Etiket: haber

  • NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı: Susmayacağız!

    NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı: Susmayacağız!

    PİRHA- NûJINHA’nın haber sitesine siber saldırı düzenlendi. Saldırıya dair açıklama yapan NûJINHA, “Kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve özgür gazeteciliği hedef alan hiçbir saldırı amacına ulaşamayacak; tehditlere rağmen yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi.

    Kendisini “Handala” ve “Direniş Ekseni” olarak tanıtan bir siber grup, yayımladığı tehdit içerikli mesajlarla NûJINHA’yı siber saldırı düzenledi. Saldırıda, ajansın Arapça, İngilizce ve Farsça haber kategorilerindeki içerikleri sistematik biçimde silindi.

    Sitelerine yönelik siber saldırılara dair yazılı açıklama yapan NûJINHA, “Dün akşam saatlerinde ajansımıza yönelik gerçekleştirilen siber saldırıda Farsça, Arapça ve İngilizce servislerimizde yayımlanan çok sayıda haber silinirken, yayınlarımız bir süre durmak zorunda kaldı” diye belirtti.

    Saldırıyı yapan gruplarının tehditlerinin devam ettiği belirtilen açıklamada, şunlara yer verdi:

    “Kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve özgür gazeteciliği hedef alan hiçbir saldırı amacına ulaşamayacak; tehditlere rağmen yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Kendisini ‘Hanzala’ ve ‘Direniş Ekseni’ olarak tanımlayan bir siber grup, yayımladığı açıklamalarla Kürtleri, Kürt kurumlarını ve ajansımızı hedef alan tehditlerde bulunmuştur. Söz konusu açıklamalarda yalnızca nefret söylemlerine değil, aynı zamanda gazetecilik faaliyetlerini hedef alan açık tehditlere de yer verilmiştir.

    TESADÜF DEĞİLDİR

    Teknik altyapımız hedef alınmış ve bu nedenle yayın faaliyetlerimiz bir süre durmak zorunda kalmıştır. Teknik ekiplerimizin yoğun çalışması sonucunda yayınlarımız yeniden erişime açılmıştır. Saldırıyı üstlenen grup, daha sonra yayımladığı mesajlarda ajansımıza yönelik siber saldırıların devam edeceğini öne sürmüş, kurumumuzun konum bilgilerine sahip olduklarını iddia ederek tehditlerini sürdürmüştür. Yayımlanan açıklamalarda Kürt halkını ve kurumlarını hedef alan ifadelerin yanı sıra, bölgedeki siyasi ve askeri gelişmelere ilişkin tehdit içerikli söylemler de kullanılmıştır. Bizler bu saldırıyı yalnızca bir internet sitesi ya da teknik altyapıya yönelik girişim olarak değerlendirmiyoruz. Bu saldırı, kadınların sesini, hakikat mücadelesini ve bağımsız gazeteciliği hedef alan siyasi bir girişimdir. Ortadoğu’nun dört bir yanında kadınların yaşadıklarını görünür kılmaya çalışan, savaşın, şiddetin, eşitsizliğin ve erkek egemen politikaların mağduru olan kadınların sesini duyurmaya çalışan bir ajans olarak hedef alınmamız tesadüf değildir.

    DEMOKRATİK TOPLUM DEĞERLERİNE YÖNELİK BİR SALDIRI

    NûJINHA, bağımsız, demokratik ve özgürlükçü kadın gazeteciliği anlayışıyla yayın yapan bir haber ajansıdır. Yayıncılık çizgimiz; kadınların deneyimlerini, mücadelelerini ve hakikatlerini merkeze almak, egemen söylemlerin görünmez kıldığı sesleri duyurmak ve kadınların özgürlük mücadelesine tanıklık etmektir. Bizim için gazetecilik yalnızca haber aktarmak değil, aynı zamanda hakikatin peşinde ısrar etmek, savaşların, baskıların ve eşitsizliklerin gölgesinde kalan kadınların sözünü görünür kılmaktır. Bu nedenle ajansımıza yönelik her saldırıyı, yalnızca bir medya kurumuna değil; kadınların ifade özgürlüğüne, haber alma hakkına ve demokratik toplum değerlerine yönelik bir saldırı olarak değerlendiriyoruz.

    SALDIRIYI MEŞRULAŞTIRAN MEDYA

    Kaygı verici olan bir diğer nokta ise bazı medya kuruluşlarının bu saldırıyı eleştirmek ya da basın özgürlüğüne yönelik bir tehdit olarak değerlendirmek yerine, saldırıyı gerçekleştiren grubun açıklamalarını sorgulamadan dolaşıma sokması ve bir başarı hikayesi ya da operasyon haberi gibi sunmasıdır. Bir basın kurumuna yönelik saldırının propaganda diliyle aktarılması, saldırganların söylemlerinin yeniden üretilmesine ve hedef göstermenin yaygınlaştırılmasına hizmet etmektedir. Gazeteciliğin görevi tehditleri meşrulaştırmak değil, gerçekleri ortaya çıkarmaktır. Basın kurumlarına yönelik saldırılar karşısında dayanışma göstermek yerine saldırganların dilini yeniden üreten yaklaşım, basın özgürlüğüne ve gazetecilik etiğine zarar vermektedir.

    NûJINHA olarak bir kez daha vurguluyoruz; kadınların hakikatini görünür kılma sorumluluğumuzdan vazgeçmeyeceğiz. Kadınları susturmayı, görünmez kılmayı ve boyun eğdirmeyi amaçlayan her türlü saldırı, tehdit ve baskıya karşı yayınlarımızı sürdürmeye devam edeceğiz. Tehditlere boyun eğmeyecek, kadınların özgür sesi olmaya devam edeceğiz.”

    HABER MERKEZİ

     

  • Gazeteci Furkan Karabay tutukladı

    Gazeteci Furkan Karabay tutukladı

    PİRHA- Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in soruşturmasına dair haber yapan 10Haber muhabiri Furkan Karabay tutuklandı.

    Tutuklanan ve yerine kayyım atanan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile ilgili soruşturma sürecine dair haberi ve sanal medya paylaşımları sonrası gözaltına alınan 10Haber muhabiri Furkan Karabay, tutuklandı. Emniyet ifadesi alınan Karabey’e “kamu görevlisini hedef gösterme”, “kamu görevlisine hakaret” ve “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamaları yöneltildi.

    Adliyeye getirilen gazeteci Karabey, savcılık ifadesi alınmadan benzer iddialarla tutuklanma talebiyle Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Hakimlik, aynı gerekçelerle gazeteci Karabey hakkında tutuklama kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • AYM, bazı haberlere erişim engeli getirilmesini düzenleyen yasa maddesini iptal etti

    AYM, bazı haberlere erişim engeli getirilmesini düzenleyen yasa maddesini iptal etti

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi (AYM), “kişilik haklarını ihlal ettiği” iddiasıyla internetteki bazı haberlere erişim engeli getirilmesini düzenleyen yasa maddesini anayasaya aykırı bularak iptal etti.

    AYM, internet ortamında yayımlanan haberlere ‘kişilik haklarını ihlal ettiği’ gerekçesiyle yasak getiren 5651 sayılı Kanun’un 9. Maddesi’nin iptaline karar verdi. Söz konusu maddenin iptal kararı, 9 ay sonra yürürlüğe girecek.

    Mahkeme, yine bu maddenin diğer fıkralarındaki “içeriğin çıkarılması veya erişimin engellenmesi” ile “içerik, yer ve erişim sağlayıcıların sorumluları” ibarelerini de iptal etti.

    DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre bu düzenlemeyle internet ortamındaki bir içeriğin süresiz olarak engellendiğine işaret edilen kararda, “Bu yönüyle kurallar ifade ve basın özgürlüklerine ağır bir müdahale teşkil etmektedir” denildi.

    Mahkeme, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan bazı suçların işlendiği şüphesi halinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’na (BTK) resen içeriğin çıkarılmasına ve erişimin engellenmesi yetkisi verilmesini de Anayasa’ya aykırı buldu.

    Kararda, dava konusu kuralların, internet ortamında yapılan yayınların içeriğinin yayından çıkarılabilmesine ve/veya bu yayınlara erişimin engellenmesine imkân tanımak suretiyle ifade özgürlüğünü ve bu yayının internet haberciliği kapsamındaki bir yayın da olabileceği gözetildiğinde basın özgürlüğünü sınırladığına dikkat çekildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Furkan Karabay için tahliye kararı

    Gazeteci Furkan Karabay için tahliye kararı

    PİRHA-Yazdığı bir haber nedeniyle tutuklanan Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay hakkında tahliye kararı verildi.

    Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay, 28 Aralık 2023’te erişime açık mahkeme tutanaklarını haberleştirdiği için “Terörle mücadelede görev almış kişiyi hedef gösterme” iddiasıyla tutuklanarak Maltepe Cezaevi’ne gönderildi. Karabay’ın tutukluluğuna yapılan itirazı inceleyen mahkeme, Karabay hakkında tahliye kararı verdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • MLSA’dan tutuklu gazeteciler için rapor: Neden habere gittin?

    MLSA’dan tutuklu gazeteciler için rapor: Neden habere gittin?

    PİRHA-Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9 gazetecinin tutuklanma sürecine dair “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımlayan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle suçlandığını kaydetti.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Ankara merkezli soruşturma kapsamında 11 gazetecinin gözaltına alınması ile 9 gazetecinin tutuklanmasına ilişkin “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımladı.

    Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Berivan Altan, Zemo Ağgöz, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabiri Habibe Eren, Öznur Değer, eski MA stajyeri Mehmet Günhan ve Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Hamdullah Bayram’ın ikamet ettiği adreslere yapılan baskınların derlendiği raporda, soruşturma sürecine ilişkin kapsamlı bilgiye yer verildi.

    AVUKATLARA GÖRÜŞ KISITLILIĞI

    Raporda, 8 Haziran tarihinde Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklandığı hatırlatılırken, 5 aydır tutuklu yargılanan gazeteciler hakkında henüz bir iddianamenin de hazırlanmadığına dikkat çekildi. Kapatılan Özgür Gündem, Yeni Ülke ve Özgür Ülke gazetelerinin ciltler halindeki gazete arşivinin sayfa sayfa tarandığı belirtilen raporda, söz konusu arşivlerde ajansa ait yayın olmamasına rağmen tamamına el konulduğu belirtildi.

    MA ve JINNEWS çalışanlarının kullandığı ortak büroya sabah 07.00’de baskın yapılarak arama yapıldığında değinilen raporda, polis ablukası altında süren büro aramasında MA’ya ait beş bilgisayar, iki harddisk, bir mikrofon, bir telefon ve haber notlarının bulunduğu ajandalar ile büroda bulunan kitaplara ve 90’lı yıllarda katledilen gazetecilerin fotoğraflarına, ev baskınlarında ise gazetecilerin bilgisayar, not defteri, basın kartı, kamera ve fotoğraf makinesi gibi ekipman ve materyallerinin yanı sıra evlerinde bulunan gazete ve kitaplara da el konulduğu aktarıldı.

    UZUN NAMLULU SİLAHLARLA BASKIN 

    Gözaltı görüntülerinin servis edildiğine dikkat çekilen raporda, avukatlara gazeteciler ile ilgili ‘kısıtlılık’ gerekçesiyle bilgi verilmediği kaydedildi. Bunun yanı sıra gazetecilerin boyunlarının eğdirilmeye çalışıldığı ve evlerinden uzun namlulu silahlar ile çıkarıldığı görüntülerin paylaşıldığına vurgu yapılan raporda, Sulh Ceza Hakimliği ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çelişkili açıklamalarına yer verildi.

    “NEDEN HABERE GİTTİN?”

    Raporda, Ankara Emniyeti’nde tutulan 10 gazetecinin 27 Ekim’de ifadelerinin alındığı belirtilirken, gazetecilerin emniyette ifade vermeyi reddederek, savcılığa ifade verdiklerinin altı çizildi. Gazetecilerin yaptıkları haberler ve haber kaynakları ile yaptıkları görüşmeler nedeniyle suçlandığı vurgulanırken; Deniz Nazlım’a, “Neden habere gittiği” sorusunun sorulduğu aktarıldı. Bunun yanı sıra gazetecilerin yaptıkları haberler için aldığı ücretler, aileleri ve yakınları ile yapılan para alışverişleri de suçlama konusu oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mezopotamya Ajansı 5 yaşında: Hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz

    Mezopotamya Ajansı 5 yaşında: Hakikati yazmaktan vazgeçmeyeceğiz

    PİRHA-Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. 5’inci yılına dair açıklama yayınlayan Mezopotamya Ajansı, yıllarca yasaklama, bombalama, öldürülme, tutuklanma, gözaltı ve şiddetle karşı karşıya kaldıklarını ancak hakikati yazmaktan vazgeçmediklerini ifade etti.

    Mezopotamya Ajansı’nın kuruluşun 5’inci yıl dönümünü kutluyor. Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı, 5’inci yılına dair yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:

    “33 yıldır özgür basın, sayısı 50’yi geçen gazete, radyo, haber ajansları, dergilerle egemenlerin karşısında halkın sesi, sözü, gözü olabilme adına iğneyle kuyu kazar gibi hakikati ortaya çıkardı, çıkarıyor. Bizler de aynı isimlerle çıkan gazete, yayın yapan ajans, her gün halkla buluşan radyolarda çalışmak isterdik, ancak olmadı. İktidarda kimin olduğu fark etmedi; onlar kapattı, bombaladı, biz yenilerini yeni isimlerle kurduk, aynı ruhla hakikati yazdık. Vardık, varız ve var olacağımızı her gün el koydukları gazetelerimizin manşetlerine yazdık. İktidarlar geldi geçti, dönemine göre sertleşti, yumuşadı ama biz hakikati savunmaktan geri durmadık.

    4 Nisan 2002’de “Gerçeklerden asla taviz verilmez” sloganı ile başlayan ve 14 yılda, Türkiye’deki basın algısına radikal bir müdahalede bulunan, bir markaya dönüşen Dicle Haber Ajansı (DİHA), AKP hükümetinin Kanun Hükmündeki Kararnamesi (KHK) ile 30 Ekim 2016’da kapatıldı.

    “DİHA, GECENİN EN KARANLIK SAATİNDE KAPATILDI”

    Çok değil 14 gün sonra, 14 Kasım 2016 tarihinde Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) karanlığına karşı  “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” şiarıyla dihaber yayın hayatına başladı. dihaber de tıpkı DİHA gibi yine gecenin en karanlık saatinde 25 Ağustos 2017 tarihinde yayınlanan 693 sayılı KHK ile kapatıldı. OHAL ve KHK’lerle ayakta durmaya çalışan iktidar, dihaber’in hakikati ortaya çıkarma çabasına da ancak 9 buçuk ay dayanabildi. Ancak iktidar kapatmaktan, özgür basın geleneğinden gelen gazeteciler de hakikat ve doğru haberi halka ulaştırmaktan yılmadı, yorulmadı.

    “MEZOPOTAMYA AJANSINI SİZLERLE BULUŞTURDUK”

    Halkları habersiz bırakmak istemeyen biz gazeteciler çok geçmeden bir araya geldik ve 20 Eylül 2017 günü “yine ve yeniden biz” dercesine  “Adliye çalışanlarının fişlendiği belge dosyada unutuldu” haberimizle Mezopotamya Ajansı’nı (MA) sizlerle buluşturduk. Toplumun tamamen karanlığa gömülmek istendiği bir dönemde, biz özgür basın geleneğinin takipçileri, söndürülmek istenen çıranın közüyle yeni bir çıra yaktık, karanlığa teslim olmak istemeyen halklarla birlikte bu çıranın ışığını dalga dalga yaymaya çalıştık.

    4 yılımızı tamamladık ve 5’inci yılımıza merhaba dediğimiz bugün, bizleri karanlığa teslim etmek isteyen iktidarın yayına başladığımız gün kadar güçlü ve muktedir olmadığını görüyoruz. Biz ise 5 yılımıza 33 yılın deneyimini de katarak daha da güçlüyüz. Çünkü biz ne olursa olsun ışığın karanlığa galebe çalacağını bildiği için gözünü budaktan sakınmayan gazetecilerin yoldaşlarıyız: Gurbetellilerin, Apê Musaların, Hrantların, Ferhatların, Orhanların, Safyettinlerin, Cengizlerin, Metinlerin, Nujiyan, Deniz, Agirî, Rizgar ve Mazlumların…

    Yayına başladığımız günden bu yana 34 defa internet sitemize erişim engeli getirildi. İktidarın talebi üzerine onaylı facebook sayfalarımız kapatıldı, sosyal medya mecralarındaki hesaplarımıza kısıtlamalar getirildi, muhabirlerimizin kameralarına el konuldu, fotoğraf makinaları kırıldı. Onlarca muhabirimiz gözaltına alındı, tutuklandı, tehdit edildi, hakarete uğradı ve haklarında süren davalara her gün yenileri eklendi. Ama Mezopotamya Ajansı tek bir adım dahi geri atmadı. Sadece ülke çapında değil, dünya çapında da ses getiren haberlere imza atmaya devam etti.

    Postayla gönderilen cenazeleri, mezarlıktan çıkarılıp üst üste kaldırıma gömülen kemikleri, ilkokullarda Kürt çocuklarının kendi aralarında Kürtçe konuşmalarının yasaklanmasını, Suriyeliler için kurulan çadır kentlerdeki fuhuş organizasyonlarını, AKP iktidarının gücünü arkasına alan AKP’li milletvekili İbrahim Halil Yıldız ailesinin Şenyaşar ailesine yaptıklarını, Suruç, Ankara katliamları ve Türkiyeli 2 askerin yakılmasını anlatan DAİŞ emirinin ifadelerini, Kürt oldukları için gittikleri batı illerinde saldırıya uğrayan, linç edilen, öldürülen Kürt aileleri, işçileri, polislerin kaçak diye el koydukları pahalı telefonları eşlerine hediye etmelerini, HDP’li belediyelere atanan kayyımların rüşvet çarklarını ve yolsuzluklarını, helikopterden atılan köylüleri, cezaevlerinde intihar süsü verilmiş şüpheli tutsak ölümlerini, göç yollarında kaybedilen, nehirlere atılan mültecileri, askerlerin işkenceli köy baskınlarını, Şırnak’taki orman kıyımını, zırhlı araç cinayetlerini, failin polis ya da asker olduğu davalardaki cezasızlık politikasını, DEDAŞ’ın elektrik zulmünü, emekleri sömürülen işçileri ve iş cinayetlerini, kadın katliamlarını, adliye sarayında kutu içerisinde çocuğunun kemiklerini teslim alan babayı ve daha nice gündem yaratan sayısız haberi, kamuoyu Mezopotamya Ajansı’ndan öğrendi.

    Kürtçe, Türkçe, İngilizce yayın yapan Mezopotamya Ajansı özgür basın hikayesini yazmaya devam ediyor. Bize yalnız olmadığımızı hissettirdiğiniz için siz değerli takipçilerimize teşekkür ediyoruz. ”

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu gazeteciler için ortak açıklama: Gazetecilik suç değildir-VİDEO

    Tutuklu gazeteciler için ortak açıklama: Gazetecilik suç değildir-VİDEO

    PİRHA-Diyarbakır, İstanbul ve Mersin’de bir araya gelen gazeteciler, tutuklu bulunan 16 gazeteci için açıklama yaparak, “Gazeteciliği suç olarak gören bu zihniyet gazetecileri hapsetmekten yılmadı, biz de asıl suçluların onları hapsedenler olduğunu söylemekten yılmadık, yılmayacağız. Gazetecilik suç değildir, suçlu arayanların adresi gazetecileri hapsedenlerdir” denildi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 8 Haziran’da gözaltına alınan 22 kişiden 16 gazeteci tutuklandı. Nöbetçi Sulh Mahkemesi’ne sevk edilen JİNNEWS Müdürü Safiye Alagaş, DFG Eşbaşkanı Serdar Altan, MA Editörü Aziz Oruç, Xwebûn Yazıişleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş,  Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin tutuklandı. Gazeteci Esmer Tunç, Mehmet Yalçın, Kadir Bayram, Feynaz Koçuk ve İhsan Ergülen ise adli kontrolle serbest bırakıldı.

    Tutuklanmalarının birinci ayında gazeteciler ve meslek örgütleri, 16 tutuklu meslektaşları için Diyarbakır, İstanbul ve Mersin’de bir araya geldi.

    İSTANBUL

    İstanbul’daki gazeteciler, 16 meslektaşının tutuklanmalarının birinci ayında Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya geldi. Açıklamayı DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren okurken, açıklamaya CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ile HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu destek verdi.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Diyarbakır’da 16 Kürt gazetecinin gerçekleri haberleştirdikleri  için 1 aydır tutuklu olduğuna dikkat çeken Faruk Eren, “Gözaltılar, soruşturmalar, tutuklamalar, işsizlik, erişim engelleriyle fiili sansürler gazeteciliğin hali pür melali. İktidara yetmemiş olacak ki sansür yasası yalan haberlerin mucitleri tarafından temcit pilavı gibi önümüze getiriliyor. Dünyaca tanınan iki medya kuruluşu Deutsche Welle ve Voice Of America’nın internet sitelerine erişim engellendi. Meslektaşlarımızla birlikte mesleğimiz de haber alma hakkı da tutsak” dedi.

    AKP ve MHP iktidarının sistematik baskı politikası seçim atmosferinde daha da katmerleneceğine işaret eden Faruk Eren,  “16 Haziran’da 16 gazeteci arkadaşımızın tutuklanması bunun işaretlerinden biriydi. Meslektaşlarımıza sorgularında “bu haberi niye yaptın” diye soruldu. Fotoğraf makinaları, bilgisayarları ya suç deliliymiş gibi el konuldu ya da polis tarafından kullanılmaz hale getirilecek şekilde tahrip edildi. Gazetecilerden hırsını alamayan iktidar gazetecilik ekipmanlarına bile tahammül gösteremedi. Gazeteciliği suç olarak gören bu zihniyet gazetecileri hapsetmekten yılmadı, biz de asıl suçluların onları hapsedenler olduğunu söylemekten yılmadık, yılmayacağız. Gazetecilik suç değildir, suçlu arayanların adresi gazetecileri hapsedenlerdir” diye konuştu.

    MERSİN

    Mersin’de gazeteciler İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi’nde bir araya geldi. Demokratik kitle örgütü temsilcilerinin de destek verdiği açıklamada tutuklu bulunan gazetecilerin mesajları paylaşıldı.

    “HABER ALMA HAKKINIZA SAHİP ÇIKIN”

    Açıklamayı okuyan Mahmut Sönmez, adliyelerin basın mensupları için bir öğütme makinası haline geldiğini, polisin de sokağı gazeteciler için gittikçe daralttığını, adeta bir mafya üyesiymiş gibi tehditler savurduğunu, darp edip, işkence uyguladığını vurgulayarak, “Gazeteci hapsetmekte mahir olan iktidarın herhangi bir üyesi, ağzını ne zaman açsa cezaevinde gazetecilerin bulunmadığını söylüyor. Hapiste tek bir gazeteci kalmayıncaya dek bu diyarlara özgürlük ve demokrasi gelmeyeceğini biliyoruz ve herkesi başta Kürt basını olmak üzere gazetecilere ve gazeteciliğe yönelik baskılara karşı oluşan sessizlik duvarını yıkmak için ses çıkarmaya davet ediyoruz. Haber alma hakkınıza sahip çıkın istiyoruz” ifadelerine yer verdi.

    “GAZETECİLİĞİ VE GAZETECİLERİ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    “Biz artık hapsedilen meslektaşlarımızın tutuklu kaldığı gün sayısını tutan bir sayaç olmak istemiyoruz” diyen Sönmez, “Gazetecilerin görevi haber olmak değil, yönetenlerin baskısına karşı yönetilenlerin yanında olmaktır. Gazetecilerin yeri hapishaneler değil sokaklardır. Meslektaşlarımızın bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Onlar suçlu değil, onları hapsedenler suçludur. Bizler gazeteciliği ve gazetecileri savunmaya devam edeceğiz” diye belirtti.

    Tutuklu bulunan gazetecilerden Mehmet Al Ertaş, Aziz Oruç ve Serdar Altan’ın mesajları okundu.

    Serdar Altan, gönderdiği mesajda hukuki hiçbir açıklaması, gerekçesi olmayan bir operasyonla alıkonulduklarını belirterek, “Özgürlüğümüzden, işimizden mahrum bırakıldık. Suçumuz ne? Elbette, sadece gazetecilik yapmak. Biz yazıp çizenler, çekip görüntüleyenler, anlatıp söyleyenler sadece kendi sesinin çıkmasını, sadece kendi sesinin duyulmasını isteyenleri rahatsız ettik. Bunun sonucunda da tutuklandık. Bunun bizi susturacağını düşünenler yanılıyor. Bizler gazetecilik yapmaya, sadece kendi sesini duymak isteyenleri rahatsız etmeye devam edeceğiz. Gazeteciliğe inanan, bizlerle dayanışma içinde olan başta meslektaşlarımız olmak üzere herkese teşekkür ederiz. Dayanışmayı büyütmek umuduyla” diye aktardı.

    Aziz Oruç da, “Biz gazeteciler, hukuksuz bir şekilde tutuklandık. Bir ay içinde iki cezaevi değiştirdik. En son, yüksek güvenlikli cezaevinde olmamıza karar verildi… Biz gazeteciyiz. Bunu onlar da biliyor. Nerede olursak olalım, gazeteciliğe devam edeceğiz. Bunu da biliyorlar. Dışarıdaki dayanışma bize güç veriyor. Bu dayanışmayı dışarıdan içeriye; içeriden dışarıya büyütmeli, sürekli kılmalıyız. Özgür günlerde buluşmak dileğiyle” mesajını paylaşırken, Mehmet Ali Ertaş ise gönderdiği mesajda, “Biz özgür gazeteciler işimizi yaptığımız için, doğru haberler naklettiğimiz için tutuklandık. Kamuoyu gazeteci olduğumuzu da, tam da bu yüzden tutuklandığımızı da biliyor. İktidar sahipleri ise “sadece bir mikrofon var; bunu sadece benden olanlar, sadece benden olanlara yöneltebilir” diyor. Hayır, böyle olmayacak. O mikrofondan çıkan sesi duymak da o mikrofona konuşmak da bütün vatandaşların hakkı. Bizler bunun bilinciyle gazetecilik yapmaya, vatandaşların bilgiye ulaşmasını sağlamaya devam edeceğiz. Dayanışma gösteren herkese teşekkürler” diye ifade etti.

    İHD Çukurova Temsilcisi avukat Bedri Kuran da, gazetecilerin tutuklanmasının hak ihlali olduğunu ve gazetecilerin serbest bırakılması çağrısında bulunarak, davanın takipçisi olacaklarını söyledi.

    İSTANBUL-MERSİN/PİRHA

     

  • ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    ‘AKP-MHP’nin yasa teklifi geçerse, geriye ısmarlama iş yapan haberciler kalacak’

    PİRHA- AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin verdiği yeni yasa teklifine ilişkin konuşan Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi Ayçin Özoktay, “Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor” dedi. Özoktay, ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını da  vurguladı.

    AKP ve MHP’nin ‘dezenformasyonla mücadele’ olarak nitelendirdiği basın kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin teklif bu hafta Meclis Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye devam edecek.

    Teklifin birçok maddesine itirazı bulunan muhalefet partileri, özellikle ‘sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse’ için hapis cezası öngören 29. maddesinin çıkarılmasını talep ediyor.

    Basın meslek örgütleri ve iletişim uzmanları da teklifin yeni bir sansür yasası olduğunu vurguluyor.

    Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde araştırma görevlisi olan ve İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı’nın kurucularından Ayçin Özoktay söz konusu yasayı PİRHA’ya değerlendirdi.

    “İLETİŞİM EMEKÇİLERİNİN, MEDYA PATRONLARININ KARŞISINDA BİR ARAYA GELMESİNİ İSTİYORUZ”

    İletişim alanına emek cephesinden bakan çalışmalar ürettiğini belirten Özoktay, iletişim emekçileri olarak bir dayanışma ağı kurma amaçlarını şöyle anlattı:

    “Özellikle son yıllarda palazlanan krizde, sermaye sınıfı örgütlü biçimde emekçilerin karşısında kendini sürekli koruyabilirken, örgütsüz işçilere ise işsizlik, düşük ücret ya da muazzam sömürü ortamı kalıyor. İletişim sektörlerinde çalışanlar bu ortamdan en çok etkilenen kesimlerden. Öncelikle İletişim Emekçileri Dayanışma Ağı, medya patronlarının karşısında yalnızlaşan, örgütsüzleşen emekçilerin bir araya gelmesi ve dayanışmasını amaçlıyor. Kabaca basın, yayın ya da genel anlamda medya sektöründe çalışan emekçilerin maruz kaldığı patron baskısı ve zorlu iş koşullarına karşı bir araya gelerek çözümler üretme gibi bir amacımız var.

    “HAK GASPLARINA KARŞI YALNIZ DEĞİLİZ”

    Çalışmamız sadece gazetecileri değil, medyada çalışan tüm emekçileri kapsıyor. Tutunmanın en zor olduğu iş kollarından biri olduğu bilinen medyada, kendimize bir mücadele alanı yaratmayı ve hak gasplarına karşı yalnız olmadığımızı söylemeyi amaçlıyoruz. Bu bağlamda gönüllü avukatlarımız ile birlikte hareket ediyoruz. Diğer yandan iletişim sektörüne yeni atılan ya da atılacak genç arkadaşlarımız ile dayanışma atölyeleri yürütüyoruz. Dayanışma ağımızda herkesin bir sorumluluğu oluyor. Bir ekip oluşturduk. Bugün röportajda sözcü olarak ben konuşsam da yapılan, edilen, söylenen her şey kolektif işliyor.”

    “HABERCİLİK FAALİYETLERİNDE, YASAL VE HUKUKİ SÜREÇLERDE BİR TÜR GRİ ALAN YARATMA ÇABASI VAR”

    AKP iktidarının Meclis’e getirdiği yeni basın düzenlemesine ilişkin konuşan Özoktay, bu yasa teklifinde geçen ‘dezenformasyon’ kelimesinin oldukça muğlak bir şekilde tanımladığını ve ifade özgürlüğü ihlaline kapı araladığını vurguladı.

    Yasada yapılan ‘dezenformasyon’ tanımının ucunun açık olduğunu ifade eden Özoktay, “Dolayısıyla yasal ve hukuki süreçlerde bir tür gri alan yaratma gayeleri olduğunu görüyoruz. Ayrıca bu yasayla sansürün kapsamı genişletilerek TCK’ya, ‘halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’ suçu eklenecek ve suçun tanımı oldukça muğlak. ‘Dezenformasyon’  suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve bu ceza, ‘failin kimliğini gizli tutması’ durumunda, yani ismini belirtmek istemeyen kaynaklarla yürütülen habercilik faaliyetinde ağırlaşıyor” diye konuştu.

    “‘BASIN KARTI’ MÜJDESİYLE OYALAMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    Yasa teklifinin içerisinde internet mecralarına basın kartı verileceği ile ilgili maddenin de yer aldığını dile getiren Özoktay sözlerine şöyle devam etti:

    “Danıştay’ın Basın Kartı Yönetmeliği’ne ilişkin yürütmenin durdurulması kararını kaldırdığını; basın kartının kime, hangi koşullarda verileceği ya da nasıl iptal edileceğine ilişkin inisiyatifin İletişim Başkanlığı’na devrolduğu gerçeğini anımsatmak istiyorum. Bu bir ‘mükafat’ değil. 212 gibi bir mesele hala can yakıcı haldeyken süreci ‘basın kartı’ müjdesiyle oyalamaya çalıştıklarını düşünüyoruz.”

    “YASA SANSÜRÜN KAPSAMINI GENİŞLETİYOR”

    Mevcut iktidarın hali hazırda, gazetecilere ve basına yönelik ağır bir sansür ve baskısının var olduğunu söyleyen Özoktay, söz konusu yasanın sansürü ve baskıyı daha da arttıracağına dikkat çekti.

    Özoktay, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “20 yıllık AKP dönemi, zaten Türkiye’de basının geçirdiği en karanlık dönemlerden biri. Bu yasa, sansürün kapsamını genişleterek internet mecralarını da kontrol altına almayı amaçlıyor. Bizim anladığımız AKP iktidarı, habercilik faaliyetine yeni kurallar koyup eski köye yeni adet getiriyor. Bahsettiğimiz yasa teklifi, mesleğini layıkıyla yapmaya çalışan tüm basın emekçilerine aba altından sopa gösteriyor. İnternet gazetelerinin de resmi ilan alabileceği üzerinde konuşuluyor. Bu bir kesime avantaj gibi görünse de akla Menderes dönemi sansürleri ve ilan paylaşımını getiriyor. Tek tip haberler, şiddetli otosansür ve üstüne hapis cezası…”

    “BU YASA TEKLİFİ GEÇERSE, GERİYE ISMARLAMA İŞ YAPAN HABERCİLER KALACAK”

    Basın emekçilerinin talebinin öteden beri habercilik faaliyeti üzerindeki baskı mekanizmalarının derhal ve koşulsuz olarak kaldırılması olduğunu aktaran Özoktay, son olarak şunları kaydetti:

    “Tehdidin sürekli arttığı, gazeteciliğin bütünüyle iktidarın tekeline sokulmaya çalışıldığı ve ifade hürriyetinin iğdiş edildiği karanlık bir dönemdeyiz. Bu yasa teklifi bize, baskı karşısında sessiz kaldıkça bu iş kolunda geriye sadece ısmarlama iş yapan habercilerin kalacağını anlatıyor. Genel manada medyada çalışan tüm emekçilerin, karşılaştıkları sorunlara çözüm bulabilecekleri ya da en azından kendilerini yalnız hissetmeyecekleri bir örgütlenme alanı oluşturma gayretindeyiz. Burası ‘esnek çalışma’ adı altındaki sömürünün en yoğun olduğu iş kolu ve patronların iki eli boğazımızdayken bir şeyler yapmanın zaruri olduğu kanaatindeyiz. Çalışmalarımızı bu amaçla sürdürmeye ve örgütlenmeye devam edeceğiz.

    Bu hafta Adalet Komisyonu’nda tekrar görüşmeler olacak. Özellikle hapis cezası gündemi konusunda tüm meslek örgütleri ellerinden geleni yapmaya çalışıyor. Biz de bu süreçte elimizden geldiğince sesimizi çıkartacak, yasanın gazetecilik mesleğine ne kadar ağır bir darbe olduğunu yorulmadan anlatacağız.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • ‘PİRHA pes etmeyenlerdendir’-VİDEO

    ‘PİRHA pes etmeyenlerdendir’-VİDEO

    PİRHA-Beşinci yılını geride bırakan Pir Haber Ajansı’nın kuruluş sürecine ilişkin konuşan gazeteci ve Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş, “Aleviler ölmediği sürece ana akım medyada hiç yer bulmuyor. TV10’da çalışırken “Keşke bir ajansımız olsaydı” diyorduk. Çünkü biliyoruz Alevi toplumu hareketli ve sürekli bir gelişme vardı. Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk. Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. PİRHA pes etmeyenlerdendir” ifadelerini kullandı. 

    Pir Haber Ajansı (PİRHA) 5’inci yılını geride bıraktı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan TV10 içerisinde emek veren gazeteci ve Alevi aktivist Çilem Küçükkeleş, PİRHA’nın kuruluş sürecini anlattı.

    Çilem Küçükkeleş, “Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk; aynı zamanda bunu başkasına yorumlatmayı bırakıp, kendimiz üzerine cümle kurduk. Alevi haberciliği bugün geldiği yer açısından çok değerlidir.  Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. Bir şeyi yapıp, olmadığında da pes edip gittiğiniz zaman hiçbir yere erişemiyorsunuz. PİRHA pes etmeyenlerdendir. Sürekliliğinin devam etmesini, başta kadınlar olmak üzere bu toplumun dilini mikrofonlarına taşımasını diliyorum. Birçok şeyi de başardı. Bundan sonrasını da başaracağını düşünüyorum” dedi.

    “ALEVİLER ÖLMEDİĞİ SÜRECE ANA AKIM MEDYADA YER BULMUYOR”

    Çilem Küçükkeleş, TV10 sürecine değinirken, “Ajans meselesini anlayabilmek için biraz habercilik yapmak gerekiyor. Ben de TV10’da haber masasında çalışmış biriyim. O dönem haber yapmak için tüm internet sitelerini, görsel basını, Alevi kamuoyunun bilindik, tanındık sosyal medya hesaplarını tarayarak, günde zorla 5-6 haber çıkartabiliyorduk. Çünkü Aleviler ölmediği sürece ana akım medyada hiç yer bulmuyor. Adına demokratik diyebileceğimiz özgün gazetecilik yapan kesimler açısındansa başına bir şey gelmediği sürece ilgi çeken bir alan değildi. Dönem dönem yazı dizileri oluyordu. Fakat onun dışında “Bu toplum ne yapıyor, bir şey sorduğunuzda ne söylemek istiyor?” bu çok eksikti” ifadelerini kullandı.

    “TV10 MİKROFONUNUN GİRMEDİĞİ KÖY NEREDEYSE KALMADI”

    TV10 döneminde bir ajans hayallerinin olduğunu aktaran Çilem Küçükkeleş, şunları söyledi:

    “Haber yaparken de en büyük hayallerimizden biri “Keşke bir ajansımız olsaydı.” Çünkü biliyoruz Alevi toplumu hareketli, sürekli bir gelişme vardı ama haberi yapacak muhabirimiz çok yoktu. TV10 mikrofonunun Türkiye’de girmediği köy kalmadı neredeyse. Fakat onun mikrofonu bir köydeyken başka bir köyde başka bir şey oluyordu. Görüntüleme imkanımız olmuyordu. Toplum bize muhabirlik yapabilir mi diye düşündük. Bir alışkanlık oluştu ve belki hala devam ediyor.”

    “ALEVİ TOPLUMU NE KADAR ÇOK VE RENKLİ OLDUĞUNU TV10 EKRANLARINDA GÖRDÜ”

    “TV10 bir dergah gibiydi. Katkı ile yürüyordu. Topluma hizmet ediyordu” diyen Çilem Küçükkeleş, PİRHA’nın kuruluşuna ilişkin de şu ifadeleri kullandı:

    “Bütün bu koşullar içinde haber yapmanın büyük zorluğu vardı. Ajansımız olsaydı o dönem açısından dünyamız değişecekti. Alevi haberciliğini çok önemseyen birisiyim. İlk gelenek oluşuyor. Yeni yapıyorduk. Şu heyecanı da hep yaşadık. Bir şeyin temel taşlarını örüyoruz ve bu titizlikle çalışmak gerekiyor. Aleviler dışında kimi haberini yaparız, sorusunu şöyle cevapladık: Mazlum olanın. Devletin hışmına uğrayan, ötekileştirilen herkese de Aleviler gibi yaklaşmak ve onların sesini mutlaka yansıtmak gerekir diye düşünüyorduk.

    PİRHA, habercilik yapanlar için çok kıymetli. Alevi toplumu açısından da çok kıymetli bir yerde duruyor. Bizim de bu dünyaya bir bakışımız, hayatımızın bir akışı vardı. Bununla ilgili olarak birbirimizi haberdar etmek istiyorduk. Bir Alevi kurumu açıklama yaparken, eskiden hiç mikrofon olmazken; önüne birkaç Alevi medyasının mikrofonu dizildi. Alevi toplumu ne kadar çok olduğunu TV10 ekranında fark etti. Herkes bulunduğu yerde kendisini küçük ve az sanıyorken; tam tersi Türkiye’nin her yerinde olduğunu gördü. O ekran bize gösterdi ki; o kadar çok ve renkliyiz ki, hepimiz açısından müthiş bir özgüven gelişti.”

    “ALEVİ TOPLUMUNDA GELİŞEN ÖZGÜVENİN ÖNÜ KESİLMEK İSTENDİ”

    Çilem Küçükkeleş, TV10’nun kapatılmasıyla Alevi toplumunda gelişen özgüvenin önünün kesilmek istendiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Alevi toplumunda gelişen bu özgüvenin önü kesilmek istendi. Mikrofon tutmanın, duyguyu, bakışı dışarı yansıtmanın yolunu bulmak, toplumu tarif etmeye çalışan devlete öyle olmadığını anlattı. Bu da ciddi rahatsızlıklar oluşturdu. Biz sadece ölürken haber olan toplumlar olarak bu kez ne yaşıyorsak haber yapma imkanı bulduk; aynı zamanda bunu başkasına yorumlatmayı bırakıp, kendimiz üzerine cümle kurduk. Alevi haberciliği bugün geldiği yer açısından çok değerlidir. Bu toplumun kadınlarının en çok sesi de PİRHA ve CAN TV gibi daha eşit yaklaşan yerden durduğu için çok daha fazla yansıdı.

    “PİRHA PES ETMEYENLERDENDİR”

    Dönem dönem dosyalar hazırlanırken; mutlaka bir denge kuruluyor. Kadınlar düşüncelerini aktarıyor. Ne kadar değerli cümleler kurduklarını, bazen erkekleri çok aşan yerde durduğunu açığa çıkarıyor PİRHA. Beşinci yaşını doldurdu. İyi ki de oldu PİRHA. Ömrü uzun olsun. Süreklilik Alevilikte çok önemlidir. Bir şeyi yapıp, olmadığında pes edip gittiğiniz zaman hiçbir yere erişemiyorsunuz. PİRHA pes etmeyenlerdendir. Sürekliliğinin devam etmesini, başta kadınlar olmak üzere bu toplumun dilini mikrofonlarına taşımasını diliyorum. Birçok şeyi de başardı. Bundan sonrasını da başaracağını düşünüyorum.”

    Barış KOP / İSTANBUL

  • RTÜK Başkanı Şahin’den kanallara talimat: Kalabalık görüntü kullanmayın

    RTÜK Başkanı Şahin’den kanallara talimat: Kalabalık görüntü kullanmayın

    Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin, medya kuruluşları temsilcilerine sokağa çıkma kısıtlamaları haberlerinin görüntüleriyle ilgili gönderilen yazıda “Hatırlatmamızın amacı, sağlığımız için milletçe büyük emek verdiğimiz tam kapanma dönemini hakkıyla sonlandırmaya katkıda bulunmaktır” ifadeleri yer aldı. RTÜK üyesi İlhan Taşçı ise Twitter hesabından RTÜK Başkanı Şahin’e tepki gösterdi.

    RTÜK tarafından, medya kuruluşları temsilcilerine mesaj gönderildi. Televizyonlarda yayınlanan bazı görüntülerin arşiv niteliğinin belirtilmeden yayınlandığının tespit edildiği belirtilen uyarıda şöyle denildi:

    “Özellikle tam kapanma döneminde, başta haber bültenleri olmak üzere birçok programda arka planda kalabalık görüntülerin yer alması, insanların kurallara uymadığına ve kolluk kuvvetlerinin de görevlerini yerine getirmediğine dair bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet vermektedir. Bilindiği üzere 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un 8’nci maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde ‘…görüntülerin arşiv veya canlandırma niteliği ile ajanslardan veya başka bir medya kaynağından alınan haberlerin kaynağının belirtilmesi zorunludur’ hükmü yer almaktadır. Bu sebeple tüm milletçe büyük fedakarlıklarla yürüttüğümüz tam kapanma dönemini sağlıklı bir şekilde sonuçlandırmak için yapılan yayınlarda, kalabalık görüntülerin yerine boş cadde ve sokak görüntülerinin kullanılması hususunda hassasiyet gösterilmesi ve zaruri durumlarda ise görüntülerin arşiv niteliğinde olduğunun mutlaka belirtilmesi gerekmektedir. Gereğini rica eder, iyi çalışmalar dileriz.”

    “TELEVİZYONLARIN LEBALEP GÖRÜNTÜLERİ KULLANMAMALARI İSTENDİ”

    RTÜK üyesi İlhan Taşçı, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, gönderilen mesaj nedeniyle RTÜK Başkanı Şahin’e tepki gösterdi.

    Taşçı, “RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, bugün televizyon kanallarının yöneticilerine özel hattan bir ‘talimat’ gönderdi. Televizyonların lebalep görüntüleri kullanmamaları; bunun yerine ‘boş cadde ve sokak görüntülerinin kullanılması’ istendi! Stadlar, kongreler gösterilmeyecek!” ifadelerini kullandı.

    RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ise, Twitter hesabından yaptığı açıklamada Taşçı’ya cevap verdi. Şahin, “Görevimiz gereği çok açık ve sade bir dille yaptığımız yapıcı hatırlatmayı çarpık zihniyetle manipüle etmek tam da sahibine yakıştı. Sokaklar ve gündem boş olunca malum art niyetli zihniyet de mal bulmuş mağribi gibi üzerine atladı. Çok yazık. Hatırlatmamızın amacı, sağlığımız için milletçe büyük emek verdiğimiz tam kapanma dönemini hakkıyla sonlandırmaya katkıda bulunmaktır. Tüm yıldırma çabalarına rağmen işimizi layıkıyla yapmaya devam edeceğiz” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Koronavirüs haberi yapan gazeteci Aydın Atay’a soruşturma

    Koronavirüs haberi yapan gazeteci Aydın Atay’a soruşturma

    PİRHA – Diyarbakır Adliyesi’nde alınan koronavirüs önlemlerine ilişkin haberi sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Aydın Atay hakkında “halk arasında endişe, korku ve panik yarattığı” iddiasıyla soruşturma başlatıldı.

    Mezopotmaya Ajansı’nın koronavirüse karşı Diyarbakır Adliyesi’nde alınan önlemleri içeren “Diyarbakır Adliyesi kapandı!” başlıklı haberini sosyal medya hesabında paylaşan gazeteci Aydın Atay hakkında soruşturma başlatıldı.

    Halk arasında endişe, korku ve panik yaratmakla suçlanan MA muhabiri Aydın, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Büro Amirliği’nde ifade verdi.

    Sosyal medya hesabında paylaştığı haberin suç teşkil etmediğini, aksine haberin içinde Diyarbakır Barosu ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın adliyede koronavirüse karşı aldığı tedbirlerin yer aldığını söyleyen Aydın, haberi paylaşma amacının kimseyi korkutmak olmadığını ifade etti. Paylaşımı haber amaçlı yaptığını kaydeden Aydın, suçlamaları reddetti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Emre Orman tutuklandı

    Gazeteci Emre Orman tutuklandı

    Gazeteci Emre Orman, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmasının ardından bugün çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

    Gazeteci Emre Orman, dün sosyal medya hesabından yaptığı savaş karşıtı paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınmasının ardından bugün çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandı.

    Dün sabah saatlerinde Ataşehir’deki Kayışdağı’da gözaltına alınan Orman, Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldükten sonra bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde hakim karşısına çıkarıldı.

    Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınan gazeteci Orman, çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandı.

  • ‘Ağustos ayında 700 haber sansürlendi’

    ‘Ağustos ayında 700 haber sansürlendi’

    Özgür Gazeteciler İnisiyatifi (ÖGİ), Ağustos’ta gazetecilere yönelik hak ihlalleri raporunu açıkladı.

    Raporda, “Her ay gazeteciler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, yargılanıp cezalandırılıyor. Ağustos ayında gazetecilere yönelik baskılar zirve yaptı. Gazeteciler defalarca engellendi, haklarında soruşturma ve dava açıldı. Yüzlerce haberin erişimi engellendi” denildi.
    Basına dönük keyfi ve yasa dışı baskıların son bulması istenilen raporda, “Türkiye’de hala 146 gazeteci tutuklu bulunuyor. Hükümet Türkiye’nin demokratik bir ülke ve hukuka saygılı olduğunu savunuyorsa, derhal tutuklu gazetecileri serbest bırakmalı, gazetecilere dönük baskılara son vermelidir” diye kaydedildi.

    15 GAZETECİ GÖZALTINA ALINDI

    146 gazetecinin tutuklu bulunduğu belirtilen raporda, Ağustos ayında 15 gazetecinin gözaltına alındığı, 2 gazeteciye soruşturma açıldığı, 5 gazeteci hakkında dava açıldığı, 1 gazeteciye 2 yıl 4 ay hapis cezası verildiği, 700 habere erişimin engellediği, 1 gazetecinin evine baskın yapıldığı, 2 gazetecinin darp edildiği, 1 gazetecinin silahlı saldırıya uğradığı, 1 gazetecinin baskılardan kaynaklı mesleği bıraktığı açıklandı.

    Van, Mardin, Diyarbakır ve İstanbul’da gazetecilerin haber takibinin engellendiği vurgulanan raporda, RTÜK’e internet üzerinden yayın yapan radyo ve televizyonlara sansür yetkisi verildiği belirtildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sansür artık her yerde

    Sansür artık her yerde

    24 Temmuz sansürün kaldırılışının 110. yılında TGS, DİSK Basın İş, Basın Konseyi ve TGC sansürün artık her yerde olduğuna vurgu yaptı.

    2. meşrutiyetin ilanının ardından ağır baskı altındaki gazeteciler ve matbaacılar sansür memurlarını binalarına sokmayarak fiilen sansürün kaldırılmasını sağladı. ‘Âli Kararname’ ile yürürlüğe giren sansür, 32 yıl sonra resmi olarak kaldırılmış oldu. Bu tarihi olayın önemini vurgulamak için, 1946 yılında 24 Temmuz günü Gazeteciler ve Basın Bayramı olarak kutlanması kararlaştırıldı. Ancak Türkiye’de o günden beri ifade ve basın özgürlüğü her zaman baskı ve yasaklamalarla, gazeteciler hapis ve sürgünle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Sansürün kaldırılmasının 110. yılı vesilesiyle Türkiye’de medyanın içinde bulunduğu durumu değerlendiren basın örgütleri, medyanın hâlâ sansür baskısı altına alındığına ve gazetecilerin cezaevlerine konulduğuna, halkın haber alma hakkının yok edildiğine dikkat çekerken, 24 Temmuz’un bayram değil ifade ve basın özgürlüğü için mücadele günü olduğunu vurguluyor.

    Sansürün kaldırılışının 110. yılında TGS, DİSK Basın İş, Basın Konseyi ve TGC’nin açıklamaları şöyle:

    “10 YILDA 10 BİN GAZETECİ İŞSİZ BIRAKILDI”

    Gazeteciler Sendikası: Bugün 24 Temmuz, yani sansürün kaldırılışının 110. yıl dönümü. 1908’de II. Meşrutiyetin ilân edildiği günün gecesinde gazeteciler sansür memurlarını “Basın hürdür, sansür yasaktır” diyerek geri çevirmişti. Sansür, işte böyle fiilen kaldırılmıştı. Sansürün kaldırılmasını bir süre bayram olarak kutlayan meslektaşlarımız, 12 Mart 1971 darbesiyle matbuat üzerindeki baskı artınca ‘bayram’ sözcüğünü kullanmamaya başladı. Şimdi soruyoruz: Türkiye’de sansür gerçekten kalktı mı?  Türkiye tarihinde gazetecilere, medya kuruluşlarına sansür uygulanmadığı bir dönem olduğunu söylemek neredeyse imkânsız. Bugün medyanın yüzde 90’ı Saray kontrolünde ve büyüm medya kuruluşları Saray’dan gelen telefonlar ya da hükümet komiserleriyle yönetiliyor. Sansür uygulamaları son hız devam ediyor.  Sansürün -resmi olarak- kaldırılışının 110. yıldönümünde haberi, fikir hürriyetini, mesleğin temel ilkelerini savunmak zorunda kaldığımız bir dönemden geçiyoruz. 24 Temmuz’un gazeteciler için kutlanabilir bir gün olması ancak cezaevlerindeki meslektaşlarımızın serbest bırakıldığı, iktidarın medya kuruluşları üzerindeki baskısına son verdiği, gazetecilerin işini yapabildiği bir ülke olduğumuzda mümkün olacak. 143 gazetecinin yazdıklarından dolayı cezaevlerinde tutulduğu, 10 yılda 10 bin gazetecinin işsiz bırakıldığı, gazetecilerin ve gazeteciliğin hedefte olduğu bir ülkede medya özgürlüğünden ve demokrasiden bahsetmek mümkün değil. 110 yıl sonra bugün yine binalarımıza giren sansür memurlarını el birliğiyle kovacağız. Basın hürdür, sansür edilemez!

    “SANSÜR FİİLİ OLARAK HÂLÂ YÜRÜRLÜKTE”

    DİSK Basın İş Genel Başkanı Faruk Eren: Ülkemizde yıllarca kutlanan 24 Temmuz Basın Bayramı’nın bize göre hiçbir anlamı yoktur. Basın Bayramı olarak bu tarih sansürün kaldırılışının yıl dönümü olduğu için seçilmiştir. Artık bu günü kutlamak şaka gibi bir şeydir. Fiili olarak sansür, otosansür hâlâ yürürlüktedir. Sansürsüz yayın yapan gazeteler, televizyon kanalları, internet siteleri, haber ajansları ise büyük bir tehdit altındadır. OHAL bahanesiyle onlarca TV kanalı, gazete, internet sitesi ve haber ajansı kapatıldı. İktidarın hoşuna gitmeyen her haber soruşturma konusu oluyor. İki yüze yakın gazeteci hâlâ hapishanelerde. Yüzlerce gazeteci hakkında yaptıkları haberler ya da sosyal medya paylaşımları nedeniyle davalar devam ediyor. Bu koşullarda 24 Temmuz bizim için bayram değil, basın ve ifade özgürlüğü için sesimizi bir kez daha yükselteceğimiz bir gündür.

    “MEDYA YİNE SANSÜR VE OTOSANSÜR KISKACINDA”

    Basında sansürün son bulmasının 110. yılı nedeniyle Basın Konseyi de bir açıklama yaptı. Açıklamada Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığına dikkat çekildi:

    “Bugün Türkiye, dünya ifade ve basın özgürlüğü sıralamasında en sonlarda yer alıyor. Hiçbir dönemde olmadığı sayıda gazeteci ve yazar, ya cezaevlerinde; ya da mahkemelerde açılan binlerce davada sanık olarak yargılanıyor. Onlarca basın mensubu yazdıkları yazıdan, katıldıkları televizyon programındaki sözlerinden dolayı, ‘örgüt’ yaftası ile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına çarptırılmakta. En küçük eleştiriye, tek sütunluk habere ya da çizilen karikatüre onlarca yıl hapis istemiyle peş peşe  davalar açılıyor. Gazeteciler çok ağır, ödenmesi güç maddi yaptırımlarla cezalandırılıyor. Mahkemeler hiçbir indirime gitmeden ağır mahkumiyet kararları veriyor. Kapanan gazeteler, televizyonlar ve internet sitelerinde işsiz kalan binlerce gazeteci ve televizyoncu varken, medyamızın içinde bulunduğu böyle bir ortamda, 24 Temmuz’u ‘Gazeteciler ve Basın Bayramı’ olarak kutlayamıyoruz.”

    TGC: TUTUKLU GAZETECİLERİN ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMASINI BEKLİYORUZ

    Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Yönetim Kurulu, basında sansürün kaldırılışının 110. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada: “Basın ve düşünceyi ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır” dedi. TGC Yönetim Kurulunun yaptığı açıklamada, “Gelişmiş çağdaş ülkelerin arasında yer almanın ancak temel hak ve özgürlüklere sahip, birbiriyle barışık bir toplumla gerçekleşeceğini düşünüyoruz ve bu amaçla cezaevlerinde tutuklu gazetecilerin de özgürlüğüne kavuşmalarını bekliyoruz.” İfadelerine yer verildi.

     

     

  • CHP’li Yarkadaş: Cumhuriyet gazetesi davası aslında yaşadıklarımızın bir özeti-VİDEO

    CHP’li Yarkadaş: Cumhuriyet gazetesi davası aslında yaşadıklarımızın bir özeti-VİDEO

    PİRHA- Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatlarının bulunduğu 12’si tutuklu 19’unun yargılandığı davayı takip eden CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, bu davayla, gazetecilerin susturulup muhalif medyaya gözdağı verilerek AKP iktidarına karşı çıkanların engellenmesinin hedeflendiğini ifade etti. Yarkadaş, “Ama bilsinler ki ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkede halkın haber alma hakkını savunan aydınlar, yazarlar ve gazeteciler her zaman var olacaktır” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    “Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına ve anayasal düzene karşı suç işlemek” iddiasıyla tutuklanan ve tutuksuz yargılanan Cumhuriyet gazetesinin yönetici, yazar, muhabir ve avukatları hakkındaki dava İstanbul Adliyesi 27’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam ediyor.

    Çağlayan Adliyesi önünde ise IFJ, EFJ, IPI, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü, PEN gibi çok sayıda uluslararası gazeteci ve yazar örgütlerinin temsilcilerinin yanı sıra, CHP, HDP, Haziran Hareketi, EMEP, Halkevleri, DİSK gibi birçok parti ve partili ile sivil toplum örgütü de adliye önünde destek için bekliyor.

    Çağlayan Adliyesi önünde PİRHA’ya konuşan CHP milletvekili Barış Yarkadaş, 15 Temmuz alçak darbe girişiminin ardından AKP iktidarı bu darbe girişimini fırsat bilerek 20 Temmuz’da OHAL’i ilan ettiğine dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “20 Temmuz 2016 dan bugüne tam 352 gazeteci gözaltına alındı. O günden bugüne 104 gazeteci daha tutuklandı ve 20 Temmuz’dan bu yana tutuklanan gazetecilerin sayısı 178’e çıktı. OHAL’in ilanının ardından 173 medya kuruluşu kapatıldı. 800 gazetecinin basın kartına ve pasaportuna el konuldu. Bu 173 medya kuruluşunun kapatılmasıyla birlikte 2500 gazeteci işinden oldu ve sektörün neredeyse dörtte bir 20 Temmuz darbesinin ardından işsizler kervanına katıldı.”

    “İKTİDAR, GAZETECİLİĞİ BİR SUÇMUŞ GİBİ GÖRÜYOR VE ÖYLE MUAMELE YAPIYOR”

    “Bugün Cumhuriyet gazetesi davası aslında 20 Temmuz’dan bu yana yaşadıklarımızın bir özeti” diyen Yarkadaş, şunları ifade etti;

    “178 gazeteci cezaevinde ve bu gazeteciler içi boş iddianamelerle aslında içeride tutuluyorlar. Cumhuriyet gazetesi davasının iddianamesine baktığınızda iddianamede atılan twitler, yazılan yorumlar, facebook’ta yapılan paylaşımlar ve gazeteye konulan başlıklar var. Bu davanın bir gazetecilik davası, bir haber hakkı davası, halkın haber alma hakkının gasp edilmesi davası olduğunu göstermesi açısından somuttur. İktidar, gazeteciliği adeta bir suçmuş gibi görüyor ve gazetecilere bir suç örgütünün üyesiymiş gibi muamele yapıyor. Cumhuriyet gazetesi yazarlarının başına gelen de aslında bundan başka bir şey değildir.”

    “Cumhuriyet gazetesine açılan dava ile Cumhuriyet gazetesinin susturulması, muhalif medyaya gözdağı verilmesi, AKP iktidarına karşı çıkanların engellenmesi, susturulması ve toplumun geniş kesimlerine gözdağı verilmesi hedefleniyor” diyen Yarkadaş “Ama bilsinler ki ne yaparlarsa yapsınlar bu ülkede hem Cumhuriyeti, hem Cumhuriyet Gazetesi’ni hem de halkın haber alma hakkını savunan aydınlar, yazarlar ve gazeteciler her zaman var olacaktır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hollanda’ya uyuşturucu götürmeye çalışan zehir tacirlerine darbe

    Hollanda’ya uyuşturucu götürmeye çalışan zehir tacirlerine darbe

    İran’dan Hollanda’ya gitmek üzere İran vatandaşı A.D.A.’nın sevk ve idaresinde Pendik Limanı Ro-Ro sahasına gelen transit eşya taşıyan tır, şüpheli görülerek arama hangarına yönlendirildi. Gümrük muhafaza ekiplerinin araç üzerinde incelemeleri esnasında narkotik dedektör köpeği Akira’nın aracın dizel katkı maddesi deposunun bulunduğu kısma tepki vermesi üzerine deponun sökülmesine karar verildi. Deponun şamandıra kapağının sökülmesinin ardından depo içerisinde bulunan sıvı maddeden numune alındı. Dünyada sayılı ülke tarafından kullanılan, geleneksel uyuşturucuların yanında yeni nesil uyuşturucuları da tespit edebilen ve toplam 16 bin madde tanımlayabilen uyuşturucu test kiti ile yapılan analizde maddenin likit eroin olduğu belirlendi. Depodan boşaltılan söz konusu maddenin toplam ağırlığının 210 kilo olduğu tespit edildi. Yapılan laboratuvar analizinde de maddenin likit eroin olduğu teyit edildi. Söz konusu uyuşturucu maddenin piyasa değerinin yaklaşık 42 milyon TL olduğu anlaşıldı.

    Aracın şoförü hakkında Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu. Şahıs, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.