Etiket: güvenlik

  • Çalık Holding korumaları tarafından katledilen işçi Erol İçin İzmir’de eylem-VİDEO

    Çalık Holding korumaları tarafından katledilen işçi Erol İçin İzmir’de eylem-VİDEO

    PİRHA-  Tazminatını alamadığı için Çalık Holding’in korumaları tarafından darp edilerek katledilen işçi Erol Eğrek için İzmir’de yapılan eylemde, “Sermayenin çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen Saray iktidarının yarattığı düzen, bu cinayetin baş sorumlusudur” denildi.

    İzmir’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütleri tazminatını alamadığı için İstanbul’da Çalık Holding binası önünde eylem yapan işçi Erol Eğrek’in korumalar tarafından dövülerek katledilmesine ilişkin Alsancak’ta bulunan Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması gerçekleştirdi.

    Açıklamada, ‘İşçi Katili Çalık Holding Hesap Verecek!’ apankartı açıldı.

    Kurumlar adına açıklamayı okuyan EMEP İl Başkanı Elif Çuhadar, “Eğrek’in  “hakkım” diyerek talep ettiği ödenmeyen tazminatın tam 540 katı, Çalık Holdinge kamu kaynaklarından aktarıldı. Holdingin şirketleri ise son üç yılda verilen bu teşvikler nedeniyle kurumlar vergisinden de kurtuldu. Erol Eğrek, hakkını aradığı Çalık Holding kapısı önünde öldürüldü. Holding, Erol Eğrek’in ölümünün ardından yaptığı açıklamada işçiye borcu olmadığını savundu. Eğrek’in “tüm haklarını alarak ayrıldığını” öne sürdü. Ancak Eğrek’in 10 yıl boyunca yaptığı başvurular, eylemler ve yargı süreçleri bu iddiayı yalanlamaktadır” diye belirtti.

    SOMA MADEN KATLİAMI HATIRLATILDI

    Soma Katliamı’nın 11. yıldönümüne değinen Elif Çuhadar, kar hırsının ve iş güvenliğinin yok sayılmasının katliamların önünü açtığına vurguda bulunarak, “AKP ve MHP iktidarının emeği yok sayan, her fırsatta sermayenin yanında saf tutan ve tüm gücüyle sermayeden yana patronları koruyan emek düşmanı politikaları değil midir canlarımızı hiçe sayan. AKP iktidarıyla yakın ilişkiler içinde olan ve bunun nimetlerinden yararlanan Çalık Holding gibi niceleri. Yarın Soma katliamının 11. Yıl dönümü Soma maden faciası görünmez bir kaza değildi. Kamu madenciliğinin yok edilmesi, iş güvenliği anlayışının görmezden gelinmesinin bir sonucudur. Basit bir ihmal değil madencilik bilgi ve birikiminin yok sayılmasının, bilimin yerine keyfiliğin, emeğe ve emekçiye saygı yerine kar hırsının bedelidir.. Çünkü kapitalizm daha fazla kar dışında hiçbir zaman başka bir şeyi önemsemez, işçi sağlığı ve güvenliğini de. Soma’daki 301 işçinin katili de sermaye, iktidar ve sendikal bürokrasinin kendisidir” dedi.

    “SORUMLU OLANLARIN YARGILANMASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ”

    Elif Çuhadar, Erol Eğrek’in ölümünden sorumlu olanların yargılanmasına dair takipçi olacaklarını kaydederek, “Emeğinin hakkını almak için mücadele eden bir işçiydi Erol Eğrek’de. Alacakları için yasal yollarla mücadele etti, hizmet tespit ve alacak davalarını kazandı. Bu koca koca holdingin sahiplerine, yıllarca sömürdüğü işçilerin hakkını vermek zor geldi. Sermayenin çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen Saray iktidarının yarattığı düzen, bu cinayetin baş sorumlusudur. Çünkü hep korundular pervasızlıkları da bu güvenden. Ülkede daha fazla iş cinayeti, yoğun emek sömürüsü, uzun çalışma saatleri sendikasızlaştırma, güvencesiz ve esnek çalışmanın yaygınlaşmasına karşı tüm  saldırılar ancak işçi sınıfının ve  halkın örgütlü gücü ile durdurabilir” ifadeleri kullandı.

    Açıklama sloganlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

    s

     

  • Harmandalı’nı içeriden dinledik: Darp, intihar girişimi, hastalık, ölüm

    Harmandalı’nı içeriden dinledik: Darp, intihar girişimi, hastalık, ölüm

    Kötü muamele ile gündeme gelen İzmir’deki Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde bir mülteci kadının sıcaklıklardan dolayı öldüğü, kayda ise bu ölümün ‘Doğal’ olarak geçtiği ileri sürüldü.

    Harmandalı Geri Gönderme Merkezi kötü muamele ve hak ihlalleri ile anılıyor.

    Artıgerçek’ten Fırat Yeşilçınar’ın haberine göre; Güvenlik görevlisinin anlattıkları, geri gönderme merkezinde yaşanan tabloyu gözler önüne seriyor. AIDS olan hamile kadının nasıl tecrit edilip ölüme terk edildiğinden, sıcaklıklardan dolayı başını çarparak ölen kadının ‘Doğal ölümüne’ kadar. Güvenlik görevlisinin anlattıkları bunlarla da sınırlı değil tabi.

    AIDS OLAN KADIN YERDE YATIRILDI

    Harmandalı Geri Gönderme Merkezi’nde tutulan bir kadın doğum yapmak üzere hastaneye kaldırıldığında AIDS olduğu ortaya çıkmıştı. İzmir’de avukatların akıbetini sorduğu kadın ile ilgili bilgileri özel güvenlik görevlisi paylaştı. ”AIDS olan yüksek güvenlik katında kalıyordu” diyen özel güvenlik görevlisi sözlerini şöyle sürdürdü: “Kimse yemeğini vermek istemiyordu. Herkes ‘hasta olacağım’ korkusu yaşıyordu. Kadın da bu yüzden ayrı tutuluyordu. Ayrı kalıyordu. Yemeği de bir süre verilemedi. Kimse görüşmeyince de bir mülteci kadın tarafından yemeği verildi. Kadın yerde yatırılıyordu. Kimse ile de görüştürülmüyordu. Sonra ne olduğunu bilmiyorum”

    SICAKTAN BAYILIP ÖLEN KADININ ÖLÜMÜ ‘DOĞAL’ SAYILDI

    Görevlinin anlattığı bir başka olay avukatların mutlaka geri gönderme merkezini ziyaret etmesini gerektiriyor. Afrikalı mülteci bir kadının sıcaktan dolayı bayıldığını belirten görevli, kadının ölümün resmi tutanaklara “doğal ölüm” olarak geçtiğini söylüyor.

    2 KİŞİ TUTUKLANDI

    Özel güvenlik görevlisi merkezde sık sık yoğun işkence ve darbın da olduğunu anlattı. Bu darpların da kamera olmayan alanda olduğuna dikkat çekti. Kamera önünde yaşanan bir darptan dolayı da 2 kişinin tutuklandığını söyledi. Görevli, kötü muamele yapan bir kadın gardiyanın da şef olduğunu ileri sürdü.

    Geri gönderme merkezi ile ilgili bir başka iddia ise zorla geri gönderilme. Güvenlik görevlisi, zorla geri gönderilmek istemeyenlerin bir alana alındığını şu sözlerle anlattı: “Burası deport alanı olduğu için kapılar sabah açılmıyordu. 10 metrekarelik alanda 6 kişinin kalması gerekiyordu. Bu alanda deport olmak istemeyenler 6 ay hapis olarak kalıyordu. Mülteciler birbirinin dilini bilmediği için psikolojisi bozuluyordu. Hemen deport edilmek istiyordu. Sonrasında da zorla geri götürülüyordu. Bir gün geri gönderilmek istemeyen bir mülteci kendini doğradı. Camları da kırdı. Şu an binanın camları kırık.”

    “ÇALIŞANLAR DA FAZLA ÇALIŞIYOR”

    Geri gönderme merkezinde vardiya sistemi ile her gün 25-26 özel güvenlik görevlisinin çalıştığına dikkat çeken güvenlik görevlisi, ”Gardiyanların da çalışma saatleri çok kötü. Çok fazla çalıştıkları için onların da psikolojisi bozuluyordu. Onlar da kötü muamele yapıyordu” dedi.

    “İNSANLAR MERMERLERİN ÜZERİNDE YATIRILIYOR”

    Mültecilerin kötü koşullarda kaldığını belirten görevli, 750 kişilik olan kapasitenin aşılarak bin 500’e kadar çıktığını şu sözlerle aktardı: ”Havalar çok sıcak gündüzleri kapılar açılıyor ama önceden kapılar açılmıyordu. Bir katta 16 oda var. Bin 800 metrekare diyelim altı kişinin kalması lazım ama çok fazla sayıda kişi kalıyor. Verilen sütler kapasiteye göre geliyor. Bin 500 kişi var. İnsanlar mermerlerin üzerinde atıyor. Denetleme gelince her şey düzeliyor. Denetleme olmadan önce de bize haber geliyor. Ama sonrasında aynen devam ediyor.”

    Bu haber Bianet’te de Evrim Kepenek imzası ile ortak yayınlandı.

  • Dersim’de güvenlik gerekçesi ile tüm sandıklar taşınacak

    Dersim’de güvenlik gerekçesi ile tüm sandıklar taşınacak

    YSK, yine “güvenlik” bahanesiyle sandık taşıma kararı aldı. 14 ilde sandıklar taşınıyor, Dersim’de ise 1 mahalle hariç tüm sandıkların yeri değişecek.

    Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tutukluların oy kullanmasını engelleyen, basılacak oy pusulası sayısını artıran tartışmalı kararlarının ardından 14 ildeki sandıkların birleştirilmesi ya da taşınmasını da kararlaştırdı. 24 Haziran milletvekili ve Cumhurbaşkanı seçiminde olduğu gibi 31 Mart yerel seçimleri için de Doğu ve Güneydoğu illerindeki çok sayıda sandığın “güvenlik” gerekçesiyle taşınması kararlaştırıldı.

    BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre; YSK önceki gün yaptığı toplantıda, valiler ile İl Seçim Kurulları’ndan gelen sandık birleştirme ve taşınma istemlerini karara bağladı. “Terör gerekçesiyle seçim güvenliğinin sağlanamayacağı” gerekçesine dayanan başvurular üzerine YSK, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Hakkari, Kars, Mardin, Muş, Siirt, Urfa, Şırnak, Van ve Dersim’deki çok sayıdaki sandığın taşınmasına karar verdi. Kuruldan, yine Doğu ve Güneydoğu’daki bazı iller için de sandık birleştirme kararı çıktı.

    DERSİM’DE BİR MAHALLE HARİÇ, SANDIKLAR TAŞINACAK

    Karar çerçevesinde özellikle Dersim’de bir mahalle dışında kalan tüm köy ve mahallelerdeki sandıklar için taşıma kararı verildi. YSK’nin bu kararı kesin olduğu için itiraz olanağı da bulunmuyor.

    YENİ KARARLAR YOLDA

    Güvenlik ve terör gerekçeli bu taşıma ve birleştirmelerin yanı sıra Mahalli İdareler Kanunu’nun “Dağınık mahalle ve sair yerleşim yerleri bulunan köylerde veya köylerin birbirlerine yakın olduğu durumlarda seçim sandıklarının bir tek mahalle veya bir tek köyde toplanması, seçim gününden en az bir hafta önce ilan edilmek koşuluyla İlçe Seçim Kurulunca kararlaştırılabilir” hükmünden hareketle yeni sandık taşıma ve birleştirmelerin de gündeme gelmesi bekleniyor. Ancak bu kararlara karşı seçim kurullarına ve YSK’ye itiraz başvurusunda bulunulabiliyor.

    MUHALEFET TEPKİLİ

    Muhalefet partileri, 24 Haziran seçimlerinde olduğu gibi sandık taşıma ve birleştirme kararının iddia edilenin tersine oy kullanma hakkını engelleyeceğini ayrıca coğrafi yapı ve iklim koşullarının da seçmen açısından caydırıcı etkisi bulunduğunu ifade ediyor.

    CHP’nin YSK Temsilcisi Hadimi Yakupoğlu, devletin seçmenlerin kayıtlı oldukları sandıklarda oy kullanmasını sağlamak zorunda olduğunu belirtti. 24 Haziran seçimleri öncesi alınan karara da itiraz ettiklerini anımsatan Yakupoğlu, “Esas olan sandığın hareket ettirilmemesidir, 24 Haziran’a kadar da bu böyleydi. O zamana seçmenin bulunduğu yerde oy kullanması sağlanıyor, şimdi yapılamıyorsa bir aczin yaşandığını mı düşünmeliyiz. Bölgenin yapısı her açıdan özel, ‘5 kilometre öteye taşıyoruz’un bölge için karşılığı çoğu zaman bir dağı geçmek oluyor. Bu da oy kullanmayı engelliyor. Ayrıca güvenlik gerekçesiyle sandık taşırken seçmeni nasıl taşıyacağınız sorusunun da yanıtı yok” dedi.

    “HEDEF OYLARIMIZ”

    HDP’nin YSK Temsilcisi Pınar Akdemir, seçim güvenliği ile ilgili tereddütleri ortadan kaldıracak mekanizmaların bulunması gerektiğini bunu önlemenin yolunun sandık taşıma olmadığını ifade etti. İçişleri Bakanı Soylu’nun bu yöndeki isteklerinin olduğunu bildiklerini kaydeden Akdemir, “24 Haziran’da olduğu gibi bu seçimlerde de seçmenin sandığa ulaşmasını engelleyici bu zorlayıcı yaptırımları reddediyoruz” dedi.

    HDP Diyarbakır Milletvekili ve eski YSK Temsilcisi Mehmet Rüştü Tiryaki de kurulun tartışmalı kararlarla seçim güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü, sandık taşıma kararının hedefinin HDP’nin oyları olduğunu söyledi. Bu yöntemle 24 Haziran’da olduğu gibi sandık başlarına daha fazla güvenlik görevlisi yığarak seçmen iradesinin sandığı yansımasını engellemenin, seçmenlerin sandığı ulaşamamasının amaçlandığını kaydeden Tiryaki, HDP’li seçmenin tüm zorlukları aşarak oyunu kullanacağına inandığını ifade etti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Türkiye’de kadınların üçte ikisi iş bulamıyor

    Türkiye’de kadınların üçte ikisi iş bulamıyor

     CHP’nin hazırladığı İşsizlik ve Yoksulluk bültenine göre, Türkiye’de uygulanan istihdam politikaları işsize iş bulmaktan uzak. Kadınların üçte ikisi iş bulamıyor.

    AKP hükümeti, işsizliği azaltıcı ve istihdamı artırıcı politikalar geliştiremedi. CHP’nin raporuna göre Türkiye, kadınların işgücüne katılımı ve istihdamında OECD ülkeleri arasında sonuncu oldu. Raporda kadın istihdamını OECD ortalaması seviyesine çıkaramamanın ülkeye faturasının sadece 2017 yılı için 282 milyar dolar olduğu bildirildi.

    CHP Sosyal Politikalar Genel Başkan Yardımcılığı’nın, Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak koordinasyonunda hazırladığı ‘İşsizlik ve Yoksulluk Bülteni’nin ilk sayısı yayımlandı. CHP Merkez Yönetim Kurulu’na sunulan bültende özetle şu bilgi ve tespitlere yer verildi:

    TÜRKİYE İŞGÜCÜNE KATILIM ORANI EN DÜŞÜK ÜLKE

    *Türkiye’nin 60 milyon 223 bin kişiye ulaşan çalışma çağındaki nüfusu, dünya üzerindeki 169 ülkenin nüfusundan fazla. Buna karşın, Türkiye bu göreceli üstünlüğünü yeterince kullanamıyor. OECD verilerine göre de Türkiye, OECD içinde işgücüne katılım oranı en düşük olan ülke. Bunun ardında özellikle kadınların iş yaşamına düşük katılımı yatıyor. Nitekim Türkiye, OECD içinde kadınların işgücüne katılım ve istihdam oranının da en düşük olduğu ülke konumunda.

    KADINLAR İSTİHDAMLA BULUŞTURULAMADI

    *Türkiye’de kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 33,8 iken OECD’de aynı oran yüzde 63,6 seviyesinde bulunuyor. Türkiye 2017 yılında, kadınlara OECD ülkelerindeki kadar istihdam sağlayabilseydi milli geliri 282 milyar dolar artarak 1,1 trilyon dolar seviyesinde olacaktı. Bu durumda kişi başına gelir de 10 bin 693 dolardan 14 bin 217 dolara çıkacaktı. Kadınları, OECD ülkeleri kadar, istihdamla buluşturamamanın kişi başına maliyeti 3 bin 524 dolar.

    YÜZDE 39 KAYIT DIŞI

    *İstihdamın meslek grupları itibariyle dağılımının da incelendiğinde, son bir yılda işe alınan her üç kişiden biri çok fazla nitelik gerektirmeyen, ücreti de nispeten düşük olan mesleklerde iş bulabildi. İstihdamla ilgili göze çarpan bir diğer husus da kayıt dışı istihdamdaki artış. Buna göre son bir yılda istihdam edilen 1 milyon 448 bin kişiden 561 bini, yaptığı işten dolayı herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıt olmadan çalıştı. Yani son bir yılda istihdam edilenlerin yüzde 39’u kayıt dışında kaldı.

    STAJYERLERİ İSTİHDAMDAN SAYDILAR

    *Başbakan Binali Yıldırım’ın, istihdamdaki artışın stajyer ve kursiyer sayısındaki artışla ilgisi olmadığı yönündeki açıklamasına karşın Başbakan’ın, bizzat Türkiye İstatistik Kurumu yalanlıyor. TÜİK, hane halkı işgücü anketinde stajyerlerin istihdamda sayıldığını açıkça belirtiyor. Bu nedenle 2017 Kasım ayı ile 2016’nın aynı ayı arasında stajyer ve kursiyerlerin sayısında 843 bin kişilik olağanüstü artış göz önüne alındığında, bunun istihdamdaki artışa çok büyük katkısı bulunuyor.

    AKTİF SİGORTALI SUNİ OLARAK ŞİŞİRİLDİ

    *Son bir yılda aktif olarak sigortalanan ve sigorta sistemine prim ödeyen neredeyse her 2 kişiden 1’ini “stajyer ve kursiyerler” oluşturdu. Bunların ücretleri ise büyük ölçüde devlet tarafından karşılanıyor. Stajyer ve kursiyer tanımını genişleten ve bunlara verilen ücretlerin belirli bir kısmını devlet desteğiyle ödemeye dönük düzenlemeler, aktif sigortalı sayısını suni olarak şişiriyor.

    YURTTAŞLAR GELECEĞE UMUTLA BAKAMIYOR

    Bültende TÜİK’in 2017 Yaşam Memnuniyeti Araştırması’yla ilgili de önemli tespitler de bulunuyor. Buna göre Türkiye’de 2017’de yurttaşların genel mutluluk algısında ve geleceğe umutla bakanların oranında azalış söz konusu. Bültende, ekonominin yüzde 7 büyüdüğünün söylendiği bir yılda vatandaşların mutluluk algısının ve umudunun azalmış olmasının izaha muhtaç bir husus olduğu ifade ediliyor. Bununla birlikte, TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması’nda dikkat çeken önemli bir diğer husus ise araştırma kapsamında daha önce yayımlanan “son bir yılda ekonomik gelişmelerin bireyler üzerindeki etkisi” verisinin artık yayımlanmaması. Bültende bu verilerin yayınlanmaması “resmi karartma” olarak nitelenirken, verilerin açıklanmamasının “hükümetin söylemleri ile vatandaşın yaşadıkları arasındaki uçurumun kapanamayacak kadar büyük olduğunu gösterdiği” ifade ediliyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • YSK temsilcilerinden önemli uyarı: Seçim güvenliği ortadan kalkıyor

    YSK temsilcilerinden önemli uyarı: Seçim güvenliği ortadan kalkıyor

    AKP-MHP’nin seçim ittifakı teklifine partilerin YSK temsilcilerinden tepki geldi. CHP’li ve HDP’li temsilciler seçim güvenliğinin ortadan kalkacağınına dikkat çekti.

    AKP-MHP’nin seçim ittifakı teklifine partilerin YSK temsilcilerinden tepki geldi. CHP’li Mehmet Hamidi Yakupoğlu, AKP’yi “kendi taleplerini meşrulaştırmak” ile suçlarken, HDP’li Mehmet Tiryaki ise, “seçim güvenliğinin ortadan kalkacağına” dikkat çekti.

    Meclis’te AKP ve MHP ortaklığıyla hazırlanan ve kamuoyunda “İttifak Yasası” olarak bilinen kanun teklifine dair mesai başladı. Partilerin ittifak temelinde seçimlere birlikte girmesini öngören düzenleme, birçok açıdan da tartışılmaya devam ediyor. Sandık bölgelerinin birleştirilmesi, taşınması ve karma seçmen listelerinin hazırlanması seçim güvenliği noktasında tartışılan en temel başlıklardan birkaçı.

    Düzenlemeye göre, vali veya İl Seçim Kurulu’nun talebi üzerine YSK’ye sandık bölgelerinin birleştirilmesi, taşınması, karma seçmen listelerinin hazırlanması yetkileri ile hasta ve engelli bireyler için seyyar sandık uygulaması öngörülüyor. Yine mülki idare amirlerinin, seçim süreçlerine doğrudan müdahale etmesinin önünü açan bu düzenleme, “seçimlerin tarafsızlığına gölge düşürecek” tartışmasını beraberinde getirdi. Son yıllarda özellikle bölge kentlerinde başvurulan bu yöntemin amacı, seçmen kaydırmaya ve seçmen denetimini ortadan kaldırmaya zemin hazırlamak.

    KAMUDA MUHALİF KALMAMIŞKEN SANDIK KURULLARI KAMUDAN SEÇİLECEK

    Benzer şeklide düzenleme kapsamındaki maddelerden biri de, sandık kurulu başkanlarının ilçelerde görev yapan kamu görevlileri arasından kura ile belirlenmesi. Sandık başkanlarının kamu görevlileri arasından seçilmesi, özellikle OHAL sürecinde kamudan toplu ihraçların yaşanmış olmasından dolayı sandık üzerinde siyasi iktidarın doğrudan ağırlığının olmasının da yolunu açacak.

    KORUCULAR SANDIK BAŞINDAN AYRILMAYABİLİR

    Düzenlemede tartışma yaratan bir diğer husus ise, seçmene “ihbar” ile sandık çevresine kolluk gücü çağırma yetkisinin verilmesi. Hali hazırda seçmenin sandık kurullarına şikayet hakkı bulunmakta, ancak bu düzenleme ile her sandığa sandık kurulu üyesi ve müşahit dışında bir de kolluk gücünün gelmesinin yolu açılacak. Aynı şekilde bölge kentlerinde her seçim döneminde gündeme gelen korucuların silahlarıyla sandık alanlarına girmesinin de böylece yolu açılmış olacak.

    Yüksek Seçim Kurulu’nun CHP’li temsilcisi Mehmet Hamidi Yakupoğlu, söz konusu düzenlemelerin “seçim güvenliğini” ortadan kaldırdığını ifade etti.

    “AKP KENDİ TALEPLERİNİ MEŞRULAŞTIRIYOR”

    Yakupoğlu,  söz konusu tartışmalı düzenlemelerin AKP’nin son beş seçimde bir şekilde YSK’nin gündemine getirdiği teklifler olduğunu ve bunun önemli bir kısmının reddedilmesine karşın, bu teklifle bu taleplerin hayata geçirilmek istendiğini söyledi.

    “Bütün düzenlemeler önümüzdeki seçimlerdeki seçim güvenliğini ortadan kaldırmaya yöneliktir” diyen Yakupoğlu, AKP’nin bu teklifle kendi taleplerini meşrulaştırmak istediğine dikkat çekti.

    “SEÇME HAKKI İHLAL EDİLECEK”

    Sandık birleştirme ve taşıma konusunun, özellikle 16 Nisan referandumunda sıklıkla gündeme geldiğini, ancak YSK’nin büyük bir kısmını reddettiğini hatırlatan Yakupoğlu, “Ancak şimdi bu yetkiler valiye veriliyor ve YSK de önüne gelecek olan bu talepleri kabul edecek. Buçok tehlikeli bir şey.  Sandıklar taşınacak. Peki ya seçmenler nasıl taşınacak? Seçmen taşınmadığı zaman seçme hakkı ihlal edilmiş olacaktır” dedi.

    Yine ilk kez hayata geçirilecek olan “mobil sandık” işlemenin de tartışmalı olduğunu söyleyen Yakupoğlu, “Sandığın yerinden kımıldamaması gerekir. Bunun uygulandığı yerler 1-2 milyon seçmenin olduğu ülkelerdir. 53 milyon seçmenin olduğu Türkiye’de, bu sandıklar nasıl götürülecek, siyasi parti temsilcileri hep birlikte nasıl eve gidecek, o engelli seçmen nasıl gizli oy kullanacak?” diye sordu.

    “16 NİSAN’DAKİ USULSÜZLÜK MEŞRULAŞTIRILIYOR”

    Mühürsüz oyların geçerli sayılması yönündeki düzenlemeyi de, yine 16 Nisan referandumunda ortaya çıkan durumla değerlendiren Yakupoğlu, şunları söyledi: “Mühür nedir? Kullanılmayan oy pusularını denetlemeyi sağlar. Ben 16 Nisan’da kullanılmayan pusuları denetleyebildim mi? Hayır. İşte bu düzenlemeyle de 16 Nisan’da yaşanılanlar usulsüzlükler şimdi meşru hale getiriliyor.”

    Kolluk güçlerinin “ihbar” ile sandık başına gelmesinin de seçmen üzerinde bir baskı oluşturacağı uyarısında bulunan Yakupoğlu, “Jandarma ve polis akşama kadar sandığın yanından ayrılmayabilir. Bu da seçmenler üzerinde bir baskı olacak. 16 Nisan’da doğu ve güneydoğu kentlerinde birçok seçmen sandığa gitmedi. Çünkü sandık çevresinde polis ve jandarma konumlanmış durumdaydı ve doğal olarak gitmekten imtina etti” diye konuştu.

    Yakupoğlu, düzenleme için  “Tüm bunlar tam anlamıyla bir facia. Burada sorun, siyasi partileri sandıktan uzaklaştırmak, devleti sandığına başına yaklaştırmaktır” dedi.

    TİRYAKİ: HDP’Yİ HEDEFLİYOR

    Yüksek seçim Kurulu’nun HDP’li temsilcisi Mehmet Tiryaki de, tartışma yaratan bu başlıklara ilişkin yaptığı değerlendirmede, sandık taşıma ve birleştirme düzenlemesinin özünde HDP’nin yüksek oy aldığı bölgeleri hedeflediğini vurguladı.

    Tiryaki, “Jandarma, polis ya da korucuların bulunduğu, silahlar gölgesinde oy kullanılıyorsa, o seçimin güvenilirliği yoktur. O nedenle askeri tesisin içine, karakola sandık kurulamayacağı yasada düzenlenmiştir. Sandık başına güvenlik güçlerinin çağrılmasıyla ilgili düzenleme sandık bölgelerini askeri alan yapacak niteliktedir” ifadelerini kullandı. (Ankara/MA)

  • 2 milyon taşeron işçi, amasız, koşulsuz kadro istiyor

    2 milyon taşeron işçi, amasız, koşulsuz kadro istiyor

    Yaklaşık 2 milyon taşeron işçinin gözü kulağı hükümet tarafından hazırlığı yapılan kadro düzenlemesinde. taşeron işçisi Abidin Gülümser  “İktidar sadece kendi görüşünde olan işçiye iş vermeyeceğini, herkese kadro verileceğinin garantisini vermek zorundadır. Kaygılıyız” dedi.

    Hükümet tarafından kamuda çalışan taşeron işçilerin kadroya alınmasına dair yapılması planlanan yasal düzenlemeye ilişkin tartışmalar hız kazandı. Taşeron işçiliğin AKP döneminde yıllara göre dağılımına dair Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK), geçtiğimiz günlerde hazırladığı rapor, taşeron işçiliğindeki artışa dair önemli veriler sunuyor. Rapora göre, 2002 yılında kamu ve özel sektörde 387 bin 118 olan taşeron işçilerin sayısı, 2004 yılında en az 581 bin 490, 2005 yılında en az 657 bin 677, 2006 yılında en az 907 bin 153, 2008 yılında en az 1 milyon 261 bin 630, 2010 yılında en az 1 milyon 293 bin 89, 2011 yılında en az 1 milyon 611 bin 204 olurken, 2017 yılında ise 2 milyonu aşmış durumda.

    Yıldan yıla artan taşeron işçilik sorunuyla ilgili yapılacağı belirtilen düzenleme henüz ete kemiğe bürünmediği için, sayıları 2 milyonu aşan taşeron işçilerin akıbetinin ne olacağı da henüz belirsizliğini koruyor.

     AYRIMSIZ VE ŞARTSIZ TÜM İŞÇİLERE KADRO

    Ancak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı (ÇSGB) Jülide Sarıeroğlu’nun bu yönde yaptığı açıklamalardan yansıyan bilgilere göre, kamuda çalışan tüm taşeron işçiler 4/D (işçi), 4/C (geçici personel) ve 4/B (sözleşmeli) kadrolarına alınacak. Yine mevsimlik işçilerin çalışma sürelerinin de 9 ay 29 gün’e kadar çıkartılacağı belirtiliyor.

    Yapılacak 12 maddelik yasal düzenleme ile 900 bin dolayında taşeron işçi, soruşturmaya tabi tutulup, sınavdan geçirilecek. Güvenlik soruşturması ve sınavdan geçenlere ise kadro verilecek. 1 milyonu aşkın taşeron işçinin durumunun ne olacağı yanıtı merak edilen sorular arasında. Hazırlığı süren söz konusu 12 yasa taslağının yakın zamanda tamamlanarak Meclis’e gönderilmesi bekleniyor.

    Yansıyan bilgiler ışığında düzenleme sonucunda kadroya soruşturma ve sınav ile geçilebilinecek olmasının kaygı duymalarına yol açtığı taşeron işçiler, ayrımsız ve şartsız bir şekilde tüm işçilere kadro verilmesini ve taşeron sisteminin yasaklanmasını talep ediyor.

     “TAŞERON SİSTEMİ YASAKLANMALI”

    Taşeron İşçileri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Bilgin, 7 Haziran 2015 seçimleri öncesi dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşmelerinin ardından, AKP’nin seçim vaadi taşeron işçileri ele aldığını, ama verdiği sözleri yerine getirmediğini belirtti.

    AKP’nin artık sözünü yerine getirerek taşeronu yasaklanması gerektiğini vurgulayan Bilgin, belediye, özel sektör ve kamuda fakatsız, amasız, sınavsız bir şekilde tüm taşeronlara 01 Ocak 2018 tarihiyle birlikte derhal kadro verilmesi gerektiğini söyledi.

     “NEDEN ŞAİBE YARATILIYOR?”

    Şuan içeriği tam olarak bilinmeyen bir yasa taslağının tartışıldığını belirten Bilgin, “Sendikaların, STK’ların, derneklerin 20 maddelik denilip, 12 maddeye düşürülen yasa taslağından haberi yok. Neden bu şaibe yaratılıyor. Önce bize sınavsız olacağı söylendi. Şimdi ise sınav ile yapılıyor neden?” diye sordu.

     “İKTİDAR HERKESE KADRO VERİLECEĞİNİN GARANTİSİNİ VERMELİ”

    Sosyal medyada ‘Kamu Taşeron İşçileri’ adı altında açtıkları hesapta, 140 bin taşeron işçinin taleplerini ilettiğini dile getiren taşeron işçisi Abidin Gülümser ise, Mart ayında 20 kadar taşeron işçi olarak Meclis’te MHP ve CHP ile görüşüp, taleplerini aktardıklarını, fakat AKP’nin kendilerine randevu dahi vermemesinden yakındı. Eylül ve Ekim aylarında ise Cumhurbaşkanı’nın danışmaları ile görüşebildiklerini ve taleplerini onlar aracılığıyla iletebildiklerini ifade eden Gülümser, “Bugün taşeron işçileri yeniden gündeme geldi ise taşeron işçileri, dernekleri ve sendikaların mücadelesi sonucudur” diye konuştu.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın son açıklamalarının kendilerini iyice kaygılandırdığını dile getiren Gülümser, “Neden sınav yapılıyor. Bizler zaten yıllardır çalışan işçileriz. Bugün ilkokul mezunu birçok işçi var onlar sınavı nasıl geçecek ve kazanılmış hakları var. Sınavı geçemeyen işçiler işe alınmayacak. Bugün 2 milyonun üzerinde işçi var. Neden sadece 900 bin işçiye kadro veriliyor. Geriye kalan 1 milyon 100 bin işçiye ne olacak? Sınavın dışında bir de güvenlik soruşturması yapılacak deniliyor. Bu da insanların siyasal görüşlerine göre kadro verilecek kaygısını artırıyor. İktidar sadece kendi görüşünde olan işçiye iş vermeyeceğini, herkese kadro verileceğinin garantisini vermek zorundadır. Kaygılıyız” dedi.

    MA / Metin Yoksu