yaptı. Sosyal belediyecilik anlayışında olduğunu iddia eden CHP’li belediyeler buna alet olmaması gerekiyor. Bu hukuksuz dayatmalara da direnmeleri gerekiyor. İnsanları basın açıklamalarına katıldı, demokratik haklarını kullandı diye fişleyemezsiniz, en tabi hakkı olan çalışma hakkını elinden alamazsınız. Çağrımızı belediyeye yapıyoruz; gelin bu hukuksuz karardan vazgeçin ve bizi işimize başlatın.”

    “Kod-29 işveren için güçlü bir enstrümandır” diyen ve belediye binası önünde direnişte olan bir diğer işçi Mehmet Aker de İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’in siyasi iradeye gösterip kendilerine işlerine iade etmesi çağrısında bulunarak, “Yaklaşık 8 ay büyükşehir belediyesinde çalıştım. 4 ay önce işyerimiz olan İzenerji’den aranak iş akdimizin feshedildiği söylendi. Gerekçe olarak güvenlik soruşturması önümüze konuldu. Bir eylemlilik süreci başlatmıştık. İzmir depreminden dolayı bu eylemlilik sürecine bir ara vermiştik. İşçi mahkemesi ve idari mahkemeye başvurularımız yapıldı. Valiliğin güvenlik soruşturması sonrası da belediye bizleri kod-29 yaftası ile işimizden etti. Bu temel insan haklarına aykırı bir durum. İnsanların hem çalışma hakkını gasp ededen hem de rencide eden bu tutumu kabul etmiyoruz. Kod-29 işveren için güçlü bir enstrümandır. Hiçbir uyarı yapmadan ve tazminat ödemeden işçiyi kapının önüne koyabilir. Ayrıca bu şirketlerde çalışan insanların güvenlik soruşturmasına tabi tutulamayacağına dair anayasa mahkemesi kararları var. Bu süreçte bu kararın referans olarak alınmasını talep ediyoruz. Hakkımızı sonuna kadar da arayacağız. İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer’den talebimiz siyasi iradeye gösterip bizi işimize tekrar iade etmesidir” ifadelerini kullandı.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • KESK: Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi geri çekilmelidir

    KESK: Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi geri çekilmelidir

    PİRHA – Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) yaptığı yazılı açıklamada, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırma Kanun Teklifi’nin geri çekilmesini istedi. 

    Kamu Emekçileri Sendikası (KESK) yazılı açıklama yaparak, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Kanun Teklifi’nin geri çekilmesini istedi.

    25 Ekim 2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 228 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler sonrasında keyfilik ve hukuksuzluğun çığ gibi arttığına dikkat çekilen açıklamada, “Anayasa Mahkemesi’nin, 29 Kasım 2019 tarihinde açıklanan kararıyla Anayasaya aykırı olduğu bir kez daha ilan edilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması birkaç kez torba yasalara sıkıştırılarak, gözlerden uzak tutulmaya çalışılarak korsanvari yöntemlerle yasal düzenleme haline getirilmeye çalışılmıştır” denildi. Açıklamada, kanun içindeki bazı tekliflerin geri çekildiğine ancak AKP iktidarının tek parti devleti ve fiili OHAL uygulamalarını terk etmek istemediğinden güvenlik soruşturmaları ve arşiv araştırmalarına ilişkin yasa teklifini AYM kararı gerekçesini gözetmeden bir kez daha Meclis’e gönderdiği ve teklifin görüşmelerine başlandığı belirtildi.

    “DÜZENLEME KİŞİNİN ÖZEL HAYATINI ETKİLEMEKTEDİR”

    İçişleri Komisyonu’nda görüşmeleri tamamlanan teklife “Milli güvenlik açısından stratejik önem” vurgusu ile şimdiye kadar sayısız örnekte oldukça sübjektif, iktidarın politikalarına uygun olarak yorumlanmaya açık, hukuk dışı kararları mümkün kılan bir nitelik kazandırıldığı kaydedilen açıklamada, “Güvenlik soruşturması gibi uygulamalar gizlilik gerektiren ya da hassas sayılan sınırlı ölçüde görevlerde kullanılabilecek istisnai bir durum iken, kanun teklifi ile OHAL döneminde olduğu gibi muğlak ifadelerle kapsam içine sokulacak kamu alımlarında genel bir uygulama haline getirilmektedir. Düzenleme bu hali ile kişilerin çalışma hakkına, kamu görevine girme hakkına, kendi kişiliğini, sosyal varlığını, onurunu koruma hakkına ciddi engelleme getirmekte, özel hayatını etkilemektedir” ifadeleri kullanıldı.

    “İKTİDAR YARGI KARARLARINI İŞİNE GELDİĞİ GİBİ UYGULAMAKTAN VAZGEÇMELİ”

    AKP iktidarının OHAL’i kalıcı hale getirerek olağanlaştırdığına dikkat çekilen açıklamada şunlar kaydedildi:

    “Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması şimdiye kadar uygulanan hali ve teklifte sunulan biçimiyle sadece adayı değil, birinci hatta ikinci derece yakınlarını da kapsar hale getirilerek toplumun geniş kesiminin hem kendilerinin hem de çocuklarının bugününü ve geleceğini derinden etkileyen, liyakatı değil AKP’ye sadakati esas alan, parti- iktidar ayrımını ortadan kaldırıp devleti tümüyle AKP’lileştirecek kadrolaşmayı kedefleyen, daha çok darbe dönemi uygulamalarındandır.

    Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması içkin olarak fişlemeleri de olağan hale getirdiğinden muhalif olsun ya da olmasın tüm vatandaşlarımızın Kişisel Verilerin Korunması başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerini tehdit etmektedir. Nitekim mahkemelerin beraat kararı verdiği, savcıların takipsizlikle sonuçlandırdığı dosyaların dahi güvenlik soruşturmalarına konu edindiği, nasıl ve hangi kriterlerle hazırlandığı bilinmeyen, itiraz edilemeyen istihbarat raporlarının esas alındığı uygulama nedeniyle ihraçlar başta olmak üzere sonuçları ağır olan mağduriyetlerin yaşanmasına neden olunmuştur. Dolaysıyla iktidar, yargı kararlarını işine geldiği gibi uygulamaktan ya da uygulamamaktan vazgeçmeli, Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçelerinin gereğini yapmalı, teklifi geri çekmelidir. Şu ana kadar uygulanan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasından kaynaklı yaşanan mağduriyetler ve hak kayıplarını giderecek düzenleme yapılmalıdır.”  PİRHA/ANKARA